Felsefe etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Felsefe etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

6.12.22

Devlet Platon


 "Devlet / Platon" kitabını ikinci okuyuşum. İlk okuduğumda daha çok siyasi ve sonrası kişiye dönük diye algilayarak okumuşum. Okumuşum diyorum çünkü ikinci okumamı Sevgili mineilebirlikteokuyoruz grubumuzla okuduk... Canım Mine moderatörlüğünde toplandığımız sohbette bambaşka kapılar, bilgiler açıldı.... Oysaki " devlet=insan" demekmiş. Mesela 7.kitapta anlatılan "mağara benzetmesi" hiç yoktu algımda sonra bir araştırdım ki..oooo aslında bilindik bir bilgi aktarımıymış...ve toplantı sonrası, hem içsel olarak hem de mantıksal olarak daha bir netleşti. İnternette bakınırken; Webtekno.com sitesinden aşağıda paylaştığım bilgiye ulaştım...

Platon’un mağara alegorisi nedir?

Platon’un Devlet isimli eserinin yedinci kitabında Sokrates tarafından anlatılan Platon’un mağara alegorisinde bir mağaraya zincirlenmiş üç insandan bahsedilir. Bu insanlar yalnızca mağara duvarını ve birbirlerini görebilirler. Doğuştan beri bu halde olan üç insan, duvarda mağara girişinden yansıyan gölgeleri ve yankı yapan sesleri duymaktadırlar. Yani gerçeklik, onlar için yalnızca gölgeler ve yankı seslerdir.

Derken bu insanlardan biri zincirini çözer ve kendini mağaranın dışına atar. Yoğun ışık yüzünden geçici körlük yaşadıktan sonra gözü alışarak aslında gördükleri şeylerin yalnızca birer gölgeden ve duydukları seslerin yalnızca yankılardan ibaret olduğunu anlar. Bir akarsu kenarına gidince sudaki yansımasını ve gölgesini görmesi ise her şeyi anlamasını sağlar.

Büyük bir hevesle mağaraya dönüp bu durumu anlattığı zaman ise arkadaşları tarafından deli olmakla suçlanır. Onları kurtarmak istediğinde zincirli iki insan onun gibi delirmek istemediklerini söyleyerek mağarada kalmayı sürdürürler. Hatta zincirlerinden kurtulmuş olana saldırmayı bile denerler. Ne kadar anlatırsa anlatsın zincire vurulmuş iki insan bu durumu anlayamaz ve hayatlarını orada sürmeye devam ederler.Platon’un mağara alegorisindeki benzetmeler:
Platon’un mağara alegorisi
Mağara: Toplum
Mağarada zincirlenmiş insanlar: Toplumun parçası olan bireyler
Zincir: Toplum içinde yaşayan insanları sınırlayan kurallar
Geçici körlük: Yolunu kaybetme, şaşkınlık hissi
Mağara duvarına yansıyan gölgeler: Toplum tarafından gerçek kabul edilenler
Zinciri kıran insan: Filozof ya da sorgulayan insan
Platon’un mağara alegorisi bize ne anlatıyor?
Platon’un mağara alegorisi
İnsanlık, kalabalık gruplar halinde yani toplum olarak yaşamaya başladığı günden beri belirli kurallar belirlemiş ve bu kurallar zaman içinde bazen genişlemiş, bazen daralmıştır. Farklı inançlara göre vahiy yoluyla yaratıcı tarafından gönderilen emirler, toplumsal kurallara eklenerek zaman içinde daha katı ya da daha rahat bir hale gelmiştir. Yani kurallar her zaman vardır.

Birey, toplumla uyum içinde yaşamak istiyorsa belirlenen kurallara uymalıdır. Kurallar çerçevesinde yaşayan birey için tüm gerçeklik, bu çerçeve içinde yaşananlardır. Kurallar çerçevesinin ve toplumun dışında kalan şeyler ise çoğu zaman zaten rahatı yerinde olan bireyin ilgisini çekmez. Ancak bazen istisnalar olabilir.

Bir şekilde toplumdan daha meraklı olan bireyler, toplum ve kuralları dışındaki hayatı da öğrenmek isterler. Ancak içinde yaşadıkları ortamın dışına çıktıkları zaman bocalarlar. Sabırla yoluna devam eden birey, aslında içinde yaşadığı toplumun ve kuralların yalnızca kendi gerçeklikleri olduğunu fark eder. Aslında gerçeklik, onlara öğretilenden çok daha farklıdır.

Elbette artık gerçeği öğrenmiş birey, toplumuna dönüp de aslında içinde yaşadıklarının gerçek olmadığını söyler. Kurallarına katı bir şekilde bağlı olan toplumlar gerçekleri reddeder ve gerçeği söyleyenin başına olmadık şeyler getirir. Kurallarına çok da bağlı olmayan toplumlar ise gerçeği de göz önüne alarak bazı yeni kurallar getirebilirler. Ancak kurallar, her zaman var olacaktır.
( Netten kopyaladigim yorum burada bitiyor)

⚖️⚖️⚖️⚖️⚖️⚖️⚖️⚖️⚖️⚖️⚖️⚖️⚖️⚖️⚖️



Ve aslında kuralların, devletin, yasalarn  nasıl çıktığını da anlatan kitaplardan biri.... Hepimiz biraz gölgelerden çıksak, özgürlük adı altında her davranışı kendimize hak görmesek... Hakikat ile gerçek arasında ki farkı anlasak... Veee güç ile güçsüzlüğü fark etsek... Zenginliğin size her hakkı vermedigini anlasak... Yoksulluğun daha kıymetli olduğunu bir görsek.. elbet buradaki yoksulluğu maddi olarak algılamayın.

En çok geçen konulardan biri de; araştırarak karar vermek, yönetmek gibi işler kafaya özgüdür. Yaşamak, kafanın işidir. Kendisine özgü değerleri olmayan kafa iyi işlemez. Doğru kafa, doğru işler yapar ve mutlu olur. Eğri kafa da mutsuz olur.. Bu konuda şüphe yoktur. Asıl araştırılması gereken eğriliğin ve doğruluğun ne olduğudur.

Kitaptan alıntı:



⚖️⚖️⚖️⚖️⚖️Bu doymak bilmeyen, başka değerleri küçümseyen özgürlük isteği, demokrasinin değişmesine ve zorbalık yolunu tutmasına sebep olur....


⚖️⚖️⚖️⚖️⚖️Başa geçme, bir tutku olmamalı insanda. Tutku olan yerde ister istemez kıskançlıklar ve kavgalar olur....


⚖️⚖️⚖️⚖️⚖️"Şunlara: Yaşlılar yanında edeple susmak, yaşlılara yer vermek, görünce ayağa kalkmak, ana babaya saygı göstermek, saç kesmek, giyinmede kuşanmada, davranışlarda geleceğe uymak. Bütün bunlara dönülmez mi dersin?

--- Dönülebilir!

--- Böyle şeyleri kanunlaştırmak saflık olur bence. Bunlar hiçbir yerde de kanunlaştırılmamıştır, çünkü bunlar sözle, yazıyla yaşatılacak kurallar değildir.

23.11.22

Kasım Dökümü...

 Aslında aklımda bambaşka bir yazı vardı... lakin sabah deprem haberi ile uyandık.

Hissetmemiştik. Ama hisseden de bir çok arkadaşım var.......Geçmiş olsun hepimize...

Bir kaç önce deprem çantası hazırlamıştık eşimle, şimdi içice kalan bir kaç eksiğide eklemek gerek....

Doğanın kendini hatırlatması olarak bakıyorum deprem gibi olaylara... düşünsenize, elinizden gelen bir şey yok, müdahele edemiyorsunuz.... Tabi kadercilik ile bağlamayın bu sözümü. Tedbir almak, hazır olmak da bir o kadar elimizde.....demek istediğim, kendini bilmezlerin doğayı katletmesi, doğada yaşayan canlılara duyulmayan saygı, varlıklarını yok saymak v.b....


Bu ay hem mutlu anlarla dolu hem de hüzün....... Eşimin bir yaş daha aldığı bir ay kasım.... İnşallah daha sağlıklı, uzun yıllar birlikte yaş alırız sevgilim... Pazar gününe de antreman koyunca kızın hocaları, sabahtan bir kahvaltıya gittik, orada mumları üfledi :) Happyıde börtday dedik :))) Sonrası hop kızı antremana götürdü....


Bir tarafımda çok buruk; annemin kaybını yaşadığım bir ay.....hayat ne garip.... kutlama yapıp, mum üflerken, bir kaç gün sonrada annemin mezarını ziyaret ettik..... Biraz içimden sohbet ettim  ziyaretimde, anlattım, ağladım, güzel anılarla anmaya çalıştım.... koskoca 6 yıl nasıl geçti bilmiyorum...... tabiki ilk gün gibi değilim, daha dirayetliyim artık... İçimin bir yanı hep eksik, hani diyorlar ya o kadar hissediyorum ki o duyguyu; annen ölünce büyüyorsun... işte bunu yaşayarak hissetmek ne fenaymış..... evet hepimizin yaşayacağı bir an... ama yinede erkenden olmasın hayatlarınız da.....

İşte böyle.... içimde ki gelgitlere şaşıyorum bazen... bildiğim bir şey varsa, anne olmak daha da bir güçlü yaptı beni.... 

Onun dışında ara tatilde de kızçenin anteramanlları ful idi... o yuzden cuma ve cumartesi arkadaşları ile planlar yapıp, çocukları yemeğe, oradanda sinemaya götürdük. Keyifleri yerindeydi.  Cumartesi günüde yakın arkadaşının annesi ile haberleşip, kızları Akasya Lunapark'a götürdük. Biraz ufak ama çocuklar için çok çok iyi. Sadece çocuklara özel o yüzden de sakin... tadına vara vara, rahat rahat biniyolar aletlere...

Kore dizileirne başladım :))) fenada değiller,  ama favorım olan başka bir diziden bahsetmek isterim....


"House Of The Dragon" tek kelime ile heyecan ve görüntülerle müthişti.... Bize Game Of Throns'da geçen ejderja hanesinin öncesini anlatıyor...... Game Of Throns'u yeniden izlemek istedim.... :)

hadi birazda okuduğum kitaplarımdan bahsedeyim:))



Bayan Caliban......
İçerik olarak bir canavara aşık olan kadının romanı gibi ( canavarı tırnak içinde belirtmek isterim) okusak da öyle değil..... Bir kadının  kısıtlanması, yaşadığı duyguları bastırması, aynı şeyi yaşayan erkeğin ise kendine bir çok şeyi hak görmesinide okuyoruz aynı zamanda....
Kitabın arka kapak yazısında "Anglo-Amerikan Edebiyatının gömülü kalmış cevherlerinden biridir kitap" yazıyor... Biraz araştırdım. O zaman daha net oturdu kafamda detaylar .... Tabiki savaş ve savaş sonrası ruhsal çöküntüler yaşan toplum ve yazarların anlatımı da o yönde olacaktir.... O yüzden buradaki canavar ile ilskiye giren, içinde ki boşluğu doldurmaya çalışan Dorothy'i bu sekilde değerlendirmek gerekir.
🦎
Mesela kitapta dikkatimi çeken cümlelerden biride; ....her şeyi halı altına süpürmek daha kolay  olmuştu; başka hiçbir şey yapamayacak kadar tükenmişlerdi. İşte böylece sürüp gitmişti; suskunluklar, uzaklaşmalar, işe yaramayacağını bildikleri konuşmalar yapmaya çalışmanın verdiği umutsuzluk..."
Bu cümle yaşadıkları kayıplar üzerine geçiyor.... Anne baba olarak evlatlarının kaybını yaşamak ve erkeğin bu süreçte kadınla olan ilişkisini değiştirmeye başlaması... Aldatması, sadece görev gibi kağıt üstünde süren evlilikleri.....

Velhasıl kısa, öz bir kitaptı Bayan Caliban... Sonunu da Yeşilçam sonuna bağlamasa iyiydi :⁠-⁠[
Zelisim'le beraber okuduk Prospero Serisinden 5.kitabi.... 🙏🏻  sırada diğer kitaplar var serinin...
Ve çevirmene de ayrı bir teşekkür, akıcılığı bozmadan bize aktardığı için,🙏🏻💐  #gulsahinkitapligi


 

 

 
💫İyi oyuncu olduklarını gördüm tüm kibirlilerin: oynuyorlar ve beğenilerek seyredilmek istiyorlar- tüm tinlerini kaplamıştır bu istem.

💫💫: vicdan yarası yaralamayı öğretir insan....

Bir nevi diğer yarımızla yüzleşme kitabı gibi Zerdüşt... Hani kimseye göstermediğimiz, hatta bazen kendimize bile dile getirmediğimiz yönlerimiz... Mesela;  toplum içinde ki tavırlarımiz, başkası ne der diye yaptıklarımız, iyi kötü davranışlarımız... O kadar çok şeyi sorguladım ki... İkinci okuyuşum Zerdüşt'ü. Naçizane tavsiyem ilk okumada sadece okuyun, sorgulamadan, ne dedi, neden dedi, ne demek istedi demeden okuyun . Sonra da bir süre sonra tekrar okuyun, o zaman taşlar yerine oturacak.
Kitapta bahsedilen "Üstinsan" kavramı vardır. Sürekli tekrar edilen...
Tabi arada Hristiyan dünyasına da eleştiriler vardır. Tabi bunlari biraz da kendi yaşamında yaşadığı olaylar sebebiyle de der Nietzsche....
Ve en çok da eylemlerimiz sorumluluklarını almamızdan bahseder ... Dünyevi şeylere nasıl da bağlandığımızdan...
O kadar çok duygu var ki anlatmak istediğim kitaba dair......
Bunları yazıyorum ama gözünüzü korkutmasın.... Zamanı geldiğinde, kitap sizi çağırdığında alın ve okuyun. Elbet bir yerde size de geçecek anlatılanlar...
Ekim ayı okuma kulübümüzün kitabı idi Zerdüşt. O ay yetistiremedim okumamı... Ama acelesi de yoktu. Amaç okuma sayısı değil, kitabın bize ne anlatmak istediği... Dimi 😉
🙏🏻💫

 

4.4.22

Biten Kitaplar 📚


 #evinkızları

Bir solukta okuduğum ve sevdiğim bir roman oldu. Tabi yer yer boşluklarda yok değildi ama kitaptaki akış yine de iyiydi. Değişik yazarlar ve kitaplar okumayı seviyorum. Bu kitabı da İmge Yayınları'da her indiğimde  görüyordum. Sonra çok sevdiğim bir arkadaşım okuyup, yorumlayinca, almak farz oldu. ✌🏻 

📍 Michéle Roberts'in cesur ve zengin düşgücünün ürünü olan Evin Kızları aynı yaştaki Fransız ve İngiliz kuzinler Therese ile Leonie'nin, savaştan sonra büyütüp yetiştikleri eski Normandiya evinin kalın duvarları içinde geçer. Ebeveynlerin ve hizmetçilerin suçlu sessizlikleri ile örülü gizemli bir atmosferde kendi incelikli fantezilerini kuran kızlar ormanda gömülü buldukları yıkık bir türbe yoluyla, farkında olmadan köyün gizini ve derin bir utancı ortaya çıkarırlar. Bu olay ilerideki yıllarda da peşlerini bırakmayacaktır.

Michéle Roberts'in incelikli ve aynı zamanda çarpıcı üslubu romana ayrı bir özellik kazandırıyor. Evin Kızları 1992 Booker Ödülü´ne aday gösterilmiş, Nadine Gordimer, Jean Rhys, Doris Lessing gibi yazarlara verilen WH Smith Edebiyat Ödülü'nü kazanmıştır.


Ah! Yine kafamda deli sorular.... Voltaire okuyupta, zihnin uslu durması ne mümkün..... 🤔😒🙄🧐

Yine hiciv sanatı ile din, din üzerinden aldatmaca, popüler düşünce tarzına oklarını yönelttiği bir kitap.... Safdil....

Okurken yeni dünya da çok az şeyin değişmiş olması da şaşırtıcı....

Kızılderililer tarafından büyütülen Safdil'in boş ve saf bir beyin ve yürekle din ile tanışması, sorgulaması... Okudukları ile çevresinde gördüğü davraniskarjn ve yorumların örtüşmedigini gören Safdil'in şaşırması, bunu dile getirmesi.. Getirince de çevresi tarafından yargılanması.....

.vs...bir sürü yazılacak cumle ve düşünce ile bitti #safdil

📍 📍 📍 📍

Mesela kitapdan bir alıntı ;

... Erkeklerin özgürlüğü ile kadınların şerefini bu kadar kolayca harcayabilen mühim ve yarı mühim adamların karakteri üzerine derin düşüncelere dalmış olarak çalışma odasından çıktı.... "

📍 📍 📍 

Görüyorum ki burada her gün kitabınızda yer almayan bir sürü iş yapılıyor, fakat kitapta söylenen hiçbir şey yapılmıyor...

📍📍📍

Okumadıysanız mutlaka okuyun diyeceğim kitaplardan oldu. ✌🏻


Bayadır merak ediyordum bu kitabı.

📚 Bir edebi metnin özellikleri nelerdir? Hangi unsurlar bir metni edebi eser olarak okunmaya değer kılar? Karakteri tipten ayıran incelikler nasıl ortaya çıkar ve esere nasıl bir zenginlik katar? Bir kullanma kılavuzu ile bir edebi metni birbirinden ayırt eden noktalar nelerdir? Diyor nette kitap için.

📚 📖 📚📖📚📖📚📖📚📖Açıkçası beklentimi karşılamadı. Evet bilindik eserlerden yola çıkmış ama analiz yaparken nelere dikkat etmemiz gerektiğini anlamadım. Örneğin en son "Büyük Umutlar" kitabını bitirdim. Bu kitapta da yer alıyor ama bildiğiniz özetini verip, ara ara açıklamalar yapıyor ama siz başka bir kitap okurken nelere dikkat etmeniz gerekiyor belirli değil. Belki de bu kitabın böyle olması gerekiyordur. Çünkü daha önce bu tarz okumadım. Ama bildiğim bir şey varsa öğrenmek istediğim şey bu değildi. Karakter analizleri, mekan analizler nasıl yapılır gibi beklentim vardı.

Nette biraz araştırdım, seveni çok fazla kitabı. O yüzden okumak istiyorsanız, imkaniniz olursa almadan önce ön okuma gibi bir şey yapın derim..... 

19.7.21

Kısa Kısa haberler :)))

İyi bayramlar arkadaşlarrrrrrr :)))))))))))
 

 

2.doz aşımı da oldum. lakin ertesi gün tüm gün ve gece pert olmuş bir şekilde uyudum,  uyumaya çalıştım..... Kolumu kaldıramama meselesini hiç demiyorum bile....Bütüm kemiklerim ağrıdı. Dedim ki; bide covid geçirseymişim kim bilir nasıl atlatırdım?"

Aşı ile böyle ağrı çektiysem, hastalığın kendisini düşünemiyorum bile.....Allah şifa versin tüm hastlara... Yalnız dışarı çıktığımızda fark ediyorum ki; herkes sanki pandemi bitmiş gibi davranıyorlar...bu da can sıkıcı tabi. Sonuçta evet hepimiz bunaldık, bizde maskesiz dolaşmak istiyoruz, cocuğuma " yaklaşma, dokunma, park olmaz" demekten yoruldum...... neredeyse koskoca 1 yılı gitti eğitim hayatında..... 


Bu arada 16.Temmuz bloğumun 10.yılı idi. İyi ki açmışım bu sayfayı ve sizlerle tanışmışım. Acı-tatlı bir çok güncemi paylaştığım sayfamı çok seviyorum. 🎉🎊🎂


Tabi yaz olunca okumalarımda da düşüsler oluyor....Bu arada Netflix'de oynayan "Lupen" dizisini bitirdik. 2.sezonda gayet basarılı idi. Bir de "Friends" dizisine başladım. Oynadığı dönemi hiç hatırlamıyorum. Ve şuan çok severek izliyorum, çok gülüyorum esprilerine, ve çok özlem duyuyorum öyle samimi arkadaşlıklarına....... 

Geçen sene Don Quite kitabını almıştım. Aslında yıllar evvel okumuduğumu sandığım, oysa ki kısaltılmış metinmiş o..... :(((

Hikayesini çok bildiğim kitapları okumayı sevmiyorum. lakin bu kitap hiç de öyle değildi. O kadar  çok sizi gülümseten hikayeler vardı ki anlatamam :)

Tabi absürd anlatımlar, biraz dalga geçmeler de yok değil. Ve anladım ki boşuna değilmiş en çok  okunan ve basılan kitaplardan biri olması.....dönemine göre anlatım tekniği, hikayelerin geçişi, sizi sıkmayan merak uyandıran anlatımı ile muhteşem bir kitaptı..... geç kalmış okumalarımdan biri daha....

Bir de çevirmenin müthiş aktarımı, ön sözde anlatılanlar sizi kitaba hazırlıyordu. Bir teşekkür de çevirmen Roza Hakmen'e.

ARKA KAPAK YAZISI;

124 Kısım Tekmili Birden “Don Quijote” Yapı Kredi Yayınları Kâzım Taşkent Klasik Yapıtlar Dizisi’nin yeni kitabı, İspanyol yazar Cervantes’in ünlü romanı Don Quijote, tam adıyla La Mancha’lı Yaratıcı Asilzade Don Quijote. Kitabın sunuş yazısını yazan Prof. Jale Parla’nın sözleriyle: “Birinci kısmının basıldığı 1605 yılından beri en çok okunan, en çok sevilen, en çok yorumlanan ve yeniden en çok yazılan La Mancha’lı Şövalye Don Quijote ve silahtarı Sancho Panza’nın serüvenleri”, bütün dünyada olduğu gibi ülkemizde de ilgiyle karşılanmış, ancak dilimize daha çok İngilizce ve Fransızca gibi ikinci dillerde çocuklar için hazırlanmış baskılarından yapılan çevirileriyle girmişti. Yine de, ancak bir iki tane ve ikinci dillerden de olsa, tam metin çevirileri de yapıldı. Şimdi ise, Jale Parla’nın yerinde saptamalarıyla: “Shakespeare’le birlikte belki de ilk kez modern okuru düşleyen” ve sadece “şövalye romanları”nın değil, “Rönesans’ta kullanılan bütün (yazınsal) türlerin otoritesini dyıkan” bu önce yazarın belki postmodern anlatıyı bile nerdeyse dört yüzyıl önceden haber veren bu öncü romanı ilk kez tam anlamıyla Türkçeye kazandırılmış oluyor. La Mancha’lı Yaratıcı Asilzade Don Quijote, Roza Hakmen’in İspanyolca aslından yaptığı tam metin çeviriyle ve Ahmet Güntan’ın şiir çevirileriyle nihayet dilimizde.

TANRILAR OKULU
"Tanrılar Okulu" 2009 yılında epey bir reklamla satışlar rekoru kırdı. Hatta sanıyorum ki hala iyi satıyor.... Ben de o sene okumayı çok istemiştim ve eşim hediye almıştı. 😊
Sonra başladım, yarım bıraktım. Çünkü o ara "Ferrarisini Satan Bilge ve Osho" kitaplarını okumuştum. Bir kaç tane de Türk Yazarlarından okumuştum. Hal böyle olunca ilerlemedi kitap.   Sonra geçtiğimiz bir kaç aydır kitaplıktan bana göz kırpıyordu 😁
Tekrardan başladım okumaya..... Evet altını çizdiğim çok cümle oldu lakin belirli bir okuma seviyesine gelince kitap biraz tekrar geldi... Lakin daha önce bu tarz kitaplar okumadıysanız ilgiyle okuyacağınız bir kitap.
📍 Tabi kitapta öncelik sizsiniz ve her şeyin sebebi de, yaratanı da sizsiniz olarak anlatılıyor. Bu kısımlara katılmasamda bütün olarak içsel yolculuğunuza yardımcı bir kitap.....
📍 Şunu da belirtmeliyim ki roman gibi okunacak kitaplardan değil. Zaman isteyen, dinginlik isteyen bir kitap. O yüzden ya bölümlere bölüp okuyabilirsiniz ya da okuma grubu ile okuyup daha kolay ilerleyebilirsiniz.... 
 
ARKA KAPAK YAZISI;

İtalyan asıllı yazar ve modern çağ filozofu Prof. Stefano D’Anna, Tanrılar Okulu kitabı ile insanın kendi yaşamına dair devrim niteliğinde bir bakış açısı ortaya koyuyor. Eserinde bireyin hayata bir edilgen değil, tüm iyi ve kötü etkenlerin faili olarak bakması gerektiğini vurgulayan yazar, hikayeleştirme tekniği ile bunu oldukça etkileyici bir şekilde aktarıyor.

Okurlarıyla ilk kez buluştuğu 2002 yılından günümüze dünya çapında büyük bir beğeni toplayan kitap, felsefi öğretisinin yanı sıra kişisel gelişim alanında da eşsiz bir rehber niteliği taşıyor. Bu kitabı okurken sadece yazarın yaşamında değil, kendi iç dünyanızda da el değmemiş derinliklere doğru bir yolculuk yapacaksınız.

Tek Çıkış Yolu, İnsanın Kendisidir

İnsanın hayatında olup biten her şeyin asıl sorumlusu kendisidir. Kişiyi bugüne koşullar değil, kişinin kendi kararları getirmiştir. Ve karşısına çıkan tüm aksilikler; korkularının, karamsarlığının ve kendisine olan özgüvensizliğinizin somut bir yansımasıdır.

Tanrılar Okulu kitabında Prof. Stefano D’Anna, bu gerçekleri kendi yaşamından ve düşünsel tecrübelerinden yola çıkarak güçlü bir şekilde ifade ediyor. Kitapta gerçekleşen olaylarda düş ve gerçek kavramını iç içe geçiren yazar, böylece okurlarına tam olarak şu mesajı veriyor: Gerçeklerin düşlere yön vermesi kadar, kurulan bütün düşler de gerçekleri inşa ediyor.

Geçmişin Gerçekliğinden Gelen Bir Hayal

Hayatı tüm hızıyla yokuş aşağı giden bir adam… Başarısız bir sosyal yaşam, gelgitli ilişkiler, unutulmayan pişmanlıklar… Ve bir gün bu adam zavallılığının son sınırına kadar dayanmışken, birden karşısında baştan sona gerçeğe bürünmüş bir hayal görüyor. Bu hayal, onun gerçekleri düş penceresinden görmesini sağlayarak kişisel devrimine ön ayak oluyor.

Kendisine Dreamer adını veren bu hayali varlık, aslında adamın kanserliyken yüzüstü bıraktığı ve tek başına ölmesine göz yumduğu eski eşinden başkası değil. Ancak onun aksine Dreamer, somut varlığından sıyrılmış olsa dahi adama yardım eli uzatıyor. Artık bir eski eşten çok adamın yaşamında ulvi bir öğretmen olarak yer alan Dreamer, hayattaki çeşitli olgulara dair kurduğu diyaloglarla, kahramanın yaşam yolculuğunda ilerleyeceği çizgiyi kendisinin belirlemesini sağlıyor.


12.9.19

Yıldızların Örtüsü Yoktur / M. Aurelius

Bir dönem çok severdim felsefe ve psikoloji kitaplarını. Sonra çok okuyunca ara vermiştim. Tabi bahsettiğim  bu zamanlar 20'li yaşlarım. Bazı detayları hatırlamıyorum bazılarını ise net hatırlıyorum.
✨ Yine bir gün Kadıköy'e inince uğrak yerim olan YKY Yayınları'na uğradım.
Yeni çıkan bu kitabı gördüm sonra arka kapak yazısı kısacık bir cümle idi... Aldım.
✨ Okurken işaretlediğim çok cümle oldu.
✨ Özellikle felsefe ve ahlak, erdem bilimi sevenlerin daha çok seveceği kitaplardan.
#marcusaurelius 12 ciltlik Yunanca yazdığı bu eser ile ünlüymüş. Bu kitapta o ciltlerden derlenmiş.
✨ Özellikle cümlelerinde ahlaka, erdeme ve özümüze  değinmiş. Her şeyin içimiz de ve doğa ile ilintili olduğunu anlatıyor. Teklikten  değil Birlikten doğduğumuzu;  elbette kötülüklerin de olacağını sakin biz içimizde ki iyiliği ve uyumu iyi beslersek düşsek bile kalkabileceğimizi, vicdan muhasebesinden, uyumdan ve içimizde ki güçten bahsediyor.
Ara ara açıp bazı cümleleri okuyabileceğim kitaplardan oldu benim için.
Tanıtım yazısı bir çok şeyi anlatıyor aslında.




YAPI KREDİ YAYINLARI
"Hemen hemen hiçbir şey insana yabancı değildir."
Yıldızların Örtüsü Yoktur, Marcus Aurelius’un Şadan Karadeniz tarafından Türkçeye çevrilen Düşünceler eserinden Filiz Özdem’in yayına hazırladığı bir “seçmeler” kitabı.

İS 121-180 yılları arasında yaşayan ve “filozof imparator” olarak anılan Roma imparatoru Aurelius, devleti her şeyin üzerinde tutan Yunan anlayışının yerine aklı, ahlakı ve hukuku koyarak yönetim anlayışında kökten bir tavır farklılığı yaratmıştır. Aurelius’a göre Tanrı, öz, yasa, hakikat tektir, ortak us tektir, bu nedenle de bütün insanlar eşittir. Evrende her şey birbirine bağlıdır. Aurelius, İlkçağ filozofu Herakleitos’un “her şey akar, değişir” sözünün etkisiyle, “Tek sözcükle, bedenimize ait olan her şey akan bir ırmaktır, ruhumuza ait olan her şey de salt düş ve yanılsamadır; yaşamımız yabancı bir ülkede savaş zamanı ve yolculuktur, ölümden sonraki ünümüz ise unutuluştur. Bize koruyacak ne kalıyor geriye? Tek, biricik şey, felsefe” diyerek zamanın geçip gittiğine, insan ömrünün kısalığına ve gelgeçliğine sık sık vurgu yapmıştır.
Ünler, namlar, sahip olunan her şey de gelip geçicidir; bu sebeple insanın erdemli yaşaması, hayatını anlamlı kılan en önemli ölçüttür. Bu yanıyla Aurelius’un genelgeçer, zamanlarüstü bir özü olan düşünceleri yüzyıllar boyunca büyük ilgi görmüştür. Ne de olsa vurguladığı, insanın kendisini tanıma sanatıdır. İnsanın olduğu ve olmak istediği üzerine, felsefe ve doğal güdüler, teori ve pratik üzerine bir bilgelik denemesidir. Madalyonun iki yüzüne birden bakma arzusudur.
Yıldızların Örtüsü Yoktur, her kişinin kendisini seçerken, kurarken yaşadığı gelgitlere tutulmuş bir aynadır da… Bir melankoli başyapıtıdır da aynı zamanda.
“Başkalarının ruhunda olup bitenlerin ayrımına varamadığı için mutsuz olan bir insana rastlamak zordur; ama kendi ruhunun devinimlerinin ayrımına varmayan bir insanın mutsuz olması kaçınılmazdır.”
Kaderinden kaçmayan bir imparatorun, onu cesaret ve güçlülükle takip etmesi, insan olma yolculuğu için önemli bir örnektir.

6.5.19

Marc Auge Kitapları...

#marcaugé Yazarın kitaplarını ilk defa okudum. Biraz felsefi biraz gündelik yaşamdan örneklerle bize bazı duyguları aktarmış.
📕 Kendisi bir Antropolog. Ve kitapları da inceleme tarzında.
📃 #yaşsızzamanlar kitabında altını çizdiğim cümleler oldu. Özellikle yaş almak ve yaşamak üzerine yorumlarına bayıldım. Bundan sonra yaşı ilerlemiş birine "yaşınız kaç?" diye sormayacağım. 😊
📃 📍Altını çizdiğim cümlelerden biride; Eğer yaşımsam ve sadece yaşımdan ibaretsem, özümde, herkesin tanıdığı kurallar tarafından sıkıca belirlenmiş, sosyal ve kültürel bir varlığımdır. Fakat bu kurallar yığını beni gerçekten ilgilendirir mi? Ben gerçekten yirmi bir yaşıma geldiğimde reşit oldum mu? Bu dönüşüm şimdilerde benimkinden üç yıl önce mi gerçekleşiyor? Emekli olunca başka biri mi oldum? Altmış beş, yetmiş ya da seksen yaşımdan sonra söyleyecek bir şeyim kalmadı mı? Bu bir özgürlük meselesidir ve uzayan yaşam süresi daha çok kişiyi çemberin dışına atabilir."........
📍📍📍📍📍📍
Diğer kitabı olan #unutmabiçimleri mi çooook beğendim. Hatta sonrasında bir kez daha okumak istiyorum.
Bence şu cümle herşeyi anlatıyor; “Unutmak, toplum için olduğu kadar birey için de bir zorunluluktur. İçinde bulunulan zamanın, şu anın ve bekleyişin tadına varmak için unutmayı bilmek gerekir; ancak unutmak bellek için de bir ihtiyaçtır: Uzak geçmişe ulaşabilmek için yakın geçmişi unutmak gerekir.”


6.1.19

Aquaman, Bitirgen, Sineklerin Tanrısı, Dinle Küçük Adam.........

Selam. 😊

"ay ne çabuk bitti yıl, ne zaman Ocak Ayı oldu" diye diye geldik bu güne.
Çok şükür  bin şükür daha iyiyim/z. Size hastayım dedikten sonra tam iyileşmiş gibiydim sonra hop tekrardan nüksetti ağrılar.
Ama toparladım az biraz kuru öksürük ile devam hayata. 🙄

Bu yılın ilk filmi olarak Aquaman izledik.
 Her ne kadar fantastik  sihirli bir dünya olsa da... Seviyorum iyi geliyor ruhuma.



 Bu seriyi çok seviyorum  Özellikle görsel görüntüleri çok iyiydi. Seri tamamlanıyor sona geliyoruz  😊
Şimdi sıra da "Kaptan Marvel  var onu bekliyoruz heyecanla.
Cuma günü de bizim kızın isteği ile" Mary Popins :Sihirli Dadı" filmine gittik
Müzikal tadında güzel bir filmdi. Zati ismini tam hatırlamıyorum ama Mary karakterini canlandıran kadını çok beğeniyorum
Her ne kadar fantastik olsa da böyle filmler ruhuma iyi geliyor. Hele sonunda ki vurgu çok iyiydi.
Elbet demiycem ne dendiğini  Hâlâ sinemalar da film ve izleyecek olanlarınız vardır. 😊

Bitirdiğim kitaplara gelirsek....

Elimdeki kitaplar bitince, kargoyu da elim boş beklemeyeyim dedim. 😊 Eşimin çeyizinden olan kitaplardan okuyayım dedim. :)
Tabi filmlerini kaç kez izlediğimi hatırlamıyorum. Okurken hep o sahneler geldi gözümün önüne  😊
Yalnız "Pal Sokağı Çocukları" nı ben nasıl bunca zaman okumamışım şaştım kendime. En çok etkilendiğim bu kitap oldu.

🎆🎆 POLYANNA biraz sıktı sanırım bu yaşta okumamın ve çokça filmini izlememin de etkisi büyük.


💣DİNLE KÜÇÜK ADAM. .  Yazar: Wilhelm Reich


Geçen sene çokça Instagram'da görmüş ve kaydetmişti. 
Penguen'de Kitapevi'ne gittiğim bir gün görünce hemen aldım. 
Konusuna gelince Sevgili Wilhem Reich Freud'şa da çalışmış felsefeci, ünlü Psikiyatr ve psikolog'tur. Zamanın da yaptığı açıklamalar, öngörüler sebebi ile kitapları yasaklanmış  hapse atılmış bir yazar.
Kitap da içimizde ki adana sesleniyor ve hem kendimizden hem de çevremizden korkmamamızı, sevmenin önemini, saygıyı ama önce kendimize saygıyı anlatmış  Elbet yaşadığı dönem Nazi zamanına denk geldiği için bolcana da kızgınlığı ve örneklendirmeleri var. 
Altını çizdiğim çok cümlesi oldu  Ve okumadıysanız gerçekten de alın okuyun derim...... İçinize işliyor resmen kitap...... 
Arka kapak yazısından bir alıntı ile diğer kitabıma geçeyim  😊 
Binlerce yılın bakış açısından görebiliyorum seni, binlerce yıl geçmişten ve binlerce yıl gelecekten bakıyorum sana. Kendinden korkma duygundan kurtulmanı istiyorum. Daha mutlu ve daha insana yaraşır bir yaşam sürmeni istiyorum. Kasılmış bir beden yerine, canlı, yaşayan bir bedenin olsun istiyorum; çocuklarından neftet etmek yerine onları sevmeni, karına, " evlilik gereği " işkence yapmak yerine onu mutlu etmeni istiyorum. Wiliam Reich


Benim gibi okumayan azdır sanırım bu kitabı. 

SİNEKLERİN TANRISI ; bazı yazarlar yazdığı dönemin çok ilerisinde bir kafaya sahipler sanıyorum. Bu kitabı da okurken öyle hissettim  
Bir adaya düşen belirlş yaş aralığında ki çocukların yaşam mücadelesi  zorda kalınca çocuk bile olsa nasıl içinde ki iyiliğe veya kötülüğe boyun eğdiğini anlatan güzel bir kitaptı.... 
Özellikle gruplaşmaları, lider özelliği baskın çocukların öne çıkması  bencillikleri iyi vurgulanmış. 



BİTİRGEN /FİGEN ŞAKACI

Bu kitabı geçtiğimiz sene Lalenin Bahçesi bloğumdan Lale Abla okumuş ve tavsiye etmişti. Bende kaydetmişti. Elimdeki kitaplar anca bitti ve aldım. 
Üçleme bir kitap. Bitirgen birincisi ve keyifle, hüzünle okudum  Yazarın özellikle Türkçe'yi kullanma biçimine hayran kaldım  
Bir ailenin çöküşünü anlatıyor  Yer yer tebessüm ettim yer yer duygulandım.
Babasının kızına "Bitirgen (küçük tatlı kayısı demek)" demesinden ismini almış kitap. 
Aile içi çatışmalarda  komşu diyologları  annenin kızdığında çocuklarına söylediği özlü sözler. Bizden biriydi kitap. 
Sıra da diğer ikisi kaldı kitabın ... 

İyi haftalar şimdiden  😊 


26.11.18

Film. Kitap. Sosyal Medya... Günce...

Nerde kalmıştık  😊
Selam herkese.

Takvime bakınca inanamadım. Bi de ev kadını olunca çok da fazla tarihle işim olmuyor. O yüzden sanırım çok şaşırdım....
Resmen haftasonu Aralık ayına girmiş bulunuyoruz ....
Gerçekten ama gerçekten klişe olsun diye değil... Zaman nasıl geçiyoe hiç anlamıyorum ...

Sanki daha bir ay oldu okullar açılalı .....
Bu seneki liste işini aksatmayayım diyorum  Yeni yıla girerlen liste hazırlamak hoşuma gidiyor.

Yılbaşı 🎄 ağacını çıkartmama az kaldı.
Instagram'da baktığım da "ooooo herkes ağacı çıkartmış süslemiş bile" diyorum ama daha erken benim/izim için.

Bu sene denk getirirsem bende adresi olan arkadaşlarıma kartpostal atmak istiyorum. 😊 İsteyen olursa adresiniizi gönderin size de yollayayım.

Bide yeni moda sanırım tam çözemedim... Bir çok etkinliği, önemli günleri sosyal medyada bir gün önceden kutlamaya başlıyorlar .. Gerçekten merak edşyoeım acaba ben mi gözden kaçırdım ...? Bilemiyorum?!

 Hafta sonu ince kitap okuyayım  dedim.
İnce lakin dolu dolu bir kitap okudum.
🖋 Farabi / Mutluluğun Kazanılması kitabını bitirdim 
Bazı yerleri iki kere okudum  Hatta kendime "daha iyi anlamak için tekrar okumalıyım" dedim.
Instagram'da ki yorumum şöyle:

🗯

Dün incecik bir kitapla haftayı bitirdim.
📚 Kitap ince ama içeriği biraz yoğundu. Bazı yerleri bir iki kez okudum hatta tekrar okumam gerektiğini hissettim...
📎 #farabi
🖋 Bazı kişiler döneminşn o kadar önünde imiş ki..böyle eserleri okuyunca bu hisse kapılıyorum.
🖋 Farabi’yi orijinal kılan kelam ve fıkhı tasnife koymasıdır. Bununla yeni bir yaklaşım ortaya koymuştur. Buradaki amacı din + felsefe bütünlüğünü sağlamaktır.
🖋 Farabi’ye göre yetkin olan ile iyi olan aynıdır. İnsani davranış iyi olanı amaçlar. Mutluluk en yüksek insani yetkinliktir. Mutluluk, en yüksek kemal ve en yüksek iyidir.  Çünkü diğer bütün iyiler ve yetkinlikler kendileri dışında bir şeye ulaşmak için istenir. Mutluluk kendisi için talep edilir. Ona ulaşıldığında bütün istekler sona erer. Farabi için insani son yetkinlik, mutluluk kendine yeterlilik olarak değerlendirilir. En yüksek yetkinlik Tanrı’dadır. Tanrı en yüksek mutluluk düzeyindedir. Kendi başına var olma en yüksek Tanrı’da temsil edilir.İnsan ne kadar kendine yeterse mutlu olur ve Tanrıya benzer. 🖋 Bazı düşğncelerşne katılmasam da güçlü bir düşünce gücüne sahip biri Farabi... Eğer bu tarz kitapları seviyorsanız size de hitap edebilir


Bir de akşama Netflix filmi izledik.
Lise talebesi olan Sierra'nın okul macerası diyebiliriz.
Bir izlenimlik böyle filmleri seviyorum. Devamı yok ama izlerken sizi sıkmıyor ..
Tabi Sierra'yı izlerken lise dönemlerini düşündüm ve çocuklarının gerçekten de ne kadar acımazsoz olduğunu  🙄
Kızımız çok güzel değil, zeki iyi bir aileye sahip ama okulda "ezik diye tabir ediliyor  bir grup tarafından....
Okulun gözde kızı ile bir sebeple arkadaş oluyorlar ve film burdan devam ediyor.....
Sevdim filmi. 😊

Yazımı yazdım, sizleri okudum ve sırada ki" Körlük "kitabıma dönme vakti geldi. 😊

İyi geceler. 🌃 🦉

3.8.18

Bir Kitap Bir Yorum....

Uzun zamandır böyle iyi bir felsefe kitabı okumamıştım. Nedir mi ismi o kitabın?
"KONUŞMANIN İMKANSIZLIĞI ÜZERİNE BİR DİYALOG /OSMAN ÇAKMAKÇI"
Bir arkadaş tavsiyesi üzerine İşBankası Kültür Yayınlarına gittim  Devamlı aynı yerden alınca kitapları oradaki çalışanlarla da sohbete başlıyorsunuz. Bende sordum ve orada ki bayan "kitap iyidir tavsiye ederim" dedi.
Aldım ve hemen gece başladım okumaya  Altını çizdiğim çok cümlem oldu.

🖋 Özellikle doğa ve doğanın sesi üzerine yaptığı analizleri, yorumları çok beğendim.


Eğer felsefe seviyorsanız bir solukta okuyacağınız bir kitap. 
Yazar aynı zamanda kitap eklerinde de yazıyormuş 
Daha önce okumamıştım. Bu kitabından sonra aklıma yazdım adını  😊 
Kitabı okurken yer yer konuşma ve karşılıklı konuşma üzerine çok düşündüm. Bazı tespitler tasvip etmesem de çoğunluğu yazının çok doğruydu. 
Sonuçta "Konuşmak 🗣  basit bir eylem gibi gözükse de hiç de öyle değil. 
Ağzımızdan çıkana dikkat etmemiz gerekiyor.
Tanıtım yazısı şöyle der:



"Pek anlamadım. Hele konuşmanın böylesine büyük bir sorun yumağı olabileceğini hiç anlayamıyorum. Ayrıca gereksiz de buluyorum. Abartılı da-" "Evet, ilk bakışta, konuşmak gibi basit bir eylemin böylesine karmaşık bir şeymiş gibi ele alınması saçma. Ama ilk bakış yanıltıcı olabilir, değil mi? Sanırım sen konuşmayı tek yönlü bir aktarım olarak anlıyorsun da ondan. Hâlbuki konuşma, merkezdeki bir noktadan dışarıya akıtılan bir ifade değildir. Aksine en az iki merkez noktanın karşılıklı birbirine akmasıdır. Yani 'ego'ların kendi kabuklarını çatlatması, o zırhta yarıklar açmasıdır. Konuşmak, bu anlamda insanın kendini yenmesini de gerektirir. Tehlikeli bir girişimdir bu; yani konuşmak tehlikeli bir girişimdir. İnsanın kendi varlığını tehlikeye atmasıdır." "Allah Allah, şimdi de konuşmanın tehlikeli bir şey olduğunu söylüyorsun-" 
(Tanıtım Bülteninden)



Sayfa Sayısı: 76

Baskı Yılı: 2016

12.6.17

İftar Sofarsı... J.J. Rosseau Söylev Kitabı Hak...


Bizim evde orucu bir ben birde bir ara kardeşim ile tutardık.
Annem hem tansiyon hastası olduğundan hem astımından dolayı tutmazdı. Biz öyle bilirdik en azından.
Ama yine de nedense ezan vakti soframız kurulur, babam muhakkak her akşam tatlı ile gelirdi eve.
Birde tabi iftarda ağırlanan misafirler olurdu.

Oldum olası çok severim kalabalık sofraları ve sofra hazırlamayı.
Ama öyle aceleye gelmeyecek eğer ben kuracaksam sofrayı. Yavaş yavaş herşey tam olarak hazırlamayı seviyorum.
Her ne kadar bazı günler hızlı olsa da kurduğum sofralar, nisafirim geleceği zaman hazırlanmayı sevenlerdenim.
Öyle mutfakta hamarat değilimdir, bildiğim yemeklerden kurarım soframı. Bu aralar değişik şeyler denemeyi istiyorum o ayrı :)
 Bu ramazan ayı hep biz dışardaydık daha kısmet olmadı misafir ağırlamak.
Ama öyle keyifli oluyor ki sevdiklerinle masanın etrafında oturmak, yediğini paylaşmak, sohbet etmek....
Sofralarınız hep kalabalık olur İnşAllah daha doğrusu sevdiklerinizle kalabalık olsun...

Gelelim kitabıma; bu hafta bitirdiğim kitaplardan biri de;
 
Tabi yazarın başka hiçbir kitabını okumadım o yüzden bu kitap ile başlangıç oldu.
Şöyle bir Geçmiş yaşamını okuyunca yoksul bir hayatı olmuş ve o yaşamı bilen biri olarak yazmış kitaplarını.
Hem hayatın da hem yazılarında "ahlak ve erdem" en önem verdiği bireysel özellikler.
O yüzdende bu kitabında da sanatın, ihtişamın, lüksün arttığı toplumlar da ahlaksızlık ve erdemsizliğin de artacağını bu yüzden de sorulan soruya cevabının "Hayır" olduğunu söylüyor.




9.4.17

Biten Kitaplar....

Fikriye İle Latife Melike İlgün
Sayfa Sayısı: 450 
Baskı Yılı: 2016
Dili: Türkçe
Yayınevi: Artemis Yayınları
Yayın Yönetmeni : Ilgın Sönmez
Sayfa Sayısı : 450
İlk Baskı Yılı : 2016
Dil : Türkçe


Şubat ayında buluştuğumuzda sevgili Gamze'cim bu kitabı hediye etmişti.
Okumak bugüneymiş.
Elimden bırakmak istemedim.
Yazar iki aşık kadını öldükten sonra bir oda da buluşturur ve konuşturur, hesaplaştırır.
Önce Fikriye başlar anlatmaya... Sonrasında ise Latife... Kolay değildir tabi...
En son ise Atamla buluşurlar ve son sözlerini söylerler.....

Okurken hem hayran kaldım hemde çok imrendim. Lise yıllarımda ve sonrasında hatırlıyorum da... çok isterdim Mustafa Kemal Atatürk ile tanışmayı...
Keşke derdim; keşke o devirde yaşasaydım ve bir kez olsun görseydim ...

Kitap tarihi roman değil. Sizi okurken tarihlerle, zamanlarla sıkmıyor. Tersine bazı önemli olayları öyle güzel aktarmış ki okurken unutmuyorsunuz.

Tabi öncelik iki kadının bir adama hemde Devletii için koşturan, önce Vatan diyen, asker bir adama aşık olmaları.
KAdın her yerde kadın dedim okurken. İster okumuş olsun ister cahil.. sevdiği adamdan hep ilgi bekler....
Kıskançlılar yer yer susmaları kadınların... Fikriye Hn. hep susmuş, beklemiş ve idare etmiş.
Ama Latife Hn. öyle değilmiş. Elbet bunda yaşamlarının farklı olmasıda bir sebep.
Daha önceden de okumuştum. Atatürk'ün evlenme sebebi aslında Türk Milletine örnek olmak ve resmi nikahı resmileştirmek...
Yoksa ev erkeği olacak biri değil...
Kendide biliyor ama mevzu milletse gerisi yalandı sanırım kendisi için.

Konuyu bildiğinizden fazla detaya girmek istemiyorum kitapla ilgili, hatta belki alıp okumak isteyen bile olabilir.

Bu kitabın farkı; bu defa Kemal Atatürk'e âşık olan kadınlar olarak değil, yalnızca Fikriye ve Latife olarak karşılaşıyorlar... 

Okurken keşke arada bir fotoğraf da olsaydı dedim... böylece daha bir pekişirdi anlatılanlar.
Bir kez daha hayran oldum Atatürk'e.... Kesinlikle lider doğmuş ve minettarım...
Tabi aynı zamanda kendisine inanan ve bu vatan uğruna ölen şehitlerimize...

Ruhları şad oldun, ışıklar içinde uyusunlar.


Diğer bitirdiğim kitap ise Hay Bin Yakzan.






Kitap zordu.. Aslında içeriği sade ama ki çeviride de olabildiğine sadeleştirmeye gitmişler...
Ama olaylar, akış ve ilerleyiş zorladı beni.
Okurken kesinlikle sakin ve dingin bir kafa ile okumak gerekiyor bu kitabı.

İçerik olarak ilk felsefi anlatı kitaplarından biri... İslam Filozoflarından biri olan  İbn Tufeyl, Hayy bin Yakzan adlı felsefi romanın yazarıdır. Eserde bir adada tek başına kalan bir adamın hakikati keşfi anlatılır.

Bana sorarsanız ne anladın kitaptan diye... valla çok şey anladım ama anlatamıyorum.. çünkü okuduğum terimlerin çoğu biraz ağır geldi bana... hani kitabı anladım ama anlatmak yazıya dökmek  ne bileyim zor...

En iyisi ben size internetten gezinirken bulduğum ve kitabı sindirmek için okuduğum özetlerden paylaşayım.

Bu arada kitabı okuyanınız var mıdır?

Hay Bin Yakzan” İbn Tufeyl

İbn Tufeyl, “Hayy bin Yakzan” (Diri oğlu uyanık) diğer adıyla Esrarü?l-Hikmeti?l-Meşrikiye felsefi romanında, bir adada tek başına kalan bir adamın hakikati keşfini anlatır. Bu eseri önemli kılan noktalardan biri, İslam felsefesinde ve dönemin doğabilimcilerinde sıklıkla karşılaşılan evrim fikrini içermesidir. Tufeyl eserde kendi evrim kuramını da şekillendirmiştir.
İbn-i Tufeyl bu eseri yazmasına sebep olarak ? İslam felsefesi önderlerinden İbn-i Sina? nın Hikmeti Meşriki adlı eserinde dile getirdiği bazı sırların açıklanmasının kendisinden istenmesini? gösterir ve şöyle der: “İstediğin bilgileri Hayy bin Yakzan adını verdiğim bir hikâye aracılığı ile iletmeye çalışacağım. İbn-i Sina?nın insanları yola getirmek için isteklendiren, özendiren, akıl ve zekâ sahiplerine ibret veren Hayy bin Yakzan ile Salaman ve Absal adlı mesellerinden ilham alarak kurduğum bu hikâyeyi iyi izlersen Yakzan oğlu Hayy ile birlikte istediğin gerçeklere ulaşabilirsin.”
Dünyada felsefi romanın ilk örneği ve ilk ?robinsonad? olan Hayy bin Yakzan, 14. yüzyıldan başlayarak dünyanın bütün belli başlı dillerine çevrilmiş, başta Robinson Crusoe?nun yazarı Daniel Defoe, Bacon, Spinoza ve More olmak üzere birçok Batılı sanatçı ve düşünürü etkilemiştir.

14. yüzyıldan başlayarak belli başlı Avrupa dillerine çevrildi; Doğu, özellikle Osmanlı ise İbn Tufeyl’e ve yapıtına ilgisiz kaldı. Üzerindeki “Hay bin Yakzan” etkileri özel çalışmalara konu olan “Robinson Crusoe” defalarca Türkçe’ye çevrildigi halde, “Hay bin Yakzan, dilimize kazandırılmak için 1923 yılını, kitaplaşabilmek için de 1985 yılını bekleyecekti. Bu yeni ve genişletilmiş baskıda, Ibn Tufeyl’in “Hay bin Yakzan”ina ek olarak -M.Serefeddin Yaltkaya’nin çevirisi ve İslam dünyasında alegorik öykü geleneğinin tarihçesini ve düsünsel arkaplanını aktardığı giriş yazısıyla İbn Sina’nın “Hay bin Yakzan”i da yer alıyor.
Bu ünlü hikayenin, Hayy’ın varoluşu ve gelişimi çizgisinde insanın gelişim tarihini özetlemekte olan ince anlatım tarzı, bizi Hayy’ın şahsında kendisinden daha başka birşeyleri temsil ettiği konusunda ikna etmektedir. Yalnız başına yaşadığı adada Adem’e benzeyen konumu, ateşin kaşifi olarak üstlendiği Prometeus rolü, ilerleme kaydetmesi ve sapması, ateşle zekice tecrübelere girşimesi ve düşünmeden “ondan bir parça”yı kavramaya çalışması, onun insanoğlunu sembolize ettiğini göstermektedir. Çünkü o da ilk insan gibi her şeyi kendi başına keşfetmek zorundadır. Ayrıca bir insan olarak, ruhun hayat kaynağı olan hayvani yönünden başka bir şey bilmemektedir. Bu, insanın en azından yarı ruhani bir dünyaya girmesinin belirtisidir.


Hay, çevresindeki topluluğa ders vermeye, yavaş yavaş aydınlatmaya başladı. İlkin hikmetten, hikmetin gizlerinden söz etti. Daha sonra ögretinin ilke ve yargılarından gerçekliğe doğru yöneldi. Zihinlere başka biçimlerde yerleşmiş kimi inanç ve düşünceleri gerçeklik açısından yeniden tanimlamaya, yorumlamaya geçti. Hay’in açiklamalari, yorumları yavaş yavaş topluluğu tedirgin etmeye, canlarını sıkmaya başladi. Gerçi Hay’in yabancılığını, arkadaşları Absal’ın hatırını gözeterek güler yüz gösteriyorlar, açığa vurmuyorlardi ama içten içe kiziyorlardi. Hay ise büyük bir coşkuyla, gece demeden, gündüz demeden onları uyarmaya çalışıyor, gizli ve açık tüm gerçekleri yalin biçimde gözler önüne seriyordu. Ne ki bu çaba ve açiklamalar onları gerçeğe çekecek yerde kızgınlıklarını artırıyor, dogru yola duyduklari nefreti derinleştiriyordu. Bununla birlikte bu insanların büsbütün kötü oldukları söylenemezdi. Bunlar iyiliği seven, gerçeğe yönelen insanlardı yine de. Fakat yaratılışlarından gelen eksiklikten ve bilgisizliklerinden dolayı gerçeği, gerçeğe özgü yoldan aramıyorlar, arastırma yönüne gitmiyorlardi. Bu bir yana, gerçeği, gerçeğe ulasan insanlarin yolundan öğrenmeyi de istemiyorlardi. İşte bu nedenlerden dolayi Hay, onlarin durumunu düzeltmekten umut kesmek zorunda kaldı. Kavrayışları o denli sınırlıydı ki, kabul ettikleri şeylerin onları kurtuluşa yöneltmesi mümkün degildi. Hay, aydinlatmaya çaliştigi insanlardan umut kestikten sonra bütün toplumu gözden geçirdi. Her sınıftan insanın kendi bilgisiyle yetindiğini, dünyasal istek ve eğilimlerini, bencil isteklerini tanrı edindiklerini gördü…”





10.10.14

Tanrılar Okulu, K.M.Okumasında 25.soru cevabı....


  Vee kitap kulemdeki son kitap olan "Tanrılar Okulu" kitabına büyük bir hevesle başlamıştım ki..... Yok gitmedi ve yarım bırakılan kitap olarak yerini aldı kitaplıkta.
Evet çok güzel vurgun cümeleler var, evet iyi felsefe yapılır bu kitapla. ama benim gibi 20'li yaşlarda Kişisel Gelişim kitaplarının ve dergilerinin birçoğunu okuduysanız; bu kitabın sıkıcı gelmesi, ilerlememesi normal.
O yüzden yeni başlayacaklar için kesinlikle ideal bir kitap.
Birazda hayal kırıklığına uğramadım desem yalan olur. Nedense ben konusunu daha farklı bekliyordum. O yüzdende hep sona bıraktım bu kitabı....... Yaşadığım hayal kırıklığını varın siz düşünün.

Birde kitabı okurken, sanki Robin Sharma okuyormuşum gibime geldi. Demek ki yazarda bu kitaptan etkilenmiş. Çünkü anlatım tarzı hemen hemen aynı....

 
 25. gün: Kendine en yakın bulduğun karakter

Polyanna ve Heıdı karakterlerini kendime yakın buluyorum. Bende he durumdan muhakkak iyi bir taraf çıkartırım. 
 

30.5.14

Biten Kitaplardan...bizden....yazılar.


 Günler nasıl çabuk geçiyor anlamıyorum bile. Yine bir haftanın daha sonuna gelmişiz...
Bu haftayı yine Umay Hn. :) hava alsın diye Kadıköy sokaklarında geçirdik. Moda Parkı da uğrak yerimiz. Mis gibi ağaçların altında dinlenmek, kuş sesleri eşliğinde bir harika oluyor.
Kızım birkaç gün sonra 3 aylık olacak. Ve hergün yeni bir şeyle karşılaşıyoruz.
Örneğin emerken altta kalan parmaklarıyla etimi sıkıştırıyor ve yüzüme bakıyor. Birde eğer karnı doyduysa oyun yapıyor ve bir emiyor bi başını çeviriyor. Tabiiii kiiii takipçi bir anne olarak ben bu numaraları yermiyim yememmmmm :)))))  Ama arada yer numarası da yapıyorum çünkü doyamıyorum kendisineee :)
3.ayda Rota Virüsü için iğne olması gerekiyor ve bu iğne isteğe bağlı. Bizde biraz kararsız kaldık. Çünkü kimi kişiler yaptırmayın derken kimileri de yaptırın diyor. Aile Hekimliğindeki sorumlu hemşire de;
" bence yaptırın, çünkü zamane çocukları sonbaharda bu virüse yakalanabiliyorlar" dedi.
Bizde doktora gidince birkez daha konuşup fikir alacağız.
Bilgisi ve fikri olan varsa paylaşırsa sevinirim.



 Bugünler de havalar tamda sevdiğim gibi gidiyor. Parçalı bulutlu, lodoslu.  Çok seviyorum böyle havaları. Ve böyle havalarda dahada çok düşüncelere dalıyorum. Birgün beynim yeterrrrr diye bağırırsa hiç şaşmam. 
Bunu ayrı bir başlık altında yazayım ben en iyisi.



Bu ara 2 kitap bitirdim. Kızı emzirirken Alkım Kitapevinin kendi yayınlarından olan klasik romanları okuyorum. Bir ara böyle bir yayın çıkartmışlardı; 20/25 kitaba yakın kitabı set halinde çok uygun fiyata satıyorlardı. Bende ara kitap olarak bu seriden okuyorum. "Kerem İle Aslı" da bu seriden.
 




 Bir diğer kitabımda "Sofie'nin Dünyası". Arkadaşımın doğum günü hediyesiydi bu kitap. Gerçi bu kitabı lisedeyken Felsefe Öğretmenimiz de önermişti ama okunacak kitap kulesi yüksek olunca buna anca sıra geldi.
Neyseki kulemde okunacak kitap çok azaldı. Bu sene bitecek inşallah.

Kitaba gelirsek ki eminim birçoğunuz ya okumuşsunuzdur yada biliyorsunuzdur. 
Benim görüşümse felsefe seviyorsanız ve yeni giriş yapacaksanız bu kitap iyi bir başlangıç.
Yazarın anlatım dili yalın, sade ve basit.

.....
  Şimdi de Mişima kitaplarına başladım. Yazarın daha önce Dalgaların Sesi kitabını okumuş ve çook beğenmiştim. Can Yayınlarının yaz kampayalarından aldığım Bereket Denizi serisini almıştım. Yalnız kitabın 1.cildini hiçbir şekilde bulamadığımdan 2.kitaptan başlıyorum okumaya.
Allah'tan arka kapak yazısında diyor ki; 1.kitabı okumadanda okuyabileceğiniz bir seri.

Böyle işte blog, bu haftayı da bitirdik.
Şİmdiden hepinize keyifli, okumalı haftasonu olsun.
















15.1.14

33.hafta geride kalırken.... Filmler, kitaplar, ben... :)

Veee 33.haftaya başladık kızımızla. Artık göbüş büyüdü. Yavaş yavaş bel ağrılarım da oluyor. Fazla ayakta kalırsam yada çook uzun yürürsem sırtım ve belim ağrıyor.
Onun dışında iyiyim ama. Gezmeden geri kalmıyorum :)))
Kızımınhareketleri dışardan da gözüküyor. Bazen öyle bir vuruyor ki; noluyoruz diyorum. Tabi tahmin edersiniz ki bana ve babamıza harika geliyor bu tekmeler. Hep oynasın, kendini belli etsin istiyoruz.
En büyük duam kızımızın gelmesi gerektiği zamanda doğması; birde normal doğum yapmak.

Bu arada eksiklerimiz tamamlandı. Odası artık hazır kızımızın. Yatağını aldık, gardıropunu yaptırdık, lambası, lambederi tamam. Hediye olarak sallanan sandalyem de yapılıyor. Yere halı almayı düşünmüyorum. Çünkü direk toz yuvası oluyor halılar. En azından yaşına kadar bazı şeylere çok dikkat etmek gerekir. Genel düşüncem olarak çok pimpirikli olmak istemiyorum. Her şey sade ve basit olsun istiyorum.
Çamaşırları yıkandı, geriye ütü işi kaldı. Birde hastane çantası hazırlıycam/z. 

Bu durumun dışanda havalar güzel olunca hep dıaşrılara atıyoruz kendimizi. Arada film izlemeyi de ihmal etmiyoruz tabikisi de:)





 Yılın biten ilk kitabı "Hobbit Ve Felsefe". Dalında uzman 3 yazarın Tolkien'in yaşamından, öğretim hayatından ve kitaplarından yola çıkarak hazırladıkları bir kitap. Bu kitap sayesinde aslında Yüzüklerin Efendisinde bolcana geçen yürümenin, dağların, altının, yüzüğün ve diğer birçok karakterin neye dayandırılarak yaratıldığına ve hangi felsefeyi benimsediğine şayit oluyorsunuz. Tabi aynı zamanda diğer felsefe akımına öncülük etmiş filozofların da düşüncelerine ve yorumlarına yer verilmiş. Eğer yazarı ve felsefeyi seviyorsanız okuyun derim.
 Geçen sene gösterimde olan filmi bu sene izledik. :)
Görsellik güzeldi. Birde bir insanın aşkı uğruna, hırsı ve zenginlik uğruna neler yapabileceğini gördük.
Fena değildi bence. Çoook iyiydi diyemeyeceğim.
Bu film enteresandı. Hiç ünlü oyuncusu olmadan konusu olarak harikaydı.  2012 yapımı ve IMBD den 6.4 puan almış.
20'li yaşlarında evli ama parasız, mutlu bir çift vardır. Kızın antikacı dükkanında bulduğu ve hayran kaldığı çaydanlığı çalması ile olaylar başlar. Bu çaydanlık sihirlidir ve kendinize zarar verdikçe içinden para çıkar.
Para hırsının kişilere neler yaptırabileceğini anlatan sıkmayan bir filmdi.


Bizde böyle blogdaşlar. Hayat bu aralar benim için tekdüze geçmekte. Yaklaşık 46 gün sonra hareketlenecek :)))))

Hepinize keyifli günler olsunnnnn :)



7.1.13

İyi haftalar....


Bu sabah kar var İstanbul'da... :))
Evdeki temizlik bitti, blog yazısı da yazılıyor, blog ziyaretlerimi de yaptım. :)
Birazdan çay keyfi ile birlikte kar izleyeceğim.
Dün yoğun bir kadıköy turundan sonra evde olmanın keyfini yaşamalıyım. İşe gidenleriniz var biliyorum imrendirmek için yazmadım valla....
Dün Eflatun 1 kitabım bitti. Felsefe severler bilecektir bu kitabı diye düşünüyorum.

Sokrate'in Savunması, Euthyphron-Birinci Alkibiades-İkinci Alkibiades-İon ile diyalogları var.... Sadece çeviriyi beğenmedim sanırım  çok eski bir kitap olmasından kaynaklanıyor. Yeni çeviriler daha iyi olabilir diye düşünüyorum. Erdem, ahlak ve iyilik-kötülük kavramlarına ve hayata yansıtmaya ne kadar önem veriyormuş Sokrates. Hatta devletlerin bile bunu benimsemesini istiyor ama biraz imkansız gibi.....
Şİmdi Eflatun 2 kitabına başladım. Bu kitap biraz daha detaylı. 
Haftaya başladık bakalım, neler getirecek.
Herkese iyi haftalar.