Feniçka, Dört Anlaşma Ve BAyram...

İyi bayramlar hepimize.

Bir çok yazıda "nerde o eski bayramlar" yazısı okudum.
Sonra düşündüm neden bu cümleyi çok sık duyduğumu. Çünkü çevremde de oluyor, bazen bende kullanıyorum...
Sanırım bunun sebebi; artık daha çekirdek aile modelinde ve izin günlerini de tatil modunda yaşıyoruz.
Eskiden "babaanne, anane" dendi mi daha doğrusu büyükler oldu mu herşey başkaydı. Şimdi hepimiz daha bireysel yaşıyoruz. Hep çalışıyoruz, hep yoğun ve yorgunuz.
Bayram izinleri de uzun olunca "hop tatile" diyebiliyoruz.

Hayat şartları, yaşam standartları biraz da buna sürüklüyor. Öncelik anne babalarımızda. Onları ziyaret ettik mi tamamdır gibi hissediyoruz.
Aman blog yanlış anlaşılmasın kimse eleştirmek yada yargılamak gibi bir düşüncem yok. Sadece yaşadığımız zamanı düşününce aklımdan geçenler bunlar. Ki bizde anne-babaları ziyaret ettik sonra da evde dinlenme modunda takıldık. :))

Hazır eşim de evdeyken ve bana daha çok zaman kalmışken Dört Anlaşma kitabını tekrar bir okudum. Öyle tüm sayfayı değil de altını çizdiğim cümleleri okudum. Arada iyi geliyor böyle okumalar bana. Zaten kitap aslında ara ara açıp okunabilecek türden. Duyanlarınız olmuştur hatta Youtobe kanalında videolarıda döneüyor anlaşmalar ile ilgili.
Ana konusu; kendimize yaptığımız haksızlıklara dair. 
Dört Anlaşma kuralına gelirsek;
  1. Kullandığınız sözcükleri özenle seçin.
  2. Hiçbir Şeyi Kişisel Algılamayın
  3. Varsayımlarda Bulunmayın ( ki benim en çok yaptığım şeydir)
  4.   Daima Yapabildiğinin En İyisini Yap

 Okurken basit şeyler gibi geliyor ama hayatımıza uygulamaya kalktığımızda hiç de öyle olmuyor.
Başkalarının lafları, düşünceleri bazılarını çok fazla etkiliyebiliyor...
Bir çok şeyi üstümüze alınabiliyoruz ve sözcükleri gerçekten de çok hor kullanıyoruz... Oysa ki hayatta herşey bir enerji ve ağzımızdan çıktığı an gerçekleşmeye başlar bir çok şey...
Kitabın devamı olan Beşinci Anlaşma da var ama henüz almadım. Okuyanlar o kitabı da alın okuyun diyor. Sizden okuyanınız var mıdır?

Bir diğer bitirdiğim kitap ise; Feniçka / (12 Şubat 1861- 5 Şubat 1937)


 Kadıköy'de ki İşKültür Yayınlarına sık sık uğrarım. Bu kitabı da yine bir gün uğradığımda gördüm ve arka kapak yazısını okuyunca almak istedim. Kitap kısa ama öz olarak o kadar güzel yazılmış ki. Yazar aslında ünlü bir "İlk Kadın Psikanalist"miş. Ve o dönemin ünlü birçok erkeğin de aşkıymış. Fakat kendisinin yaşam tarzı, hayata bakışı dönemine göre çok feministceymiş. Kitapta da bunun etkisini görebiliyorsunuz. Yaşadığı dönemde kadınlar belirli bir yere kadar okutulurken kendisi Freud'dan ders almış birisidir.
Kitabında da rüyalara ve erkek kadın ilişkileri, profil analizleri ile ne kadar başarılı olduğunu hissettiriyor.
Feniçka
Diğer kitapları da alınmak ve okunmak üzere listeme eklendi.
Eğer okumayanınız varsa bir not edin inceleyin derim. O kadar yazıları kaliteli.

 İŞ Kültür Sitesinden alıntıdır aşağıda ki yazı; 

Lou Andreas-Salomé modern anlamda “feminist” olarak tarif edilemese de, bağımsız ve özgürlükçü yaşamıyla kuşaklar boyu feministler için bir rol model oldu. Nietzsche, Rilke ve Freud gibi önemli şahsiyetlerle kurduğu dostluklarla ve onlar üzerindeki etkisiyle gündeme geldi. Avrupa üniversitelerinde öğrenim gören ilk kadınlardan biri olarak, erkeklerle ilişkileri çağının kadınlarına göre farklı bir seyir izlemişti.
Feniçka, Andreas-Salomé’nin Alman oyun yazarı Franz Wedekind’le yaşadığı, daha sonra Alban Berg’in Lulu adlı operasının librettosuna da konu olan bir deneyime dayanır. Geleneksel cinsiyetler arası ilişkileri pek umursamayan, İsviçre’de doktorasını yapmış Moskovalı bir kadının bir erkek psikoloğun gözünden anlatılan hikâyesidir. Anlatıcı yapıtın akışı içinde Feniçka’yla dostluğunu ilerletirken, kadınları her daim belli şablonlar içinde; ya erkek avcıları ya da salt zihinsel kapasiteleriyle öne çıkan cinsiyetsiz varlıklar olarak değerlendirmekten vazgeçip, insan olarak görmeyi öğrenir.
LOU ANDREAS-SALOME (1861-1937): Yeni ve devrimci fikirlerin filizlenmeye başladığı bir dönemde Petersburg’da dünyaya gelen yazar ve psikanalist Salomé, küçük yaşta Almanca ve Fransızca öğrendi. On yedi yaşındayken bir din adamından teoloji ve felsefe dersleri aldı. Zürich Üniversitesi’nde teoloji ve sanat tarihi okudu. Salomé 1882’de Nietzsche’nin evlenme teklifini geri çevirerek, Oryantalist F. C. Andreas ile evlendi. 1897’de Rainer Maria Rilke ile tanıştı ve kendisine âşık olan şairin hayatında önemli bir rol oynadı. 1911’de Viyana’daki psikanalistlerin çevresine girdi. Sigmund Freud’un öğrencisi ve yakın dostu oldu. Im Kampf um Gott (1885; Tanrı Uğrunda Savaş), Ruth (1895), Im Zwischenland (1902; Ara Memlekette) ve Rodinka (1923) romanlarından bazılarıdır. Ayrıca dini ve felsefi konulardan tiyatro ve edebiyat eleştirisine uzanan geniş bir yelpazede denemeler ve monografiler kaleme aldı. Kurmaca dışı yapıtları arasında Friedrich Nietzsche in seinen Werken (1894: Yapıtlarında Friedrich Nietzsche) ve Rainer Maria Rilke (1928) dikkat çeker.

Filmlerden de " Uyumsuzlar" ı izledik...
Yine dünyanın sonu gelmiştir, doğa yok edilmiş ve yeniden insanlık için yaşanabilir hale getirlmek istenmektedir.
Yalnız böyle filmlerde dikkat ediyorum da hep bir üst daha var olaylara müdahele eden....
Ve hep yeniden doğayı canlandırma var...
Ne ironik değil mi? zamanında yok ediyoruz yaşam alanlarımız sonra da yeniden calandırmaya çalışıyoruz...

Kıymetini bilmek lazım yaşadığımız nefes aldığımız yerin.



Yorumlar

  1. Dört anlaşmayı uygulamak o kadar zor ki.. Sanırım ben çoğu zaman uygulayamıyorum :D Uyumsuz için de, kaybetmeden değerini bilemiyoruz ama umarım artık bu değişir... Güzel bayramlar :))

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Merhaba Kağıt Salıncak. Uygulayamama konusunda yalnız değilsin.
      Aslında ara ara okumamın biraz da sebebi o. :)
      sevgiler iyi akşamlar.

      Sil

Yorum Gönder