Man Booker Ödülü etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Man Booker Ödülü etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24.4.18

Biten Kitaplar...İmkansızın Şarkısı, Kavgam Serisi Ve Vejetaryen

Geçtiğimiz haftalar da elimde ki kitapları da okuyup bitirdim. Geceleri daha çok okudum. malum havalar güzelleşince parklar bizi bekliyor ve uzun saatler de kalıyoruz dışarıda/parkta.

Dün kızımızın ilk 23Nisan Ulusal Egemenlik Ve Çocuk Bayramı gösterisi vardı. Okulda kutlandı ve çok güzeldi.

İçim/iz pırpır idi. Kendi okul zamanlarım geldi. Kreşe gitmemiştim ama ilkokul ve orta okulda gösterilere katılır ve statlar da yapılırdı kutlamalar. Okuldan topluca çıkar, sıra halinde, önde bando ile giderdik stada. :)

Artık kutlanmasa da statlar da kalbimiz de hep olacak bu coşku, sevinç. Asla ve asla Atam'ızı n ve ona inanan halkın, şehitlerimizin bizim için verdiği mücadeleyi...hep minnetle, saygıyla hatırlayıp kutlayacağız.


🎊🎈🎉🎊🎈🎉🎊🎈🎉🎊🎈🎉🎊🎈🎉🎊🎈🎉🎊🎈🎉🎊🎈🎉


 Bu kitabını çok sevdim Haruki Murakami'nin.
37 yaşındaki ana kahraman Toru Hamburg’a yaptığı uçak yolculuğu sırasında Beatles’in “Norwegian Wood” -Türkçe isme de ilham kaynağı olan- şarkısını dinlemesi ile başlar.
Anılar onu 20 yıl öncesine, üniversite yıllarına götürür. En yakın arkadaşı Kizuki intihar etmiştir. Kizuki’nin kız arkadaşı Naoko -ki ablası da aynı yaşlarda intihar etmiştir- ise bu trajik olayın travmasını yaşamaktadır. Aynı acıyı paylaşan Watanabe ve Naoko birbirlerine daha da yaklaşırlar ve birlikte olurlar. Bu olaydan sonra Naoko, kendi isteğiyle sanatoryuma yatar.  
Tabi bundan sonra bir geriye dönüşler bir günlerine doğru dönüşlerle anlatılır.
Aslında gerçekten de büyük bir travmadır bence en yakın arkadaşının, kardeşinin intihar etmesi.
Daha sonra hayatı sorgulama başlar kahramanlarımız, arkadaşlar arası diyaloglar, hayata bakış açıları, yaşam biçimleri bizim gençlerin yaşam biçimlerine göre farklı.
Okurken düşündüm; lise çağında ki hangi gencimiz tek kalıyor yada arkadaşları ile kalıyor, çalışıyor para kazanıyor. Elbet çalışan, çalışmak zorunda kalan gençlerimiz var.
Bir diğer konu da ; Ölüm de aşk kadar önemli bir konu kitapta ama genel kullanılan anlamının çok ötesinde. “Ölüm yaşamın karşıtı olarak değil, parçası olarak vardır” cümlesinde de dendiği gibi ölümü trajik, hayatı kesintiye uğratan bir öğe olarak değil; akışın bir parçası. Bu yüzden de farklı ölümler ve intiharlar, imkan verdikleri başka olaylara açılan kapılar gibi bir izlenim bırakıyor insanda.

 🎊🎈🎉🎊🎈🎉🎊🎈🎉🎊🎈🎉🎊🎈🎉🎊🎈🎉🎊🎈🎉🎊🎈🎉

 Geçen sene almıştım seriyi. Çok ses getiren kitaplardan bu seri. Ve okuyan herkes de çok beğenmiş.
Anlatı kitabı bir nevi günlük gibi.  Çocukluğundan, ailesinden, yaşamındaki mahallesinden, anne-babasının ilişkisinden, kendisi-babası ilişkisinden detaylı bir biçimde anlatıyor.
Belki bu kadar ince detaylara girmese daha çok severdim kitabı. Çünkü anlatı kitaplarını severim.
Ve gerçekten de zordur aslında kendi hayatını anlatmak. Ki yazarın ailesi de kendisini dava etmişler; her bir şeyi detaylı anlatıp ifşa ettiği için.
Okudum ve "tavsiye eder miyim?" kısmında karasız kaldım. Çünkü gereğinden fazla uzun anlatılmış geldi bana ve yer yer sıkıldım.
Onun dışın da karar size ait....


 Uzun uzun anlatmak isterdim, nette biraz bakındım o kadar çok detaya giriş yaparak anlatmışlar ki kitabı..... Ben sadece hissetiğim kadarını paylaşmak istedim.

  🎊🎈🎉🎊🎈🎉🎊🎈🎉🎊🎈🎉🎊🎈🎉🎊🎈🎉🎊🎈🎉🎊🎈🎉

 Son kitabım da "Vejetaryen"

Han Kang, 2016 başında yaptığı bir söyleşide vejeteryanlığın “İnsanların şiddetini, masumiyet olasılığını sorgulamak, aklı ve deliliği tanımlamak, başkalarını anlama imkanı, son sığınma ya da son kararlılık” gibi boyutları olduğunu anlatmış. Vejeteryanlığın, veganlığın felsefi boyutuyla tartışmasını yaparken “insan olmayı”, “insanının yarattığı vahşeti” tartışmış oluyor aynı zamanda. İnsan olmaktan vazgeçmek bir tercih olarak mümkün müdür, üzerinde konuşmaya, yazmaya değer.

 Demiş. Kitap çok etkiledi beni. Çünkü içeriğinde ki sorgulamala, içsel hisler ve yaşama dair bakış açısı çok samimi idi.
Aslında sert bir kitap. O yüzden okurken yer yer rahatsız olabilirsiniz. Ama bu olumsuz anlam da anlaşılmasın.
Her şey evli, tek düze ama sorunsuz giden bir çiftin bir sabah karısının uyanıp buzdolabında ki tüm et ve türevlerini çöpe atması ile başlıyor.
"Bir rüya gördüm" diyor kadın ve daha fazla anlatmıyor...
Tabi merak ediyorsunuz ve başlarda ilk 50 ayfayı neredeyse soluksuz okudum. Üç bölümden oluşuyor ve modüler kitap gibi düşünün, hepsi birbirine bağlanıyor sonunda. Sonra da sizi ters köşe ediyor.

Okumadıysanız not edin derim, iyi kitaplardandı.

YAZAR HAKKINDA;

Vejeteryan’ın yazarı Han Kang Güney Koreli. 1970’te Gwangju'da doğmuş. On yaşındayken Seul'e taşınmışlar. Yonsei Üniversitesi'nde Kore edebiyatı okumuş. Annesi ve kardeşi de yazar. Yazarlığa şiirle başlamış. 1993’te şiirleri, daha sonra da öyküleri yayımlanmış. Öyküleri ile çeşitli ödüller kazanmış. İlk kitabı 1995’te çıkmış. Beşi roman altı kitabı var. 2013 Yazı’ndan beri Seul Sana Enstitüsü’nde yaratıcı yaratıcı yazarlık dersleri veriyor ve şu anda altıncı romanı üzerinde çalışıyor. Vejeteryan 2007’de Kore’de yayımlanmış, yirmi binin üzerinde satmış. Sinemaya uyarlanmış. Dokuz dile çevrilmiş. İngilizce’de yayımlanan ikinci romanı. Kitap 2015’te İngiltere’de, 2016’da ABD’de çıkmış. NYTimes Book Review 2016’nın en iyi on kitabından biri olarak seçmiş. 

14.3.18

Biten Kitaplar Ve Günce....

Bahar yorgunluğu geldi çattı beni de buldu 😳
Elim kolum kalmıyor.... Nasıl bir tembellik var üstümde anlatamam.
Ama gelsin bahar, açsın çiçekler, cıvıldasın kuşlar. :) ( sabah sabah şiir gibi oldu yahu)
Bu aralar pek sıkılganım, keyfim de yok o yüzden direk okuyup bitirdiğim kitapları anlatayım size.
Belki okuyanınız vardır yada okumayanınız...
 Gece sinema kanallarında gezinirken Hemingway Ve Gellhorn filmine denk geldim ve izledim. Gerçekten de yazar çok zor bir karaktermiş aslında....Bir kadın olarak en zoru da çapkınlığı ve içki alışkanlığıdır diye düşündüm....



 HEZEYAN/ LAURA RESTREPO 
Hezeyan kitabı biraz yorucu oldu benim için. Konusuna gelince işsiz bir Profesörün iki günlüğüne çocukları ile tatile gitmesi ve dönüşte de telefonunda bir mesaj ile karşılaşması....
 Eşi yine bir kriz geçiriyordu ve otel odasındaydı. Gelip onu almasını istiyordu telefonda ki ses...
Sonrası olaylar başlıyor.
Kadın yine bir hezeyan atağı geçiriyordu ve ağzını bıçak açmıyordu.
Okurken daraldım, korktum ve ne zor bir karakter ve yaşam dedim. Ve eminim gerçek dünyaya döndüğümüzde ruhları hasta olan kişiler yok mudur? 
Kitapta yer yer eskiye sıçramalar da var ve aslında kadının dedesinin de bu şekilde buhranlar geçirdiğini öğreniyoruz...
Ara ara aile yaşamı ara ara da kadının günlük yaşamınına dair anlatıyor kitap. Tabi bu arada ülkenin yaşadıkları, olanlar, olaylar da vurgulanıyor.
Yarın hayat hikayesine baktığımda aslında yazdığı kitap normal dedi.
Arada kaldığım bir kitap oldu.
Bir de Ayrıntı Yayınları'nın çevirdiği eserleri kaliteli buluyorum, tek sıkıntım romanları " düz yazı" mantığın da çevirmeleri...
Okurken yorucu oluyor zaman zaman.

KİTAP TANITIM YAZISI;

Laura Restrepo, gerçeklikle düşselliği, tarihle haberciliği bir araya getiren tarzıyla tam da Güney Amerika edebiyatının büyülü gerçeklikle kirli gerçeklik arasındaki sınırında duruyor.  Kurmacanın verdiği özgürlükle, gerçekleri kendi yorumlarını katarak genişleten Restrepo romanlarının ikili bir karakteri var: Katı bir gerçekçiliğe karşı zengin bir hayal dünyası. Restrepo, bu romanında, klasik tragedyalara özgü temaları kullanmış. Ön planda okuru hemen içine çekecek bireysel dramlar; gizem, aşk, ihanet, karmaşık ilişkiler yer alıyor. Arka planda ise Kolombiya’nın çatışmalı ve acılı tarihi...Hezeyan, savaş ve yolsuzluk nedeniyle zarar görmüş bir ülkenin çaresiz insanlarının hayatta kalmak için verdiği gündelik mücadeleyi anlatıyor. Umudunu hiç yitirmeyen insanlar bunlar; önlerindeki engelleri aşmaya yetecek kadar güçlü bir iradeye sahipler. Başarmak için ihtiyaç duydukları yegâne duygu ise yakınlarının sevgisi... Kolombiyalı yazar, gazeteci ve aktivist Laura Restrepo, Hezeyan adlı romanında bir kadının hezeyanlarla darmadağınık olmuş bilincinden ülkesi Kolombiya'nın tarihine bakıyor. 

E-Kitap olarak okuduğum bir kitap oldu Küçük Şeylerin Tanrısı


Başta anlayamadım biraz ama sonra okudukça okudukça..... nasıl muhteşem bir kitaptı. özellikle ikizlerin gözünden farklı bakış açıları ile hem ailevi hem toplumsal olayları okumak...
Öfkeye boğan, sorgulatan ve aynı zamanda hüzünlendiren bir roman arıyorsanız Küçük Şeylerin Tanrısı’nı ellerinize bırakıyorum. Başlamadan önce Hindistan’ın toplumsal yapısı ve tarihçesi hakkında az da olsa bilgi sahibi olmak, okumayı daha keyifli hale getirecektir.
Rahel ona hiç yazmadı. Yapılamayacak şeyler vardır; tıpkı insanın kendinin bir parçasına mektup yazması gibi. Kendi ayağına ya da saçlarına. Ya da yüreğine.
 Bu trajediyi okurken, çocuk olmanın hafifliğini sert bir darbeyle üzerlerinden atıp aniden büyüyen iki kardeşe üzüldüğüm kadar kimseye üzülmedim. Çünkü ne Ammu ne de Velutha, küçük Rahel ve Estha kadar çaresizdi. Hatta Ammu’ya bu sebeple kızdığımı bile söyleyebilirim. Asıl suçlunun o değil, sistem olduğunu bilmeme rağmen hem de. Ammu sadece, kadının değersiz olduğu bir toplumda, tacizin, istismarın ve değersizliğin çemberinden çıkamıyordu.
Sevdiğim bir kitap oldu.
Son kitabım da;

KAYIP ROMANLAR/ VEDAT TÜRKALİ

 Daha önce yazarın "Bir Gün Tek Başına" romanını okumuş ve o özgün Türkçe'sine bayılmıştım.
Kullandığı kelime ve cümleler etkileyiciydi.
Bu romanın da biraz Turgut Özakman'nın romanlarına benzettim.
Tabi yazar çok donanımlı ve iyi bir yurttaş olmak istiyor bana göre.
Bir dönem ve şimdi-geçmiş-gelecek gibi bu kitabı....
Tabi kitapta bir aşk hikayesi de var. Özellikle 80 yaşında olan doktorun yirmili yaşlarında olan Esme ile aşk yaşaması... tartışılır ama düşündüğüm de aynı dava d görüyorlar kendilerini ve boşlukları çok fazla.
Onun dışında böyle bir aşk çok zor ve yaş farkı çook fazla..........
Bir solukta okuduğum kitaplardan oldu bu roman da...

Yazım biraz uzun oldu idare edin artık beni, birikti paylaşacaklarım. :)
Selamlar,