18.8.20

Gunluk Haller, "Albert Camus/ Düşüş"

 

Sabah kahvaltısını Kalamış Sahil'de yaptık. Aldık sandalyelerimizi, çıkınımızı ver elini sahil. :))

Havalar soğuyana kadar gidelim diyoruz. Hafta içi tenhada oluyor. Umay'ın da hoşuna gidiyor. Koşuyor,  taşlara çıkıp yürüyoruz,  paten kaymaya çalışıyor 😁 derken bi bakmışız saat 4 olmuş. Öyle iyi geliyor ki içime. Bi ben bi Babasile takılıyor. Babası ile takılırken bende kitabımı okuyorum, efil efil denize karşı. Bu ara bir kaç kitabı bir arada okuyorum. "Yükselen Güneşin Ülkesinde",  " Ben Robot" ve "İklimler"

İki tanesini grup ile okuyoruz. Diğerini kendim.

Elimde yine kitaplar çoğaldı. Kafamı anca verebiliyorum. Zaman nasıl akıp gidiyor anlamıyorum. Aslında bu sene heyecanımız dorukta idi. İlkokul 1.sınıf Umay. Gel gör ki...hiç bir alış verişini yapmadık. İçimden gelmiyor. Daha ne olacak belli değil. Tabiki sağlık onemli ve önceliğimiz... Ama duygularımız da dağınık 🤔

Bu aralar Umay'da duygularda epey bir büyüdüğü hissediliyor. İfade edis sekli, anlayışı ve kavramlarla bağlantı kurması büyüdü.... Zaman zalimsin diyorum 😎


"DÜŞÜŞ / ALBERT CAMUS"

E-kitap olarak okudum. Daha önce "Yabancı" kitabını okumuş ve hayran kalmıştım olayları yorumlamasına, duygulara aktarmasına.

Bu kitap ile de yine hayran kaldım. Özellikle felsefi bakış açısı ve duygusal, gerçekçi bakış açısı yorumları ile....de kendine hayran bırakıyor. Boşuna Alber Camus değil dedim okurken naçizane :)

Altını çizdiğim cümlelerim oldu;


📌Kaldı ki, hiç kimsenin masum olduğunu kesinlikle söyleyemeyiz, oysa herkesin suçlu olduğunu kesinlikle onaylayabiliriz. Her insan başkalarının suçuna tanıklık eder, inancım ve umudum bu benim.

📌İnsanlar gösterdiğiniz nedenlere, içtenliğinize ve acılarınızın ağırlığına ancak siz öldüğünüzde inanırlar.

📌Canı sıkılıyordu, hepsi bu, insanların çoğu gibi canı sıkılıyordu. Böylece karmaşa ve dram dolu bir yaşam yaratmıştı kendine. Bir olayın olması gerek, insan bağlantılarından çoğunun açıklaması işte bu. Bir olayın olması gerek, hatta aşksız bir köleliğin, hatta savaşın ya da ölümün bile. O halde yaşasın ölü gömme törenleri!

📌Doğrudan kavrayarak yaşamak? Benim yaşamım böyle oldu işte. Hiçbir zaman yaşamayı öğrenme gereksinimi duymadım. Bu konuda daha doğduğum zaman her şeyi biliyordum. Bazı kimseler vardır, sorunları insanlardan korunmak ya da en azından onlarla anlaşmaktır. Benim için anlaşma yapılmıştı.

Gerektiği zaman teklifsiz, zorunlu olunca suskun, hem laubali, hem ciddi bir kimse olarak rahat ilişkiler içindeydim. Bu yüzden de ünüm fazlaydı ve yeryüzünde başarılarım sayısızdı. Elim yüzüm düzgündü, aynı zamanda hem yorulmaz bir dansçı, hem bilgisini satmayan bir derin bilgin olarak gösteriyordum kendimi, aynı zamanda hem kadınları, hem adaleti sevmeyi başarıyordum, ki pek kolay bir iş değildir bu, sporla ve güzel sanatlarla uğraşıyordum; neyse, kısa keseyim de gözünüze girmeye çalıştığımdan kuşkulanmayasınız.

              Konusuna gelince; bir ceza yargıcının iç dökmesi diyebiliriz. Hem burjuva yaşamı elestirip, he nasıl da politik yaşadığını anlatan... 

Bir Anlatı kitabı... 

Bu kitap, herhangi bir düşünce ya da savı özellikle öne çıkarmaya çalışmadan, yalın bir anlatım ve özgün bir kurgu içinde, zengin bir düşünce duygu yüküyle, çağdaş dünyayı ve insanlarını derinlemesine sorgulayıp yargılar, çirkinliklerini ve düşkünlüklerini sergiler.

Hala hiç Camus okumadıysanız bir şans verin derim....

12.8.20

Karanlıkta Bir Nehir Kuzey Kore’den Bir Kaçış Öyküsü Masaji Ishikawa

 

Bir kutu kitap ile gelen kitaplardandı "KARANLIKTA BİR NEHİR - MASAJİ İSHİKAWA"
 
Konusu üzücü idi... Kitabında arka  kapağında  bahsettiği gibi; bir kaçış öyküsü.. Üzen kısmı ise "aidiyet"duygusunun yoksunluğu.... Bir yere, bir topluma ait hissetmek kişi ve ailesi için önemli oluyor. Sonuçta yaşadığımız coğrafyanın kültür, geleneği göreneği ile harmanlanıyor kişiliğimiz....bakış açımız... Yazarımızın babası Kuzey Kore'li annesi Japon'dur. Ve Ülkeler aeası anlaşma gereği Kuzey Kore'liler yeni kurulacak olan bölgeye ne vaatler ile götürülürler. Ondan sonra başlıyor olaylar. Tabi öncesi kadının çektiği çile...sonra çocuklarının.... derken kitap bitiyor. Daha fazla anlatmak istemiyorum çünkü bu kitabı okumak isteyenler için tüm detayları bilmek hoş olmuyor....

Arka kapağı şöyledir;
Karanlıkta Bir Nehir, dünyanın en acımasız totaliter rejimlerinden Kuzey Kore’yi ve ondan kaçmaya çalışan bir adamın gerçek hikâyesini ilk ağızdan anlatıyor.
 
Yarı Koreli yarı Japon Masaji Ishikawa, hayatının önemli bir kısmını, aitlik hissinden yoksun ülkesiz biri gibi hissederek yaşamak zorunda kaldı. Bu duygu, o henüz on üç yaşındayken ailesinin Japonya'dan Kuzey Kore'ye taşınması ve bir anda en düşük sosyal kastın içine düşmesiyle derinleşti. İş imkânları, çocuklarının eğitimi ve toplumda daha yüksek bir statü vaatlerine aldanan Ishikawa’nın Kore vatandaşı babası, bu yeni komünist ülkenin cazibesine kapıldı. Ancak önlerine konulan hayatın gerçekliği bu ütopyaların hepsinden uzaktı.
 
Ishikawa anılarında; çocukluktan yetişkinliğe uzanan fırtınalı hayatını, baskıcı bir rejim altında geçirdiği acımasız altı yılı ve Kuzey Kore'den kaçışı sonrasında Japonya'ya dönüş zorluklarını bütün samimiyetiyle anlatıyor. Karanlıkta Bir Nehir, sadece sınırların içindeki tüyler ürpertici bir yaşam manzarası değil, aynı zamanda insan haysiyetinin ve inatçı doğasının da güçlü bir kanıtıdır.

9.8.20

Tatil Günlüğüm...

 Gitsek mi? Gitmesek mi? Nasıl olur ki bu pandemi döneminde derken, hop temmuz 11'de düştük yollara.....iyiki de gitmişiz...

Tabi rahatlığımızın sebebi Fethiye'de eve gitmemiz. Babam 12 yıldır orada yaşıyor,  kardesimgiller de mart ayında yerleşti. Bi biz kaldık İstanbul yaban ellerde 😏😒

Bir gün deniz bir gün gezmece olarak geçirdik günlerimizi. Artık yoruluyorum her gün denize gidince. Bide bizim rahatlığımız, bizim gittigimiz tarihte  Ortaca dutluktu derler ya...aynen öyleydi. Yerli yabancı turist yoktu. Bizde rahatca takıldık. Bayram öncesi ve sonrası bir kalabaliklastı anlatamam. Bizde evde geçirdik günlerimizi. 

Denize tekne ile gittik. İztuzu'nun arka tarafına yanaşıyor babam, kimsede pek olmuyor...oh misss....birde denize hep "Sarsala Koyu" na gittik. Hem dalgası yok hem kumsalı kum. Çocuklar olunca öncelik onların rahatı. Tek sıkıntı yolu.... Dağların arasında kalmış bir koy ve araba ile giderken bir tarafınız uçurum... Dikkatli ve yavaş kullanmak gerek arabayı....

Yıllardır Fethiye'ye gitmeme rağmen gitmediğim bazi yerleri var. Önümüzdeki sene oralara gidelim dedik Aşkla. Bu süreçte bir çok yer kapalıydı zati. Bir çok otel havuzları bile doldurmamış.


Uzunnn zamandır aklimizdaydı "Yuvarlak Çay" a gitmek. Gittik. Nasıl güzeldi suyun yesilligi.... Doğa-ya resmen aşığım aşık..... Her baktığımda dağlara,  manzaraya mest oldum. Buranın en meşhur yanı salıncakları. Akan suyun üzerinde ki koca ağaçlara salıncak takmışlar. Oyle keyifli ki... Sonrası "Azmak Nehri" ne gittik.... Hayran kalmamak elde değil.......

Yine bir Göcek çıkartması yaptık. Dostlarımıza uğradık. Sevdoslarda orada olunca bi babamlar bi sevdoslar derken sabahı ettik. 

Bizim kız Topak Abisinin ve yengesinin yanından çok az bizim yanımıza geldi. Tabi birde aksamlari sokağa da çıkınca hep yengesinde kaldı.

İlk gün akşam üzeri sokağa çıkınca bi şaşkına döndü bizimki. Çocuk ne yapsın,  bu yaşına kadar hiç tek başına sokakta arkadaşları ile oynamamıştı.ilk çıktığında sağına sokuna bakınıp durdu, koşturdu.... Yüzünde ki mutluluk ifadesi her seye yetti. Sonraki günlerde öyleydi. Çocuklar serinlik basınca,  birbirlerinin kapısına gelip çağırıyorlar.... Tıpkı bizim çocukluğumuz gibiydi...

Sarsala Koyu

Ruhsal açıdan o kadar iyi oldu ki Umay için. Bide bu sene daha bir bilinçli idi. Ve Toprak Abisi ile arasında ki bağ sımsıkı oldu.  Dönüş yolunda sık sık; "anne ben şimdiden topak abimi özledim" deyip durdu. Hatta arada durgunlasti falan....

Aslında tek kıza mı? Bizede iyi geldi. Deniz sesi, aileyle birlikte vakit geçirme.... Sonuçta burda kalsaydık,  en fazla Kadikoy'e inerdik. Havuz da açılmadı bu sene..... 



Öyle iste....özlem içinde anılarla döndük....