Netflix Dizisi-Filmi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Netflix Dizisi-Filmi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19.7.21

Kısa Kısa haberler :)))

İyi bayramlar arkadaşlarrrrrrr :)))))))))))
 

 

2.doz aşımı da oldum. lakin ertesi gün tüm gün ve gece pert olmuş bir şekilde uyudum,  uyumaya çalıştım..... Kolumu kaldıramama meselesini hiç demiyorum bile....Bütüm kemiklerim ağrıdı. Dedim ki; bide covid geçirseymişim kim bilir nasıl atlatırdım?"

Aşı ile böyle ağrı çektiysem, hastalığın kendisini düşünemiyorum bile.....Allah şifa versin tüm hastlara... Yalnız dışarı çıktığımızda fark ediyorum ki; herkes sanki pandemi bitmiş gibi davranıyorlar...bu da can sıkıcı tabi. Sonuçta evet hepimiz bunaldık, bizde maskesiz dolaşmak istiyoruz, cocuğuma " yaklaşma, dokunma, park olmaz" demekten yoruldum...... neredeyse koskoca 1 yılı gitti eğitim hayatında..... 


Bu arada 16.Temmuz bloğumun 10.yılı idi. İyi ki açmışım bu sayfayı ve sizlerle tanışmışım. Acı-tatlı bir çok güncemi paylaştığım sayfamı çok seviyorum. 🎉🎊🎂


Tabi yaz olunca okumalarımda da düşüsler oluyor....Bu arada Netflix'de oynayan "Lupen" dizisini bitirdik. 2.sezonda gayet basarılı idi. Bir de "Friends" dizisine başladım. Oynadığı dönemi hiç hatırlamıyorum. Ve şuan çok severek izliyorum, çok gülüyorum esprilerine, ve çok özlem duyuyorum öyle samimi arkadaşlıklarına....... 

Geçen sene Don Quite kitabını almıştım. Aslında yıllar evvel okumuduğumu sandığım, oysa ki kısaltılmış metinmiş o..... :(((

Hikayesini çok bildiğim kitapları okumayı sevmiyorum. lakin bu kitap hiç de öyle değildi. O kadar  çok sizi gülümseten hikayeler vardı ki anlatamam :)

Tabi absürd anlatımlar, biraz dalga geçmeler de yok değil. Ve anladım ki boşuna değilmiş en çok  okunan ve basılan kitaplardan biri olması.....dönemine göre anlatım tekniği, hikayelerin geçişi, sizi sıkmayan merak uyandıran anlatımı ile muhteşem bir kitaptı..... geç kalmış okumalarımdan biri daha....

Bir de çevirmenin müthiş aktarımı, ön sözde anlatılanlar sizi kitaba hazırlıyordu. Bir teşekkür de çevirmen Roza Hakmen'e.

ARKA KAPAK YAZISI;

124 Kısım Tekmili Birden “Don Quijote” Yapı Kredi Yayınları Kâzım Taşkent Klasik Yapıtlar Dizisi’nin yeni kitabı, İspanyol yazar Cervantes’in ünlü romanı Don Quijote, tam adıyla La Mancha’lı Yaratıcı Asilzade Don Quijote. Kitabın sunuş yazısını yazan Prof. Jale Parla’nın sözleriyle: “Birinci kısmının basıldığı 1605 yılından beri en çok okunan, en çok sevilen, en çok yorumlanan ve yeniden en çok yazılan La Mancha’lı Şövalye Don Quijote ve silahtarı Sancho Panza’nın serüvenleri”, bütün dünyada olduğu gibi ülkemizde de ilgiyle karşılanmış, ancak dilimize daha çok İngilizce ve Fransızca gibi ikinci dillerde çocuklar için hazırlanmış baskılarından yapılan çevirileriyle girmişti. Yine de, ancak bir iki tane ve ikinci dillerden de olsa, tam metin çevirileri de yapıldı. Şimdi ise, Jale Parla’nın yerinde saptamalarıyla: “Shakespeare’le birlikte belki de ilk kez modern okuru düşleyen” ve sadece “şövalye romanları”nın değil, “Rönesans’ta kullanılan bütün (yazınsal) türlerin otoritesini dyıkan” bu önce yazarın belki postmodern anlatıyı bile nerdeyse dört yüzyıl önceden haber veren bu öncü romanı ilk kez tam anlamıyla Türkçeye kazandırılmış oluyor. La Mancha’lı Yaratıcı Asilzade Don Quijote, Roza Hakmen’in İspanyolca aslından yaptığı tam metin çeviriyle ve Ahmet Güntan’ın şiir çevirileriyle nihayet dilimizde.

TANRILAR OKULU
"Tanrılar Okulu" 2009 yılında epey bir reklamla satışlar rekoru kırdı. Hatta sanıyorum ki hala iyi satıyor.... Ben de o sene okumayı çok istemiştim ve eşim hediye almıştı. 😊
Sonra başladım, yarım bıraktım. Çünkü o ara "Ferrarisini Satan Bilge ve Osho" kitaplarını okumuştum. Bir kaç tane de Türk Yazarlarından okumuştum. Hal böyle olunca ilerlemedi kitap.   Sonra geçtiğimiz bir kaç aydır kitaplıktan bana göz kırpıyordu 😁
Tekrardan başladım okumaya..... Evet altını çizdiğim çok cümle oldu lakin belirli bir okuma seviyesine gelince kitap biraz tekrar geldi... Lakin daha önce bu tarz kitaplar okumadıysanız ilgiyle okuyacağınız bir kitap.
📍 Tabi kitapta öncelik sizsiniz ve her şeyin sebebi de, yaratanı da sizsiniz olarak anlatılıyor. Bu kısımlara katılmasamda bütün olarak içsel yolculuğunuza yardımcı bir kitap.....
📍 Şunu da belirtmeliyim ki roman gibi okunacak kitaplardan değil. Zaman isteyen, dinginlik isteyen bir kitap. O yüzden ya bölümlere bölüp okuyabilirsiniz ya da okuma grubu ile okuyup daha kolay ilerleyebilirsiniz.... 
 
ARKA KAPAK YAZISI;

İtalyan asıllı yazar ve modern çağ filozofu Prof. Stefano D’Anna, Tanrılar Okulu kitabı ile insanın kendi yaşamına dair devrim niteliğinde bir bakış açısı ortaya koyuyor. Eserinde bireyin hayata bir edilgen değil, tüm iyi ve kötü etkenlerin faili olarak bakması gerektiğini vurgulayan yazar, hikayeleştirme tekniği ile bunu oldukça etkileyici bir şekilde aktarıyor.

Okurlarıyla ilk kez buluştuğu 2002 yılından günümüze dünya çapında büyük bir beğeni toplayan kitap, felsefi öğretisinin yanı sıra kişisel gelişim alanında da eşsiz bir rehber niteliği taşıyor. Bu kitabı okurken sadece yazarın yaşamında değil, kendi iç dünyanızda da el değmemiş derinliklere doğru bir yolculuk yapacaksınız.

Tek Çıkış Yolu, İnsanın Kendisidir

İnsanın hayatında olup biten her şeyin asıl sorumlusu kendisidir. Kişiyi bugüne koşullar değil, kişinin kendi kararları getirmiştir. Ve karşısına çıkan tüm aksilikler; korkularının, karamsarlığının ve kendisine olan özgüvensizliğinizin somut bir yansımasıdır.

Tanrılar Okulu kitabında Prof. Stefano D’Anna, bu gerçekleri kendi yaşamından ve düşünsel tecrübelerinden yola çıkarak güçlü bir şekilde ifade ediyor. Kitapta gerçekleşen olaylarda düş ve gerçek kavramını iç içe geçiren yazar, böylece okurlarına tam olarak şu mesajı veriyor: Gerçeklerin düşlere yön vermesi kadar, kurulan bütün düşler de gerçekleri inşa ediyor.

Geçmişin Gerçekliğinden Gelen Bir Hayal

Hayatı tüm hızıyla yokuş aşağı giden bir adam… Başarısız bir sosyal yaşam, gelgitli ilişkiler, unutulmayan pişmanlıklar… Ve bir gün bu adam zavallılığının son sınırına kadar dayanmışken, birden karşısında baştan sona gerçeğe bürünmüş bir hayal görüyor. Bu hayal, onun gerçekleri düş penceresinden görmesini sağlayarak kişisel devrimine ön ayak oluyor.

Kendisine Dreamer adını veren bu hayali varlık, aslında adamın kanserliyken yüzüstü bıraktığı ve tek başına ölmesine göz yumduğu eski eşinden başkası değil. Ancak onun aksine Dreamer, somut varlığından sıyrılmış olsa dahi adama yardım eli uzatıyor. Artık bir eski eşten çok adamın yaşamında ulvi bir öğretmen olarak yer alan Dreamer, hayattaki çeşitli olgulara dair kurduğu diyaloglarla, kahramanın yaşam yolculuğunda ilerleyeceği çizgiyi kendisinin belirlemesini sağlıyor.


23.4.21

Ev halleri, The Serpent

 Selam..... 

Yazdım sildim, yazdım, sildim...sonra yazmadım...

Uzun bir aradan sonra geldim. Sanırım anlatacak bir şeyim kalmadığını düşündüğüm için yazmadım... Oysa ki severim anlatmayı, konuşmayı....

Tabi bunda malum vaka sayılarının artışının da etkisi büyük. yeni vaka sayısı artışı ile hepten kendimizi eve kapattık. Diğer bloktan arkadaşım vardı, o da bizim gibi hep evde olduğundan görüşüyorduk, kahve sohbet derken akşam oluyordu, çocuklarda oynuyordu. Lakin eşi otobüsle işe gittiğinden, vaka sayılarının artışı ile evde görüşmeye ara verdik. Hadi biz evde bir şekilde vakit geçiriyoruz ama her gün ben kızıma o da oğluna "neden bu ara görüşemediğimizi anlatıp" duruyoruz...

Bi markete gidiliyor evde, onda da Merter gidip geliyor 😬

Neyseki okulların kapanması ile kızçemiz 5 gün online eğitimde. Sabah kalk, öğleden sonra biraz ders sonrası oyun. Havalar güzelse balkonda takılıyoruz.

Geçen gün konuşurken bana dedi ki; anne bu ara sen her şeye çok sinirleniyorsun, kızıyorsun. Gerçekten de öyle, tahammülüm yok gibi... istiyorum ki evdekiler bana ilişmesin, ben kendim takılayım. Sonra Umay'a kısa ve öz, anlayacağı dilde anlatmaya çalıştım;

---------  Sanıyorum ki dedim devamlı evde olmak Umay biraz daralttı beni, senle alakası yok kızım dedim...

Tamam anne dedi... Sonra da kendime döndüm ve evet sinirliydim hep o hafta. Şimdi biraz daha sakinim ve Umay'a belli etmemeye çalışıyorum. 

 

Bir de devamlı kafamın için de eski mahallem dönüp duruyor, okul zamanlarım.... çocukluğum. Sonra bir silkeleniyorum, sanıyorum 7/ 24 evde olunca beynim devamlı bişeyler arıyor. Öyle düşünüyorum. Çünkü pandemi öncesi yoğun bir zamandan şimdi durağan bir zamana geçtik. İyi de geliyor, bazen de üzülüyorum...düşünüyorum "şimdi şu kişi napıyordur acaba? Neden koptuk acaba" falan filan diye diye fikirler uçuşuyor. Sonra da hayat işte böyel diyorum!

Yapı olarak karamsar ve depresif fazla kalamıyorum, hemen düşüncelerimi olumlu yöne çevirmeye başlıyorum.... hem iyi hem kötü....fazla kalırsam derinler de sanki psikolojim bozulacak gibi hissediyorum...

Bunların dışında evi süsledik;  23 Nisan için Umay kız şarkı söyledi, videoya çektik İg'de paylaştık. Kocam sağolsun, uğraşıyor ve ortay çok güzel bir paylaşım çıkıyor, hem de aynı zamanda bir anı. 

Arada da Umay kız tekne orucu tutuyor. Geçen gün artık tutmayacağım dedi, canı bieşyler yemek ve içmek istiyormuş😁

Bizde anlattık, zorunlu olmadığını, istediği zaman tekrar tutabileceğini. Sadece akşam yemeğinde bizimle birlikte ezanın okunmasını bekliyor, böylece nefsini de terbiye etmiş oluyor aslında , şuan henüz bunu bilmiyor olsa da zamanla anlayacaktır. Bu konular  hassas koular, ben de hassasım. Acil ve olası durumlar dışında, özellikle akşam yemeğinde sofra da hep beraber olmalıyız  düşüncesindeyim. O yüzden de önem veriyorum. Çünkü nasıl alışırsa öyle gider. Ve ailenin bütünlüğü için sofrada beraber olmak, beklemek, sohbet etmek hem keyifli hem önemli.

Bayadır aklımda olan bir şey vardı; Armağan Çağlayan'nın Youtoube kanalında ki programını izlemek.

Dün müsait olunca bir kaç bölüm izledim. Esra Dermancıoğlu'nun olduğu bölüm çok iyiydi. Belli kadın başka kafa da. Düşücelerinin çoğuna katıldım izlerken. İzlediyseniz bi bakın derim. Okan Bayülgen'e bir kaz daha hayran kaldım. Tabi bunda onun kafasına yakın düşüncelere sahip olmamda etkiliydi. :)

Burdan izleyebilirsiniz 

 

Bunun dışında bitirdiğim kitaplar oldu. Dizilerden de " The Serpent" i bitirdik. Ben de bittim yalnız....... "Acımasız katil Charles Sobhraj, 1970'lerde Güneydoğu Asya'da "Hippi Yolu"nu keşfe çıkan gezginleri kendine av olarak seçer. Sarsıcı olaylardan uyarlandı." diye yazıyor sitesinde..



Gerçek bir seri katilin hikayesi.... Dizi bitti,dediğim şey şu oldu; tamam hep kızım okusun, bol bol seyahat etsi idi.... o seyahatleri etmek istiyorsa. yanında beni de kabul edecek.... O neydi öyle ya.... böyle insanları aklım bir türlü almıyor, neden neden diyip duruyorum. Nasıl bir soğukkanlılık ile işliyorlar o cinayetleri...... 

Bir anım var, liseye başlıyorum. babam aldı karşısına başladı nasihatlere. Tabi o dönem "he he, anlat heyecanlı oluyor" modund, içimden derdim....

Yok efendim arkadaşlarla bir yerlere gidersek, sakın açık içecek içmemeliymişim, kapalı ve kendim almalıymışım vs.... ya nasıl da gülerdim içimden, nolcak biz liseli gençlerdik.

Vallahi de Billahi de şimdi ben o moddayım, o kafadayım. Biraz da Müge Anlı izlersem sanırım kızı evden çıkartmıycam😬😭


En çok da bugünler bittiğin de ruh hali olarak nasıl olacaz onu merak ediyorum....

Öyle işte, selamlar benden size :))🌺🌻



31.3.21

Marcel Proust, Anatole France ve Filmler....

Canım Proust'un Kayıp Zamanın İzinde serisinin son kitabını okumaya başladım. Öncesi de pdf olarak indirdiğim " MARCEL PROUST YA DA BİR ROMAN YARATMAK/ MEHMET RIFAT"  incelemesi olan kitabı okudum. Aslında seriye başlamadan önce okusaymışım iyiymiş. Çünkü kitapta hem karakterler hakkında hem de Proust'un yaşamı hakkında detaylar vardı. Böylece mekan ve karakterlerle, olayların örgüsü daha bir kafamda netleşti.


Gerçekten de yazarı okumak kolay olmuyor.  Yer yer durağanlaşsa da anlatmak istediği " zaman ve an"a dair cümleleri çok derin. Bir kere başladınız mı bırakmak istemiyorsunuz. İyi ki arkadaşım Ayla vesilesi ile daha fazla ertelemeden başladım bu seriye....Tabi her ne kadar maddi açıdan zengin de olsa Proust, yaşamı kolay geçmemiş,özellikle de sağlık sorunları yakasını bırakmamış. Bir de o yaşamı çok iyi gözlemlemiş.

 


 

 Pazar günü "HER ŞEYE EVET" filmini izledik. Çok ama çok eğlenceliydi. Umay kadar bizde çok eğlendik izlerken. Tabi ertesi sabah Umay "evet günü" yapmak istedi. :)


Konu anne ve çocuk ilişkileri olunca zorluklar, anlaşmazlıklar olmaması imkansız gibi. Hep bi çatışma oluyor ve olacakta....


Bu ara "YOUNG SHELDON" nı izlemeye devam ediyoruz. Bing Bang teori dizisini de keyifle izlerdik. Bu ufak halide fena Sheldon'un :) bu kadar akıllı bir evladım olsun ister miydim bilemiyorum?




"ADALET BİRLİĞİ 2" filmini izledik. Aslında bu film tam bir sinema filmi lakin şartlar malum artık tv de izliyoruz. Oysa ki sınemada ki ses sistemi ve dev ekranda daha bir keyifli.

Tabi konu bilindik, diğer oynayan filmlerden sahneleri birleştirerek bir son çekmişler. Beklentinizi fazla yüksek tutmayın yeter. :)


Bu diziye bayıldım. Ve iyi ki mini dizi, uzatmamışlar. Resmen ters köşe yaptı son iki bölümde...Özellikle rüyalara ve mistik yaşama inanıyorsanız seversiniz bu diziyi... Bir kişiyi sevmenin hem de körü körüne sevmenin sonucu bir insanın neler yapabileceğini izliyorsunuz... Saplantı ne fena bir huy.... Ne birini böyle sevmek isterdim ne de böylesine sevilmek....

 

 

Mart ayı 1Nobel1 klasik grubumuzun kitabı "KIRMIZI ZAMBAK / ANATOLE FRANCE" idi.

1921 yılında Nobel Ödülü almış bir yazar. Özellikle konu zenginler ve seçkinler arasında geçer.
Tabi için de kocasını aldatan Madam, kocasının gözü politikadan başka bir şey görmeyen, ressamlar, şairlerin olduğu buluşmalar...
📍 Anlatım dilinden dolayı sevemediğim bir kitap oldu. Soğuk ve sanki eksik gibi hissettim. Sayfalar ilerlemedi gibi hissettim. Lakin şunu da belirtmek isterim ki bana böyle geldi, bu tarz sevenler için ideal bir kitap.
📍📍📍📍
Romana, Anatole France’ın çalkantılı özel yaşamının da yansıdığı, yazarın 1888’de tanıştığı Madam Arman de Caillavet’yle ilişkisinden esinlenmiş olduğu söylenebilir. Kırmızı Zambak, seçkinler ve sanatçılar çevresinde geçer, siyasal yaşamdan ilginç yüzler ve davranışlar, şaşırtıcı şairler ve sanatçılarla karşılaşırız. Ama özünde, dönemin Floransa'sında geçen bir aşk öyküsü anlatılır.... Der arka kapakta.



27.2.21

Biraz Günlük Biraz Kitap...

 Veeee son yazımdan beri değişen bir şey yok 😁

Hoş tek değişen okulların açılıp-açılmayacağı konusu. Biz karı koca istemiyoruz. Okul dilekçe istiyor " istiyorum-istemiyorum" diye. Sınıfımızın geneline baktığımız da istemeyen tek veliydik.😐

Çünkü yüzdük yüzdük buralara kadar geldik. Ve bu seneyi uzaktan eğitim ile tamamlamasından yanayım Umay'ın.

Kaybedecekse ki elbet sosyolleşme ve yaşıtları ile aynı ortamı paylşama, soluma, birlik beraberlik duygularının gelişimini kaçırdı her çocuk gibi. Lakin bu pandemi ve şu an en iyisi "uzaktan eğitim"

Odasına daha ileriki senelerde planladığımız değişikliklerden bazılarını yaptık. Çalışma masası ve sandelyesi aldık. Letgo'dan aldık. Son bir kaç senedir bazı eşyaları ikinci el almak daha mantıklı geliyor. Çünkü bir süre sonra daha doğrusu o an ihtiyacımızı karşılayan ama daha sonra artık elden çıkarmamız gereken eşyalarımızı, Umay'ın eşyalarını da satıyoruz ve neden bizde bu şekilde almayalım dedik.

Gayet temiz ürünlere denk geldik.

Örneğin kızın odası çok büyük değil o yüzden daha minimal düzeyde eşyalar almamız gerekiyor. Ama büyüdükçe odadan çıkartılacak ve eklenecek eşyalar olacak. Ortaokula gittiğin de daha kompak bir çalışma düzeni va aklımda. Şimdiden almak çok mantıksız.  Ama bir masa sandalyeye de ihtiyaç oldu bu süreçte. O yüzden bu şekilde alışveriş hem daha ekonomik hem de daha iyi oldu. Çünkü bende bir kaç sene sonra bunları satacağım. :))

Dizilerden de "Altered Carbon"     bitirdik.


 

Severim böyle dizileri lakin bir yandan da ürkütücü geliyor. Zati yapay zeka başlı başına ürkütücü.

Evet zaman o yönde ilerliyor, elbet iyi yönleri de var ama bir yerden sonra amacının dışında, kontrol merkezli kullanılacak olması hiç de hoş bir duygu değil...., Genel anlamda dizi ve oyuncular da iyiydi.

 


Bir de bu mini diziyi bitirmek üzereyim. "Alevlerin Ardından"     

Dizi gerçek olaylardan alıntılarak çekilmiş.1897 Parisi'nde yaşanan yıkıcı bir yangının ardından üç kadının hayatı ihanetler, aldatmacalar ve romantik çalkantılarla altüst olur. Gerçek olaylardan esinlenmiş bir dizi. 

 

 


#1nobel1klaisk  grubumuzun Şubat ayı kitabı #tomamcanınkulübesi idi.
1852 yılında yayınlandığında epey ses getirmiş. Tabi o dönemi düşünerek okumak gerekir. Sade bir anlatımı vardı yazarın. Özellikle son bölümde kitabı, kitapda anlatılan olayları, kişileri nasıl yazdığını anlatmış...
📍 Okurken yer yer çok üzüldüm.... Özellikle beyaz ırkın kendini hep üstün görmesi çok rahatsız edici bir tutum....
📍 Bana göre çok fazla da misyonerlik vardı kitapta. Din üzerinden ruh sağlıklarını iyi tutmak adına zenci ırkın ilahilere sarılması, iyi bir Hristiyan olmaya çalışmaları ve dayanmaları...
Tom Amca ve ailesinin yaşadıkları, iyi bir efendiye denk geldikleri için şükretmeleri, ama borç yüzünden efendisinin onu satmak zorunda kalması... O zaman işte sizde okuyucu olarak sorguluyorsunuz; iyilik böyle bir şey mi???
📌 İşte böyle...
Kitap Amerikan Klasiklerinden... Hatta kölelik kurumunun kaldırılmasında büyük rol aldığı yazmaktadır. Yazarı özellikle o dönemde bir kadın olarak cesurca bu durumu kitap olarak bastırmasi ve rol alması adına saygıyla selamlamak isterim....
📍 Tom Amca'nın Kulübesi (özgün tam adıyla Uncle Tom's Cabin; or, Life Among the Lowly),Amerikalı yazar Harriet Beecher Stowe'un kaleme aldığı kölelik karşıtı roman. 1852'de yayımlanan kitap, Will Kaufman'a göre "İç Savaş'ın temellerinin atılmasına katkı yapmıştı".Wikipedia
📌 Tom Amca'nın Kulübesi 19. yüzyılın en çok satan Romani ve İncil'den sonra en çok satan kitabıydı.Kitap, 1850'lerde kölelik karşıtı hareketi besleyen unsurlardan biri olarak kabul edildi.Yayımlandığı ilk yılda ABD'de 300.000, Büyük Britanya'da ise bir milyon adet satıldı. Basımından üç yıl sonra, 1855'te, dönemin en popüler romanı olarak anıldı. Kitaba atfedilen önem çok büyüktü. Öyle ki, bir anlatıya göre İç Savaş'ın başlangıcında Stowe ile bir araya gelen Abraham Lincoln "bu büyük savaşı başlatan, işte bu küçük hanımdır" demişti. Ancak 1896'ya kadar basılı kaynaklarda yer almayan bu söz uydurmadır. Lincoln'ün takdirinin bir anekdot olarak, edebiyat çalışmaları ve Stowe incelemelerinde bu kadar uzun süre yer bulmasının, çoğu entelektüeldeki, edebiyata bir sosyal değişim aracı rolü biçme isteğiyle açıklanabileceği tezi ortaya atılmıştır.

📌📌📌📌📌📌📌📌📌📌📌

Bir diğer kitabım pdf olarak okuduğum, Caner Taslaman'a ait " HAYRETTEN HAYRANLIĞA: AFORİZMALARIM"  idi.

Öncelikle kendisine, kitaplarını Pdf olarak da okumak için linkler hazırladıkları için teşekkür ederim.
TV'de bir ara çok görüyor ve ilgiyle takip ediyordum. Lakin verdiği örnekler ve anlatımları hep aynı olunca bıraktım :(
Bu kitabında da isminden de anlaşılacağı üzere, sözlerini, cümlelerini kısa kısa paylaşmışlar.
Aslında iyi de olmuş.

📌Ne ararsan ara, kendinde ara. İnsan ne ararsa aras?n d??arda, bulduğu yine kendisindedir. Bazen manasızca ve sebepsizce yaptığın  bir seyin karşılığını çok farklı  bir yerden alırsın...
Çünkü hayat dönüşümden ibarettir. Mucize gerçekleştiğinde şunu dersin, hayat alış veriştir bu kesin, ancak Tanrı ile alış veriş  olmaz. O sadece tanzim eder. Ancak, kendisine ait olanların karşılığını verir.
📍 Ancak, idrak edemeyene, laf değil, kelimeleri hap yapıp yuttursan, bir ömür faydası yoktur.
Nefse doymamışsa, zamanı gelmemişse hiçbir faydası
olmayacaktır. Kimi dünya ister kimi mevla. Toprak insanı, neyi dilediğini iyi bilir ve ne yapması  gerektiğini de.



#kinsun kitabından bir bölümü çok fazla görüyordum. Ve merak da etmiştim. Ruha iyi gelen cümleleri severim. Besler bizi....
Sonra Sevgili Nilüfer 'in paylaşımını görmüş ve yorumunu sormuştum. Ve kitabını gönderdi 🙏🏻😊Teşekkürler arkadaşım 🍀


📌Kapak tasarımı çok güzel, içinde ki özlü sözler de öyle.
📍 Lakin eğer benim gibi bir çok mistik, kişisel gelişim kitabını okuduysanız bu kitap bize, size gelmez. Çünkü bildik cümleler.
📍 Yok eğer yolun başındaysanız, ya da ruhunuz biraz daraldıysa "okuyun" derim. Çünkü içerik güzel.
📍 Sene 2006 #robinsharma fırtınası esiyordu ve bende her kitabını okumuştum 🙈 vallahi içime iyi geldi mi geldi....
Tabi bizim yazarlarımızdan #muminsekman kitapları da bu konuda çok iyi. Özellikle lise ve sonrası çocuklarımıza okutulmalı....
📍 📍Sakin ol. Geç kalmadın. Erken
de değil. Kaç yaşında olduğunun bir önemi yok... Kimlerden ileri ya da geri
olduğunun da...

Kaç yaşında hissettiğinin,
kendini nerede görmek istediğinin ve şu an nerede olduğunun farkında olman
mühim...

Yaşaman gerekeni yaşıyorsun
sadece. 

23.1.21

Ev Halleri, Kitaplığım...

 Devamlı evde olunca aklım hep bir yerleri derleme, toplama, silme modunda.

Bayadır da aklımda camları silmek vardı. Bugün yine camlara bakarken; kalk kalk Gülşah aklına düşmüşken sil dedim 😬

Saat 15:30 gibiydi, giriştim camları silmeye... Sorun şu ki ev sanırsın camdan ibaret... Balkonlarda kapalı olunca....... 

Neyse efenim yoruldum ama değdi.... 😊 

Kız babanesinde kaldı dün, oysa ki aklımda full dizi, film izlemek, kitap okumak vardı ammaaaa... Ertelemekten vazgeçmek adına harekete geçtim. 

Dün gece "Bridgerton" dizisini izledim, kaldı 3 bölüm. Ara dizi olarak iyi gidiyor. :))

Bugün "Lupin" dizisine başladık. Arsen Lupen'den uyarlama... Çok da tutmadım diziyi, her şey çok hızlı geçiyor.....

Birde "Fran Lebowitz Belgeseli" ne denk geldim. Çok keyifli ve komik hem de çok akıcı. Kadın tam bir entelektüel ve bilgili. İnce esprilerle hem kendini, hem yaşadıklarını, hem yaşadığı şehri, günümüzü değerlendiriyor. Yazar ve aktörmüs kendisi.

Nette arattırdığım da şöyle diyor ;

-Frances Ann Lebowitz, Amerikalı bir yazar, konuşmacı ve ara sıra aktör. New York Şehri duyarlılığından süzülen Amerikan yaşamı üzerine alaycı sosyal yorumlarıyla tanınır. Bazı eleştirmenler ona modern Dorothy Parker adını verdi. Wikipedia (İngilizce



Bugün aklıma Hat geldi. Birden sesi soluğu kesildi, Twitter'da falan da yorumlar yok. Acaba "ne oldu?" diye düşündüm. Çünkü duyduklarıma çok üzülmüştüm. Sevdiğim, kelimelerine hayran olduğum bir yazar Hasan Ali Toptaş... Gündem nasıl da hızlı değişiyor... Bir iki gün yer yerinden oynuyor sonrada hopppp başka konuya geçiyor.... Gerçektende her şey teknoloji oldu ve bizde tüketici olduk.....

Bazı değerleri, bazı duyguları yitiriyormuşuz gibi hissediyorum..... 

Sanal alem çok korkutuyor beni... Fazla bağlanıyoruz gibime geliyor ve kopuyoruz, yalnızlaşıyoruz... O yüzden sanırım bazı duyguları hala içinde taşıyanlarımız küçük kasabalara kaçıyor, orada yaşamak istiyoruz.... 

Hadi birazda okuduğum kitaplardan bahsedeyim, sıkmayayım sizi... 

'Salka Valka'  Halldor Laxness'e ait bir eser. İzlanda Edebiyatı'ndan bir kitap.  Soğuk ve küçük bir kasabada geçiyor olaylar. Yalnız etten biraz Oseyr kasabasıni araştırınca, gördüğüm manzara süperdi 😳

📍 Özellikle anlatımı, kelimelerin akıcıligi çok iyiydi. Kitaba isminide veren #salkavalka o kadar cesur, yiğit bir kadındı ki... Hiç unutmiycam seni dedim kitap bittiğinde....

📍 Özellikle politik olayları aktarımı, küçük bir kasabanın sendikaya bakış açısı, kadına, hayata bakış açısını anlatan bir kitap. Ve bu anlatımda her ne kadar annesi tarafından bile yara alan Salka'nın ne olursa olsun dik duruşunu anlatan bir kitap.


📍 Arka kapak yazısı ;

Salka Valka, İzlanda edebiyatında yeni bir sayfa açan canlı, destansı edebî yaratıcılığından ötürü, 1955 yılında Nobel Edebiyat Ödülü’ne değer görülen Halldór Laxness’in başyapıtıdır. Laxness bu romanında okuru, İzlanda’nın dondurucu soğuğunda titreyen küçük bir balıkçı kasabasında, ahlak anlayışları çökmüş, ama dinî duygularla şişirilmiş balıkçıların acı dolu hayatlarıyla yüz yüze getirir, güçlü bir kadının zorlu hayat şartlarını ve mücadelesini gözler önüne serer. Çocukluğunu yaşayamadan büyümek zorunda kalan Salka adlı genç kızın merkezinde yer aldığı romanda, yoksulluk, sömürü ve çaresizlik çok çarpıcı bir tarzda tasvir edilir. Salka, annesi Sigurlina’yla birlikte, kuzeydeki evlerini terk edip İzlanda’nın güneyine, daha iyi bir hayat özlemiyle yola çıkar. Ama Oseyri adındaki küçük bir köyde mola vermek zorunda kalırlar ve bir daha da oradan ayrılamazlar. Sigurlina ne kadar iradesiz biriyse, kızı da o kadar güçlüdür. Güçlü iradesi, yoksulluğa karşı başkaldırının ön saflarına taşır Salka’yı.


Salka Valka, yalnızlığın, umutsuzluğun, umut olarak sosyalizme sarılışın hikâyesidir.


Sonracığıma Proust'un 6.kitabını bitirdim; Albertine Kayıp... 


Bu bölümde, hem duygularını hem ilişkisini sorguluyor Marcel. Hatta adının gectigi cümle var. Bu kitap daha akıcı idi ya da ben alıştım artık.

Çevresinde ki ilişkileri de sorguluyor. Ve gerçektende düşündüğünüz de ayrılık sonrası duyguları nasılda en ince detayına kadar anlatabiliyor.... Size o duyguları veriyor. 

Öyle işte, selam ederim okuyana... 😊 

28.12.20

Modern Klasikler, Ev Halleri....

 Selam.....

Dün değişiklik olsun diye televizyonun yerini değiştirdik. Zati evde yapabileceğimiz tek değişiklik tv ünitesinin yerini değiştirmek ve yazlık-kışlık yapar gibi koltukların yerini değiştirmek. Onlarıda hep aynı yere koyuyoruz... :)

"Neden"diye soracak olursanızda, diğer eşyalarımızı duvara sabitledik ve evin içinin bize verdiği imkanda bu kadar...... :)

 

Veee vay be diyerek 2020'nin de son günlerine geldik. Yeni yıl için ufak ağacımızı kurmuştuk, baktık süsler kendinden geçmiş ağaç gibi...bide üstüne tadımız tuzumuz yok...ağacı kaldırıverdik.

Etkinlik olsun diye  kocam ve kızım; tuvalet kağıdı rulolarından ağaçlar yaptı. Veee öyle güzel oldular ki... hediye etmek için bile çok güzeller... 

Uzun zamandan sonra pazar keyfi yapıp, "WonderWoman 1984" filmini izledik. Tabi bu filmi sinemada izlemek vardı ya.... Umay bile geçen gün diyor ki; anne sinemaya gitmeyi özledim....

Beğenerek izledim. Kesinlikle bu kadın bu karakter için yaratılmış gibi.... konusuda "insanların açgözlülüğün, bitmeyen arzularının nereye varabileceğini" anlatan.. yer yer çocukluğunada giden bir Wonder Woman idi...

Ah dedim kızım bende çok ama çok özledim sinemaya gitmeyi, tiyatroya gitmeyi vs...


 Bunların dışında iki okuma grubumla okuduğum kitapları bitirdim. Kaldı geriye Proust'un 5.kitabı. Yıl bitmeden onuda bitirmek istiyorum. lakin o kadar yavaş ilerliyor ki.... bakalım artık 😬

İnsatgram'da takip ettiğim bir arkadaş #202122kitap diye bir paylaşım yaptı, elimizdeki kitaplara dair.  Okunmayı bekleyen 35 kitabım var, bende onlarla katıldım. Kitap paylaşımı yapmak çok keyiflendiriyor :))

Yine İg'de "Bizim Büyük Challengamız"diye bir sayfa var, her sene bir yazarı tema olarak belirliyorlar ve 20 maddelik okuma listesi hazırlıyorlar. 2020 Sait Faik Abasıyanık  idi. 2021 ise "Virginia Woolf"

S.F.A. listemi iki eksik ile tamamladım. Gelsin yeni liste 💃







#kitaplarinarkasindankonusanlar grubumuzun Aralık ayı kitabı #suleymaninsarkisi idi. 
Nobel ve Pulitzer ödüllü Toni Morrison'dan toplumun dışlanmış, horgörülmüş, ötekileştirilmiş kesimlerinin yakın tarihine tanıklık eden modern bir klasik daha: Süleyman'ın Şarkısı. Daha önce de "Tanrı Çocuğu Korusun" okumuştum. Sırada diğer kitapları var.
📚 Bu kitabı biraz bende hayal kırıklığı yarattı. Başlarda konuya hakim olmakta zorlandım. Tabi orijinal dilinde karşılaştırma yapamadığım için,  çevirinin mi azizligi idi yoksa böylemiydi anlatım bilemiyorum....... Çok fazla cümle düşüklüğü vardı. Birde bir olay anlatılırken isimler karışıyor gibiydi....
Tabi her şeye rağmen Afro-Amerika'lıların yaşadıkları,  otekilestirme, dışlanma ve en önemlisi kendi iclerinde de yaşadıklarını bu kitapda da anlatmaya çalışmış. Özellikle karakterlere verdiği isimlerde pek manidar 😉
Mesela sonlara doğru isimlerin hikayesini anlatıyor yazar... ve o kadar kısa tutuyor ki... ee noldu şimdi diyorsunuz. Örneğin Süleyman'ın hikayesi, orada yaşananlar..... 
Kadim dinlerden yola çıkarak anlatmış hikâyeyi. Kızılderili bir kızla siyahi bir erkeğin yaşamı,  başına gelenler...ailelerine sirayet eden olaylar......
Kendi adıma havada kalan çok hikaye kaldı. Bazı karakterleri yarım anlatmış mesela....çok hızlı geçmiş... Hani kitabın devamı olsa iyi olurmuş... evet akıcıydı ama o kadar... alışana kadar bi bakmışsınız kitabın sonuna yaklaşmışsınız.
O yüzden eğer Toni Morrison ilk kez okuyacaksanız bu kitap ile başlamayın derim...



 

#1nobel1klasik grubumuzun yılin son ayi kitabı idi #mahserindortatlisi .....

🐎 Hani deriz ya kitap isimleri içerik kadar önemlidir diye. İste bu kitabın ismide tam bu olmalıymış.....

🐎🐎🐎 İbanez hukuk eğitimi almış,  edebiyatta naturalizm yazım tekniğini kullanan yazarlardanmıs. Kitabın kapağında uzun bir açıklama ve ön sözde var. 

Tabi konusunun savaş ve klasik kitaplardan olması gözünüzü korkutmasın. Öyle bir akıyor ki...nedeni de İbanez'in taraflardan çok toplumun duygusuna, davranışlarına değinmesi. Tabi arada iki taraf hakkında da anlatıyor... 

Savaşın getirdiği kanlı boğazlaşmayı, ulusalcılığı ve savaşın romantizmi ezip geçmesini anlatır...

🐎🐎 tabi kitapda işaretledigim, anlatmak istediğim çok nokta var.....Mesela yazarın Akdenizli olması sebebi ile anlatimlarında sözcüklerin coşkusunu,  tutkuyu hissediyorsunuz....

Kitabın ismide meşhur hatta tablosu olan, din tarihlerinde gecen hatta bazi kaynaklarda 4 elementide simgeledigi düşünülen hikâyedir. Ve düşündüğünüzde anlatimlari da pek yabana atmamak gerek.... Nette açıklaması şöyle;

Mahşerin Dört Atlısı, Hristiyanlıkta Kıyamet alameti olarak ortaya çıkacağına inanılan dört atlı. Yeni Ahit'teki -Vahiy Kitabı olarak da bilinen- Apokalips bölümüne göre, Kıyamet felaketlerini getirecek olan yedi mührün açılması ile birlikte ortaya çıkacaklardır. Bazı akademisyenlere göre beyaz at ve binicisi İsa'yı, kızıl at ve binicisi kan ve savaşı, siyah at ve binicisi kıtlığı, soluk renkli at ve binicisi ise salgın hastalıkları ve ölümü sembolize eder.

Özetle kitap 1914 1.Dünya Savaşını ve Hitlerin ortaya çıkma sebebini de anlatan kurgudan çok tarihsel olayların anlatıldığı bir roman. 

Özellikle kitapta da anlatılan "Marne Savaşı'nı" nette araştırınca yazarin betimlemeleri o kadar gerçekçi ki.....

🐎 Desnoyers Ailesinin gözünden savas, aşk, aile ilişkileri,  maddi kaygılar,  savaşa gönüllü katılmak ve katılamamak,  duyguların peşinden gitmek, arada kalmak....bu duyguların hepsini hissederek okuyorsunuz.......

Birde yeni bir dizi başladı Netflix'de ona başladım. Dönem dizisi, kitaptan uyarlama. Julia Quinn'in seri kitabından uyarlanmış.


 Daha önce ara kitap olarak iki kitabını okumuştum. Anlatımı akıcı ve sürükleyicidir. Dizinin ilk bölümündeyim ama renkler ve anlatım iyiydi. Ara dizi olarak izlenebilir bence.

 


22.10.20

Ev Halleri...Dizi...Kitap....

Evde olunca anlıyorum ki dağınıklığın fazlası beni rahatsız ediyor. El ayak çekilince önce bi toparlayıp öyle keyif yapmaya geçiyorum.

Uzun zamandır aklımdaydı; camları silmek, tülleri yıkamak. Bide üstüne havalar akşam üstü ısırmaya başlayınca "yazlık-kışlık" olayına da girmem gerekti...

Geçtiğimiz hafta iki gün kendimi evimize adayıp, aklımdakileri yaptım. Her ne kadar peşi sıra yağmur yağsada temiz cam o kadar da kirlenmiyor :))) Kaldı koltuklar, haftaya koltukları da sildim miiiii üç dört ay beni götürür :)))

Kışlıklarıda çıkarttım. Zaten eskisi gibi öyle kalın kalın kazaklar, hırkalar yok. Hem mevsim değişiklikleri hem de artık evlerin daha sıcak olması ile giyecekler de hafifledi. Umay'ın zaten "yazlık-kışlık" giysisi olayı henüz yok. Bir kaç tane üstü vardı onları çıkarttım. Her mevsim yeniden kıyafet alındığını düşünürsek. 😬

Merter hala evden uzaktan eğitim ile devam ediyor derslere, kızda iki gün gidiyor... Hem iyi hem kötü... ama sonra konuşma arasında beyim dedi ki; aslında Umay içn bişey fark etmiyor. Onun kafasında "okul beş gün" olur diye bir imge yok ki... Bunu biz biliyor ve üzülüyoruz. Oysa ki Umay iki gün bile gitse gayet keyifli ve mutlu....

Sonra düşününce doğru... Bilmediği bişey için üzülmüyor, biz bildiğimiz için onun adına üzülüyoruz.....

Bunların dışında benim hayat aynı, bu da biraz can sıkıcı.... birşeyler yapmak istiyorum, harekete geçmek istiyorum ama ...ama.. hem pandemi var hem de bir tarafımda bekle diyor....

Uzun süre evde kalmak pek yaramadı..... elim kolum çoğu zaman kalkmıyor, devamlı oturup kahve içip kitap okumak isityorum ya da dizi-film izlemek....

Oysa ki hareket daha iyi biliyorum...anladım ki sadece bilmek yetmiyor,,,harekete geçmek gerek....can sıkıcı tabi bu durum.... eyleme geçmek, atalete yenilmemek gerek....

Silkelenip, haydi oturmaya mı geldik deyip eyleme geçme vakti... :)

 

 

Uzun zaman önce başladım ve bitirdim; "Gilmore Girls" dizisini. Arkadaşım önermişti ve bir solukta izledim.... öyle güzeldi ki bana göre....... Hatta ara ara Umay ile izledik ve birbirimize orada ki anne kız gibi olacağımızı söyleyip durduk. :)))))

Kasabaya, Luke'a, Rory'e ve dostluklarına hayran kala kala izledim. :)



Sonra kitabımı bitirdim :)


 


#1nobel1klasik grubumuzun ekim kitabı idi. 

Yeni basımı da olmadığından,  eğer grubumuz listesinde olmasaydı muhtemelen okuyamiyacaktim ve üzülürdüm açıkçası bu eseri okumasaydim...... Sahafta denk gelip almıştım ve iyi ki almışım.

Beyazlı Kadın, Victoria dönemi kurgusal yapıtları arasında "duygusal gerilim romanı" diye tanımlanan ve Gotik edebiyatın gerilimini, İngiliz edebiyatının psikolojik gerçekçiliğiyle kaynaştıran türün ilk örneği olarak kabul edilir. 

Hatta kitabın başında on sözde Dickens'ın bu romanı cok beğendiği,  bu tarz yazmaya çalıştığı, hayranlık derecesinde beğendiği yazıyor.

Ve okurken sizi merakınız ele geçiriyor ve devamlı okumak istiyorsunuz. 😁😊

📖📖📖📖📖📖📖📖


Roman karakterlerinin çeşitli ruhsal durumlarını aktaran çarpıcı anlatım biçeminin ustası Wilkie Collins, bu ilk romanında gotik romanlardaki dehşeti gizemli İtalyan şatolarından, Victoria dönemi İngilteresi’nin daha modern, orta sınıf evlerine taşıdı. Gotik edebiyat çoğunlukla cinayet, delilik, iki eşlilik temalarına odaklanırken Beyazlı Kadın türü romanlar, dönemin kırsal malikânelerinde olabilecek bir takım kötü niyetli emelleri ve onlara bağlı olayları aktarır. Henry James, Collins’in yapıtlarını, "Mr. Collins, gizemlerin en gizemlisini, kapımızın eşiğindeki muammayı romana kattı," diye tanımlar. Charles Dickens’ın onu taklit eden bir roman yazmaya çalışmış olması da Wilkie Collins’in ve Beyazlı Kadın’ın değerini belirtmek için yeterli sayılabilir. Collins ise kendi tarzını, "evdeki tiyatronun sırları" olarak açıklar.

 

 

"Sweet Manolias" dizisine başladım. Hatta öncesi "Emily İn Paris"i zledik. 25-30 dk bir dizi idi ve Paris'e gitmek istedim izlerken. Özellikle renk skalası ve kızın mimikleri çok tatlıydı. :)


Sonrası Sweet M. da iyi geldi. Özellikle oradaki o arkadaşlıklara hayran kaldım. Hele haftada bir "margarita gecesi" yapmaları :)

Cocukluk arkadaşlarımı özlediğimi hissettim. Evet sosyal medyadan takip ediyoruz birbirimizi ama çok koptuk. Neden tutunamadık birbirimize bilmiyorum.... Oysa ki o arkadaşlıklar gibisi belirli bir yaştan sonra zor bulunuyor.... güven, katıksız rahatlık, kendini devamlı anlatma ihtiyacı hissetmemek ve en önemlisi de "seni olduğun gibi kabul etmesi" oluyor...

Gitgide daha bir yalnızlaşıyoruz gibime geliyor..... Hayat şartları, sosyal medya ve devamlı gösterme isteği bizi bireyselleştirdiğini sanıyoruz sanırım.... Bizden sonra ki nesil gerçekten de daha farklı bakıyor olaylara, hayata ve ilişkilere...

Elbet iyi yönleride var, zamana ayak uydurmak böyle bişey demek ki diyorum kendime... 

En iyisi ben dizilerime ve kitabıma döneyim. Kızın gelmesine bir buçuk saat var, kitap okuayayım biraz.


Selamlar ; ☕🌵🌻


3.2.20

Günlük, Biten dizi, kitaplar :)

Selam iyi haftalar hepimize.💃

Veee 15 tatil bittiğine göre normal kitap-kahve ikilime dönebilirim artık. :))))
Yoğun, keyifli bir 15 tatil geçirdik. Salgından dolayı kalabalığa girmemek adına dışarı fazla çıkmadık. Bir kez sinemaya götürdük çocukları o da Kozzy tenha oluyor diye oraya gittik.
"Gamonya" ya götürdük çocukları. Sevdiler.
Bana biraz yavan ve zorlama geldi, ki " Can Dostlar" ve "Bizim Köyün Şarkısı" filmlerini severek izledim ve hala izliyoruz 😁

Salgın,deprem derken gitgide dünya ve doğa bizi uyarıyor.... bakalım daha ne kadar kör,sağır.dilsizi oynayacağız.......

Bu düşüncelerin dışında "Atiye" dizisini izledik. Ben beğendim, en azından klasik türk dizilerinden farklı idi. Özellikle paralel evrene göndermeler ve gelgitler kısmını iyi buldum. Böyle böyle bizde ilerleyeceğiz. Twitter çalkalandı bu dizi sebebi ile. Buket Uzuner'in dörtleme serisinden alıntı olduğunu yazanlar çoğunlukta.





Lakin ben ne "Defne Kaman" ne de ananesi "Umay Ana" ile bağlantılarını kurabildim. Elbet benzerlikler, esinlenmeler olmuş olabilir ama bir Defne Kaman değildi....
Ki yazarın kitaplarının sinema ya da dizi uyarlaması olsun çok isterim. Son kitabı dört gözle bekliyorum.

Diğer dizim "Anne Whit An E"
Nasıl güzel nasıl keyifli ve düşündürücü bir dizi anlatmam.
O çocuklara,kıyafetlere döneme veee manzaraya tek kelime ile bayıldım.
Son sezonu Umay ile izliyoruz. Son iki bölüm kaldı lakin tek izlemeyeceğime dair bizim kıza söz verdim. Onun keyfini bekliyorum 😬
 Bir de tab, türkçe dublaj izliyoruz oysaki kendi sesleri ile izlemek ayrı bir keyif.

Birde yeni türk dizilerinden "Ottoman"merak ediyorum yakında ona da başlarım.

Biten kitaplarıma gelince;

Aralık 2019 'da bitirdiğim bir kitaptam bahsetmek istiyorum.


Bir Kutu Kitap ile gelmişti. Ve okumak istediğim kitaplardan olunca da çok sevinmiştim.
Novella tarzı, ama içi, alt metinleri dolu dolu bir kitap. İnternet sayfalarında şöyle yazıyor;

   

“Modern Yunan nesrinin en büyük yazarı.” Milan Kundera “Kurgunun mucizevi doğasını bize Hadula: Bir Ada Öyküsü gibi kitaplar gösterir.” Gabriel Josipovici Hadula, yaşadığı adadaki dertlilerin kapısını çaldıkları yoksul bir kadındır. Şifalı bitkilerden hazırladığı ilaçlarla şifa dağıtır hastalara. Ve yaşlı Hadula, sonunda her şeyin kökeni olan bir soruna da çözüm bulur: Yaşamak sorununa. Papadiamantis, dönemin sosyal ve ekonomik şartlarının -özellikle kadınlar üzerindeki- etkisini göstermekle kalmaz; suçun cezaya, iyiliğin kötülüğe karıştığı o gizemli bölgeye insan ruhunun adım adım nasıl çekildiğini de ustalıkla resmeder. Hiç aklımıza bile gelmeyenlerin nasıl da başımıza gelebileceğini, kaderimizden kaçmak için çırpınırken kendi kaderimizi yaratışımızı ve bu sırada yaşadığımız iç hesaplaşmaları, tutkuyla anlattığı bu trajik öyküyle gösterir. Tiyatro oyunlarına, operalara konu olan ve antik Yunan efsanelerine sırtını dayamış bu modern Yunan klasiğini, Yasemin Aydın’ın Yunancadan çevirisi ve Herkül Millas’ın önsözüyle sunuyoruz."

Gerçekten de etkileyici bir hikayesi vardı "Hadula"nın. Bir kadının iyilik için yaptığı şeyler, ailesini kurtarmak, kızların yazgısını değiştirmek.... sanırım anne olmak çok zor bir duygu demiştim okurken.... hem anne hem kadın olmak, mahalle baskısı, gelenekler, ekonomik sıkıntılar....

Diğer kitabım;

"Gitar /Michel del Castillo"

Sayfa Sayısı: 96
Özgün Dili: Fransızca
Basım Tarihi:
 
 
 
 Yine yüreğe dokunan, insnların kendileri gibi olmayan, dış görünüşü beğenmediklerinde nasıld a "canavar, çirkin" diye dışlayabildiklerine, iftira attıklarına şahit oluyorsunuz.
Bir de aslında içimizde ki "iyiliği" ve "kötülüğü" nasılda yaşadıklarımız, maruz kaldıklarımız ortaya çıkartıyor dedim okurken. Kesinlikle tavsiye edeceğim kitaplardan biri Gitar kitabı.

 Arka kapak yazısı şöyle;

 
İspanyol asıllı Fransız yazar Michel del Castillo'dan, karşısına duvar misali dikilen makûs talihinden sıyrılıp toplumda kabul görebilmek için insan doğasında saklı olduğuna inandığı masumiyete sığınan, lanetli ve yalnızlığa mahkûm bir ruhun öyküsü: Gitar.

Varoluşa içkin tüm çelişkileri ve uç noktaları derinlemesine tahlil eden Castillo, Gitar'da iyilik ve kötülüğü hasarlı bir bedeni sarıp sarmalayan birer giysiye dönüştürüyor.

Galiçya kırsalının büyüleyici ve çetin topraklarında önyargılara, sıradan kötülüğe ve tabulara karşı kalplere ulaşma mücadelesi veren, toplum tarafından dışlanmış bir cücenin, umutsuzluk sarmalından coşkun ezgilerle kurtulma çabasının etkileyici öyküsü...
 
 



21.10.19

Günce....

Günaydın iyi haftalar 🍀

Geçen hafta hava mis gibiydi. Genelde sokaklardaydık kızçe ile.
Cumartesi bale sonrası Kadıköy'e indik. Bando gösterileri var bu hafta. Geçen sene de izlemiştik; coşkulu ve güzel oluyor. Marşları söylerken hissettiğim gururu anlatamam... İyi ki,  iyi ki diyorum bu topraklar da doğmuş ve yaşıyorum.

Sonra kardeşim Sevdoş geldi Topak abimizle 😍
Biraz turladık. Kadıköy'de "Cadıköy" diye bir cafe var. Hep önünden geçerdik ama hiç oturmadık. Sevdoş'da Toprak'a söylemiş,  girelim dedik. Çoook hoş bir cafe idi. Alt katını biraz daha karanlık yapmışlar ve konsepte uygun eşyalar vardı. 😁
Özellikle sunumları ve ıslak keki muhteşemdi...
O günü öyle bitirdik.
Dünde Kalamış parkında Belediyenin düzenlediği çocuk etkinliğine katıldık.
Çocuklar için ufak bir etkinlik vardı, parkurlar, yüz boyama,  eşleştirme kartlar derken sonrası birazda parka gidip eve döndük.
Kadıköy Belediyesi gerçekten de iyi çalışıyor. Hele yeni başkan hep sokaklarda,  etkinlikler de gülen  yüzü ile .

Eee tabi dün pazar olunca iş güç yok. Kahvaltı ve çamaşır asmak dışında 😁
Şöyle güzel keyifli bir film izleyeyim dedim.... Bu konu da Netflix sağ olsun....
Kazandığı çekiliş sonrası Yeni Zelanda'ya giden ve hayatına çeki düzen vermek isteyen kadının ve orada ki yaşadıklarına dair olaylar örgüsü. Tam bir pazar sabahı filmi idi benim için. Keyifle izledim...aşk da vardı tabi içinde. Aşk önemli. 😍
Tabi izlerken yaptığım yorumları yazmayayım 😁
Ama bişey diyeyim gerçekten de zor bir karar, başka bir şehre gidip,  yeniden başlamaya çalışmak hayatına....tabi bu biraz ekonomik gücede bakar.

Akşamınında eşimle izledik başka bir film....
 "Laoundromat"  

Çin, Meksika, Afrika ve Karayipler'de Mossack Fonseca'nın üst düzey patronlarına ait sırları ortaya çıkaran gazetecilerin hikâyesini konu alıyor.

Oyuncular da sağlam. Konusu da nasıl bizi paravan şirketler ile dolandırdıklarını ufak bir belgesel gibi anlatmışlar.
Jake Bernstein’ın kitabından uyarlanan The Laundromat, Panama Belgeleri’nin gün yüzüne çıkmasını sağlayan gazetecilerin hikâyesini mercek altına alıyor. Filmde mağduru olduğu sigorta dolandırıcılığının arkasındaki gerçekleri bulmak için yola çıkan bir kadının, kendisini dünyanın en zengin ve en güçlü insanlarını etkileyecek bir davanın içinde bulmasıyla yaşanan olayları izleyeceğiz.
Meryl Streep, Gary Oldman ve Antonio Banderas‘ın başrollerini üstlendiği filmin oyuncu kadrosunda Matthias Schoenaerts, Sharon Stone, Jeffrey Wright, David Schwimmer, Alex Pettyfer, Robert Patrick ve Melissa Rauch gibi önemli isimler de yer alıyor. 

Öyle işte haftayı bitirdik, yeni haftaya başladık. 

Kitaplardan da Ayfer Tunç okuyorum. O da sonraki yazının konusu olsun. 😉


31.5.19

Diziler....

Selam.
Bu aralar dizilere sardım/k.  Özellikle #deadtomenetflix #deadtome dizisini çok beğendim. Bunda bu tarz dizileri sevmem de etkili oluyor.
Hoş dizinin içeriğine bakınca hep bir aksiyon, hep bir olaylar zinciri var ama o arkadaşlık ilişkileri,  tripleri olmaması,  rahat olmaları çok hoşuma gidiyor. İşte diyorum aradığım arkadaşlık. 😉😊
Tabi diziyi  izlerken,  ahlak,  doğruluk,  dürüstlük kavramlarını da sorguluyorsunuz.... Her olayın altından başka bir şey çıkıyor ve anlıyorsunuz ki "hiçbir şey göründüğü gibi değildir....."

Sonrası ara ara #mariekondonetflix mini bölümleri izliyorum. Derleme,  toplama için ufak tüyolar hoşuma gidiyor. Hoş kendi adıma saklama huyum olmadığını söyleyebilirim. 😊

Bizim evde saklamayı seven eşimdir. Bağ kurar eşyaları ile arasında.
Bende kolay vazgeçerim ve şaşar bana. Bugün beğenerek aldığım bir şeyi uzun bir süre kullanıp sonrası eğer temiz ise ürün yardım evlerine değilse geri dönüşüme bırakabilirim. Merter ise sonsuza dek kullanır ve yenisine ihtiyaç duymaz. Bense yeni şeylere bayılırım 😁 aramızda ki bu fark da evde dengeyi sağlıyor. 



Bir diğer dizi de #therain bu tarz yani dünyanın felaketlerle karşılaşması olayları çok fazla dizi yapılıyor. İlgi ile izlerken içim daralsa da "neden olmasın" diye düşünmek çok yorucu çünkü dizide olanlar imkansız değil....

10.5.19

Günden Kalanlar, Biten Kitaplar...



 Selam. Bugünler de iyiym çok şükür. İlaçlar anca etki etti sanırım.... Artık başka çözümler de bulmam lazım. bir ay sürüyor bu alerji ve günlük yaşamımı çok etkiliyor...

Geçenler de İnsatgaram'dan severek takip ettiğim bir arkadaşım Sibel bir paylaşım da bulundu ve " mutlaka izleyin" demişti.
Netflix Belgeseli olan "Brené Brown: Cesaret Çağrısı"

 1 saatlik bir anlatı belgesel. En çok hoşuma giden ise; kendimizi, olmaya çalıştığımız halimizi değil olduğumuz halimizi sevmemeizi kabul etmemizi ve ona göre yön vermemizi demesini sevdim.
Özellikle "kırılgan" halimiziden utandığımızı, aslında "cesaret, cesurluk ile kırılganlığın" beraber hareket ettiğini anlattı. Çoğu kabul etmese de dedi... asıl başarı asıl önemli olan düşüp tekrar ayağa kalkmamız ve acımızı, bizi kıran şeyi özetle dibine kadar yaşamımız gerektiği idi... Eğer seviyorsanız böyle mini belgeseleri hem güldüren hemde sorgulatan belgeseli izleyin derim...
Tanıtımında ise şöyle yazyor;

Brené Brown yetersizlik, korku ve belirsizlik tarafından sınırları çizilen bir kültürde, cesareti konfora tercih etmenin bedelini mizah ve empatiyle tartışıyor.

 Okumayı çok istediğim kitaplardan biri idi "HİKAYECİ/ JODİ PİCOULT"

Arkadaşımdan ödünç aldım ve okudum. Sırada diğer kitapları var.
Bazı kitaplar içinizi dağlar ya işte bu kitap da öyleydi benim için. Bir de sanıyorum ki bu aralar çok fazla bu tarz kitaplar okuduğumdan... daha da etkileniyorum.
 Bundan önce de "Anne Frank'ın Hatıra Defteri"ni okumuştum.... derken bu kitap ile iyice üzüntüm arttı.
Bazen bakıyorum nete... evet bir kesim var ki Yahudilik ile bilgiler, dini bilgiler, siyasi bilgiler sunuyor...
Daha öncede demiştim, pek hatta hiç siyaseti sevmiyorum ve ilgilenmediğim için de bilgilerim hep yakın zamanla sınırlı......
O yüzden benim baktığım bakış açısı, içim üzen.... o insanların yaşamak zorunda kaldığı şartlar, gaz odaları ve açlık.......
Hikayeci kitabında da yazar Nazi Kampından kurtulan bir kadının ağzından anlatmış. Tabi kadının torunu, affedilmek isteyen bir Nazi Subayı... yaşananlar....





Hasan Ali Toptaş yine içimi dağladın be üstat....... #heba ........... Şu hayatta öğrendiğim bir şey varsa o da zamanı iyi değerlendirmek...
☘ Yine muhteşem bir kelime yumağı ile bize toplumsal ve bireysel hatalarımızdan bahsetmiş ama öyle ders verir gibi değil.... " hah,  işte,  aynen küçük yerlerde böyle oluyor "cinsinden anlatmış.... Yanlışı ile doğrusu ile, içe dönüp anlatmış.

.📍☘ Ziya ve Ziya'nın içindeki kederi, yaşadıklarını hiç unutmayacağım...

📍☘ okurken çocukluk işte dediğiniz ama büyüyünce nasıl da hayatınıza etki ettiğini gördüğünüz bir hikaye. Yer yer neresi rüya neresi gerçek dediğiniz de oluyor,  sonrası bir bakmışsınız hikaye akmış gitmiş.
☘📍 Aşk'ın her yerde aşk,  dostun her yerde dost ve ihanetin her yerde ihanet olduğunu anlıyorsunuz.
☘☘📍evet rahatsız edici bir hikâye,  zorlayıcı ama edebi değeri yüksek bi  hikâye...
En önemlisi neydi biliyor musunuz? Ark kapak da şöyle yazıyor ve en güzel tanımı olmuş bence; “... insanız yahu, kaybetmeye de ihtiyacımız var arkadaş, oturalım oturduğumuz yerde diyebilirdi mesela; ne var ki bunu yapamadı. Biçare çocuk, onun soluğunu kendi soluğu sanıyor şimdi; dilinde Nefise türküsüyle ortalıkta serseri mayın gibi gezinip duruyor. Farkında olmadan kaybetmenin tadını keşfetti de onu mu uzatıyor hergele bilmiyorum ki...”

Böyle işte....

Hayırlı ramazanlar, keyifli haftasonunuz olsun arkadaşlar.

18.4.19

Günlük düşüncelerim.....

Bu aralar Netflix dizilerine sarmış durumdayız. Özellikle Blac Mirror...
Diğer dizilere de baktığım da çoğunluk hep "yapay zeka" ile. Sanırım bizi yavaştan hazırlıyorlar. Nede olsa göz gördüğüne alışırmış.
Her biri ayrı bir konudan oluşuyor bölümler de lakin tema hep aynı nedense. Akıllı telefonlar,  vücuda yerleştirilen çipler.
Çok tehlikeli geliyor bana. Belki ileri de normalleşecek bu gibi şeyler ama ben çok yadırgıyorum.
Örneğin dün izlediğimiz bölüm de kulak arkasına yerleştirilen çip ile anılarınıza ulaşıyorsunuz ve istediğiniz ânı başa sarıp her bir detayını ekrana yansıtıp izliyorsunuz.
Ve bir kocanın eşinin bazı davranışlarından şüphelenmesi üzerine başlıyor olaylar.
Benim takıldığım nokta ise.... Düşünsenize artık çok da beynimizi kullanmamıza gerek yok. Aklına bişey mi takıldı sar geri izle....istersen hiç durmadan izle...
Oysa ki bize  fıtrat  olarak ters.
Bazen unutmak iyi gelir bedene, ruha, zihnimize....
Bazen bilmemek iyidir diye düşünüyorum. Herşeyi bilmeye çalışmak olacak olanlara devamlı müdahale etmek bir şekilde akışa karşı gelmek her zaman iyi değildir.... Bazen bazı anları yaşamamız gerekir büyümek için,  olgunlaşmak için vs....
Hayır yani zaten gitgide asosyal kişiler oluyoruz bunlarla iyicene yalnızlaştırılıyoruz.
Bugün bir diziye daha bakayım dedim o da öyle. Osmosiz....
Bu dizi de öyle. Bilim Kurgu diye geliyor ama yine çip var. Bu seferde  ruh eşiniz ile sizi eşleştiriyor. benzer kişileri birbirine gösteriyor ve isterseniz bedensel dokunuşlar olmadan çip ile beyninizde yaşıyorsunuz bir çok duyguyu... Buna sevişmek de dahil...... Bu ne ya...... Oysa ki bazen sadece elele tutuşmak,  sarılmak o kadar iyidir ki... İllaki birleşmek gerekmez..... Ruhun ihtiyaçları farklıdır ve yaşadığımız ana göre değişir.....
Bilmiyorum ki bana mı garip geliyor böyle şeyler. Hani öyle eski kafalı denilen tiplerden de değilimdir  ama  bunlara biraz karşıyım.... 🤔
Bu aralar düşünüp duruyorum.
Siz ne dersiniz?