Atatürk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Atatürk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30.10.18

Mustafa Kemal /Yılmaz Özdil kitabı...

Selam. 😊

Dün büyük günü kızımın okulunda bayraklar ve şiirler eşliğinde kutladık. 29 Ekim Cumhuriyet Bayramımız Kutlu Olsun  🇹🇷🇹🇷🇹🇷🇹🇷🇹🇷🇹🇷🇹🇷

Tabi ne kadar ilerleyin bize miras kalan Cumhuriyet'i orası tartışılır.... Lakin bildiğim bir şey varsa yaşadığım sürece içimde ki "minnet, saygı ve sevgi, hayranlık " hiç bitmeyecek.....


Geçen hafta "YILMAZ ÖZDİL/MUSTAFA KEMAL "
Kitabını bitirdim. Başladığınız da en fazla iki güne bitiyor kitap.






Hatta arkadaşımız yazarın ilk imza gününde bu kitabı Umay adına imzalattı. 🙏🏻

Okurken tarihlerden çok yaşamı, Hayata duruşu, savaş sırasında ki dabranışlaeı vb gibi daha kişisel bilgileri aktarıyor bize Sevgili Yılmaz Özdil 

Ve okurken içim öyle garipti ki;  yer yer tüylerim diken diken oldu... Keşke dedim keşke tanısaydım seni Atam.....

 Mesela en en sevdiğim yanı "insan biriktirmesi" kim olursa olsun saygı göstermesi, kıyafette temizliğe önem vermwsi, özellikle çok okuması, birkaç dil bilmesi, sanata ve eğitime verdiği önem ......

Bu kitap da bu yönlerine tanık oluyorsunuz Atatürk'ün....

Gerçekten de kitleleri kendinize inandırmak hele o dönemde en zoru iken Atatürk bunu başarmış.
Kurtuluş Savaşı, Çanakkale Savaşı bunlara en güzel örneklerden 
Bir de geçekten de herkese nasip olmaz ön görü, keskin zeka...  Hızlı düşünüp kararlar almak.


Kısa ve öz bu kitap çok güzeldi. Özelikle çocuklarımızın da rahatça okuyabileceği kitaplardan.

Arka kapak yazısı şöyledir....



Yılmaz Özdil yeni kitabında, Mustafa Kemal’in Osmanlı ordusunda görevli bir askerken -bilhassa 1.Dünya Savaşı’nda görev aldığı Çanakkale cephesinde- çeşitli cephelerde ve daha sonra Türk Kurtuluş Savaşı’nda emperyalist güçlere karşı kazandığı başarıları, kurduğu yeni cumhuriyetle gerçekleştirdiği “çağdaş” demokratik cumhuriyet idealini, kadın hakları başta olmak üzere sosyal hayatta gerçekleştirdiği reformları, eğitim-kültür-sanat-ekonomi-tarım-sanayi-gündelik yaşam ve diğer başka alanda hayata geçirdiği, dönemi için emsalsiz denebilecek başarıları kaleme alırken, gündelik hayatından da kesitler sunuyor. 
Ayrıca Mustafa Kemal’in, sanatsever ve entelektüel kimliğini, hayvanseverliğini, doğa bilincini, çocuk sevgisini, kadın hakları konusunda sergilediği vizyonerliğini ve diğer sıra dışı özelliklerini sebep sonuç ilişkisi içinde ele alıyor.      
Onun, ailesiyle, arkadaşlarıyla, çocuklarıyla ve çocuklarla, hayatına giren kadınlarla olan ilişkisini; cephede askeri veya diplomatik temasta bulunduğu kişilere karşı “insan sevgisi” etrafında şekillenen barışçı tutumunu; ülkede gerçekleştirdiği kültür reformunun önemini; tüm dünyada “ezilen toplumlar” tarafından örnek alınan askeri ve siyasi başarılarını; bunların yanında en sevdiği yemekten en çok dinlediği şarkılara, giyim tarzından sevdiği hayvanlara, hatta Türkiye’nin “çağdaş” ülkeler seviyesine geçebilmesi için gündelik yaşamda yaptığı ve yapılmasını arzuladığı davranışlara kadar eksiksiz ve insani yönleriyle bütüncül bir Mustafa Kemal portresi ortaya koyuyor. 

Bu kitapta, Mustafa Kemal’in çocukluğundan Kuvayı Milliye ruhuna, idam fermanından Kurtuluş Savaşı’na, Cumhuriyet’in kuruluşundan Mustafa Kemal’in kişisel özelliklerine, hizmetlileri ile olan diyaloglarından gece hayatına ve hayatında iz bırakan yakınlarına kadar pek çok detayı bulacaksınız. 


23.1.18

Ev Hali, İlber Ortaylı ve Nermin Yıldırım Kitapları....

Sabahları yedi buçuk sekiz gibi güne başlayan bir ponçik var evde😊
Bizim gibi gece oturanlar için biraz erken bir saat oluyor ama aslında en sağlıksını Umay yapıyor.
Akşam en geç dokuz gibi yatırınca ki çoğunlukla 8-8:30 gibi yatırdığımızdan ve deliksiz uyuduğundan sabah da epey bir dinç kalkmış oluyor.
Yalnız sorun şu ki bana göre sorun kalkar kalkmaz oyun oynamak istiyor. Biri bana desin; çocuklar bu kadar enerjiyi nereden buluyor? bana da getirin o enerjiden...
Kızım diyorum bi kendime geleyim bi dur...yooookkkk, piknik yapacakmışız. Fotoğrafda görünen piknik malzemelerinin yarısı devamı fotoğraf sonrasında. 😀😮

Babası uyanınca beni bırakıyor bu sefer onunla oynuyor, en büyük keyfi babası ile PlayStation oynamak.
Bende onlar oynarken biraz ev toplamaca sonrası ver elini kitap okuma. Elimde ki kitapları bir an önce bitirip yeni kitaplar için can atıyorum resmen. Çünkü evde bekleyen kitaplar neredeyse iki senelik. Bu sene kız kreşe başlayınca ve uyku saatleri düzene girince okuma saatlerim de arttı. Keyifliyim vallahi bu durumdan. Nasıl özlemişim oturup sakince kitap okumayı anlatamam.

Uzun zamandır aklımda olan Dokunmadan/Nermin Yıldırım kitabını okudum iki gün önce.

 Kitabın bazı sayfalarını atlayarak okudum ne yalan. Evet altı  çizilecek çok cümle vardı.
Nette şöyle bir bakındım, kitap hep yüksek puanlar almış. Benim okumak istediğim Unutma Dersleri idi ama fuarda bu kitap vardı bunu almıştım.
Konusuna gelirsek; Adalet kanser olduğunu ve fazla ömrü kalmadığını öğrenir. Hastane de tedavi görür. Görürken de aklına çocukluğundan başlayan hikayeler gelir. Kapıcı çocuğuna yaptığı kötülük takılır kafasına ve onu bulup özür dilemek ister. Tabi bu arada başka bir sürü şeyi de hatırlar, ev halleri, mahallesi, arkadaşlıkları.
Çok fazla süslü cümle var ve bazı anlatımlar o kadar çok içiçe farklı cümlerler anlatılmış ki aynı satırlar da.Hani" evet anladım daha fazla anlatmana gerek yok hissi" uyandı içimde.
Beni biraz yordu, ara da kaldığım bir kitap oldu.
Tanıtım bülteni şöyle;
Adalet, yirmi dokuz yaşında genç bir kadın. Hayata ve insanlara dokunmadan, ne mutlu ne mutsuz, öylesine yaşayıp gitmektedir. Ta ki doktoru, ölümcül bir hastalığa yakalandığını söyleyene dek... Hastalığı için kendini suçlayan Adalet, hayatını didik didik ederek, ilk günahını, masumiyetini kaybettiği ilk gerçek suçunu bulmaya çabalar. Bu uğurda çıktığı yolda kendiyle de, içinde yaşadığı ülkeyle de yeniden tanışacaktır. Dokunmadan, kahramanın hayatı sorguladığı, değişimi yaşadığı ve belki de aşka rastladığı sürükleyici bir yolculuğa davet ediyor okuru.

(Tanıtım Bülteninden)


Bir diğer kitabım da İlber Ortaylı'nın son kitabı Gazi Mustafa Kemal Atatürk oldu.
Daha önce Sinan Meydan anlatımı ile okumuş ve çok beğenmiştim. Bu kitap da çok iyiydi.
Sanki karşınızda İlber Hoca var size anlatıyor, okurken öyle hissediyorsunuz, konuştuğu gibi yazmış. :)
Ailesinden başlıyor ama anlatırken sizi tarih vererek boğmuyor. Daha çok gelişmelere yönelmiş, doğru bilinen yanlışları anlatmış ve ülkemizin nelerden geçtiğini, bu ülkeye ve Atam'ıza sahip çıkmamız gerektiğini aktarmış.
Düşününce  öyle değil mi?
Üzüldüğüm bir şey varsa oda hep bu konular açıldığın da Atatürk-Hz. MUhammed( S.A.V) karşılaştırılması.
Oysa ki ikisinin de bence gittikleri yol aynıydı. İnsanlığın özgür, kendi iradesi ile karar verdiği ve yaşadığı topraklar da özgür olması.
Sonuçta şöyle bir gerçek var ki ön görülü olmak herkese nasip olmaz. Hem öngörü hem liderlik vasıflarına sahip olmak büyük bir nimet. Ki Atatürk fazlası ile sahipmiş.
Bana biraz saçma geliyor kimse kusura bakmasın. Sevgili Peygamberimiz'in elbet gönlümde, aklımda yeri başka asla kıyaslama bile yapmam. Neden her seferinde kıyaslarlar anlamam da.

Atatürk'de öyle. Eğer bugün bu topraklar da bu şekilde yaşıyorsak Atam'a ve kendisine inanan, gazi, şehit olan atalarımıza borçluyuz.

Bu konu uzun. Sizi sıkmayayım.
Tanıtım yazısı şöyle;

“Tarihin akışını değiştiren, ona mührünü vuran veya büyük tehlikelere mâni olan liderlere her memlekette rastlamak mümkün değildir. Atatürk dünya tarihinin nadiren gördüğü bir dehadır. Birinci Dünya Savaşı'ndan sonra, hiçbir mağlup milletin direniş göstermediği zamanda siviller ve askerlerle dünyaya meydan okumuştur.”

-İLBER ORTAYLI-

Gazi Mustafa Kemal Atatürk kitabı, evvela imparatorluğu dirilten nesil olan 1880'liler kuşağı, Balkan coğrafyası ve Mustafa Kemal'in aile kökeni ile başlıyor.
Akabinde Atatürk’ün askeri eğitimi, Manastır yılları, Milliyetçilikler Dönemi, İttihat ve Terakki, II. Abdülhamid, Enver Paşa, Ziya Gökalp, Trablusgarb, Balkan Savaşları ve Sofya yıllarıyla devam ediyor.
Ordumuzun İtilaf devletleriyle sekiz cephede mücadele ettiği Birinci Dünya Savaşı, kutlu zaferlerimiz Çanakkale ve Kutü’l Amâre, Mondros, son padişah Vahideddin, bir milletin ve ülkenin ölüm fermanı olan Sevr…
Tüm detaylarıyla Milli Mücadele dönemi, 23 Nisan 1920 ve sonrasında muhalefete rağmen verilen Kurtuluş Savaşı, İnönü Muharebeleri, Lozan Konferansı, Büyük Taarruz ve Cumhuriyet’e giden yol...
Saltanat ve hilafet tartışmaları, Lozan, On İki Ada, mübadele, Osmanlı'dan kalan borçlar, Musul ve yakın tarihin en önemli meselesi olan inkılablar...
Son olarak kişisel özellikleriyle, dünyada, anılarda, hafızalarda kalan izleriyle modern Türkiye’nin kurucusu Atatürk...
İlber Ortaylı bu ilk biyografisinde yaşamının tüm yönleriyle büyük lider Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ü anlatıyor. Türk tarihçiliğine hiç unutulmayacak ve sürekli başvurulacak bir rehber kitap daha kazandırıyor...

(Tanıtım Bülteninden)

9.4.17

Biten Kitaplar....

Fikriye İle Latife Melike İlgün
Sayfa Sayısı: 450 
Baskı Yılı: 2016
Dili: Türkçe
Yayınevi: Artemis Yayınları
Yayın Yönetmeni : Ilgın Sönmez
Sayfa Sayısı : 450
İlk Baskı Yılı : 2016
Dil : Türkçe


Şubat ayında buluştuğumuzda sevgili Gamze'cim bu kitabı hediye etmişti.
Okumak bugüneymiş.
Elimden bırakmak istemedim.
Yazar iki aşık kadını öldükten sonra bir oda da buluşturur ve konuşturur, hesaplaştırır.
Önce Fikriye başlar anlatmaya... Sonrasında ise Latife... Kolay değildir tabi...
En son ise Atamla buluşurlar ve son sözlerini söylerler.....

Okurken hem hayran kaldım hemde çok imrendim. Lise yıllarımda ve sonrasında hatırlıyorum da... çok isterdim Mustafa Kemal Atatürk ile tanışmayı...
Keşke derdim; keşke o devirde yaşasaydım ve bir kez olsun görseydim ...

Kitap tarihi roman değil. Sizi okurken tarihlerle, zamanlarla sıkmıyor. Tersine bazı önemli olayları öyle güzel aktarmış ki okurken unutmuyorsunuz.

Tabi öncelik iki kadının bir adama hemde Devletii için koşturan, önce Vatan diyen, asker bir adama aşık olmaları.
KAdın her yerde kadın dedim okurken. İster okumuş olsun ister cahil.. sevdiği adamdan hep ilgi bekler....
Kıskançlılar yer yer susmaları kadınların... Fikriye Hn. hep susmuş, beklemiş ve idare etmiş.
Ama Latife Hn. öyle değilmiş. Elbet bunda yaşamlarının farklı olmasıda bir sebep.
Daha önceden de okumuştum. Atatürk'ün evlenme sebebi aslında Türk Milletine örnek olmak ve resmi nikahı resmileştirmek...
Yoksa ev erkeği olacak biri değil...
Kendide biliyor ama mevzu milletse gerisi yalandı sanırım kendisi için.

Konuyu bildiğinizden fazla detaya girmek istemiyorum kitapla ilgili, hatta belki alıp okumak isteyen bile olabilir.

Bu kitabın farkı; bu defa Kemal Atatürk'e âşık olan kadınlar olarak değil, yalnızca Fikriye ve Latife olarak karşılaşıyorlar... 

Okurken keşke arada bir fotoğraf da olsaydı dedim... böylece daha bir pekişirdi anlatılanlar.
Bir kez daha hayran oldum Atatürk'e.... Kesinlikle lider doğmuş ve minettarım...
Tabi aynı zamanda kendisine inanan ve bu vatan uğruna ölen şehitlerimize...

Ruhları şad oldun, ışıklar içinde uyusunlar.


Diğer bitirdiğim kitap ise Hay Bin Yakzan.






Kitap zordu.. Aslında içeriği sade ama ki çeviride de olabildiğine sadeleştirmeye gitmişler...
Ama olaylar, akış ve ilerleyiş zorladı beni.
Okurken kesinlikle sakin ve dingin bir kafa ile okumak gerekiyor bu kitabı.

İçerik olarak ilk felsefi anlatı kitaplarından biri... İslam Filozoflarından biri olan  İbn Tufeyl, Hayy bin Yakzan adlı felsefi romanın yazarıdır. Eserde bir adada tek başına kalan bir adamın hakikati keşfi anlatılır.

Bana sorarsanız ne anladın kitaptan diye... valla çok şey anladım ama anlatamıyorum.. çünkü okuduğum terimlerin çoğu biraz ağır geldi bana... hani kitabı anladım ama anlatmak yazıya dökmek  ne bileyim zor...

En iyisi ben size internetten gezinirken bulduğum ve kitabı sindirmek için okuduğum özetlerden paylaşayım.

Bu arada kitabı okuyanınız var mıdır?

Hay Bin Yakzan” İbn Tufeyl

İbn Tufeyl, “Hayy bin Yakzan” (Diri oğlu uyanık) diğer adıyla Esrarü?l-Hikmeti?l-Meşrikiye felsefi romanında, bir adada tek başına kalan bir adamın hakikati keşfini anlatır. Bu eseri önemli kılan noktalardan biri, İslam felsefesinde ve dönemin doğabilimcilerinde sıklıkla karşılaşılan evrim fikrini içermesidir. Tufeyl eserde kendi evrim kuramını da şekillendirmiştir.
İbn-i Tufeyl bu eseri yazmasına sebep olarak ? İslam felsefesi önderlerinden İbn-i Sina? nın Hikmeti Meşriki adlı eserinde dile getirdiği bazı sırların açıklanmasının kendisinden istenmesini? gösterir ve şöyle der: “İstediğin bilgileri Hayy bin Yakzan adını verdiğim bir hikâye aracılığı ile iletmeye çalışacağım. İbn-i Sina?nın insanları yola getirmek için isteklendiren, özendiren, akıl ve zekâ sahiplerine ibret veren Hayy bin Yakzan ile Salaman ve Absal adlı mesellerinden ilham alarak kurduğum bu hikâyeyi iyi izlersen Yakzan oğlu Hayy ile birlikte istediğin gerçeklere ulaşabilirsin.”
Dünyada felsefi romanın ilk örneği ve ilk ?robinsonad? olan Hayy bin Yakzan, 14. yüzyıldan başlayarak dünyanın bütün belli başlı dillerine çevrilmiş, başta Robinson Crusoe?nun yazarı Daniel Defoe, Bacon, Spinoza ve More olmak üzere birçok Batılı sanatçı ve düşünürü etkilemiştir.

14. yüzyıldan başlayarak belli başlı Avrupa dillerine çevrildi; Doğu, özellikle Osmanlı ise İbn Tufeyl’e ve yapıtına ilgisiz kaldı. Üzerindeki “Hay bin Yakzan” etkileri özel çalışmalara konu olan “Robinson Crusoe” defalarca Türkçe’ye çevrildigi halde, “Hay bin Yakzan, dilimize kazandırılmak için 1923 yılını, kitaplaşabilmek için de 1985 yılını bekleyecekti. Bu yeni ve genişletilmiş baskıda, Ibn Tufeyl’in “Hay bin Yakzan”ina ek olarak -M.Serefeddin Yaltkaya’nin çevirisi ve İslam dünyasında alegorik öykü geleneğinin tarihçesini ve düsünsel arkaplanını aktardığı giriş yazısıyla İbn Sina’nın “Hay bin Yakzan”i da yer alıyor.
Bu ünlü hikayenin, Hayy’ın varoluşu ve gelişimi çizgisinde insanın gelişim tarihini özetlemekte olan ince anlatım tarzı, bizi Hayy’ın şahsında kendisinden daha başka birşeyleri temsil ettiği konusunda ikna etmektedir. Yalnız başına yaşadığı adada Adem’e benzeyen konumu, ateşin kaşifi olarak üstlendiği Prometeus rolü, ilerleme kaydetmesi ve sapması, ateşle zekice tecrübelere girşimesi ve düşünmeden “ondan bir parça”yı kavramaya çalışması, onun insanoğlunu sembolize ettiğini göstermektedir. Çünkü o da ilk insan gibi her şeyi kendi başına keşfetmek zorundadır. Ayrıca bir insan olarak, ruhun hayat kaynağı olan hayvani yönünden başka bir şey bilmemektedir. Bu, insanın en azından yarı ruhani bir dünyaya girmesinin belirtisidir.


Hay, çevresindeki topluluğa ders vermeye, yavaş yavaş aydınlatmaya başladı. İlkin hikmetten, hikmetin gizlerinden söz etti. Daha sonra ögretinin ilke ve yargılarından gerçekliğe doğru yöneldi. Zihinlere başka biçimlerde yerleşmiş kimi inanç ve düşünceleri gerçeklik açısından yeniden tanimlamaya, yorumlamaya geçti. Hay’in açiklamalari, yorumları yavaş yavaş topluluğu tedirgin etmeye, canlarını sıkmaya başladi. Gerçi Hay’in yabancılığını, arkadaşları Absal’ın hatırını gözeterek güler yüz gösteriyorlar, açığa vurmuyorlardi ama içten içe kiziyorlardi. Hay ise büyük bir coşkuyla, gece demeden, gündüz demeden onları uyarmaya çalışıyor, gizli ve açık tüm gerçekleri yalin biçimde gözler önüne seriyordu. Ne ki bu çaba ve açiklamalar onları gerçeğe çekecek yerde kızgınlıklarını artırıyor, dogru yola duyduklari nefreti derinleştiriyordu. Bununla birlikte bu insanların büsbütün kötü oldukları söylenemezdi. Bunlar iyiliği seven, gerçeğe yönelen insanlardı yine de. Fakat yaratılışlarından gelen eksiklikten ve bilgisizliklerinden dolayı gerçeği, gerçeğe özgü yoldan aramıyorlar, arastırma yönüne gitmiyorlardi. Bu bir yana, gerçeği, gerçeğe ulasan insanlarin yolundan öğrenmeyi de istemiyorlardi. İşte bu nedenlerden dolayi Hay, onlarin durumunu düzeltmekten umut kesmek zorunda kaldı. Kavrayışları o denli sınırlıydı ki, kabul ettikleri şeylerin onları kurtuluşa yöneltmesi mümkün degildi. Hay, aydinlatmaya çaliştigi insanlardan umut kestikten sonra bütün toplumu gözden geçirdi. Her sınıftan insanın kendi bilgisiyle yetindiğini, dünyasal istek ve eğilimlerini, bencil isteklerini tanrı edindiklerini gördü…”





29.10.16

Cumhuriyet Bayramımız Kutlu Olsun.



Cumhuriyet bayramımız Kutlu Olsun...
Atatürk ve Silah Arkadaşlarının, şehitlerimizin Ruhu Şad olsun...

Ne Mutlu TÜrkim Diyene!

11.11.14

10 Kasım 2014 Umay'ın ilk Atatürk Ziyareti

 

Bugün Umay'ı da alıp Nesrin Ablam ve Müge Ablamla Atamızı ziyarete gittik. Umay'ında Atatürk'ü tanımasını, sevmesini saymasını istiyorum. ÇÜnkü Atatürk ve onunla birlikte; kendisine inanan, yaşlı-genç, çocuk, kadın-erkek bu topraklarda yaşayan, kanlarını, canlarını feda eden şehitlerimize o kadar çok şey borçluyuz ki...
Ziyaret kuruğu epey uzundu, sevenleri yalnız bırakmadı Atatmızı. Gönül Anıtkabir'e gitmek isterdi ama kısmet, seneye inşallah.

Sonrasında Beşiktaş'a yürüdük ve buralara kadar gelmişken; meşhur Asım Usta'nın Karadeniz Dönercisinde döner yemeden dönmek olmazdı. Karnımızı doyurduk; 7-8 HasanPaşa Kurabiyecisinden de kurabiyelerimizi alıp doğru Moda Çay Bahçesine gitti. Çayımızı da içip evin yolunu tututtuk.
8.ayında olan kızım bu sabahtan başlayan ve akşamı bulan gezimizde bize hiç rahatsızlık vermeden eşlik etti.
 Tabi tüm gün yürümenin sonunda bacaklarda bir sızı olamdı desem yalan olur. Kızım da erkenden uyudu. Tabi evin annesi olaraktan bi dünya olan ütüyü bitirdikten sonra blog yazmaya başladım. :) Yazımı yazdıktan sonra da Ustam Ve Ben kitabının son sayfalarını okuyacağım. 

Güzel birgündü sizinle de paylaşmak istedim. :)
Not: Bu arada bloğa fotoğraf eklemede zorlanıyorum bazı fotoğraflarım gözükmüyor bile. Beyime rica edeyim de bi el atsın. O zamana kadar beni idare edin anacım. :;)


29.10.12

29 Ekim CUMHURİYET BAYRAMI kutlu olsun...

İyi akşamlar, nasılsınız?



Bende bel ağrısı dışında iyiyim. Bugün televizyonlardan ve diğer internet yayınlarından dolayı haberiniz vardır; CUMHURİYET bayramı yürüyüşü vardı. Belim ağrıdığından gidemedim ama kardeşim, eşi, yeğenim, kuzenlerim gittiler Bağdat Caddesinde ki yürüyüşe.... Kimbilir ne güzel bir duygudur...
Her Cumhuriyet bayramında olduğu gibi ki bu olaylar son yıllarda olmaya başladı, yine Atatürk ile ilgili konuşmalar oluyor.
Bir anlasalar cahil insanlar; bizim Atatürk'e tapmadığımızı ama sonsuz bir saygı, hayranlık ve minettarlık duyduğumuzu. Onun gibi bir lider olmasa ülke olarak kim bilir nasıl olurduk ki örnekleri ortada.... Sonuçta Atatürk'ü sevenler olarak bizde biliyoruz tek başına bu ülkeyi kurtarmadı Atam, yanında ona inanan, güvenen askerleri, yoldaşları, köylüleri, kentlileri vardı; hemde kadını erkeği, çoluğu çocuğu, genci yaşlısı olarak... Bugün kim bu kadar insanı toplayabilir ki....
Allah bin kere razı olsun Atatürk ve şehitlerimizden. Biz bugün bu duyguları, coşkuyu yaşıyor ve kutluyorsak onların sayesinde....
Ve Atatürk nasıl bir ufka, ilime bilgiye sahipmiş ki bir çok şeyi öngörüsü ile görmüş ve savaşmış....
Ailecek Atatürkçüyüz ve hep dediğimiz gibi

NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE!...
ATAM İZİNDEYİZ....

İyi akşamlar.

2.9.12

Bir Pazar Günü.....

Bu haftayı bir içerde bir dışarda geçirdik. Biliyorsunuz geçtiğimiz hafta yetenek sınavları vardı. Kaynım da başvurmuştu. Marmara Müzük Öğretmneliği bölümü olmadı, pazartesi günü de İ.T.Ü. Halk Oyunları açıklanacak ( bu bölümüde başvurdu) inşallah olur. Yoksa çok üzülüyor.
Bizde bu arada birkaç arkadaş ziyareti yaptık. Evde olduğumuz zamanlarda da film izlemeye devam.... Kitap okumaya da tabi. :)))


 İmparatoriçe Ve Askerleri Çin filmi. Öyle fazla bir konusu yok aslında. Babası savaş sırasında ölen bir prenses ve yeğeninin kavgası. Aksiyon olarak fena değildi. Ip Man filminde oynayan adamda oynuyor. Ip Man filminide çok beğenmiştim.
 Sonrasın da Vay Anam Vay Babasının Oğlu filmini izledik. Tam bir komediydi. İzlerken çook keyif aldık. Eğer ailecek keyifli bir film izlemek isterseniz bu film olabilir.Ve meşhur, kitapları deli gibi satan Açlık Oyunları'nın filmini izledik. Ben çok beğenmedim. Sanki bir şeyler eksikti filminde. Kitap nasıldı bilmediğimden adlandıramıyorum eksik olanı.








 Dün Kadıköy'e indik yürüyüş yaptık, yemeğimizi yedik ve çayımızı da içmeye Moda Çay Bahçesine çıktık. Bu kareler de oradan. :)))




Atatürk Konuşuyor / Derleyen İsmet Bozdağ kitabını bitirdim. Bu kitabı Kabalcı Kitapevinden 1 TL'ye aldım. Kitap Nutuk Öncesi yaşananlardan kısa bir derleme. Her bir satırı okurken sindirerek okudum. Ve hep dedim ki; şimdi kimse vatanını, ülkesini ATAM kadar düşünmüyor. Kimse bazı şeylerden vazgeçmek istemediğinden ses çıkarmıyor..........

Bööyle işte... Hepinize iyi haftalar.