Çin Edebiyatı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Çin Edebiyatı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16.4.20

Günlük Haller....Kitaplığım


Sağ yüzük parmağımda dolama çıktı. Bir haftadır mahvetti beni. Ve kızım devamlı "anne bana diyorsun ama bak sen tırnak etini kopartmışsın noldu? Bir daha yapma!"
Tabi söylerken birde tipini görseniz...😬
Hem haklı hem bıdırık....
Neyseki dün artık baktım hem ateş gibi yanıyor hemde patlamak üzere... Ama patlayamıyor. Kara merhem yoktu evde,  netten baktık tiremesin midir nedir iyi geliyormuş, bir kaç gündür onu sürüyordum  
Bide aksi gibi ber defasında o parmağımı çarpıyorum iş yaparken. Ha kesin patladı diyorum bir bakıyorum tık yok. Yahu nerden nereye geldim 😁
İşte dün akşam eşimin ısrarı ile ılık suda beklettim, sonrası iğneği ısıtıp patlattık, irini akıttık. Aman dünyalar varmış beya dedim 😬😁
Bugün daha iyi parmağım,  en azından zonklama yok....
Kız akşam uykusuna geç gittiğinden bizim filmler yalan oldu.       Anca bir iki bölüm  
"Grace&Frankie" izliyoruz. Bayılıyorum onlara bayılıyorum 😍 Ve o aralarındaki koşulsuz dostluk, birbirlerini olduğu gibi kabul etme ve samimi esprileri beni benden alıyor. Heekesin böyle dostu olmalı...... 
Birde arkadaş söyledi "Girlmore Girls" dizisine başladım. Anne kızın hikayesi. Ben nasıl kaçırmışım dedim bu diziyi. 2 bölüm izledim ve devamıda gelir artık.
Tabi dizileri izlerken fena bir şekilde çekirdek çitletmeye dadandık 😁 Markete gittiğinde Merter'e yedeğini sipariş ediyorum. Bugün film izlerken yine paket açtım ve ne göreyim son paketide bitirdik.... Almayalım düşüncesindeyim....ara verelim dimi ama, çit çit nereye kadar....
Ev hallerimiz böyle işte....yine bitirdiğim iki kitabıda paylaşayım istiyorum
Biri; "ÇOCUK GELİYOR\ HAN KANG"


Uzun süredir okumayı ertelediğim bir kitaptı #çocukgeliyor ...... Lakin bu ay okuduğum kitapların bir çoğu yüreğe dokunan, bitince ne diyeceğimi bilemediğim kitaplardandı....... #hankang ı daha önce "Vejetaryen" kitabını okumuş, yine kişi psikolojisi ile kalbimden vurmuştu.
☘ Bu sefer yazarın işlediği konu başka..... Sanıyorum insanların olduğu her zamanda bunlar olacak...Konusuna gelince; 18 Mayıs 1980 Gwangju/Kore... 1979 yılında 9 gün süren protesto ve gençlerin ortadan kaybolduğu,  binlerce ölümün olduğu günler....
Kitapta yazar daha çok gençlerin gözünden ve o döneme tanıklık eden, konuşabildiği bir kaç kişinin gözünden yaşananları anlatıyor.....
Uzun süre aklımdan çıkmayacak detaylar. Okurken yüreğimin daraldığını resmen hissettim.....
☘☘☘☘☘☘☘☘☘☘☘☘☘☘☘☘☘☘☘☘☘☘☘☘☘☘☘☘
Bak Coınğ Hi'ye 1979 yılında gerçekleştirilen suikastın ardından yeni iktidar yönetime geçmek üzere harekete geçti. Kore halkı demokrasinin daha fazla zarar görmesini istemiyordu, ülkenin dört bir yanında gençlerin başını çektiği protestolar başladı. Ordu iktidara el koydu. Amaçlarının öğrenci ve işçi eylemlerini bastırmak olduğunu söylediler. Silahsız eylemcilere ateş açıldı, işkence edildi, sayısız insan tutuklandı.Dokuz gün süren olaylar ardında binlerce yaralı ve hâlâ sayısı tam belirlenememiş yüzlerce ölü bıraktı. Olaylar Gwangju Ayaklanması ismiyle demokrasi tarihine geçti.

Han Kang, ölülerle, geride bıraktıkları yaşayan ölüler arasındaki ince çizgiden yazıyor. Alacakaranlık kuşağına korkusuzca dalıyor,adalet ve demokrasi tarihinin kanlı bir sayfasını,günümüzdeki yansımalarının ışığında evrensel bir hikayeye dönüştürüyor

Diğeri ise; Marcel Proust/ Sodom Ve Gomorra


Serinin 4.kitabını da bitirdim. İsmini kitaba konuolan olaylardan dolayı vermiş Sevgili Proust. Çünkü bu kitapta artık cinsel hayatlar ve tercihleri daha ön planda. Tabi öyle rahatsız edici kelimlerle anlatmıyor. Daha çok toplum içinde cinsel tercihlerini saklamaları gerekirken aslında nasılda kendilerini ele  verdiklerine de değiniyor yazar. Tabi her kitabında olduğı gibi aslında daha çok duygulara, saklanan duygulara, anıların bizi nerelere götürdüğüne şahit ediyor....
Böyle işte.....
Bana müsaade yeni kitabımı okumaya gideyim.
Sağlıklı günlerimiz olsun 🙏🏻🎈🍀

14.4.20

Günlük Haller... Biten Kitaplar...

Günler günleri kovalıyorken evde level atladık diyebilirim. :)
Haberler hem iyi hem kötü.... fısıltı haberlerde cabası...
Neyseki havalar açtı ve balkoa çıkıyoruz gündüzleri. Umay sabah ve akşam öğünlerimizi orada yemek istiyor. Etrafımızda ağaç ve yeşillik olduğundan kuş sesleri de bolcana. :) Gerçektende ruhuma çook iyi geliyor.
Birde devamlı karamsar olan tiplerden değilim. Muhakkak bir artı yön bulurum kendimce.
Tabi ara ara daralmalar oluyor...sonra hop başka bir bakış açısı geliştiriyorum kendime...
Birde anne olunca anladım ki daha güçlüyüm. Eğer ben kendimi koyverirsem çocuğum napsın...modundayım... Elbet herkesin kendine göre başa çıkma yöntemleri oluyor. Benimki de "çocuklar rol model aldıkları"için daha çok pozitif yönde.
Tabi bugünleri ucundan kıyısından anlatıyor, yanında konuşuyor bazende haberleri izliyoruz.
Bir şekilde izole yaşayamaz ve yaşamamalı.... her ne kadar anlamlandıramasa da biliyor ki şuan bir hastalık var.
Arkadaşlarımızla konuşuyoruz. Özleştik tabi.... hele o "hadi Kadıköye'e iniyorum sende gel kahve içeriz" telefonlarını çok özledim. :)
Devamlı öğlene ne yemek yapsam,akşama ne yesek sorusu dilime sık gelmesede aklımda. Bazen canım hiç yapmak istemiro ve Merter sağolsun orada bana destek çıkıyor ve giriyor mutfağa.
Sabahları zor uyanıyorum. Son bir ka. senedir böyle bir sorunum var kendimle. Tabi bunda gece geç yatmalarımda etken, şekerli gıda çok tüketmemde.........
"Ne zaman bitecek bu süreç?" sorusuda beynimde..... hepimiz gibi..... sıkça sormasamda sonumuz nereye gidiyor diyorum...o kadar çok "yapay zeka"dan ve digital ortama geçişden bahsediliyor kiii...biraz gözüm korkuyor bu terimlerden.
Evet belkide gelecek nesil bunlarla haşır neşir olacak...lakin benim neslim için daha erken gibi.....
Bu arada belki sizede fikir olur yaptığımız ve kızla beraber bizimde keyif aldığımız bir etkinliği paylaşayım.
Geniş bir leğende ılık su ve bebe şampuanını iyi karıştırıyorsunuz. Elinizle hızlı hızlı çırpıp köpük yapıyorsunuz. Sonra da o köpükleri koyu renk sulu boya ile boyuyorsunuz....

Basit ama keyifli bir etkinlik. :)
Serbest zamanlarımızda ve Merter ile oynadığı, etkinlik yaptığı zamanlarda da kitap okumalarıma devam ediyorum. Birde geceleri çok okuyorum. İŞte hep bundan sabah kalkamamalarım. Ama bu süreçte yapacak bir şey yok.
Biraz daha büyüdüğünde bize zaman daha çok kalacak diye düşünüyorum....

Kitaplarıma gelirsek;




                                                                    

                                                                                                                               "Göğü Delen Adam/ Erich Scheurmann"

Pdf olarak okudum kitabı. Uzun süredir merak ettiğim kitaplardandı. Biraz felsefi birazda yaşama dair bir kitaptı. Kitabı okurken aklıma "Aborjinler" kitabı geldi. Hemen hemen aslında hayata ve doğaya dair felsefeleri, bakış açıları ve yaşam biçimleri aynı.

Papalagi denince beyazlar ya da yabancılar anlaşılır. Ama sözcüğü sözcüğüne çevrilirse göğü delen anlamına gelir.
Samoa'ya misyoner bir yelkenliyle gelmişti. Yerliler bu beyaz yelkenliyi ufukta bir delik olarak gördüler, beyaz adamın içinden çıkıp kendilerine geldiği bir delik. O, göğü delip geçmişti.

Yüzyılımızın başlarında yayımlanan Göğü Delen Adam bugün artık yeşil bir klasiği olarak okunurken, başlığının kaynaklandığı şiirsel metafor, bir de düz anlam içermeye başlıyor; çünkü Papalagi sonunda göğü gerçekten delmeyi başardı, 'ozon deliğinin' içinden ne tür bir yelkenlinin çıkageleceğini ise zaman gösterecek.
Ahmet Güngören / Çerçeve
diye yazıyor arka kapağında. Altını çizdiğim çok cümlem oldu. BU tarz kitaplar okudukça anlıyorsunuz ki aslında çağımızda bulunan bir çok şey yeni değil aslında...
Ve bizden önce yaşayan insanlar, gruplar, ülkeler, kabileler de boş yaşamamışlar ve bugünümüze çok büyük ışık tutmuşlar. Bu kitapta da anlatılan en önemli detaylardan biri hem kendimize hem de doğaya, eşyaya saygı ve teşekkür... Altını çizdiğim cümlelerden biri de;
Az "şey"i olan kendine yoksul der ve üzülür.
Bizim gibi, döşeği ve yemek kabından başka bir şeyi olmayıp da, gözleri bizim gibi parıldayan, şarkı söyleyen tek bir Papalagi yoktur. Beyaz dünyanın kadınları, erkekleri bizim kulübemize gelseler yanıp yakılmaya başlarlar. Hemen ormana koşup odun toplarlar, kaplumbağa kabuğu, cam, tel, renkli taşlar, artık ne bulurlarsa sabahtan akşama dek ellerini kollarını oynatıp Samoa evini irili ufaklı "şey"lerle doldururlar.
Hepsi unufak olacak, ateşi gördü mü yanıp kül olacak, güçlü bir tropikal yağmurda eriyip gidecek ve her seferinde yeniden yapılması gerekecek "şey'lerle.

Bu kadar çok parayı ne yapacaksın?"
diye soracak olsan, "Bu dünyada giyinmekten, açlığını ve susuzluğunu bastırmaktan başka ne istersin?" desen, söyleyecek söz bulamaz, ya da "Daha çok para istiyorum, daha çok, daha çok," der. Böylece sen de, paranın onu hasta ettiğini, bütün duyularını ele geçirdiğini anlarsın.    

Diğer kitabımda;

"Şakayık/ Pearl S. Buck"


İlk yazarı "Çin Sarayında Bir Bakire" kitabını okumuştuk ve yayınevinin azizliğine uğramıştık. Hem çeviri kötü, hem kısaltılmış metin,hem bir sürü hata ile dolu kitaptı. Yalnız ben yazarın bir kitabı daha okuyup karar vermek istiyordum. Bir gün çarşıdan eve dönerken, bizim burdaki 2.el eşya dükkanın önünde kitaplarda vardır. Bir bakayım dedim ve Şakayık kitabına denk geldim yazarın. Hatta kararsız kaldım. Sonra da en kötü kütüphane veririm diyerekten aldım.
İyi ki de almışım. Çok güzel bir çeviri ve anlatımı vardı.
Yine Çin'de geçen bir konusu vardı. Evin halayıkı(Şakayık) ve evin sahipleri arasında geçen, yaşanana olaylar, olaylara bakış açısı, yorumlardan oluşan aşkda olan bir kitaptı.
Ev halkı Yahudi'dir. Evin oğlu David ile annesinin en yakın arkadaşının kızını beşik kertmesi yaparlar ve olaylar gelişir. Yalnız bazı yerlerde yazar bildiğiniz ters köşe yapıyor.
Aile içi iletişimin önemi ortaya çıkıyor. Bazen bizim düşündüğümüz şeyin karşı tarafa iyi gelmeyeceğini anlayamıyoruz. Onun için verdiğimiz kararın doğru olduğunu, kişinin yararına olduğunu düşünüyoruz.....
Ve sonuda çok çok iyiydi. Tabiki
sonunu YAZMIYACAĞIM 😁

Mart ayında okuduğum diğer kitabımda; 

                                                                                                                                Marilyn Monroe (Melankolik Sarışın) / Nilgün Taylan

Dün gece diğer kitabım bitince, şöyle ağır duygulara sürüklemeyecek bir kitap okumak istedim.
#marilynmonroe nin hayatının özeti bir kitap.
Bazı genlerimizin nasılda yakamızı bırakmadığına şahit oldum bu kitapta. Aileden gelen anksiyete geni, manik depresif bir hayata bakış.... Tek isteğinin muhteşem, ünlü bir aktrist olmak... Zor bir yaşamı olmuş ve çok erken ayrılmış bir kadın........
Ara kitap olarak okudum. Bilgiler kısa kısa anlatılmış.

Diğer kitabımda;
                                         "Nickel Çocukları/ Colson Whitehead"


yüreğimi dağladı..... Şöyle bir cümleyi not ettim ve aslında kitabın özeti gibiydi kendi adıma....
"Sıradan bir yaşam sürmenin basit hazzından bile mahrum bırakılmışlardı....." Aslında bu cümle özet gibi olmuş...."
Yaşanmış bir olaydan kurgu bir yer yaratarak yazmış #colsonwhitehead 👉🏿👉🏿 Bu ırkçılığı, bu beyaz insanın kendini üstün görme egosunu, her şeyi kendine hak zannetmesini bir türlü aklım, yüreğim almıyor.. Ki hala günümüzde de devam eden bir olgu.... O çocuklara yapılan eziyetleri okudukça içim parçalandı.... Vallahi de billahide insanlığımdan utanıyorum.........
Konusuna gelince "ısşah evi" adı altında kimsesi olmayan ya da olsa bile araya ı soranı olmayan çocukları toplayıp, ıslah ettikleri tabi bu kendi tabirleri.....
Velhasıl..... Okuyun derim.....

Diğer Kitabım;

"Günler Aylar Yıllar"

Bir Kutu Kitap ile geldi kitabım... Yine yüreğe dokunan, sizi düşündüren kitaplardan.
Günler Aylar Yıllar, hayatın zorlukları karşısında hep diri kalabilen bir umudun romanı.

Kuraklık, Balou Sıradağları’nda tüm yıkıcılığıyla baş göstermiştir. İnsanlar çareyi evlerini terk edip su ve yiyecek bulabilecekleri yerlere kaçmakta bulurken geride sadece ihtiyar ile kör köpeği kalır ve bu iki kader ortağı, birkaç damla su, bir avuç mısır tanesi, bir karış gölgelik peşinde dolanır durur. Günleri, geceleri en sert, en çetin koşullarla sınanır; zamanın ve mekânın izleri silinip iskeletleri daha da belirginleşirken önlerindeki yollar da gitgide çatallanır. Bu zorluklardan geriye kalan, olağanüstü bir varoluş inadıdır.


Bu sıralar okuduğum kitaplar hep yürek burkanlardandı.........

Böyle işte.... selam ederim arkadaşlar....

5.6.19

Mo Yan Ve Yaşar Kemal Kitapları...



 Selam.
#kitapgiybeti grubumuz ile #irimemelergenişkalçalar kitabını okuduk. İyi ki beraber okuduk arkadaşlarla yoksa bazı şeyler eksik kalabilirdi... Bir de  böyle sayfa sayısı fazla içeriği dolu dolu kitapları beraber okuyunca daha kolay oluyor.
✒ Yazarın ön sözünü okuduğunuzda bazı detayları açıklıyor. Özellikle bu kitabı "annelere" ithaf ediyor ve o dönem olanlardan etkilenen kadınların verdiği mücadeleden kendisin de etkilendiğini belirtiyor.
 İsmini özellikle " Mo Yan/ Sakın Konuşma "olarak alır yazar. Çok hoşuma gidiyor bu gelenekleri. Hepsinin şahıslarına özgü isim almaları...
Kitapta da bolcana farklı isimlere rastlıyoruz. Çinliler özelliklerine göre ad alıyorlar,  okuduğum başka kitaplarda da öyleydi.
☘ bu kitabı okurken o kadar içim dağlandı ki... Hele bazı sahneler,  yaşananlar,  çekilen acılar ve özellikle bir annenin ve evlatlarının yaşadıkları....fena çok fenaydı.
Tabi birde kitabı ismini veren Jintong var....meme düşkünü... Tabi bunun altında yatan başka sebepler de var. Özellikle anne-oğul ilişkisi çok önemli gelişim çağında.
✒Özellikle güçlü karakterlerle zayıf karakterlerin de bir nevi çatışması var  kitapta.
✒ En önemlisi de savaşın sonuçlarının getirisi..... Açlık,  yoksulluk, karın doyurma,  işsizlik,  tecavüz,  mecburen kendini satan kadınlar...daha ne anlatayım ki.....
☘ tabi her dönemde ve ülkede olduğu gibi " erkek çocuk doğurma " ve "soyunun devamı" gibi gelenekler.... Kadınların güzelliği olarak simgelenmiş ayak küçültme....
☘ ve son olarak diyeceğim o ki...okurken çocuğun meme takıntısına takılmayın... Evet büyük bir sorun ama daha önemli detaylar var kitapta..... Yer yer uzun uzun detaylar verilse de takıntısı hakkında aslında başka bir şey anlatmak istiyor yazar.....
Zaten araştırdığınızda da "meme takıntısı olan çocukların" henüz bebekken oral dönemden çıkamadıklarından kaynaklandığı da detaylardan biridir.

Tabi kitapta detaylar çok fazla anlatılmış. Günlük yaşam, savaşa hazırlıkları ki küçük bir kasabanın  yaşadıkları çok fazla betimleme ile anlatılmış.... sıkılmadan akıcı bir anlatımı var.

Aslında anlatılacak çok fazla detay var kitap ile ilgili ama okumayanlarınız varsa spoilerda vermek istemem.
Tek diyebileceğim sayfa sayısına aldanmayın, gözünüz korkmasın okuyun. :)

Diğer kitabım ise;

KUŞLAR DA GİTTİ/ YAŞAR KEMAL


Tabi Mo Yan'dan sonra ince bir kitap okumak gerekiyordu çünkü etkisi çabuk geçen bir kitap değildi.
Hoş bu kitapta iç burkan hikayeyle doluydu.
Özellikle 80'lerin İstanbul'u Dolapdere ve orada yaşam mücadelesi veren, göç eden ailelerin ve çocukların hikayesi idi. Novella Romanlardan biri idi. 79 sayfa kitap ama bitmiyordu bu sayfa sayısı ile anlatılanlar.

Vallahi bu ara içim dağlana dağlana bir hal oldu.
Yaşar Kemal okuyan sevenler bilir tarzını, özellikle cümleleri, vurguları, deyimleri ile öyle güzel anlatıyor ki duyguları....

Bu kitabı okurken kuşların mı kafeslerde yoksa insanlar mı kafeste sorarsınız kendinize...
Hele o çocukların kuşları yakalama serüvenleri ve üç kuruş ekmek parası için Taksime'e gidip satmaları ve yorumları nasıl da anlamlı....

Öyle işte.....

İyi bayramlar dilerim efenim... Selamlar.




31.10.18

Kanını Satan Adam Yu Hua kitabı....

Günaydın.
Sabah kızı okula bırakıp biraz blog sayfalarında dolaştım...
Hepimiz biraz boşlamışız buraları. Tabi bunda Instagram'ın verdiği kolaylık da var.

Dün Özlem'in(Macera Kitabım bloğu) ve sabah Nurşen Ablanın (Leylak Dalı bloğu) yazısını okuyunca; evet dedim kendime aynı rehavet bende de var.
Bir ara ne kadar düzenli yazıyordum. Sonra bir durgunluk geldi ....

Ama yılmak yok yazmaya, okumaya devam  😊

Sizinle geçtiğimiz ay bitirdiğim bu enfes, güzel mi güzel kitabı paylaşmak istiyorum..
Açıkcası Jaguar Yayınları henüz hiç yanıltmadı paylaşımlarında...

Az öz kitap var lakin hepsi de birbirinden iyi.

KANINI SATAN ADAM /YU HUA

Daha önce Yaşamak kitabını okumuş sevmiştim yazarı. Bu kitabı ile daha da sevdim.

📍 Konusuna gelirsek; babası vefat eden annesi de başka bir adama kaçan Xu Sanguan zor bir hayat yaşamıştır
🖋 Dedesi ve amcasının yanına gider. Yaş olarak daha ergenlik çağındadır.
Köyün de insanlar hem tarımla uğraşıyordur hem de zorda kalınca merkeze gidip kanlarını belirli bir miktar para karşılığı satarlar.
📍 O dönemin zorluklarını, Yaşam mücadelesini ve köy hayatını o kadar yalın  anlatıyor ki okurken sizde kendi çocukluğunuzda ki mahallenizde yaşanan komşulukları hatırlayacaksınız.
Yer yer güldüğüm  yer yer de içimin sızladığı cümleler oldu.

Hele yokluk zamanı ve devrimi anlattığı bölüm "of yaaaa yazık ama" dedirtti ....

🖋 Toplumlar gerçekten de kolay kurulmuyor  çekilen acılar bence hemen hemen aynı... Zaten Uzak Doğu ile benzerliklerimiz  çokca...

Kesinlikle okuyunuz efenim diyeceğim kitaplardan oldu....

Tanıtım yazısı şöyledir....


Zor bir hayata doğmuştur Xu Sanguan: Babası çocukken ölür, annesiyse başka bir adamla evlenip onu terk eder. Dedesi ve amcasının sahip çıkıp büyüttüğü Xu Sanguan artık şehirdeki ipek fabrikasında çalışan genç bir işçidir. Amcasını ziyaret ettiği bir gün, kan satmaya giden iki arkadaşının yardımıyla o da kanını satar. Eline geçen parayı sadece ailesi için harcaması gerektiğine inandığı için evlenmeye karar verir. Xu Yulan’la evlenir ve üç oğlu olur. Büyük oğlu Yile hakkındaki bir gerçeğin ortaya çıkmasıyla sarsılır. Kültür Devrimi, kıtlık yılları gibi zor ve toplumu altüst eden dönemlerde ne zaman başı sıkışsa bir kuyudan su çeker gibi damarlarından kan çektiren ve mücadeleden asla vazgeçmeyen Xu Sanguan’ın öyküsü, tüm bunların yanında yaşama dair birçok tuhaflığı da barındırır.
Kalbin tek bir atışıyla kanın tüm vücuda yayılması gibi, Yu Hua da basit fakat usta işi cümlelerle kurduğu bu olağanüstü öyküde, âdeta insan ruhunun ve yaşamın kılcal damarlarına ulaşır.
Daha önce Yaşamak adlı romanını yayımladığımız Yu Hua’nın en önemli eserlerinden Kanını Satan Adam’ı Erdem Kurtuldu Çince aslından çevirdi.

(Tanıtım Bülteninden) 

30.11.17

Yaşamak Yu Hua Ve Günce...


Bizim evde en çok uyuyan uykucu Bulut.🐈😊
Paso uyuyor, arada bir koridorda tur atıyor sonra geliyor hop yine uyuyor...
Sanki taş taşımış...
Lakinnnn sabahları ve okul dönüşleri Umay evde olduğunda üç dört tur spor yapmışlığı oluyor canım hakkını yemeyeyim.😂
Resmen kuytu köşelere kaçıyor, o kaçtıkça Umay'da "anne bak Bulut benimle oyun oynuyor" diye sevinerek dolaşıyor ortalıkta.
Sabahları muhakkak günaydın öpücüğü veriyor Bulut Bey'e. Bana da " anne sende öpsene" diyor ama ben henüz onun kadar derinden öpemiyorum. Zamanla ...

Şimdilik iyi gidiyor kedi ile yaşamımız, alıştık bayağı.

Pazartesi Kadıköy'e indim, kitap kulübü Aralık Ayı okuma kitabımızı almaya. Anladığım kadarı ile kitabın sessiz bir okur kitlesi var. Hangi kitapevine sorsam yok, baskıda da gözükmüyor diyorlar. Gelen tükeniyormuş.
Hangi kitap derseniz Müzik Uğruna kitabı.

Neyse efenim son bir tane kalmıştı İmge Kitapevi'nden aldım. İşlerimi halledip, bir çay içip kalktım.
Hiç eve girmeden kızı alayım derken bir buçuk saatlik erken gitmişim okula. Eve gir çık yapmak da zor geldi.
Okulun orada çok güzel, ufak bir cafe var. Orada oturdum kitabımı okudum.

Kitap Adı: Yaşamak
Yazar: Yu Hua
Çeviren: Bahar Kılıç
Editör: Suat Kemal Angı
Sayfa Sayısı: 210
Aynı zamanda burası çiçek peyzajı da yapıyorlar. Ev yapımı börek, kek de var... ::)
Bu kitabı çok görmüştüm İnsatgram'da ve abartıldığını düşünmüştüm. Bir kaç kitapta yanılınca, her zaman ki gibi iyi reklamı yapılan her kitap iyi olmuyor.

Yaşamak-Yu Hua ;
Kitap yazıldığı zaman Çin'de yasaklı kitaplardan olmuş.
"Yaşadığı yoğun keder ve zorluğun ardından, Fugui acı çekme tecrübesine içinden çıkılmaz bir şekilde bağlanıyor. Dolayısıyla onun kafasının içinde ‘dayanmak’, ‘metanet sergilemek’ gibi düşüncelere gerçekten yer yok; o sadece basitçe yaşamak için yaşıyor. Bu dünyada hayata bu kadar saygısı olan biriyle daha tanışmadım. Ölmek için çoğu insandan daha fazla nedene sahip olsa da, o yaşamaya devam ediyor.”
 Konusuna gelince; sıradan gbi olan ama kendini okutan, düşündüren bir kitap Yaşamak.
Fengui nüfuslu, toprak sahibi bir ailenin oğludur. Kumar ve genelevde parasını, herşeyini kaybeder.
Tüm sevdiklerini ölüm ile kaybeder.  Fugui'nin yaşadığı trajediler her insanın öyle kolay kolay altından kalkabileceği şeyler değil. Özellikle taptığı bir kalabalıktan büyük bir yalnızlığa acımasızca sürüklenmesi okurda bir kırılma, sitem, isyan beklentisi uyandırıyor. Ama Fugui tuhaf bir kadercilikle tüm bu beklentileri bertaraf ediyor. Kitap Çinin kültürel, politik, siyasal ve ekonomik yaşamınının vanalarını hafifçe açarak ilerliyor. Dolayısıyla her adımda hikâyeyenin üzerine yeni damlalar düşüyor. Olay örgüsünün toprağına da bunları emip usul usul tomurcuklandırmak kalıyor.

Abartıdan uzak bir dilin ürünü Yaşamak. Tüm bölümlerinde hissedilen sade yaşa, yalnız yaşa, olduğunu kabullen, dönüştüğüne saygı duy mesajları göz kamaştırmadan sunuluyor. Fugui'nin dediği gibi: "Sıradan bir hayat en iyisi. Onunla savaş, bununla mücadele et derken, sonunda hayatından oluyorsun.".

Eğer okumadıysanız bir şans verin kitaba ve bir solukta okuyun.

6.11.17

Bir Film Bir Kitap. The Best Offer ve Değişim.

 Hafta sonu çoook güzel bir film izledik. Film 2013 yılı yapımı ve adı Türkçe'ye En İyi Teklif olarak çevrilmiş.
 Romantik, gerilim tarzı bir film diye geçiyor ama biraz da psikolojik bir filmdi.
Az, öz detaylarla o kadar çok şey anlatmışlar ki.
Oyuncular ise en sevdiğim kişiler diyebilirim, hayranım oyunculuk kalitelerine...
Müzakere yönetici olan Virgil takıntılı biridir, hayatını da buna göre düzenlemiştir.
Ve en büyük koleksiyonu da "dönemin ünlü  ressamlarının kadın portreleridir."
 

 Aşk taklit edilebilir mi?.. Virgil’in kafasını kurcalayan bu soru, aslında filmin temel taşı neredeyse...
Fazla detay vermek istemiyorum çünkü bu filmi izleyin isterim...
finalin ertesinde kafalarda oluşan soru işaretlerini yanıtlama yoluna gitmektense ana karakteriyle seyircisini baş başa bırakıp onun çaresizliğini keşfetmemiz için hikayenin geri kalanını fazlalıklardan arındırmaya çalışması Tornatore’nin En İyi Teklif’te yaptığı iyi hareketlerden biri.


Kitaba gelirse de; Mo Yan/ Değişim
Aslında yazarın diğer kitaplarını okumayı çok istiyorum, henüz almadıysam da... Çünkü elimde çook kitap var, biraz eleyip öyle güzel bir kitap alışverişi yapmak istiyorum.
Nette biraz bakınırken yazarın; "Mo Yan, 2012 Nobel Edebiyat Ödülü’nü alırken Çin’de doğan ve Çin’de yaşamayı sürdüren ilk Çinli Nobel ödüllü yazar oldu." cümlesini okudum.
Bu kitabı otobiyografi tadında öykü kitabı.
Aralar da geriye ve ileriye dönüşler yaparak Çin'de yaşanan kültürel değişimi anlatıyor.
Aslında diğer kitaplarını okumadan bunu okumak iyi oldu. Artık neden ve nasıl yazdığını okurken daha iyi anlarım diye düşünüyorum.
Bu haftaya da yeni bir kitap ile başladım. Artık oda diğer yazıda
İyi haftalar.

20.2.17

Vakit Hazan Aslı E. Perker... Savaş Sanatı kitabına dair...


Şekerci Cafer Erol'un 1.katının penceresinden baktığınız da görüntü bu...
Sanıyorum hava soğuk olduğundan kalabalık fazla yok...
Çok severim pencere kenarlarını, dışarı bakınmayı...
O yüzden evimde de pencere kenarına koydum sallanan sandalyemi... kahvemi alıp kitabımı camdan yana okumayı seviyorum.

aslı e. perker vakit hazan
Bu kitap bizim Mart Ayı kitap kulübümüzün kitabı.
Yazarın okuduğum ilk kitabı ki devamı da gelecek çünkü çok sevdim anlatım dilini.
"Vakit Hazan / Aslı E. Perker" kitabı bir dönem kitabı. Handan'ın gözünden anlatılıyor... Osmanlı Paşasının kızı olan Handan hem dini bütün yaşayan hemde ülkesini, vatanını çok sevdiğinden amcası ile birlik olup; gizli görevlerde yer alıyor.
Aslında bir döenme göre çok cesur Handan. Okurken hem kızıyorsunuz Handan'a hem gülümseyerek okuyorsunuz, hem kederleniyorsunuz... bu kadar da olur mu? diyorsunuz ama oluyor valla hayatta da böyle şeyler.
Yazar kitabında ne Osmanlı'yı nede Cumhuriyet'i övüyor... tarafsız, yargısız yazmış. Bunu çok sevdim.
Handan'ın yaptığı seçimler, yaşam biçimi, yer yer eleştirisi, yargılamayan bir roman Vakit Hazan… Handan, babasını hep çok sever ve anlamaya çalışır. Babası, işgal kuvvetlerine kıyafet dikme işine girdiğinde de, Amerikalı bir kadını sevdiğinde de üzülür, vatana ihanet gibi hisseder ama silip atamaz.
Kendi duygularına gelince yaşadığı ikilemlere sinir oldum. Bazen konuştum bile okurken...
 Kitapta giyim kuşam da çokca yazılmış, anlatılmış...
Dönem kitaplarını seviyorsanız okuyun derim.


 Ara ara ince kitaplar okumak iyi oluyor.
Uzun zamandır bu kitabı görüyor ama almıyordum. Bu sefer çarşıya indiğimde aldım. Benim aldığım İŞBankası Kültür Yayınlarından çıkan kitap. Ama birçok yayınevi çevirisini yapmış
Benim tavsiyem İş Kültür Yayınları... çünkü çevirmen ve hocası...bu konuda uzun yıllar araştırma yapmışlar.
Kitap savaş sanatı hakkında strateji kitabı aslında. Ama bir çok ülke de Kişisel Gelişim kitabı olarak da okutuluyormuş.
 Kitabı okurken aklıma Cengiz Han geldi. Acaba kendisi bu kitabı okuyup uygulamış mıdır?
Çünkü verilen taktikler gayet başarılı.
Aslında kitap "savaş taktikleri" üzerine ama gerçek zaferin savaşılmadan kazanılanı olduğunu vurguluyor.
Kitabı derinlemesine incelediğiniz de yada düşündüğünüzde; kibrin, düşünmeden harekete geçmenin, öncelik hemen savaşmayı seçmenin, hemen saldırmanın vs...  sizi, orduyu hiçbir yere vardırmayacağına tersine baştan savaşı kaybedeceğinize dikkat çekiyor.
Oysa ki kitap 43 sayfa ama aslında daha fazlası...
Mutlaka okuyun derim.
birkaç alıntı ile yazımı bitireyim. İyi geceler...

1. Başkasını ve kendini bilirsen, yüz kere savaşsan tehlikeye düşmezsin; başkasını bilmeyip kendini bilirsen bir kazanır bir kaybedersin; ne kendini ne de başkasını bilmezsen, her savaşta tehlikedesin.

2. Mükemmellik her savaşta çarpışarak kazanmak değildir. En iyi strateji savaşmadan kazanmaktır.

3. Kurnazlık ve gizlilik denilen kutsal sanat! Senin sayende görünmez olmayı; senin sayende duyulmaz olmayı öğrenip, düşmanın kaderini elimizde tutuyoruz.

4. Zafer esnasında uyguladığım taktikleri herkes görebilir, ancak kimsenin göremediği, zafer yolunu açan stratejilerimdir.

7. İnsan doğası gereği zora düşmedikçe, yeteneklerini sonuna kadar kullanmaz.

9. Dövüş ustası olanlar öfkelenmezler, kazanma ustası olanlar korkmazlar, akıllılar dövüşmeden 
kazanır, cahiller kazanmak için dövüşürler.

10. Başarılı bir hareket başına vurulduğunda kuyruğu ile, kuyruğuna vurulduğunda başı ile, orta kısmına vurulduğunda hem başı, hem kuyruğu ile hareket eden hızlı bir yılan gibi olmalıdır.


not: https://onedio.com/haber/sun-tzu-nin-gercek-bir-lider-oldugunu-gosteren-10-onemli-soz-435805 sitesinden alınmıştır.

 

 

 

 

 

 

1.7.16

İpek Ongun Ve YIkanan Kadınlar Tie Ning...Kitapları yorumu..

yıkanan kadınlar tie ning

Uzun zamandır elimdeydi bu kitap...
Başlar da biraz durağan başladı ve "eyvah okuyamayacağım bu kitabı galiba" dedim kendime..
Araya başka bir kitap daha alıp okumaya devam ederken bir baktım kitap bir açıldı, bir güzelleşti...
Elimden bırakmak istemedim okurken...
Uzak Doğyu hem seviyor hem merak ediyorum o yüzden daha bir keyifle okuyorum Çin Edebiyatını...
Kendimize birazcık da olsa yakın buluyorum kültürlerini...

Kitapta birçok detayı bir arada bulabiliyorsunuz. Özellikle o dönemin siyasi, sosyal olaylarını da güzel aktarmış kitap.
Ve diyorsunuz ki "kadın "her yerde kadın ve daha fazla çile çeken, daha fazla mahalle baskısı gören taraf, varlık oluyor....

Konusuna gelince 2 farklı neslin gözünden hem o dönemi hem hayatlarında ki yaşananlara tanık oluyorsunuz.....
Tabi ana karakter Çio... kızkardeşi var ki ben en çok ona sinir oldum.....

Kitabın kapağında 1994 yılında Nobel Edebiyat Ödülü'nü kazanan Japon yazar Kenzaburo Oe'nin bu kitap için söylediği "Son on yılda çıkanlar arasından on edebi eser seçmem istenseydi, kesinlikle Yıkanan Kadınlar'ı aralarında sayardım" sözü yer alıyor. Oe'nin burada kast ettiği zaman dilimi 2000-2010 arası. Ben Yıkanan Kadınlar'ı beğendim. DR'ın kampanya döneminde ki standında denk gelmiştim, kararsız kalmıştım ama iyi ki almışım dedim. Çünkü başka bir bölümde hiç rastlamadım kitaba...
Filmide çekilmiş ama henüz bulamadım nette, araştırmaya devam. Bileniniz varsa benle paylaşırsa memnun olurum. :)

 
ipek ongun
 A101'de ara ara indirimli kitaplar oluyor ve öyle bilinmedik değil bilindik yazarların kitaplarını getiriyorlar....
Bu kitapda onlardan biri... Sanırım yaşım kaç olursa olsun hiç sıkılmadan ve düşünmeden alacağım, okuyacağım bir yazar benim için İpek Ongun...
Ara kitap olarak okuyorum okurken öyle içimi rahatlatıyor ki anlatamam....
Yine bu kitpata Yağmur Öğretmenin hayatından başlayarak hayata dair bir roman olmuş...
Daralan ruhuma iyi geldi diyebilirim.

Siz sever misiniz İpek Ongun'u?
Gerçi bir nesil "Yaş On Yedi" kitabı ile büyüdü ki hala en olma sırasını koruyor bende.... Kızıma da okutmayı düşündüğüm bir eri bu seri... Tabi okumak isterse...Teklif-öneri benden karar vermesi Umay'dan. :)