23.1.21

Ev Halleri, Kitaplığım...

 Devamlı evde olunca aklım hep bir yerleri derleme, toplama, silme modunda.

Bayadır da aklımda camları silmek vardı. Bugün yine camlara bakarken; kalk kalk Gülşah aklına düşmüşken sil dedim 😬

Saat 15:30 gibiydi, giriştim camları silmeye... Sorun şu ki ev sanırsın camdan ibaret... Balkonlarda kapalı olunca....... 

Neyse efenim yoruldum ama değdi.... 😊 

Kız babanesinde kaldı dün, oysa ki aklımda full dizi, film izlemek, kitap okumak vardı ammaaaa... Ertelemekten vazgeçmek adına harekete geçtim. 

Dün gece "Bridgerton" dizisini izledim, kaldı 3 bölüm. Ara dizi olarak iyi gidiyor. :))

Bugün "Lupin" dizisine başladık. Arsen Lupen'den uyarlama... Çok da tutmadım diziyi, her şey çok hızlı geçiyor.....

Birde "Fran Lebowitz Belgeseli" ne denk geldim. Çok keyifli ve komik hem de çok akıcı. Kadın tam bir entelektüel ve bilgili. İnce esprilerle hem kendini, hem yaşadıklarını, hem yaşadığı şehri, günümüzü değerlendiriyor. Yazar ve aktörmüs kendisi.

Nette arattırdığım da şöyle diyor ;

-Frances Ann Lebowitz, Amerikalı bir yazar, konuşmacı ve ara sıra aktör. New York Şehri duyarlılığından süzülen Amerikan yaşamı üzerine alaycı sosyal yorumlarıyla tanınır. Bazı eleştirmenler ona modern Dorothy Parker adını verdi. Wikipedia (İngilizce



Bugün aklıma Hat geldi. Birden sesi soluğu kesildi, Twitter'da falan da yorumlar yok. Acaba "ne oldu?" diye düşündüm. Çünkü duyduklarıma çok üzülmüştüm. Sevdiğim, kelimelerine hayran olduğum bir yazar Hasan Ali Toptaş... Gündem nasıl da hızlı değişiyor... Bir iki gün yer yerinden oynuyor sonrada hopppp başka konuya geçiyor.... Gerçektende her şey teknoloji oldu ve bizde tüketici olduk.....

Bazı değerleri, bazı duyguları yitiriyormuşuz gibi hissediyorum..... 

Sanal alem çok korkutuyor beni... Fazla bağlanıyoruz gibime geliyor ve kopuyoruz, yalnızlaşıyoruz... O yüzden sanırım bazı duyguları hala içinde taşıyanlarımız küçük kasabalara kaçıyor, orada yaşamak istiyoruz.... 

Hadi birazda okuduğum kitaplardan bahsedeyim, sıkmayayım sizi... 

'Salka Valka'  Halldor Laxness'e ait bir eser. İzlanda Edebiyatı'ndan bir kitap.  Soğuk ve küçük bir kasabada geçiyor olaylar. Yalnız etten biraz Oseyr kasabasıni araştırınca, gördüğüm manzara süperdi 😳

📍 Özellikle anlatımı, kelimelerin akıcıligi çok iyiydi. Kitaba isminide veren #salkavalka o kadar cesur, yiğit bir kadındı ki... Hiç unutmiycam seni dedim kitap bittiğinde....

📍 Özellikle politik olayları aktarımı, küçük bir kasabanın sendikaya bakış açısı, kadına, hayata bakış açısını anlatan bir kitap. Ve bu anlatımda her ne kadar annesi tarafından bile yara alan Salka'nın ne olursa olsun dik duruşunu anlatan bir kitap.


📍 Arka kapak yazısı ;

Salka Valka, İzlanda edebiyatında yeni bir sayfa açan canlı, destansı edebî yaratıcılığından ötürü, 1955 yılında Nobel Edebiyat Ödülü’ne değer görülen Halldór Laxness’in başyapıtıdır. Laxness bu romanında okuru, İzlanda’nın dondurucu soğuğunda titreyen küçük bir balıkçı kasabasında, ahlak anlayışları çökmüş, ama dinî duygularla şişirilmiş balıkçıların acı dolu hayatlarıyla yüz yüze getirir, güçlü bir kadının zorlu hayat şartlarını ve mücadelesini gözler önüne serer. Çocukluğunu yaşayamadan büyümek zorunda kalan Salka adlı genç kızın merkezinde yer aldığı romanda, yoksulluk, sömürü ve çaresizlik çok çarpıcı bir tarzda tasvir edilir. Salka, annesi Sigurlina’yla birlikte, kuzeydeki evlerini terk edip İzlanda’nın güneyine, daha iyi bir hayat özlemiyle yola çıkar. Ama Oseyri adındaki küçük bir köyde mola vermek zorunda kalırlar ve bir daha da oradan ayrılamazlar. Sigurlina ne kadar iradesiz biriyse, kızı da o kadar güçlüdür. Güçlü iradesi, yoksulluğa karşı başkaldırının ön saflarına taşır Salka’yı.


Salka Valka, yalnızlığın, umutsuzluğun, umut olarak sosyalizme sarılışın hikâyesidir.


Sonracığıma Proust'un 6.kitabını bitirdim; Albertine Kayıp... 


Bu bölümde, hem duygularını hem ilişkisini sorguluyor Marcel. Hatta adının gectigi cümle var. Bu kitap daha akıcı idi ya da ben alıştım artık.

Çevresinde ki ilişkileri de sorguluyor. Ve gerçektende düşündüğünüz de ayrılık sonrası duyguları nasılda en ince detayına kadar anlatabiliyor.... Size o duyguları veriyor. 

Öyle işte, selam ederim okuyana... 😊 

10.1.21

Dürüst Yalancı Tove Jansson

 





Aslinda Sevgili Tove Jansson cocuk kitaplari yazarı imis.

Biraz nete bakinca çok da güzelmiş kitapları.

"Tove Marika Jansson Fin romancı, ressam, bant-karikatür yazarı, desinatör. Moomin kitaplarının yazarlığını yapmıştır" diyor Vikipedi'de.

Moomin Cocuk kitaplari bayağı meshur. 

#durustyalanci kitabına gelince...... 

O kadar güzeldi ki..hiç  bitsin istemedim.... Bazı kitapların büyüsü başkadır , işte bu kitap da öyle...

📌 İki kadın, ikisi de yalnız .... biri maddi olarak iyi durumda diger kardesi ile gecincek kadar kazancla yasiyor....

ve çıkar iliskisi ile kurulan iki düzen..  

Bazen kendimize bile itiraf etmek istemedigimiz yalanlar...beyaz yalan diye süs ledigimiz....


📌 Sonrası insan ruhunun belirsizlikleri, tutarsızlıkları...

daha da ne diyeyimmmm okuyun mutlaka okuyun....! Siren Yayinlari yine yanıltmadı ve nefis bir kitabı bizle buluşturdu. 

Biz Aylam'la okuduk, sonrası heyecanla da konuşmak istedim/k. 🙈 

Alıntılarım;

📌"Bayan Aemelin, insanların birbirleri için ne yaptıkları bir şey ifade etmiyor,  asıl önemli olan şey amaçları,  nereye varmak istedikleri, ne istedikleri."


🎈🎈🎈🎈 birde cevirmene tesekkurler 🙏🏻🌼


9.1.21

Ev Halleri, Proust, Yaşar Kemal, Bachmann....





 Hepimize iyi seneler. 🌲🌸

Bu sene çekirdek aile olarak kapattık seneyi. Umay Kız sofrayı açmamızı, değişik ve bir sürü yemek yapmamızı istedi. 

Bizde "hayhay" dedik, aslında bize de iyi geldi, yoksa hiç aklımda sofra kurmak, giyinmek yoktu...

Sonra beyceğimizle düşündük; hayat devam ediyor ve bize de moral olur dedik. 

Umay'la beraber önce ne yemekler yapacağımıza karar verdik, listeledik, sonrası alınacaklar listesi yaptık. Kağıdı koyduk cebimize alışverişe gittik. Çok mutlu çok. Onun o gözlerinde ki ışıltıda bize yetti.

O gece geç yattı, o da ayrı bir keyif nedense onun için. Sabahına anlatığ durdu bir önceki gecenin keyfini.... :)

Bu hafta nasıl da bitti.... Uzaktan eğitime devam, alfabeyi bitirdiler, pazartesi günü "sakız partisi" yapacaklar. Bir heyecan bir heyecan anlatamam.. :)

Geçen gün şöyle bir şey düşündüm hatta İg'de de paylaştım.

Umay işlşe birlikte tekrar çocuk kitapları okumaya başlamak çok iyi geldi. Meğersem neler neler kaçırmışım o ara.... çabuk büyüdüğümü, içimde ki çocuğu unutmuşum mesela, mesela düşüncelerim daha çetrefilli olmuş vs.... Şimdi ise okurken o çocukların tepkisi, olaylara bakış açısı...öyle güzel ki....

Gündem malum, evde odalar arası dolaşmacaya devam....

Tatil sonrası okulların açılacağı konuşuluyor. Bir tarafım istiyor bir tarafım istemiyor. Gitgide asosyol olduk tamamda erken mi acaba? diye düşünüyoruz...

Hadi birazda biten kitaplarımı paylaşayım, ruhuma iyi gelenleri.... bu dönemde okumak ekstra daha iyi geldi, iyi ki kitaplar var.

 

📚📚📚📚📚📚📚📚📚📚📚📚📚

Marcel Proust okumalarına devam.... 5.kitap/ Mahpus bitti.

Artık daha kolay okunuyor. Tabi sayfalar yine her zaman ki gibi ağır ilerliyor ama en azından daha anlaşılır ve akıcı ilerliyor..... Özellikle "ben" dili daha bir  hakim bu kitapta. 

Kendimizi nasılda aşık olunca ya da sevince içimize hapsettiğimizi anlatan( bir nevi), sevgi üzerine, duygular üzerine bir kitap. Bu kitapda daha çok Albertine olan duyguları, karasızlıkları, çelişkilerini anlatmış. Tabi sosyal sınıf farklılıkları olmazsa olmazı Proust'un.

...alıntılarımdan bazıları; 

📌📌📌📌📌📌📌📌📌📌📌

....hepimiz kendi ailemizdeki kusurları başkalarında bulunca sevinmeye ve söz konusu kusurun istisnai ya da yüz kızartıcı bir yanı olmadığını kendi kendimize kanıtlayıp rahatlamaya eğilimli olduğumuz için...

🔺🔺🔺Ama hata imandan daha inatçıdır ve inançlarını sorgulamaz.

🔺🔺Genellikle bize benzeyen şeyden nefret ederiz, kendi kusurlarımız, başkasında gördüğümüzde çileden çıkarır bizi. Hele kusurların safça belli edildiği yaşı geçmiş ve örneğin en kritik anlarda bile buz gibi bir yüz ifadesi takınmayı alışkanlık haline getirmiş biri, kendinden daha genç veya daha saf, daha salak biri aynı kusurları sergilediğinde, iyice lanetler onu. Bazı duyarlı insanlar, kendilerinde bastırdığı gözyaşlarını bir başkasında görmeye tahammül edemezler....

Ailelerde, sevgiye rağmen,  hatta bazen sevgi ne kadar yoğunsa o kadar artan anlaşmazlıkların sürüp gitmesinin sebebi, bu aşırı benzerliktir.

 

📚📚📚📚📚📚📚📚📚📚📚📚📚

"RÜZGARLI PAZAR MUSTAFA KUTLU"

 

İstanbul'da kenarda kalmış bir nahalle, orada yaşayanlar, yoksulluk, her gğn işe gidip gelmeler... En çokda her gün yanımızdan geçen ama dönüp bakmadığımız hayatlar. O kadar bizden ki ve o kadar samimi anlatmış ki....  Arka kapak yazısı;

Rüzgarlı pazar yazarın önceki dört eserinden farklı olarak halk hikayesinden masala doğru yürüyen bir özellik taşımakta. Bu kitap için "Bir kent masalı" tabiri kullanılsa yerinde olur. Mustafa Kutlu; bu uzun hikayesinde esas itibarı ile "yoksulluk" temasını işliyor. Sevginin, dayanışmanın, merhametin destansı hikayesini sunuyor.

📚📚📚📚📚📚📚📚📚📚📚📚📚  


"İNCE MEMED 1  YAŞAR KEMAL"

Grup okuması olarak okuduk. Uzun zamandır aklımdaydı ama ertelediğim kitaplardan biri idi...

Anlatımını, anadolu insanını anlatmasını çok seviyorum çok...

Orada yaşananlar... Okurken hep aklıma Kemal Sunal- Şener Şen'in  ağalık sistemi üzerine olan filmleri geldi. Gerçekten de ne zormuş o dönemler, hala var mı bilemiyorum ama.... insanlık ayıbı resmen......

Memed'e hak vermemek elde değildi.....


📚📚📚📚📚📚📚📚📚📚📚📚📚 

FRANKFURT DERSLERİ INGERBORG BACHMANN  

 


Bir solukta okuyacağınız bir kitap #frankfurtdersleri
Kitapta kimler yok ki; Proust,  Dosteyvski, Gide, Celine vs... Bir çok kült yazarlardan ve yazım dillerinden örnekler vererek, edebiyattaki geçişlerden, dil estetiginden bahsediyor.
Bir tek  YKY Yayınları'nım  bu yeni kapaklarına alışmak zaman istiyor...yazılar çok karışık geliyor...

Arka kapak yazısı;

Dil nedir? Yeni bir yazın dili nasıl kurulur? Yazın ütopyası ne demektir? Ahlak nedir? Ahlak ile yazının bağıntıları nelerdir? Yazan ben kimdir? Tarih boyunca hangi değişimlere uğramıştır? Çağdaş yazında yazarın konumu nedir? Bakir beyaz sayfa neden gelecekte yazılacak olan metinleri de içerir? Çağdaş yazında isimler nasıl kullanılır? Neden isimler yokolma tehlikesiyle karşı karşıyadır? - Bu sorulara yanıt vermek yerine onları irdelemeyi seçen I. Bachmann'ın 1959/60 ders yılında Frankfurt Üniversitesi'nde misafir doçent olarak verdiği derslerin bazı soruları bunlar...
(Arka Kapak)

Aslında bizde " MALİNA" kitabı ile biliniyor. Henüz okumadım ama önce bunu okumak daha iyi oldu. Özellikle edebiyat yazıları seviyorsanız ilginizi çekebilir.

Yazarın hayatıda şöyle;


Ingeborg Bachmann 20. yüzyılın en önemli Avusturyalı kadın yazarlarındandır. Avusturya’nın Klagenfurt kentinde doğdu. 1945-1950 yılları arasında Innsbruck, Graz ve Viyana Üniversitelerinde felsefe, psikoloji ve Alman filolojisi okudu. Çalışmalarında özellikle Heidegger ve Wittgenstein üzerinde yoğunlaştı. Heidegger’in varoluşçuluk felsefesi üzerine yazdığı tezle doktorasını verdi. İlk şiirleri 1948/49 yıllarında yayımlandı. 1959/60 yıllarında doçent unvanıyla Frankfurt Üniversitesi’nde şiir konulu dersler verdi. 1964’te Georg Büchner Ödülü’nü aldı. Aralarında Fransa, İngiltere, İtalya ve A.B.D.’nin de bulunduğu pek çok ülkeye yolculuk etti. 1965’ten itibaren Roma’da yaşamaya başladı. 1973’te çıktığı Polonya yolculuğunda Auschwitz ve Birkenau toplama kamplarını gördü. Aynı yıl Roma’daki evinde çıkan yangında ağır yaralanarak hayatını kaybetti.