Ara Kitap etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Ara Kitap etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

29.3.19

Biten Kitaplarım...

Yine yapmış yapacağını Dan Brown...
Başlangıç kitabını bir solukta okudum
Özellikle konusu çağımızın çok da yabancı olmadığı  sanal gerçeklik, yapay zeka gibi konulardan seçmiş.
Üç büyük dini bile sorgulatacağına inanan bir bilim adamının buluşu ve sonrası ....
Yeni bir din yaratma sürecini anlatan, buluşunu açıklayacağı gün öldürülen bilim adamının hikayesi.
Tabi geçtiğimiz seneler de bu komplo teorisi çok konuşulmuştu tv de...
Yeni bir din yaratma konusu.
Çünkü çağımız da çok fazla Allah'a yada bir Yatatacı'ya inanan çok ama kitaplara inanmayanlar.
Tabi herkesin inancı başka... Saygı duymak gerekir.
Lakin beni biraz nedense yapay zeka 🧠 ürkütüyor ...
Kitap da yazılanların çok da uzak gelecek olduğunu düşünmüyorum. Tersine belki de biz bu tarz kitaplarla ve filmlerle hazırlıyorlar diye düşünüyorum.
Korkutuyor çünkü git gide insan gücüne ihtiyaç azalıyor ve her şey hazır olmaya başladı. Düşünsenize bir çok hareketimiz azaldı, İletişim deseniz sosyal medya kadar.... 😊
Bunun dışında akıcı bir dil ve anlatım ile elimden bırakmadan bir solukta okudum  Nasıl yazıyorsa her kitabında böyle hissediyorum  😊

Diğer kitabım da;
        SUÇ VE CEZA / DOSTOYEVSKİ

Sanıyorum ki yirmili yaşlardaydım ilk okuduğumda.... Aklımda az detaylar kalmıştı
Sonrası bu ayki okuma grubumuzun kitabı  idi.
İyi de oldu  Özellikle de suç işleme, ahlak psikolojisi ve sonrası duyguları nasıl da iyi anlatıyor Dostoyevski ......

Okurken hep düşündüm bazıları çok rahat öldürürken bazıları ise...sonrası psikolojisi bozuluyor.
Ben ikinci kısımım... Yanlışlıkla bir sürüngen bile bassam bir kaç gün içim acıyor, aklım takılıyor...

Sonrası tabi o dönemin yoksulluğu  ailelerin dramı ve aile ilişkiler ...
Bir dönem çoğu ülke yaşamış bu dramı... Dosteyvski'nin bir yanı inanç konusunda zayıfken bir yanı da inançlı. Bunu da "Yer Altından Notlar" kitabından biliyoruz ....

Tabi kitaptan alınacak ders çok fazla özellikle özgürlük  kişisel haklarımız, bireye özgü ahlak ve suç olgusunun birleşimi ...
Okurken yazarın da savunduğu şeylerden birisi; suçu meşrulaştırmak...
Nasıl bir ironi siz düşünün ..

Bir diğer kitabım öykü kitabı idi.

"SAF BİR YÜREK /Gustave Flaubert



Fransız edebiyatında gerçekçiliğin öncüsü sayılan Gustave Flaubert, birçoklarınca başyapıt kabul edilen öyküsü Saf Bir Yürek’te, biricik aşkı Théodore askere alınmamak için hali vakti yerinde bir kadınla evlenince, çalıştığı çiftlikten ayrılıp başka bir kentte yaşayan dul bir kadının hizmetçisi olan Félicité'nin öyküsünü anlatır. Karşılıksız veren, karşılıksız seven bu talihsiz kızın hikâyesi eşliğinde ruhsal bir yolculuğa çıkarır okuru. Flaubert’in tüm yazınsal ustalığını sergileyen bu eşsiz öyküyü Samih Rifat’ın çevirisiyle sunuyoruz.
(Tanıtım Bülteninden)

Diye yazıyor arka kapakta. Daha fazlasını yazmak isterdim ama 52 sayfalık kitaptan bazı şeyleri anlatırsam kitabı da anlatmış olurum diye yazmak istemedim.
Kısacık öyküyü bir kaç kez okuyabiliriz o tarz kitaplardan.
Daha önce Madam Bovery'i okumak istemiş ama okuyamamıştım. Anlatım dili biraz sıkmıştı beni.
Belki de bu düşüncem de filmini izlemek de yatıyor olabilir. Nasıl olsa hikayeyi biliyorum diye....

Böyle işte bu haftayı da bitirdik.... :)
 





9.1.18

Ernest Hemingway'in Kadınları...





ilk eşi

ikinci eşi


Ara kitap olarak almıştım kitabı.
Geçtiğimiz yıllarda Yaşlı Adam ve Deniz kitabını okumuştum. Ama sorun aklımda hiç bir şey kalmamış. bazı klasik kitapları bence çok erken yaşlarda okumamak gerek.
Sonra önce bu kitabı okuyayım sonra da Hemingway'in kitaplarını seri şekilde okurum dedim.

Nemesis Yayınları seviyorum, çevirileri de iyi oluyor. Hemingway'in Kadınları kitabında her ne kadar kitap hayal ürünüdür desede yazar, aynı zamanda sıkı bir araştırma da yapmış ve öyle anlatmış meşhur çapkın yazarımızın evliliklerini ve hayatını.
Tabi aşka aşık bir adammış Hemingway.
Aynı zamanda savaş muhabirliği de yapıyor ve gittiği şehirde yanında karısı yoksa muhakkak sevgilisi, metresi oluyor. İşin garip yanı bunu kimseden de saklamıyor ve arkadaş toplantılarına metresini de götürebiliyormuş.
Evlendiği ve ayrıldığı dört eşi de öyle sıradan da değiller. İlk eşi hariç diğer üç eşi de savaş muhabiri, gazeteciler. Ama öyle aşık oluyorlar ki Ernest H. her şeyden vazgeçip sadece karısı oluyorlar.

Güzel bir kitaptı sadece keşke dedim fotoğraflar da olaydı kitabın ara ara yerlerinde yada son sayfalarında.
Onun dışında sevdim kitabı.

6.12.17

Fazıl Say Akılla Bir Konuşmam Oldu...




          




 Oldum olası çok severim klasik müziği, hatta evde annem " sen acaba kime çektin derdi?" bunu demesinde ki sebepte; müzik anlayışım, yerde yemek yemeği sevmeyişim, illa sofra düzeni olsun isteyişim.

Neyse konuyu dağıtmayayım.
Fazıl Say ve Kerem Görsev'i de besteleri ve bestelerine verdikleri isimler sebebi ile çok seviyorum.
Hayatta duruşu belli kişiler...

Bu kitabında da Fazıl Say daha çok yaşam felsefesini, gençlere yaşadığı tecrübeleri ve kelimler üzerinden dünya görüşünü yazmış.
“Akılla bir konuşmam oldu”dan bir bölüm: 
İnsan iyi hissederse iyi yaşar. “İyi” ile sarmalandığında iyi şeyler üretir.
İyi hissetmeyi, iyiye inanırsa bulur. “İyi”yi kimi insan Tanrı’da bulur, kimisi meleklerde.
Kimisi çiçeklerde, kimisi ağaçlarda.
Kimisi aşkta, kimisi sevgilide, kimisi çocuklarda, kimisi müzikte, kimisi fizikte.
İyiden aldığımız güç ile ğyaşarız.
İyinin dokunduğu yerden filizleniriz.
İyiden aldığımız güç ile yaptıklarımız “umut” olur diğer insanlar için de.
Umutlar olmadan da yaşanmaz ki.
Evrendeki “iyi” bir aracı olur bir yerden dokunur, kimi zaman değişir, başka aracı ile dokunur, evrende iyi vardır, kötülerle dolu bir dünyada umudumuzu kaybetmeyelim bir saniye bile. Bu, yaşamayı iyi var eder, iyi de her an yanı başımızdadır
***
“Dünya mükemmel olmadığı için sanat vardır” der usta yönetmen Andrey Tarkovski.
Sanat, dünya üzeri pek çok kötülüğe karşı, savaşlara, ölümlere karşı, insanoğluna umut olmuştur, resim ile, müzik ile, dans ile, şiirler ile, heykeller ile. Umuttur sanat. Mozart umuttur. Chagall umuttur. Nâzım Hikmet umuttur. Yaşar Kemal umuttur.
İyinin dokunduğu yerden filizlenen yeteneklerini geliştirerek ürettiler ve kimsenin yapamadığını yaptılar.
Einstein der ki: “Aslında her insan yeteneklidir, ancak bu yeteneğin keşfi ve değerlendirilmesi, dünya üzeri bu tamamı yanlış sistemde yok oluyor; öyle ki, bir balıktan ağaca tırmanmasını bekliyoruz.”
***
Tabular ve önyargılar ile insanlar birbirini düşman ilan ediyor. Çok da iyi bir dünya değil aslında burası. Yine de umutlarınızı yok etmeyin. Bu evrende iyi de var.
***
Çok yakın bir orkestra şefi dostum, çok ünlü bir Amerikalı müzisyen, 10 yıl kadar önce kanser vakalarının en ilginç örneklerinden birini yaşadı.
4. derece pankreas ve metastazları 4. derece akciğer, 4. derece karaciğer… hepsi bir bütün. Bir buçuk yıl kadar süren bir mücadeleyi kazandı. Yendi kanseri. En zorunu.
O da hep der: “Evrendeki iyiden asla vazgeçme”
Sabırlı ol. Güçlü ol. İçine çek nefesi. Hayatı.
İyiyi içine çek.
Ara kitap olarak okunan sıcak, samimi bir kitap olmuş.
Oldum olası samimi gelir bana Ünlü Piyanist. Ve gerçekten de hakkını vermek gerekir ülke olarak ama maalesef ki...
Allah'tan bizler tarafından yeterli saygıyı görüyor diye düşünüyorum, her ne kadar bir kesim kabul etmese ki.

Oysa ki bir ülkenin refahı aynı zamanda sanatı ile de ilişkilidir.
Geçtiğimiz sene haberler de dinlemiştim. Yapılan araştırmalar da; sanatsal etkinliklere giden kişilerin daha huzurlu, keyifli ve mutlu olduğu ortaya çıkmış. Ve bu faaliyetler için illa ki zengin olmanız gerekmiyormuş da.
Düşündüğünüz de öyle de zaten.
Bugün bir Devlet Tiyatrosuna gitmek çok para gerektirmiyor, yada belediyelerin düzenlediği ücretsiz etkinlikler de cabası.

Sadece kendimize bahaneler bulmayalım yeter.




5.12.17

Hüsnü Arkan ve Günce...

 Pazar günü hava mis gibiydi mis... Bizde değerlendirelim ve parka gidelim dedik.
Uzun zamandır da Yoğurtçu Parkına gitmemiştik. Böyle parklar çok keyifli oluyor hem çocuklar iin hemde bizler için. Bizim favorimiz ya Özgürlük Parkı ya da Göztepe Parkı.
Ama iyi ki o gün gitmişiz Yoğurtçu Parkına.
Umay için de çok iyi oluyor.  Scotır'ını da aldık. Koştu, oynadı, sallandı, yürüdü derken vakit nasıl geçti bilmiyorum.
Pazar günü keyifliydi ve pazartesi gününe iyi bir başlangıç oldu bizim için. :)

 Ağaçların bize sunduğu manzara ise şahane idi tek kelime ile. Her renk yaprak, yerde ağaçta... ve gözümüzde....


Dün akşam başladım ve bitti... Hüsnü Arkan/ Gülhisarlı Terziler kitabı.
Bir kasaba hikayesi kitap. Baş kahramanımızın Ayhan Demirin etrafında geçiyor zaman. Ama en çok sizi etkileyende terzi ustası oluyor çünkü bu terzi ustası okuma aşığı ve çırağına da aşılıyor.
Biraz mutsuz hayatlar kitapta anlatılanlar. Ama sizi de mutsuz etmiyor.
“İnsanlar acılarını gülümseyerek hatırlamayı ne ara öğrenirler? Hemen mi? Çok sonradan mı, yaşlanınca mı? Artık bu soruların cevabını biliyorum sayılır. Her soruda, her hatırlayışta yeniden öğreniyoruz. Bu eğitim galiba hayatın sonuna kadar bitmiyor. Önemsediğimi kimse söyleyemez ama benim de bir acım var.” (s.53)
 Bakış açısını, kalemini ve elbette yorumunu çok seviyorum Hüsnü Arkan'ın.

Birde kitapta tevekkül çok fazla, sanıyorum bunda yöresel etkiler de bulunuyor...
Ara ara bazı cümleler uzatılmış olsa da tam bir ara kitaptı. yapın çayınızı, alın kitabınızı ve okuyun. Ve bir bakmışsınız kitap bitmiş sizde yeni kitaba başlayacaksınız.


29.11.17

Sahaf Festivali, Hayata Dair ve Avokado Bahçesi...

Aslında yazmak istediğim çok şey birikti ama masa üstü bilgisayarımız arızalanınca kaldı.

Birde nedense ne tabletten ne de akıllı telefonumdan bloğa yazı yazamıyorum. Hele yorumlara hiç cevap kabul etmiyor.
Nedendir bir türlü anlamadım.
Yeni sayfa düzenine geçtim acaba dedim bu düzende mi yok? onu da anlamadım...
Sadece Google+'dan yeni yazıları görüp okuyabiliyorum.... Tabi ara ara sinir oluyorum. Çünkü cep telefonu hep yakınımda oluyor ve oradan yorum yazmak daha kolay.
Kendi yazımı yazacağım zaman masa üstü bilgisayarı kullanıyorum birde fotoğraf eklemek için. Tabletten istediğim gibi fotoğraf yüklenmiyor...
HaydarPaşa Garı'n da Sahaf Festivali vardı.
Ama gitmedim. Çünkü artık buralarda da ikinci el kitapları resmen yeni kitap fiyatına satılıyor.
 Ve bazıları çok yıpranmış.... Tamam bazı klasik kitapların eski baskıları pahalı oluyor eyvallah ama bir çok kitap da ve ikinci eller de ederinden pahalıya satılıyor.
O yüzden artık sahaf festivallerine gitmiyorum.


Geçtiğimiz hafta bir kaç kitabı birden bitirdim.Sanıyorum bunda ara kitap olmaları ve akıcı bir dille yazılmış ve çevrilmiş olmaları da etkili.
Avokado Bahçesi/ Robert Hellenga / Maya Kitap   
 
Tam bir ara kitap oldu benim için. Rudy eşi ölünce ani bir karar ile Avokado Bahçesi satın alır ve kızlarına en son söyler. Çünkü kızları da kendilerince bir hayat tutturmuşlardır. Aile bağları iyidir alında, eşi hayattayken yaşadıklarına da geri dönüşler var ama konudan kopmadan yapmış yazar.
Tek sıkıntı çok fazla yabancı kelime vardı. Ve yorucu oluyordu okurken.
Sonrasında Rudy felesefe kitabından yola çıkarak hayatını da sorgular. Bildiğiniz mini yabancı dizi gibiydi kitap. Yer yer durağanlaşsa da iki güne bitti kitap.


 Arada da bir film izleyelim dedik. Kara Kule filmini izlemeseniz de olur diyebilirim.
Eşim kitaplarının çok iyi olduğunu ama filmin o kadar da iyi olmadığını söylemişti. Ve evet iyi değilmiş film..... 
 
Okuduğum diğer iki kitabı da diğer yazımda uzun uzun paylaşmak istiyorum...

13.9.17

Eyfel Kulesi Kadar Kocaman Bir Bulutu Yutan Küçük Kız /Romain Puertolas Ve Kong


Uzun zamandır izlemek istediğimiz filmlerden biriydi Kong...
Malum yaz olunca gezme tozma daha fazla oluyor. Filme sıra az geliyor....
Dün hadi izleyelim artık bunu dedik ve izledik.
Tabi izlerken devamlı olarak kendime ve eşime söylediğim bir şey vardı ki; insanoğlu nereye giderse gitsin muhakkak savaşı da götürüyor ve doğa da yalnız kendisinin yaşama hakkı olduğunu düşünüyor, savunuyor.
Bu filmde de bolcana bunu görüyorsunuz. Bu nasıl bir egodur bizdeki, hırs, yok etme hissiyatı vs....

Oysa ki bilinen bir şey vardır hepde döner duru bu alıntı; doğa da ihtiyacından fazlasını öldüren tek canlı insandır diye....

Yine duygusal sahneler vardı Kong filminde.... Çekim ve özellikle KOng sanki gerçek gibiydi, yabancı film sektörü bu işi biliyor.
Eğer bizim gibi hala izlemediyseniz izleyiniz efenim...



Bu kitabı D&R'ın indirim zamanı almıştım ve öylece bekliyordu. Beni en çok çeken yanı ise kitabın kapağı ve ismi olmuştu...
Yazarın diğer kitabını da görmüş ama almamıştım "acaba nasıldır, iyi midir, akıcı mıdır dili?" falan fıstık düşünürken almamıştım. :)

🖋 Şunu belirtmeliyim ki bir solukta bitti kitap... Hatta yer yer güldüğüm, yer yer de hüzünlendiğim satırlar oldu...
🖋 Yazarın analtım dili çok iyi, işi biliyor bence.
🖋 Konusuna gelirsek eğer;

 Hikayemiz bir adamın bir berber koltuğuna oturması ve berbere hikaye anlatması ile başlıyor...
Bir kızımız var adı Zehra, hasta....
Bir kadın var postacı. Adı Tebligat Noktagil.( isimleri çok keyifliydi, okurken sşzde bir gülümsemeye sebep oluyor.)
Hayatta tesadüf diye bir şey yoktur. Annesi doğumunda ölen babası olmayan Zehra ile hiç evlenmemiş, çocuğu olmayan Tebligat bir gün hastanede karşılaşırlar ve tanışırlar.
Gelişen olaylar sonucu kadın kızı evlatlık almak ister ve işlemler başlar.
Böyle anlattığıma bakmayın kitapta sanki peri masalı okuyormuş gibi oluyorsunuz ama sonu sizi ters köşe ediyor...
🖋🖋 ince espriler de cabası kitapta....

Detaylar nette fazlaca var...

Benden naçizane tavsiye ara kitap olarak bir çırpıda okuyabileceğiniz bir kitaba şans verin. :))




7.6.17

Carlos María Domínguez - Kağıt Ev

Şimdi efenim bu kitabı İnsatgram'da paylaşımlarda çok görüyordum, yorumlar deseniz herkes yere göğe sığdıramıyor bu kitabı.
Benimde hep aklımdaydı almak niyeyse almamışım.
Kitap fuarına gidince bide karşıma çıkınca "alayım ben bunu burdan yoksa yine kalacak" dedim ve attım çantama. :)

& Evet kitap Novella (  Novella, Avrupa'da öykü ve romanın gelişimini etkileyen, gerçekçi ve yergili bir anlatımla yazılmış sağlam yapılı kısa anlatı. Novella terimi bazen, öyküden uzun ama romandan kısa bir anlatı türü olan “kısa roman” ya da novelette'yi belirtmek için de kullanılır.)  tarzında yazılmış bir kitap.

&& Evet bir kaç yerinde altını çizdiğim ve biz kitap severlere ait yerinde cümleler var.
Özellikle Marquez gibi birçok kalemi kuvvetli yazarlara da ucundan değinmiş.

&&& Evet ince kitaplar ve ara kitap olarak iyi ama o kadar. Tabi bu benim görüşüm.
Çünkü dediğim gibi nette biraz bakındım da hiç olumsuz yorum yok. Okuyan herkes çok etkilenmiş. Ki saygım sonsuz çünkü okumak ve okuduğun kitabı sevmek bambaşka birşey.

&&&& Cumhuriyet Kitap Eki'nde Cem Tunçer'in yazısından....

KİTAPLARA VE OKUMAYA DAİR BİR YOLCULUK
Kağıt Ev, Bluma’nın ölümüyle başlayan, metne, kitaplara, okuma alışkanlıklarına dair bir kitap. Bluma’nın yaşamını yitirmesinin ardından masasındaki bir zarfta bulunan, üzeri çimento ve kir tabakası kaplı bir kitap üzerinden, kitapların insan hayatına etkisi üzerine ikinci bir hikâyeye, bir kitap düşkününün, bir bibliyofilin hayatının derinliklerine dalarız: Carlos Brauer’in hayatına.
1955 doğumlu Arjantinli yazar Carlos Maria Dominguez, ortaya koyduğu gizemli, üstü çimento kaplı bir kitap üzerinden, bizleri okuma alışkanlıkları ve kitaplar üzerine bir yolculuğa çıkarıyor. Kitabın ilk bölümü, bizleri gizemli bir kitabın peşinde maceralı bir yolculuğa çıkaracağı izlenimi verse de kitabın peşindeki yolculuk, bir kitap üzerinden başlayan, kitaplara ve okumaya dair bir yolculuk.
Bu yolculukta, çimento kaplı kitabın ardında neler yattığına dair merakımız kitap boyunca devam ediyor ve okuma alışkanlıklarına dair birçok şey öğreniyor, okur olarak bizim bile fark etmediğimiz şeyleri, kitabı okurken fark ediyoruz. Bir kütüphanenin boyutu ne kadar önemlidir ya da önemli midir, kitabın altı çizilir mi çizilmez mi, kitap okurken müzik dinlenir mi sorularını soran ve tüm bunlar dışında, edebiyata ve edebi arzulara, yazınsal her türlü maceraya dair birçok soru da sordurtan kısacık bir novella Kağıt Ev.

Böyle işte karar sizin efenim. Sevenler  çok sevmeyenler de az.




31.3.17

Dut Ağacı ve Tadını Çıkar Kitapları...

Dut Ağacı Banu Özkan Tozluyurt

Veeee kitap bitti...
Sevgili Banu Özkan Tozluyurt'un ilk kurgu romanı Dut Ağacı kitabını okudum.
Bu kitabı "tüm kız çocuklarına adamış" olarak yayınlandı.
Aslında ilk sevgili Banu'yu Lale Abla'nın da yazısının bulunduğu "İmza Karın, İmza: Kızın" kitaplarından tanımıştım.
Sonrasında kitap kulübümüzden tanıyorum. Yine Lale Abla vasıtası ile çok güzel kişilerle tanıştım bu kitap kulübünde.
Banu'yu da buradan tanıyorum. Az tanısamda o kadar samimi ve içten ve ilgili ki...
Sosyal Kampanyalara önem vermesi, Ülkesi için gezmesi, paylaşması, farkındalık yaratması. v.b.. şeyler özlelliklerinden bazısı... :)

Ve kitaba gelirsek; gerçekten başladığınız da sayfaların nasıl ilerlediğini anlamıyorsunuz. Bazen Cemile Hanıma kızıyor bazende ama ne yapsın derken buluyorsunuz kendinizi... Hele kızlara ve halalara bayıldım...
Konusunu fazla yazmıyorum çünkü kitap yeni çıktı ve okuyacaklar için büyüsü kaçsın istemiyorum.

Sadece sonu çok hızlı bitmiş gibi geldi.... Sanki biraz daha sona doğru anlatılabilirdi diye düşünüyorum.
Onun dışında severek okuyacağınız bir roman.

Aynı zamanda sizi bir süpriz daha bekliyor. Arka kapak yazısını Lalenin BAhçesi bloğu yazarı Lale Abla yazmış. Lale Ablacım seninde yüreğine sağlık.
Sıkı bir kitap okuyucusu ve yorumcusudur kendisi.

Kitabın yolu açık okuyucusu bol olsun.....



 DR'da 9,90 TL kampanyası başladı malumunuz. Biz kitap kurtları için iyi oluyor bu kampanyalar.
İlk siparişim geldi, yarın öbür gün diğer kargom da gelir diye düşünüyorum.
Almayı ve okumayı istediğim bir çok kitap vardı bu sefer ki kampanyada.

Kavgam Serisini çok duymuş, kimi beğenmişti kimi beğenmemişti yorumlar da ... Okumak için sabırsızlanıyorum, elimde okunacak o kadar çok kitap var ki... keşke diyorum daha çok zaman olsa...
Tabi ben bu aralar sadece Umay uyuduğu zamanlar da okuyabiliyorum.
Gündüzleri hava sıcaksa 3-4 saat parktayız, sonrası eve gel soyun dökün, el yüz yıka, yemek yedir, uyut derken bana kalan zaman azalıyor. Bazı geceler ya blog okuyup yazmaya çalışıyorum; tıpkı şimdi olduğu gibi :)))
Ve bu aralar gece okuma hızım biraz düştü...
Neyse güneşin açması ile daha bir enerjik oluyorum açık ara toparlarım herhalde.... :)
İzlemek istediğim bir sürü film de var... ne olacak sonum bilmiyorum..

Yine bu kampanyadan Tadını Çıkar kitabını aldım.
 Daha başlardayım ama içinde ki bilgiler ve anlatım dili çok hoş... Altını çizdiğim çok cümlem oldu.
İnternette biraz bakındığımda yorumlar şu şekilde:

Herkese fayda sağlayacak bir kitap.” – Walter C. Willett, M.D., Eat, Drink and Be Healthy’nin yazarı ve Harvard Halk Sağlığı Okulu, Beslenme Bölüm Başkanı
Tadını Çıkar bilgeliğe bilim, bilime de bilgelik katmış. Farkındalıkla yemek üzerine kullanışlı bir rehber olan bu kitap sağlıklı bir kilo ve daha doyurucu bir yaşama kavuşmanın yolunu gösteriyor.” – Harvey V. Fineberg, M.D., Ph.D., Tıp Enstitüsü Başkanı
Harvard’da beslenme uzmanı olan Lilian Cheung ve Budist öğretmen Thich Nhat Hanh, diyet yapanlara aşırı yemeyi kontrol etmek için Budist farkındalık tekniklerini kullanmaları konusunda önemli tavsiyelerde bulunuyor.” – New York Times

Kitap daha çok farkındalık ile kilo dengeleme, anı yaşama ve anda kalma, detaylı hedef belirleme ve yaşam biçimimizi planlama üzerine... okuduktan sonra detayları yazıcam...
Böyle işte blog.
Şİmdiden iyi ve keyifli haftasonunuz olsun.







17.3.17

Daha Sade Bir Hayat Ve Günlük...

Yağmurlar bastırınca bizde eve kapandık ana kız.... Neyse ki birkaç gündür daha iyi hava da parka gidemesek de dışarı çıkıyoruz; hem elışveriş hem gezmece derken iki saate yakın sokaklarda kalıyoruz.
Tabi birkaç gün evde kalınca ve enerjisini atamayınca bizim kız sarıyor, uyku saatleri şaşıyor. Gündüz daha geç yatıp gece de ona göre saati uzuyor....
Bu ara bende onunla geceleri yatıyorum ve sabahları biraz daha erken kalkmış oluyorum. 
Çok garip ama hem erken kalkmak istiyorum çünkü sabahın o saatlerini seviyorum hem gecenin sessiliğini seviyorum ki kendimi tanımlayacak olsam gece olurdu kesin. :)
İronik biliyorum ama öyle valla. Gece film izlemek, kitap okumak, not almak, günlük yazmak... hepsini gecenin sessizliğinde yapmayı seviyorumm. Hele bu aralar hiçbirini yapamıyorum neredeyse o yüzden erken yatınca bizim kız, ne yapacağımı şaşırıyorum.

Bugünde "anne markete gidelim mi?" diye sordu Umay. Tamam Kızım dedim ve hazırlanıp çıktık. Bu aralar sanıyorum 3 yaş böyle bişey... ne gözlüksüz nede çantasız çıkmıyor. :)
Bide kırmızı yağmur çizmelerini giymeden... Hava güzel de olsa, kıyafetine uymasa da ilk işi yapmur çizmelerini çıkartmak.. Bide yanlışlıkla "bot" derseniz aman Allah'ım.. ( sanırım çocuk olmanın en güzel yaları bu halleri)
"anneeeeee bunlar bot değil yağmur çizmeleriiii"
diye uyarıyor. Biraz kavramlar konusunda titiz. Biz ona nasıl dediysek sonrası muhakkak aynı terimleri kullanıyor, aldığı şeyi de yine aynı yerine koymak gibi bir huyu var...

Tabi gün içinde hem sokağa çıkıp hem evde etkinlik yaparsak belirli saatten sonra koltuğa yerleşiyor.. o aralarda da ben ya hemen kitap okuyorum yada uyumasını bekliyorum. Bitirdiğim kitaplar hem öykü hemde ince olunca iki günde 5 kitap bitirmiş oldum. Aman Allah'ım nasıl mutlu oldum anlatamam size. :))))

 Bu kitap bitti... Gerçekten de içinde çok güzel bilgiler var. Özellikle vurguladığı; zaten hayatımız koşturmalı gidiyor eve geldiğinizde biraz nefes alın ve daha sade yaşayın. Çocuklarınız için başladığınız bu daha sade hayat zamanla sizin de hayatınızı düzene sokuyor.
Birde aslında çocukların çok oyuncakdansa koşup, oynamaya enerji atmaya ihtiyaçları olduğunu, hepimizin bilfiği ama uygulamakda zorlandığı tv izletmenin belirli bir yaşa kadar hiçbir faydası olmadığını; sofraya beraber oturup yemek yemenin çocuklar üzerinde olumlu etkileri olduğunu vs.. anlatıyor...







.


 Mutluluğa Bir Kala Agnes Ledig kitabı...Bir arkadaşım önerdi ve okumam için ödünç verdi. Kitabı okurken öyle bir akıyor ki yazılar sanki sizde onun içindesiniz. Yer yer kzıdım kıza, bu kadarda olmaz dedim, sonlarına doğru ağlayarak okudum... Çünkü bie annenin evladı ile verdiği bir sınav vardı;  benim de annemle geçirdiğimiz hastane günleri geldi aklıma.... hem ağladım hem okudum...
Velhasıl benim için güzel bir ara kitap oldu.



Sait Faik Abasıyanık'a ait ilk 5 kitabı bitirdim. Hem incelerdi hem akıcı bir öykü tekniği olması sebei ile bittiler... Yoksa iki günde nerde bu kadar kitap bitirmek... :) Belki bir gün olur....

Yazarmız kesinlikle aylak adamlığa yatkın, bilmeyeniniz yoktur sanıyorum. Tabi Türk Edebiyatının klasiklerini okul zamanı okumuştum ama çoğu aklımda kalmamış bile.
Bence bazı klasik kitapları çok genç yaşta değilde zamanla okumak gerekiyor.

Hem ada aşığı hem İstanbul'un karanlık, ücra köşelerine aşık bir adam Sait Faik....
Ve kendi insanını öyle güzel döküyor ki öykülere...
Okumayanınız varsa ara kitaplar olarak okuyun ve sizde o öykülerle dalıp gidin...

İyi geceler...


13.1.17

Kadıköy, Sokaklar ve Yalnız Bİr Evin Kahkahası Kitabı...



Dolu dolu kar tatili sonrası evde bi boşluk oldu doğrusu…
Neyse ki 15 tatile az kaldı. :))

(Elime neyi atsam annemin hatırası… Zormuş blog çok zormuş… İyi ki anılarımız var diyorum iyi ki……….annem her şeyde sen varsın diyorum… )


Benim gibi yürümeyi seven bir kocam var Allah’tan. Havalar biraz açınca, kızı babaannesine bırakıp şöyle bir Moda’ya doğru yürüyelim dedik… Kar yağışı sonrası daha bir güzel oluyor sahil…
Arada da fotoğraflar çektim… Uzun zamandır bu kadar yürümemiştim/k, bacaklar biraz ağrıdı ama değerdi buna… Fazla kalabalık da değildi Kadıköy. Kahvemizi aldık oturduk Moda’da tepede ki banklardan birine; denize karşı hem sohbet ettik hem kahvemizi yudumladık…
Eğer yolunuz Kadıköy’e düşerse mutlaka Moda’ya çıkın, Tramvaya binin… Sonrası yürüyün bolcana sahilde… Demek isterdim ama sahili kapamışlar, neden bilmiyorum.

Kadıköy’ü çok seviyorum, daha önce anlattım size bilmiyorum ama daha bekârım hayatımda Merter’de yok. Hem böyle kızlar arasında ya da evde komşularla falan konuşurken, eğer konu evliliğe gelince; hep derdim ki: “ben evlenirsem ya Kadıköy ya da Üsküdar’da oturucam”
Anlayın o kadar seviyordum buraları… Nedense ruhen  çok huzur buluyorum her iki ilçede de…
Artık nasıl istemişsem burayı evlenince de burada oturuyoruz… O yüzden her fırsatta muhakkak 

Kadıköy’e inerim/z. Bazen tek iner dolaşırım bazende beyimle. 
Eğer güzel bir çay içmek isterseniz kesinlikle favori mekânım ki yaz ise hep favorimdir; Nazım Hikmet Bahçesi’dir.

Nerden nereye yazdım yahu, Kadıköy Tur Gezisi yazısı gibi oldu. Ama paylaşmak güzel bir şey;  size sevdiğim ama hemde sizinde sevebileceğiniz yerleri yazmak istedim biraz da…











Kitaplardan da “Yalnız Bir Evin Kahkası / Ann Leary” kitabını bitirdim. DR kampanya kitaplarından almıştım… Tam bir ara kitaplardan.
Sanki yabancı dizi vardı hani “Umutsuz Ev Kadınları”… Sever miydiniz bilmiyorum? Ama kitap aynı o tarzda. Diziyi keyifle izlerdim, kitap bana biraz o tatta geldi.
Mesela kitabı ara ara açıp okuyabilirsiniz, kaldığınız yerden devam ederken hiç zorlanmıyorsunuz.  O yüzden soluksuz okumasanız da olur.

Ufak bir kasabada geçiyor, düşünün ki herkes birbirini tanıyor ve en ufak bir değişiklikte herkes biliyor….. Aklıma eski mahallemiz geldi… Çok meraklı bir ev sahibimiz vardı ve herkes ona “muhtar” derdi. Bir şey olsa ona sorardık…

Aklıma işte o yıllar ve bizimde yaptığımız daha doğrusu annelerimizin sohbetleri geldi …
Kitapta anlatan bir kadın var, emlakçı; Hildy diye geçiyor. Yalnız yaşıyor ve çok içiyor. Kızları torunu olduktan sonra kendisini rehabilitasyon merkezine yolluyorlar annelerini.. Sonrası kadın biraz ara veriyor içmeye ama bakıyor ki içkiliyken daha keyifli ufak kaçamaklarla devam ediyor gizli gizli...
Ama kitap bu içki etrafında dönmüyor sevgili okur...
BU koudan başlayıp komşuluk ilişkileriyle, işi gereği her evi daha içine girdiği andan; hem evi hem oturanları bir psikolog edası ile tanıdığından anlatımlarıyla sıkmadan devam ediyor...



Ann Leary Yalnız Bir Evin Kahkahası






1.7.16

İpek Ongun Ve YIkanan Kadınlar Tie Ning...Kitapları yorumu..

yıkanan kadınlar tie ning

Uzun zamandır elimdeydi bu kitap...
Başlar da biraz durağan başladı ve "eyvah okuyamayacağım bu kitabı galiba" dedim kendime..
Araya başka bir kitap daha alıp okumaya devam ederken bir baktım kitap bir açıldı, bir güzelleşti...
Elimden bırakmak istemedim okurken...
Uzak Doğyu hem seviyor hem merak ediyorum o yüzden daha bir keyifle okuyorum Çin Edebiyatını...
Kendimize birazcık da olsa yakın buluyorum kültürlerini...

Kitapta birçok detayı bir arada bulabiliyorsunuz. Özellikle o dönemin siyasi, sosyal olaylarını da güzel aktarmış kitap.
Ve diyorsunuz ki "kadın "her yerde kadın ve daha fazla çile çeken, daha fazla mahalle baskısı gören taraf, varlık oluyor....

Konusuna gelince 2 farklı neslin gözünden hem o dönemi hem hayatlarında ki yaşananlara tanık oluyorsunuz.....
Tabi ana karakter Çio... kızkardeşi var ki ben en çok ona sinir oldum.....

Kitabın kapağında 1994 yılında Nobel Edebiyat Ödülü'nü kazanan Japon yazar Kenzaburo Oe'nin bu kitap için söylediği "Son on yılda çıkanlar arasından on edebi eser seçmem istenseydi, kesinlikle Yıkanan Kadınlar'ı aralarında sayardım" sözü yer alıyor. Oe'nin burada kast ettiği zaman dilimi 2000-2010 arası. Ben Yıkanan Kadınlar'ı beğendim. DR'ın kampanya döneminde ki standında denk gelmiştim, kararsız kalmıştım ama iyi ki almışım dedim. Çünkü başka bir bölümde hiç rastlamadım kitaba...
Filmide çekilmiş ama henüz bulamadım nette, araştırmaya devam. Bileniniz varsa benle paylaşırsa memnun olurum. :)

 
ipek ongun
 A101'de ara ara indirimli kitaplar oluyor ve öyle bilinmedik değil bilindik yazarların kitaplarını getiriyorlar....
Bu kitapda onlardan biri... Sanırım yaşım kaç olursa olsun hiç sıkılmadan ve düşünmeden alacağım, okuyacağım bir yazar benim için İpek Ongun...
Ara kitap olarak okuyorum okurken öyle içimi rahatlatıyor ki anlatamam....
Yine bu kitpata Yağmur Öğretmenin hayatından başlayarak hayata dair bir roman olmuş...
Daralan ruhuma iyi geldi diyebilirim.

Siz sever misiniz İpek Ongun'u?
Gerçi bir nesil "Yaş On Yedi" kitabı ile büyüdü ki hala en olma sırasını koruyor bende.... Kızıma da okutmayı düşündüğüm bir eri bu seri... Tabi okumak isterse...Teklif-öneri benden karar vermesi Umay'dan. :)