Amerikan Edebiyatı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Amerikan Edebiyatı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27.2.21

Biraz Günlük Biraz Kitap...

 Veeee son yazımdan beri değişen bir şey yok 😁

Hoş tek değişen okulların açılıp-açılmayacağı konusu. Biz karı koca istemiyoruz. Okul dilekçe istiyor " istiyorum-istemiyorum" diye. Sınıfımızın geneline baktığımız da istemeyen tek veliydik.😐

Çünkü yüzdük yüzdük buralara kadar geldik. Ve bu seneyi uzaktan eğitim ile tamamlamasından yanayım Umay'ın.

Kaybedecekse ki elbet sosyolleşme ve yaşıtları ile aynı ortamı paylşama, soluma, birlik beraberlik duygularının gelişimini kaçırdı her çocuk gibi. Lakin bu pandemi ve şu an en iyisi "uzaktan eğitim"

Odasına daha ileriki senelerde planladığımız değişikliklerden bazılarını yaptık. Çalışma masası ve sandelyesi aldık. Letgo'dan aldık. Son bir kaç senedir bazı eşyaları ikinci el almak daha mantıklı geliyor. Çünkü bir süre sonra daha doğrusu o an ihtiyacımızı karşılayan ama daha sonra artık elden çıkarmamız gereken eşyalarımızı, Umay'ın eşyalarını da satıyoruz ve neden bizde bu şekilde almayalım dedik.

Gayet temiz ürünlere denk geldik.

Örneğin kızın odası çok büyük değil o yüzden daha minimal düzeyde eşyalar almamız gerekiyor. Ama büyüdükçe odadan çıkartılacak ve eklenecek eşyalar olacak. Ortaokula gittiğin de daha kompak bir çalışma düzeni va aklımda. Şimdiden almak çok mantıksız.  Ama bir masa sandalyeye de ihtiyaç oldu bu süreçte. O yüzden bu şekilde alışveriş hem daha ekonomik hem de daha iyi oldu. Çünkü bende bir kaç sene sonra bunları satacağım. :))

Dizilerden de "Altered Carbon"     bitirdik.


 

Severim böyle dizileri lakin bir yandan da ürkütücü geliyor. Zati yapay zeka başlı başına ürkütücü.

Evet zaman o yönde ilerliyor, elbet iyi yönleri de var ama bir yerden sonra amacının dışında, kontrol merkezli kullanılacak olması hiç de hoş bir duygu değil...., Genel anlamda dizi ve oyuncular da iyiydi.

 


Bir de bu mini diziyi bitirmek üzereyim. "Alevlerin Ardından"     

Dizi gerçek olaylardan alıntılarak çekilmiş.1897 Parisi'nde yaşanan yıkıcı bir yangının ardından üç kadının hayatı ihanetler, aldatmacalar ve romantik çalkantılarla altüst olur. Gerçek olaylardan esinlenmiş bir dizi. 

 

 


#1nobel1klaisk  grubumuzun Şubat ayı kitabı #tomamcanınkulübesi idi.
1852 yılında yayınlandığında epey ses getirmiş. Tabi o dönemi düşünerek okumak gerekir. Sade bir anlatımı vardı yazarın. Özellikle son bölümde kitabı, kitapda anlatılan olayları, kişileri nasıl yazdığını anlatmış...
📍 Okurken yer yer çok üzüldüm.... Özellikle beyaz ırkın kendini hep üstün görmesi çok rahatsız edici bir tutum....
📍 Bana göre çok fazla da misyonerlik vardı kitapta. Din üzerinden ruh sağlıklarını iyi tutmak adına zenci ırkın ilahilere sarılması, iyi bir Hristiyan olmaya çalışmaları ve dayanmaları...
Tom Amca ve ailesinin yaşadıkları, iyi bir efendiye denk geldikleri için şükretmeleri, ama borç yüzünden efendisinin onu satmak zorunda kalması... O zaman işte sizde okuyucu olarak sorguluyorsunuz; iyilik böyle bir şey mi???
📌 İşte böyle...
Kitap Amerikan Klasiklerinden... Hatta kölelik kurumunun kaldırılmasında büyük rol aldığı yazmaktadır. Yazarı özellikle o dönemde bir kadın olarak cesurca bu durumu kitap olarak bastırmasi ve rol alması adına saygıyla selamlamak isterim....
📍 Tom Amca'nın Kulübesi (özgün tam adıyla Uncle Tom's Cabin; or, Life Among the Lowly),Amerikalı yazar Harriet Beecher Stowe'un kaleme aldığı kölelik karşıtı roman. 1852'de yayımlanan kitap, Will Kaufman'a göre "İç Savaş'ın temellerinin atılmasına katkı yapmıştı".Wikipedia
📌 Tom Amca'nın Kulübesi 19. yüzyılın en çok satan Romani ve İncil'den sonra en çok satan kitabıydı.Kitap, 1850'lerde kölelik karşıtı hareketi besleyen unsurlardan biri olarak kabul edildi.Yayımlandığı ilk yılda ABD'de 300.000, Büyük Britanya'da ise bir milyon adet satıldı. Basımından üç yıl sonra, 1855'te, dönemin en popüler romanı olarak anıldı. Kitaba atfedilen önem çok büyüktü. Öyle ki, bir anlatıya göre İç Savaş'ın başlangıcında Stowe ile bir araya gelen Abraham Lincoln "bu büyük savaşı başlatan, işte bu küçük hanımdır" demişti. Ancak 1896'ya kadar basılı kaynaklarda yer almayan bu söz uydurmadır. Lincoln'ün takdirinin bir anekdot olarak, edebiyat çalışmaları ve Stowe incelemelerinde bu kadar uzun süre yer bulmasının, çoğu entelektüeldeki, edebiyata bir sosyal değişim aracı rolü biçme isteğiyle açıklanabileceği tezi ortaya atılmıştır.

📌📌📌📌📌📌📌📌📌📌📌

Bir diğer kitabım pdf olarak okuduğum, Caner Taslaman'a ait " HAYRETTEN HAYRANLIĞA: AFORİZMALARIM"  idi.

Öncelikle kendisine, kitaplarını Pdf olarak da okumak için linkler hazırladıkları için teşekkür ederim.
TV'de bir ara çok görüyor ve ilgiyle takip ediyordum. Lakin verdiği örnekler ve anlatımları hep aynı olunca bıraktım :(
Bu kitabında da isminden de anlaşılacağı üzere, sözlerini, cümlelerini kısa kısa paylaşmışlar.
Aslında iyi de olmuş.

📌Ne ararsan ara, kendinde ara. İnsan ne ararsa aras?n d??arda, bulduğu yine kendisindedir. Bazen manasızca ve sebepsizce yaptığın  bir seyin karşılığını çok farklı  bir yerden alırsın...
Çünkü hayat dönüşümden ibarettir. Mucize gerçekleştiğinde şunu dersin, hayat alış veriştir bu kesin, ancak Tanrı ile alış veriş  olmaz. O sadece tanzim eder. Ancak, kendisine ait olanların karşılığını verir.
📍 Ancak, idrak edemeyene, laf değil, kelimeleri hap yapıp yuttursan, bir ömür faydası yoktur.
Nefse doymamışsa, zamanı gelmemişse hiçbir faydası
olmayacaktır. Kimi dünya ister kimi mevla. Toprak insanı, neyi dilediğini iyi bilir ve ne yapması  gerektiğini de.



#kinsun kitabından bir bölümü çok fazla görüyordum. Ve merak da etmiştim. Ruha iyi gelen cümleleri severim. Besler bizi....
Sonra Sevgili Nilüfer 'in paylaşımını görmüş ve yorumunu sormuştum. Ve kitabını gönderdi 🙏🏻😊Teşekkürler arkadaşım 🍀


📌Kapak tasarımı çok güzel, içinde ki özlü sözler de öyle.
📍 Lakin eğer benim gibi bir çok mistik, kişisel gelişim kitabını okuduysanız bu kitap bize, size gelmez. Çünkü bildik cümleler.
📍 Yok eğer yolun başındaysanız, ya da ruhunuz biraz daraldıysa "okuyun" derim. Çünkü içerik güzel.
📍 Sene 2006 #robinsharma fırtınası esiyordu ve bende her kitabını okumuştum 🙈 vallahi içime iyi geldi mi geldi....
Tabi bizim yazarlarımızdan #muminsekman kitapları da bu konuda çok iyi. Özellikle lise ve sonrası çocuklarımıza okutulmalı....
📍 📍Sakin ol. Geç kalmadın. Erken
de değil. Kaç yaşında olduğunun bir önemi yok... Kimlerden ileri ya da geri
olduğunun da...

Kaç yaşında hissettiğinin,
kendini nerede görmek istediğinin ve şu an nerede olduğunun farkında olman
mühim...

Yaşaman gerekeni yaşıyorsun
sadece. 

21.11.19

Toni Morrison, Tanrı Çocuğu Korusun


Okumayı çok istediğim yazarlardan biriydi "Toni Morrison"
Ve ilk olarak bu kitabı ile başladım okumaya.... 
"TANRI ÇOCUĞU KORUSUN"......
Kitap ismini çok sevdim. Okurken tabi içim kötü oldu. Anlatılanlar artık kanıksananlar...yeter be yeter diye bağırasım geldi.
Tabi kitaplarında ki ana temalarından biri anladığım kadarı ile ırkçılık, kadın, çocuk ve taciz...tabi diğer kitaplarını henüz okumadım.
Anlatım dili olarak sade lakin satır araları dolu bir kitaptı. Bu kitabında zenci kadın olmanın,  çocuk olmanın beyaz tarafından nasıl da hor görüldüğünü anlatmakta.  
Mesela şöyle bir anlaım vardı; otobüse bindiysek eğer bizden sonra bir beyaz bindiyse biz ayakta gitmek zorundayız....
İnanın okurken insanlığımdan utandım. Nasıl bir egodur bu sırf cilt rengi beyaz diye......😤
Tabi kitapta ailevi meseleler,  anne çocuk arasında bağ...anennin çocuğunu hayata hazırlarken takındğı tavır...

Demem o ki şiddetle yazarı tavsiye ederim. 


Biyografi.info'da kendisi hakkında şöyle yazmaktadır....

 Toni Morrison, çocukluğunda ve gençliğinde sıklıkla Jane Austen ve Lev Tolstoy kitapları okudu.
1957 yılında Washington'da Harold Morrison evlenip 1964 yılında boşandıktan sonra doğduğu yer olan Ohio’da Lorain ilçesine taşındı. Kısa süre sonra Toni Morrison, 1964 yılında New York'ta Random yayınevinde editörlük yapmaya başladı. 1985 yılına kadar aynı işi sürdürdü. Burada daha çok siyahların edebiyatından sorumlu oldu. Edebiyatla yakından ilgilendiği bu yıllarda bir yandan da İnsan Hakları Hareketi'nde aktif bir rol üstlendi.
Toni Morrison, başlıca uğraş alanı olarak sanat ve edebiyatta beyazların dikte ettiği değerlere bağlı olmayarak siyah edebiyatını ve estetiğini oluşturmayı seçti. Öğretmenlik yıllarında yazdığı kısa öyküleri bir kez daha gözden geçirerek üzerinde düzeltmeler yaρan Toni Morrison, böylece ilk romanı En Mavi Gözler'i oluşturdu. Bu roman annesinin sevgisini kazanabilmek için herşeyden önce mavi gözlere ve sarı saçlara sahip olmayı dileyen Pecola Breedlove adlı siyah kızın kaderini anlatmaktadır.

26.5.17

Toza Sor John Fante kitabına dair...

John Fante okumak istediğim bir yazardı. Kampanya dahilinde görünce alayım başlangıç olsun diye düşünmüştüm.
Geçtiğimiz hafta okudum. Tam bir yeraltı edebiyatı dedikleri türdendi. 
"Derken bir gün bir kitap çektim, açtım ve kalakaldım. Birkaç paragraf okudum. Sonra çöplükte altın bulmuş biri gibi kitabı masaya götürdüm. Cümleler sayfada yuvarlanıyordu, kayıyorlardı. Her cümlenin kendine özgü bir enerjisi vardı. Cümlelerin özü sayfaya bir biçim veriyordu; sayfaya oyulmuşlardı sanki. Duygusallıktan korkmayan birini bulmuştum sonunda. Mizah ve acı olağanüstü bir kolaylıkla iç içe geçmişti. O kitabın ilk sayfaları benim için çılgın ve büyük bir mucizeydi. Evet, Fante beni çok etkiledi. O kitapları okuduktan kısa bir süre sonra bir kadınla yaşamaya başlamıştım. Benden daha ayyaştı ve korkunç kavgalar ederdik. Bazen ona, “Bana orospu çocuğu deme! Bandini’yim ben, Arturo Bandini” diye bağırırdım. Fante benim Tanrı’mdı ve Tanrı’ların rahatsız edilmeyeceğini, kapılarının çalınmayacağını biliyordum. Ama “Angel’s Flight”ın neresinde oturduğunu tahmin etmeye çalışır, hala orada yaşadığını tahayyül etmeyi severdim. Hemen her gün ordan geçerdim. Camilla’nın tırmandığı pencere bu muydu? Lobi bu mu? Hiçbir zaman emin olamadım.”


Diye başlar Fante’nin en etkileyici eserlerinden Toza Sor’unun önsözü. Bu satırlar  Charles Bukowski’nin kaleminden dökülür.

Kitabın içinde, yazılarda hayata dair sıkılganlıklar, sitem ve devamlı eleştiri var ama bu biz okuyucuyu rahatsız edici türden değildi.
Hatta yer yer bakış açısını o kadar sevdim ki; he ya aynen böyle Artura Bandini derken buldum.
Aslında yazdıklarında haksız da değildir yazar...
Biraz da otobiyografik bir roman. Kendi hayatında sorunlar eksik olmamış...
Tanrım, artık bir ateist olduğum için beni bağışla, ama Nietzsche'yi okudun mu? Ne kitap..." 
der kitabın bir yerinde ve başlar oradan anlatmaya.... 

Yer yer umursamazlığı, hayatı ayklakça yaşamasını, aşkını içinde yaşamasına, yazar olma yolunda ilerlerken yaptığı hatalara bazende gurura kızarken buldum kendimi.

Toza Sor ve başka bir kitabı da filme alınmış ayrıca. İzleyeyim diyorum. Sizden izleyen biri  var mıdır acep?

Böyle işte bu yazarı okumadıysanız değişik anlatım dili olan ve bakış açısı ucundan isyankar olan yazarı tanıyın derim.

17.1.16

Ev Hali, Vahşetin Çağrısı Jack London

 Yine uzun bir ara vermişim yazmaya.Bu hafta  sakin, evde geçti sayılır. Zaten Umay ile zaman nasıl geçiyor bende anlamıyorum. Birde artık havalardan mıdır yoksa ruhumdan mıdır; daralmış vaziyetteyim. Birçok şeye zaman yetiremiyorum....
Kafam da bir sürü şey dolanıyor ama yaptıklarıma baktığınız da elle tutulur çok az şey var.
Tek tesellim ve huzurum kızım.
Bu aralar 2 yaş sendromu yaşıyoruz. Her şeye "anne ben yaaa" diyip el atmalar mı dersiniz, daha yaklaşmadan bakışırken bile çığlık atmalar mı dersiniz.... Anam ne çok yaş sendromları varmış çocukların da biz bilmiyormuşuz.  Hatta ara ara durup dururken gözlerimin içine bakıp ufak bir çığlık atıp sonra da gülüyor. Tabi bende çoğunlukla sessizce gözlerinin çine bakıp izliyorum. Eee tabi arada kızdığım, " bağırmana gerek yok Umay" dediğim durumlar da yok değil. Evet sabırlıyım ama insanım da aynı zamanda. :)
Yine bu aralar çekirdeğe sarmış durumdayım, oturuyoruz ana kız çekirdek çitlediyoruz. Umay'da ufaktan öğrendi çekirdek açmayı... çabuk öğreniyor inşallah ilerde de böyle devam eder.

Altta gördüğünüz kek, kurabiye kabını aslında ben kızım çoraplarını içine koysun ve dolaştırsın diye almıştım biliyor musunuz? :))))))) Öyle keyif alıyor ki bunları yaparken, gözlerinin içi gülüyor ve hep dediğim gibi; o mutluysa...ben de mutluyum.


Umay gel fotoğraf çekilelim dedim ve ortaya bu pozumuz çıktı. :)
Geçtiğimiz sene DR'dan E-Kitap almıştım. Onlar da birkaç kitap da ücretsiz yüklemişler. Onlardan biri de Jack London'ın kalemine ait olan Vahşetin Çağrısı.
Kesinlikle harika bir yazar, özellike bir köpeğin gözünden konuyu işlemesi, onlarında duyguları var demeyi farklı şekilde yazması ve okuyucu etkilemesi çok iyi. Ki Beyaz Diş kitabı da bir o kadar iyidir.
Sadakat, insan hırsı ve hayatta kalma mücadelesini aktarımını okuyorsunuz bu kitapta.

Kendi Gecesinde/İnci Aral kitabımın bitmesine çok az kaldı. Bu aralar çok sık okuyamıyorum. Bugün yarın biter ama.


İŞte böyle blog.

İyi geceler iyi pazarlar herkese.