Bu aralar Netflix dizilerine sarmış durumdayız. Özellikle Blac Mirror...
Diğer dizilere de baktığım da çoğunluk hep "yapay zeka" ile. Sanırım bizi yavaştan hazırlıyorlar. Nede olsa göz gördüğüne alışırmış.
Her biri ayrı bir konudan oluşuyor bölümler de lakin tema hep aynı nedense. Akıllı telefonlar, vücuda yerleştirilen çipler.
Çok tehlikeli geliyor bana. Belki ileri de normalleşecek bu gibi şeyler ama ben çok yadırgıyorum.
Örneğin dün izlediğimiz bölüm de kulak arkasına yerleştirilen çip ile anılarınıza ulaşıyorsunuz ve istediğiniz ânı başa sarıp her bir detayını ekrana yansıtıp izliyorsunuz.
Ve bir kocanın eşinin bazı davranışlarından şüphelenmesi üzerine başlıyor olaylar.
Benim takıldığım nokta ise.... Düşünsenize artık çok da beynimizi kullanmamıza gerek yok. Aklına bişey mi takıldı sar geri izle....istersen hiç durmadan izle...
Oysa ki bize fıtrat olarak ters.
Bazen unutmak iyi gelir bedene, ruha, zihnimize....
Bazen bilmemek iyidir diye düşünüyorum. Herşeyi bilmeye çalışmak olacak olanlara devamlı müdahale etmek bir şekilde akışa karşı gelmek her zaman iyi değildir.... Bazen bazı anları yaşamamız gerekir büyümek için, olgunlaşmak için vs....
Hayır yani zaten gitgide asosyal kişiler oluyoruz bunlarla iyicene yalnızlaştırılıyoruz.
Bugün bir diziye daha bakayım dedim o da öyle. Osmosiz....
Bu dizi de öyle. Bilim Kurgu diye geliyor ama yine çip var. Bu seferde ruh eşiniz ile sizi eşleştiriyor. benzer kişileri birbirine gösteriyor ve isterseniz bedensel dokunuşlar olmadan çip ile beyninizde yaşıyorsunuz bir çok duyguyu... Buna sevişmek de dahil...... Bu ne ya...... Oysa ki bazen sadece elele tutuşmak, sarılmak o kadar iyidir ki... İllaki birleşmek gerekmez..... Ruhun ihtiyaçları farklıdır ve yaşadığımız ana göre değişir.....
Bilmiyorum ki bana mı garip geliyor böyle şeyler. Hani öyle eski kafalı denilen tiplerden de değilimdir ama bunlara biraz karşıyım.... 🤔
Bu aralar düşünüp duruyorum.
Siz ne dersiniz?
18.4.19
16.4.19
Kün Sezgin Kaymaz ve Mine Söğüt kitaplarım....
Bir kaç sene evvel listeme eklemiştim "KÜN SEZGİN KAYMAZ" kitabını. Hatta Handan Abla da önermiş baktım geçmiş yorumlara 😊
Bakele "Öykü" kitabını okumuş ve kitaba ismini veren öykü dışında sevmemiştim. Tabi bunda benim öykü okuyamama durumumda etkili.
Sonra okuma grubumuzun Nisan ayı kitabı idi. Ve bu vesile ile kitabı alıp okudum
Tabi listede bir tık daha atmanın keyfi de başka oluyor. Liste uzun daha alınıp okunacak kitap çooook .....
Bakele "Öykü" kitabını okumuş ve kitaba ismini veren öykü dışında sevmemiştim. Tabi bunda benim öykü okuyamama durumumda etkili.
Nasıl anlatsam nereden başlasam ...
Kitap grubunile okuduk ve herkes çok sevdi kitabı. Geçen gün arkadaşımla konuşurken dedi ki ; kapak fotoğrafı ve ismi aslında çok da konuyu anlatmıyor Gerçekten de düşünce öyle.
Çünkü biraz araştırma yaptığın da "KÜN" birçok anlama geliyor dedi.
Benim fikrime gelince..... Kitabı çok beğendim. Hele o şive ve konuşmalar yok mu? Hele o başlangıçtan ki o sperm ve döllenmeye dair anlatım, okurken kelimeleri iğreltmeden anlatması
Evet kitapta bolca küfür, belden aşağı sövme var ama yazar öyle ustaca yazmış ki sanki oradasınız ve o şive ile normal, olağan konuşuyorlar.
Yer yer çok güldüm köpek Çeto ile Hüdai Ağanın konuşmasına ..... Sonlarında gözlerim yaşarsa da... Vermek istediği duyguyu çok güzel anlatmış
Mesela dini kullanarak nasıl da bir halkı hele hele okumamış, köy halkını nasıl da kandırabiliyorsunuz... Nasıl da inandırıcı olabiliyorsunuz.
Bir yandan da cami imamı ile inancı daha az olan birinin hayata bakışı, duruşu ahlakı ve yardımseverliği öyle güzel anlatılmış ki......
Aklımda öyle yer etti ki kitap anlatamam.....
Sonrasın da Mine Söğüt okudum Yine içim dağlandı.....
Anladım ki üstüste okumamak gerek... Çünkü kelimeleri öyle güçlü ki...... Hele Deli Kadın Hikayeleri'nde ki çizimler harikaydı ..... Hikayeleri demiyorum bile.....
Şahbaz'ın Harikulade Yılı 1979"u okurken ... Çok hüzünlendim yer yer.... İçim bazen öfke ile doldu, ara ara gözyaşlarım aktı .....
Öyle işte.....
Kitap grubunile okuduk ve herkes çok sevdi kitabı. Geçen gün arkadaşımla konuşurken dedi ki ; kapak fotoğrafı ve ismi aslında çok da konuyu anlatmıyor Gerçekten de düşünce öyle.
Çünkü biraz araştırma yaptığın da "KÜN" birçok anlama geliyor dedi.
Benim fikrime gelince..... Kitabı çok beğendim. Hele o şive ve konuşmalar yok mu? Hele o başlangıçtan ki o sperm ve döllenmeye dair anlatım, okurken kelimeleri iğreltmeden anlatması
Evet kitapta bolca küfür, belden aşağı sövme var ama yazar öyle ustaca yazmış ki sanki oradasınız ve o şive ile normal, olağan konuşuyorlar.
Yer yer çok güldüm köpek Çeto ile Hüdai Ağanın konuşmasına ..... Sonlarında gözlerim yaşarsa da... Vermek istediği duyguyu çok güzel anlatmış
Mesela dini kullanarak nasıl da bir halkı hele hele okumamış, köy halkını nasıl da kandırabiliyorsunuz... Nasıl da inandırıcı olabiliyorsunuz.
Bir yandan da cami imamı ile inancı daha az olan birinin hayata bakışı, duruşu ahlakı ve yardımseverliği öyle güzel anlatılmış ki......
Aklımda öyle yer etti ki kitap anlatamam.....
Sonrasın da Mine Söğüt okudum Yine içim dağlandı.....
Anladım ki üstüste okumamak gerek... Çünkü kelimeleri öyle güçlü ki...... Hele Deli Kadın Hikayeleri'nde ki çizimler harikaydı ..... Hikayeleri demiyorum bile.....
Şahbaz'ın Harikulade Yılı 1979"u okurken ... Çok hüzünlendim yer yer.... İçim bazen öfke ile doldu, ara ara gözyaşlarım aktı .....
Öyle işte.....
12.4.19
Biten Kitaplarım....
Yağmurlu, soğuk bir günden selam. :)
Bu aralar ev, okul arası mekik dokuyoruz. Tabi bir de okul sonrası park.
Akşam 5'e kadar parktayız. Nasıl keyifli mutlu bizim kız anlatamam. Elbet bende.
Biraz yorucu oluyor elbet, bank üzerinde oturup gözlerle devamlı kontrol... Her ne kadar geçen seneye göre daha bilinçli olsa da bırakamıyorum. Onun dışında da evde işlerim biter bitmez kitabıma gömülüyorum. Çünkü son bir kaç aydır okuma hızım çok düştü....Sanıyorum bunda İg'de fazla zaman geçirmem de sebep oluyor. Şöyle bir bakayım diyerek bir açıyorum sayfayı bir bakıyorum saatler geçmiş...Onu oku, ona yorum yaz derken....ohooo....
Mart ayını "Anne Frank'ın Hatıra Defteri" ve " Dağ Yolunda Karanlık Birikiyor / Yaşamak - Bir Çaba Hüseyin Kıran" ile kapattım.
Vikipedi'de şöyle yazıyor;
Diğer iki kitabım da Yapı kredi Yayınları'ndan. Hüseyin Kıran ilk kez okudum. Kelimelerini sevdim ama okuduğum zaman sanırım bana uymadı. İçim biraz daraldı. Ki aslında anlatmak istediği, verdiği örnekler ve cümleleri çok iyiydi...
Daha çok toplumsal karanlığı, bizi ve bize anlatıyor... Az öz yazmış ama dolu dolu yazmış.
Arada kaldığım bir kitap oldu. Belki daha sonra tekrar okumalıyım.
Siz okudunuz mu?
Bu aralar ev, okul arası mekik dokuyoruz. Tabi bir de okul sonrası park.
Akşam 5'e kadar parktayız. Nasıl keyifli mutlu bizim kız anlatamam. Elbet bende.
Biraz yorucu oluyor elbet, bank üzerinde oturup gözlerle devamlı kontrol... Her ne kadar geçen seneye göre daha bilinçli olsa da bırakamıyorum. Onun dışında da evde işlerim biter bitmez kitabıma gömülüyorum. Çünkü son bir kaç aydır okuma hızım çok düştü....Sanıyorum bunda İg'de fazla zaman geçirmem de sebep oluyor. Şöyle bir bakayım diyerek bir açıyorum sayfayı bir bakıyorum saatler geçmiş...Onu oku, ona yorum yaz derken....ohooo....
Mart ayını "Anne Frank'ın Hatıra Defteri" ve " Dağ Yolunda Karanlık Birikiyor / Yaşamak - Bir Çaba Hüseyin Kıran" ile kapattım.
Vikipedi'de şöyle yazıyor;
Anne Frank'in Hatıra Defteri, iki yıl boyunca Hollanda'nın
Nazilerce işgali sırasında ailesiyle birlikte saklanıyorken Anne Frank
tarafından tutulan günlüğünü içeren kitap. Aile 1944 yılında tutuklandı
ve Anne Frank, Bergen-Belsen toplama kampında tifüsten öldü.
Elbet okurken içiniz burkuluyor......Yani bi çocuğun gözünden olaylar, bir hücre gibi bir evde yıllarca saklanmak, yakalanma korkusu, sırf Yahudi oldukları için uğradıkları, yaşadıkları , korkuları, mücadeleleri.....Ve hep bir umutlarının olması...
Bildiğim kadarı ile artık bu kitabı İŞ Kültür Yayınları basmayacak, anlaşmaları bitmiş. Ama bulursanız bu yayınevinden okuyun derim Can Yücel çevirisi ile.
Daha çok toplumsal karanlığı, bizi ve bize anlatıyor... Az öz yazmış ama dolu dolu yazmış.
Arada kaldığım bir kitap oldu. Belki daha sonra tekrar okumalıyım.
Siz okudunuz mu?
Kaydol:
Yorumlar (Atom)





