29.12.21

Güne dair....

 Geldik son haftaya.... Bu sene sıkıcı, üzücü ama aynı zamanda da dolu dolu bitiyor. Okulların tam zamanlı açılması Umay kız ve çocuklara o kadar iyi geldi ki.... Evet hastalık bitmedi, hep bi tedirginlik var lakin ruh sağlıkları için çok iyi oldu.

Masa tenisini haftada üç günden beş güne çıkarttılar, hatta ilerleyen zamanlar da altı, yedi bile olabilir dedi hocası.... 😬

Umay Kızın yorumu ; anne çalışan kadınlar gibiyim. Altı gün yoğun bir pazar kalıyor bana... Diye 🙈 🤣 

Bu senenin söyle bir analizini yapinca çok da iç açıcı değildi kendi adıma. Resmen bu pandemi içimi sömürdü diyebilirim. İşin garibi o en yoğun dönemler de moralim ve umudum çok yükseklerde idi. Ama son bir kaç aydır bakıyorum, o dönemin acısı şimdilerde çıkıyor.... Artık bir çok şeye bakış açım değişti, yorumlarım, duygularım çok yoğun. Hemen her şeye göz yaşım doluyor.... Neyse fazla uzatıp yeni yıla bir kaç gün kala olumsuz yazıp, konuşmayayım dimi...... 

Sınıftan arkadaşlarla geçen akşam yeni yıl yemeği yedik. 6 kişi idik. Anladım ki çekirdek Bi grup okusuyir ve sonrası hep onlar bir araya geliyor. ( tecrübeli okul anneleri beni anlayacaktır)

Bunun dışında hayatımda her şey aynı.... Hem iyi bisey hem de kötü bence....

Hadi birazda okuduğum kitaplardan bahsedeyim. Öncesi ise yeni yıl hepimize, dünyaya barış, ekonomik kalkınma, umut getirsin. Bide sevdiklerimizle dağa uzun zamanlar geçirelim :)) amin 🙏🏻


Hepsini çok büyük keyif ile okudum. Tabi bir kaçının hikayesi acıklı idi lakin anlatım dili muhteşemdi.


3.12.21

Biten kitaplarım.

 Dün çok çok sevdiğim arkadaşımla buluştuk. Genel de Kadıköy'de buluşuyoruz. Hadi dedim  bu sefer "ben geleyim sizin o tarafa"

Cadde'de buluştuk. Penguen Kitapevi'ne gittik. Kahveleri biraz acı ama ortam şahane. 😁 Yine keyifli sohbetimizi ettik. Okuduğumuz kitaplardan, yeni aldıklarımızdan ve alacaklarimizdan konuştuk.

Sonra da içeri girip biraz gezindik. Kitap fiyatları dudak ucuklatıcak  cinsden....... Bizim gibi çok okuyan gruplar için zor bir süreç. Elbet sadece kitap mı? Ekonomiden bahsetmiyorum bile. Akşam eşim yemekte konuşurken, yumurta 37 TL olmuş dedi..... O zaman her gün yemeğin dedim.... Çok severse kendisi yumurtayı, bıraksanız kahvaltıda 10 tane yer.... Ben de hafta bir iki yeter....

Beş gün kızı masa tenisine goturunce artık termos bardak almak şart oldu. Yanımda kahve götürmek için. Sonuçta iki saate yakın bekliyorum. Kafeteryada, ufak kağıt bardakta kahve veya çay veriyorlar ama kesmiyor, bir de keyifli olmuyor... En azından kendim evimden demler kahvemi götürürüm...

Okul etkinlikleri Bi başladı pir başladı... Haftaya geziye gidecekler, ondan sonraki hafta yerli malı haftası var. Her sınıf bir yöreyi tanıtıcakmış. Ben de arkadaşa yardım edicem. 😁 

Hadi bide okuduklarımi da paylasayim. 😊



Uzun zamandır elimde olan Bi kitaptı #budala Severek takip ettiğim" macerakitabim Özlem" paylaşmıştı. Muhtemelen onda görmeseydim yazar ile tanışamazdım. Çünkü reklamı çok yapılan kitaplar belli... Neyse.

🍂 Budala kitabı biraz durağan bir kitap, her okuyanın seveceği bir tarz anlatım değil.... Günlük okur gibiydim. Yer yer sıkıldım, bitsin istedim lakin bir parçam aynı Selin'e benziyordu benim de 😬 

Elif Batuman, Türk Amerikalı yazar, akademisyen ve gazeteci. İlk romanı The Idiot ile 2018 Pulitzer Ödülleri'nin Kurgu dalında finalist olmuştur. Diyor nette.

Arka kapak ise;

Üzerine yazmak istediğim atmosfer, birkaç yıl önce annemle gittiğimiz Meksika seyahatinde ortaya çıkmıştı. Bizi havaalanına götürmek için kiralanmış olan otobüsle ilgili bir karışıklık olmuştu ve otobüs bizi tuhaf bir otelin pembe karolu avlusuna bırakmıştı. Hoparlörlerden Albinoni’nin Adagio’su duyuluyor ve üzerimize bir şeyler yağıyordu, havaya baktığımızda kül olduğunu anlamıştık. Elif Batuman’ın Budala’sı ergenlik ile yetişkinlik, aşk ile cinsellik ve konuşmak ile yazmak arasında duran bir güneş saati adeta; gölgenin ne yana düşeceği ise muazzam bir muamma. Harvard’daki ilk senesinde genç bir kadın, adı Selin, aylak aylak dolaşıyor kampüste. İlk kez gördüğü e-posta, içemediği birkaç şişe bira, klasik edebiyatıyla Rusça, arkadaşları Ivan ve Svetlana… Nasıl duruyor hepsi bir arada? Selin binbir kültür arasında dolaşıp farklılıkları ve aynılıkları, saçmalıkları ve akla yatkınlıkları anlatıyor. İmgelerle dolu masalsı diliyle, derin bir duygusallıkla, entelektüel mizahıyla… Anı ile kurmacanın arasına gerilmiş ince bir ip Budala ve Elif Batuman bu ipin üzerinde ustalıkla yürüyor.


Okuduğum ilk #jorgeamado kitabı. Alırken de kapak tasarımı ilgimi çekmişti. Sonra arka kapak yazısını okuyup almıştım.

🍂 🧙‍♂️ Önce şunu diyeyim çeviri müthişti, teşekkürler #i̇pekgürsoymanavbaşı

🍂🧙‍♂️🧙‍♂️🧙‍♂️🧙‍♂️ Kitaba gelirsek yerli bir büyücü adam Jubiaba.... Okurken biraz kaba ve çok açık yazmış her şeyi diyebilirsiniz. Romanı güzelleştiren de bu sanırım. Siyahı bir öksüzün yaşam mücadelesi, hayat amacını bulmak istemesi ve o arada başına gelenler; bir nevi "UYANIŞ" öyküsü.. 

Tabi yine köleliğin getirileri, açlık, beyaz insanın siyahi insanı somurmesi ve hak görmesi meseleleri de var... Ama bunu acıtasyon yapmadan eylemle anlatıyor yazar.

🍂🍂🍂🍂🍂🍂🍂🍂🍂🍂🍂🍂 

Jubiabá, 1938’de Fransızcası yayımlandığında, dönemin içe bakış ve kelime oyunlarına dayalı modernist roman anlayışına göre metni yavan bulan André Gide’in tersine Albert Camus’yü çok heyecanlandırdı. Bir kere, fazla “kaba”ydı. Düz bir çizgide ilerleyen ve melodrama yaslanan bir tefrika roman türündendi. Ancak tam da bu özellikleri dolayısıyla duyguları kolayca harekete geçiren müthiş bir eylem gücü vardı.


“Ben yalnızca bir hikâye anlatıcısıyım.” Bunu her fırsatta dile getiren Brezilyalı yazar Jorge Amado, onu dünyaca üne kavuşturan Jubiabá adlı romanında, Antônio Balduíno adlı siyahi bir öksüzün serserilikten boksörlüğe, sirklerden tütün plantasyonlarına ve en sonunda grev direnişçiliğine uzanan aşk ve macera dolu uyanış öyküsünü anlatıyor.


“Harikulade ve müthiş bir kitap. Eğer gerçekten roman her şeyden önce eylemse, bu türünün tam bir örneği. (…) Gereksiz akıl oyunlarından bu denli uzak kalabilen kitap pek azdır. Tam aksine, bu eserde romansı öğelerin dokunaklı bir şekilde kullanıldığını, sözün bu öğeleri ölçüsüzce, fazla fazla barındıran hayata bırakıldığını görüyorum.”

Albert Camus




Kısa bir roman olan Sarrasine, İnsanlık Komedyası'nın Paris Yaşamından Sahneler ayağında yer alır. Yazarın eserdeki tüm karşıt insanlık durumlarına, tüm karakterlerine eşit mesafede durması, farklı anlatım teknikleri kullanması Sarrasine'i Fransız gerçekçiliğin temel taşlarından biri haline getirmiştir.

Başlarda hikayenin içine girmekte zorlansamda, cemiyet hayatı, sanat ve sanat toplantılarını kısa ve öz anlatan yapitlardan...