Biyografi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Biyografi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

23.1.18

Ev Hali, İlber Ortaylı ve Nermin Yıldırım Kitapları....

Sabahları yedi buçuk sekiz gibi güne başlayan bir ponçik var evde😊
Bizim gibi gece oturanlar için biraz erken bir saat oluyor ama aslında en sağlıksını Umay yapıyor.
Akşam en geç dokuz gibi yatırınca ki çoğunlukla 8-8:30 gibi yatırdığımızdan ve deliksiz uyuduğundan sabah da epey bir dinç kalkmış oluyor.
Yalnız sorun şu ki bana göre sorun kalkar kalkmaz oyun oynamak istiyor. Biri bana desin; çocuklar bu kadar enerjiyi nereden buluyor? bana da getirin o enerjiden...
Kızım diyorum bi kendime geleyim bi dur...yooookkkk, piknik yapacakmışız. Fotoğrafda görünen piknik malzemelerinin yarısı devamı fotoğraf sonrasında. 😀😮

Babası uyanınca beni bırakıyor bu sefer onunla oynuyor, en büyük keyfi babası ile PlayStation oynamak.
Bende onlar oynarken biraz ev toplamaca sonrası ver elini kitap okuma. Elimde ki kitapları bir an önce bitirip yeni kitaplar için can atıyorum resmen. Çünkü evde bekleyen kitaplar neredeyse iki senelik. Bu sene kız kreşe başlayınca ve uyku saatleri düzene girince okuma saatlerim de arttı. Keyifliyim vallahi bu durumdan. Nasıl özlemişim oturup sakince kitap okumayı anlatamam.

Uzun zamandır aklımda olan Dokunmadan/Nermin Yıldırım kitabını okudum iki gün önce.

 Kitabın bazı sayfalarını atlayarak okudum ne yalan. Evet altı  çizilecek çok cümle vardı.
Nette şöyle bir bakındım, kitap hep yüksek puanlar almış. Benim okumak istediğim Unutma Dersleri idi ama fuarda bu kitap vardı bunu almıştım.
Konusuna gelirsek; Adalet kanser olduğunu ve fazla ömrü kalmadığını öğrenir. Hastane de tedavi görür. Görürken de aklına çocukluğundan başlayan hikayeler gelir. Kapıcı çocuğuna yaptığı kötülük takılır kafasına ve onu bulup özür dilemek ister. Tabi bu arada başka bir sürü şeyi de hatırlar, ev halleri, mahallesi, arkadaşlıkları.
Çok fazla süslü cümle var ve bazı anlatımlar o kadar çok içiçe farklı cümlerler anlatılmış ki aynı satırlar da.Hani" evet anladım daha fazla anlatmana gerek yok hissi" uyandı içimde.
Beni biraz yordu, ara da kaldığım bir kitap oldu.
Tanıtım bülteni şöyle;
Adalet, yirmi dokuz yaşında genç bir kadın. Hayata ve insanlara dokunmadan, ne mutlu ne mutsuz, öylesine yaşayıp gitmektedir. Ta ki doktoru, ölümcül bir hastalığa yakalandığını söyleyene dek... Hastalığı için kendini suçlayan Adalet, hayatını didik didik ederek, ilk günahını, masumiyetini kaybettiği ilk gerçek suçunu bulmaya çabalar. Bu uğurda çıktığı yolda kendiyle de, içinde yaşadığı ülkeyle de yeniden tanışacaktır. Dokunmadan, kahramanın hayatı sorguladığı, değişimi yaşadığı ve belki de aşka rastladığı sürükleyici bir yolculuğa davet ediyor okuru.

(Tanıtım Bülteninden)


Bir diğer kitabım da İlber Ortaylı'nın son kitabı Gazi Mustafa Kemal Atatürk oldu.
Daha önce Sinan Meydan anlatımı ile okumuş ve çok beğenmiştim. Bu kitap da çok iyiydi.
Sanki karşınızda İlber Hoca var size anlatıyor, okurken öyle hissediyorsunuz, konuştuğu gibi yazmış. :)
Ailesinden başlıyor ama anlatırken sizi tarih vererek boğmuyor. Daha çok gelişmelere yönelmiş, doğru bilinen yanlışları anlatmış ve ülkemizin nelerden geçtiğini, bu ülkeye ve Atam'ıza sahip çıkmamız gerektiğini aktarmış.
Düşününce  öyle değil mi?
Üzüldüğüm bir şey varsa oda hep bu konular açıldığın da Atatürk-Hz. MUhammed( S.A.V) karşılaştırılması.
Oysa ki ikisinin de bence gittikleri yol aynıydı. İnsanlığın özgür, kendi iradesi ile karar verdiği ve yaşadığı topraklar da özgür olması.
Sonuçta şöyle bir gerçek var ki ön görülü olmak herkese nasip olmaz. Hem öngörü hem liderlik vasıflarına sahip olmak büyük bir nimet. Ki Atatürk fazlası ile sahipmiş.
Bana biraz saçma geliyor kimse kusura bakmasın. Sevgili Peygamberimiz'in elbet gönlümde, aklımda yeri başka asla kıyaslama bile yapmam. Neden her seferinde kıyaslarlar anlamam da.

Atatürk'de öyle. Eğer bugün bu topraklar da bu şekilde yaşıyorsak Atam'a ve kendisine inanan, gazi, şehit olan atalarımıza borçluyuz.

Bu konu uzun. Sizi sıkmayayım.
Tanıtım yazısı şöyle;

“Tarihin akışını değiştiren, ona mührünü vuran veya büyük tehlikelere mâni olan liderlere her memlekette rastlamak mümkün değildir. Atatürk dünya tarihinin nadiren gördüğü bir dehadır. Birinci Dünya Savaşı'ndan sonra, hiçbir mağlup milletin direniş göstermediği zamanda siviller ve askerlerle dünyaya meydan okumuştur.”

-İLBER ORTAYLI-

Gazi Mustafa Kemal Atatürk kitabı, evvela imparatorluğu dirilten nesil olan 1880'liler kuşağı, Balkan coğrafyası ve Mustafa Kemal'in aile kökeni ile başlıyor.
Akabinde Atatürk’ün askeri eğitimi, Manastır yılları, Milliyetçilikler Dönemi, İttihat ve Terakki, II. Abdülhamid, Enver Paşa, Ziya Gökalp, Trablusgarb, Balkan Savaşları ve Sofya yıllarıyla devam ediyor.
Ordumuzun İtilaf devletleriyle sekiz cephede mücadele ettiği Birinci Dünya Savaşı, kutlu zaferlerimiz Çanakkale ve Kutü’l Amâre, Mondros, son padişah Vahideddin, bir milletin ve ülkenin ölüm fermanı olan Sevr…
Tüm detaylarıyla Milli Mücadele dönemi, 23 Nisan 1920 ve sonrasında muhalefete rağmen verilen Kurtuluş Savaşı, İnönü Muharebeleri, Lozan Konferansı, Büyük Taarruz ve Cumhuriyet’e giden yol...
Saltanat ve hilafet tartışmaları, Lozan, On İki Ada, mübadele, Osmanlı'dan kalan borçlar, Musul ve yakın tarihin en önemli meselesi olan inkılablar...
Son olarak kişisel özellikleriyle, dünyada, anılarda, hafızalarda kalan izleriyle modern Türkiye’nin kurucusu Atatürk...
İlber Ortaylı bu ilk biyografisinde yaşamının tüm yönleriyle büyük lider Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ü anlatıyor. Türk tarihçiliğine hiç unutulmayacak ve sürekli başvurulacak bir rehber kitap daha kazandırıyor...

(Tanıtım Bülteninden)

21.1.18

Güvercin Bekçileri, Ev Hali, Filmler....

Ve on beş tatil bizim evde de başladı. Ma aile evdeyiz. Biraz dinlenme biraz gezme planlarımız var, ne kadarı olur bilemem. Hava şartları da önemli.
Cuma günü Gelişim Raporunu aldığımızda karı koca pek bi mutluyduk. İLk kez kızımız karne alıyordu. Tabi Umay henüz bunların hiçbirinin farkında değil. 15 gün okula gitmeyeceğini söylediğimde bile yüzüme eblek eblek baktı, " yani" demek ister gibiydi😁

Dün akşam "Çavdar Tarlasında Asi Rebel İn The Rye"filmini izledik.
Özetine gelirsek;
Film, dünya edebiyatının baş yapıtlarından olan 'Çavdar Tarlasındaki Çocuklar" romanının yazarı J.D. Salinger'in hayatını konu ediyor. Yazarın hem kariyeri, hem gençlik yılları hem de kendisine ağır bir travma yaşatan İkinci Dünya Savaşı sırasında cephede verdiği mücadele anlatılıyor.


 J.D.Salinger'in yaşama bakışını filme ismini veren Çavdar Tarlasında Çocuklar'dan da anladığımız kadarı ile çok fazla realist bir yazar. Ve kişilik olarak da gelgitleri olan biriymiş.
Kalemi kuvvetli olduğu kesin ve kendi de farkında aslında bunun.
Biyografik filmler seviyorsanız bu filmi de seversiniz.

Bugün film kanallarında gezerken Bebek Bakımı filmine denk geldim. Televizyon filmlerinden, otururken sizi yormayan bir filmdi. Ara film olarak iyi geldi. Ara ara kızçemle oyun oynarken de izledim ve kaçırdığım bir yer olursa takılmadığım filmdi.
Çünkü filmi izlerken hiç bir detayını kaçırmak istemem. Örneğin illa ki en başından izlemeliyim eğer atladığım bir yer olursa başa aldırırım......
Napayım huy anacım. :)
Sanki o kaçırdığım detayda önemli bir şey vardı ve ben okuyamadım gibi bir his geliyor....

 "Yaklaşık iki bin yıl önce, dokuz yüz Musevi aylarca Romalı askerlere Masada'da karşı koydu. Eski tarihçi Josephus'a göre bu katliamdan iki kadın ve beş çocuk kurtuldu. Bu trajik ve etkileyici olaydan yola çıkan Hoffman'ın romanı; her biri Masada'ya farklı yollardan geçerek gelmiş dört olağanüstü cesur, becerikli, duygusal kadının muhteşem hikâyesini anlatır."   
Arka kapak yazısı böyle der. Bu kitabı Lale Abla önermişti. İnternette aldığım sitede de "stokta bir tane" yazısını görünce hemen aldım.
Artık basımı yapılmıyor sanırım. Aslında kitap tam bir tarihi roman.
Alice Hoffman'nın bire bir Masada'ya gidip orada ki Yahudi kökenli vatandaşlarla konuşup, hem anlatılanlardan hem de oranın ruhani etkisinden etkilendiğini, duydukları karşısında aklına bu romanı yazmak geldiğini belirten arka kapak yazısı mevcut kitapta.
Kudüs'ten sürülen Yahudi kökenli vatandaşların sürülmesi, yaşadıkları, çölde verilen yaşam mücadelesi biraz fantastik biraz kurgu ile birleştirilip roman halini almış. 
Yaşananlar içler acısı bence.......

Tek beni sıkan şey bazı detaylar o kadar uzatılmış ki birkaç sayfayı bulmuş ve tekrarlarda aynı şekilde... Bu da okurken ara ara daralmama sebep oldu. Onun dışında konusu itibari ile önemli detaylardı.
Bu kitapta bitti ve kaldırıldı.....

İyi pazarlar...
 



19.6.17

Gözüyle Kartal Avlayan Yazar Yaşar Kemal/ Zülfü Lİvaneli

Yaşar Kemal...
Zülfü Livaneli....
Kırk yıllık dostluklarını, sevgili koca çınarın vefatından sonra kendisine gelen yoğun istek üzerine bir kitap olarak toparlamış Zülfü Livaneli.

Düşünsenize hergün telefonlaşıp konuşuyorlarmış. Çoğunluk edebiyat üzerineymiş sohbetlerinin...

Tabi zamanında, ilk gençlik yıllarında ve ilk yazı hayatına başladığında birlikte çok şey yaşamışlar.
Aranmışlar, tutuklanmışlar, işkencelere tanık olmuşlar, yurtdışında sürgün hayatı bile paylaşmışlar....

Kitapta çok fazla altını çizdiğim cümlem oldu.

Daha önce okul yıllarında okumuştum kitaplarından  bazılarını ama aklımda hiçbiri yok.
Bence bazı kitaplar büyüyünce okumalı, okutulmalı.

Geçtiğimiz seneler de her Kadıköy'e indiğimde uğradığım YKY Yayınlarından bir iki kitabını aldım.
Daha alacaklarım çok. Özellikle İnce Memed serisini okumak istiyorum ama öyle hemen değil sindire sindire.
Aslında bu kitap bir ön okuma kitabı gibi olmuş.
Çünkü hayatına ve yazıma başlayışı ile ilgili harika bilgiler içeriyor. Yarı biyografi kitabı olarak düşünebilirsiniz.


Daha öncesi sokak çocukları ile gazeticilik döneminde yaptığı sohbetlerden oluşan kitabını okumuştum.
O kadar insani ki Yaşar Kemal.
Bence tam bir vatansever.
Okuduklarımdan bunu anlıyorum.
Ülkesinin, insanlarının, toplumunun birlik ve beraberlik içinde yaşamasını istiyor.

Hepimiz gibi.....

Bu kitapta en çok hümanist yönü ön planda..
Birde aldığı ödüller ve kendisinin mütevaziliği var kitapta...

Tabi dile kolay hayatı ciddiye alanlar, sadece kendini değil ülkesini, vatanını, komuşusunu düşünenlerin hep bir derdi oluyor yaşamla...
Bence bu iki önemli yazarın da öyle olmuş yaşamları..
O yüzden kitabı okurken bazen tebessüm ettim bazen de hüzünlendim.
Ama iyi ki sevgili dostu Z.Livaneli bize sohbetlerinin bilmemiz gerekeni kadarını aktarmış.
Ruhun şad olsun ışıklar içinde uyu Yaşar Kemal....
 






21.5.17

Sabahattin Ali Romanı Yeşil Mürekkep ...

Yani nasıl yazsam, nerden başlasam bilemedim.
Bu kitabı elinize aldığınız da iki güne bitirirsiniz, yazar o kadar akıcı bir dille yazmış.
Yalnız "Sabahattin Ali" nin eserlerini seviyorsanız çabuk bitiremiyorsunuz kitabı...

Yazarın ilk "Kuyucaklı Yusuf" eserini okumuştum ve tek kelime bakış açısına, anlatım dline ve olayları aktarışına hayran kaldım. Tabbi yıllar önce kısaltılmış şekillerde yada tam baskısı ile okuduğum çok klasik eser var ama bu yaşımda okuduğumda " okumuşum ama hiç böyle bakmamaştım" dediğim olduğundan  bazı eserleri tekrar okuyorum.

 Daha sonra da şu son yıllarda reklamı iyi yapılan ve sanki tek iyi eseri bu kitapmış gibi lanse esilen Kürk Mantolu Madonna kitabını okudum.

Tabi bu benim şahsi görüşüm ama Kuyucaklı Yusuf daha dokunaklı daha içli daha.... diye gider.
Elbet yayınevlerinin reklam politikası farklı biz okurlara göre..
Bazen gerçekten ama gerçekten de hiç de iyi olmayan bir kitabı bir numara gösterebiliyorlar... ah şu reklamlar...


Kitaba dönecek olursak;  yazarın gençlik yıllarından başlamış Osman Bey.
İlk Almanya'ya gidişi, eleştirisel yaklaşımı, çabuk aşık olabilen Sabahattin Ali'yi öyle güzel anlatmış.
Kesinlikle aydın ve entellektüel diyebileceğimiz biriymiş S.Ali. Tabi ister istemez ülkesini eleştirdikçe göze batmaya başlar.
Bu arada çevresinde, dostluklarında kimler yoktur ki... Aziz Nesin, Pertev Ailesi, Cimcöz Ailesi vs...

Okurken kendinize sormadan edemiyorsunuz sonu böyle mi olmalıydı...

Sonrasında yazı macerası, yazma tutkusu desek daha doğru olur. Geçim derdi sebebi ile öğretmenlik yapması, fakat düzeni eleştirmesi sebebi ile hapishanelerde geçirdiği süre.
Tabi Sabahattin Ali hapishane de bile mapus arkadaşlarını dinler ve Kuyucaklı Yusuf kitabını burda dinlediği gerçek öyküden esinlenerek yazar.
Sonrası bu eser yüzünden başı yine devlet ile derde girer...
Sonra evlenir ve baba olur. Ama ailesini geçindirmek için Ankara-İstanbul arası mekik dokur.

Eşinin yerine kendimi koyduğumda " aman Allah'ım dedim ben o kadar sabredebilir miydim bilmiyorum?" dedim.. çünkü o zamanın şartlarını düşünecek olursak, telefon yok, ulaşım zor, hem sabıkalısınız.

Eşi ve kızı da kendisi ile beraber çok çekmiş.. Sonrasında babasının büyüyüen bir kız çocuğu.. yaşamı...

Sonrasında pisi pisine öldürülmesi çok acı...
Oysa ki tek derdi ülkesini daha aydınlık yarınlarda görmek istmesi...

Gerçekten de yazar olmak aydın olmak çok zor... düşüncelerimizi özgürce; hakaret etmeden, karşımızda kini ezmeden söyleyememek çok kötü.

Oysa ki ülkelerin ilerlemesi, gelişmesi okuyan nesillere  ve snata, spora, tarihi kültürümüze sahip çıkmaya bağlı.

Evet şimdi Sabahattin Ali en iyi Edebiyat Yazarlarımızdan biri, kitapları çok satıyor... neye yarar ki.. gencecik yaşında, en üretken olduğu yaşta, ailesi ile geçireceği onca zaman varken öldürülüyor.....

Zor dostum zor deidm kitabın kapağını kapatınca...







5.4.16

Biten kitaplar, Karin Karakışlı, Paulo Coelho....Bakırköy Botanik Parkı....


Hoşgeldin "alerji".... birkaç gündür göz kaşınıtısı, burun akıntısı ve hapşuruk derken, burnum yine uçukladı ve bende "heh oldu işteee alerjim başladı" diyerek güne başladım....
Malum ilaç alamıyorum kızımı emzirmeye devam ettiğimden ki biraz daha emzirmeyi düşünüyorum; her ne kadar artık bırak kızın 2 yaş oldu deselerde bu keyifli süreci hemen bitirmeye niyetim yok :)
Gündüzleri azalttım ama emzirmeyi, daha çok uykuya giderken emiyor ve küt diye de uyuyor. Böyle böyle ona anlata anlata bırakırım diye düşünüyorum..
Sadece zor yanı bu mevsimler de nükseden alerjimi fena atlatıyor olmam. Geçen sene gözlerim fena olmuştu, devamlı batma hissi, kaşıntı ve kızarıklık yaşam kalitemi çok düşürmüştü. Gözlerimi açmak da zorlanıyordum ama tek olunca bide birçok şey bana bakınca zoraki açıyordum... 
Bu sene sanki biraz daha iyiyim. Henüz gözlerim kapanmadı ama burun akıntısı ve kaşınıtısı fena a dostlar...
Seneye artık ilaçlara devam...

Nisan ayı iyi bir başlangıç oldu bana, havaların ısınması ve güneşin içeri süzülmesi enerji olarak bedenime yansıdı. :)
Bende bu ara da kitaplarımı okuyarak enerjimi değerlendiriyorum. 
Can Kırıkları/ Karin Karakışlı kitabını sevgili Hayat İzlerim bloğunun yazarı Özlem'in birkaç kitaptan biri olan hediyesiydi. İlk defa okuyorum ve duyuyorum yazarı ama çok sevdim.
Sanırım benim de hep bir tarafımın hüzünlü olması bu kitabı sevmeme daha bir etken oldu. Çünkü dünyayla derdi olanın, buraya boş boş dolaşalım diye gelmediğimizin bilincinde olanların hep bir tarafı hüzünlü oluyor....
Sanırım kendi hayatından da alıntılar var bu öykü kitabında. Çok güzel cümleleri vardı, okurken yer yer durup düşündüm, ne güzel kelimelerle anlatmış bize olanları.
Bu öykü kitabında en çok Deprem yazısını ve Göç hikayelerini sevdim. Sevdim dediysem öyle eğlenceli değil, hep yaralı öyküleri yazarın...
Ama okurken sizi rahatsız etmiyor tersine içiniz de bir burukluk oluyor.... Bunlar da yaşandı diyorsunuz, hatta çevreniz de göç etmek zorunda kalanlar varsa yada depremi yaşayanlar; onların anlattıkları ve yaşadıkları geliyor aklınıza.
Diğer kitabım da biyografi kitabı olan "Bir Savaşçının Yaşamı Paulo Coelho/ Fernando Morais" kitabıydı.
Tam bir P.Coelho hayranıyımdır, türkçeye çevrilmiş her kitabını okumuşumdur. Özellikle Beşinci Dağ kitabından etkilendiğim, Simyacı kitabını tekrar tekrar okuduğum doğrudur. :)
Çünkü öyle güzel yaşanmışlıklarını aktarıyor ki yazar. Bu kitapta da gazeteci abimiz yazarımızın tüm gün yanında dolaşarak ve eski günlüklerinden, eşinden, dostundan yardım alarak tam bir anı-biyografi kitabı hazırlıyor.
Meğersem yazarımız fena zamanlardan geçmiş. En son huzuru içine dönerek bulunca da gelsin kitaplara konu olan detaylar...


Ve pazar günü harika bir organizasyon ile tüm arkadaşlar toplantık; Bakırköy Botanik Bahçe de kahvaltı yaptık, sonrası çay muhabbet...
Yer olarak eğer eviniz yakınsa muhakkak gidin buraya. Gölet mi dersiniz, çocuklar için ufak bir dinozor sergisi mi dersiniz, sonrasına efendim göl de yüzen kaplumbağalar, ördekler derken ufak bir botanik bahçe....
Kahvaltısı ve hizmet de iyiydi...
Tam bir kafa dinleme yeriydi...

Haftaya güzel başladık biz, elbet haberlerden ve tecavüze maruz kalan çocukların haberleri dışında..........

Sizden naber nasıl geçti haftasonu?

30.12.15

İskender Pala/ Bülbülün Kırk Şarkısı ve ev hallleri :)

Veee yeni bir yıla başlamaya günler kaldı. Kar yağacağmış diyorlar, ben uzun zamandır haber seyretmediğimden, duyduğumu yazıyorum. Ve evet yağsın bizde camdan izleyelim o doğanın mucizesini...

Bu sene bloğumda yıl sonu değerlendirmesi için yazmaya takatim yok. Gündüz Umay'la geçtiğinden , bu sattler de yazı yazmaya oturduğumdan herhalde..... İdare edin artık.
Ama diğer bloglardaki paylaşımları zevkle ve devamı notlar alarak okuyorum. Okunacak kitaplar listesi çoğaldı....
Geçtiğimiz hafta biraz yoğunda. Arkadaşımın oğlunun 1.yaş günü kutlaması vardı. Hava soğuk ve yağmurlu olduğundan kızı babası ile bırakıp ben tek gittim. Ne yalan söyleyeyim özlemişim gittiğim yerde oturup çayımı içmeyi... :)
 Artık ne güzel şeyler yapılıyor doğum günü kutlamalarında; gelenlere hediyeler, süslü süslü pastalar ve konsept belirleme... Herşey öyle güzeldi ki Nilgün'cüm tekrardan ailenizin bir tanesinin 1.yaş günü kutlu olsun.

Pazar günü de eşimin kuzenine kahvaltıya gittik, akşam üstüne kadar çay kahve muhabbetin belini kırdık.
Eee haftaya da başladık.... bu yılbaşı tüm aile bizim evde toplanıyoruz, yarın akşamdan itibaren bende bir hazırlık koşturmacası olacak. Bu gecden postu yazayım dedim. :)
 Bugün ki ev halimiz; çayımızı kahvemizi kzımızın elinden içtik :) hele hazırlarken sanki gerçekmiş gibi sesler çıkartmıyor mu? beni mest ediyor vallahi.
Çocuklar kesinlikle evin neşesi.
 E tabi akşamda olsa gece de olsa kahvesiz olmaz diyen bir tipimdir. Saat fark etmez, günde en az bir tane Türk Kahvesi içmeyelim.
 Bu kare de yine bugünden, sabah çayı içemediysem bende kız uyuduğunda içerim kardeeeşiiiimmm diye patlatayım olayı bende. Dinelenebildiğim, oturabildiğim saatler Umay uyuduğunda oluyor çünkü.....
Yeni bir kitaba başladım yılın son günlerinde. Yazarın ilk defa bir kiabını okuyorum ama nette biraz bakındım bir iki kitabı var. Detaylı yazıyı sonraki yazıda anlatırım dostlar.
Kitap adı Bir Derya Öyküsü Adalı/Funda Kalaycıoğlu'na ait tarihi bir roman diyeyim şimdilik.

Veee Bülbülün Kırk Şarkısı Hz. Muhammed/ İskender Pala kitabım bitti.
Daha önce Peygamger Efendimizin ( S.A.V.) hayatını Nezihe Araz'ın kaleminden okumuştum. Nezihe Hanım özellikle kitabını yazarken Peygamberimizin geçtiği yolları kendisi de yürüyerek geçirmiş ve kitabını yazmıştır.Daha detaylı anlatmıştı o kitapta. Şimdi baskısı var mı bilmiyorum? Ben ikinci el olarak almıştım hemde tesadüf eseri.. hoş tesadüf yoktur ama neyse konuyu dağıtmayayım...
Bu kitapta ise bazı şeyler bir kaç cümle ile geçmiş olsa da genel olarak çook beğendim kitabı. Zaten yazarın anlatım dilini, konuları hikayelendirmesini severek okuyorum.
Yazar bu kitabında da Doğumundan öncesi, doğumu, peygamberliği, Hicreti yaşadıklarını onu seven bir bülbülün ağzından aktarıyor.
Kitap ta sevdiğim bir teknikte oldukça edebi yazılan bu roman, tarihlere göre bölümlere ayrılmıştır. Her bir bölüm Sahabe'den bir kişiye atfedilir ve kişi anlatılır. Yer yer gözleriniz dolarak okuyacağınız kitap harika bir dille akıcı bir şekilde yazılmış.
Eğer Hz.Muhammed'in ( S.A.V.) hayatı le ilgili okumak için bir başlangış yapmak isterseniz kesinlikle bu kitapla başlayın. İsimleri veolayları hafızanızda tutmanız ve başka kitaplar okuduğunuz da idrakınız daha kolay olur, size yardımcı olur bu kitap.


İŞte böyle blog gece gece yazımı da yazdım, hadi bana müsade... uyuyayım diy mi sabah erkenden kalkan bir güzellik var evimiz de. :)
Herkese iyi geceler.






26.6.13

Isadora Duncan/ Dansın Tanrıçası



 Çok uzun zaman önce almıştık bu kitabı ama bir türlü başlayamamıştım. Hani hep diyoruz ya; bazı kitaplar kendileri seçiyor okunacak zamanı.
Bu kitap da öyle oldu.
Dönemine göre devrimci bir kadın diyebiliriz Isadora için. Ama yaşantısı çok acıklı bir o kadar da şaşaalı.
Fakir bir ailenin kızı, ve dansçı olmak istiyor. Ve ilk yalın ayak dans eden kadındır kendisi. Ama bildiğimiz dansçılardan olmak istemiyor. kendisine göre dans etmek için belirli kurallar olmamalı. Doğa ve beden ile uyumlu bir şekilde dans edilmeli. Özellikle  Yunan Tanrılarına hayran ve onlardan besleniyor.
Hayatına giren erkekler de hep ünlüler. Örneğin Singer ( dikiş makinelerinin veliahtı), Rusy'nın en önemli şairlerinden Sergey Yesenin.
Evlilik karşıtıdır kendisi ve hayatı boyunca evliliği redder. Taki kendisinden hayli küçük olan Sergey'i Rusya'dan çıkarmak için 44 yaşında evlenir. O dönem de eşi 26 yaşındadır. Olay olur tabi.
Birde trafik kazasında 2 çocuğunu kaybeder, depresyona girer.... İçkiye vurur kendini. Hayatı boyunca parasını idare edemez ve sürekli yokluk çeker.
Sonunda da intihar edecektir........

Okurken düşündüm de herhalde ünlü olmak zor... hele yaşantını idare etmek daha zor herhalde.
Birde güçlü bir kadınmış. Kafasına koyduğunu yapan, yüreğinin sesi dinleyip, yüreğinin sesiyle hareket eden bir kadın....


Derslerle dolu bir kitap. Everest Yayınları/ Unutulmayan Kadınlar serisi altında basılmış bir kitap.