28.2.18

3 Kitap 3 Film Haftası...

 Bu hafta baba kız nezle idiler. Onlar iyileşti bu sefer ben nezle oldum...
Hafta sonu kızın doğum günü var iyileşip toparlamam lazım. Aslında bir kaç gün yatsam düzelirim ama ilaç alıyorum çabuk toplamak için.
Bu hafta üç kitap ve üç film izlemiş olduk.
Bugün yalandan kar da atıştırdı, devamını bekliyoruz dedik doğa anaya...

Kitaplara gelince Peride Celal'in daha önce Mektup kitabını okumuş ve çok sevmiştim.
Gecenin Ucunda kitabı için Yazar;
İlk defa 1963'te ve Gecenin Ucundaki Işık adıyla yayımlanan bu romanı 1996'da gözden geçirip tekrar günışığına çıkarırken şöyle demişti Peride Celal:

"Adını kısaltmakla iyi yaptığımı sanıyorum. Bu romanın yazıldığı yıllarda gençtik, inançlıydık, ışığa varabileceğimizi sanıyorduk. Işık; özgürlük, uygarlık, insanlık demekti; bir umuttu. Kırk yılı aşkın bir zaman içinde ışığı arayıp durduk. Ve o, sönükleşerek uzaklaştı bizden. Yüksek kat burjuvazisi, sahte dindarlar, çıkarlarından başka bir şey düşünmeyen politikacılar, parlak yaşamlar içine düşürdükleri genç insanları daha da kolay avlıyorlar günümüzde. Romanın kahramanı Macide, aşka sırtını çevirip kendisine ve çocuğuna yeni bir hayat yaratıp insanca bir dünyaya kavuşmak çabasında başarılı olabilecek mi? Kuşkuluyum. Gecenin Ucunda, büyük bir aşk romanı aynı zamanda. Bunu da eklemeliyim. Öyle olması da ayrıca hoşuma gidiyor. Bana kalırsa, bu roman yazdığım en güzel aşk romanıdır."
 demiş.
Kalemi kuvvetli kadın yazarlarımızdan-an biri Peride Celal.( Ruhu şad olsun)
Ama bu kitabında çok fazla uzatmalar vardı ve biz okuru sıkıyor... Keşke dedim sayfa sayısını azaltmış olarak o güzel cümlelerini devam ettirseydi.
kararsız kaldım bu kitap için, yazara haksızlık etmek istemem.....



 S.D.Beauvoir'i Özlem'in bloğunda yazısı ile tanımış ve kalemini sevmiştim. Bu kitabında yine kalemini ve tecrübesini ve bilgisini konuşturmuş.

 "Kızgın, karşı konmaz, öfkeyle dolu, her şeyde aşırı, töreler konusunda görülmedik bir hayalleme sapışı taşıyan, bağnazlığa dek tanrısız... Bir iki lafla ben böyleyim işte" diyor, sadizm terimine adını veren Marquis de Sade.
Kimilerine göre, insan biçimine bürünmüş bir mutlak kötülük, kimilerine göreyse bir özgürlük savunucusu... İlk lanetli yazar...
Kişiliği kadar, hayat serüveni de yer yer karanlıkta kalan Sade'ın rezaletler, skandallar ve hapishane yılları ile dolu hayatını, kurmaya çalıştığı, yüksek sesle savunduğu sistemini inceliyor Simone de Beauvoir.
"Sade'ı Yakmalı mı?" kitabında sadece Sade'la değil, belki kendi kendinize bile itiraf edemediğiniz taraflarınızla da yüz yüze geleceksiniz.
(Arka Kapak)
 Tabi ben fark ettim ki hiç Sade kitabı okumamışım. O yüzden bu kitap biraz bana yorucu geldi. Çünkü merak bile etmediğim bir yazarmış Sade.
Elbet yarı biyografi olan bu kitabı okuyunca merak ettim. :)
Eğer Sade'yi seviyorsanız muhakkak bu kitabı okuyun derim.




 Belgesel Anlatı kitabı Dünyayı Sarsan On Gün/ John Reed

Kitabı geçen sene arka kapak yazısını okuduktan sonra almıştım. Çünkü yazarın daha önce hiç bir kitabını okumamıştım.
Arka kapak yazısı şöyleydi; 
Dünyayı Sarsan On Gün, 1917 Sovyet Devrimi'ni olanca canlılığıyla yansıtan bir anlatıdır. Devrimi günbegün izleyen Amerikalı gazeteci John Reed bir tarihçi titizliğiyle, belgelere dayanarak kurar yapıtını. Bu kitabı eşsiz kılan, başkaldırının açığa çıkardığı yaratıcı enerjiyle kaleme alınmış olmasıdır. Öyle ki baş döndürücü bir ivmeyle gelişen onca olay; gazete haberleri, polemikler, telgraflar, çağrılar ve bildiriler bir solukta okunmaktadır.

Umutlu bir anlatıdır Dünyayı Sarsan On Gün. Delik ayakkabılar içinde üşüyen ayakların umudu, isten kararmış izbelerin kararlılığı, aç midelerin cesareti üzerinedir. İşçi sınıfı tarih sahnesine bir kez daha çıkar: Ancak bu kez muzaffer özne olarak... Tarih çizgisinin kırıldığı bu noktada, John Reed'in okurları da sarsıntıya tanık olmaktalar.


Tabi ben yer yer sıkıldım, çünkü geçmiş siyasi olaylarla hatta günümüz siyasetle bile ilgilenmiyorum. Bilmem gerektiği kadarını okuyor ve izliyorum...
Belki iyi belki kötü... ama içim bu kadarını istiyor.
Bu kitapta aslında yazar hem gazeteci hemde birebir tanık olmuş ülkesinde ki devrimlere, savaşlara....

O yüzden okuduğum bazı yerler daha bir netleşti kafamda ama o kadar...


 Cuma akşamı kız uyuyunca şöyle fazla da uzun olmayan bir film izleyelim dedik.
Seven Sisters'ı izledik. Başrol oyuncusu kız oyunun hakkını tam vermiş. Görsel efektler de iyiydi.
Konusuna gelince;
Dünya'da nüfus patlaması yaşanmakta ve doğa da kıtlık var. O yüzden doğumlar ve çok çocuklu aile olmak yasak. Bir anne yediz doğuruyor ve ölüyor doğum sırasında. Dedeleri bakıyor ve öyle bir yetiştiriyor ki yedizleri, her gün biri çıkıyor dışarı. Aynı kıyafet aynı kod ve aynı makyaj ile.
Ve bir kurum düşünün zorla çocukları topluyor ve dünya düzelene kadar uyuttuğunu söylüyor. Meğerse....
Daha fazla anlatmayayım, izlemek isteyeniniz olabilir.
İzlerken düşündüm de, hem dünayayı ve doğayı hor kullan hemde her hakkı yine kendimiz de bulalım. Kodlanmak ve her şeyin hesabını vermek ... zor bir yaşam....


Pazar gündüz ailecek bu filmi izledik. Umay'da izledi yer yer oyun oynasa da gözü hep filmdeydi. Sorular sordu, anlattık.
Kitabı da olan bir film Mucize. Filmi çok beğendim sanıyorum konusundan dolayı. Son sahnelerde ağladım bide....
Bir genin eksik veya bozuk olması sebebi ile bir sürü ameliyat geçiren ve yüzü ister istemez farklı olan bir çocuğun ve ailesinin hayat ile, okul da ki çocuklar ile verdiği mücadeleyi anlatıyordu. Annelik böyle bir şey dedim....
Ama en çok yaramaz bir çocuğun idarelik olması ve orada ki anne babanın tutumu beni sinir etti resmen..............................

Akşamına da kız erken yatınca yine bir flm izleyelim dedik ve

Nerve filmini izledik. Sinir oyunu olarak çevrilmiş Türkçe'ye...
Bir oyun var ve kaydolurken ya izleyici yada oyuncu oluyorsunuz ve lise talebeleri arasında çok popüler bir oyunmuş. Herkesin elinde telefonu ve devamlı o şekilde yaşıyorlar. Hatta gizli izleyiciler de var ve sizden devamlı riskli birşeyler yapmanızı istiyorlar. Verilen sürede yaparsanız para yatıyorlar hesabınıza. Yalnız öyle birşey ki kayıt olduğunuz an tüm bilgilere erişiyorlar ve kameranız otomotik olarak hep açık...
Bağımlılık yapan bir oyunmuş...
Tabi izlerken dehşete kapıldığımı belirtmeliyim... Çocuklarımızı hiç boş bırakmamalıyız....
Çünkü ergen dediğimiz bir dönemde yanlış şeylere bağlanmaları olası.....
Vaktiniz olursa bu filmi de izleyin ve neler dönüyor internette görün..................................................................

Biraz fazla uzun bir yazı oldu.
Selamlar....iyi haftalar. :)

25.2.18

Dublinliler/ James Joyce ...


Kadıköy'e ödemeleri yapmak için indiğimde muhakkak kitapçıları da bi dolanıyorum. Sokaklarında da gezmek  rahatlatıyor beni. Kadıköy'ün değişik bir ruhaniyeti var....

Yapı Kredi Yayınları'na uğradım. O kadar uzun zamandır uğramıyordum ki... Kararlıyım önce elimde ki kitapları okuyup bitireceğim ondan sonra da dağınık bir şekilde değil, listemden okumak istediğim kitapları seçip okuyacağım...
Yalnız bu kitabı görünce dayanamayıp aldım.😸
Daha önce Macera Kitabım Bloğu yazarı Özlem'in tavsiyesi ile Moskava'da Yanlış Anlama kitabını almış, okumuş ve kalemine hayran kalmıştım.
Uzun zamandır da çevirisi yoktu yazarın. Bu kitabı görünce aldım hemen. İnce kitaplardan da ... elimde ki kitaba ara verip sakin bir kafa ile okuyacağım.

Yine geçen sene fuardan James Joyce'ın Dublinliler kitabını almıştım. Uzuznz amandır aklımdaydı okumak. Başladım ve.... biraz sıkılarak bitirdim kitabı.
Konusuna gelince;

 ↬↬↬↬ İrlanda'da geçen yaşam, doğum, dini yaşam biçim, yaşam mücadelesi... yarın kalemi güçlü ve okunması zor, durağan ilerleyen yer yer sıkan  bir kitaptı benim için.

Açıkcası beklediğimi tam olarak bulamadım kitapta.
Hemen karar vermemek için diğer kitaplarına da bakacağım.
Ki yorumlarda da epey yıldız toplamış bir kitap. Benim için doğru zaman değildi.
Ulysses'i okumayı çok istiyorum.
İntrnette biraz araştırma yaptım ve son sözü olarak "

"Ölmeden önce son sözü: “Kimse mi anlamadı?” olmuştur.

Bu hafta iki güzel film izledik evde, onları da bir sonra ki blog yazımda anlatayım.

İyi pazarlar. :)))


22.2.18

Günce, Black Panther ve Kitaplığım....

Hep yazmak istedim sonra yazmak istemedim... bu gelgitler oluyor bu ara bende... Daha önceki yazımda da anlatmıştım.
Bu sefer canım çok sıkkın.... Çocuk istismarı olayları beni mahvediyor..... aklımdan hiç çıkmıyor... bazen alıp ailemi ıssız bir yerde yaşayasım geliyor.... biliyorum çözüm değil... hatta tüm çocuklar benle gelse, hepsini koruyabilsem diyorum.
Devamlı dilimde dua gibiler....🙏
Her gün Umay'ı tembihliyorum, okuldan gelince çaktırmadan tüm bedenini inceliyor, hatta ara da kolunu falan sıkıyorum ki bakıyorum acıyor mu, bişey var mı? diye..
Artık bıktı çocuk "tamam tamam anne; dokunan olursa "hayır, dokunamazsın" diycem bide gelip sana söyliycem" diye tembihlediğim şeyleri tekrarlıyor....
Aklım çıldıracak gibi oluyor yemin ederim..........................................................................................................................................


Gelsin diyorum en ağır cezalar gelsin bu pis leşlere....
Bir yanım böyle işte.... hepimiz gibi..

Onun dışında elbet yaşam devam ediyor. Karı-koca spor salonuna yazıldık. malum yaş gidiyor, kilolar da başa baş gidiyor neredeyse benim.
Buna bir dur demek gerekiyor. Fiziki görüntüden çok ileri ki yaşlarımda/ız da sağlıklı olmak istiyoruz. Yaşımız ilerlese de bedenen ve ruhen, zihnen sağlıklı olmak önemliymiş....
Gelişmeleri yazarım, paylaşırım sizinle.😏😉

 Bugün sinemaya gidelim dedik eşcağzımla.
Fantastik filmleri özellikle de Marvel filmlerini beğenerek, ilgi ile izliyorum. Yavaş yavaş süper kahramanların geçmişleri anlatılıyor filmlerde ve sonunda da tek filmde tüm kahramanlar dünyamızı kurtaracaklar. Aslında kurtarmasalar da olur... mahveden biziz nasıl olsa...
Bu seride de Black Panther'in nasıl oluştuğunu ve hayatı anlatılıyor. Filmi fantastik film olarak düşünmeyin.
Öyle iyi öğretiler ve anlatılar vardı ki... Özellikle Şaman vurgusu fazla idi....
Film hala sinemalarda... Ve evde değil sinema da izlenecek filmlerden.




Geçen sene indirimden aldığım bir kitaptı.
Sonuncu/Tahsin Yücel
Daha önce bir deneme kitabını almış ve okuyamamıştım. Bu kitapta aynı şey oldu. Evet ve kesinlikle Türkçe'ye çok hakim bir yazar, aynı zamanda  da ödülleri olan yazarlarımızdan.
Bu kitabı da bayağı ses getirmiş hatta.
"Sonuncu"'da Selami Harici Bey ile tanıştırır bizi Tahsin Yücel. Sorbonne Üniversitesi'nde felsefe okumuş, Osmanlı döneminde Hariciye bakanlığı yapmış paşa dedesinden kalanların yekünü sağ olsun, çalışıp para kazanması gerekmeyen, karısı ve 4 çocuğuyla yalısında yaşayan Selami Harici Bey... Çok büyük bir tutkusu, bütün ömrünü uğruna harcayacağı bir amacı vardır onun. Adı da 'Serencam''dır. Yazacağı ilk ve son kitap... Yazma süreci boyunca kendisini toplumdan hatta ailesinden soyutlayarak, çalışma odasında çıkmayarak, yazdıklarını hiç durmadan yırtarak, 40 yılda bitirir sevgili Serencam'ını. 27000 sayfalık, sadece ilk kelimesi büyük harfle başlayan, hiçbir özel isim kullanılmayan, kitabı nihayetlendirmek için kondurulmuş noktadan başka noktalama işareti bulunmayan bir dev çıkar ortaya ve tek nüsha olarak basılır. Ancak, kimse içinde ne olduğuyla ilgilenmez Serencam'ın. 
Konu olarak güzel ama içeriğinde o kadar durağan ve tekrar cümleler var ki.... okurken çok sıkıldım.
O yüzden karar sizin. Hatta okumak isteyen varsa gönderebilirimde.




Diğer kitabım da;
Huzursuzluğun Kitabı/ Fernando Pessoa
Bu kitabın metnini o kadar çok okudum ki... E-kitap olarak Kobo'dan aldım ve okudum. Resmen soluksuz okudum.
Her ne kadar karamsar bir tarzı varmış gibi gözükse de yazarın bakış açısı, gerçekçiliği ve anlatımı çok iyiydi.
 Nasıl desem içiniz sıkılıyorsa, depresyondaysanız bu kitaba başlamayın sizi daha çok daraltabilir...
Onun dışında tam bir kitap severlere göre...
O kadar çok alıntı yaptığım cümlem oldu ki aşağıdakiler sadece birazı.

"Öyleyse kim kurtaracak beni var olmaktan? Hayatımı toprağa veriyorum." F. P.
Böyle başlıyor kitap...

"Doğru hisseden, dürüst düşünen bir insan, dünyadaki kötülük ve adaletsizlikten rahatsızsa, gayet doğal olarak bunun önce kendine dokunan kısmını düzeltmeye çalışmalı, yani kendini. Bu bazen bir ömür boyu sürer."

"Bütün mesele dünyayı kavrayışımızdan kaynaklanıyor: Dolayısıyla dünyayı kavrayışımızı değiştirirsek dünyayı da kendimiz için değiştirmiş oluruz, çünkü o durumda dünya bizim açımızdan, şu an olduğu gibi kalmamış olacaktır."


"Bizim gerçeğimiz, biricik gerçek. Dünyanın geri kalanı seyirliktir sadece..."


"Hayatta en tiksindiğim şey, toplumsal ahlak edebiyatı. 'Yurttaşlık görevi', 'dayanışma', 'insanlığa hizmet'  ve bu cinsten daha başka teraneler, bir pencereden tepeme atılmış çöpler kadar sinirimi bozar." 


"İnsanları yönetme sanatının temelinde iki ilke yatar: Onları baskı altında tutmak ve aldatmak."


"Eylem adamları, düşünce adamlarının gönülsüz köleleridir."




14.2.18

Günlük/ İki Şehrin Hikayesi

Bu aralar yine daralmış vaziyette dolaşıyorum ortalıkta. Ara da oluyor bana bu haller.....😶
Hem çok şey yapasım var hem de hiçbir şey yapasım yok. Oysa ki kafamda bir sürü düzenlenecek şeylerin listesi dönüp duruyor....
Uzun zamandır o kadar çok şeyi erteliyorum ki; hep bir ara yaparım havasındayım kendimle......Sanıyorum ki daha doğrusu sanmıyorum öyle diye düşünüyorum bu haller, düşünceler de beni daraltıyor.
Bir de özlediğim şeyler var.....
Mesela sabah erkenden kalkmak ve kahve kitap keyfi yapmak, camdan bakmak, havayı koklamak...
"ha deyince hazırlanıp dışarı çıkmak" veya bazı şeyleri düşünmemek vs....

Sonra böyle düşündüğüm için de üzülüyorum, kızıyorum kendime.... havalardan havalardan diyorum kendi kendime.......
Uzun zamandır kendime bakmayı, süslenmeyi bıraktım. Bu tavrıma da kızıyorum....
Falan filan işte.....
Geçecek biliyorum bu haller de.....
🙆🙆🙆🙆🙆🙆🙆






Bu nasıl bir yatıştır yahu 🙀😻😽😸😹😹😹 o boyun hiç mi ağrımaz... :)
Paso uyuyor zaten hayat Bulut'a güzel. :)


Klaisklerden bitirdim bu hafta. Yalnız alamadığım böyle romanları ortaokul öğrencilerine de okutulması.
Sonuçta kitapta, aşk, entrika, savaş, sömürü, devrim ve cinayet var.....
Yazar Moby Dikc'de ayrıntıya önem veriyorsu, bu kitabında da öyle.
Bir çok duygu ve davranışı ayrıntılamayı ve bazen gözden kaçırmamış hissi uyandırıyor.
Filmi de varmış ama izlemedim filmini, artık ne zaman izlerim onu da bilmiyorum.

Bu hafta da böyle bitiyor işte.....

12.2.18

Altered Carbon Dizisi/ Günlük....











 Geçen hafta nasıl bitti anlamadım. Dün tembellik yapıp bolcana oturdum.
Sanıyorum havalardan nasıl bir ağırlık var üzerimde anlatmam.
Bir de ülkenin sıcak gündemi, şehitlerimiz derken haberlere hiç bakmıyorum.... ...

Akşam her zaman yattığım geç saatlerden biraz daha erken yattım ama sabah çok zor kalktım. Devamlı yorgun haldeyim....
Ve fark ettim ki ev toparlama işim hiç bitmiyor. Yok öyle pimpirikli, çook titiz biri değilimdir, takıntılarım da yoktur. Temiz ve düzenliyimdir. Ama nedense devamlı evin içinde dönüp duruyorum.
Sonra da zaman bana yetmiyor diye kendime söyleniyorum.
Sabah nette gezinirken Özge Can haberine denk geldim, yine daraldım. O anne-babayı düşünemiyorum bile...
Artık insanoğlunun bu vahşetini aklım almıyor, anlamıyorum inanın........ anlamak da istemiyorum....
Kızı okula bırakıp eve geldim, evi toparladım ( bakın yine bir toparlama var hep ama......)

Geçen hafta yeni bir diziye başladık.  Altered Carbon .




 Netflix dizilerinden. Kitaptan uyarlama bir dizi.
300 sene sonrasında geçiyor ama bana artık bazı şeyler o kadar da uzak gelmiyor.
Beynimizi bedenden bedene aktarıyorlar ve sonsuz yaşamış oluyorsunuz. her seferinde farklı bedenler de uyanmış oluyorsunuz.
 Tabi iş sonuçta şuraya varıyor ki dizide de bu anlatılmak isteniyor. Zamanla en zengin olanlar başa geçiyor ve yönetiyorlar, parası olmayanlar da köleleşiyor....

Uyarlama ve çekimler çok iyiydi. Bolcana aksiyon var. Ve temelde verilen ana fikirler güzel dağıtılmış dizinin için de.
İzlerken hep kendime sordum ve ben istemezdim sonsuz yaşam, dünyanın düştüğü o halleri görmeyi....
Yaşam bir döngü ve zamanı gelince tamamlanacak. Evet eksik bir şeyler kalacak ama uzun yaşasak da kalmayacak mı?



Kitaplardan da E-Kitap olarak Huzursuzluğun Kitabını okuyorum.
Bir de Har/ Murat Uyurkulak kitabına başlamıştım.
Ki çok merak ettiğim bir yazardı. Ama yok bu kitapta da ilerleyemedim.
O kadar çok ümle kalabalığı var ki, bir olay için bir sürü ama bir sürü benzetme, betimleme vardı.
Anladım ki ben yeraltı edebiyatını okuyamıyorum...
Zorlamadım bende ve kitabı bıraktım.

Yeni haftaya böyle başladım işte, sizde ne var ne yok?

İyi haftalar, selamlar.





7.2.18

Tarihi Yeldeğirmeni, Biten Kitaplar ve Günlük Haller...

 Kızı dün okula bıraktıktan sonra Yeldeğirmeni sokaklarında dolaştım biraz. Değişik bir ruhu var bu sokağın. Sanıyorum evlerinden ötürü. Tarihi bir geçmişi de var.
Aslında restore edilse ve yaşam dolsa içine binaların ne güzel olurdu değil mi? Elbet böyle durmalarının bir sebebi vardır, prosedürü bilemiyorum...
"Adını Osmanlı sarayının un ihtiyacını karşılayan değirmenlerden almış. Bizansın da Osmanlının da orduları bu semtin etrafındaki çayırlarda toplanıp doğuya sefere çıkmış. Adile Sultanın düğün eğlencelerinde  İtalyan Komaski balonuyla burdan havalanmış bir daha geri  dönmemiş . Hacca ve askere gidenler onun Ayrılık Çeşmesi'nde yakınlarıyla vedalaşmış. Anadolu yakasının ilk çok katlı apartmanları da bu semtte yapılmış.

İsimleri değişmiş olanlar  varsa da Kehribardjı, Menase, Celal Muhtar, Demirciyan, Sünget ve Valpreda Apartmanları İstanbul'un konut olarak yapılan ilk  apartmanlarından."
Not: Kendingez sitesinden alınmıştır alıntı. Web adresi http://kendingez.com/unutulan-semt-yeldegirmeni-gezi-yazisi


Gezerken tarihi dokuyu ve ruhu hissetmemeniz mümkün olmuyor. Hala hizmet veren bakkalları, yufkacıları ve terzilerin dükkanlarının eskiye dair olması sizi bakarken gülümsetiyor.
Yolunuz düşerse gezin sokaklarını...

Dünden evi derleyip toplayınca bugün yemek dışında yapacağım bir şey yoktu. Sokağa da çıkmayınca evde evin tadını çıkarttım. Birde hava mis gibi olunca kahvemi balkonda içtim.
İkinde bir " ne yemek yapsam bugün" diye kendim sormaktan bazen o kadar yoruluyorum ki...
Bazı kadınlar nasıl liste hazırlıyor bilmek isterdim. Bazen tıkanıp kalıyorum, nette geziniyorum. Canım hep aynı şeyleri yemek de istemiyor ama kısır döngü gibi dönüp dolaşıp aynı şeylere dönüyorum yani......😕😳

Bugün daha önce aldığım Ayla Kutlu kitaplarımı okudum. Bu arada çok istikrarlıyım elimde ki kitaplardan bitmeden kitap almayacağım demiştim ve gerçekten de almıyorum. 25-30 tane kadar kaldı evdeki kitaplarım, bitsin ondan sonra listemde ki kitapları almaya başlıyıcam. Benim için zor bir durum çünkü kitap alışverişi beni o kadar çok mutlu ediyor ki anlatamam size....... o kitap poşetini taşımak, alma hissi... nasıl bazı kadınlar kıyafet alışverişimi çok severse bende kitapta öyleyim. :)

Hoşça Kal Umut; biraz sıktı beni. Sanıyorum dönem kitabı olmasından dolayı. Çünkü 12 Eylül öncesini anlatıyor ve benim hiçbir bilgim yok. Evet kulaktan dolma yada tvden bildiğim bazı şeyler var ama onun dışında merakımda olmadığından siyasete bazı şeyler hava da kalıyor.
Ama onun dışında gencecik yaşında hapse giren bir gencin psikolojisi, dışarı hayata uyum sağlamaya çalışması, sürü psikoloji vs... iyi anlatılmış.

Diğer kitabı da Sende Gitme Triyandafilis; kitap 9 öyküden oluşuyor. Beni en çok etkileyen kitaba ismini veren hikaye ile Altın oldu.....
Bu kitap aynı zaman da 1990 Sait Faik Hikaye Ödülü'nü almış. Tiyatro'da da oynanmış bir hikaye.
Anlatımı ve bakışı çok farklı yazarın. Toplumsal olayalrı, hissedişi, örgüsü ve kurgusu ile sizi adeta hikayelerine bağlıyor. Ama ben en çok kadınların olduğu hikayelerini seiyorum. Onların çektiği acıları o kadar sahici anlatıyor ki....

Kitaplar ince olunca ikisi su gibi akıp gitti.
Sonra Kudüs/Başıboş Kentler 1 Stratis Tsirkas kitabına başlayayım dedim. Epeydir kitaplıkta gözüm takılıyordu.İnternette bakındım yorumlar bayağı iyi. Konusu tarihi aslında ama anlatım akıcı olmayınca olmuyor işte...
Fakat hiç düşündüğüm gibi olmadı ve yarım bıraktım. Anlatım dili çok sıkıcı idi. Kitap sanki ilerlemiyordu.
Eskiden olsa başladım diye bitirirdim, zorla okurdum. Artık geride kaldı o günler :)
Baktım gitmiyor ve kitabın içine giremiyor muyum? hemen bırakıyorum.
Yeni kitaba başlıyorum. 
Eğer oumak isteyeniniz olursa göndermek isterim.

Böyle işte sevgili blog.
Yarın ola hayr'ola....


Ikigai Japonların Uzun Ve Mutlu Yaşam Sırrı Kitabı...

Selamlar ey okuyucu!

İki gün önce bitirdim bu kitabı. İki saatte biten bir kitap. Aslında kişisel gelişim kitabı gibi görünse de aslında sizi biraz da silkeleyen bir kitap.
Uzak Doğu öğretilerini benimsediğim ve kendime yakın bulduğumu artık kaç bin kez söylemişimdir ama yine de tekrar demek istiyorum :)
İkigai Japonca'da yaşamına tutunma gayen, amacın vb. anlama geliyormuş.
Benim için başucu kitabı oldu. Eğer kendimi bırakırsam açıp okuyacağım bir kitap.

Bu şarkıyı uzun yaşayan bir teyzeden dinlemiş yazarlar. Malum artık haberlere de sık sık konu oluyor Okawai'de en uzun yaşayan insanlar bulunuyormuş ve onlarla konuştukların da ortak bir noktaya varıyorlar. Düzenli ve sürekli yaptıkları şeyler var. Mesela; torağı ekiyorlar, yeşil çay ve yasemin çayı tüketiyorlar her gün, düzenli uyku, arkadaşları ile sohbet vs...
Özellikle insani ilişkileri çok fazlaymış, günümüzde artık arkadaşlarımızın bile bir çok önemli olayını sosyal medyadan duyduğumuzu ve kutladığımızı düşünürsek.......

Kitapta çok fazla İnsanın Anlam Arayışı /  Viktor E. Frankl'inin kitabından da alıntılar, benzeşmeler ve karşı görüşler var.
Temel mantık süreklilik ve düzen aslında.
Tabi sağlıklı beslenme, egzersiz ve ruhumuzu da iyi beslememiz gerektiğini vurguluyor.
Kitabın bana iyi gelmesinin sebebi bir yandan da bu oldu. Çünkü öğrendiğim bir çok öğreti de ruh-beden-zihin üçlüsü çok önemli yaşamımızda.
 Kendim de uzun zamandır şikayetçi olduğum bir şey vardı. Öncelikler sıram şaşmıştı biraz. Mesela en ufak boşluğumda işim varsa bile hemen kitabıma elime alıp okuyordum ve diğer yapılması gereken işimi erteliyorum. Birde hızlı yaşıyorum sanki her an bir şey olacak gibi hissediyorum oysa ki öyle bir şey yok...
Ya anı kaçırırsam diye her şeyden biraz yaparak zamanı kaçırıyorum aslında.
Aynı anda birçok şeyi yapmak istiyorum falan filan liste uzar bende... bu bir örnekti sadece.
Oysa ki hani Kızılderili bir deyişi vardır; insanlar o kadar hızlı yürüyor ki ruhları arkadan geliyor( böyleydi sanırım değilse bile ana fikir buydu )
Evet yavaşlamam gerekiyor ve önceliklerimi belirleyip ondan sonra da bana kalan bolca zamanda da kitaplarımı okumalıyım. Yoksa birçok şeyden kopmaya başlıyorum.... Aslında bazı şeyleri neden böyle yaptığımı biliyorum da... bana kalsın.
Özellikle doğru nefes ve meditasyon önemli aslında hayatımız da. Bunu bir fark eder ve kavrarsak çok şey değişiyor bedende...
Bir de birkaç egzersiz vardı kitapta. Aklıma en çok yatanRajio taiso videosu için bir tık
bu egzersiz oldu. İki videodan oluşuyor ve tüm bedeni çalıştırıyor.
İŞte böyle, kitabı çok anlattım biliyorum normalde çok detay vermeyi sevmiyorum kitaplar hakkında sanki büyüsü kaçıyor gibi geliyor ama bu kitap başka.







5.2.18

Biten Kitaplar; Zaman Makinesi Ve İki Devir İki Kadın...

Ocak ayı hızla başladı benim için. Bakalım şubat ayı okumalarım nasıl olacak.
Okudukça çok mutlu oluyorum. 👀😍
Şubat ayı kitap kulübümüzün kitabı idi" İki Devir İki Kadın/ Ülker Banguoğlu Bilgin"
Gerçek bir hayat hikayesi. Aslında yazar annesinin anılarını dinlerken ve kitaplaştırmak isterken bakmış ki ananesinin de hikayesi kitap olacak kadar kıymetli.
Bir döneme tanıklık ediyoruz aslında, içinde Atam var yaverleri, halk var hemde bir hayat var.  İyisi ile kötüsü ile ama en çok yaşanan zorluklar, bir kadının ayakta durmaya çalışması... takdire şayan bir kitaptı. Nasıl hayatlar varmış diyorum okurken ve keşke bende ailemin geçmiş geçmiş hikayesini bilebilseydim.
‘İki Devir İki Kadın’ı yazmak uzun süre düşündüğünüz bir şey miydi?
Süreci başlatan 2012 yılında, babamdan kalan evrakları derleyip onun biyografisini yazmam oldu. Onların çok değerli olduğunu düşünüyor ve kaybolmalarını istemiyorduk. Türkiye’nin yakın tarihine ve siyasi hayatına ışık tutan üç büyük kutu evrak vardı. Başta bunları derlemek için başka bir yazar arıyorduk. Ama içimde bunu yapabileceğime dair bir his vardı. Ben yazarsam babamın insan olarak da anlatılmış olacağını düşünüyordum. O kitap daha çok belgesel bir eser oldu. Sonra da annemi de anlatsam mı diye bir fikir geldi...
Kitapta hem kurgulanmış bölümler hem de gerçek olaylar var. Bu bilgiler size nasıl aktarıldı?
Annem, bilhassa hayatının son dönemlerinde eskiye ait çok şey anlattı. Ondan önce de geniş ailede dayımlar falan, ailenin özelliklerini bazı tanıklıklarla aktarırlardı. Ama bu kopuk kopuk anıları bir araya getirirken bir arka plan oluşturmam gerektiğini de hissettim. Araştırma yaptıkça onları ve yaşadıklarını daha iyi anlıyordum. Bir yapbozun parçaları gibi hepsi bir araya gelmeye başladı. Onların anlattıkları anlam kazanmaya başladı.
 Yukarıda ki alıntı yazarın Hürriyet gazetesine verdiği röportajdan.


Uzun zamandır rafda bekliyordu bu kitap. Alırken biraz bakmış ve dönemin neredeyse bir numaralı kitaplarından biri olarak adlandırılıyordu.
Zaman Makinesi- Wells 
Benim aldığım yayınevi Kırmızı Kedi yayınevi. Ama nette bakındığım da İthaki yayınlarının da var ve bu yayınevinin çevirileri de çok iyi.
Kırmızı Kedi Yayınevi çevirisi de iyiydi.
Okurken hep aklıma Geleceğe Dönüş filmi ve oradaki çılgın mucit geldi. :)
Çok da istemezdim ben zamanda çoook ileriye gitmeyi... Düşünsenize olacakları, yaşamın nasıl olduğunu biliyorsunuz. O zaman da yaşam amacınız azalır, hüsran fazlalaşır ve nasılsa böyle olacak demeler başlar...

Tabii hala insanlığın en büyük isteklerinden biridir herhalde zamanda yolculuk yapmak. Zaten yabancı dizilere baktığımız da hep gelecekte geçiyor....
Bu kitapta da aslında profesör  biraz da okuyucuyu muallakta bırakıyor. İster rüya de ister gerçek san diyor sonunda olanlara....
Benim gibi geç kalmayın bu dönemine göre çok iyi hayal gücü olan kitabı okumaya....


Günlük ev halleri....

Vee okullar açıldı bugün. İkinci yarı yıl hayırlı olsun.
Henüz bizim kız da bununla ilgili bir tık yok, çok da farkında değil. Okullar başlıyor bugün dedim. " oleyyy" dedi o kadar.

Geçen hafta bir film izledik çocuklarla. Bilim Kurgu ve Fantastik filmleri seviyorum. Thor Ragnarok filmini de yine keyifle izledik.
Onun dışında dağ gibi bir ütü beni bekliyor. İnanın hiç abartmıyor neredeyse 3 makinelik ütü var. Diyeceksiniz neden bıraktın, fırsat kalmadı ki...
Bir de lodoslu havayı bulunca kaçırır mıyım? "koş sevim koşşş" modunda tüm çamaşırları yıkadım, yıkanacak kilimleri de yıkadım.
Sonra da kendime dedim ki; kızım bu acele ne? sanki bir daha hiç rüzgar esmeyecek...
Aman ne bileyim işte bazen geliyorlar bana, evde ne var ne yok atıyorum makineye......Belki bir karşılığı vardır psikolojide de ben bilmiyorumdur....

Kızı okula bıraktıktan sonra kendimi ütüye adayacağım.😵

İki de kitap bitirdim onları da ayrı bir yazı ile paylaşmak istiyorum.
Dün akşam CnnTürk'te Gündem Özel programında eğitim sistemimiz konuşuluyordu.
Dinledikçe o kadar üzülüyorum ki çocuklarımız adına. Ve artık bieşeyler değişsin istiyorum.
Örneğin bir çok yabancı ülke de sınav sisteminin kalktığından ve üniversitelerinin de transcripte nottan çok yeteneğine ve başarısına baktığından bahsettiler.
Tabi bizim ülkemiz de şöyle bir sorun var; başarılı çocuk demek matematiği ve sayısalı kuvvetli ise başarılı olur gibi bir düşünce var.
Oysa ki bazı işlerde de sözel başarı önemli. İşin aslı elbette " ne iş yaparsan yap en iyisini yap"a geliyor. Lafta bu cümleyi çok kullanıyoruz ama uygulama da sıfır.
Örneğin haftasonu hava kapalı idi. Umay'da ne zamandır Brandium AVM'de olan tırmanış setine gitmek istiyordu hadi dedik götürelim.
4 yaş itibari ile alıyorlar. Ama bu yaş grubu için biraz yüksek. Bizim de gayemiz çıkabildiği yere kadar tırmansın. Daha büyük yaş grubu tepeye kadar çıkıyor.
Konuyu uzatmayayım; sıramızı beklerken, abla kardeş tırmanıyordu. Abla tepeye kadar çıktı, erkek olan küçük kardeş " anne korkuyorum, inicem ben diye yalvarıyor, üstelik bacakları da titriyor" annesi de önce destek olmaya çalıştı. Çocuk inmek için ısrar edince klasik kıyaslama yöntemi olan
" bak ablan çıkıyor, bana bakma yukarı bak tırman. Yoksa verdiğimiz para yanıcak, heba olcak.
Bir daha dene..." vb... cümleler.
Çocuk istemeyince indirdiler ve anne çocuk iner inmez " ÖDLEKsin sen "dedi... nasıl kızdım nasıl bozuldum anlatamam.
Sonuçta önemli olan denemesi değil miydi? İster iki basamak çıksın ister tepeye ulaşsın. Önemli olan keyif alması değil mi?
Gidip kadına kızmamak için nasıl zor durdum anlatamam. Belki yanımda Umay olmasa söylenirdim.
Bizim kız da biraz çıktı sonra korktu indi ama ona da dedik önemli olan denemendi, istersen bir daha ki sefere yine denersin diye günü kapattık......

Ama bu mevzuyu ben daha çoook konuşurum, o kadar üzüldüm ki çocuk için...

İyi haftalar arkadaşlar, ben klasik bugün ne pişirsem modunda mutfağa gidiyorum malum okul çıkış saati geliyor bizimkilerin.


2.2.18

Turgenyev, Colonia Dignidad, Testere Ve Ev Hali....



Selamlar efenim.

Tatilin son günlerine geldik. Bu hafta iki film bir kitap bitirmiş olarak yazımı yazacağım. :)
Bu hafta biraz sakin geçti. Bir tanıdığımızı ziyarete gittik. Ora da konuşma esnasında konu kitaplara, eğitime geldi. Orta Okula giden kızına okul verilen klasik kitapları konuştuk.
Bana göre bazı klasik kitaplar o yaş çocuklar için çok erken. Örneğin "Anna Karanina" yı ortaokul çocuğu okuyup napıcak. İçinde aldatma, aşk, ihanet ve sonunda intiharla gelen ölüm var....
V.S......... Bazı kitaplar ilerleyen yaşlar da farklı yaşanmışlıklarla okunduğunda daha anlamlı oluyor.

Gelelim bana.
"Babalar Ve Oğullar/ İvan Sergenyeviç Turgenyev

Aslında kitabın arka kapak yazısında konunun Rus Edebiyatının önemli eselerinden biri.
İçin de felsefe, aşk, savaş, sohbet ve eleştiri bolcana var. tek eksik olan Baba Ve Oğullar arasında ki diyalog. Başlarda öyle gözükse de kitabın ilerleyen sayfalarında Nihilist( kendini öyle tanımlayan ve davranan, kendini öğrenci yetiştirmeye adayan" Bazarov ve Arkadyn ile geçiyor. Hayatı sorguluyorlar, aşkı, aristokrat yaşamı küçümsüyor.
Özellikle köylü-efendi ilişkisini de iyi sorguluyor.
Tabi baba-çocuk arasında ki eski nesil-yeni nesil anlatımı, zamana ayak uydurma ve eğitimin önemi de vurgulanıyor.
Rus Edebiyatın da sevmediğim daha doğrusu okurken beni yoran tek şey isimleri.... Ne uzun Ya rabbim... söylerken de okurken de gözüm yoruluyor yahu :)))

Bu kitabı da uzuuun zaman önce almış ama anca sıra gelmişti. Bir solukta okunan bir kitap. İŞ Kültür yayınları çevirisi konusunda iddialı ve iyilerde. Özellikle klasik kitap alacakmış ilk bu yayınevine bakıyorum.



İki filmden biri Colonia

Çok etkilendiğim bir film oldu.
İnternetten bakındığım da olayların gerçek olması da ayrı bir üzücü.... Aklım almıyor insanların bu zalimliğini...... Colonia Dignidad, 1961 yılında Şili’de Alman cemaat lideri Paul Schäfer tarafından 1961’de kurulan bir koloni. Ve sadece 5 kişi kurtulabilmiş. Film de aşk sahneleri dışında diğer her şey gerçekmiş. Ve tarikatın kurucusu yıllar yıllar yıllar sonra suçlu bulunup hapse atılmış.Yüzlerce kez çocuk istismarı ve başkaca insanlık dışı suçlardan 33 yıla mahkûm oldu. Schäfer, 2010 yılında bulunduğu Santiago cezaevinde ölmüş.  Ama yaşamlar, işkence gören, tacize uğrayan çocukların yaşamı..... offf. içim daralıyor resmen izlerken, okurken.... ama gerçek......işte ne kadar gözümü kapatabilirim ki....
İzlemediyseniz izleyin..... iyi bir filmdi....


Testere kabusum olacak sonunda... hem daralıp da hem de merakla serisini izlediğim filmlerden....
Bu son filminin de kurgusunu beğendim....

Bu haftayı da böyle kapattım. Yazımı yazdım, sizleri okudum, müziğimi açtım; Lorenna Mckennit'imi de açtım. çayımı da aldım, kitap okuyacağım. :)
İyi hafta sonları şimdiden.