24.9.17

Tuna Kılavuzu Jules Verne...


Eminim ki bir çoğumuz bir ço kitabını okumuşuzdur yazarın...
Benim en çok aklımda kalan "Denizler Altında 20,000 Fersah " ve "80 Günde Devri Alem"ki çizgi filmini de ilgi ile izlerdim. :)

Geçtiğimiz aylarda aldığım bu kitap aslında "gençlik klasikleri" diye geçiyor ama biz büyükler içinde güzeldi.

Hatta kendi kendime diğer kitaplarını da tekrar okuma sözü verdim.
Jules Verne iyi bir hayalperestmiş bana göre. Çünkü yaşadığı dönemde yazdığı bilim kurgu, fantastik kitaplarını düşünürsek... öyle değil mi ama?

Bu kitabında da vatanseverlik, aşk, hırs, intikam ve polisiye bir arada...
Bir adam düşünün ki sevdiği kadını vatan sevgisi nedeni ile gönüllü olarak askerliğe giderek ardında bırakabiliyor.

Olaylar, Prusya topraklarının başkenti olan Sigmaringen’de yapılan Tuna Oltası Derneğinin balık tutma yarışmasıyla başlar. Kahramanımız eski bir Tuna Gemi Kaptanı olan Macar Ilia Krusch’un bu yarışmada iki dalda da birinci olmasıyla başlar. Kahramanımız, daha sonra, Tuna’nın Baden Dükalığı’ndaki kaynağından Karadeniz’e döküldüğü yere kadar sürecek bir yolculuğa çıkacak ve bu yolculuk boyunca da olta balıkçılığı yapacaktır.
Bu altı yedi yüz fersahlık bu uzun nehir yolculunda kendisine bir müddet sonra esrarengiz bir yol arkadaşı da katılacaktır. Bu aslında Tuna’daki kaçakçılık işlerini soruşturan komisyonun seçtiği Peşte Polis Şefi Karl Dragoch’tur. Ancak kahramanımız O’nu romanın sonuna kadar Bay Jaeger olarak tanıyacaktır.
Tabi sonrası kitapta...

Yazar dünya da en çok çevrilen ikinci bireysel yazarmış.. Ayrıca çok sevilen yazarlar arasında da...

Sanırım bunda yazım dilinde ki samimiyet ve sadelik ve hayal gücü geliyordur.

Sıra diğer kitaplarında....

Doğum günülü bir hafta...



Okul haftamız güzel başladı.
Tam "anne parka mı gitsek acaba?" derken Umay, hop okul saatimiz gelmiş oluyor.😊
İlk firemizi cuma günü verdik. İyi ki de vermişiz.
Malum okul çocuğu olan anneler bilir; veliler Whatsapp grubu kuruldu. Cuma sabahı da 3-4 veliden mesaj geldi, çocukları ateşlenmiş , bir diğeri faranjit olmuş, o yüzden okula gönderemiyoruz sizde durum nedir demişler...

İyi ki gidememişiz dedim vallahi, tabi ki hasta çocuklara da şifa diledim.

Bu hafta artık Umay'ın okulu 1'den 5'e kadar olacak. Artık düzene girmemiz daha kolay olacak diye düşünüyorum.

Okula gitmedi Umay çünkü abisi Toprak Cem'in 6 yaş doğum günü partisi vardı okulda.
Ondan önceki hafta da Sevdoş'un doğum gününü  kutladık. Sevdoşum nice keyifli, Paris'li ve gezmeli yaşlara kuzum.💓

Kuzum Toprak Cem'im ne zaman büyüdün diye diye gittim...Her anına tanık olmak çok güzel bir duygu.
Daha nice sağlıklı, keyifli, okullu yılları olsun kuzumun.
Yanlız bu doğum günü partilerini okullarda yapmak çok akıllıca.😀

Bu haftamız böyle güzel geçti.



İyi haftalar ... :)




19.9.17

Veee Umay artık kreşli... :))

Veee bizim evde de okul zamanı için ziller çalmaya başladı.
2017-2018 Eğitim Öğretim yılı başarılı, bilgili olsun.
Tabi yine senenin başında sınavlarla ilgili yapılacak olan değişiklikler eminim bu yolda ilerleyen öğrenci ve velilerin kafasını karıştıracaktır....

Bizim içimiz kıpır kıpır...
Umay kız bu sene kreşe başladı.
Eşimde okuldan ( öğretmendir de kendileri)  izin alıp ilk gününde yanyanaydık kızçemizin...
İLk gün olarak gayet iyiydi Umay. Bakalım sonraki günler nasıl olacak?


Bu yazıyı dün akşam yazmış ama yayınlayamamıştım, Umay akşam üstü uyuyunca ve saat 8 gibi uyanınca gece yattı... Bende de yazıya devam edecek güç kalmamıştı.

Bugün sabah bi " anne ben okula değil parka gitmek istiyorum" durumu yaşadık. Ve yola çıkınca da aynı muhabbet döndü durdu aramızda.
Okulun bahçesinde arkadaşlarını görünce biraz koşturdular sonra yine sınıfa gitmek istemedi ama öğretmen çağırınaca da; anne ben okula gidiyorum büyükleri almıyor deyip girdi sınıfa...

 Uzun bir süre ara ara bu durumu yaşarmışız gibimize geliyor...

Tabi bizde ki heyecanı anlatamam.
Gerçekten de çok farklı bir duyguymuş okula götürmek evladını...onu kreş bile olsa bir sınıfa emanet etmek.Artık bazı şeyleri düzene oturtmamız gerekiyor.

Örneğin; öğlen uykularını yavaş yavaş kaldırmaya çalışıyordum ki okul öncesi hazırlık olsun diye. Birkaç gün uyumasa bile sonraki günler, akşam üzeri 2-3 saat uyuyup uyanıyordu.
Her ne kadar oyalasak da en fazla akşam üstü altıya kadar daynıp yine de yatıyordu.

Dün okuldan gelince de aynısı oldu. Bugün oyaladık epey ve 20:30'da uyudu. Sessizlik nasıl iyi geldi anlatamam. Birde benim anemiden dolayı sanıyorum yine kanım çok düştü... kafamı kaldıramıyorum. Devamlı uyur vaziyetteyim... Bu yazıyı bile parça punçik yazıyorum... Bi yazıyorum bi bırakıyorum, dinlenip tekrar yazıyorum o vaziyetteyim anlayacağınız.
Perşembe günü doktora gidip kan vericem.... Bakalım ne çıkacak sonuçlar. Uzun zamandır bu kadar kötü olmamıştım..


Ne diyordum; kızın uyku düzenini oluşturalım derken, sonra dedik ki "nasıl olsa okul saatini düzene girince kendi zaten o düzene ayak uyduracak. O yüzden bu ara Umay nasıl istiyorsa öyle gidiyor...

Böyle işte daha fazla ya#fffdfacak taakatim kalmadı... Gözlerim neredeyse kapanıyor...
Sonraki yazıda görüşürüz, iyi haftalar blog...





13.9.17

Eyfel Kulesi Kadar Kocaman Bir Bulutu Yutan Küçük Kız /Romain Puertolas Ve Kong


Uzun zamandır izlemek istediğimiz filmlerden biriydi Kong...
Malum yaz olunca gezme tozma daha fazla oluyor. Filme sıra az geliyor....
Dün hadi izleyelim artık bunu dedik ve izledik.
Tabi izlerken devamlı olarak kendime ve eşime söylediğim bir şey vardı ki; insanoğlu nereye giderse gitsin muhakkak savaşı da götürüyor ve doğa da yalnız kendisinin yaşama hakkı olduğunu düşünüyor, savunuyor.
Bu filmde de bolcana bunu görüyorsunuz. Bu nasıl bir egodur bizdeki, hırs, yok etme hissiyatı vs....

Oysa ki bilinen bir şey vardır hepde döner duru bu alıntı; doğa da ihtiyacından fazlasını öldüren tek canlı insandır diye....

Yine duygusal sahneler vardı Kong filminde.... Çekim ve özellikle KOng sanki gerçek gibiydi, yabancı film sektörü bu işi biliyor.
Eğer bizim gibi hala izlemediyseniz izleyiniz efenim...



Bu kitabı D&R'ın indirim zamanı almıştım ve öylece bekliyordu. Beni en çok çeken yanı ise kitabın kapağı ve ismi olmuştu...
Yazarın diğer kitabını da görmüş ama almamıştım "acaba nasıldır, iyi midir, akıcı mıdır dili?" falan fıstık düşünürken almamıştım. :)

🖋 Şunu belirtmeliyim ki bir solukta bitti kitap... Hatta yer yer güldüğüm, yer yer de hüzünlendiğim satırlar oldu...
🖋 Yazarın analtım dili çok iyi, işi biliyor bence.
🖋 Konusuna gelirsek eğer;

 Hikayemiz bir adamın bir berber koltuğuna oturması ve berbere hikaye anlatması ile başlıyor...
Bir kızımız var adı Zehra, hasta....
Bir kadın var postacı. Adı Tebligat Noktagil.( isimleri çok keyifliydi, okurken sşzde bir gülümsemeye sebep oluyor.)
Hayatta tesadüf diye bir şey yoktur. Annesi doğumunda ölen babası olmayan Zehra ile hiç evlenmemiş, çocuğu olmayan Tebligat bir gün hastanede karşılaşırlar ve tanışırlar.
Gelişen olaylar sonucu kadın kızı evlatlık almak ister ve işlemler başlar.
Böyle anlattığıma bakmayın kitapta sanki peri masalı okuyormuş gibi oluyorsunuz ama sonu sizi ters köşe ediyor...
🖋🖋 ince espriler de cabası kitapta....

Detaylar nette fazlaca var...

Benden naçizane tavsiye ara kitap olarak bir çırpıda okuyabileceğiniz bir kitaba şans verin. :))




12.9.17

LOREENA McKENNITT - THE MASK AND MIRROR


Hayatınızı beraber yaşamaya karar verdiğiniz, aynı evi paylaşacanız kadın-erkek önemlidir bence.
Çünkü biz olmak zordur ve elele yol almak hem kolay hem değildir.👫💓
Emek ister, sabır ister, bazen sana uymayanı sırf sevdiğin istiyor diye kabullenmek ister... liste uzar.
Tabi bu liste kendinizi eşinize bağımlı olarak yaşıyorsunuz şeklinde  uzamasın... bağlı olmak önemli olan bence...
Siz anladınız demek istediğimi...

Tabi uzun zaman olunca birliktelik zamanla eşinizi iyi tanıyorsunuz. hele birde iyi bir gözlemciyseniz...


Bu konuya da nerden geldin derseniz;

Loreena Mckennitt hayranıyım. Özellikle müziği , yorumları beni çok etkiliyor ve dinlendiriyor.
Sanatçının kendisini eşim sayesinde öğrendim.
Konuştuğumuz bir gün bana " senin seveceğin, dinlemekten keyif alan bir sanatçı var" dedi ve bana mp3 olarak hazırlayıp getirmişti tüm albümlerini.
O gün bugündür keyifle dinliyorum... :)))
Hele kitap okurken çok iyi geliyor...



Bazen başka şeylerde de oluyor. O kadar iyi gözlemlemiş ki ne severim neyi sevmem, neye tepki veririm, ne alsa bana çok mutlu olurum biliyor. Bende bilirim ama eşim bir tık önde bu konuda.. ::)))))
Tabi en çok kitap hediye ettiğinde ağzım kulaklarımda oluyor valla. :))))Aslında kitaptan öte, eğer sevdiğim bir yazar yeni bir kitap çıkarttıysa bi bakıyorum almış gelmiş....  Tabi tek bunlar kriter değil olmamalı, herkesin yaşam şekli, sevgi dili farklı... Bu bize özgün bi şey...
Vel hasıl bayılıyorum bu sese.....






Tarık Tufan, Hıfzı Topuz, Aeden...


 Geçtiğimiz haftalar da konuşmasına denk geldiğim ve kitabını da imzalattığım Tarık Tufan kitabından bahsetmek isterim.
Daha önce yazmışımıdır belki burdan ama tekrar yazmak istiyorum; toplumsal sorunlara da değinen bir yazar. ( tabi İnsatgram'da da bahsetmiş olabilirim bazen burdan çok orada paylaşıyorum kitap yorumlarımı)

Bir Adam Girdi Şehre Koşarak kitabında da yine o sizi hüzne boğan, üzen cümleleri var.
Zaten duyarlı olanlar için değil ama düşünemeyenler için belki bir pencere açar cümleleri diye düşünüyorum...
 Yazar her şey hızla akarken, yavaş gidenleri, yorulanları, rekabete güç yetiremeyenleri ve onların mekanlarını anlatıyor.
Bir nefeste okunan kitaplar listesinde yer almaktadır.

Televizyonda da severek takip ediyordum ve okuduğum ilk kitabı ile de beni yanıltmadı.





Sahafta karşıma çıktı Hıfzı Topuz Devrim Yılları kitabı...

Kitap bir dönem kitabı... İçinde kimler yok ki.
En önemlisi bana göre; okurken bu ülkenin Cumhuriyet'i, Demokrasi'si kolay kurulmadı. Kimler canını feda etti gerekirse...
Ki kitap klasik tarih kitapları gibi değil. Bilenler biliyordur yazarın anlatım dilini.... Özellikle bir kez daha Atam'a hayran kaldım. Nasıl bir vatan sevgisidir bu böyle.

Sevgili Mustafa Kemal Atatürk ve kendisi ile birlikte bu ülke için kanlarını hiç düşünmeden akıtan şehitlerimizin ruhlar tekrardan Şad olsun... Huzur ile uyusunlar...

Kitap  Cumhuriyet'in kuruluşuna, evrim yıllarına tanıklık eden Samim Rıza( gazeteci) ile Fransız Sosyalist Gazeteci kadın ile aralarında geçen aşkı, sülkeye dair analizleri ve diğer kişilerle olan yazıları anlatıyor.
Ayrıca fotoğraflarında  olması kitabı daha bir özelleştiriyor. Hiç yazarı okumadıysanız lütfen not edin ve okuyun.




Daha önce Kobo yüklediğimi ve bazı kitapları E-Kitap olarak aldığımız sizinle de paylaşmıştım.
Aeden Bir Dünya Hikayesi kitabını da E-Kitap olarak almıştım indirimden.
Daha önce nette yazarın söyleşisini dinledim. Güzel konuşuyor ve anlatıyor. Herşeyden öncce hayatı farkında ve ciddi yaşıyor bu çok belli konuşmasından.

Belki kendiminde farkında yaşamamdan ötürü seviyorum böyle karakterleri.

Kitaba gelirsek efenim sanırım tek beğenmeyen benim gibi hissettim nette bakarken...
Konusu ve bakış açısı gerçekten de çok güzel. Altını çizdiğim çok iyi cümleler de vardı... O kadar...

🖋 "Çi'den gel, Çi'ye dön.Potansiyeline doğ, kaderinin efendisi ol. Olmaktan, doğmaktan, dönüşmekten yoksunma."
🖋"çıkarları için fırsat oluşturmaya çalışanlar sonunda mutlaka hırpalanırlardı!"
🖋 "İnsan sevdiği birine duyduyu öfkeyi nefrete çevirmeye çalıştığında, altında ezileceği bir yük alırdı sanki sırtına."
🖋Deneyim, bilginin bedende aldığı hal, ryhta bıraktığı izdi.
🖋 Neyi, nasıl merak ettiğine dikkat et. Evren, merakla harekete geçer, düşünceyle genişler, korkuyla küçülür, analizle büyür, yargıyla son bulabilir. Merak ettiğin her şey senin kim olacağına yön verir."

Aslında kitap bana biraz Tanrılar Okulu'nu anımsattı. Fantastik ve kurgusu iyi bu kitabın ama uzatmalar çok fazla ve dili akıcı değil.
O yüzden yarım bıraktım. Belkide sıkılmamda zamanında çok fazla Kişisel Gelişim kitabı okumam ve artık hayatımı farkında yaşıyor olmam.

Çünkü yazarın amacı insanları farkındalığa yöneltmek doğa ile, kendimiz ile uyumla yaşamımızı öğretmek...

Velhasıl uzun lafı kısası tercih size kalmış....



8.9.17

Moana Ve Ev Halleri...


Sanıyorum havalardan ( yada bahanem bu bilemiyorum😐) elim kolum kalkmıyor.
Evde yemek bekleyen bir çocuk olmasa mutfağa bile giresim yok....

✅ Ama hemen hemen hergün evi süpürüyorum çünk evdeki toz canavarı yerdeki tozları görünce "anne bak yerde toz var" diye başıma geliyor..... 😀 ben görmediğim içinnnnnn

✅ Kafamda bir sürü soru dolaşıyor, bazılarının cevaplarını buluyorum bazıları da cevazpsız kalıyor. Zaten her soru cevaplanacak diye de birşey yok ki değil mi ama?!


✅ İki gündür kızı parka babanesi götürüyor bende evde biraz dinlenmece diyeceğim ama önce evi toplama sonra oturma modundayım. Bugün hatta bir güzellik yapıp kendime radyoyu açtım, sesi de açtım... oh miss özlemişim müzik dinlemeyi. Özellikle Radyo Voyage dinlemek ruhuma iyi geliyor, sakinleştiriyor....

Genelde TRTÇocuk, Minika Çocuk izleme modunda olduğumuzdan.

Televizyon demişken aklıma geldi geçen gün ailecek Moana'yı izledik. O kadar keyifliydi ki... Bizim kız bayıldı ki sadece o mu bende çok sevdim. Zaten severim animasyon filmleri... :)

Özellikle şarkı sylemeleri ve dansları çok güzeldi. Aslında konusu da iyiydi. Toprak, doğa, deniz ve birlik temaları iyiydi...

✅ Televiyonda izleyecek hiçbir şey ama hiçbir şey bulamıyorum... Her kanalda "kayıp aranıyor" var..... hele o çocuk istismarı olayları sinirlerimi hoplatıyor, içimi daraltıyor....

✅ Böyle işte... sanırım bu yazıdan sonra gidip uzanıcam biraz dinlemem gerek ki enerji toplayayım. Evde enerjisi hiç bitmeyen biri var. :)

7.9.17

Okuduklarımdan... Demir Köprü Ve Tozlu Rüyalar Kitapçısı


Yine bir gün Kadıköy'deyim ve yine ilk uğrak yerlerimden olan YapıKredi Yayınları'na uğradım.
Muhakkak bir kitap alır çıkarım. Yazarın çevirmiş olduğu birkaç kitabı biliyorum ama kendi kitabını hiç okumamıştım. Böylelikle Demir Köprü/Kamuran Şipal kitabını aldım.
Aslında kelimeleri ve cümleleri çok dokunaklı.
Yalnız okurken yoruldum, kendimi tuhaf hissettim belki de benim için uygun zaman değildi.
Konu olarak da "anne-oğul" arasında ki yarım kalmışlıklar, yaşam mücadelesi vs.. anlatılıyor.
Bir daha  ileriki zamanlar da okumak üzere rafa kaldırdım....




 Bir diğer kitabımda A101 marketinden aldığım kitap; Tozlu Rüyalar Kitapçısı / Cynthia Swanson'a ait.
Yazarın ilk kitabıymış, gayet de başarılı bir roman.
Yalnız bu kitapta diğer Martı Yayınlarının kitaplarında olduğu gibi yazım hataları ve çeviri eksikleri vardı.
Yine de kitabın ahengini bozmadan okuyabiliyorsunuz.

Böyle ara kitaplar ara ara ruhuma iyi geliyor.
BU kitabı da önce ismini sevdim sonra konusunu sevdim diyerek aldım diyebilirim.
Okurken muhakkak bir fincan çay yada kahve eşlikçiniz olsun. O kadar akıcı ki elinizden bırakmak istemiyorsunuz. Sanki okurken yabancı dizi izliyorum gibi hissettim.

Konusuna gelince; 
ana karakterimiz Kitty ve en yakın arkadaşının ortak açtığı kitapevi bulunmakta. İki kardeş gibi olan arkadaş yalnızdırlşar. Birgün Kitty'nin rüyası ile başlıyor hikaye. Ama öyle aşk romanı ile karıştırmayın kitabı.
Okurken o kadar çok kendi hayatınızdan parçalar bulacaksınız ki...

Sonra efenim Kity rüya ile gerçeği karıştırı ve döngüsü başlar.
Bu kadar detay yeter kitap güzel bir kitaptı, okumak isteyenleriniz olursa hiç tereddüt etmeden alabilirsiniz efenim. :)



6.9.17

Aya Yorgi Gezisi....BüyükAda...

Ne zamandır aklımdaydı ada turu yapmak. Tabi sokak sokak gezemdiysem/k  de çocukla ( çok yorucu açıkcası gezi, hem bastonu it  hem sorumlulukları çok fazla oluyor. Ama onu da bırakmak istemediğimizden yanımızda götürdük. En nihayetinde alışsın gezmeye dimi ama :))   )

  Bayramın 3.günü eşim ve kızımızla BüyükAda'ya gittik. Sabah erken saatte gitmemize rağmen çok kalabalıktı ada.
Özellikle Arap turist çoktu.

Vapurda çay-simit-karper peynir üçlüsü ile kahvaltımızı afiyetle yaptık. Çok lezzetli oluyor 😋👪😊

Yalnız o atların hali nasıl içler acısı anlatamam. Yine de göz göre göre biniyorlar ya faytona aklım almıyor. Nasıl bir kuyruk var sırada anlatamam size....
Nasıl gözleri görmez bu insanların pes yani.....

Elbet biz binmedik. .... Yürüyerek önce Aya Yorgi Tepesi yokuşuna çıktık. Orada sorduğumuz biri Kadıyoran yolundan giderseniz hem kestirme hem de faytonlar geçmediğinden daha rahat gidersiniz dedi ki öyle de oldu.




Her ne kadar o yolu çıkarken soluğu neremizden 😬aldığımızı bilemesek de tabanlara kuvvet yürüdük.

Eski Rum Yetimhanesi yolundan devam ettik. Yalnız nasıl kasvetli bir tarihi yer anlatamam. Resmen korku filmlerinde ki sahneler gibi geldi ....... Tabi kapıları kapalı, ziyarete açık değil çünkü resmen yıkılıyor bina. Ne olur bakım yapsalar, içini gezebilsek... O kadar üzülüyorum ki yok olup gien tarihimize....

Yetimhane ile ilgili http://listelist.com/buyukada-rum-yetimhanesi/
 bilgiye burdan da bakabilirsiniz.  Zamanında Avrupa’nın en büyük, Dünya’nın ise ikinci büyük ahşap binası olduğu söylenen yapı Büyükada’nın Manastır tepesinde 1898-1899 yıllarında bir Fransız şirketince otel yapılmak için inşa edilmiştir.

Sonra sı dönemin padişahı ülkemizin örf ve adetlerine uygun olmaz diyerek açılışa izin vermemiş. Daha sonra da Adanın tepesindeki bu ahşap bina, yarım kalan haliyle Balıklı Rum yetimhanesinin kullanımı için dönemin en zengin Rum ailelerinden olan Andreas Syngros Vakfı tarafından 15 bin Osmanlı lirası karşılığında satın alınır.

Sonra yangın çıkar, burada ki çocuklar Heybeliada'ya sevk edilir ve bina da çürümeye terk edilir..................
............. Çok üzücü....

Neyse efenim Çıktık tepeye. Daha önce iki kez çıkmış ama bir türlü kilisenin ziyaret saatlerine denk gelemediğimden, dedim ki içimden "eğer bu sefer de kapalı ise daha da çıkmayacağım".
Vee açıktı. Hele birde manzara enfes.....

İnternette yazan rivayetlere göre hiç konuşmadan çıkarsanız yokuşu dileğiniz gerçek olur. Tabi biz böyle batıl inançlara inanmadığımız için ziyaretimizi yaptık indik aşağı.

Eşimin deyimi ile zaten bu yokuşu çıkarken konuşmak ne mümkün nefesi zor alıyorken.😬😬😬



















 NOT: BU SİTEDEN ALINTIDIR. TIKTIK


İnanışa göre önce burayı ardından da İzmir'de bulunan Meryem Ana'yı ziyaret eden Hristiyanların Hacı oldukları.
İnternette bir sürü rivayet dolaşıyor, bazıları birbirinin aynısı bazıları değişik.
Önemli olan bana göre dönemin en eski mimari yapılarını, ülkemizde bulunan kozmopolit yaşamın kaynağı ve karışık yaşanmışlıkları simgeleyen yapıları gezmek, bilmek görmek gerek.
Tarih önemli çünkü.

  Patrikhane kayıtlarından elde edilen bilgilere göre Aya Yorgi Manastırı'nın inşa ediliş tarihi 1751’dir. Bu tarihte inşa edilmiş olan küçük kilise, şapel ve dua yeri eski kilise olarak bilinir ve iki katlı, kiremit örtülü küçük bir yapı olma özelliği taşır. Tepede çan kulesinin arkasındaki kesme taştan yapılmış olan kilise ise yeni Aya Yorgi Kilisesi'dir ve 1905 yılında inşa edilmiş, 1909 yılında kullanıma açılmıştır.
Hıristiyan inanışına göre, Aya Yorgi'ye yürüyerek çıkan insanlar "yarı hacı" sayılırlar. (Efes'teki Meryem Ana Kilisesi'nin ziyareti ile "Tam Hacı"lık gerçekleşir.)
Rumlar tarafından Aya Yorgos olarak anılan kilise, zaman içinde Aya Yorgi olarak anılagelmiştir. Kilisenin en çok göze çarpan motifi, denizden çıkan canavarı mızrağı ile öldüren Saint George ikonasıdır. Çeşitli yazılarda bu ikonun aslında birçok ruhsal anlam taşıdığı ifade edilir. Bu ikonalar hakkında anlatılan ve kiliseyi önemli bir ziyaret & adak merkezi haline getiren bir efsane vardır.
  Aya Yorgi Kilisesi Efsanesi
Anlatılanlara göre; Bizans döneminde işgal altında kalan Aya Yorgi kilisesindeki ikona ve kutsal cisimleri kurtarmak isteyen papazlar söz konusu cisimleri toprağa gömüp üzerini kapatmışlar. Aradan geçen uzun yıllardan sonra aziz Aya Yorgi, bir çobanın rüyasına girmiş ve kiliseye uzanan yolu tırmanmasını, çan sesi duyduğu yerde durup kazmasını söylemiş.
Olayı fazla dikkate almayan çoban, aynı rüyayı üç gece üst üste görünce çıplak ayakla ve hiç konuşmadan kiliseye uzanan uzun yolu tek başına tırmanır. Çıplak ayaklarıyla yokuşu tırmanan çoban gerçekten tepeye yakın bir yerde çan seslerini duyar ve bulunduğu yeri kazmaya başlar... Saint George'un denizden çıkan bir canavarı mızrağı ile öldürdüğü bir ikona bulur. Bizans döneminde işgal edilen Prinpiko adasının papazları bu ikona ve diğer bazı kutsal eşyaları buraya gömmüşlerdir. Çobanın bulduğu bu ikona şimdi kilisede sergilenmektedir. Kapısında yazan bilgiye göre; söz konusu kilise, ikonların ilk saklandığı kilise değil, onun yerine yenilikçi bir papaz tarafından yaptırılan ve zaman içinde restore edilen iki kilisenin yenisiymiş yani toplamda üç kilise söz konusuymuş.


1.9.17

İyi Bayramlar, Tarık Tufan Söyleşisi...




İyi bayramlar.

Bizim yine bu bayramımız buruk... belki zamanla daha da alışıcaz ama.........

Sabah kahvaltı sonrası kayınvalidemlere gittik, apartmanda da görüştüğüm iki ablam var onlara gittik, bayramlaştık...
Bitti bizde bayramlaşma.
Kardeşimlerle de dünden bayramlaştık....

 Geçtiğimiz hafta Kadıköy İthaki Yayınlarının Cafe'sinde konuk yazar söyleşisinde Tarık Tufan vardı.

Bu arada bende İnstagram'da denk geldim İthaki Yayınları Akademi Cafe açmışlar.
Söyleşi, seminer, imza günleri vb... düzenlemeler yapıyorlarmış.
Sitesi için linke tık tık http://ithakiakademi.com/

İlk kendisini 24Tv'de Kafa Dengi programında diğer iki arkadaşı ile haftada bir gün program yaparken denk gelmiştim. Sonrası hemen hemen her hafta konusuna göre takip ediyordum.
Çünkü 3 sunucununda anlatımı, bilgi birikimi ve yorumları hoşuma gidiyor.







Geçtiğimiz hafta da Kadıköy'de söyleşi ve imza günü olduğunu öğrenince gittim.
Sonuna kadar dinleyemedim ama o bir saat bile çok keyifliydi.

Zaten hayata dair felsefi düşünceleri olan, "neden böyle de olmasın, illa ki böyle mi olmak zorunda "diyen düşünce tarzını seviyorum. 
Çünkü deneyimledikçe öğreniyoruz, hele ki farkında yaşıyorsak değişime de açık oluyoruz.

Elbet yanlış anlaşılmasın, bir duruşumuz, bir netliğimiz olmalı... Yalnız kesin çizgilerle, asla olmaz demelerle de hayat yaşanılır olmuyor....


 Mesela dedi ki Tarık Tufan;

Anlamıyorum "benim hiç pişmanlığım yok, keşkelerim yok hayatta" diye övünen ve bunları çok matah bişeymiş gibi söyleyenleri...
Çünkü yaşadığımız hayatta, deneyimlediğimiz yaşamlar da nasıl olur da hiç hatanız olmaz yada pişmanlığınız.
Yada kişi neden bunu övünmek adına söyler, övünür.
Kardeşim insanız ve hayatta herşey bizim için...vs.....

Benim için iyi ve kaliteli bir dinleti oldu.

Hayatta herşey bizim için gerçektende ve önemli olan ders almak ve tekrarlamamak..
Önemlisi değişime açık olmak....

Bu anımı da buraya kaydedeyim ve kaçayım. :)))))