Öykü etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Öykü etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9.11.20

Bir Hikaye ve Kavgam Serisi....




 Aslında Boris Pasternak'tan " Doktor Jivago" kitabını okumak istiyordum. Ama her zaman ki gibi YKY Kadıkoy'e inince ve diğer kitabı değilde bu kitabı bulunca aldım. :)

Aslında iyi de oldu. Yazarın anlatımını tanımış oldum. Ve bir gerçek var ki bir donem savaş görmüş, yokluk çekmiş yazarlar daha içli ve daha detaycı anlatabiliyorlar.  Hatta az öz cümle ile bir sürü şey anlatıyorlar.

Yazarımız entellektüel bir çevrede yaşamış, ve hayat hikayesi şöyle;





1930’lu yılların başı Pasternak’ın SSCB edebiyatında etkin rol aldığı bir dönem oldu. 1934 yılında Yazarlar Birliği’nin ilk kongresinde yaptığı konuşma, Lunaçarski’nin onu SSCB’nin en iyi şairi ilan etmesini sağladı. 1935 yılında Paris’te Uluslararası Barış Kongresi’ne katıldı. Pasternak’ın 1945-1955 yılları arasında yazdığı “Doktor Jivago” adlı roman hayatının dönüm noktası oldu. SSCB içinde yayımlanmayan bu roman, onun 1946’dan başlayarak Nobel Edebiyat Ödülü adayları arasında anılmasını sağladı. 1958 yılında Nobel Edebiyat Ödülü’ne layık görüldü, fakat Pasternak SSCB yetkililerinin onaylamaması nedeniyle ödülü kabul etmedi.

Akciğer kanserine yakalanarak 30 Mayıs 1960 günü, Peredelkino ’da öldü.

"Bir Hikaye" kitabı kısa bir  düz yazı şeklinde yazılmış bir öykü. Ablasının yanına gelen, arada geri dönüşler yaşayan bir adamın öyküsü... 39 yaşındayken yazar bu eseri ve amacı; Devrimi ve 1.Dünya Savaşı öncesini anlatmaktır. 

Ve özellikle Rusça çevirisi Yapı Kredi yayınlarından çıkan bu eser.

Kısa ama öz, dopdolu bu kitapla yazarı tanıdığıma sevindim.


 
 
 
 
Daha sonrada bundan bi 6 sene evvel D&R'dan kampanyadan 3 ciltlik seri kitap olan " Kavgam, Aşık Bir adam ve Çocukluk Adası/ Karl Ove Knausgaard" kitaplarını almıştım. Birinci kitaba başladığımda o uzun anlatımlar biraz sıkmıştı beni. Bende hiç kendimi zorlamadan kaldırmıştım. Sonra bu senede bana öyle melun melun bakıyordu kitaplıktan. Dur hele başlayayım bakayım yine aynısı olursa bu sefer tamamen bırakırım dedim kendime :))
Aaaaa bi baktım su gibi akıyor kitap. İlk kitap olan "Kavgam"da cocukluğu, okul yılları, gençlikde ki yaşadığı içe dönük haller...babası ile olan ilişkisi, annesinin sıcaklığı... okul zamanı.... tabi her detay var kitabında. Betimlemeler biraz fazla ara ara durağanlaştırıyor okumayı ama dayanırsanız sonrası tekrar akıyor anlatım...
okurken en çok düşündüğüm; biz yeri geliyor en yakınımızla bile sorunlarımızı konuşurken; hem ailevi hem kişisel...acaba bu kadar cesur olur muyduk? gerçekten de öyle bam teli yerleri, duyguları anlatmış ki... sizde kendi hayatınızda o günlere gittiğinizde kendinize itiraflara başlarken buluyorsunuz kendinizi :)

Bir röportajında şöyle demiş;
'Yazmak utançtan kurtulmanın bir yoludur. Yazdığınızda tüm fikir özgürleşir. Bence utanç sosyal hayatta gerekli bir mekanizmadır. Her şeyi düzenler. Ama bende bundan çok fazla var, aşırı dozda.’ 

Seri altı ciltten oluşuyor, sonradan son üç kitapta Monokl Yayınları tarafından basıldı.Diğer üç kitabı hemen alır mıyım bilmiyorum ama elimdekileri okumak istiyorum.
2.kitapta da yazma serüveni, çocukları ile yaşadıkları, karısı ile olanlar ve yazma serüvenini anlatıyor. Hele o cocukları ile olanları okuduğunuzda, yalnız olmadığınızı hissediyorsunuz...


4.2.20

Talebe Ve Nohut Oda.....

Grup ile okuduğumuz bir kitap "Nohut Oda / Melisa Kesmez"
Daha önce "Atları Bağlayın Geceyi Burada Geçireceğiz" öykü kitabını okumuştum. Biraz içim daralmıştı.
Bu kitap da ki öyküler de daha içe dönük. Aslında ben öykü okuyamayan tarafım. Grup okuması olunca iyi oldu en azından ikinci bir kitabını okuyarak fikrim netleşti. :))
Biraz "Mine Söğüt" tarzına benzettim.  İki üç öykü dışında da sevemedim. Tabi bunda dediğim gibi ben roman seven biriyim,  öykü okurken keyif alamıyorum ve yorumlarımda bu da etkili oluyor sanırım.....
Arka kapak yazısı şöyle...

Mekânın hunharca talan edildiği, bir yere ait olmanın zorlaştığı, hususi ya da kolektif belleğimizin sıfırlandığı zamanlarda, yerleşmenin, kendine bir ev icat etmenin ve kök salmanın insaniyeti üzerine öyküler...

Melisa Kesmez üçüncü kitabı Nohut Oda'da insanın bitmek bilmeyen yuva arayışına bir güzelleme yaparken, içimizde büyüttüğümüz, bazen kadim bir yara gibi sürekli sızlayan, bazen de eski şiddetini yitiren öfke ve hesaplaşmaların hemen yanı başında aşkın ve inceliklerin filizlendiğini bir kez daha hatırlatıyor.

Her şeye rağmen kendi kozasını örmekten vazgeçmeyenlere...


Diğer kitabım ise;
TALEBE/ Tara Westover
    
Uzun zamandır okuduğum en sürükleyici kitaplardan biri oldu "Talebe"
Yazarın anlatım dili,  yaşadıkları ve bunları aktarımı...

Okurken çok düşündüm... Ailen ile kendi aranda, kendi hayatın hakkında seçim yapmak çok zor... Çünkü ailemiz bizi yetiştirirken kendi doğrularını öğretiyorlar ve bizler büyüdükçe öğrendiğimiz doğru, yanlış bilgiyi değiştirmek,  sorgulamak zorlaşıyor..... İg'de şöyle yorumlamıştım.....
  Ne desem nasıl desem....bu kadar içime dokunacağını, etkileneceğimi tahmin etmiyordum.
🖋 Sevgili Özlem( macerakitabım) önermişti,  listeme almıştım. Sonra Sevgili Hazan(boşdefter) bende var dedi ve ilk  buluşmada getirmiş. 🤗 🖋🖋 Hiç elimden bırakmak istemedim. Hatta son 200 sayfayı soluksuz okudum....
Özellikle konusu ve aile içi yaşananlar.... Aslında çok da uzak değil bize....
🖋 kitapta da vurgulanan "vazgeçmemek" ve "aile ile hayatın arasında seçim yapmak" duyguları...zor bir süreç...
Özellikle dini açıdan eğitilmiş ama burada kast ettiğim zorla dini eğitim... Çocuğun seçim yapması ve bu yükü taşıması...
Sevgili yazar #tarawestover büyük bir şeyi başarmış...
🖋🖋 tabi etkisi sonsuz...çünkü küçüklükten öğretilen "öğrenilmiş çaresizlik" durumunu ileri yaşlarda atlatmak zor. 
Çokda anlatmak istemiyorum çünkü okuyun istiyorum..... Arka kapak yazısı şöyle;
2018 Goodreads Okur Ödülü

Çocukluğunda Mormon babasının bağnazlığa, erkek kardeşinin  şiddete teslim oluşunu izledi. Ve on altı yaşına geldiğinde Tara kendi kendini eğitmeye karar verdi. Bilgiye duyduğu açlık onu Idaho’nun dağlarından çok uzaklara, okyanusların ötesine, bir kıtadan diğerine, Harvard’dan Cambridge'e taşıdı. Neden sonra aklına şu soru düştü: “Acaba fazla mı uzağa gittim?”, “Eve dönmenin hâlâ bir yolu var mı?” Çıktığı günden itibaren dünya çapında büyük övgü toplayan, pek çok yayın organı tarafından yılın kitabı seçilen ve şu ana dek 40 dile çevrilen Talebe bir kendini inşa öyküsü. Tara Westover, hiddetli bir sadakatle bağlandığı ailesinin, eğitim sayesinde yaşadığı değişimin ve ayrılık kederinin hikâyesini bizzat kendi hayat hikâyesini büyük yazarlara özgü bir içgörüyle anlatıyor. Yürek burkan ve umut saçan bir hikâye bu. “Sarsıcı. . . Tara Westover’ın hayat hikâyesi sıra dışı ama kitabın merkezindeki sorular hepimize dair: Sevdiklerimiz için kendimizden ne kadar ödün verebiliriz? Büyüyebilmek için onlara ne kadar ihanet edebiliriz?” - Vogue          




20.2.19

Sabahattin Ali Kitapları...


Selam. :)

Gecenin Sonuna Yolculuk kitabından sonra okuma hızım düştü diyebilirim çünkü o kadar dolu bir kitaptı ki anca kafamda okuduklarımı hazmettim ve elimdeki kitaplara başladım.

Sabahattin Ali'nin yeri başkadır bende. Özellikle Türkçe'yi kullanım biçimi, kelimeleri ve duygusu ve aşkı tanımı ve sevdaya bakışı, memleketimize duyduğu sevgi, ülkemizin eğitimini, kadının değerini önemseyen yazarlarımızdan bana göre...

Tabi ne hazindir ki çok erken yaşta "failli meçhul" olarak ölüme gönderildi...................


Geçenler de BKM Kitap yazarın kitaplarını 4,90 TL olarak indirmişlerdi bende eksik olanları aldım. Kaldı bir iki kitabı almadığım.

Tabi önce öykü kitaplarından başladım okumaya. Ki gerçekten de bende öykü kitabının sayfaları ilerlemiyor... Ama yinede okudum.  :))

Çok az vardır severek okuduğum öykü kitapları. Mine Söğüt, Yalçın Tosun'dur okuduğum ilgi ile.


O yüzden de "İÇİMİZDEKİ ŞEYTAN" kitabını en sona bıraktım okumak için.
Gerçekten de tek kelime ile müthiş bir kitap. Hatta ben size diyeyim "Kürk Mantolu madonna" kitabından bile daha güzel...

Yine aynı mevzu olacak ama reklamı iyi yapıldığı için bence çok satanlar arasında kitap. Yoksa yapsınlar bakayım hem bu kitabın hemde Kuyucaklı Yusuf'un deli gibi reklamını nasıl da çok satanlar, okunanalar arasında yükselişe geçecek.


İÇİMİZDEKİ ŞEYTAN; kitabının sayfasını kapattığım da yer yer Ömer'e yer yer Macide'ye çok kızdım.

Konuları itibari ile genelde bireysel olsa da toplumsal konular, ülkede yaşananlar ve en önemlisi aşk, sevgi ve içsel dünya hep var.
 Özellikle İçimizdeki Şeytan kitabında ki kişi psikolojisi ve toplumsal güdülenmeyi çok iyi anlatmış.
 Ömer'e sinir oldum yer yer.
Özellikle toplumsal gündemin kişilikler üzerinde ki baskısı ve güçsüz kişiliğin "kapana kısılmışlığı" ve herşeyi "içimde ki şeytandan dolayı böyleyim" cümlesinin arkasına sığınmasını çok iyi anlatıyor....
 Aydın geçinenlerin veya daha mutaasıp yaşayanların bile bir anlık gaflet ile neler yapabileceğini anlatan kitaplardan...


 Siz ne dersiniz?




1.10.18

Eylül Ayı biten kitaplar... 📚

Veeeee Ekim ayına giriş yaptık. Günler ne çabuk geçiyor
Dün kasırga gelecek diye neredeyse eve kapanacaktım ki can arkadaşım sayesinde soluğu Akasya AVM'de aldık. Kahve eşliğinde de bol bol sohbetimizi de ettik. Haftaya iyi bir başlangıç oldu benim için. 😊




Eylül son haftasını dört kitap ile bitirdim. Tabi bunda ince kitaplar olmasının da etkisi var. 
Bu aralar İş Kültür Yayınları Klasiklerine takmış durumdayım  😊 
Okuduğum kitaplara gelirsek;

✅ MELİSA KESMEZ/ ATLARI BAĞLAYIN

Cesaretimiz var mı her şeyi bir anda öylece bırakıp gitmeye? İnsan her nereye giderse gitsin kendini de beraberinde götürmez mi? Varlığından güç aldığımız arkadaşlar ne zaman yük haline geldi? Hepimiz başarılı olmak zorunda mıyız bu hayatta? Her seferinde duvara tosladığımız halde hâlâ yeni ilişkiler kurmaya, var olanı kurtarmaya çalışmak hayal kırıklıklarına bağımlı hale gelmemizle açıklanabilir mi? Melisa Kesmez, heyecanlı ve mütevazı sesinin her satırda hissedildiği kısa öykülerinde soruları müzikle, dramla, şiirle yoğuruyor, cevapları ise nüktedanlığı da elden bırakmayarak veriyor.
Tanıtımında böyle yazıyor. Yazarı İnstagram'da çokça görüyor ve yorumları da çok iyi oyluyordu.
Benim gibi öykü okuyamayan iri için zor bir tercih olduysa da çok severek okudum.
Tabi kitap da hüzün, acı ve kederliydi.
Kelimelerini ve bakış açısını sevdim. Öykülerinde ki karakterler çoğunlukla "kadın" ve şehirli idi.


✅LEYLA ERBİL / ÜÇ BAŞLI EJDERHA



Bu kadının bakış açısını, kelimelerini ve yazım dilini çok seviyorum. Hayranım olayları kısa ve öz olarak bazen tek kelime ile anlatmasına.
Yalnız daha önce hiç Leyla Erbil okumadı iseniz bu kitapla başlamayın.
Örneğin "KALAN" kitabı daha iyi olur başlangıç için.
Bu kitabında hem mitoloji hem bir annenin acısı hem Maral Katliamı hem de keder var..... Öyle bir harmanlanmış ki her kelime cuk diye yerine oturmuş.....
Arka kapak yazısında şöyle der...

...)'Siyasal' bir okumaya son derece açık ve uygun olan Üç Başlı Ejderha, yazarın araya girerek Burmalı Sütun çevresinde yeni bir anlatısal katman oluşturmasıyla, beklenmedik bir kesintiye, bir belirsizleştirilmeye uğratılır. Sorular yanıtsız bırakılmıştır. Geride kalan sadece kötülük ve tarihten devralınmış siyasal cinayetlerdi... 
Ahmet Oktay

▶️BİR KEDİ, BİR ADAM, İKİ KADIN/J. TANİZAKİ


Jaguar Yayınları'ndan bu okuduğum dördüncü kitap ve şimdilik hiç yanılmadım keyifle okudum yayınlarını.

Bu kitapta da yazar öyle sıradan bir konuyu öyle inceden işlemiş ki...
Her şey bir kedinşn etrafında dönüyoe gibi gözükse de bir ailenin yaşadıklarını .. Kedisi olan ailelerin yaşadıkları...
Okırken düşünmeden edemedim  Belki de evde kedi beslememiş olsak bazı detaylar yavan kalırdı. Ama şimdi herşey başka...
Evli bir çift boşanıyor. Boşanma da erkeğin annesinin parmağı vardır ve oğlunu akrabası olan, zengin bir kızla evlendirir tekrardan
Diğer kadın intikam almak için adamın bağlı olduğu kediyi ister ve olaylar burdan itibaren başlar... Kitap da sapkın düşüncelerin neler yaptırabileceğine de tanık oluyorsunuz. 😊
Arka kapak uazoso der ki;
Biten ilişki için umut, diğeri içinse endişe kaynağıdır.  Böylece, başlı başına bir kavram olmayı hak eden “kedi sevgisi”nden çok daha fazlasına dokunur Tanizaki. Zarif, yumuşacık bir üslupla insan ilişkilerinin girift yapısını, küçücük ayrıntıların -bir nesnenin, jestin veya bakışın- insan ruhunda yarattığı dönüşümleri, yalnızlığın ve sevginin türlü biçimlerini gösterir.


▶️ W. SOMERSET MAUGHAM/ BOYALI PEÇE 


1920’li yıllarda Londra ve Hong Kong’da geçen Boyalı Peçe, bir kadının ruhani uyanışının hikâyesidir. Kitty, annesi tarafından sosyal merdivende yükselmesini sağlayacak bir evlilik yapmak üzere yetiştirilmiştir. Ancak yaşı ilerlerken ufukta böyle bir evlilik belirmeyince panik halinde sevmediği bir adamla; Hong Kong’da bakteriyolog olarak görev yapan Walter’la evlenir. Walter’ın Kitty’nin ihanetini öğrenmesiyle başlayan süreçte, genç kadın kendi sığlığını ve insani zaaflarını fark edecek, hayatında ilk kez anlam aramaya başlamıştır.
Okuduğum güzel romanlardan biriydi.
Anlatım dili akıcı ve sanki film izliyormuş gibi okudum  Belki de seneler seneler evvel böyle bir film izlediğimden olabilir.

İşte böyle.
Eylül ayının son haftası okuduğum kitapların hepsini de beğendim. 😊 
İyi haftalar arkadaşlar. 🙋🏻‍♀️


22.6.18

Hah, Hippi Ve Kızıl Kitaplarına Dair....

Haziran Ayı okumaları dolu dolu geçiyor diyebilirim. 😊 Tabi bunda ince kitaplar okumam da etken.


🖋 "HAH/ BİRGÜL OĞUZ"

Okuduğum ilk kitabı yazarın. İnstagram'da çok gördüm bu kitabı ve yorumlarına inandığım  güvendiğim kişilerin de önerisi ile aldım.
  Öykü kitabı ki aslın da ben pek öykü sevmem. Sevdiğim öykü kitapları çok azdır ve bu kitap da sevdiklerim arasına girdi. İçinde ki öyküler aslında acı... Okurken içim sızladı diyebilirim. Ama önemli olan bana göre;  yazarın  acıyı,  özlemi anlatırken acıtasyon yapmaması...duyguları ön plan da tutması. Tavsiye edeceğim kitaplardan oldu benim için.

Arka kapak yazısında şöyle yazıyor;

Sayfa Sayısı: 88
Baskı Yılı: 2015
Dili: Türkçe
Yayınevi: Metis Yayıncılık İlk Baskı Yılı : 2012

"Çünkü onlar 'annelerini erken, babalarını ölümlerine yakın seviyor'. Onlar en çok bunu biliyor. Babalarsa sevilmeye gelmiyor. Babalar bir kere sevildi mi hemen kısalıp ölüyor. Buna önce yas, sonra yasa deniyor. Böyle oluyor: Çocuk tüfeği eline alıyor. Namlunun ucunda: okunaksız bir baba. Sonra korkunç şeyler oluyor. Kırık cıncık ve leke. Saçma ve kül. Ve bir de bakmışsın, baba gökte soluk bir amblem. Tedavülden kalkmış delik para."

Birgül Oğuz'un kitabı yas üzerine. Ancak yalnızca kişisel bir kaybın yasını tutmuyor Hah. Hafızalardan silindi silinecek "yılbindokuzyüzeylül" devrini şimdiye fırlatmak arzusunu da duyuyor. Temsil, telafi ve idrak edilemez olanı temsil, telafi ve idrak etmeye çalışıyor. Zamanın yas'a müdahalesi, halden hale geçen öykülerin dilinde buluyor karşılığını."
 📌📌📌 Bir diğer kitabım ise;

"HİPPİ/ PAULO COELHO"



HİPPİ
Paulo Coelho
Çeviren: Emrah İmre
Can Yayınları, 2018
264 sayfa, 25 TL.

 Gerçekten de ne yazsa okurum dediğim yazarlardan biri benim için P.C.
Özellikle Simyacı'dan sonra en sevdiğim ve ben de etkisi büyük olan "Portebella Cadısı ve Beşinci Dağ" kitaplarıdır ve okumadıysanız öneririm.

Bu kitabını farklı renkler de basılmış. Sanırım son seneler de bu akım moda oluyor. Hatırlarsanız Murakami'de "Karanlıktan Sonra" kitabında öyle bir basıma gitmişlerdi.

Hayatına dair çok fazla kesit var bu kitapta.
1970 ve o dönemler de pek bir moda olan bir akım vardır "Hippi" diye anılırlar.
Sırtlarında çantaları, rahat kıyafetler, neresi olsa uyurlar vs.. ve özgürlük tabi... kiminin gıpta ile baktığı kiminin "ıyyy" dediği bir akım.
Ben ise televizyondan ve filmlerden hatırlıyorum Hippi tarzını...

Yazarımız isr aslında kendi yolculuğu için çıkar bu yola ve bu yolda yaşdıklarını anlatır kitabın da.
Okurken bir bakmışsınız sona gelmişsiniz öyle akıcı bir kitaptı.

📌📌📌📌📌📌📌📌📌📌📌📌📌📌📌

 Aslında ara vermiştim S. Zweig kitapları okumaya.
En son okuduğum Bir Kadının Hayatından 24 Saat adlı kitabıydı yanlış hatırlamıyorsam, çok sıkılmıştım ve bazı cümleler hep tekrar gibi gelmişti.
O yüzden ara vermiştim.
Sonra bu kitabını gördüm. Aslında yazarın ilk gençlik yıllarında yazdığı bir eser ama bizde yeni basılmış bir kitap.
Konusuna gelince taşradan şehre üniversite de doktorluk okumak için gelen, sönük , kendine güveni az olan bir gencin serüveni.
Elbet yine yazarın kişilik analizler ve akıcılık çok iyiydi.
Sonu hüzünle bitse de güzel bir kitaptı.
Arka Kapak yazısı;


 
Zweig gençlik dönemi yapıtlarından Kızıl’da öğrenim için Viyana’ya giden genç bir tıp öğrencisinin büyük kentin gerçekliğine uyum sağlama ve yetişkinliğe adım atma sürecini anlatır. Kendini birdenbire ailesinden uzakta soğuk bir odada yapyalnız bulan bu “çocuksu” genç adam, zamanla girdiği bunalımın etkisiyle hayallerinden, başlangıçta büyük bir hevesle sarıldığı tıp eğitiminden vazgeçme noktasına gelmiştir. Tam da o günlerde kızıla yakalanan ve yardımına ihtiyaç duyan bir kız çocuğu onu hayata geri çağırır… 1908 yılına ait bu anlatı, Zweig’ın daha o zamanlar çoktan bir novella üstadı olup çıktığının kanıtıdır adeta. Üstelik, yazarın sonraki yapıtlarında sıklıkla karşılaştığımız bir temanın peşine henüz kariyerinin başındayken düştüğünü; gaddar bir dünyada varoluşunu sürdüremeyecek kadar kırılgan insanların acılarını baştan beri dert edindiğini ortaya koyar


Böyle işte a dostlar.

Selamlarrr :)

23.5.18

Günlük ve Uyurgezer Bir Gölge kitabı...

Serkan Türk'ü instagram'da tanıdım. Yayımladığı fotoğraflarından ve paylaşımlarından biliyorum. Yeni öykü kitabı çıkmıştı. Geçtiğimiz hafta aldım ve bir solukta okudum 
Her gir öyküde "biraz yalnızlık biraz hüzün" var. Sanıyorum bunda yaşamında ki insan ilişkilerine verdiği önem, gözlem ve farkında yaşaması da yatıyor. Tabi bu benim öngörü. 😊
Eğer öykü okumayı seviyorsanız bu kitabı da sevebilirsiniz.
Bunun dışında yazımı yazarken haberlere bakıyordum da... Dolar aldı başını gidiyor, İsviçre "olası bir kriz ve saldırı anın da yapılması gerekenler" adı altında bildirge dağıtmış.. 
Bir ilginç vaka da .. Yabancı bir ailenin doğan kız bebeklerine "Blu" adını verdikleri ve ülke mahkemesi de çifte dava açıyor ve çocuklarının isimlerini değiştirmeleri gerektiğini aksi takdirde mahkemenin verdiği ismi kabul etmek zorunda kalabşleveklerini yazmış  Sebep ne derseniz? Blu ismi hiçbir cinsiyeti çağrıştırmadığı ve isim kanuna da uymadığı imiş...
Ne garip dedim, kızınıza sevdiğiniz bir rengin belki de sizin için çok anlamlı olan bir ismi veriyorsunuz ama mahkeme kabul etmiyor.
Şimdi diyeceksiniz ki bunlar gündem boşmuş yani Gülşah? Benim gibi uzun süredir haber izlemşyorsanız garip geliyor. Arayı açamam lazım haberler de... 😊
Ben de böyle işte.
Haydin selametle 

5.3.18

Günlük, Ernest Hemingway Kitapları.... hafta biterken...

Cumartesi Umay'ın 4 yaş doğum günü idi. Pazar günü de sınıf arkadaşları ile kutlama yapacaktık.
Tam ben iyileşir gibi olmuşken, perşembe günü Umay ateşlendi ve grip oldu. İki gün ateşini kendimiz düşürdük ve doğal bitki çayları ile takviyeler yaptık. İlk defa grip oluyordu, atlatır dedim ama olmadı. Üç gecedir sabahlıyoruz, en son gece karnım ağrıyor, boğazım da acıyor deyince doktora gittik; grip enfeksiyonu var ama antibiyotiklik değil deyince rahatladık.
Bugün daha iyi ateş olmadı, gece de uyudu.
Tabi tüm programlar iptal ettik, daha sonra kutlamak üzere...
Aklıma " hayat , sen planlar yaparken başına gelenlerdir" sözü geldi.
Yeni yaşın kutlu olsun kızım, keyifli, bol oyunlu geçsin dedim....tabi yanında da bir sürü dilek, temmeni, şükür... içimden geçen dualar bir sürü, bir sürü oldu.
O kadar çok şey değişti bu dört yıl da.... Vazgeçtiğim çok şey oldu, bazen daraldım, bazen " ben ne zaman ha deyince çıkıcammmm" deyişlerim oldu.... vs.... uzar bu anlamışsınızdır beni😉
ve hep " iyi kilerim" ağır bastı.....
Ortalıkta "ben büyüdüm anne" diye dolaşan bir tip var. Ve şimdilik en büyük taleplerinden biri "tek başına bir şeyler yapmak, evde kalmak"... hani bu kadar erken gelen bir talep ... acaba ilerde bizi neler bekliyor düşüncesini de getiriyor aklıma :))
Öğrendiğim bir şey var ki; çocuk demek sabır ve özveri demekmiş.... daha da ne olsun ama dimi :)







Sonbahar başı indirimden Hemingway'e ait 3 kitap almıştım. Üçü de öykü kitapları idi. Hafta başı bitirdim öykü kitaplarını, zaten sonrası hastalık girince araya kitap almadım elime.
Yalnız bir yanlışlık yapmışım,Kilimanjaro'nun Karları kitabını okumasam olurmuş. Çünkü diğer iki kitapta yer alan öyküler bu kitapta da var.
Bende okurken " Allah Allah bende gariplik var herhalde sanki okudum ben bunu" diye düşünürken nete girip bir baktım ki... dediğim gibiymiş.




Öykülerin de bolcana kendi yaşamına dair yazılara rastlıyorsunuz, mesela bir öyküsünde gazeteci, bir öyküsünde ava gidiyor, deniz kenarında,  boğa güreşi yarışçısı .....
Yalnız anladım ki "öykü" kitapları bana göre değil. Çok nadir sevdiğim vardır öykü ve hikaye kitabı. Onun dışında sıkılıyorum. Bana roman olacak.
Ve bende yazarın anlatım ve yazım dilini çook sevsem de romanlarını tercih ederim.

Bu haftayı böyle bitirdim işte...
Bakalım bu hafta neler bekliyor beni/bizi...

İyi geceler, iyi haftalar arkadaşlar.

6.11.17

Bir Film Bir Kitap. The Best Offer ve Değişim.

 Hafta sonu çoook güzel bir film izledik. Film 2013 yılı yapımı ve adı Türkçe'ye En İyi Teklif olarak çevrilmiş.
 Romantik, gerilim tarzı bir film diye geçiyor ama biraz da psikolojik bir filmdi.
Az, öz detaylarla o kadar çok şey anlatmışlar ki.
Oyuncular ise en sevdiğim kişiler diyebilirim, hayranım oyunculuk kalitelerine...
Müzakere yönetici olan Virgil takıntılı biridir, hayatını da buna göre düzenlemiştir.
Ve en büyük koleksiyonu da "dönemin ünlü  ressamlarının kadın portreleridir."
 

 Aşk taklit edilebilir mi?.. Virgil’in kafasını kurcalayan bu soru, aslında filmin temel taşı neredeyse...
Fazla detay vermek istemiyorum çünkü bu filmi izleyin isterim...
finalin ertesinde kafalarda oluşan soru işaretlerini yanıtlama yoluna gitmektense ana karakteriyle seyircisini baş başa bırakıp onun çaresizliğini keşfetmemiz için hikayenin geri kalanını fazlalıklardan arındırmaya çalışması Tornatore’nin En İyi Teklif’te yaptığı iyi hareketlerden biri.


Kitaba gelirse de; Mo Yan/ Değişim
Aslında yazarın diğer kitaplarını okumayı çok istiyorum, henüz almadıysam da... Çünkü elimde çook kitap var, biraz eleyip öyle güzel bir kitap alışverişi yapmak istiyorum.
Nette biraz bakınırken yazarın; "Mo Yan, 2012 Nobel Edebiyat Ödülü’nü alırken Çin’de doğan ve Çin’de yaşamayı sürdüren ilk Çinli Nobel ödüllü yazar oldu." cümlesini okudum.
Bu kitabı otobiyografi tadında öykü kitabı.
Aralar da geriye ve ileriye dönüşler yaparak Çin'de yaşanan kültürel değişimi anlatıyor.
Aslında diğer kitaplarını okumadan bunu okumak iyi oldu. Artık neden ve nasıl yazdığını okurken daha iyi anlarım diye düşünüyorum.
Bu haftaya da yeni bir kitap ile başladım. Artık oda diğer yazıda
İyi haftalar.

18.8.17

Kafka Ve İclal Aydın kitaplarına dair...

Dili: Türkçe
Yayınevi: Altıkırkbeş Basın Yayın Sayfa Sayısı : 58
İlk Baskı Yılı : 2000
Dil : Türkçe

 Sanıyorum sıcaklarla bir ilgisi var uzun araıklarla yazmamın.😊
Genelde ya dışardayız yada evde Umay ile oyundayız. Uyuduğunda da ya dizi, film izliyoruz yada ben kitap okumaya Merter'de oyuna geçiyor. :)

Oysa ki daha tatilde okuduğum kitapları paylaşacaktım.

Bunlardan biri Açlık Sanatçısı/ Franz Kafka

Yine bir Kafka klasiği bir kitaptı. Kitaba ismini veren Açlık Sanatçısı'nın gözünden yaşananlar çok içler acısıydı.
Sirkler de popüler olan, o zamanlar bu sanat ile para kazanan kahramanımız; hem ailevi hemde kişisel sorunları nedeni ile bu sanatı seçer ve dayanabildiği kadar dayanır.
İşin garibi kafes arkasındadır ve insanların gelip kendisini görmesinden ve takdir etmesinden beslenir...
Nasıl bir sanattır bu dedirtiyor okurken...
Diğer kısa öyküler de iyiydi yalnız en çok aklıma yer eden bu öykü kaldı.........



Yayın Yönetmeni : Ilgın Sönmez

Medya Cinsi : Ciltsiz
Hamur Tipi : 2. Hamur
İlk Baskı Yılı : 2017
Baskı Sayısı : 1. Baskı
Sayfa Sayısı : 420
Ebat : 14x21
İclal Aydın'ın Unutursun romanını çok çok çok sevdim. Elimden brakmak istemediğim romanlardan oldu. Bide konusu itibari ile bir önceki okuduğum kitapta geçen techir konuları olduğundan daha bir taze bilgiler ile okudum.

📍En çok da iletişimsizlik  yakıyor canımızı.
Aile içindeki destek, sevgi, kabul görmek o kadar önemli ki...

📍Romanda da sıkça yer verilmiş. Bir anne düşünün kendince geçerli sebeplerden ötürü içe kapanmış, yaşadıklarını okuyunca kendi ailenizi, annenizi düşünmeden edemiyorsunuz...

Bir kız düşünün ailesinden sevgi görmediği için hayatı hep yarım kalmış.....

Okuyun diyeceğim romanlardandı benim için.



11.5.17

Knulp Herman Hesse Ve Hayata Dair..

Kadıköy'e her indiğimde uğrak yerlerimden biri de YapıKredi Yayınları'dır.
Nedense oranın atmosferini çok seviyorum.
Ve her indiğimde muhakkak bir kitap alırım.
Bu kitabı da aslında yine bakınırken öncelik olarak ince kitap olması sebebi ile almıştım. Çünkü elimde bekleyen çok kitap var ve evdeki kitapları bitirip yenilerini almak istiyorum.
Maalesef böyle yazsam da ara ara yeni kitaplar ekleniyor :))

Kitaba dönecek olursam baş kahramınımız Sevgili Knulp bir göçebedir.
Ve özgür ruhlu, kimseyi rahatsız etmek istemeyen, saygın ve saygılı, biraz felsefi, ama en çokda yalnız bir göçebedir.
Kendini ve yaşamı sorgular Knulp. Geçtiği kasabalarda, köylerde iyi dostluklar bırakır.
Ve senede birkaç gün mutlaka köyüne uğrar...
Aslında kitabın sonlarına doğru öğreniyoruz ki Knulp sevda uğruna okulundan ve yaşamından vazgeçer ve karşılık bulamıyınca da yollara düşer.
Ve ince astalığa yakalanır...
Az ve öz olarak yazar uzatmadan kitabın son bölümünde Knulp'un neden göçebe olduğunu, sevdasını ve ailesini anlatır.
Bir solukta okuyacağınız ama aynı zamanda sizi düşündüren bir kitap Knulp.

Yazarın anlatım dilini ve öykülerini sevdim, aslında yazarın BozkırKurdu kitabını okumayı çok istiyorum.
Henüz almadım ama alırsam da diğer kitapları ile birlikte alayım en iyisi dedim kendime.

Bide Knulp'u okurken bizim Aylak Adam'a çok benzettim, çünkü aynı zamanda birazda aylaktır Knulp. Karın tokluğuna çalışır ve kimseye yük olmak istemez.
Gezmeyi, seyahat etmeyi çok isterdim. Fakat devamlı bir yalnızlık ve ailemin olmamasını istemezdim.

Sanırım buda aidiyet duygumuzdan kaynaklanıyor.

Okumadıysanız not edin ve okuyun derim naçizane.


17.3.17

Daha Sade Bir Hayat Ve Günlük...

Yağmurlar bastırınca bizde eve kapandık ana kız.... Neyse ki birkaç gündür daha iyi hava da parka gidemesek de dışarı çıkıyoruz; hem elışveriş hem gezmece derken iki saate yakın sokaklarda kalıyoruz.
Tabi birkaç gün evde kalınca ve enerjisini atamayınca bizim kız sarıyor, uyku saatleri şaşıyor. Gündüz daha geç yatıp gece de ona göre saati uzuyor....
Bu ara bende onunla geceleri yatıyorum ve sabahları biraz daha erken kalkmış oluyorum. 
Çok garip ama hem erken kalkmak istiyorum çünkü sabahın o saatlerini seviyorum hem gecenin sessiliğini seviyorum ki kendimi tanımlayacak olsam gece olurdu kesin. :)
İronik biliyorum ama öyle valla. Gece film izlemek, kitap okumak, not almak, günlük yazmak... hepsini gecenin sessizliğinde yapmayı seviyorumm. Hele bu aralar hiçbirini yapamıyorum neredeyse o yüzden erken yatınca bizim kız, ne yapacağımı şaşırıyorum.

Bugünde "anne markete gidelim mi?" diye sordu Umay. Tamam Kızım dedim ve hazırlanıp çıktık. Bu aralar sanıyorum 3 yaş böyle bişey... ne gözlüksüz nede çantasız çıkmıyor. :)
Bide kırmızı yağmur çizmelerini giymeden... Hava güzel de olsa, kıyafetine uymasa da ilk işi yapmur çizmelerini çıkartmak.. Bide yanlışlıkla "bot" derseniz aman Allah'ım.. ( sanırım çocuk olmanın en güzel yaları bu halleri)
"anneeeeee bunlar bot değil yağmur çizmeleriiii"
diye uyarıyor. Biraz kavramlar konusunda titiz. Biz ona nasıl dediysek sonrası muhakkak aynı terimleri kullanıyor, aldığı şeyi de yine aynı yerine koymak gibi bir huyu var...

Tabi gün içinde hem sokağa çıkıp hem evde etkinlik yaparsak belirli saatten sonra koltuğa yerleşiyor.. o aralarda da ben ya hemen kitap okuyorum yada uyumasını bekliyorum. Bitirdiğim kitaplar hem öykü hemde ince olunca iki günde 5 kitap bitirmiş oldum. Aman Allah'ım nasıl mutlu oldum anlatamam size. :))))

 Bu kitap bitti... Gerçekten de içinde çok güzel bilgiler var. Özellikle vurguladığı; zaten hayatımız koşturmalı gidiyor eve geldiğinizde biraz nefes alın ve daha sade yaşayın. Çocuklarınız için başladığınız bu daha sade hayat zamanla sizin de hayatınızı düzene sokuyor.
Birde aslında çocukların çok oyuncakdansa koşup, oynamaya enerji atmaya ihtiyaçları olduğunu, hepimizin bilfiği ama uygulamakda zorlandığı tv izletmenin belirli bir yaşa kadar hiçbir faydası olmadığını; sofraya beraber oturup yemek yemenin çocuklar üzerinde olumlu etkileri olduğunu vs.. anlatıyor...







.


 Mutluluğa Bir Kala Agnes Ledig kitabı...Bir arkadaşım önerdi ve okumam için ödünç verdi. Kitabı okurken öyle bir akıyor ki yazılar sanki sizde onun içindesiniz. Yer yer kzıdım kıza, bu kadarda olmaz dedim, sonlarına doğru ağlayarak okudum... Çünkü bie annenin evladı ile verdiği bir sınav vardı;  benim de annemle geçirdiğimiz hastane günleri geldi aklıma.... hem ağladım hem okudum...
Velhasıl benim için güzel bir ara kitap oldu.



Sait Faik Abasıyanık'a ait ilk 5 kitabı bitirdim. Hem incelerdi hem akıcı bir öykü tekniği olması sebei ile bittiler... Yoksa iki günde nerde bu kadar kitap bitirmek... :) Belki bir gün olur....

Yazarmız kesinlikle aylak adamlığa yatkın, bilmeyeniniz yoktur sanıyorum. Tabi Türk Edebiyatının klasiklerini okul zamanı okumuştum ama çoğu aklımda kalmamış bile.
Bence bazı klasik kitapları çok genç yaşta değilde zamanla okumak gerekiyor.

Hem ada aşığı hem İstanbul'un karanlık, ücra köşelerine aşık bir adam Sait Faik....
Ve kendi insanını öyle güzel döküyor ki öykülere...
Okumayanınız varsa ara kitaplar olarak okuyun ve sizde o öykülerle dalıp gidin...

İyi geceler...


15.2.17

Parasız Yatılı Fürüzan Ve Günlük...

Umay'ın kalemlerle arası çok iyi. Bu aralar okula gitmeye ve yazı yazamadığına takmış durumda. :)
"Anne ben yazamıyorum, sen yazar mısın?"
"Ne yazayım kızım?"
"Seni, babamı, Topak Abiyi, yengeyi, dayıyı, amcayı" diye söylemeye başlıyor....
Bende hepimizin adını soyadını yazıyorum. O da kendince bakarak çiziktiriyor. :)))
Çok hoşuma gidiyor o tavırları. İnşallah diyorum, okumayı seversin ve istediğin bir dalda okursun...


 Bir de uzun zamandır hergün bizim resmimizi yapıp getiriyor.
Çok hoşumuza gidiyor.
Bazılarını saklıyorum. Resme bir yatkınlığı var ileride ne olur bilemiyorum tabi.

Yalnız bir terslik var bizde, bizim kız, kız görünümlü erkek... :)))))
Misket oynamaktan, babası ile ps oynamaktan çok keyif alıyor. Umay gel biraz hikaye ktiabı bakalım diyorum "yok" ya kendi alıp bakıyor ve sonra da kenara atıyor..
Nolur sevsinnn kitaplarıı kızııııımmmmmmmmmmmmmmmmmmmmm... :)) diye içimden dileyip duruyorum.

Anne fotoğraf çekilelim deyip de poz vermeyişi hele beni bitiryor.... Sonra da anne bakayım deyip telefonu istiyor. Haspam sanki çekilebiliyoruz da foto....




Dün gece bitirdim Parasız Yatılı Fürüzan kitabını... Vallahi bende bittim. Hele Edirne'nin Köprüleri, Parasız Yatılı ve Haraç hikayeleri kısa roman tadında...
Ben yazarı Nurşen Ablanın( Leylak Dalı bloğu)  paylaşımları sayesinde tanıdım.
Ne zamandır bekliyordu elimde; acıklı, dokunaklı olacağını bildiğimden erteliyordum. İnstagram'dan biri paylaşmış ve mutlaka oku demişti... Bende öne alarak okudum. Geceleri okuyunca hele daha bir dokunaklı geldi hikayeler vallahi...
Çoğu zaman okurken ara verip düşünürken buldum kendimi, eskiyi... mahallemi, ailemi, komşularımı, arkadaşlıklarımı...

Mekan ismi fazla yok ama siz zaten az çok anlıyorsunuz...
Özellikle anne-kız, aile, yoksulluk, toplum üzerine yazmış....
Hüzünlü ama umutsuzluk yok kitapta. Okurken o duyguyu, umudu, yaşanmışlığı, acıyı sizde hissediyorsunuz inanın. Bu duyguyu bir yazar nasıl verebiliyor bilmiyorum ama veriyor işte...
Böyle yazarları ve kitapları seviyorum....
Birde geri dönüşler çok fazla ama sizi rahatsız etmiyor.
Uzun cümlelerden çok kısa öz, kelimeleri yalın hali ile kullanması çok hoştu.
Yani mutlaka okuyun efenim yazarı ve kitaplarını....

Bugün kendimi dışarı attım. Anam atmaz olaydım.. Dondum resmen.... Nasıl soğuktu.
Allah yakacağı olmayanların, sokakta yaşayanların yardımcısı olsun...........................

Kadıköy'e innce birkaç yer vardır uğradığım. Bunlardan biri de Şekerci Cafer Erol.
Hele bide üst katları bir yapmışlar ki... Dekor ve atmosfer çok keyifli...
Olurda yolunuz düşerse uğrayın, çayı her daim taze. Renk tonları koyu ve dekor da vintage tarzı...
Seversin diyeceğim o ki.
 Bir mola verdim kendime  kahve eşliğinde ve Vakit Hazan kitabımı okudum....
Bu arada kitap çok güzel ilerliyor. Bu kitap bizim Mart  ayı kitap kulübümüzün kitabı...

Ara da böyle esler vermek çok iyi geliyor...
Kızı mı ne yaptım? :))
Babanesine gitmek istemişti, oraya bıraktım. :)))

Haydin ben kaçtım, iyi akşamlar....







4.8.16

kaygılı ama umutlu günler geçerken.

Adnan binyazar/ Kızıl Saçlı Kontes
 Uzun zamandır yazmadığımın farkındayım. Ama bir türlü yazacaklarımı, hangilerini paylaşmam gerektiğini bir türlü toparlayamadım.
Malum gündemimiz hep aynı...
Tek duam Rabbim ülkemize zeval vermesin...
Bu topraklar kolay kazanılmadı.....

Tabi yazmadığım zamanlarda günlük hayatımızı akışına kavuştu... Her ne kadar devamlı haber kanallarını izlesek de bir nebze rahatladık...
O arada arkadaşlarla bir Avşa Adası tatili yaptık.. Tatil yaptık ama devamlı konuşmalar da sosyal medyadan gündeme bakıp, yorumlar yaptık.
Deniz ve kumsal çok iyi geldi hepimize... Sabahtan akşama devamlı denizdeydik....

Temmuz Ayında Can Yayınları 5 TL kampanyası düzenledi ve haberdar olunca birkaç kitap da ben aldım... Benim baktığım DR'larda hep öykü kitapları vardı. Romanlar azdı. İyicene anladım ki öykü kitapları fazla okuyamıyorum... Çok sık okursam sıkılıyorum. Ara kitap olarak okumalıyım.
Örneğin Kızıl Saçlı Kontes/ Adnan Binyazar
 Belki kalemi kuvvetli bir yazardır ama ben bu öykü kitabında bir türlü ilerleyemedim ve yarım bıraktım... Başka bir kitabını daha okuyup karar vermekte yarar vardır değil mi? Ya da sizden okuyanınız varsa ne dersiniz?

Lupita Ütü Yapmayı Seviyordu
 Kitap Kulübü kitabımız olan Lupita Ütü Yapmayı Seviyordu/ Laura Esquivel 
Bu kitaba tek kelime ile bayıldım. Hele her cümlenin başı " Lupita .... seviyordu" diyerek giriş yapması, yaşadıklarını günlük bir dille aktarması bir okuyucu olarak çok keyifliydi... Bu kitabı okuyun derim. Gerçekten de Latin Amerika Edebiyatı sizi sıkmıyor ve konuları genelde sürükleyici oluyor. Bu kitapta da yazar biraz günlük hayata biraz da Ülkenin Politik olaylarına değinmiş...

Thomas Mann Aldanan Kadın bu kitap resmen içimi baydı... Aslında listemde yazarın Büyülü Dağ kitabı vardı fakat bu kitabı da tanışmak için aldım yazar ile... sanırım yanlış bir seçim oldu... Ki yazarın bu kitap ölmeden önce yazdığı ve hayatında ki gerçeklere dayanan bir kitapmış.
Bir kadının genç bir öğretmene aşkı ve çocukları ile yaşadığı diyaloglar anlatılıyor... bakış açısı, ölüm vurgusu çok iyi ama konu işleyişi zor ilerliyor....

aldanan kadın
Mother's Day filmi gayet renkli bir izlenimlik akıcı bir filmdi. Şöyle sıkılmadan, fazla düşünmeden keyifle kahvaltı sofrasında yada oturuken izleyeyim derseniz iyi bir seçim. Öyle aman aman bir konusu yok tek güzelliği aydınlık ve iyi oyuncuları oynatmış olmaları...
mother's day
cumhuriyet çocuğu


















Nihal Yeğinobalı CUmhuriyet Çocuğu tek kelime ile enfes bir kitaptı. Özellikle bir döneme tanıklık etmek ve onu okuyucu sıkmadan anlatmak kolay değil. Ki yazarımızın kalemi de çok kuvvetli.
Bu kitabı ikinci el olarak tamamen arka kapak yazısına bakarak almıştım. Meğersem diğer kitapları da çok iyiymiş. Hatta dilimize Genç Kızlar olarak yabancı isimle basılmış kitabından sahibiymiş.
O dönemde kitabını kendi ismi ile bastıramadığı için rumuz kullanmış ve kitap yıllarca best seller olarak anılmakta...

Yeni yazıda görüşmek üzere  :))

26.5.16

Cengiz Aytmatov ve Günce...

Bir kitap daha bitti. Okunacak kitap listeme baktığımda 28 kitabım var ve bu sefer elimdeki kitapları okuyana kadar kitap almamaya yine yeniden karar verdim... Söz veremiyorum kendime çünkü her kitap sever gibi tutamayacağımı da biliyorum. 😊 bu sefer böyle bir karar vermeme sebep, bazı yazarların birkaç kitabını okumuşum yada hiç okumamışım. Bu açığımı kapatmak için sevdiğim yazarların kitaplarını toplu alıp okumak istemem. Tabi araya başka Kitaplar her zaman girecektir. Ki keyfi de bu oluyor sanırım. 😊 örneğin Cengiz Aytmatov'un bir iki kitabını okumuşumdur. Sevdiğim bir yazardır, çünkü ülkesine, memleketinr dair yaşananları acıtasyon yapmadan ama canınızı yakarak anlatması çok etkiliyor beni. Acıyı da hüznü de ve sevinci de biz okuyucuya çok iyi aktarıyor. Bu kitabı biraz daha hüzün yüklü. 3 hikayeden oluşuyor, her hikaye de muhakkak bir kültürüne ait destan niteliğinde kısa öyküler de anlatıyor.
cengiz aytmatov



Derken epey bir zaman önce İnstagram'da Sevilay ile isim benzerliği vesile ile tanıştık. Aynı isimde Bursa'da oturan bir arkadaşına yazarken beni etikletmiş ve sohbete başladık. Sonra da bir baktık ki birbirimize çok yakın oturuyormuşuz....
Neyse bir gün bir kahve içelim dedi Sevilay ve en sonunda ayarlabildik, dün buluşup kahve içtik. Blog ve İnstagram sayesinde çok güzel insanlar tanıdım... BAşta çok garip geliyordu bana; " olur mu canım burdan yazışıp tanış" diyordum ama bu güzel insanları tanıdıkça ön yargılıymışım meğersem başlarda.....
Oysa ki burdan yazıştıkça reel hayatımızda tanıştığımız da o kadar çok şeyden konuşur oluyoruz ki......
Gerçi henüz Sevilay ile o kadar konuşamadık kızı ile gelmişti ve doğal olarka öncelik kızınındı. Bende kızı babanesine bırakmıştım, çünkü biliyordum ki ve haklı olaraktan Umay koşturmak isteyecekti.
İyi ki götürmemişim vallahi. :)
 Velhasıl güzel tanışmalar bunlar bence...

Bizde böyle blog......

Yeni yazıda görüşmek üzere. :))))

18.5.16

Nükseden Alerji, Biten Kitap, Fatma Akerson, Ölümle Başbaşa...

Cumartesi günü sinemya gidelim dedik beyimle, her şey çok iyiydi. Hah tamam ben bu sene alrjimi böyle azıcık ucundan atlatıyorum derken hopppp hoplayırvedi alerji bünyede.... 
Bu arada Kaptan America Filmine gittik ve ben her zaman ki gibi yine çook beğendim. ÖZellikle Akasya Avm'de ki İmax salonunda izleyin derim. Ses ve görüntü kalitesi muhteşemdi.
Neyse efenim araya reklamı da aldım :)
Captan America


Çıktık biz ve bennn nefes nefese.... alerjim nüksetmişti... eve geldim ama halimi görseniz zor nefes alıyorum sanırsınız Koa hastasıyım. Tabi hemen koştum eczacımıza; 3 yıl önce kullandığım alerji hapını aldım. Hemen içtim. Biraz rahatlattı ama ara ara öksürük ve tıkanmalarım devam ediyor. Sanırım daha kuvvetli bir ilaç kullanmam gerek.
Tabi birde uyku yapması yanında bonusu... sabahları öyle zor kalkıyorum ki... genelde Umay öğlenleri uyuyunca bende onunla birlikte yatıyor ve kalkıyorum yoksa başımı yastıktan zor kaldırıyorum.....

Zor azizim zor bu durumlar anlayacağınız......
Hani şuan bu blog yazısını yazıyorum ama arada gözlerimi açmak için uğraşıyorum kafayı bir koysam doğru uykuya geçeceğim. Ama çok ihmal ettim bloğumu, yazacağım alerjiii sanaaaaaa inattttttttttttttt. :)))
Düğmeler Ve Başka Şeyler/ Fatma Akerson

Bu arada bu kitabı ismi ve arka kapak yazısı cezbetmişti beni ve almıştım. Kısa bir roman ama sayfa sayısı kısa, anlattıkları sizi taa eskiye kadar götürecek türden bir hikaye... Düğmeler Ve Başka Şeyler/ Fatma Akerson 
Anlatım dili tabi biraz başta sıkıcı gibi geliyor çünkü içice geçen bir kurgusu var; bazen anlatan ile anlatıcı yer değiştiryor vb.. ama hikayesi ve olayları aktarış biçimi çok iyi. Sanırım bunda Dilbilimci olmasının da etkisi büyük. 
Kitaba gelince özellikle düğmelerle ve ananesi arasında ki ilişkiyi anlatırken inanın sizde kendi hayatınız da ki bu bir dönemi düşünüyorsunuz.
En azında benim gözlemlediğim kadarı ile artık yeni nesillerin evinde düğme kutuları yok... Ama benim jenerayonum yada daha eskisi hatırlayacaklardır...
Annem eskiden atılacak olan gömlek, hırka gibi düğmeli giysileri atmadan önce düğmelerini söker ve cam kavanozuna koyardı. Çünkü ilerde o düğmeler kopan düğmelerle yer değiştiricekler.
 Vee yıkanan kıyafteler de varsa eksik düğmesi olan hemen o kavanoz çekyatın üstüne dökülür ve içinden uygun düğme seçilip dikiliverirdi. vs..bende kitabı okurken o günlere gittim resmen...
Bir de kitap içinde asıl konu ile ilişkilendirilen masal var tabi... ve öyle güzel geçişler yapıyor ki konudan hiç kopmuyorsunuz ki bence önemli bir yazımdır bu ... okuduğunuz romandan kopmamak geçişlerde.... 



Peter Nadas/ Ölümle Baş Başa


 Dün gece biten bir diğer kitabım da sevgili Düşlerin Rengi Bloğunun yazarı Zeynep'imin yolladığı bu güzel öykü kitabı idi.
Kitap 4 öyküden oluşuyor ve genelde de çocuk gözünden ve çocuk anlatıcı ile devam ediyor. Özellikle din üzerinden yapılan ırkçılık, ötekileştirme, ayrımcılık okuyanı hem rahatsız etmeden hemde rahatsız ederek anlatılmış....
Ben daha önce bu yazarı okumamıştım ama sevdim.
Burdan da tekrar teşekkür ederim Zeynebim. 

Sanrırm ben daha fazla gözlerimin kapanmasına dayanamayacağım, bana iyi uykular blog.................