17.6.19

Üç Silahşor Ve Beni Asla Bırakma.....

Yıllar yıllar evvel televizyon da bilmem kaç milyon kez verilmiştir "Üç Silahşörler"
Kitabı olduğunu bende yıllar yıllar sonra öğrendim. 😊

🐴 İş Kültür Yayınları'nda indirim zamanı da ÜÇ SİLAHŞOR kitabını aldım.
Okudum lakin pek bana göre olmadığına kanaat getirdim. Filmini hatırladığımda da hiç baştan sona izlemediğimi anımsadım. Çok fazla mizahi filmleri sevemiyorum,  bir yerden sonra ilerlemiyor bende. Kitapta da aynı duyguyu hissettim......
 Birde bu ara çok fazla klasik kitaplar okudum ondan mıdır nedir bir daral geldi. Biraz da farklı kitaplar okumak istiyorum. Elimde ki 5 kitabı bitireyim diğer yayın evlerinin kitaplarına bakacağım.
🐴
Tabi film göre  kitap daha farklı. Genç hatta  çocuk yaştaki D'Artagnon Silahşor olmaya karar verir ve  babasının tavsiye mektubu ile yola çıkar. Yolda ve sonrası başına gelenler anlatılır. Üç silahşora katılır ama katılana kadar da başına gelmeyen kalmaz.
Hem saf hem kurnazdır bizimkisi.... 😊
Krala saldırı düzenleneceğini öğrendiği ve krala bağlı olduğu için onun askerleri ile beraber savaşmak ister. İşte o arada hem aşk,  hem kavga,  hem mizahi öğeler ile anlatılır olaylar.
Arka kapakta şöyle der...


Alexandre Dumas (pere) (1802-1870): On dokuzuncu
yüzyılda bütün Avrupa'yı saran siyasal ve sosyal çalkantılar içinde yaşamasına rağmen, daha çok 16. ve 17. yüzyılın tarihsel olaylarını konu alan üç yüzden fazla roman yazdı. Döneminin sevilen ve çok okunan romantik yazarları arasında yer aldı. Üç Silahşor, Monte Kristo Kontu, Demir Maske ve Siyah Lale en tanınmış eserlerindendir. Üç Silahşor iki yüzyıl sonra bile hâlâ keyifle okunan sürükleyici bir aşk ve macera romanıdır.

Bir diğer kitabım ise...BENİ ASLA BIRAKMA/ KAZUO ISHIGURO

Ah nasıl desem,  ne desem.. İlk "Günden Kalanlar" ile tanıdım kendisini... Cümlelerini,  örnekle indirmelerini çok sevdim. Anlattığı hikâyeler yüreğe dokunan, içşmizi biraz da acıtan olsa da hayata dair sorgulatan,  düşündüren ve bazı kurgularda yaşananlardan.......
Sadece kapak tasarımı biraz itici buldum. Oysa ki içindeki anlatıma uygun başka bir tasarım olabilirdi....

Konusuna gelince..... Bir yurt düşünün... Size orada her eğitimi veriyorlar gözetmen eşliğinde... Ve sonrası...

Yoook yazmam çünkü bu güzel kitabı benim gibi hâlâ okumayanınız vardır...
Aslında önemli olan Kathy H. olaylara bakış açısı,  yorumlayışı ve anlatımı.... Arkadaşlıkların arasında yaşananlar...
Orta okul ve lise de az çok yaşadığımız kızsal ve erkeksel tripler....
Öyle işte....
Siz ne düşünüyorsunuz?

İyi geceler arkadaşlar.



12.6.19

Alo, Harika Hanım, Nasılsınız?

Canım arkadaşım Ayla'nın paylaşımında görmüş eklemiştim listeme... Dayanayıp, bekletmeyip aldım ve hemen okudum. :)
Aslında önceliği "Beni Asla Bırakma" kitabına verecektim ama o kadar cezbetti kitap beni hemen bunu okudum.


📞 Okurken aklıma ergenlik dönemimizde ki telefon konuşmaları,  hoşlandığımız kişiyi arayıp eğer telefona evdekilerden biri çıktıysa susup dinleyip kapattığımız dönemler geldi 😁
Tabi arayan numarayı gösteren telefonlar çıkınca işletmeler de yalan oldu .
Hatta annem bağırırdı "kız yeter konuştunuz kapatın artık" diye.
Bir de telefon çalınca "ben bakıcam" kavgası olurdu.....
Sonra arkadaşlarla aramızda şifreli çaldırma metotları geliştirmiştik vs...


📞📞   Konuyu dağıtmayayım çünkü kitap çok etkileyici. Sizce de ismi güzel değil mi?
İki kişinin diyaloglarını okuyoruz. Yalnız bir kadın bir gün rastgele bir numara tuşlar ve hersey değişir,  karşı taraf da yalnızdır ve başlar kısa,  günlük konuşmalar.
Yer yer içiniz duygulanıyor okurken yer yer de kadına kızıyorsunuz ama haklı bir şeyleri de buluyorsunuz..... İçe dokunan satırlarla dolu bir  kitap.
Yazar öyle güzel Türkçe ile kısa ve öz  anlatmış ki duyguları,  yaşanmışlıkları...
 Altını çizdiğim birkaç cümle ile derim ki okumadıysanız okuyun. 😊

"Çünkü durmadan konuşmak ,  bir yerden sonra orada ne varsa onu sıradanlaştırır.
İnsanları  birbirlerinin gözünde basite indirger."
"İlk kez çok konuştuğumun,  beni çok  konuşturmak istediğini farkına vardım. Yalnız kendime ait,  yalnız kendimin olan sırlarım olmamalı mı? Bunları ille de başkalarıyla paylaşmam mı gerek?"








“Sorduk mu birbirimize, nasılsınız dedik mi bugün?”
Sıradan bir günün sabahında çalan telefon yaşamınızı değiştirebilir mi? Hiç tanımadığınız, yüzünü görmediğiniz, adını bile bilmediğiniz biri, kendi hikâyesiyle varlığınıza ayna tutan bir sese, hesapsızca içinizi dökebileceğiniz bir dosta dönüşebilir mi?
Hattın iki ucu arasında salınıp duran sözcüklerin toplamı, gerçek bir hikâye eder mi? Bir “alo” kadar mümkün, başka bir dünya kadar uzak... Orada biri var mı?
Farklı türlerdeki eserleriyle Türk edebiyatının 1950 kuşağının önemli kalemlerinden biri olan Tarık Dursun K., birbirine ses veren iki yalnızın diyaloğu üzerinden insanın ve insan ilişkilerinin mümkünlerine bakıyor: Aşk, aile, kimlik ve varoluşa dair zorlu sorularla şekillenen bu sıradışı temas, bugünün bir “tık”lık yalnızlığına da ışık tutuyor.
“Düşündüm de... Sizi tanımayı çok isterdim. Yakından bakmayı ve... Bu belki’leriniz var ya, onları söylerken yüzünüzün ne biçim aldığını görmeyi de. Nasıl bir kişisiniz?”
“Sıradan... Hiçbir özelliği olmayan...”
“Konuştuklarınızdan o çıkmıyor ama...”

(Tanıtım Bülteninden)

Hamur Tipi : 2. Hamur
Sayfa Sayısı : 168
Ebat : 13,5 x 21
İlk Baskı Yılı : 2019
Baskı Sayısı : 1. Basım

7.6.19

Günlük Haller....

Selam. :)

Bayram gezmesi bizde kısa oluyor... Babam yeni gitti Ortaca'ya, Sevdoş'umda Ortaca'da annesinin yanında... Bizde burada .:))
Sabah kahvaltıya kardeşim geldi, sonrası kıza söz vermiştik oyun parkına götürdük. Ordan kayınvalideme geçtik. Apartmanda da iki sevdiğim ablam var onlara çıktık...hop bitti bizim bayramlaşma........

Sonrası ise Umay'a yaradı hatta "anne bana bayram 4 gün" deyip deyip durdu.😊😁
Uzun zamandır "Ters Ev" e gitmek istiyordu. Maltepe Park' a gelmiş götürdük,  ordanda zıplama trapezine bindi,  aman deymeyin keyfine.
Bizde onun  peşinde pek bir  şendik çocuklar gibi 😬😊

Tabi benim alerji ilaçları yüzünden hayat kalitem o kadar düşük ki.... Sabahları çok zor kalkıyorum,  gün içi uyumak istiyorum ve devamlı bir yorgunluk halindeyim...
Bazen öyle daralıyorum ki bu alerjiden....

Öyle işte bir bayramın daha sonuna geldik. ...
Güzel bir günden kalan bir kare ile bitireyim yazımı.

Selamlar efenim. 🌼🌺

5.6.19

Mo Yan Ve Yaşar Kemal Kitapları...



 Selam.
#kitapgiybeti grubumuz ile #irimemelergenişkalçalar kitabını okuduk. İyi ki beraber okuduk arkadaşlarla yoksa bazı şeyler eksik kalabilirdi... Bir de  böyle sayfa sayısı fazla içeriği dolu dolu kitapları beraber okuyunca daha kolay oluyor.
✒ Yazarın ön sözünü okuduğunuzda bazı detayları açıklıyor. Özellikle bu kitabı "annelere" ithaf ediyor ve o dönem olanlardan etkilenen kadınların verdiği mücadeleden kendisin de etkilendiğini belirtiyor.
 İsmini özellikle " Mo Yan/ Sakın Konuşma "olarak alır yazar. Çok hoşuma gidiyor bu gelenekleri. Hepsinin şahıslarına özgü isim almaları...
Kitapta da bolcana farklı isimlere rastlıyoruz. Çinliler özelliklerine göre ad alıyorlar,  okuduğum başka kitaplarda da öyleydi.
☘ bu kitabı okurken o kadar içim dağlandı ki... Hele bazı sahneler,  yaşananlar,  çekilen acılar ve özellikle bir annenin ve evlatlarının yaşadıkları....fena çok fenaydı.
Tabi birde kitabı ismini veren Jintong var....meme düşkünü... Tabi bunun altında yatan başka sebepler de var. Özellikle anne-oğul ilişkisi çok önemli gelişim çağında.
✒Özellikle güçlü karakterlerle zayıf karakterlerin de bir nevi çatışması var  kitapta.
✒ En önemlisi de savaşın sonuçlarının getirisi..... Açlık,  yoksulluk, karın doyurma,  işsizlik,  tecavüz,  mecburen kendini satan kadınlar...daha ne anlatayım ki.....
☘ tabi her dönemde ve ülkede olduğu gibi " erkek çocuk doğurma " ve "soyunun devamı" gibi gelenekler.... Kadınların güzelliği olarak simgelenmiş ayak küçültme....
☘ ve son olarak diyeceğim o ki...okurken çocuğun meme takıntısına takılmayın... Evet büyük bir sorun ama daha önemli detaylar var kitapta..... Yer yer uzun uzun detaylar verilse de takıntısı hakkında aslında başka bir şey anlatmak istiyor yazar.....
Zaten araştırdığınızda da "meme takıntısı olan çocukların" henüz bebekken oral dönemden çıkamadıklarından kaynaklandığı da detaylardan biridir.

Tabi kitapta detaylar çok fazla anlatılmış. Günlük yaşam, savaşa hazırlıkları ki küçük bir kasabanın  yaşadıkları çok fazla betimleme ile anlatılmış.... sıkılmadan akıcı bir anlatımı var.

Aslında anlatılacak çok fazla detay var kitap ile ilgili ama okumayanlarınız varsa spoilerda vermek istemem.
Tek diyebileceğim sayfa sayısına aldanmayın, gözünüz korkmasın okuyun. :)

Diğer kitabım ise;

KUŞLAR DA GİTTİ/ YAŞAR KEMAL


Tabi Mo Yan'dan sonra ince bir kitap okumak gerekiyordu çünkü etkisi çabuk geçen bir kitap değildi.
Hoş bu kitapta iç burkan hikayeyle doluydu.
Özellikle 80'lerin İstanbul'u Dolapdere ve orada yaşam mücadelesi veren, göç eden ailelerin ve çocukların hikayesi idi. Novella Romanlardan biri idi. 79 sayfa kitap ama bitmiyordu bu sayfa sayısı ile anlatılanlar.

Vallahi bu ara içim dağlana dağlana bir hal oldu.
Yaşar Kemal okuyan sevenler bilir tarzını, özellikle cümleleri, vurguları, deyimleri ile öyle güzel anlatıyor ki duyguları....

Bu kitabı okurken kuşların mı kafeslerde yoksa insanlar mı kafeste sorarsınız kendinize...
Hele o çocukların kuşları yakalama serüvenleri ve üç kuruş ekmek parası için Taksime'e gidip satmaları ve yorumları nasıl da anlamlı....

Öyle işte.....

İyi bayramlar dilerim efenim... Selamlar.