Metis Yayınları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Metis Yayınları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

23.2.26

Zaman Sığınağı ve günlük haller

 Selâmlar 🍂☺️

Bu sene de Ramazan ayına kavuşmanın tatlı heyecanı ile doluyum. Bir kaç senedir oruç tutamıyordum ve bu sene niyet ettim ve tutuyorum. iki gündür Umay'da tutuyor, okul zamanı tutmasın diye çok diller döktüm ama nafile. Biz genelde yiyip yatıyorduk ama böyle  olunca sabah sahura kalkıyoruz. Bunun zevkide baskaymis. Umay sayesinde sahura kalkıyoruz 🙈

Kendi dilim döndüğünce, bildiğim, öğrendiğim ve kendim okuduğum kadarıyla dinimizi öğretmeye çalışıyorum. Çünkü insan fıtratı gereği " inanmak" istiyor. Düşecek, kalkacak, yolu uzun. Bu süreçte inancı ile yol alırsa ayağa kalkması daha kolay olacaktır. 🙏🏻  

Bunların dışında bir türlü "HAMNET" filmini izlemeye gidemedim. Çok istiyorum ve bu hafta sinemadan kalkmadan gitmek istiyorum.

Masumiyet Müzesi dizisine başladım. Kitap ömrümü yemişti, o betimlemeler, uzatmalar çok sıkmıştı. Dizi daha iyi tabi.




 Kitaplardan da, "ZAMAN SIĞINAĞI" bitirdim. Okumayı çok istediğim yazarlardan biriydi ve hiç hayal kırıklığına uğratmadı. Kelimeleri kullanımı, olayları yorumlamasına bayıldım.

Yorumumuma gelirsek de;

Zaman kavramı, hatırlanmak, unutulmak…
Bunlar güçlü duygular.
Yaş ilerledikçe insan şunu fark ediyor:
Unutmak mümkün.
Hatta bazen kaçınılmaz.
Anılar silikleşiyor, yüzler buğulanıyor, sesler uzaklaşıyor.
Ama yine de hatırlanmak istiyoruz.....Bunlar gençken daha soyut kavramlar gibi duruyor. Yaş ilerledikçe ise kişisel bir meseleye dönüşüyor. 

Çünkü biri bizi hatırlıyorsa, hâlâ biraz varız.
Georgi Gospodinov bu romanda unutmayı bir eksiklik gibi değil, insan olmanın kaderi gibi anlatıyor.
Geçmişe sığınmanın hem teselli hem de kaçış olabileceğini gösteriyor.
Belki de mesele her şeyi hatırlamak değil;
bizi biz yapan duyguyu kaybetmemek.


Zaman Sığınağı tam da bunu yapıyor aslında: Unutmayı bir hastalık gibi değil, bir kader gibi ele alıyor. Ve hatırlanmayı da bir tür varoluş kanıtı hâline getiriyor. Sanki biri bizi hatırlıyorsa hâlâ biraz buradayız.
Ama ironik olan şu: Çok güçlü duygular bile zamanla yumuşuyor. Acılar bile. Bu hem ürkütücü hem merhametli bir şey. İnsan zihni dayanabilmek için unutuyor biraz.
Kitapta hissettiğim en güçlü şeylerden biri şuydu:
Geçmişi saklamak mümkün ama içinde yaşamak mümkün değil.

Uzun zamandır okumak istediğim kitaplardan biri idi. Elimde iki kitabı daha var, bakalım o kitaplarda hangi duygulara gidicem.... 


29.8.22

yeni yaşım...biten kitaplarım...

 Yorgun bir sabahtan tunaydın....

Bu ay yoğun bir doğum günleri ile geçti... ve çok seviyorum doğum günlerini... :)

Çünkü en çok sevdıkleriniz hatırlar bu özel günü. Kendi doğum günüm de bu ay idi. 42 bitirip 43'den gün almanın heyecanı ve şaşkınlığı içindeyim... Ne zaman bu yaşa geldim diye düşünerek geçirdim bir zaman....


Öyle güzel dostluklarım, arkadaşlıklarım olmuş ki... şükür ile geçirdim o günü..... 

Onun dışında bu sene gerçektende nasıl bitti yaz hiç anlamadım. Masa Tenisi epey zamanımızı aldı. Hoş Umay için çok iyi oldu. 6 gün gidiyor ve ilerleme kaydetti..... Tabi biraz yorucu oluyor. Bir çok gezmeyi ya akşam ya da pazar günleri yapıyoruz ve o günlerde de dinlenmek istiyoruz ma aile.....

Kalan zamanlarda önceliğimizi Umay'a göre planlıyoruz. Ve bugünlerin ileri ki yaşamı için basamak olacağını bilmek bu yorgunlukları alıyor açıkcası.  

Onun dışında cumartesi akşamı Kadıköy Dorockxl'da  Feridun Düzağaç konserine gittik.  Sahnesi çok güzeldi..... Duruşu, tarzı çok klastı.... (Çok seviyorum konseri, kültürel etkinlikleri.... aşırı motıve ediyor.....) Bu aralar eski cdlerimi çıkartıp dinliyorum.... en sevdiğim şarkılarda da sesi açıyorum, eşlik ediyorum.... özlemişim müzik dinlemeyi son ses 😏😉 kitap okurken de çoğunluk Radyo Voyage dinliyorum.... Hele geceleri balkonda, o gecenin sessizliğin de müziğişn tınısına hayranım...

Ve yeni yaşımla 21 günlük meditasyona başladım/k arkadaşlarımla.... dün 1.günümdü. Başak Sayan'nın başlattığı ve Youtube sitesinde ki çalışmadan faydalanıyoruz..... bu sefer sonunu getirmeye kararlıyım.  Daha sonrası için de planlar yaptım ama şimdilik bana kalsın. biraz sabır isteyen ilerlemeler ve daha yolun başındayım.

Hadi okuduğum kitaplardan bahsedeyim.... çünkü en sevdiğim şey kitaplardan yazmak, konuşmak..... :)))

 


Canterbury Hikâyeleri, 14. yüzyılda Geoffrey Chaucer tarafından yazılan eserdir. İngilizce'nin yazılı ilk eserlerinden biri olması bakımından büyük önem taşımaktadır. Hatta Ingilizce'ye bu kitap ve yazar sayesinde kelimeler eklendiği bile yazıyor bazı yerlerde....

☑️Ortaçağ dönemin de bir grup hac yolculuğuna çıkarlar ve bu yolculuk esnasında anlatılan hikâyelerden oluşur kitap. İçerisinde her çeşit anlatı vardır ; ve tüm hikayelerin özeti "erdemli, iyi, ahlaklı insan olma" temaları idi.

⚖️ ⚖️ Şiir tarzında, belirli kafiyelerle, orijinal ceviri ile basmış YKY Yayınları... Can Yayınları'da düz yazı şeklinde basmış. Benim elimde olan YKY' dendi ve çok da keyifli idi... Bol bol laf söyleme ve atasözlerini kullanmış yazar ve öyle bir yer de kullanmış ki cuk yerine oturmuş. Ara ara gülümseyerek okudum/k. 🤭
📍 Güzel, kıymetli bir eseri #mineilebirlikteokuyoruz canım grubumuzla okumak da ayrı bir keyifti....
Veee tabi ki bu kitabı orjinal dilinden ceviren ve akıcılığı bozmadan, dilimize ceviren Sayin Nazmi Ağıl'a teşekkürü bir borç bilirim 🙏🏻 

 


 Kitap dört kuşağı birbirine bağlayarak anlatmış. Başlarda biraz sıkılır gibi olmuştum fakat sonra sonra elimden bırakmadan okudum.
Hitler dönemi kaçırılan açık tenli mavi gözlü çocukların dramı ve arayışını anlatıyor... o arada da aslında nasılda genlerimizde yoluyla bazı davranışlarınıza aktarıldığını okudum...
Mesela başta anlatılan torunun yeme sorunu,Mode bulantısı sorunu, olaylara tavrı...sonra sonra büyüklerinin hikayesini okuyunca daha bir oturdu kafamda.
❗️ tek rahatsız olduğum durum, 5 yaşında ki çocuğun tahrik olup, odasına kapanmak istemesi. Evet o yaşta çocuklar vücutlarının ve bazı duygularının farkına varmaya başlıyor. Ama yazarın yazdığı kadar olduğunu düşünmüyorum.....
#gulsahinkitapligi
#satirarasiblogger

Arka kapak

 Fay Hatları, bir ailenin dört kuşağı üzerinden, etkisi günümüze kadar uzanan karanlık bir sırrı anlatıyor. Altı yaşında çocukların gözünden 2004'ten geriye doğru 1982'ye, 1962'ye ve 1944'e gidiyoruz kitap boyunca. İlk anlatıcımız Amerikalı olmanın gururunu taşıyan, annesinin titiz denetimine rağmen internetin tüm vahşi sitelerinde gezinen, dünyaya bir armağan olduğundan kuşkusu olmayan Sol. Onun aile içinde sezdiği tuhaflıklara dair ipuçlarını, ikinci anlatıcı olan babası Randall'ın çocukluk öyküsünde bulmaya başlıyoruz. Roman Sol'un babaannesi Sadie ve büyük büyükannesi Kristina'nın anlatılarıyla sürdükçe, kirli sırlar gitgide aydınlanıyor. Amansız bir kötülüğe karşı aşkla, müzikle, inançla hayata tutunmaya çalışanların direnişini de izliyoruz.


 🕯 "kulağını kalbine yakın tut..."

🕯 Sonuçta insanı uzun vadede mutsuz eden şeyler kelimeler değillerdi. İnsanı mutsuz eden anılardı, sormak bilmeyen,yerinden oynamayan karanlık anlar.....

🕯 kimlik, aidiyet, bellek ve göç konuları, “insan geçmişini gerçekten de geride bırakabilir mi?” sorusuyla anlatımları iç içe geçmiş gibidir kitapta... asıl okurken düşündüren şey beni; sığınmacı \ mülteci olmak, bildiğin yerleri, sokakları, komşularını bırakıp başka bir ülkede yaşamak...eminim çok ama çok zordur..... konusu itibari ile sessizleşen anne - baba... cevapsız bırakılan sorular..yaşananlar.. hikâye çok iç burkan bir hikâye...tabi bunları okurken o dönemin Zinzabar'da ki yönetim biçimini, toplumsal ve siyasal durumlarınıda okuyorsunuz ....
Öyle bir yönetim şeklinde yaşarken, köşeye sinmek mi dik durmak mı daha iyi oluyordu??? Diye kendime yer yer çok sordum...

❗️ "Dünyada bazı insanlara ihtiyaç var, bir kalabalığa girip başını sallaması kadar küçük bir ihtiyaç bile olsa. Bazı insanlaraysa yok." Diye bitiyor kitap...........

12.8.22

Yerdeniz Serisi ve Biten kitaplarım

Yine okuduğum ve paylaşmadığım kitaplarım birikmiş..😊

 


Bazı yazarlar ve kitapları çok ama çok heyecanlandırır beni.... Ya sizi?
Mesela bilirim ki Ursula K. Leguin okuyacaksam, ruhum, zihnim bayram edecek... 🙏🏻 😊✌🏻
Uzun zamandır okunmayı bekliyordu #yerdenizbüyücüsü serisi...bazı kitapları, sizin gibi heyecanlanarak okuyan, farklı açılardan bakıp, yorumlayan, sohbet ettiğiniz arkadaşlarınız ile okumanın keyfi öyle bambaşka ki... İşte bu duyguyu #mineilebirlikteokuyoruz grubumla yakaladım 🙏🏻❤️

📚 Notlar alarak, alt satırları çizerek okumaya başladım. Acelem yok, sindire sindire okuyacağım... Ve inanıyorum ki 6 cildi bitince, ruhum bambaşka olacak, bazı kapılar açılacak.....
İşte böyle bir günün fotoğrafı bu kare...... Burada, kitap günlüğüm de kalsın istedim... Unutmam ama unutursam hatırlatayım istedim. 😊
🍂 🍁 🍂 🍁 🍂 🍁
Yerdeniz serisinin ilk kitabı resmen vurgun gibiydi. O kadar ruhen okumayı istiyorum ki....
Şöyle başlıyor Yerdeniz;
"Söz sessizlikte, 
ışık karanlıkta, 
yaşam ölürken ;
bomboş gökyüzünde 
uçarken parlar atmaca..." 
-EA'nın Yaradılışı
-
🐲 Tabi kitabı sadece fantastik, kurgu ögeleri ile anlatılmış bir hikâye olarak düşünmeden okursanız, alt metini yakalarsınız. Bir de bazı kitaplar, beraberce, grupça okunmalı. İşte bu seri de öyle bence..
🐲 🐲 Konusuna gelirsek.... Ana kahramanımız Ged'in bir nevi yolculuğu, aslında içinde olan ruhani güce ulaşması için, yaşadıkları, savaşmak zorunda kaldığı, bazen öfke , bazen sükut ile yola devam ettiği bir yolculuk....
Kitap da çok fazla Tao Felsesinin izlerini bulabilirsiniz. O yüzden öncesi Sevgili Mine'nin hatırlatması üzerine "Tao" kitabını okudum/k.
⚖️ Ve kitapda bolcana anlatılan "DENGE"... Ve insanın en büyük savaşı kendisi ile...... 
Kitap bitince hemen yorum yazamadım.. İçimde sindirmek ve bu muhteşem eserin tadına varmak istedim. 
🐲 Eğer içsel yolculukları, değişimleri, yolları seviyorsanız ertelemeyin bu şöleni... 
Arka kapak der ki;
"Sanırım Yerdeniz Büyücüsü'nün en çocuksu yanı konusu: Büyümek. Büyümek, benim yıllarımı alan bir süreç oldu; bu süreci otuzbir yaşımda tamamladım -ne kadar tamamlanabilirse; o yüzden de çok önemsiyorum. Çoğu genç de önemser. Ne de olsa esas işleri budur: Büyümek." 
 #gulsahinkitapligi #ursulaleguin

Her şeyin merkezi olmak, kararlar vermek...

🕯" yolunu bulmak" aslında kitap biraz da bundan bahsediyor...önemli çünkü...nereye gittiğin, gitmek istediğin...
🕯📖🕯📖
"Özgürlük ağır bir yüktür, ruhun yüklenmesi gereken büyük ve garip bir sorumluluk. Kolay değildir. Verilen bir armağan değil, yapılan bir seçimdir; bu seçim de zor bir seçim olabilir. Yol, yukarıya doğru çıkar; ama yüklü yolcu oraya hiçbir zaman varamayabilir..."
📖

Bir de kitapta sonlara doğru "çağırmak "vardı... duyguları, olumlu-olumsuz duyguları, durumları, yüzleşmek...bir çok şey vardı serinin ikinci kitabında.... hele sonlara doğru "özgürlük "için bir cümle vardı ki...offf der susarım....
🕯🕯🕯🕯
Yine dengenin önemi.. her şeyin zıddı ile var olması...karanlıkların bir yerden sonra nasıl da aklımızla oynaması...

📖 kitabın konusuna gelirsek; Ataun Mezarlarını Rahibi ölür ve o gün, öldüğü saatte doğan kız bebek ararlar... ve Tenar'dır bu... rahibenin öldüğü gün ve saatte doğmuştur. Ve inanış göre İlk Rahibenin ruhu bu bebeğe geçmiştir...
Çocuk 5 yaşına gelince, sadece hadım ve kadınlardan oluşan korunaga alınır, yetiştirilir...olaylarda bundan sonra başlar.... simgeler çok fazlaydı....doğum, ölüm, yıkım ve özgürlük...


Daha önce "Ben Kirke" kitabını okumuştum yazardan. Anlatım dilini sevmiştim. Sonrasında da #akheulusunsarkisi kitabını okudum.
⚖️ Mitoloji ögelerini ve olaylarını kurguyla beraber anlatıyorsun yazar. Ve okurken çok fazla bilgiye boğmadığından daha da akıcı ilerliyor kitap.
⚖️ ⚖️ Her ne kadar baş rolde Akheulus olsada, Paktokros'u da okuyoruz. Sürgüne gönderilen prens ile büyük savaşçılardan biri olan Akheulus'un hikayesini okuyoruz. Öncelikle arkadaşlık, dostluk ve yarenlikle başlayan hikaye sonrası aşk, sevgi ile bağlanan yüreklerini ve o sürede gelisen Troya Savaşı anlatıyor... Tabi kurgu üzerinden...
⚔️⚔️⚔️⚔️

Tabi yine geride kalan, eskik bir şeyler vardı... Ben Kirke kitabında da böyle hissetmiştim. Kirke'den çok diger olaylar anlatılmıştır. Burada da öyleydi...
Şunu da demeden gecemiycem... Mitoloji ile günlük olayları, içsel konuşmaları, yukarısı aşağısı durumlarını iyi aktarıyor yazar.....
Size de şöyle ağır kitaplardan sonra ara kitap olarak kitabınızı alıp okumak kalıyor.... 
 #denizadamı
Canım kitap dostum Banu'nun paylaştığı bir kitap "Deniz Adamı"
Kahvenizi yapın, kitabın kapağını açın ve bir bakmışsınız kitabı bitirmişsinniz.... O kadar elinizden bırakmak istemiyorsunuz....
🧜‍♂️ 🧜‍♂️🧜‍♂️🧜‍♂️🧜‍♂️
Yaşadığınız çevre bir çok açıdan etkiliyor bizi... Kitaba konu okan Nella ve Robert içinde böyle... Hapiste okan bir baba, alkolik ve odasında takılan bir anne... Kardeşine sahip çıkmaya çalışan bir abla... Okulda karşılaşılan akran zorbalıkları....
🧜‍♂️🧜‍♂️
"Gerçek bir başlangıç yoksa gerçek bir son da olamazdı..."
"insan bütünüyle çaresizse, her şeyin bir fiyatı vardır."
📍 Bunlar alıntıladığım bir kaç cümle.... Okurken bir çok yer de içime oturdu cümleler....

✔️ Ve akran zorbalığı yapan bir çocuğun sınırınin olmamasının nelere mal olduğunu da okudum kitapta..... Konu hüzünlü, içe dokunan lakin okurken içerisin de yardımlaşma, arkadaşlık, dostluk, umut da okudum....
Günlük olayları büyülü bir gerçeklikle buluşturmus yazar ve bize de bu güzel çeviriyi yapan Sevgili @aliarda Beye teşekkür etmek düşer. 🙏🏻 😊✌🏻

12.2.22

Andre Gide ve Zeynep Sayın


 çok değişik bir kitap okudum. Tam anladım mı emin olamasam da emin olduğum bir şey varsa kitabı tekrar okumak gerektiği......

Zeynep Hn.ın kelimeleri kullanış biçimine hayran kaldım....
Kitaba dönersek; annesinin ölümünden sonra bu olayi düşünen ve Araştırmaya başlayan, ölümün de bir ahlakı olduğunu savunan bir kitap. Çok enteresan cümleler vardı. Tabi bahsettiği cemaatlerin ve siyasi olayların hakkında biraz daha fazla bilgim olsaydı eminim daha iyi anlardım diye düşünüyorum.
⚰ ⚰️⚰️⚰️⚰️⚰️⚰️⚰️⚰️⚰️⚰️⚰️⚰️⚰️⚰️⚰️⚰️⚰️⚰️⚰️⚰️⚰️⚰️
Zeynep Sayın Ölüm Terbiyesi için şunu söylüyor: “Bu kitabı yazmış olmamın nedeni, mezarı esirgenen, mezarına saldırılan ölülere yapılan kabalığa, üstüne silgi çekilen tarihe, uzun (aynı zamanda İslami) bir geleneğin bilinçaltıyla yanıt vermeyi, unutulmuş bir nezaket ve ölüm terbiyesini hatırlatmak istemiş olmamdır."

Zeynep Sayın imgeler üzerinden bu geleneğin izinin sürülebileceğini, başka tür bir insan topluluğuna duyulan umut ve özlemlerin tarihsel zaman içinde günümüze kadar geldiğini düşünüyor: Baş/sız ve başkan/sız, hüküm/süz ve hükümran/sız bir sarsılmaya teslim olanların, başsızların bir araya geldiğinde oluşturduğu bir cemaat mitosu. Yolda Buda ile karşılaşırsan, Buda’yı öldür diyen öğreti gibi, hiçbir tanrıya, hiçbir öndere, hiçbir akla, hiçbir puta tapmayan, bu dünyayı bir yukarıdakine, bir ötesine teslim ederek varoluşu içinde değersiz kılmayan bir mitos... #ölümterbiyesi


Aslında okuma listemde çok uzun zaman sonra okunacaklar arasında idi #kalpazanlar lakin arkadaşlarımla sohbette çok adı geçince hemen okumak istedim. 😊 
Anlatım diline müthiş hayran kaldım, bide kişi analizlerine, olaylar karşısında sergilenecek tavırları anlatımı müthişti bence. 
Roman içinde roman gibi olsa da, altı çizilecek ve sonra tekrar okunacak çok cümle vardı. 1.bolum durağan ve zor ilerlemişti. O yüzden sabredip ilerlerseniz , kitap akıp gidiyor 2.bolumden sonra..... 

📍 📍 📍 📍 📍 📍 📍 
Kalpazanlar, 1942, 1963), kavrayış ve kapsam açısından gerek öykülerinden, gerek sotie'lerinden daha geniş ölçeklidir. Yapıtlarının en karmaşığı olarak kabul edilen Kalpazanlar, okulda ve okul dışındaki yaşamlarında yozlaştıncı etkilere açık bir grup öğrenciyle onların öğretmenleri ve ailelerini ele alır. Gide bu yapıtıyla, Bach'ın Die Künst der Fuge (Füg Sanatı) ile müzikte gerçekleştirdiğini, edebiyatta gerçekleştirmeyi amaçladığını söylemiştir. Kalpazanlarda, günlük yaşama çok yaklaşan aralıklı sahneler ve olayların ilerleyişi içinde Gide'in bütün gözde temaları yer alır.
⚖️ Gide'in yaşamı boyunca, toplumsal ve bireysel ahlakın en önemli ölçütü olarak bireyin içtenliğini ve kendini tanımasını vurgulaması, onun edebi, toplumsal ve siyasal sorunlara ilişkin hoşgörülü, aydınlık düşünceleriyle bütünleşir. Yaşamının büyük bölümünde tartışmalı bir kişilik olan Gide. uzun süre geleneksel ahlak anlayışının karşısında bireyin özgürlüğünü savunanlara verdiği açık destekten ötürü bir devrimci olarak nitelendi. Bununla birlikte 17. yüzyıl büyük Fransız geleneğinde önemli bir hümanist ve ahlakçı olarak tanınıyordu. Düşüncelerindeki bütünlük ve soyluluk, üslubundaki anlık ve uyum Gide'e Fransız edebiyatının ustaları arasındaki saygın yerini kazandırmıştır.

19.2.21

Biten Kitaplarım.....



 Arada bir Kadıköy'e yürüyüşe indiğimiz de ya da kahve almaya gittiğimizde muhakkak İş Kültür ya da YKY uğruyorum. Çünkü kurallara aşırı uyuyorlar ve içeri alınan kişi sayısı da 2 kişi olunca içim rahat oluyor.

 

Yine bir gün gezinirken "Orhan Veli Bütün Şiirleri" yeni baskısı kitabına denk geldim. Nedense şiir kültürüm yoktur benim, okumaktan çok dinlemeyi severim şiiri...

Modern Türk Edebiyatı serisi olarak çıkartılmış. Ara ara açıp, üç beş sayfa okuyorum... öyle güzel ki kelimeleri Orhan Veli Kanık'ın...

 

Diğer kitabım ocak ayı kalan sağlar grubumuzun kitabı idi....

Ursula K. Le Guin / BAĞIŞLANMANIN DÖRT YOLU

 Zaferle sonuçlanan her özgürlük savaşı, yeni bir özgürlük savaşının başlangıcı demektir. Werel ve Yeowe'de sıra kadınlarda...

Şimdi tiksinerek, hikayemi sadece bu tür şeylerin oluşturduğunu ama aslında bir yaşamda, hatta bir kölenin yaşamında bile cinsellikten çok daha fazla şeyler olduğunu söyleyeceksiniz. Bu doğru. Benim bütün söyleyebileceğim hem kadın, hem erkek olarak en kolay cinselliğimiz konusunda köle ediliyor olabildiğimizdir. Hatta hür erkekler ve kadınlar olarak hürriyetimizi en zor muhafaza edebildiğimiz yer de orası diyebiliriz. Tenin siyasi düzenleri iktidarın köküdür.
(Arka Kapak)

💫💫💫💫💫 Kitapta ki konular ve yazarın olayları anlatımı çok dikkat çekici... kesinlikle farklı bir gözle bakıyor ve ön görülüleri de çok iyi bence....

Evet konular şuan bize uzak ve hayal ürünü gibi geliyor ama düşününce hiç de imkansız şeyler değil.... baktığımızda da yaşamımız da neler neler değişmedi ki.... hele bu pandemi ile.... artık parayı bile dijitale çevirme mantığındalar hepten.

evet gezegenler var ve orada da kadınlar hep ikinci sınıf..kölelik, küçük yaşta öğretilen cinsellik...satılma ve çalıştırılma... özgürlük uğruna verilen mücadele...,

Şunu belirtmeliyim ki özellikle bu kitap kolay bir okuma olmadı. Son bölümü okuduğunuz da kitapta anlatılan bir çok detay aklınızda yer buluyor. hatta dedik ki keşke önce son bölümü okusaydık o zaman anlatılan o din, savaş ve mücadele daha bir yer bulurdu....

 

 Pdf olarak okuduğum bir kitap oldu "ÜÇ BÜYÜK USTA / BALZAC-DİCKENS-DOSTOYEVSKİ"

 Yer yer aynı anlatımlar olsa da Zweig gözünden üç büyük ustayı okumak keyifli idi. Lakin bu kitabı aslında yazarları okumaya başlamadan önce okumakta fayda var. Çünkü alt metinler de ne anlatmak istemiş daha bir anlaşılır oluyordu.


Açıklama

Üç Büyük Usta

Stefan Zweig, Üç Büyük Usta’da üç büyük yazarın yaşam öyküleri üzerinden, okurlarını edebiyat tarihine, edebi dehanın sınırlarına doğru bir yolculuğa çıkarıyor.

“Toplumun romanını yazan” ve kendi gücünü dünyaya kabul ettirmek isteyen Balzac, “ailenin romanını yazan” ve döneminin İngiliz kültürüyle özdeşleşen Dickens, “bireyin romanını yazan” ve yaşamla ölüm, dehayla çılgınlık arasında gidip gelen Dostoyevski hem birer yazar, hem de gerçek birer kişilik olarak Zweig’ın bu eserinde karşımıza çıkıyor.

Stefan Zweig 20 Ekim 1881’de Viyana’da doğdu. 1920-1928 yılları arasında yazdığı Üç Büyük Usta, Kendi Hayatının Şiirini Yazanlar, Kendileriyle Savaşanlar büyük ses getirdi. Hayatı boyunca her tür resmi ödülü reddeden Zweig 1940 yılında bir konferans için Güney Amerika’ya gitti ve hayatını orada sürdürdü. Zweig, 23 Şubat 1942 yılında ikinci eşi Elisabeth Charlotte ile birlikte, yarattığı birçok roman kahramanı gibi savaşın neden olduğu derin bir umutsuzluk duygusuyla ölümü seçti.

 

JERZY KOSİNSKİ /Adımlar Kitap Açıklaması


"Adımlar", olağanüstü bir edebiyat başarısıdır. Tıpkı, unutulmaz "Boyalı Kuş"unki gibi. Görüntüleri yakıcı, kanlı, gaddar... Yine de bunlar cehennem ya da hayal-bilim görüntüleri değil. Söz konusu edilen gerçekten bizim gezegenimiz.-Hayim Zeldis, The Book Reporter-"Amerikalı eleştirmenler "Adımlar"ın totaliter rejimlerle kökünden sökülen Avrupa'nın tedirginliğini dile getirdiğini söylediler. Fransız meslektaşları ise, özellikle Amerika'da hüküm süren şiddeti buldular bu kitapta. Kuşkusuz, hepsi haklı... İnsan karşısındakini kendinden daha iyi görür." Gençler, değişik olduğu için cezalandırmak üzere herkesin üstüne çullandığı "Boyalı Kuş"ta kendilerini buldular. "Adımlar"da ise toplumun kendilerine sunduğu ve geri çevirdikleri çeşitli örnekleri gördüler. Benim olduğu kadar, belki onlar içinde putları kırmak, kayıtsızlıktan ölmemek için elimizde kalan son hareket gibi görünüyor."

 

Kayınvalidemlerin kitaplığından aldığım bir kitaptı. Aslında "BOYALI KUŞ" u okumak istiyordum.... Bu kitabı görünce başladım.... Yalnız nasıl da dan dan yüzünüze vuruyordu olanları, gerçekleri...rahatsız edici cümleler çok fazlaydı..resmen sizi kendinize sorgulatıyor " yalan mı he yalan mı? böyle böyle olunca balınıza bu gelmiyor mu?" gibi.....

Zor ama iyi ki okudum dediğim bir kitap oldu. 




5.12.20

Biraz günlük, Cesur Yeni Dunya, Kasif....

 Geçen gün Kadikoy'e indik beyimle. Aslında inmeyecektim ama neredeyse 10 gündür falan evde olunca "sende gel, yürürüz, iyi gelir" deyince "evet ya biraz yürüyeyim" dedim. O Yazıcıoğlunda işini hallederken bende İş Kültür Yayınların'dan bu ayki grup okuması kitabımı aldım; 'Mahşerin Dört Atlısı'

Yalnız dışarı çıktık ya nasıl hızlı yürüyoruz zbir an önce eve dönmeliyimişim gibi hissediyorum.... Hava fena değildi. Ve Kadikoy kalabalıktı,  hele Starbucks'da dışarıya taşan bildiğiniz kalabalık vardı,  vallahi mesafede hak getire.. 

Böyle görünce bir tek "saglik çalışanlarına" üzülüyorum......

Bu kısıtlamalara alıştım desem yeridir....artık kapalı mekanı unuttuk...fena da olmadı... Tek özlediğim,  guzelllll havalarda Kalamıs keyfimiz vardı,  onu özledim hatta bizim kızda hava guzel olunca " anne Kalamış'a pikniğe mi gitsek?"diyor. Yalnız artik sahillerde fena kalabalık.....

Hadi biraz da okuduğum kitapları anlatayım... Nede olsa evde odalar arası dolaşmaktan başka bir değişiklik yok hayatımızda... 😊


Kasım ayı #kitaplarınarkasındankonusanlar kitabımız,  sevgili Kübra'nın seçimi olan #astrobiyoloji kitabı idi. Metis Bilim kitaplarından. Başlarda iyiydi ama ortalara doğru bıraktım. Sebebi de ilgj alanıma çok az hitap etmesi idi. Sonra yine başladım okumaya... ama ne anladın diye sorsanız cevaplayamam..... Elbet kitapla ilgili değil benim ilgi alanima girmemesi sebebi ile anlamadım demek daha doğru...Arka kapak yazısı;

🌠🌕🌍

İnsanlar çok eski zamanlardan beri yeryüzünde yaşamın nasıl ortaya çıktığı ve evrende yalnız olup olmadığımız gibi sorulara kafa yoruyorlar. Son dönemlerde adını giderek daha sık duyduğumuz astrobiyoloji tam da bu sorulara yanıt bulmak üzere ortaya çıkmış bir bilgi alanı. Evrende ve dünyada yaşamın kökenini, evrimini ve geleceğini inceleyen astrobiyologlar, gelişen teknolojiyle birlikte her geçen gün hayal gücümüzü kışkırtan keşiflerde bulunuyor.


Kendisi de bir astrobiyolog olan David Catling bu kitapta astrobiyolojinin temel meselelerini ele alarak bu heyecan verici bilime dair kısa ama kapsamlı bir çerçeve sunuyor. Dünyada yaşamı ortaya çıkaran koşullar nelerdi? Yaşam hangi ilkeler temelinde gelişti? Gezegenimiz mevcut haline erişmeden önce nasıl evrelerden geçti? Kitlesel yok oluşlara hangi olaylar yol açtı? Dünyamızı nasıl bir gelecek bekliyor? Gezegenler nasıl oluştu? Güneş Sistemi’nde ve ötesinde hangi gezegenlerde yaşam ortaya çıkmış olabilir veya gelecekte ortaya çıkabilir? Dünya dışındaki bir gezegende akıllı varlıklar varsa –fizikçi Enrico Fermi’nin meşhur tabiriyle– “Nerede bunlar?”


Astrobiyoloji, okuru kendi tanıdık dünyasından dışarı adım atıp üzerinde yaşadığı görkemli gezegene ve çevresini sarmalayan uçsuz bucaksız evrene meraklı gözlerle bakmaya davet ediyor.




Zamanla öğrendim ki; her şeyin bir zamanı, vakti var. 

Önce blog ile tanıdım Mümine Hn. Sonra bir gün İnstagram'da denk geldim. Nasıl mutlu oldum. Hayata bakış açısı,  yorumlayışı, farkındalığıno kendime çok yakın buluyorum. Tek fark Mimine Hn. çok güzel kelimelere döküyor,  bende o hüner yok.

Bu kitabı okurken kendimden o kadar çok şey buldum ki...hatta bu kitap size unuttuklarınızıda hatırlatıyor...

Hep derim,  hep diyeceğim; beyminizi beslememiz gerektiği kadar ruhumuzuda beslemek gerekiyor. Eğer "zihin-ruh" dengelenmezse hayatımız da "hep bisey" eksik hissini duyumsarız...

🌺 "Aramakla bulunmaz fakat bulanlar ancak arayanlardır" diye başlıyor kitap.🌺🌺🌺🌺

Bir ses, bir nefes arar Kâşif. Ayrı düştüğü uzak ve mutlu ülkenin kokusunu taşıyan kutlu bir nefes… Israrla bekler. Bir ağaca asar dileğini. Ağacı, rüzgârı, göğü ve toprağı şahit tutarak âleme ilan eder bekleyişini. Ne arayışın ne de bekleyişin peşini bırakır. Ardına düşer bulduğu her işaretin, her izin. İzlerin işaret ettiği yere düşer. Düştüğü yer bir düşün ta kendisidir.


Bir gün duyulur sesi o aziz nefesin. Uzaktan gül siması görünür. Latif bir koku dolar Kâşif’in burnuna. İçinde dolaşıma girer o koku, geçerken değdiği yerleri yakar. Atomlarına dek kavrulur, kavrulur ve alev alıp tutuşur. Ne yana dönse odur artık, ne işitse o… Kabına sığmaz, kabında duramaz. Yola çıkar, onun izini sürmek için. Kâh gamlanır yolda, yoldan düşer kâh eğlenir yolda, yola girer. Düşe kalka iz sürerken karşılaşır onunla, o çok beklediği gül simayla… Orada dünya da düş de durur. Kelâm durur, sesler yok olur. Duyduğu tek şey, emsalsiz bakışlar karşısında delice atan kalbinin sesi olur.

Bu kitap, tamamlanmak üzere kayıp parçasını arayan ruhların hikâyesidir.



Çok uzun zaman once başlamıştım "Cesur Yeni Dünya/ Aldous Huxley" 

Okuyamamış, kendimi zorlamadan sonra okumaya bırakmıştım kitabı.

Bu sene tekrar göz kırptı ve bende aldım kitabı, başladım okumaya. On sözünü Sevgili Margaret Atwood'un yazdığı,  devamında yazarın on sözü ve kitabı son sözünü de David Bradshaw yazmış.

🏛 Yazar özellikle bu kitabında  savaş öncesi toplumun tehlikeli bir şekilde kontrolden çıktığını düşünmesi ve üzerine yazdığı bir kitap. 

Tabi günümüz de bu tarz yani kitapta anlatılan,  yapılan olaylari, toplu olarak aldıkları ilaçları ve etkilerini düşünürsek çok yabancı gelmiyor.  Ama o dönemi düşünürsek bir çok şeyin daha başındaydı dünya. 

Kitapta Kızılderili konusundan tutun,  sapkınlıklara, tek tip insan tipinden, cemaat adı altında yapılan ayinlere kadar bir çok konu var.. Ozellikle sürü psikolojisi ve " bilen insanın tehlikeli olabileceği "düşüncesi iyi vurgulanmis.....

Ana konulardan biride; HER ŞEYİN ULAŞABİLİR OLDUĞU BİR DÜNYADA HİÇBİR ŞEYİN ANLAMININ" olmaması..... Dusunelesi bir durum....değil mi?!...

Arka kapak konusu;

Cesur Yeni Dünya” bizi “Ford’dan sonra 632 yılına” götürür. Bu dünyanın cesur insanları kapısında “Cemaat, Özdeşlik, İstikrar” yazan Londra Merkez Kuluçka ve Şartlandırma Merkezi’nde üretilirler. Kadınların döllenmesi yasak ve ayıp olduğu için, “annelik’ ve ‘babalık’ pornografik birer kavram olarak görülür Toplumsal istikrarın temel güvencesi olan şartlandırma hipnopedya -uykuda eğitim- ile sağlanır. Hipnopedya sayesinde herkes mutludur; herkes çalışır ve herkes eğlenir. “Herkes herkes icindir."



çocukluğumdaki çizgi filmler geliyor aklıma her #julesverne okuyunca. 

Diğer kitaplarında olduğu gibi bu kitabında da macera doruklarda. Her ne kadar çocuk klasiklari olsada, içimde ki çocuğa iyi geliyor Verne.

🌑 Okuduğum 6.kitabı ve yine yine merakla,  keyifle ilerledi sayfalar. #kaptangrantincocuklari da macera, seyahat,  deniz, gemi, kaptan hikâyeleri bolcana. Kitapta bolcana çeviri hatası olsada yazar icin okunurdu. Artık bu yayınevide yok sanırım....

🌑 🌑 

Lord Glenarvan ve Leydi Helena, birbirlerini severek evlenir ve hayatlarının akışını ciddi anlamda değiştirecek bir balayına yelken açarlar. Balayı sırasında avladıkları bir köpek balığının karnından içinde mesaj bulunan bir şişe çıkar. Zar zor okuyabildikleri bu mesajda, Kaptan Grant, gemisinin battığını ve bir arkadaşıyla birlikte kurtulduklarını, ancak yerlilerin eline düşme tehlikesiyle yüz yüze olduklarını yazmıştır.


Kaptan Grant'ın yakınlarını bulma çabasına giren Lord Glenarvan, Kaptan'ın geride bıraktığı oğlu ve kızını tanıyınca tüm imkânlarını zorlamaya ve çocukların babasını bulmaya karar verir.

Lord Glenarvan ve Leydi Helena, çocuklar ve bu yolculukta onlara yardımcı olacak adamlarını da yanlarına alarak nerede olduğunu bile bilmedikleri Kaptan Grant'ı kurtarmak için muhteşem bir maceraya atılırlar.


Jules Verne'in (1828-1905) en sevilen romanlarından olan Kaptan Grant'ın Çocukları, 1868 yılında yayınlandığından bu yana birçok dile çevrildi ve sinemaya da uyarlandı.

29.9.20

Şeyler / Georges Perec Ve Bahri Karaçay...

 (bugün hava ne kadar güzeldi... öyle özlemişim ki yağmur sesini, kokusunu ve camda bıraktığı o damlaların görüntüsünü😍🙏)

 Hafta da bir gün ile okula gitmeye başladı bizim kız. Ve ilk sorduğu " Anne okula girerken koşabilir miyim?" oldu. Tabi hayır der miyim?! Aslaaaaaaa :)

Sırtında çantası, okul kapısından bir koşusu vardı anlatamam....Bu hafta da iki gün gidecekler. Öyle heyecanlı ve mutlu ki... tabi bizim aklımızda kalmıyor değil.. vakalar arttıkça.. lakin o kadar ihtiyaçları vardı ki çocukların okula gitmeye. İki ucu boklu değnek denir ya aynen öyle. Gitseler bir türlü gitmeseler başka türlü. Elbet evde eğitim verilir, verilmez değil ama okul ortamında kazandığı bazı davranışları ne kadar istesek de evde veremiyoruz....

Onun dışında da pek bi değişiklik yok. Evin öğretmen beyi de haftaiçi-h.sonu evden uzaktan eğitim ile derslerini yapıyor.... 

Bende kalan zamanlarda kitaplarıma gömülüyorum :)

Onlardan biri de arkadaşımın kendine alırken banada getirdiği, Tübitak Yayınlarından çıkan "Mutlu Beyin" kitabı.

 Kitabın güzel yanı, öyle akıcı ve naif anlatmış ki Bahri Bey okurken sayfalar nasıl akmış anlamıyorsunuz. Ve en önemlisi de beynimizin bölümlerini anlatırken verdiği örnekler ile daha bir iyi oturuyor bazı davranışlarımız. Hatta bir kitabı daha varmış; DNA ile ilgili ona da bakmak gerek dedim okurken. Şöyle oturduğunuz yerden bir kaç bölüm okumak iyi gelecek bu kitaptan :)

 📌 📌 📌Eski Mısırlılarda hatta eski zamanlarda en önemli organ kalp idi. Çok zaman sonra beynin onemi kavranmış 

 İlk bölümler biraz teknik bilgilerle dolu olmasına rağmen ilgi ve merakla okumaya devam ettim...

🧠 Bir çok duygumuzun beynimizde ki hangi frekansları etkilediğini,  neden sonuç ilişkisini anlatmış. Öyle tatlı anlatmış ki 😊... Tabi eğer çok fazla  bu tarz bilim kitapları okuduysanız sizi sıkabilir. 

Tanıtımı şöyle;

Yaşamın Sırrı DNA kitabının yazarı, nörobilim alanında genler düzeyinde yirmi yılı aşkın süredir araştırmalar yapan bilim insanı Bahri Karaçay, bu kez bizleri beynin sürprizlerle dolu gizemli dünyasında keyifli bir yolculuğa çıkarıyor. Mutlu Beyin evrenin en karmaşık organı olan beyin hakkında çok yakın geçmişte elde edilen son derece ilginç gerçekleri anlatıyor. Beyinle kişilik arasındaki ilişkiden; erkek ve kadın beyni arasındaki benzerlik ve farklılıklardan; okur-yazar, başarılı, müzisyen, âşık, mutlu ve yaratıcı beyinlerde neler olduğundan bahsediyor. Mutlu Beyin aynı zamanda hafızanın işleyişi ile birlikte korku ve endişe yaşayan, suç işleyen, öte yandan kendi çocuklarını dahi tanıyamayan farklı beyinlerin sırlarına da perde aralıyor."

Diğer kitabım ise çok sevdiğim bir yazardan;

"Şeyler/ Georges Perec"


 

 Pdf olarak okudum lakin kitaplığımda da olmasını istediğim bir yazar. Geçtiğimiz sene Notos Dergisinde kendisine yer verilmişti. Okuduklarımdan anladığım kadarı ile değişik bir kafa yapısına sahip kendisi ve beyni devamlı inceliyor, üretiyor ve sorguluyor. Yoksa bu kitaplarında ki bir sürü kelime, kelime oyunları ve detaylar olmazdı :)

Zamanında iyi bir reklamı oldu mu bilmiyorum ama geride kalan yazarlardan ve istiyorum ki daha çok bilinip okunsun.... 

Hayatına göz attığınız da şunlar yazıyor...

1969 yılında basılan kitabı ”La disparition” (Kayboluş), yazarın dehasını ortaya koymaktadır. Hiç ‘e’ harfi kullanmadan 300 sayfa yazdığı kitabı, bir adamın ortadan kayboluşunun hikayesidir.

İnsanlığı ve yaşadığı dünyayı her yapıtında yeniden keşfeden Perec, yazılarında bulmacalara, sözcük oyunlarına ve ironiye çokça tum olan yazarın her yapıtı aslında otobiyografiktir. Ailesi ve yahudi olduğu için çektiği acıların yansıması eserlerindeki melankoliyle birlikte karşımıza çıkar. Özellikle 1973’te yazdığı ”La Boutique Obscure” (Karanlık Butik), 1975’te kaleme aldığı ”W, or, the Memory of Childhood” (W, ya da Bir Çocukluk Hatırası) ve 1978’de yayımlanan ”Je me souviens”te (Anımsıyorum) bu açıkça gözlenmektedir.

Dili, oyunlar ve bulmacalarla kurulu bir labirentte, çıkışları derin felsefi düşüncelere açılan bir labaratuvara çevirmiştir. Hayattayken oldukça başarı kazanan ve onurlandırılan yazar, 1981 yılında Avustralya‘da Queensland Üniverstesi‘nde yaratıcı yazarlık dersi verdi. Bu sırada yarım kalan romanı ”53 Jours” (53 Gün)ü yazıyordu. Sigara bağımlılığı yüzünden akciğer kanseri olunca Fransa’ya geri dödü ve 3 Mart 1982‘de öldü.

 Arka kapak yazısı şöyle;

Jérôme'la Sylvie, özgürlüklerinden hiç ödün vermeden her şeye sahip olmayı düşlerler. Oysa öğrencilikten çıkıp daracık odalardan, "bir pantolon, bir kazak"tan, kötü yemekhane yemeklerinden kurtulmanın ve düşledikleri yaşama ulaşmanın bir bedeli vardır. Nesnelerle örülü yaşam giderek daha da ulaşılmaz bir imgeye dönüşür.

Perec, Şeyler'de, 60'lı yılların, Jérôme'la Sylvie ve arkadaşlarının bu hikâyesiyle Fransız toplumunun keskin bir tanımını veriyor. Dahası her şey ne kadar tanıdık...

 Alıntılarım;

 

📍Zengin olmayı isterlerdi. Zengin olmayı bileceklerini sanıyorlardı. Zengin insanlar gibi giyinmeyi, gülümsemeyi, bakmayı  bileceklerdi.

Gerekli inceliklere, ölçülülüğe sahip olacaklardı.

Zenginliklerini unutacaklardı, bileceklerdi zenginlikleriyle gösteriş yapmamayı.

Övünmeyeceklerdi bununla. Soluyacaklardı zenginliği. Zevkleri  yoğun olacaktı. Zevk alacaklardı yürümekten, gezmekten, seçmekten,  değerlendirmekten. Yaşamaktan zevk alacaklardı. Bir yaşama sanatı olacaktı yaşamları.


📍Lüks adını verdikleri olguda asıl sevdikleri, bu lüksün  ardında yatan paradan başkası değildi çok kez. Zenginlik belirtilerine  kaptırmışlardı kendilerini;

yaşamdan önce zenginliği seviyorlardı.

📍Hamur işi seven bir erkeği betimleyebilir misiniz? Çamaşır makineniz  hakkında ne düşünüyorsunuz?

Makinenizden memnun musunuz? Çok  köpük yapıyor mu? İyi yıkıyor mu? Çamaşırı yırtıyor mu? Çamaşırı  kurutuyor mu? Çamaşırınızı kurutacak bir çamaşır makinesini yeğler misiniz? Ya maden ocaklarındaki güvenlik önlemleri, yeterli midir, yoksa sizce yeterli değil midir?

📍Herşey yeniydi. Duyarlıkları, zevkleri, yerleri, ne varsa onlan şimdiye değin bilmedikleri nesnelere götürüyordu hep. Başkalarının  giyiniş tarzına dikkat ediyorlardı; vitrinlerde mobilyaları, kravatları,  bibloları farkediyorlardı; emlak komisyoncularının ilanları önünde  düşlere dalıyorlardı. Daha önce hiç ilgilenmedikleri şeyleri  anlıyorlarmış gibi geliyordu onlara: bir mahallenin ya da sokağın hüzünlü ya da neşeli, sessiz ya da gürültülü, ıssız ya da kalabalık olması onların gözünde önem kazanmıştı.

Kafalarını meşgul eden bu  yeni düşüncelere hiçbir zaman hiçbir öge hazırlamamıştı onları;

uzun  bilgisizlik dönemlerine şaşarak, saf saf kendilerinden geçerek  keşfediyorlardı bunları.

Neredeyse durmadan bunları düşünüyor olmalarına hiç ya da hemen hemen hiç şaşılmıyorlardı.

22.5.20

Biten Kitaplarım....

Bu aralar hem pdf hem elimin altında ki kitapları okuyorum. Birde canım sıkkın olunca daha çok kitap okuyorum. Sanırım kitaplara sarılıyorum böyle dönemlerde...iyi geliyor,  akıl sağlığım için....

Bir Kutu Kitap uygulaması var, biliyor musunuz bilmiyorum? Güzel bir uygulama. Belirli ücretler de kutular var. Üyeliğinize göre her ay kitap gönderiyorlar. Benim üyeliğimde üç adet kitap geliyor. Bazen yeni çıkmış ya da çıkacak kitaplar da geliyor. Açıkçası heyecanlanıyorum her ay..😊
Sitesine de bakmıyorum ki hangi kitaplar gelecek görmeyeyim.

O kitaplardan biri de;
"ÇİVİSİ ÇIKAN DÜNYA" derleme kitabı. Anlatmak istediğini arka kapak yazısı iyi özetlemiş. İleride Covid19 ile ilgili anekdotlar saklamak isterseniz güzel bir derleme olmuş.
Covid-19 salgını hepimizi gafil avladı. Salgınların mazide kaldığını zannediyor, modern yaşam tarzımızın içten içe yol açtığı sorunları görmezden geliyorduk. Fakat şimdi öyle bir durumdayız ki dünyanın dört bir yanındaki her birey, ister kendisini ister başkalarını korumak için olsun, her an ne yaptığına dikkat etmek zorunda. Çivisi Çıkan Dünya: Covid-19 Salgını Üzerine Muhasebeler’de makalelerini bir araya getirdiğimiz önemli düşünce insanları, her an neler yaptığımız/yapmamız gerektiği sorununu kapsamlı bir arka planda ele alıyorlar. Ama bunu yaparken komplocu bir “büyük resim” çizmek yerine felsefe, sosyoloji, antropoloji, siyasal iktisat, biyoloji gibi disiplinlerin birikimine ve eleştirel düşüncenin gücüne yaslanarak ayakları yere basan ve ufku daha iyi bir gelecek ihtimaline dönük bir tartışma sahası açıyorlar. Bu salgınla sahici bir yüzleşmeye girişeceksek, Çivisi Çıkan Dünya’daki seslerin her kesimden insana söyleyebileceği çok şey var. 
 
“…panik gerçek tehditlerle başa çıkmak için uygun bir yol değildir. Panik içinde tepki vermek aslında tehdidi çok da ciddiye almadığımızı gösterir. Sadece haddinden fazla tuvalet kağıdı satın almanın ne kadar saçma olduğunu düşünün: sanki ölümcül bir salgında tek derdimiz yeterli sayıda tuvalet kağıdıymış gibi.”
Slavoj Žižek

☘☘☘☘☘☘☘☘☘☘☘☘

Diğer kitabım;


"NAJ / HAKAN ŞENOCAK"

Dedalus Yayınlarından çıkan öykü kitabı. Bu yayınevinin de kitapları iyi oluyor. 
Özellikle kitaba da ismini veren Naj öyküsüne bayıldım. 
Diğer öyküler de güzel ama ben çok keyif alarak okuyamıyorum. Beni içine çok alması lazım hikayelerin...
Fantastik ile gerçeklik arası öyküler. Eğer öykü seviyorsanız size hitap edebilir.

Diğer kitabım ise,  grup olarak okuduğumuz;


"BENİM DURUMUMDAKİ ERKEKLER/ PER PETTERSON"
 Norveç Edebiyatı. Yazarın anlatım dili biraz kasvetli, içe dönük hatta yer yer kahramnımız içine konuşuyor. Fazla sormuyor,  olduğu gibi görüp anlatıyor.
Şu dönemde yer yer içimzi daraltsa da yazaeın kalemi kuvvetli. 
Konusuna gelince; boşanmış ama etkisinden kurtulamamış bir baba. Bazı yaşadığı anların anısının etkisi üzerinde uzun süre kalıyor. Arayışta ama tam olarak aradığını da bulamıyor...derken kızları ile ilişkisini sıcak tutuyor. Fakat soru sormak gibi bir huyu yok. Bazen okurken,  sorsana be adam kızına işte! Dediğim yerler oldu 😬
Diğer kitaplarını da okumak istiyorum.

1.4.20

Covid'li Günlük....Kitaplar...

3.haftada bitergen, biraz daha gerginim.... Kızın yanında belli etmemeye çalışsam da bazen ufak tefek ifadelerim, sabırsızlığım, sesimin tonunun kalınlaşması kendini ele veriyor.....
Özellikle akşam haberleri ve gece tartışma programlarını dinlemeden edemiyorum.
Ve biliyorum şuan çoğunluğumuz böyleyiz.
Genelde arkadaşlarımızla, ailemizle görüntülü konuşuyoruz...
Tabi evde tüm etkinliklerimizi kullanıyoruz :) Hiç dışarı çıkmadan etkinlik yapmak da açıkcası biraz zorluyor. Her ne kadar "şimdi herkesin serbest zamanı" desekde eşimle... kızçe bir yerden sonra hop yanımda.
Tabi bir de mutfak kısmı var, aşçı oluyorum yakında size taze haber :)) benden...
bugün artık girmedim mutfağa, dünde eşim yaptı yemeği....
Bu aralar eve taktım, bahar temizliğine kalkıştım, dip köşe.... hoş şimdi yapıyorum bir kaç ay sonra hop dön başa.....
Tabi geceleri okuyorum genelde, gündüzleri de eşim kıza ders çalıştırırken ya da onlar spor yaparken okuyorum biraz.
Acaba diyordum bizim kız tek çocuk ondan mı kendi başına hiç bir şey yapmak istemiyor?... lakin çoğu arkadaşımın iki çocuğu var ve onlarla görüştüğümde alakası olmadığını söylüyorlar. Hatta devamlı evde olduklarından dolayı, kedi köpek gibiler ve çok az berber oynuyorlar sonra hop bize sarıyorlar diyorlar.


Birde sanıyorum biz zamane  annelerin sorunu, devamlı çocukla ilgilenmek, aman yalnız kalmasın, kaliteli zaman geçireyim, etkinlik yaptırayım modu oluyor.
Bazen bana da oluyor ve eğer kendimle biraz daha fazla vakit geçirdiysem vicdanen üzülüyorum.... Sanki devamlı Umay'ın isteğini yapmalı, onunla oyun oynamalıyım gibi hissediyorum ve aslında çok az oyun oynuyorum. Genelde babası oynuyor. Çünkü ben oynayamıyorum. Daha çok kuduruyoruz, alt alta, üst üste... tabi en sevdiği şey kızın, nasıl kahkahalar atıyor anlatamam. O zaman benden mutlusu yok.
Geçen gün karşı sokakta 2 tur attık Umay ile.... biraz daha istedi ama korkudan eve soktum. Kimse yoktu sokakta oysa ki... çocukda haklı 15 gündür evdeydi. Öyle iyi geldi ki ana kız bize...

Öyle işte! Bildik durumlar.... Geçecek bugünler,Allah Yar ve Yardımcımız olsun ve biz insanlara akıl fikir versin......

Okuduğum kitaplara gelirsek....

Grup oalarak "Engin Geçtan/ Hayat" kitabını okuduk. Evet altını çizdiğim cümleler de oldu lakin çok sarmadı beni/izi....
Çok fazla tekrar vardı. Birde belirli yaşa gelince bazı konuları, bazı yaşanmışlıkları hayatımızda aşmış oluyoruz o yüzden bu kitaplar bize gelmiyor.... Yoksa haddime mi Engin Hoca'nın tecrübesini, anlattıklarını eleştirmek..


Ölçülen zamanın egemenliği, benliğimize mal ettiğimiz çalar saatlerden ötürü ilk bakışta bize baş edilmez görünebilir. Ancak yaşantılarımıza dikkatle bakıldığında, pek çok şeyi, saati ayarlamış olduğumuz zamanda değil de 'eşref saati' geldiğinde gerçekleştirebildiğimizi görebiliriz. Trafik ışığı kırmızıya dönüşmeden önce yetişebilmek için seferberlik durumuna geçtiğinizde ya da asansörün gelmesini bekleyemeden merdivene yöneldiğinizde kazandığınız saniyelerin neden sizden daha değerli olduğu sorusunu hiç kendinize sordunuz mu?"
- Engin Geçtan-
(Arka Kapak) diyor.
Kitabında da altını çizdiği cümlelerden, etkilendiği durumlardan örneklerle anlatıyor.


Bu kitap; Bir Kutu Kitap'ın aylık gönderisinden gelmişti.
Araştırma yazısı bir kitap. "Biri Bizi Gözetliyor/Uğur Dolgun"
Çok ama çok fazla tekrar vardı. Birde uzun zamandır bu bilgiler o kadar çok tekrar edildi ki.... Bazı sayfaları atlayarak okudum.
Belki 20'li yaşlarda olsaydım, bu konularda bilgimde az olsaydı, daha bir merak ile okurdum diye düşünüyorum.
Arka kapakta; Uydu takibi, beyin parmak izleri, yüz tanıma sistemleri, akıllı telefonlarımızdaki casuslar, dijital fişlemeler, kameralarla donatılmış şehirler, elektronik devlet uygulamaları... Dünyaya geldiğimiz andan itibaren hakkımızdaki her şeyi kayıt altına alanlar bunu nasıl başarıyorlar? Hangi yöntemleri kullanıyorlar? Bundan çıkarları ne? Kim bunlar? İşte bütün bu sorular elinizdeki kitapta yanıt buluyor. Gözetim toplumu alanında yaptığı çalışmalarıyla tanınan Uğur Dolgun, izleme ve izlenme paranoyasını derinlemesine analiz ediyor ve bizi gözetleyenlerden nasıl korunacağımızın ipuçlarını veriyor.

"Biri Bizi Gözetliyor", dijital çağda yaşayan herkesin okuması gereken bir kitap. böyle diyor.

Ama bence öyle değil.....

Veeee biliyorsunuzdur çok yazdım. Proust'un Kayıp Zamanın İzinde serisini okuyorum. 4. kitabındayım. Araya "Proust'un Paltosu/Lorenza Foschini," okudum.
Tabi çevirisini bence en iyi çevirmenlerden olan "Eren Yücesay Cendey" hanım yapmış.

Marcel Proust 1922 yılında Kayıp Zamanın İzinde'yi tamamlamasının ardından hayata gözlerini yumduğunda arkasında düzenlenmesi gereken düzinelerce defter, sayısız mektup, eskiz, müsvedde ve elbette kişisel eşya bırakmıştı. Modern edebiyatın çehresini değiştiren bu büyük yazarın hayatına dair ayrıntılar bugün bile yeni bulgularla araştırmacıları şaşırtmaya devam ediyor.

Zengin bir Proust okurunun, Guérin'in, giderek edebi bir saplantıya dönüşen hikâyesi, yetmişli yılların başında Kayıp Zamanın İzinde romanını filme çekmeye niyetlenen ünlü yönetmen Visconti'nin kostümcüsüyle yapılan bir röportajyla başlar. Bir Proust hayranı olan Guérin, hastalanınca bir rastlantı sonucu Proust'un kardeşi Dr. Robert Proust tarafından tedavi edilir ve bu durumu benzersiz bir fırsat olarak görür. Düşünceleri, yazdıkları ve cinsel tercihleri yüzünden ailede istenmeyen kişi olan Proust'tan kalan ve hoyratça sağa sola dağıtılan eşyanın, kimisi büyük bir umursamazlıkla yakılmış nice mektup, müsvedde ve kitaptan geride kalanların peşine düşer, kâh para vererek, kâh tatlı dille ikna ederek. Bıkmadan sürdürdüğü bu çabaların sonunda hiç ummadığı bir ödüle kavuşur: Proust'un yaşamının büyük kısmında sırtında olan, yazdığı gecelerde yorgan görevi gören paltosuna.

Proust'un Paltosu, her biri Marcel Proust'un, yazdıklarının ve geride bıraktıklarının bekçisi olmuş bir dizi şaşırtıcı ve unutulmaz karakterle zenginleşmiş, yitirilen ve bulunan, sıradan nesneler ve sıradışı arzularla dokunmuş ilginç bir öykü, Proust hayranlarına hoş bir sürpriz. diyor arka kapağında.
Ve güzelde bir özet olmuş
Eğer Proust okuyacaksınız yanında mutlaka bunları da okuyun.

Böyle işte!


1.12.19

Uyuyan Güzel Balesi Ve Biten Kitaplar...

Selam.... :)

Ve kasım ayını bitirip yeni yıla saatler kala kafamda yeni sene için listeler oluşmaya başladı bile. Artık ne kadarını gerçekleştiririm bilemiyorum ama düşüncesi bile heyecanlandırıyor beni.

Yavaştan yılbaşı ağacını da çıkartırız. Geceleri karanlıkta sırf ağacın ışıklarının yanması da keyifli  oluyor. Sanırım ben hayata dair bir çok şeyden keyif alıyorum :)))

Bugün Yaşam İzi Bloğundan da bildiğiniz Gamzem ile "UYUYAN GÜZEL" balesine gittik.
İkimiz de ilk kez bir bale gösterisi izledik. Ve kendi adıma diyebilirim ki tek kelime ile bayıldım. O dans etmeleri, müzik ve oyunu sahnelemeleri olağanüstü idi.
İzlerken bir kez daha düşündüm ki; müzik ve dans gerçekten de boşuna evrensel olmamış....
sözler, kelimeler, konuşmalar olmadan sadece dans ve müzik ile o kadar çok duyguyu ifade ediyorlar ki..... acı, keder, sevinç, hüzün......


Çok seviyorum, ruhum resmen huzur buluyor böyle gösterilere gidince. İstiyorum ki devamlı, sinema, tiyatro, gösterilere gideyim. Sadece evimde kitabımı okuyayım....
Tabi hayaller ve gerçekler de var 😊
En önemlisi yoğrulmasına yardımcı olacağım bir kızım var. :)

Allah'tan evimi çekip çevirme işinde iyiyim tabi bunda beyimin de desteği var.
Tek sıkıntım kendi adıma şu" mutfak" ve "değişik yemekler yapmak" olayı var. Ruhumun bir tarafı mutfağa girip harikalar yaratmak istiyor, bir yanım da kitap-kahve istiyor.
Genelde ikinci isteğim ağır basıyor. Karnımızı doyuracak kadar yemek yapıp, hemen koltuğuma geçiyorum. :) Tabi mutfak-yemek ikilisi gerçektende emek, yetenek istiyor.  Bende öye bir şeyleri karıştırıp değişik lezzetler yapmak gibi bir hüner yok. Bildiğim neyse onu pişiririm. Arada da nete bakar ordan değişik bir şeyler yaparım.
En güzeli değişik tatları dışarıda yemek. 😀

Neyse efenim bu konu uzar gider.....
  okuduğum kitapları da paylaşmak isterim. :)










Bir Kutu Kitap.com'un gönderdiği öykü kitabını okudum.

Yunan Dansçı Kız- Arthur Schnitzler

Bir kaç öyküsü dışında beni pek sarmadı tabi bunda benim öykü okuyamama durumumda var.
Belki öykü okumayı sevenler çok sevecektir.

Arka kapak yazısı şöyle;

Bu ölüm! Ürperdi! Şimdi sadece tek şey hissediyordu; bir ölüyü. “Ben ve bir ölü, o ölü de benim kucağımda.” Titreyen elleriyle adamın başını kucağından çekti ve yere bıraktı. Ve şimdi de korkunç bir terk edilmişlik duygusu kapladı kadını. Neden arabacıyı göndermişti ki? Bu ne saçmalık! Burada ölü bir adamla yalnız başına ne yapacaktı şimdi.

Kucağınızda yatan ölü bir adamla yakalansaydınız ne yapardınız? Ya yasak aşkınızı itiraf etmek zorunda kaldığınızda? Yıllardır birlikte yaşadığınız kardeşinizin size inanmasını sağlamak için neyi göze alırdınız?
Bir sihirbazın öleceğiniz zamanı söylediği kehanetinden kaçabilir misiniz? Arthur Schnitzler’in öykü seçkisi Yunan Dansçı Kız’da bu soruların cevaplarını bulacak, kendinizi kahramanların yerine koyarak neler yapabileceğinizi düşüneceksiniz. 
 

Bir diğer kitabım;

Canavar


12.8.19

Haset Ve Şükran / Melanie Klein

Selam.
Metis Yayınlarının "Ötekini Dinlemek" serisi adı altında çıkan ağır kitaplardan. Kitap isimleri çok önemli bence.... Bazı tiyoları da veriyor biz okuyucuya.
☘ Kitapta bahsedilen "Haset Ve Şükran" duygularının nasıl da doğum öncesi, doğum ve sonrası anne ile olan ilk temasa ve devamına dayandığını anlatıyor.

☘☘ Hatta okurken dedim ki; eğer bu kitabı "İri Memeler Geniş Kalçalar" ı okumadan önce okusaydım orada ki çocuğun meme bağımlılığını daha iyi anlardım.....
☘☘☘Hayatlarımıza, kendi kişisel deneyim alanımıza, ana babalarımıza, onlarla ilişkilerimize, zor büyüme yıllarımıza dair bir bilgi birikimi var kitapta.
👩‍👧 Annelerimizin hayatımızda ki rolleri çok önemli. Okurken kendinizi sorguluyorsunuz.
Bazı kavramları asıl anlamlarından nasıl da farklı kullanıyoruz. Mesela; Haset ile kıskançlığı birbirine karıştırmamız gibi....
Günlük hayatımız da çoğunlukla "haset" olan duygumuzu "kıskançlık" duygusu ile dile getiriyoruz....
Benim tek sıkıntım yazın okunmamalı biraz ağır ilerliyor çünkü bahsettiği şeyler önemli kuramlar. Freud,  Freud'un kızı ile çalışmış bir yazar. Özellikle Psikiyatri ve psikanaliz alanında yüzyıl boyunca yazılmış temel yapıtlara dayanıyor anlatılanlar.
👩‍👧 #melanieklein  Nesne İlişkileri Okulunun kurucusuymuş.

2.5.19

Anneannem Fethiye Çetin Kitabı...

#anneannem Ne desem nasıl desem!
🥀 Bir #anlatı kitabı Anneannem.... Sevgili Fethiye Çetin'in köklerine daha doğrusu annesinin köklerine doğru akan....
Konuşulmayan ve daha da konuşulmayacak konulardan biridir yaşananlar... Ve ölümü ile daha da içe işleyen bir hikâye.
🥀 Bizim ailede de geçmiş çok bilinmez.... Örneğin ne ananem nede baban emin geçmiş akrabaları. Mesela sorsanız hiç bilmem annemin annesinin yada babanemin annesinin adını.... Geçmiş zaman sorduğum da aldığım cevap hep aynıydı. " küçük yaşta evlenip geldik Kartal'a yerleştik. Sonrası ne köye gittik ne köyden geldiler." yani anlayacağım hatıralar silik ve zamanla da yok olmuş....
🥀 Okurken yer yer ağladım... Ah dedim Heranuş neler yaşamışsın da..nasıl dayanmışsın... Susmak,  içe atmak kolay değildir..... Hele zorunda kalmak daha da zor......
Bir dönem Ermeni oldukları için yerlerinden sürülen,  çocukları başkalarına verilen,  müslümanlığı seçmelerine rağmen bir şey olduğunda "dönme" diye anılan....elbet siyasi boyutunu bilmiyorum hiçbir zaman da siyasi  boyutla ilgilenen biri olmadım. Beni üzen,  yaralayan insani boyutu.....
🥀Her şeye rağmen evlenip çocuklarına kol kanat geren,  geçmişi sinesine gömen kadın. Ruhun Şad olsun 🙏🏻🌹
🥀 arka kapak yazısı anlatır herşeyi...

Bu coğrafyada yaşayan herkesin şu ya da bu şekilde bildiği ama üzerinde konuşmamayı tercih ettiği saklı yaşamlar. Ermeni ve Hıristiyan iken Türk ve Müslüman olmuş binlerce çocuktan biri: Heranuş ya da diğer adıyla Seher.
Torunu Avukat Fethiye Çetin anneannesi hakkındaki gerçeği yıllar sonra öğrendi. Anneannesinin akrabaları Gadaryanlara ise onun ölümünün ardından ulaşabildi. Konuşacak çok şey, sorulacak çok soru vardı.
"Yaşamı boyunca akla hayale gelmeyecek zorluklara göğüs germiş, çocuklarının ve yakınlarının karşısına çıkan engellerle baş etmiş bu kadın, gerçek kimliği söz konusu olduğunda neden kendini bu kadar çaresiz hissediyordu? Neden ailesini ve kimliğini savunamıyor, isteklerinin arkasında duramıyordu?"
Anneannenin her acı hatırayı anlatıp bitirirken tekrarladığı cümlede gizli belki de bu soruların cevabı: O günler gitsin, bir daha geri gelmesin...


22.6.18

Hah, Hippi Ve Kızıl Kitaplarına Dair....

Haziran Ayı okumaları dolu dolu geçiyor diyebilirim. 😊 Tabi bunda ince kitaplar okumam da etken.


🖋 "HAH/ BİRGÜL OĞUZ"

Okuduğum ilk kitabı yazarın. İnstagram'da çok gördüm bu kitabı ve yorumlarına inandığım  güvendiğim kişilerin de önerisi ile aldım.
  Öykü kitabı ki aslın da ben pek öykü sevmem. Sevdiğim öykü kitapları çok azdır ve bu kitap da sevdiklerim arasına girdi. İçinde ki öyküler aslında acı... Okurken içim sızladı diyebilirim. Ama önemli olan bana göre;  yazarın  acıyı,  özlemi anlatırken acıtasyon yapmaması...duyguları ön plan da tutması. Tavsiye edeceğim kitaplardan oldu benim için.

Arka kapak yazısında şöyle yazıyor;

Sayfa Sayısı: 88
Baskı Yılı: 2015
Dili: Türkçe
Yayınevi: Metis Yayıncılık İlk Baskı Yılı : 2012

"Çünkü onlar 'annelerini erken, babalarını ölümlerine yakın seviyor'. Onlar en çok bunu biliyor. Babalarsa sevilmeye gelmiyor. Babalar bir kere sevildi mi hemen kısalıp ölüyor. Buna önce yas, sonra yasa deniyor. Böyle oluyor: Çocuk tüfeği eline alıyor. Namlunun ucunda: okunaksız bir baba. Sonra korkunç şeyler oluyor. Kırık cıncık ve leke. Saçma ve kül. Ve bir de bakmışsın, baba gökte soluk bir amblem. Tedavülden kalkmış delik para."

Birgül Oğuz'un kitabı yas üzerine. Ancak yalnızca kişisel bir kaybın yasını tutmuyor Hah. Hafızalardan silindi silinecek "yılbindokuzyüzeylül" devrini şimdiye fırlatmak arzusunu da duyuyor. Temsil, telafi ve idrak edilemez olanı temsil, telafi ve idrak etmeye çalışıyor. Zamanın yas'a müdahalesi, halden hale geçen öykülerin dilinde buluyor karşılığını."
 📌📌📌 Bir diğer kitabım ise;

"HİPPİ/ PAULO COELHO"



HİPPİ
Paulo Coelho
Çeviren: Emrah İmre
Can Yayınları, 2018
264 sayfa, 25 TL.

 Gerçekten de ne yazsa okurum dediğim yazarlardan biri benim için P.C.
Özellikle Simyacı'dan sonra en sevdiğim ve ben de etkisi büyük olan "Portebella Cadısı ve Beşinci Dağ" kitaplarıdır ve okumadıysanız öneririm.

Bu kitabını farklı renkler de basılmış. Sanırım son seneler de bu akım moda oluyor. Hatırlarsanız Murakami'de "Karanlıktan Sonra" kitabında öyle bir basıma gitmişlerdi.

Hayatına dair çok fazla kesit var bu kitapta.
1970 ve o dönemler de pek bir moda olan bir akım vardır "Hippi" diye anılırlar.
Sırtlarında çantaları, rahat kıyafetler, neresi olsa uyurlar vs.. ve özgürlük tabi... kiminin gıpta ile baktığı kiminin "ıyyy" dediği bir akım.
Ben ise televizyondan ve filmlerden hatırlıyorum Hippi tarzını...

Yazarımız isr aslında kendi yolculuğu için çıkar bu yola ve bu yolda yaşdıklarını anlatır kitabın da.
Okurken bir bakmışsınız sona gelmişsiniz öyle akıcı bir kitaptı.

📌📌📌📌📌📌📌📌📌📌📌📌📌📌📌

 Aslında ara vermiştim S. Zweig kitapları okumaya.
En son okuduğum Bir Kadının Hayatından 24 Saat adlı kitabıydı yanlış hatırlamıyorsam, çok sıkılmıştım ve bazı cümleler hep tekrar gibi gelmişti.
O yüzden ara vermiştim.
Sonra bu kitabını gördüm. Aslında yazarın ilk gençlik yıllarında yazdığı bir eser ama bizde yeni basılmış bir kitap.
Konusuna gelince taşradan şehre üniversite de doktorluk okumak için gelen, sönük , kendine güveni az olan bir gencin serüveni.
Elbet yine yazarın kişilik analizler ve akıcılık çok iyiydi.
Sonu hüzünle bitse de güzel bir kitaptı.
Arka Kapak yazısı;


 
Zweig gençlik dönemi yapıtlarından Kızıl’da öğrenim için Viyana’ya giden genç bir tıp öğrencisinin büyük kentin gerçekliğine uyum sağlama ve yetişkinliğe adım atma sürecini anlatır. Kendini birdenbire ailesinden uzakta soğuk bir odada yapyalnız bulan bu “çocuksu” genç adam, zamanla girdiği bunalımın etkisiyle hayallerinden, başlangıçta büyük bir hevesle sarıldığı tıp eğitiminden vazgeçme noktasına gelmiştir. Tam da o günlerde kızıla yakalanan ve yardımına ihtiyaç duyan bir kız çocuğu onu hayata geri çağırır… 1908 yılına ait bu anlatı, Zweig’ın daha o zamanlar çoktan bir novella üstadı olup çıktığının kanıtıdır adeta. Üstelik, yazarın sonraki yapıtlarında sıklıkla karşılaştığımız bir temanın peşine henüz kariyerinin başındayken düştüğünü; gaddar bir dünyada varoluşunu sürdüremeyecek kadar kırılgan insanların acılarını baştan beri dert edindiğini ortaya koyar


Böyle işte a dostlar.

Selamlarrr :)