Tarihi Roman etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Tarihi Roman etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2.4.23

Kasırga ve Kelebekler Zamanı..


Daha önce "Teke Şenliği"kitabını okumuş ve orada geçmişti "Mirabal Kardeşler"in öldürülmesi. Fakat çok az anlatılmıştı. Bu kitap ile tamamen kardeşlerin hikayesini okuyoruz.... Sonlara doğru resmen içime bir yumru oturdu.... 🥺




 📌🖇️Belki büyük şeylerin acısı ancak böyle çekilebiliyordur: Kırpık kırpık, çimdik çimdik, damla damla üzülerek.


🖇️📌 Teke Şenliği kitabında az biraz geçiyordu isimleri; Kelekler diye.... Bu kitapla, dört kızkardeşin hayatını, nasıl bir savaş verdiklerini okuduk.... 

Okurken hep kendime şunu sordum; sen olsan napardın?.. vebabim çoğunluk olarak: bir kızım var, sorumluluklarım var oldu... Çünkü bir döneme karşı çıkmak, yapilan adaletsizlihe, faili meçhul ölümlere karşı durmak bunun için savasmak zor.... Herkese göre değil bana göre....


📌🖇️ Kitaba gelirsek, yazarinda ailesi Dominik Cumhuriyeti'ndeki Trujillo diktatörlüğü döneminde Amerika'ya sığınmış bir aile. Ve bir gün yazarın kendisinden bir dergi için kısa bir yazı isyerler ve olayalr böyle başlar. Tekrardan Dominik Cumhuriyeti:ne gitmesi, kardeşlerden hayatta kalan biri ile görüşmesi, Mirabal kardeşlerinin çocukları ile karşılaşması, hikâyeyi dinleyip, bizlere anlatması ile kitap ortaya çıkıyor... Tabi okunanlar kolay değil.... Bir dönem ne kadar çok insan şimdiki dönem için mucadele vermişler...🙏🏻🥺 Çaresizliğin kol gezdiği bir dönem de resmen Umut olmuşlar kızlar..... Ve nelerden vazgecmisler. Nelere katlanmışlar...

Nette şöyle bir paylaşıma denk geldim...kitabın özeti gibiydi....

"Bu kitap bir haykırış, büyük bir direnişi anlatıyor. Dominik Cumhuriyeti’nde 1940’lı yılların sonunda duyulmaya başlanan bu çığlık, 1960 yılına kadar direnişini sürdürür. Bu çığlık, hepimizin çığlığı ve bu direniş bütün kadınların direnişidir. "



"Onlara bırakmak istediğim tek şey, bağımsızlıkları..."

Kitapta geçen bu söz çok etkilemişti okurken....

Bir anne babanın evlatları için dileği.... 

🌄🏞️ Açıkçası yazarın dili başlarda biraz karışık gelebiliyor. Çünkü çok şey anlatmak istiyor yazar....özellikle toprağını, halkının kendi topraklarında verdiği mücadeleyi, beyaz insana karşı verdiği mücadeleyi anlatiyir bir nevi... Okuduktan sonra aşağıda ki blgileei okumuştum nette... Aslında her şeyi özetliyor...

Ufak bir arkadaş grubumuz ile "muz Üçlemesi'ne başladık, iyi ki de başladık ✌🏻📖😏


Nobel ödüllü Guatemalalı yazar Miguel Angel Asturias, entelektüel üretimine, Orta ve Güney Amerika'daki dinleri, yerel inanışları, mitolojiyi, folklorik dansları vb. inceleyerek başlayan bir kültür araştırmacısı aynı zamanda. İlk edebî ürünlerini, bu akademik araştırmalarını edebiyat diliyle harmanlayarak veriyor ve bu alanda giderek ustalaşarak kıtanın ünlü “büyülü gerçekçilik” akımının da kurucularından biri oluyor.

Yerli kültürüyle harmanladığı yazınsal dilinin ve “büyülü gerçekçilik” akımının en önemli yapıtlarından biri.Kasırga, burada toplum çatışmalarının, halktan yana olan o esrarlı tabiat güçleri karşısındaki aczini ve küçüklüğünü anlatırken, bir yandan da yabancıya karşı çıkacak büyük bir Yerli direnişinin sembolü olarak kullanılıyor.”


30.1.19

GÜLÜN ADI UMBERTO ECO

Selam.

Geçen hafta çok güzel bir kitabı okuduk, yorumladık ve bitirdik. :)
Diyeceksiniz ki "bu çoğulda neyin nesi?"

Ayla ile konuşurken "beraber her ay bir kitap mı okusak acep?" diye sorduk birbirimize.
Sonra Ayla İnstagram'da çağrı yaptı ve belirli okuyucular ile kitabımızı her gün 70 sayfa olarak okuyup, belirlediğimiz saatte de DM'den yazıştık, sorduk, bilgilerimizi paylaştık.

Ve gerçekten de bazı kitapları beraber okumak, yorumlamak çok keyifli.
Örneğin "Gülün Adı" kitabı....

Uzun zamandır okumak istediğim kitaplardan idi. Lakin sayfa sayısının kalınlığı ve sakin kafa ile okumak istediğimden ertelediğim bir kitap idi.

Grup ile belirlediğimiz kitap olunca, kitabı almak farz oldu.

Gülün Adı/ Umberto Eco


Kitabın konusuna gelince; içinde yok yok. Biraz polisiye biraz tarihi gizem, şifalı otlar, entrika, rahipler arası ilişkiler, yasaklar, kapalı kapılar ardı yaşananlar.

Özellikle "din" "tanrı" adı altında nasıl umut tacirliği yapıldığını, sığınıldığını ve özellikle köylü, yoksul, cahil halkın kandırıldığını; kapalı kapılar ardında özelikle rahiplerin aralarında ki yaşananlar, yasaklanan kitaplar ve sonrası yangın......
Bir yüzyılın kül olup bitmesi......

Tabi kurgusuna baktığımız da yazar 1980'ler de yazdığı bu romanı cesurca yayınlamış...

Her devirde olduğu gibi o devirde de ve günümüzde de yoksul halk üzerinden yapılan din sömürgesine, işkencelere tanık oluyoruz.

Özellikle bilginin ve kütühanenin kapalı kalması, her rahibin giremediği, çoğu bilginin paylaşılmadığı bir yerdir.

1327 yılında Fransa'da ünlü bir kilise de işlenen cinayetlerle başlıyor hikaye ve bize sorguç William'ın yardımcısı Adso tarafından 7 gün süren zaman anlatılıyor.

Ve her gün okuduğumuz kısımları konuşma sonrası için daha akılda kalıcı oldu kendi adıma.
Tek okusaydım eminim atlatıdığım, gözden kaçırdığım yerler olacaktı.

Bir de az kalmıştı ki Latince öğreniyorduk.
Kitapda tek yoran kısımlar çok fazla isim var, latince cümleler ve notlar vardı. Onları aştıktan sonra kitap su gibi ilerliyor.



 




5.2.18

Biten Kitaplar; Zaman Makinesi Ve İki Devir İki Kadın...

Ocak ayı hızla başladı benim için. Bakalım şubat ayı okumalarım nasıl olacak.
Okudukça çok mutlu oluyorum. 👀😍
Şubat ayı kitap kulübümüzün kitabı idi" İki Devir İki Kadın/ Ülker Banguoğlu Bilgin"
Gerçek bir hayat hikayesi. Aslında yazar annesinin anılarını dinlerken ve kitaplaştırmak isterken bakmış ki ananesinin de hikayesi kitap olacak kadar kıymetli.
Bir döneme tanıklık ediyoruz aslında, içinde Atam var yaverleri, halk var hemde bir hayat var.  İyisi ile kötüsü ile ama en çok yaşanan zorluklar, bir kadının ayakta durmaya çalışması... takdire şayan bir kitaptı. Nasıl hayatlar varmış diyorum okurken ve keşke bende ailemin geçmiş geçmiş hikayesini bilebilseydim.
‘İki Devir İki Kadın’ı yazmak uzun süre düşündüğünüz bir şey miydi?
Süreci başlatan 2012 yılında, babamdan kalan evrakları derleyip onun biyografisini yazmam oldu. Onların çok değerli olduğunu düşünüyor ve kaybolmalarını istemiyorduk. Türkiye’nin yakın tarihine ve siyasi hayatına ışık tutan üç büyük kutu evrak vardı. Başta bunları derlemek için başka bir yazar arıyorduk. Ama içimde bunu yapabileceğime dair bir his vardı. Ben yazarsam babamın insan olarak da anlatılmış olacağını düşünüyordum. O kitap daha çok belgesel bir eser oldu. Sonra da annemi de anlatsam mı diye bir fikir geldi...
Kitapta hem kurgulanmış bölümler hem de gerçek olaylar var. Bu bilgiler size nasıl aktarıldı?
Annem, bilhassa hayatının son dönemlerinde eskiye ait çok şey anlattı. Ondan önce de geniş ailede dayımlar falan, ailenin özelliklerini bazı tanıklıklarla aktarırlardı. Ama bu kopuk kopuk anıları bir araya getirirken bir arka plan oluşturmam gerektiğini de hissettim. Araştırma yaptıkça onları ve yaşadıklarını daha iyi anlıyordum. Bir yapbozun parçaları gibi hepsi bir araya gelmeye başladı. Onların anlattıkları anlam kazanmaya başladı.
 Yukarıda ki alıntı yazarın Hürriyet gazetesine verdiği röportajdan.


Uzun zamandır rafda bekliyordu bu kitap. Alırken biraz bakmış ve dönemin neredeyse bir numaralı kitaplarından biri olarak adlandırılıyordu.
Zaman Makinesi- Wells 
Benim aldığım yayınevi Kırmızı Kedi yayınevi. Ama nette bakındığım da İthaki yayınlarının da var ve bu yayınevinin çevirileri de çok iyi.
Kırmızı Kedi Yayınevi çevirisi de iyiydi.
Okurken hep aklıma Geleceğe Dönüş filmi ve oradaki çılgın mucit geldi. :)
Çok da istemezdim ben zamanda çoook ileriye gitmeyi... Düşünsenize olacakları, yaşamın nasıl olduğunu biliyorsunuz. O zaman da yaşam amacınız azalır, hüsran fazlalaşır ve nasılsa böyle olacak demeler başlar...

Tabii hala insanlığın en büyük isteklerinden biridir herhalde zamanda yolculuk yapmak. Zaten yabancı dizilere baktığımız da hep gelecekte geçiyor....
Bu kitapta da aslında profesör  biraz da okuyucuyu muallakta bırakıyor. İster rüya de ister gerçek san diyor sonunda olanlara....
Benim gibi geç kalmayın bu dönemine göre çok iyi hayal gücü olan kitabı okumaya....


21.1.18

Güvercin Bekçileri, Ev Hali, Filmler....

Ve on beş tatil bizim evde de başladı. Ma aile evdeyiz. Biraz dinlenme biraz gezme planlarımız var, ne kadarı olur bilemem. Hava şartları da önemli.
Cuma günü Gelişim Raporunu aldığımızda karı koca pek bi mutluyduk. İLk kez kızımız karne alıyordu. Tabi Umay henüz bunların hiçbirinin farkında değil. 15 gün okula gitmeyeceğini söylediğimde bile yüzüme eblek eblek baktı, " yani" demek ister gibiydi😁

Dün akşam "Çavdar Tarlasında Asi Rebel İn The Rye"filmini izledik.
Özetine gelirsek;
Film, dünya edebiyatının baş yapıtlarından olan 'Çavdar Tarlasındaki Çocuklar" romanının yazarı J.D. Salinger'in hayatını konu ediyor. Yazarın hem kariyeri, hem gençlik yılları hem de kendisine ağır bir travma yaşatan İkinci Dünya Savaşı sırasında cephede verdiği mücadele anlatılıyor.


 J.D.Salinger'in yaşama bakışını filme ismini veren Çavdar Tarlasında Çocuklar'dan da anladığımız kadarı ile çok fazla realist bir yazar. Ve kişilik olarak da gelgitleri olan biriymiş.
Kalemi kuvvetli olduğu kesin ve kendi de farkında aslında bunun.
Biyografik filmler seviyorsanız bu filmi de seversiniz.

Bugün film kanallarında gezerken Bebek Bakımı filmine denk geldim. Televizyon filmlerinden, otururken sizi yormayan bir filmdi. Ara film olarak iyi geldi. Ara ara kızçemle oyun oynarken de izledim ve kaçırdığım bir yer olursa takılmadığım filmdi.
Çünkü filmi izlerken hiç bir detayını kaçırmak istemem. Örneğin illa ki en başından izlemeliyim eğer atladığım bir yer olursa başa aldırırım......
Napayım huy anacım. :)
Sanki o kaçırdığım detayda önemli bir şey vardı ve ben okuyamadım gibi bir his geliyor....

 "Yaklaşık iki bin yıl önce, dokuz yüz Musevi aylarca Romalı askerlere Masada'da karşı koydu. Eski tarihçi Josephus'a göre bu katliamdan iki kadın ve beş çocuk kurtuldu. Bu trajik ve etkileyici olaydan yola çıkan Hoffman'ın romanı; her biri Masada'ya farklı yollardan geçerek gelmiş dört olağanüstü cesur, becerikli, duygusal kadının muhteşem hikâyesini anlatır."   
Arka kapak yazısı böyle der. Bu kitabı Lale Abla önermişti. İnternette aldığım sitede de "stokta bir tane" yazısını görünce hemen aldım.
Artık basımı yapılmıyor sanırım. Aslında kitap tam bir tarihi roman.
Alice Hoffman'nın bire bir Masada'ya gidip orada ki Yahudi kökenli vatandaşlarla konuşup, hem anlatılanlardan hem de oranın ruhani etkisinden etkilendiğini, duydukları karşısında aklına bu romanı yazmak geldiğini belirten arka kapak yazısı mevcut kitapta.
Kudüs'ten sürülen Yahudi kökenli vatandaşların sürülmesi, yaşadıkları, çölde verilen yaşam mücadelesi biraz fantastik biraz kurgu ile birleştirilip roman halini almış. 
Yaşananlar içler acısı bence.......

Tek beni sıkan şey bazı detaylar o kadar uzatılmış ki birkaç sayfayı bulmuş ve tekrarlarda aynı şekilde... Bu da okurken ara ara daralmama sebep oldu. Onun dışında konusu itibari ile önemli detaylardı.
Bu kitapta bitti ve kaldırıldı.....

İyi pazarlar...
 



16.1.18

Ev Hali, AbumRabum İskender Pala Kitabı.

Bir haftayı da geri de bıraktık. Havaların bir açık bir kapalı olması ruh halimi de etkiliyor. Ara ara depresif olabiliyorum.
Hafta sonu Açık Öğretim sınavları vardı. bakalım bu sınavdan geçebilicem mi? Vallahi bir daha İşletme mişletme seçmem. Ben sözelciyim kardeşim desem de iş alanlarının aradığı şartlardan dolayı bu bölümü bitirmeye çalışıyorum. Uzuuun  bir ara vermiştim ve bu sene tekrar kaydımı yeniletme gafletinde bulundum. Hem iyi oldu hem sıkıcı benim için.😳😵
Bu hafta Toprak Cem bizde kaldı ve bizim kız da bir mutluydu anlatamam.Tabi bizdeeeee, halasının bir tanecik kuzusu bu yakışıklı.
Dün yattığımızda yatak öncesi biraz sohbet oluyor tabi. Daha çok iki kuzen arasında kikirdeşmeler, birbirlerine sataşmalar sonrası bana seslenmeler 😁
 Sonrasında Toprak Cem dedi ki;
Hala biliyor musun? Ben evimi çok özlüyorum ve eve giderken daha apartman kapısındayken de sizi özlüyorum....
Ah çocuk bilsen aynı duygular bizde de...
Bende ona " iyi ki varsın halacım ve bizde seni hep özlüyoruz, arada böyle kalmalar nasıl iyi geliyor...." dedim, öpüştük, koklaştık uyudular.

Şu İnstagram'da ki eklentilerle kendimizi şekilden şekle sokmakta arada iyi oluyor... :)

 Bu arada aslında bir kaç günde bitecek olan ama benden ötürü bitemeyen kitabım olan Bir Hz.İbrahim Romanı/ AbumRabum-İskender Pala kitabını dün bitirdim.

Bu sefer diğer kitaplarından biraz farklıydı bu kitabı, polisiye tarzında yazmış. Hatta biraz Dan Brown tarzı bile diyebiliriz. Ama rahatsız etmiyor sizi, hatta daha bir akıcılık sağlamış.
Tabi konusu günümüzde üç büyük dinin aradığı ve bulduğunda da OrtaDoğu'ya hakim olmak istemeleri yatıyor. Hz. İbrahim'in hazinesi...
Olayların geçtiği yerleri ve önemini öyle iyi anlatmış ki... inanın şimdi anlıyorum neden Mezopotamya önemli ve savaşlar neden, nasıl işliyor. Elbet roman bu kitap ama biraz da bilginiz varsa daha iyi oturuyor hafızanız da örgüler.
Arka kapak yazısı tnaıtımında şöyle yazıyor;

Karısı Saray, Avram’a çocuk verememişti. Saray’ın Hacer adında Mısırlı bir cariyesi vardı. Saray Avram’a, (…) “Lütfen cariyemle yat, belki bu yolla bir çocuk sahibi olabilirim” dedi. Avram Saray’ın sözünü dinledi. (…) Rabb’ın meleği (hamile kalan Hacer’e) (…) “Bir oğlun olacak,
adını İsmail koyacaksın. (…) Herkes ona karşı çıkacak, kardeşleri onunla hep çekişme içinde yaşayacak” dedi (Tevrat, Tekvin, Bâb 16).
İbrahim’in biri köle, biri de özgür kadından iki oğlu vardır. (…)
Bu kadınlar iki antlaşmayı simgelemektedir. Biri Sina Dağı’ndandır, köle olacak çocuklar doğurur; bu Hacer’dir. Oysa göksel Yeruşelim özgürdür, annemiz odur.(…) İşte böyle kardeşler, bizler cariyenin değil, özgür kadının (Sara’nın) çocuklarıyız (İncil, Galatyalılar 4/21-31).

Dünyanın en eski medeniyetlerine ev sahipliği yapan Ortadoğu… İnsanlığın beşiği ve Hz. İbrahim’in ayak izlerini taşıyan yurtlar… Ve Müslümanlar üzerinden süregiden savaşlar… Bir bakıma
Hz. İbrahim’in mirası peşindeki evlatlarının amansız mücadelesi…
Ortadoğu’da yalnızca fikirler, inanışlar, canlar değil, tarih de bir katliamın pençesinde. Artık hakikati görenler, Irak ve Suriye’de birinin kanı toprağa akarken uzaklarda kanı bitlenen birilerini, burada bir kurşun namludan fırladığında meçhul ülkelerde kabaran cüzdanları, burada annelerin ağıtları gözyaşlarına karışırken bir yerlere gizlice kaçırılan tarihi mirası fark edebiliyorlar. Oynanan oyuna insanlığın geçmişiyle hesaplaşması deniyor ama hakikatte geleceğini belirleme potansiyeline sahip.
Elinizdeki kitabı yalnızca Roma, Kudüs ve İstanbul ekseninde
bir casusluk romanı olarak değil, aynı zamanda
Mezopotamya’nın sosyal, siyasi ve sanatsal tarihi gibi de okuyacaksınız. İskender Pala’nın her zamanki yetkin
kaleminden nefes nefese bir polisiye...

(Tanıtım Bülteninden)

Seveni de var sevmeyeni de.... Kitaplarını severek okuyanlardanım, bu kitabını da severek ve ilgi ile okudum. 

12.9.17

Tarık Tufan, Hıfzı Topuz, Aeden...


 Geçtiğimiz haftalar da konuşmasına denk geldiğim ve kitabını da imzalattığım Tarık Tufan kitabından bahsetmek isterim.
Daha önce yazmışımıdır belki burdan ama tekrar yazmak istiyorum; toplumsal sorunlara da değinen bir yazar. ( tabi İnsatgram'da da bahsetmiş olabilirim bazen burdan çok orada paylaşıyorum kitap yorumlarımı)

Bir Adam Girdi Şehre Koşarak kitabında da yine o sizi hüzne boğan, üzen cümleleri var.
Zaten duyarlı olanlar için değil ama düşünemeyenler için belki bir pencere açar cümleleri diye düşünüyorum...
 Yazar her şey hızla akarken, yavaş gidenleri, yorulanları, rekabete güç yetiremeyenleri ve onların mekanlarını anlatıyor.
Bir nefeste okunan kitaplar listesinde yer almaktadır.

Televizyonda da severek takip ediyordum ve okuduğum ilk kitabı ile de beni yanıltmadı.





Sahafta karşıma çıktı Hıfzı Topuz Devrim Yılları kitabı...

Kitap bir dönem kitabı... İçinde kimler yok ki.
En önemlisi bana göre; okurken bu ülkenin Cumhuriyet'i, Demokrasi'si kolay kurulmadı. Kimler canını feda etti gerekirse...
Ki kitap klasik tarih kitapları gibi değil. Bilenler biliyordur yazarın anlatım dilini.... Özellikle bir kez daha Atam'a hayran kaldım. Nasıl bir vatan sevgisidir bu böyle.

Sevgili Mustafa Kemal Atatürk ve kendisi ile birlikte bu ülke için kanlarını hiç düşünmeden akıtan şehitlerimizin ruhlar tekrardan Şad olsun... Huzur ile uyusunlar...

Kitap  Cumhuriyet'in kuruluşuna, evrim yıllarına tanıklık eden Samim Rıza( gazeteci) ile Fransız Sosyalist Gazeteci kadın ile aralarında geçen aşkı, sülkeye dair analizleri ve diğer kişilerle olan yazıları anlatıyor.
Ayrıca fotoğraflarında  olması kitabı daha bir özelleştiriyor. Hiç yazarı okumadıysanız lütfen not edin ve okuyun.




Daha önce Kobo yüklediğimi ve bazı kitapları E-Kitap olarak aldığımız sizinle de paylaşmıştım.
Aeden Bir Dünya Hikayesi kitabını da E-Kitap olarak almıştım indirimden.
Daha önce nette yazarın söyleşisini dinledim. Güzel konuşuyor ve anlatıyor. Herşeyden öncce hayatı farkında ve ciddi yaşıyor bu çok belli konuşmasından.

Belki kendiminde farkında yaşamamdan ötürü seviyorum böyle karakterleri.

Kitaba gelirsek efenim sanırım tek beğenmeyen benim gibi hissettim nette bakarken...
Konusu ve bakış açısı gerçekten de çok güzel. Altını çizdiğim çok iyi cümleler de vardı... O kadar...

🖋 "Çi'den gel, Çi'ye dön.Potansiyeline doğ, kaderinin efendisi ol. Olmaktan, doğmaktan, dönüşmekten yoksunma."
🖋"çıkarları için fırsat oluşturmaya çalışanlar sonunda mutlaka hırpalanırlardı!"
🖋 "İnsan sevdiği birine duyduyu öfkeyi nefrete çevirmeye çalıştığında, altında ezileceği bir yük alırdı sanki sırtına."
🖋Deneyim, bilginin bedende aldığı hal, ryhta bıraktığı izdi.
🖋 Neyi, nasıl merak ettiğine dikkat et. Evren, merakla harekete geçer, düşünceyle genişler, korkuyla küçülür, analizle büyür, yargıyla son bulabilir. Merak ettiğin her şey senin kim olacağına yön verir."

Aslında kitap bana biraz Tanrılar Okulu'nu anımsattı. Fantastik ve kurgusu iyi bu kitabın ama uzatmalar çok fazla ve dili akıcı değil.
O yüzden yarım bıraktım. Belkide sıkılmamda zamanında çok fazla Kişisel Gelişim kitabı okumam ve artık hayatımı farkında yaşıyor olmam.

Çünkü yazarın amacı insanları farkındalığa yöneltmek doğa ile, kendimiz ile uyumla yaşamımızı öğretmek...

Velhasıl uzun lafı kısası tercih size kalmış....



9.8.17

Temmuz Ayı Okuduklarım...Ev Hali...

Aslında tatil ile ilgili yazmak istediğim çok şey var ama döndüğümden beri çok az oturabiliyorum bilgisayar başına.
Bi yoğunluğumuz vardı. Anca ara ara yazabiliyorum.
 Daha önceki yazımda bahsetmiştim evin badana boya olacağından.
Döndüğümüz de bizi bekleyen bir yerleştirme, silme süpürme işi vardı. Tatildeyken camları, kapıları, koltukları sildirdim. Ki döndüğümde daha az iş kalsın bana.
En zoru yerleştirme kısmıydı benim için.
Kullanmadığımız giysi, obje, mutfak eşyasını tek tek elimden geçirip Sevgi Mağazası ile paylaştım.
Sonuçta bir şeyi bir iki yıldır kullanmıyorsam demek ki artık evden çıkartmanın zamanı gelmiştir.
Tabi böyle olunca toparlanmak zaman aldı. Birde çocuk olunca biraz daha yavaş yol aldık.
Tabi bütün yorgunluğa değdi.
Renk olarak Yeni Çağıl olsun dedik, daha önce ki renk koyu idi. Bu sefer aydınlık, ferah olsun istedik. Ve oldu da.
İyi günler de kullanalım :))))👪

 Tabi bu arada sizinle Temmuz ayında tatilde de olsam okuduğum kitapları paylaşmak isterim.
Geceleri okumalara devam ettim. Hem ruhuma hem kafama iyi geldi. Yoksa çok zor uykuya dalıyordum.................

1-  Muhtelif Evhamlar Kitabı/ Ömür İklim Demir

   Bu kitabı Lale Abla ( laleninbahcesi bloğu) önermişti. Kadıköy'e indiğimde almış yine okunacaklar arasında bekliyordu. Hem ince bir kitap olması sebebi ile de bekletiyor ve tatilde okurum diyordum. Yanıma aldım ve okudum.
Aman Allah'ım... nasıl bir kalemi kuvvetli bir yazarmış.
Bu kitabı ile ödül almış. Konusuna gelince şehir hayatı, tesadüfler, içimizde yaşadığımız acı-tatlı duygular vs.. her bir öykü bir yerinden birbirine bağlanıyor lokomotif gibi.
Yazar öykülerinde günlük hayatın içinde yaşadığımız evhamlardan yola çıkmış....

Kitap biti kapağını kapattım ama beynimde daha bitmemişti öyküler, kelimeler...
Okuyun diyeceğim kitaplardan oldu benim için....👍

2-Karanlıktan Sonra Haruki Murakami

Yine yazarın bizi duygularla ters yüz eden kitaplarından biri.
Çok seviyorum bu yazarın kalemini.
O kadar doğal geliyor ki anlatım tarzı sanki karşımda anlatıyormuş, fonda da sevdiği müzikler çalıyor...
Bu kitabında da daha çok aile içi çalkantılara, birbirimiz aslında ne kadar az dinlediğimize, gözlemlediğimize ve mış gibi yaşadığımıza dikkat çekiyor.

Yine beğenerek okudum yazarı.







3- Unutkan Ayna-Gürsel Korat

En başta demek isterim ki lütfen bu kitabı alın ve okuyun.....

O kadar kalemi kuvvetli, kelimeleri, cümleleri dokunaklı ve sizi hüsrana uğratmıyor ki...

Konusuna gelince; 1915 1.Dünya Savaşı, Nevşehir'de gerçekleşen Ermeni Tehciri, değiş tokuş edilen, yurtlarından edilen insanlar.

Bu kitapta diğer bir güzel yan ise size aslında birşeyleri, siyasi olayları dayatmıyor.

Tamamen insani duygulardan, yaşananlardan bahsediyor. Ölüm, öldürülme korkusundan, bu topraklarda atalarından beri yaşadığın halde nasıl yabancılaştırıldığından bahsediyor. Ve her iki tarafıda anlatılıyor ötekileştirme yapmadan....

Kendi sitesinde şöyle yazmış kitabı için; http://gurselkorat.blogspot.com.tr/2016/04/unutkan-ayna.html

Geciktiren aynalardan Borges söz etmişti. Ben unutkan aynalardan söz edeceğim.
Öyle bir unutuş ki, her şey gözümüzün önüne gelecek. Ben öyle yapacağım öykümü.
Gerçi "yaptım" demem daha doğru artık.
Önce sözleri yazdım, yazdığım sözleri söyledim, sonra bir daha yazdım. Zaman geçti, yazdıklarımı beğenmedim, yeniden yazdım. Düşündüm, bir daha yazdım. Bunun bir sonu olduğunu bilsem daha da yazardım.
Metni tamamladığımda şunu anladım: Büyüklerimden öğrendiğim dili içimde döndüre döndüre yazıyorum ben. Bir de dinlediğim öyküleri kılcal damarlarına kadar ayırıyorum. Annemin anlattığı şeyleri görsem bu kadar derinden anlatamazdım.
Görmediklerimi, bildiğim yerlerde yazdım. 
Hindistan'da üç yıl esir kampında tutulan, savaş gazisi dedemin lakabı "Delisolak"tır. Onun solak torunu olarak yazdım. Yozgatlı akrabalarımdan, eşden dosttan dinlediklerimi düşündüm, Çandır'ın kuzeyindeki İğdeli'de gördüğüm okul binasının önünde bunları anımsadım, sonra satırla adam kesilen kanlı pınarların başında, söğütlerin dibinde oturdum, öyle yazdım. Develi'de dağları aşarak, Felahiye'de ırmak sularına bakıp coşarak, Erkilet'te Erciyes'e bakıp şaşarak yazdım.
Nefes nefese koştum yazdıklarımın peşinden. Anlattıklarımın hepsinin acısını çektim, sevincini kendimden ekledim.
Unutkan Ayna'yı eline alanlar da anlatıcının yaptığı gibi koşup duracaklar; onları ne etkiler bilinmez ama dilerim atın boyunduğuna astığım fener gözlerini kamaştırır.
Geciktiren aynalar birbirini izleyen, eş zamanlı hareket edemeyen görüntüleri aklımıza getirdiği için çok heyecan vericiydi. Unutkan aynalar, bir görüntünün kaynağından çok uzaklarda ve çok sonraki zamanlarda belirmesi anlamına geldiği için heyecan verir mi bilmem ama benim zaman konusunda söylediğim sözün sırlanmış halidir.
Bu romanımda zamanın aklımı kurcalama biçiminin ne olduğunu, bir soran olursa, böyle açıklayabilirim.



17.12.16

Ruh Halim, Dr.Strange ve biten kitaplar, filmler...

İyi miyim?
Ne evet ne hayır....
Kalabalıklarda bile içimden konuştuğumu fark ediyorum...
Perşembe günü sinema bileti almaya gittim Akasya AVM'ye... kızıda babanesine bıraktım hava çok soğuktu çünkü...
Hadi dedim gitmişken dolaş biraz Gülşah...
Dolaştım mı? Evet!
Ama hep gözlerim dolu dolu gezindim... bir garip oldum, sanki gülmemeliyim, dolaşmamlıyım gibi hissediyorum.. sonra da diyorum ki; hissettiklerin gayet normal Gülşah..acını yaşa.. ama hayatı bırakma, bir evladın var ve sana o kadar ihtiyacı var ki..
Ki benim ihtiyacım şu sıralar daha fazla ona...
Dokunuşları, öpmesi ilaç gibi geliyor resmen... BAzen yüzüme bakıyor ve eğer gözlerim dolmuşsa ve beni o şekilde yakalamışsa; hemen kucağıma çıkıyor sarılıyor ve başlıyor o da ağlamaya, yada soruyor "anne üzüldün mü?" diye....
O zamanlar işte bir güç geliyor içime anlatamam size...
Hayat anlam kazanıyor ...
Ah blog ah.... içimde ki sızı öyle büyük ki... hep birşeylerle doldurmaya çalışıyorum......
........
.................
evde sinema kanallarında ki filmleri hiç izlemediğim kadar izliyorum mesela...
bir nebze kendimden bir parça bulmaya çalışıyorum ve bulursam nasıl iyi hissediyorum anlatamam...

&&&&&&&&&&&&&&&                                     &&&&&&&&&&&&&&&&&

 İzlemek istediğim filmlerden biriydi Dr. Strange... 
Oyuncuyu çok severek takip ediyorum. Özellikle mimiklerini kullanmasını çok iyi biliyor. Bu konuda birde Johnny Depp hayranıyıım.
 O ses tonu, mimikler ve rollerini iyi yapmaları... çok etkileyici.
Film de mistik öğeler ön planda tabi.. Birde benim ruh halimi düşünürseniz çok iyi geldi.
Fakat film gerçketen de iyiydi. izleyin diyeceğim filmlerden oldu.
Mistik Dünya'nın kapılarının nasıl açıldığı, paralel evrenden bahsedişleri ve beynimizin istersek bedenimize neler yapabileceğini anlatan iyi filmlerden....

Özellikle bu kadının filmdeki rolü ve vurguları çok iyiydi...
Bu Da Geçecek/ Milena Busquets
  Bu kitabı da arka kapak yazısını okumuş ve almıştım. O zaman canım annem vardı....
Şimdi dedim ya ruhum hep kendine göre bişeyler arıyor...
Bu kitaba başladım. İyi geldi mi evet. Özellikle anne kız ilişkileri, kızın yaşadıkları ve annesinin ölümünden sonra hayata tutunmaya çalışırken yaşadıkları... yer yer bana uymayan şeyler de olsa genel olarak sevdim kitabı...

 Kanalları gezinirken denk geldiğimiz ve Umay ile de izlediğimiz bir film. Ailece izleyin ve gülün... Bir babanın işsiz kalması sonucu arkadaşları ile evde kreş açmaları ve yaşadıkları olaylar... :)

 Tabi bu film sanıyorum bayağı oldu sinema da oynayalı...
İnferno/ Cehennem...
Dante/İlahi Komedya kitabından yola çıkılarak işlenmiş konu... Bazı sahneler çok hızlı ve karanlık.. böyle olunca sanki birşeyler kaçırmış gibi hissediyorum o yüzden biraz itici geliyor bana film o zamanda..
ama genel konu olarak iyiydi.
Hala Dante okumayan ben, ön sıralara çektim kitabı...

Diğre biten kitabım ise Cebelitarık Aşıkları Dominique Baudis

Konu olarak Tarihi bir roman ve ülkemizde geçiyor. Biraz mitoloji, biraz tarih ve aşk var fakat anlatımı beni sıktı...
Okudum ama çok hızlı oldu......

İŞte böyle blog.....

İyi geceler, iyi haftasonunuz olsun....
İnşallah haberler de daha iyi bir haber olur... Biliyorsunuz Halep'te olanlar içimizi dağlıyor....
Ama o kadar çok şey yazılıp çizildi ki... yazacak birşey kalmadı...
Allah Yar Ve Yardımcıları/mız olsun...




2.11.16

Kalan, Doppler Ve Casus kitaplarına dair...

Hastane odasında annemi beklerken hemen hemen iki günde bir kitap bitiriyorum. Annem

sürekli uyuduğundan bize de yanında durup onu gözetim altında tutmak kalıyor.

Uzun zamandır okumak istediğim ama bir türlü elimin gitmediği bir kitap vardı: Kalan/Leyla

Erbil...
leyla erbil


Daha başlarken içime işledi. Nasıl ama nasıl geç kalmışım dedim; bu yazarı tanımaya ve

okumaya....

Yaşadıklarından yola çıkarak hem eski, hem yeni dönemi hemde mitolojiyi birleştirerek ozan

dilinde yazmış romanını. Özellikle komşularının çeşitliliği ve o dönem olan devrim, darbe ve

mahallede yaşanan kavgaları anlatırken kullandığı dil, ara ara kendi fikirlerini betimlemisi...

sizde okurken kendi mahallenizi ve o dönemi sorguluyorsunuz...

Bazı sitelerde bu kitap ile ilgili yorumlara baktığımda; yazarın Oğlunu kurban eden İbrahim’i

olayını isyanla aktarmasına ve olayları birbiri ile bağdaştırmasına kızanlar olmuş. Oysa ki

düşünüyorum da öyle şeyler yaşayınca insan ister istemez dönem dönem isyan etmez mi?.....

Diyeceğim o ki okuyun efenim güzelden öte bir kitaptı....

Bir diğer bitirdiğim kitap ise Doppler’di.
doppler
Bir adam düşünün ki bir anda ormanda yaşamaya

karar veriyor. Evini, eşini, çocuklarını bırakıp ormanda yaşıyor. Ve hayatını bir geyiği öldürüp

onun eti ile marketten ihtiyacı olan şeyleri takas yöntemi ile karşılamaya çalışıyor.

Zor iş valla böyle bir karar. Hele hele çocuk varsa ortada... ama öyle bunalıyor ki tüketim

toplumundan... kaçıyor herşeyden.

Gerisi kitapta. Akıcı ve sürükleyici bir kitaptı.

Bir diğer kitap ise Casus’du.
Tabi yazar en en sevdiğim olunca bu kitabında öne çekip hemen

okudum.

Ve kitabın kapağını kapatınca dedim ki:

Ah Mata Hari özgürce yaşamak için nelerden vazgeçtin.. Kadınlığını bile kullanmak zorunda

kaldın ve ölüme bile cesaretle gittin.... Tabi casus mu değil mi? Bilemiyorum... o kadar

araştırma yapmadım, hayatına dair okuduklarım onun çok cesur bir kadın olduğuydu... hem

güzel hem akıllı hem cesur...

29.5.16

Taşların Çığlığı Kitabına dair...

Bu havalar beni mahvetti, bir gün alerji hapı içmeyeyim dedim... aman Allah'ım ... olanları yazmak bile eziyet. Neyse efenim sonrasında içtim ve iki gündür gündüzleri pert bir şekilde uyuyorum. Üstüne bizim kız sabahın yedisinde ayakta ama ben ruh gibiyim. Eşim kalkıyorda ben nerdeyse öğlene kadar uyuyorum, hatta bir ara kalkıp kahvaltı edip sonrası tekrar yatıyorum.. İnanın kendime inanamıyorum benim gibi uykuyu sevmeyen biri için tam bir işkence kafayı kaldıramamak...
Bende bu gece yarım aldım alerji hapını yarına Allah Kerim artık.... :))
Hani bu kadar uykuya bide geceleri oturabilsem oda yok... yine yastık beni çağırıyor modunda oluyorum..
Ama neyseki az kaldı havalarınaçmasına ve benim de normal hayatıma dönmeme....
Gece oturmayı< gece kitap okumayı< gece müzik dinlemeyi daha doğrusu GECE'yi sevenlerdenim efenim... Gündüzleri pek sevmiyorum. Elimde olsa sabahlarım o kadar  yani...gecenin sessizliğini ve maneviyatını bana hissettirdiklerini sevenlerdenim.
Siz?
Bu aralar bir kitap okudum ve bazı şeyler kafamda daha net oturdu. Kitabın adı Taşların Çığlığı/ Gilbert Sinoue Tarihi Roman... Benim gibi Ortadoğu'yu ve siyaseti bilmeyenlerdenseniz bu kitapla bazı sorularınıza cevaplar bulabiliyorsunuz.
Elbet ne kadar yanlı yada yansız yazmış yazar bilemiyorum... Bunun sebebi de bende ki eksik bilgilerden kaynaklanıyor....
Ama konuyu hikayeleştirerek anlatması daha bir okunur kılıyor kitabı...
Tek sıkıntı çok fazla isimler geçiyor .... Aralarda dip not şekllinde açıklamış da yazar gerye dönmeye gerek kalmıyor.......
Bu kitaptan sonra iyicene Dünya'da olan bitene daha farklı bakmaya başladım ve kendi adımıza çocuklarımız adına çok üzüldüm... İnsanoğlu gerçekten de neyi paylaşamıyor? Koskoca Dünya yetmiyor kardeşim bize yetmiyor.... Hep daha fazlası hep ama.....
İnşallah savaşlar son bulur da insanlar yurtlarından göç etmek zorunda kalmazlar... ki birçoğu bide bu yolda ölüyorlar.....
Kitapla bir şeyi daha anladım ki herşeyin sofusu olmak, fanatik olmak çok tehlikeli.... herşeyin fazlası zarar...
İyi ki ama iyiki fazla bir ilgim yok siyaset ile....
Kitap sanırım üçleme ben ikincisinden başlamış oldum< denk gelirsem diğerlerini alırım artık...
 Yazar hakkında ;
Gilbert Sinoué, 1947 yılında Kahire'de doğdu. Le Livre de Saphir'le 1996 Fransa Kitapçılar Ödülü'nü kazandı. 1987'de La Pourpre et l'Olivier, 1989'da İsfahan Yolu, 1991'de L'Egyptienne ve 1993 yılında La Fille du Nil adlı kitapları yayımlandı. Yayınevimiz tarafından 1999'da yayımlanan Kavalalı Mehmed Ali Paşa, yazarın Türkçeye çevrilen ilk kitabıdır. Verona Toprağı (2000), Sen Bana Mevsimlerden Söz Et (2003), Doğan Kitap tarafından yayımlanan diğer yapıtlarıdır.
Not: DR sayfasından alıntıdır yazar hakkında kısmı..


Böyle işte blog, şimdiden iyi geceler, iyi keyifli pazarlar hepimize...

3.5.16

İskender Pala , Yalçın Tosun ve Mirac Kandilimiz Mübarek Olsun


Mirac Kandilimiz Mübarek olsun.
Ben duanın gücüne inanlardanım. O yüzden size de, bana da dua edenlerimiz olur inşallah. Ama şuna da inanıyorum ki duanın dili, dini, ırkı olmaz. Gönülden geçen, kalple açılan ellerin duası... işte o çok önemli bir detay bana göre....
Nerde gönlü sıkılan varsa, hasta olan varsa, yada sadece iyi bir niyet bekleyen varsa kabul olur İnşallah....


Geçtiğimiz haftalardan bir gece bu kitabı bitirdim.. Enteresan bir çekim gücü var bence kitaplarının Yalçın Tosun'un. Tabi bunda çocuklara ve özgürlüğe dikkat çekmesi de olabilir. Diğer kitabında olduğu gibi bunda da yine bir ötekileştirme, eşcinselliğe dair ve çocukluğun getirdiklerine dair öyküler bulacaksınız....
Yeni ve genç bir yazar ama ödüle layık bir yazar ki bu kitabı da ödül almış bir kitap...

Bazen okurken konular çok sıradan gibi geliyor ama öyle bir cümleler kuruyor ki sizi ters köşe yapıyor, sanırım en büyük sırrı bu kitaplarının...
Yolu açık olsun, hep kalemi yazsın...



Şimdi ne desem ki... Yazarı bilenler bilir, anlatım dili iyidir... Özellikle tarihi romanlarında Divan Edebiyatından da vurgular yapması ve o yazım dilini kullanması daha bir güzellik katıyor romana.

Bu kitabında da yine İskender Pala aşkı, Divan Edebiyatını ve Barbaros Hayreddin Paşa'nın tarihini döktürmüş...
Nasıl Kaptan-ı Derya olduğunu, adaletli davranmaktan yana olduğunu, ama kızdı mı dağları yakacağını anlatmış.......
Sıkılmadan okuyabileceğiniz bir roman.
Elbet naçizane diyebilirim ki; eksiklikler, hava da kalmış bilgiler yok mu derseniz; var... Ama başlangıç için okunabilecek bir kitap. Böylece daha içerikli bir kitaba başladığınız da bazı bilgileriniz taze olur.....











15.3.16

Erendiz Atasü üzerine....

 Geçen yıl Üsküdar Sahaf Festivalinden almıştım "Dağın Öteki Yüzü/ Erendiz Atasü" kitabını. Tamamen tesadüf eseri, kitabın arka kapak yazısını okumuş ve almıştım. Oysa ki okuyana kadar hiç bir yerde kitabını görmemiştim. Çevremden de ismini diyen olmadı. Oysa ki nasıl müthiş bir yaşanmışlık, birikim ve anlatımla dolu bir kadınmış... Ödülü bolcana hak etmiş kitapları  (naçizane) bence....
Ailesi özellikle annesi Ulu Önder Atatürk ile tanışmış, konuşmuş bir kişiymiş. Aynı zamanda o zamanlar Atatürk'ün öncülüğü ile yurtdışında okumuş gençlerimizden biriymiş. Nasıl güzel ve önemli bir anı değil mi? Ne çok isterdim Atatürk ile tanışmayı yada uzaktan da olsa görmeyi...
Bu kitabı mutlaka ama mutlaka okuyun....
Kitabın başlangıcın da yazarımız sunuş bölümü hazırlamış ve orada bu kitabın nasıl ortaya çıktığının detayını anlatmış. Annesinin mektuplarından yola çıkarak, isimleri değiştirerek bir dönem kitabı yazmış.
Kitapta, üç kuşak kadının yaşamından kesitlerle Cumhuriyet Tarihi, çok farklı bir açıdan aktarılıyor. Kemalist ideolojiye ve Cumhuriyet ilkelerine son derece bağlı olan Erendiz Atasü, Cumhuriyet'in kurulması öncesi, dönemi ve sonrasını anlatırken bireylerin yaptıkları özverilerden, büyük bir aşkla Cumhuriyet’e sahip çıkılmaya çalışıldığından, her şeyin aslında vatan için olduğundan bahsederken konuyu hiç ucuzlatmıyor. Popüler kültüre alet etmediği gibi, vicdan muhasebesi yaparken de hiçbir şekilde duygu sömürüsüne yer bırakmıyor. Ortalıkta onlarcası çok satanlar listesinde yer alan benzer konulu kitaplarla hiç ilgisi olmayacak bir şekilde, incelikli ve sıra dışı bir gerçek/kurmaca roman olarak, geçen yüzyıla işaret ediyor. Nelere katlanıldığına ve elde nelerin kaldığına…
Kitaptan bir kaç alıntı ile bitireyim keza okuyacak olanlarınız olabilir...

Sıradan bir ailenin kızı olan annem gerçekten de 1936 yılında Dolmabahçe Sarayı’na çağrılmış, “Reis-i Cumhur’la uzunca bir süre görüşmüştür. Atatürk’ün Cihan siyaseti üzerine görüşlerini annem kendisi, Gazi’nin bizzat kullandığı – ve doğal ki, annemin unutamadığı- sözcüklerle, bana nakletmişti. Kitapta, Vicdan’ın Gazi ile ilgili izlenimi, annemin gerçeklikteki izlenimidir… Annem, kitapta anlatılan biçimde Gazi tarafından görevlendirilmiş, BBC’de “Türk İnkılâbı ve Kadın Hakları” konusunda bir konuşma yapmak üzere aynı yıl İngiltere’ye bir daha gitmiş ve bu konuşmayı gerçekleştirmiştir. (sy.6)

 Bu romanda beni büyüleyen ne var? Biliyor musun Raik, kitaptaki bütün şahsiyetlerin Virginia Woolf'un karakterinin farklı yönleri olduğu söylenir. Biz hepimiz aslında birden fazla kişiyiz Raik, biliyor musun? Sen ben hepimiz... Bende kaç Vicdan var ve sende kaç Raik... Sen bendeki Vicdan'ların kimisini dehşetle seviyorsun, ama bazısından pek de hoşlanmıyorsun belki de. Veya onların farkında değilsin. Şimdi, senin, sende bir tek ve mütecanis bir Raik'in mevcudiyetini ve bu adamın da bana sevdalı olduğunu şiddetle savunduğunu görür gibiyim. Ama ne malum?  (257).

Sonra sevgili Hayat İzlerim bloğunun yazarı Özlem'cim birkaç kitap yollamıştı bana veee ne göreyim içinden bir Erendiz Atasü kitabı daha çıkmaz mı?
Nasıl sevindim anlatamam. Çünkü şimdi ki hedefim yazarın diğer tüm kitaplarını okumak...
Bu kitap da bir dönem kitabı. Ve diğer kitapların da olduğu üzere kadınlar , kadın-erkek ilişkileri, sorular, ve farklı cümle kalıpları ile yazılmış bir roman.
İtiraf etmek gerekirse dili öyle çook sade değil. Yabancı kelime fazla kullanıyor diye düşünmeyin, tersine öz türkçe ile yazmış kitaplarını... Ama ağır ilerliyebiliyor....

Bu hafta bu iki kitabı bitirdim...
Sıra da Lale Ablanın vasıtası ile katılacağım kitap klubünün kitabı var. Kitap sayfa sayısı epey bir var, başlasam iyi olacak... Anca okur ve yorumlarım....


ERENDİZ ATASÜ

1947'de Ankara'da doğdu. 1968'de Ankara Üniversitesi Eczacılık Fakültesinden mezun oldu. Ayni fakültede uzun yıllar öğretim üyesi olarak çalıştıktan sonra 1997'de Farmakognozi profesörlüğünden emekliye ayrıldı.
Feminist bilinçle kaleme aldığı öyküleri 1981'den bu yana, Sanat Edebiyat'81, Düşün, Çağdaş Türk Dili, Varlık gibi dergilerde; edebiyat sorunları, kitaplar, kadın özgürlüğü, laik toplum ve Cumhuriyet devrimleri üzerine deneme, inceleme ve makaleleri Saçak, Çağdaş Türk Dili, Cumhuriyet Kitap, Varlık, Papirüs gibi dergilerde, Cumhuriyet, Aydınlık gibi gazetelerde yayımlanmaktadır.
Atasü'nün dört romanı, altı öykü ve dört deneme kitabı ve çeşitli ödülleri vardır. Kimi öyküleri başka dillere çevrilmiş, İngiltere, ABD, Fransa, Almanya ve Hollanda'da yayımlanan öykü antolojilerinde yer almıştır.
DAĞIN ÖTEKİ YÜZÜ adlı romanı İngilizceye çevrilmiş ve İngiltere'de yayımlanmıştır. LANETLİLER Almancaya, BİR YAŞDÖNÜMÜ RÜYASI Yunancaya çevrilip bu ülkelerde yayımlanmıştır.
Atasü'nün yapıtları içerdikleri kadınların öznel tarihi, Cumhuriyet devrimlerinin kadın bireyin gözüyle irdelenmesi, kadın erkek ilişkilerinin ve kadın cinselliğinin kadınlar tarafından kavramlaştırılması gibi izlekler ve sorunsallar açısından olduğu kadar, biçim özellikleri, dil ve imge örgüleri bakımından da çeşitli edebiyatçılar ve edebiyat bilimciler tarafından incelenmiştir.(*)

(*)http://www.erendizatasu.com

9.3.16

Julie&Julia Filmi, Erendiz Atasü ye dair....

 Dün gece Umay uyuyunca önce kitap okuyayım dedim, sonra film bakayım derken... Sinema kanallarını gezdim. Aaaa birde baktım ki Merly Streep'in filmi var. Hem yeni de başlamış... Kaçırmak olmazdı bu güzel filmi. Gece gece nasıl iyi geldi anlatamam.

Film Özeti

İki gerçek hikayeden yola çıkan film, farklı zaman dilimlerinde yaşayan ve kendi zaman dilimlerinde benzer mücadeler vermiş olan iki kadının hikayesini merkez alıyor. Zaman ve mekan olarak ayrı olsalarda hayatları iç içe geçen bu iki kadın, bizlere tutku ve cesaretle herşeyin başarılabileceğini gösteriyor. Başrollerinde sinemanın yaşayan efsanelerinden Meryl Streep ve başarılı oyuncu Amy Adams'ın yer aldığı filmde komedi, dram, romantizm gibi farklı türler bir arada kullanılmış...
Oyunculuğu harika bir kadın.... Bazı insanlar özeldir ya işte bu kadında o özel insanlardan. :)
Filmin konusuna gelince; diplomat bir eşin karısıdır Julia. Ve birçok uğraş denedikten sonra kendini Fransız Mutfğı yemeklerine adar ve eşinin de desteği ile kitap çıkartmaya karar verir.
Valla filmi izlediktan sonra içimde ki yemek yapma özellikle de değişik tarifler deneme aşkı ortaya çıktı. Ne kadar sürer bu aşk ve ben ne kadarını uygularım bilemiyorum blog. :)
Konuyu dağıtmayayım efem; Julie kızımız da blog yazarıdır. Ve kendisinden yıllar önce yazılmış bu kitpatan yola çıkarak her gün bir tarif dener. Ve birebir tutar tarifler. Zati başka bir alana kaymak ister blog yazarımız. Hergün denediği yemekleri ve yaşadıklarını da bloğunda anlatır.
Aslında blog yazmak ne kadar önemliymiş değil mi a dostlar? Gerçekten de hiç tanımadığınız birinin hayatına dokunabiliyorsunuz yada siz başka bir blogda kendinize dair birşeyler buluyorsunuz.

Veee sonunda kızımız da ünlü bir yazar olur. Veee film gerçek bir hayat hikayesinden, kitaptan uyarlamadır.
İzlemeyeniniz varsa izleyin, çok keyif alacaksınız...

Bizim kız olur kendileri tanıştırayım. :)) Bütün kış kafasına şapka, eline eldiven takmışlığımız yoktur Allah sizi inandırsın :))) ama nedense çocukların genelinde olan bir şey sanırım; evin içinde böyle dolaştı bugün ve parka giderken de böyle gidicekmiş hanfendü... tabi ki annesi galip geldi efendim :))))
Sabah erken başladık biz güne; saat 06:30 da "anne kalk" diyerek başladık güne. 11:00 de uyuyunca da bana balkonda kahve kitap keyfi yapmak düştü tabi.... deymeyin keyfime böyle anlarda....

 Uaynıp da yemeğini de yiyince doğru parka gittik ve akşam üzeri 16:00 ya kadar parktaydık. Uzun zamandır gidemiyorduk parka. İyi ki gitmişiz dedim çünkü yavrum bir eğlendi bir eğlendi. Neydi sloganımız; çocuklar mutlu biz mutlu.
Eve gelipte yemeğimizi yiyip ta, banyomuzu da yapınca hoppp saat 19:15 gibi uyudu bizim kız. Hala da uyuyor; bana yaradı bu uyku da. Hem diğer blogları okudum hem de şuan kendi bloğumu yazıyorum. Sonrasında da çook severek okuduğum kitabıma dönücem. :)
Üsküdar Sahaf Festivalinden ikinci el olarak tamamen tesadüf eseri olarak aldığım ama reklamının iyi yapılmadığına üzüldüğüm bir kitap okuduğum.
 Aslında bir dönem kitabı. Ki yazarımız bol ödüllü kitaplar yazmış. Bir kadın olarak çok gurur duyduğum yazarlardan oldu artık kendisi.
Kitabımın bitmesine az kaldı. Detayları paylaşıcam sizinle. Burda satır arasında kalsın istemiyorum çünkü...
Hatta şöyle bir şey de oldu. Özlem'cim kitap gönderdi bana ve onların arasında yine Erendiz Atasü'ye ait bir kitap da var. Nasıl mutlu oldum anlatamam.
Bu arada Özlem'im tekrar teşekkür ederim kitapların için. Öpüyorum kocaman, mucks. :)
Böyle işte blog... bu gece benim için uzun. Gece bir de Gündem Ötesi programı var severek, ilgiyle takip ettiğim. Onun öncesi gidip yoğurdu mayalayıp, kitabıma gömüleyim ben.
Haydin kalın sağlıcakla.....

27.7.15

Biten Kitap, ev hali....biz....

Hava bunaltıcı sıcak, gündem deseniz...
Savaşa hayır sloganları dolaşıp duruyor ortalıkta ama kimse taşın altına elini koymuyor. Ötekileştirme yapıldığından beri geleceğimiz sonuç belliydi zaten....
Bu konuda herkesin bir fikri var ama çözüm yok gibi.... Devlet erbabının birbirini kötülemek ve suçlamak yerine doğru kararlar almasını umuyorummmmm.... ..
.......
.....

Şimdi denizde olmak vardı diyoruz güne başladığımızda, camdan içeri vuran güneşe karşı. Hele Umay devamlı yerde takılıyor anladığım kadarı ile serinlik arıyor. Bizde balkona kızçemin havuzunu koyduk, içinide suyla doldurduk. Umay çok mutlu suyla oynadığı için. Hem serinlemiş oluyor hemde oyun oynuyor. Tabi bizde karşısında sandalye oturup ya izliyor yada oyununa eşlik ediyoruz. :)
16 aylık oldu kızçem... Ve bazı şeyler daha düzene girdi hayatımızda. Artık uyuma saatleri uzadı. Hatta nerdeyse günde bir kez uyutuyorum ve akşamları da 21.30 en geç 22.00 de uyuyor ve gece uyanmaları da azaldı. Genel de tecrübeli annelerin demesi; emmeyi bıraktığında geceleri hiç uyanmayacak. O günlere var daha çünkü ben emzirebildiğim kadar emzirmeyi düşünüyorum. En azından 2,5 yaşına kadar niyetim var. :)

En nihayetinde anne sütü çok kıymetli ve bıraktırdığım zaman bir daha dönüşü yok. Evet zorlukları olmuyor mu oluyor.Mesela daha az yemek yiyor çünkü emmek kolayına geliyor hanfendinin :)
Güzel yanı ise onu emzirmek, o emzirme anında ki yaşadığımız duygusal anlar paha biçilmez benim için....

Tabi Umay erken yatınca bende kitap okuyorum, ee malum kitap kulesini azaltmak, yeni kitaplara yer açmak gerek...
 Bu kitabı cuma pazarından aldım. Bazı sayfaları yırtılmış, sanırım çocuklu birine aitti kitap çünkü başlarda ve ortalarda gelişi güzel yırtılmış sayfalar. Roman olmadığından gideri var kitabın. Gülriz Hanım kadınlığa dair, yaşama dair günlük yaşantıya dair alatmış, yazmış. Ara kitap olarak düşünebilirsiniz. Ben en çok anlatım dilini ve gözlemlerini sevdim yazarın. Sohbet eder gibi anlatmış görüşlerini, kadınlığı ve hayatı...
Doğan Kitap sitesinde şöyle yazılmış ktap hakkında;

Biz Kadınlar

Kitap Hakkında:
Gülriz Sururi Türk okuyucularıyla anıları aracılığıyla sıkı bir bağ kurdu. "Biz Kadınlar" da bu bağı güçlendirecek nitelikte bir kitap. Sururi, bu kez tiyatro oyunculuğunun dışına çıkıyor ve kendini her şeyden önce bir kadın olarak ortaya koyuyor. Böylece Sururi ile kadın okuyucuları arasında hayata dair bir sohbet başlıyor.
Sohbet konuları hiç de sınırlı değil. Yaşlılık, güzellik, evlilik, ilişkiler, yeme-içme sanatı...
Hepsi birer sohbet konusu... "Biz kadınlar", okuyucularına Gülriz Sururi'yle kadın kadına sohbet etme imkânı sunuyor. Üstelik bu sohbetlere kimi zaman ünlü yazarlardan, şairlerden, düşünürlerden satırlar da eşlik ediyor.



 Diğer biten kitabım Sultanı Öldürmek/ Ahmet Ümit   İnanın kitabı elimden bırakmak istemedim. Özellikle katili tahmin ettim derken sonunda yazar resmen ters köşe etti beni. Elbette katili yazmayacağım burda okuyacak olanlarınız olabilir. Yazarın 3 kitabını aldım A101 marketinden. Bilenler biliyordur arada bu mağaza 5,95 TL ye kitap getiriyor. Bende bana uygun olanları alıyorum. İyi de oluyor biz kitap kurtları için... :)

Tabi kitaın içerisinde bolcana tarihe özellikle İstanbul ve Fatih Sultan Mehmet'e dair bilgi var. Tarihi roman olarak çok güzel işlemiş yazar. Okurken hiç sıkılmıyorsunuz hatta daha bir merak ediyorsunuz yazarın anlattığı yerleri.



Diğer biten üçüncü kitaım ise; Peygamberimiz Kadınlara Nasıl Davranırdı? /Nuriye Çeleğen'e ait derleme bir kitap. Kitabın isminden de anlaşılacağı gibi kadınlara nasıl davrandığını anlatan kıssalardan oluşuyor.
Keşke erkeklerde okusa bu kitabı. O zaman daha da çok utanırlardı herhalde kadınlara olan davranışlarından. Hoş içlerinde  Allah korkusu, saygı sevgi olmadıktan sonra okumak neye yarar o da ayrı bir soru!!! ama ne demişler belki hepsinde olmasa da birinin içinde bir yerler cız eder, aklı aydınlanır...
Ümidimizi kesmeyelim.....
Gerçekten de yaşadığı dönemi düşününce öyle farklı davranıyormuş ki kadınlara, çocuklara. Hoş Peygamber Efendimiz herkese saygılı, sevgiyle yaklaşıyormuş. Kendi işini kendi görmesi, hanımlarına eşit ve adil davranması, hitap ederken gönül alması, saygısı.... anlatmakla bitmez.

Böyle işte blogger. Hepimize iyi haftalar