27.4.21

Nisan Okumalarım...

Deniz Gezgin
deniz gezgin

Sevgili Deniz Gezgin'i "Ahraz" kitabı ile tanıdım. Bence çok çok iyi bir kitaptı. 

Kitap ;
Toynakları kuru yapraklar kadar yüksüz hayvan, tuza yürü-yor. Gözleri aslında yüzü, güneş bir dağdan doğup diğerinden batıncaya kadar ışıkla sürmeli, ışığın içi derin bir boşluk, neye baksa kıpır kıpır, karanlık bir su gibi üzeri yaprak kaplı. Ço-cuklar kenarlarından tutunup içeri seslenince, yapraklar uçu-şup kaçışır, ses boşluktan aşağıya yuvarlanıp tortop bir dünya olur döner. İçinde ne var? Zamanı çıkarınca geriye kalan her şey. Bir hayvanın gözünden yanıt veren dünya bazı çocukları korkutup kaçırır, bazısı ateşlenip yatağa düşer, hasta çocuğun derisinde açan çiçekler solar, iz bırakırsa çiçek bozuğu derler.
Çiçekten kurtulamayanın büyüdükçe çocukluğu geri teper, il-leti bir tür yanıktır: Karanlıkta uyanan gece yanığı, etini dişle-yen cehennemin gül kemeri. Geceyi cana batıran bu eski sancı, vaktidir, der, sırtına yük olduğun hayvanın göz kenarlarına tutunup içeri seslenmenin."
📌 Diye başlıyor...... Kelimelerine resmen vurgunum. Bu kitap diğer romanı" Ahraz"a göre biraz daha durağan ve yavaş okunuyor. Masalsı ve fantastik bir anlatimla, bu sefer insanın gözünden değilde diğer canlıların gözünden bizi bize anlatıyor..
📍 Üzüldüğüm tek şey reklamının az yapılması ve az tanınması..... 😒

 

23.4.21

Ev halleri, The Serpent

 Selam..... 

Yazdım sildim, yazdım, sildim...sonra yazmadım...

Uzun bir aradan sonra geldim. Sanırım anlatacak bir şeyim kalmadığını düşündüğüm için yazmadım... Oysa ki severim anlatmayı, konuşmayı....

Tabi bunda malum vaka sayılarının artışının da etkisi büyük. yeni vaka sayısı artışı ile hepten kendimizi eve kapattık. Diğer bloktan arkadaşım vardı, o da bizim gibi hep evde olduğundan görüşüyorduk, kahve sohbet derken akşam oluyordu, çocuklarda oynuyordu. Lakin eşi otobüsle işe gittiğinden, vaka sayılarının artışı ile evde görüşmeye ara verdik. Hadi biz evde bir şekilde vakit geçiriyoruz ama her gün ben kızıma o da oğluna "neden bu ara görüşemediğimizi anlatıp" duruyoruz...

Bi markete gidiliyor evde, onda da Merter gidip geliyor 😬

Neyseki okulların kapanması ile kızçemiz 5 gün online eğitimde. Sabah kalk, öğleden sonra biraz ders sonrası oyun. Havalar güzelse balkonda takılıyoruz.

Geçen gün konuşurken bana dedi ki; anne bu ara sen her şeye çok sinirleniyorsun, kızıyorsun. Gerçekten de öyle, tahammülüm yok gibi... istiyorum ki evdekiler bana ilişmesin, ben kendim takılayım. Sonra Umay'a kısa ve öz, anlayacağı dilde anlatmaya çalıştım;

---------  Sanıyorum ki dedim devamlı evde olmak Umay biraz daralttı beni, senle alakası yok kızım dedim...

Tamam anne dedi... Sonra da kendime döndüm ve evet sinirliydim hep o hafta. Şimdi biraz daha sakinim ve Umay'a belli etmemeye çalışıyorum. 

 

Bir de devamlı kafamın için de eski mahallem dönüp duruyor, okul zamanlarım.... çocukluğum. Sonra bir silkeleniyorum, sanıyorum 7/ 24 evde olunca beynim devamlı bişeyler arıyor. Öyle düşünüyorum. Çünkü pandemi öncesi yoğun bir zamandan şimdi durağan bir zamana geçtik. İyi de geliyor, bazen de üzülüyorum...düşünüyorum "şimdi şu kişi napıyordur acaba? Neden koptuk acaba" falan filan diye diye fikirler uçuşuyor. Sonra da hayat işte böyel diyorum!

Yapı olarak karamsar ve depresif fazla kalamıyorum, hemen düşüncelerimi olumlu yöne çevirmeye başlıyorum.... hem iyi hem kötü....fazla kalırsam derinler de sanki psikolojim bozulacak gibi hissediyorum...

Bunların dışında evi süsledik;  23 Nisan için Umay kız şarkı söyledi, videoya çektik İg'de paylaştık. Kocam sağolsun, uğraşıyor ve ortay çok güzel bir paylaşım çıkıyor, hem de aynı zamanda bir anı. 

Arada da Umay kız tekne orucu tutuyor. Geçen gün artık tutmayacağım dedi, canı bieşyler yemek ve içmek istiyormuş😁

Bizde anlattık, zorunlu olmadığını, istediği zaman tekrar tutabileceğini. Sadece akşam yemeğinde bizimle birlikte ezanın okunmasını bekliyor, böylece nefsini de terbiye etmiş oluyor aslında , şuan henüz bunu bilmiyor olsa da zamanla anlayacaktır. Bu konular  hassas koular, ben de hassasım. Acil ve olası durumlar dışında, özellikle akşam yemeğinde sofra da hep beraber olmalıyız  düşüncesindeyim. O yüzden de önem veriyorum. Çünkü nasıl alışırsa öyle gider. Ve ailenin bütünlüğü için sofrada beraber olmak, beklemek, sohbet etmek hem keyifli hem önemli.

Bayadır aklımda olan bir şey vardı; Armağan Çağlayan'nın Youtoube kanalında ki programını izlemek.

Dün müsait olunca bir kaç bölüm izledim. Esra Dermancıoğlu'nun olduğu bölüm çok iyiydi. Belli kadın başka kafa da. Düşücelerinin çoğuna katıldım izlerken. İzlediyseniz bi bakın derim. Okan Bayülgen'e bir kaz daha hayran kaldım. Tabi bunda onun kafasına yakın düşüncelere sahip olmamda etkiliydi. :)

Burdan izleyebilirsiniz 

 

Bunun dışında bitirdiğim kitaplar oldu. Dizilerden de " The Serpent" i bitirdik. Ben de bittim yalnız....... "Acımasız katil Charles Sobhraj, 1970'lerde Güneydoğu Asya'da "Hippi Yolu"nu keşfe çıkan gezginleri kendine av olarak seçer. Sarsıcı olaylardan uyarlandı." diye yazıyor sitesinde..



Gerçek bir seri katilin hikayesi.... Dizi bitti,dediğim şey şu oldu; tamam hep kızım okusun, bol bol seyahat etsi idi.... o seyahatleri etmek istiyorsa. yanında beni de kabul edecek.... O neydi öyle ya.... böyle insanları aklım bir türlü almıyor, neden neden diyip duruyorum. Nasıl bir soğukkanlılık ile işliyorlar o cinayetleri...... 

Bir anım var, liseye başlıyorum. babam aldı karşısına başladı nasihatlere. Tabi o dönem "he he, anlat heyecanlı oluyor" modund, içimden derdim....

Yok efendim arkadaşlarla bir yerlere gidersek, sakın açık içecek içmemeliymişim, kapalı ve kendim almalıymışım vs.... ya nasıl da gülerdim içimden, nolcak biz liseli gençlerdik.

Vallahi de Billahi de şimdi ben o moddayım, o kafadayım. Biraz da Müge Anlı izlersem sanırım kızı evden çıkartmıycam😬😭


En çok da bugünler bittiğin de ruh hali olarak nasıl olacaz onu merak ediyorum....

Öyle işte, selamlar benden size :))🌺🌻



4.4.21

Günlük Haller, Ruhlar Evi Isabel Allende

 Bir pazar gününü daha evde geçirmenin, bol film izlemenin, kahve içmenin gününden bildiriyorum.

Kızçemiz cuma akşamından babanesinde kaldı ve açıkcası biraz iyi geldi...... hem ona hem bize. Bizde bolcana dizi,film izledik. Kitaplarıma yoğunlaştım. Çünkü ruhuma iyi geliyor.

Yalnız fark ettim ki yine yeniden... Umay bizi hareketli tutuyormuş. Hele bugün neredeyse günüm telefona bakmakla geçti ve kendime sinir oldum. Çünkü Umay olduğunda anca mesaj falan gelirse ya da arada bir bakınıyorum telefona....Sen çok yaşa Umay kız :))))


Bugün #thedig izledik. Dönem filmi idi, gerçek bir yaşam öyküsünden, kitaptan uyarlanmış. Bir bahçe, ömrünü kazı bulmaya adamıi bir adam, dul ve ölmek üzere olan kadının etrafında, durağan ama guzel bir filmdi. Özellikle  "angalakson dönemine ait kazıların" bulunduğu kısım güzeldi.

Anglosakson /özel ad
  1. 1.
    V. yüzyıl ortalarında Britanya adasını ele geçirerek oraya yerleşen Cermen soyundan oymaklara verilen ad.
  2. 2.
    anadili İngilizce olan kimse, İngiliz. 

    Yalnız filmi izlerken şöyle bir duygu ve düşünceye kapıldım. Tabi 1939'larda geçiyor film ve çoğunluğun araç olarak bisiklet kullandığı bir dönem.
    O kadar uzun zaman oldu k bisiklete binmeyeli. En son liseye mi ne gidiyordum, kız bisikleti dediğimiz, ortası yuvarlak bir bisikletim vardı. Sonra ne oldu hiç hatırlamıyorum.
    Evlendiğimiz ilk seneler de eşimle bisiklet alır bineriz diye konuşurduk ama neden bilmiyorum o da öyle kaldı... Tabi bizim buraların yokuş olması da etkili...oysa ki ne güzel olurdu bir çok yere bisiklet ile gitsek, hem spor hem doğaya bir faydamız olurdu. 
    Filmer de sahillere, yeşilliklere bisiklet ile giden sahneleri gördükçe imreniyorum ve hep aynı duygu geliyor içime oturuyor.....
     Bi de artık çok daraldım 7/24 evdeyiz.... biliyorum ki dikkat eden bir kısmımız var ve etmeyen bir kısım da var. ve vaka sayıları da gittikçe artıyor....... Allah sağlık çalışanlarının yardımcı olsun....
    Öyle zor bir döneme denk geldik ki....... 
    Aman neyse daha fazla yazıp daha fazla daralmayayım...............................................................
     
    Okuduğum güzel bir kitaptan bahsedeyim.... 
     
     


     
     
    Çok sevdiğim bir yazar Isabel Allende. Daha önce "Kaderin Kızı" ve "Yüreğimde ki Ülkem" kitaplarını okumuş ve bu kitabını da listeme almıştım. Mart ayında canım kızlarla okuma grubumuzun kitabı idi. Öyle yavaş, sindirerek okudum ki anlatamam. Hatta ilk defa bir kitabı belirtilen tarihe yetistiremedim okumasını. Çünkü aceleye getirip, okuyup geçmek istemedim...
     
     Tabi bunda biraz da o hani kitapta anlatılan, hislere, aktarılan duygulara ve anneden çocuğuna geçen duygusal durumlara inanıyor olmamda etkendi.
    Gerçekten de bir nevi hayatımızın bir döneminde büyüklerimizin iyi ya da kötü yaptıkları davranışların, aldıkları ahların ya da iyi dualarının ceremesini yaşıyor ya da çekiyoruz..... Kuşaktan kuşağa aktarılan bir enerji var. O yüzden de çocuklarımıza bırakacağımız bu enerjiyi doğru kullanmalıyız....
     Özellikle kadınların durumu, Clara ve eşinin yaşadıkları.... adamın davranışlarının sonucunun nasıl da ailesine yansıdığını okudukça..içim acıdı. Tabi öyle acıtasyon olarak düşünmeyin kitabı.
    Bir nevi de yazarın aile hayatından anılarla dolu imiş. Üçleme olarak geçiyor kitap, İnstgram'dan yazara mesaj attım sordum. Çünkü aslında net bir bilgi bulamadım bu konuda. 
    Şimdi sırada diğer kitapları var....
     
    Clara del Valle neden dokuz yıl konuşmadı ve öldüğü zaman nasıl oldu da annesinin kesik başıyla birlikte gömüldü? Şili'nin seçimle gelen ve askeri darbeyle yıkılan solcu Başkanının son saatleri nasıl geçti? Nobel ödüllü büyük Şair Pablo Neruda'nın cenaze töreni nasıl bir gösteriye dönüştü? Bunlar, Isabel Allende'nin bu ilk romanında yer alan ilginç olaylardan bazıları. Şilili yazar Isabel Allende, Latin Amerika edebiyatının şu son yirmi yıl içinde yarattığı en büyük romancılardan biri. Ruhlar Evi adlı bu romanında yazar, bir ailenin üç kuşağını, yetmiş yıllık bir süreç içinde, Gabriel Garcia Marquez'inkine yaklaşan bir ustalıkla anlatıyor. Romanda, yaşayan kişilerle geçmişin ruhları iç içe. Latin Amerika edebiyatlarında görülen `büyülü gerçeklik' bu romanda da tüm görkemiyle işleniyor. Sınırsız bir düş gücü ve anlatım ustalıkları, Isabel Allende'yi çağımızın en başarılı romancılarından biri yapmaya yetiyor.
     
    diyor arka sayfasında....