9.8.17

Temmuz Ayı Okuduklarım...Ev Hali...

Aslında tatil ile ilgili yazmak istediğim çok şey var ama döndüğümden beri çok az oturabiliyorum bilgisayar başına.
Bi yoğunluğumuz vardı. Anca ara ara yazabiliyorum.
 Daha önceki yazımda bahsetmiştim evin badana boya olacağından.
Döndüğümüz de bizi bekleyen bir yerleştirme, silme süpürme işi vardı. Tatildeyken camları, kapıları, koltukları sildirdim. Ki döndüğümde daha az iş kalsın bana.
En zoru yerleştirme kısmıydı benim için.
Kullanmadığımız giysi, obje, mutfak eşyasını tek tek elimden geçirip Sevgi Mağazası ile paylaştım.
Sonuçta bir şeyi bir iki yıldır kullanmıyorsam demek ki artık evden çıkartmanın zamanı gelmiştir.
Tabi böyle olunca toparlanmak zaman aldı. Birde çocuk olunca biraz daha yavaş yol aldık.
Tabi bütün yorgunluğa değdi.
Renk olarak Yeni Çağıl olsun dedik, daha önce ki renk koyu idi. Bu sefer aydınlık, ferah olsun istedik. Ve oldu da.
İyi günler de kullanalım :))))👪

 Tabi bu arada sizinle Temmuz ayında tatilde de olsam okuduğum kitapları paylaşmak isterim.
Geceleri okumalara devam ettim. Hem ruhuma hem kafama iyi geldi. Yoksa çok zor uykuya dalıyordum.................

1-  Muhtelif Evhamlar Kitabı/ Ömür İklim Demir
 
   Bu kitabı Lale Abla ( laleninbahcesi bloğu) önermişti. Kadıköy'e indiğimde almış yine okunacaklar arasında bekliyordu. Hem ince bir kitap olması sebebi ile de bekletiyor ve tatilde okurum diyordum. Yanıma aldım ve okudum.
Aman Allah'ım... nasıl bir kalemi kuvvetli bir yazarmış.
Bu kitabı ile ödül almış. Konusuna gelince şehir hayatı, tesadüfler, içimizde yaşadığımız acı-tatlı duygular vs.. her bir öykü bir yerinden birbirine bağlanıyor lokomotif gibi.
Yazar öykülerinde günlük hayatın içinde yaşadığımız evhamlardan yola çıkmış....

Kitap biti kapağını kapattım ama beynimde daha bitmemişti öyküler, kelimeler...
Okuyun diyeceğim kitaplardan oldu benim için....👍

2-Karanlıktan Sonra Haruki Murakami

Yine yazarın bizi duygularla ters yüz eden kitaplarından biri.
Çok seviyorum bu yazarın kalemini.
O kadar doğal geliyor ki anlatım tarzı sanki karşımda anlatıyormuş, fonda da sevdiği müzikler çalıyor...
Bu kitabında da daha çok aile içi çalkantılara, birbirimiz aslında ne kadar az dinlediğimize, gözlemlediğimize ve mış gibi yaşadığımıza dikkat çekiyor.

Yine beğenerek okudum yazarı.







3- Unutkan Ayna-Gürsel Korat

En başta demek isterim ki lütfen bu kitabı alın ve okuyun.....

O kadar kalemi kuvvetli, kelimeleri, cümleleri dokunaklı ve sizi hüsrana uğratmıyor ki...

Konusuna gelince; 1915 1.Dünya Savaşı, Nevşehir'de gerçekleşen Ermeni Tehciri, değiş tokuş edilen, yurtlarından edilen insanlar.

Bu kitapta diğer bir güzel yan ise size aslında birşeyleri, siyasi olayları dayatmıyor.

Tamamen insani duygulardan, yaşananlardan bahsediyor. Ölüm, öldürülme korkusundan, bu topraklarda atalarından beri yaşadığın halde nasıl yabancılaştırıldığından bahsediyor. Ve her iki tarafıda anlatılıyor ötekileştirme yapmadan....

Kendi sitesinde şöyle yazmış kitabı için; http://gurselkorat.blogspot.com.tr/2016/04/unutkan-ayna.html

Geciktiren aynalardan Borges söz etmişti. Ben unutkan aynalardan söz edeceğim.
Öyle bir unutuş ki, her şey gözümüzün önüne gelecek. Ben öyle yapacağım öykümü.
Gerçi "yaptım" demem daha doğru artık.
Önce sözleri yazdım, yazdığım sözleri söyledim, sonra bir daha yazdım. Zaman geçti, yazdıklarımı beğenmedim, yeniden yazdım. Düşündüm, bir daha yazdım. Bunun bir sonu olduğunu bilsem daha da yazardım.
Metni tamamladığımda şunu anladım: Büyüklerimden öğrendiğim dili içimde döndüre döndüre yazıyorum ben. Bir de dinlediğim öyküleri kılcal damarlarına kadar ayırıyorum. Annemin anlattığı şeyleri görsem bu kadar derinden anlatamazdım.
Görmediklerimi, bildiğim yerlerde yazdım. 
Hindistan'da üç yıl esir kampında tutulan, savaş gazisi dedemin lakabı "Delisolak"tır. Onun solak torunu olarak yazdım. Yozgatlı akrabalarımdan, eşden dosttan dinlediklerimi düşündüm, Çandır'ın kuzeyindeki İğdeli'de gördüğüm okul binasının önünde bunları anımsadım, sonra satırla adam kesilen kanlı pınarların başında, söğütlerin dibinde oturdum, öyle yazdım. Develi'de dağları aşarak, Felahiye'de ırmak sularına bakıp coşarak, Erkilet'te Erciyes'e bakıp şaşarak yazdım.
Nefes nefese koştum yazdıklarımın peşinden. Anlattıklarımın hepsinin acısını çektim, sevincini kendimden ekledim.
Unutkan Ayna'yı eline alanlar da anlatıcının yaptığı gibi koşup duracaklar; onları ne etkiler bilinmez ama dilerim atın boyunduğuna astığım fener gözlerini kamaştırır.
Geciktiren aynalar birbirini izleyen, eş zamanlı hareket edemeyen görüntüleri aklımıza getirdiği için çok heyecan vericiydi. Unutkan aynalar, bir görüntünün kaynağından çok uzaklarda ve çok sonraki zamanlarda belirmesi anlamına geldiği için heyecan verir mi bilmem ama benim zaman konusunda söylediğim sözün sırlanmış halidir.
Bu romanımda zamanın aklımı kurcalama biçiminin ne olduğunu, bir soran olursa, böyle açıklayabilirim.



4 yorum:

  1. Güle güle, huzurla oturun :)

    Kitapları not alayım.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Amin teşekkür ederim Handan Abla.
      Sevgiler, iyi geceler.

      Sil
  2. Bizde temmuz ayında badana boya yaptık zor oluyor ama sonrası muhteşem:) bizde epeyce eşya verdik (gerçi ben sürekli veririm) bu arada karanlıktan sonrayı aldım ama daha okumadım ben de severim diye düşünüyorum. Güle güle oturun, sevgiler:)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkürler siz de güle güle iyi günlerde oturun. Badana boyadan sonra evin o temiz, mis gibi kokan kokusunu seviyorum.
      Murakami seviyorsanız bu kitapta güzeldi.
      Sevgiler, iyi geceler. :)

      Sil