27.8.17

Ev Halleri, Kabuktaki Hayalet/ Ghost İn The Shell Filmi...





Çarşamba günü kardeşim saydığım Zerrin'im ile Karaköy'de buluştuk. Uzun zaman olmuştu vapurda tek başına deniz sefası yapmayalı.
Bide akşam üstünün serinliği de vardı ki değmeyin keyfime.....

Beni kendisinin daha önce gittiği benimse hiç bilmediğim bir burger cafeye götürdü.
 Küçük ama şirin bir yerdi. Çalışanları da işinin ehli ve severek yaptıkları çok belli bir cafeydi. Yolunuz Karaköy'e düşerse ve karnınız acıkırsa es geçmeyin derim. :)))
Biz oranın tavsiyesi üzerine bu menüyü yedik ve çokda lezzetliydi eti. Az veya çok pişmiş olaak da seçebiliyorsunuz.

Tabi hem karnımızı hemde ruhumuzu doyurduk sohbetimiz ile.
Yemekten sonra kahve içmek için başka bir mekana yol alırken bolcana yürüdük. EminÖnü'de oturduk bu sefer ve yine sohbet, dertleşme ...derken dönüş saatine geldik...

İkimizin de şehrin iki yakasında oturması, onun çalışması ve saatlerinin de uzun olması derken çok sık yüzyüze görüşemiyoruz.
Ama her daim telefonlaşıyoruz.
Hayat şartları ve trafik sağolsun diyelim...
İyi ki akıllı telefonlar var bence :))) Uzakları yakın ediyor bazı bazı....
 Bu arada boş durmadım...
Evde olan biberlerle kahvaltılık sos yaptım. 2 kavanoz çıktı, ara ara alıp değerlendirmek de yarar var.
Armut vardı ve tatsızdı, ondan da marmelat yaptım.
Reçel ve türevi tatlıları yaparken şekeri az ekleyip onun yerine karanfil ve tarçın ile tatlandırmayı seçiyorum.
Çünkü öbür türlü çok tatlı geliyor bize yahut biz alıştık benim bu tariflerime. :))))


Bir de film sığdırdık bu haftaya...
Kabuktaki Hayalet/ Ghost İn The Shell   

Kesinlikle oyuncu olmak için doğmuş Scarlett Johansson . Gerçi bu aralar hep bi aksiyon, bilim kurgu filmlerinde oynuyor ama yakışıyor ...

Yine olası veya ilerki gelecekte planlanan senoryalardandı konusu.
Bİrde bu filmin öncesi varmış, manga çizimden uyarlanmış bir film.

İnsan beyni ile robot eşleştiriliyor ve orduya binbaşı oluyor kahramanımız. Tüm anıları silinip, yalan bir hayat anlatılıyor kendisine.. sonrası filmde... Siteden bir kaç alıntı ile yazımı sonlandırayım :))

İzlemediyseniz ve manga seviyorsanız bennim gibi... filmi beğenirsiniz.

Alıntıdır;

Anti-terörist özel bir birlik olan dokuzuncu birlik, en tehlikeli suçluları durdurmaya çalışır. Şimdiki amacı ise Hanka Robotics'in siber teknolojiyi geliştirme çabalarını engellemeye çalışan bir hacker'dır. Ekibi yöneten ise insan-cyborg-hibrit olarak geliştirilmiş estetik ve ölümcül bir kadındır. Hanka bu güzel kadına ölmek üzereyken tekrar hayata döndürmüştür. Hem de özel güçler vererek. Dokuzuncu birliğin de isteği budur "Sana hayat verdik, sen de onlarınkini kurtaracaksın". Ve bu cyborg özel yetenekleri ile düşmanla amansız bir mücadeleye girer. 

22.8.17

Emaar Akvaryum & Su Altı Hayvanat Bahçesi

Adını çokca duyduğum ama gidip görmeyi pekde merak etmediğim bir yerdi benim için Emaar.
Daha doğrusu AVM sevmeyenlerdenim ben. Çünkü Avm'ye bir giriyorsunuz ve zaman nasıl geçiyor anlamadan akşamı etmiş oluyorsunuz.
Öyle sosyalleşme de olmuyor zaten bu tarz yerlerde.

Genel huy olarak ihtiyacımı alıp çıkmaktan yanayımdır.
Öyle mağaza mağaza gezmeyi pek sevmiyorum. Hatta bazen eşimle çıkınca " gel bakalım şuraya sana göre güzel şeyler olabilir " dediğinde bende cevap aynen şöyledir;
---amann şimdi ihtiyacım yok olduğu zaman bakarız.😬
Oda bana al gardırobunda olsun der ama dinleyen  bir karısı yoktur.😐

Sonrada özel bir gün geldiğinde ben başlarım kıyafet arayışına :)
Çünkü rahatıma ve rahat giyimime düşkünümdür.
Çekerim ayağıma spor ayakkabılarımı yada Convers'lerimi, tayt üstü salaş bir şey al sana kıyafet. :))))
 vs...

Neyse efenim bu Emaar'da Ümraniye tarafında yeni açıldı. Yanılmıyorsam ki yanılıyor da olabilirim... Araplar yaptı deniliyor.
İçine girince anlıyorsunuz. İhtişam ve dizayn güzeldi Allah için.

Ama kendimi resmen oarada turist gibi hissettim. Sanki ben bu memleketten değildim. Gerçekten de gidenleriniz varsa anlar ne demek istediğimi.

Bir kere bir çok mağaza muhafazakarlara ve Arap Turistlere yönelik yapılmış.
 Elbet saygım sonuszdur karşımdakinin giyimine, yaşam biçimine... Çünkü herkes kendi seçtiği yaşamı yaşar ve hesabını Yaradan'a verir. Orası benim haddime düşmez.

Ama ne bileyim çok yabancı geldi bana.

Biz zaten Akvaryum için gitmiştik. Hem Umay mutlu olur hem biz diyerek gittik.

Akvaryum çok büyük değildi ama çocuğunuzla gittiğinde hayranlık uyandıracak güzellikteydi. Bir sürü deniz altı balığı ve okyanus balıkları vardı. Birde Timsah getirmişler iki tane. Aman Allah'ım nasıl ihtişamlı bir hayvandı.
Zaten beni şaşırtan şeylerden biri de denizin altında ve karada yaşayan bir çok hayvan birbirine benziyordu.
 Yarım satte gezilebilecek bir yerdi. Bizim için güzel bir deneyimdi. Şimdi sırada karşıda bulunan büyük akvaryumda. Birde Tuzla tarafında da varmış. Ona da Umay'ı götürmek istiyorum.
 Çektiğim bazı fotoğrafları sizinde paylaşmak istedim.

 















E-Kitap, Kobo Hakkında...

D&R'da önceler E-Kitap aldığınızda ve programı indirdiğinizde akıllı telefonlardan okuyabiliyordunuz.

Daha sonra Kobo tableti satmaya başladılar ve e-kitap satışlarında da farklılıklar oldu.


Bilinler bilir başlarda çok cazip gelmiyordu e-kitap bana.
Hatta ben mecbur kalmadıkça kitaplarımı netten bile almıyordum. Çünkü alırken incelemek, dokunmak ve o kitap poşetini taşımak beni çok mutlu ediyor.
Fakat gitgide internetten satış ile kitapçıda ki fiyat arasında ciddi rakamsal farklılıklar oluyor. O yüzden indirim zamanlarını ve nette ki fiyatlara göre alıyorum artık kitaplarımı. Hatta çoğunluk netten alıyorum.

Sonra bu ayın başında D&R'ın kampanya mailini gördüm. Kobo'yu da hem akıllı telefonuma, hem tabletime hem Pc'ye yükledim. Şifrem ile hangi bilgisayardan giriş yaparsam yapayım hesabıma ulaşabildiğimi gördüm.
 
Eşimde bende araştırdığımızda Kobo E-Kitap okuyucusu pek önerilmiyor. 
Zaten baktığınızda  e-okuyucular ciddi pahalı.
Hem böyle indirme programı da olunca almaya gerek de görmüyorum açıkcası.
En azından kızla dışarı çıktığımızda çoğu zaman sırt çantasına kıyafetlerinin içine atıyorum cüzdanımı, telefonumu. Öyle zamanlar da e-okuyucu benim için çok ideal oldu. 📖😊


Birde bu ay sonuna kadar indirim var. Bir çok hem klasik hem güncel kitaplar 7,90 TL'ye düşmüş.
Bir kaç almak istediğim kitap vardı aldım, yükledim. 
Çok da ön yargılı bakmamak gerekiyormuş, anladım.
Başlarda  "yok bana göre değil, ben okuyamam" derken şimdi e-kitap okuyorum aralarda.
Elbet dokunup aldığım kitaplardan ASLA vazgeçmem, o duygunun bana yaşattığı keyfi ıskalamak istemem.

Sizinle de paylaşmak istedim bu indirimi ve Kobo olayını.
Kullananız mı var mıdır?
Siz ne düşünüyorsunuz bu konuda?


21.8.17

Elia İle Yolculuk Ve Çöplük Kitapları...

Zülfü Livaneli'nin Dünya görüşünü, yazılarını ve romanlarını severek takip ediyorum.
Kesinlikle bir dünya adamı, sanatçısı yazar.

Bu kitabında da yönetmen, yazar dostunun ricası üzerine annesinin memleketine yolculuğa çıkıyorlar.
Tabi dolu bir yolculuk oluyor. Anı-Biyografi tarzında bir kitaptı Elia İle Yolculuk.

Okurken "ah ne güzel dostluklar" diye içimden geçirdiğim çok oldu.

Gerçekten de dost biriktirmek herkese nasip olmuyor.  Yaşar Kemal ile dostluklarına dair anılarnı dinlerken de çok imrenmiştim.

Hem birbirlerinin eksilerini artı yapan, artılarını daha bir katlayan dostluklar önemlidir.

Tabi bu anlatımlar da yazarın kaleminin gücünü de yadsımamak gerekir.

&&&&&&&&&&&

 Çöplük/























18.8.17

Kafka Ve İclal Aydın kitaplarına dair...

Dili: Türkçe
Yayınevi: Altıkırkbeş Basın Yayın Sayfa Sayısı : 58
İlk Baskı Yılı : 2000
Dil : Türkçe

 Sanıyorum sıcaklarla bir ilgisi var uzun araıklarla yazmamın.😊
Genelde ya dışardayız yada evde Umay ile oyundayız. Uyuduğunda da ya dizi, film izliyoruz yada ben kitap okumaya Merter'de oyuna geçiyor. :)

Oysa ki daha tatilde okuduğum kitapları paylaşacaktım.

Bunlardan biri Açlık Sanatçısı/ Franz Kafka

Yine bir Kafka klasiği bir kitaptı. Kitaba ismini veren Açlık Sanatçısı'nın gözünden yaşananlar çok içler acısıydı.
Sirkler de popüler olan, o zamanlar bu sanat ile para kazanan kahramanımız; hem ailevi hemde kişisel sorunları nedeni ile bu sanatı seçer ve dayanabildiği kadar dayanır.
İşin garibi kafes arkasındadır ve insanların gelip kendisini görmesinden ve takdir etmesinden beslenir...
Nasıl bir sanattır bu dedirtiyor okurken...
Diğer kısa öyküler de iyiydi yalnız en çok aklıma yer eden bu öykü kaldı.........



Yayın Yönetmeni : Ilgın Sönmez

Medya Cinsi : Ciltsiz
Hamur Tipi : 2. Hamur
İlk Baskı Yılı : 2017
Baskı Sayısı : 1. Baskı
Sayfa Sayısı : 420
Ebat : 14x21
İclal Aydın'ın Unutursun romanını çok çok çok sevdim. Elimden brakmak istemediğim romanlardan oldu. Bide konusu itibari ile bir önceki okuduğum kitapta geçen techir konuları olduğundan daha bir taze bilgiler ile okudum.

📍En çok da iletişimsizlik  yakıyor canımızı.
Aile içindeki destek, sevgi, kabul görmek o kadar önemli ki...

📍Romanda da sıkça yer verilmiş. Bir anne düşünün kendince geçerli sebeplerden ötürü içe kapanmış, yaşadıklarını okuyunca kendi ailenizi, annenizi düşünmeden edemiyorsunuz...

Bir kız düşünün ailesinden sevgi görmediği için hayatı hep yarım kalmış.....

Okuyun diyeceğim romanlardandı benim için.



10.8.17

Umay'lı Hayat....

Tatil öncesi Umay için çevremizde ki Devlet Okulları ile görüşmeye gittik.

Parkta ki biz annelerin yaz ortasından beri konusu çocuğumuz hangi kreşe vereceğimiz?
Bazı anneler özel kreşlerden yana.

Bana sorarsanız devlet okulu kreşlerinden yanayım. Önemli olan iyi bir öğretmen bulmak çünkü. Karı-koca aynı düşünüyoruz.
Nedense bana sırf oyun oynayacağı, arkadaş edineceği okula devasa paralar vermek doğru gelmiyor. Diyebilirsiniz ki; arakadaşlıklar da önemli...elbet önemli.
İyicene araştırdık ve evimize yakın okula yazdırdık Umay'ı.

Bana kalsa bu sene de göndermezdim. Çünkü evde etkinlik olsun, oyun olsun oynuyoruz. Park deseniz oda gani gani... bi gidiyoruz en az 3-4 saat parktayız.

Ama yetmiyor. Artık kendide istiyor.
---- Anne benim okulu tatil açılsın gidicem, anne neden ben okuma yazma bilmiyorum? Anne bende okula gidicem"
 vs.. şeyler söyleyip duruyor.
Birde parkta süreklilik olmuyor arkadaşlık anlamında.
Evet çoğu zaman aynı çocuklarla karşılaşıyoruz ama oyun kurma veya paylaşım açısından yeterli olmuyor.

📌O yüzden bizde yazdıralım dedik. Yarım gün öğlenleri gidecek. Çok mutlu okula gideceği için. Umarım sever okulunu kızım.

 Düşünüyorumda gerçeken de belirli bir yaştan sonrası öyle hızlı geçti ki...anlamadım bile. Eğer unutmayayım diye defterine yazmasam herşey uçup gidiyor gibi aklımdan.

📌Oysa ki her anını, her hareketini, her cümlesini hatta kelimesini unutmak istemiyorum. Satır satır hatırlamak istiyorum.
📌Mesela 3 yaş sonrası o kadar büyüdü ki davranışları, hareketleri ve cümeleleri.
📌Artık dışarı çıktığımız da elimizi tutup yürüyor ( bu çok öenmli biz anne babalar için 😁 )
📌Bekle bizi daha alışverişimiz bitmedi dediğimizde de bekliyor ( bakın buda önemli bir şey)
📌Bir olay olduğunda öyle yorumlar yapıyor ki bazen şaşırıp kalıyorum.
vs... tabi bunlar bitmez. :))))

Şimdi sıra okul alışverişimiz de. Nasıl duygulanıyoruz anlatamam. Devamlı dilimiz de " ay bu kız ne zaman bu kadar büyüdü de okullu oldu"  " amanda aman okul alışverişine mi çıkıcaz?" diyip diyip duruyoruz.

Bizdeki halleri görende tek bizim kız büyümüş de okula gidecek sanır,  :))))

Napalım bizim için ilk ama :))))









9.8.17

Temmuz Ayı Okuduklarım...Ev Hali...

Aslında tatil ile ilgili yazmak istediğim çok şey var ama döndüğümden beri çok az oturabiliyorum bilgisayar başına.
Bi yoğunluğumuz vardı. Anca ara ara yazabiliyorum.
 Daha önceki yazımda bahsetmiştim evin badana boya olacağından.
Döndüğümüz de bizi bekleyen bir yerleştirme, silme süpürme işi vardı. Tatildeyken camları, kapıları, koltukları sildirdim. Ki döndüğümde daha az iş kalsın bana.
En zoru yerleştirme kısmıydı benim için.
Kullanmadığımız giysi, obje, mutfak eşyasını tek tek elimden geçirip Sevgi Mağazası ile paylaştım.
Sonuçta bir şeyi bir iki yıldır kullanmıyorsam demek ki artık evden çıkartmanın zamanı gelmiştir.
Tabi böyle olunca toparlanmak zaman aldı. Birde çocuk olunca biraz daha yavaş yol aldık.
Tabi bütün yorgunluğa değdi.
Renk olarak Yeni Çağıl olsun dedik, daha önce ki renk koyu idi. Bu sefer aydınlık, ferah olsun istedik. Ve oldu da.
İyi günler de kullanalım :))))👪

 Tabi bu arada sizinle Temmuz ayında tatilde de olsam okuduğum kitapları paylaşmak isterim.
Geceleri okumalara devam ettim. Hem ruhuma hem kafama iyi geldi. Yoksa çok zor uykuya dalıyordum.................

1-  Muhtelif Evhamlar Kitabı/ Ömür İklim Demir

   Bu kitabı Lale Abla ( laleninbahcesi bloğu) önermişti. Kadıköy'e indiğimde almış yine okunacaklar arasında bekliyordu. Hem ince bir kitap olması sebebi ile de bekletiyor ve tatilde okurum diyordum. Yanıma aldım ve okudum.
Aman Allah'ım... nasıl bir kalemi kuvvetli bir yazarmış.
Bu kitabı ile ödül almış. Konusuna gelince şehir hayatı, tesadüfler, içimizde yaşadığımız acı-tatlı duygular vs.. her bir öykü bir yerinden birbirine bağlanıyor lokomotif gibi.
Yazar öykülerinde günlük hayatın içinde yaşadığımız evhamlardan yola çıkmış....

Kitap biti kapağını kapattım ama beynimde daha bitmemişti öyküler, kelimeler...
Okuyun diyeceğim kitaplardan oldu benim için....👍

2-Karanlıktan Sonra Haruki Murakami

Yine yazarın bizi duygularla ters yüz eden kitaplarından biri.
Çok seviyorum bu yazarın kalemini.
O kadar doğal geliyor ki anlatım tarzı sanki karşımda anlatıyormuş, fonda da sevdiği müzikler çalıyor...
Bu kitabında da daha çok aile içi çalkantılara, birbirimiz aslında ne kadar az dinlediğimize, gözlemlediğimize ve mış gibi yaşadığımıza dikkat çekiyor.

Yine beğenerek okudum yazarı.







3- Unutkan Ayna-Gürsel Korat

En başta demek isterim ki lütfen bu kitabı alın ve okuyun.....

O kadar kalemi kuvvetli, kelimeleri, cümleleri dokunaklı ve sizi hüsrana uğratmıyor ki...

Konusuna gelince; 1915 1.Dünya Savaşı, Nevşehir'de gerçekleşen Ermeni Tehciri, değiş tokuş edilen, yurtlarından edilen insanlar.

Bu kitapta diğer bir güzel yan ise size aslında birşeyleri, siyasi olayları dayatmıyor.

Tamamen insani duygulardan, yaşananlardan bahsediyor. Ölüm, öldürülme korkusundan, bu topraklarda atalarından beri yaşadığın halde nasıl yabancılaştırıldığından bahsediyor. Ve her iki tarafıda anlatılıyor ötekileştirme yapmadan....

Kendi sitesinde şöyle yazmış kitabı için; http://gurselkorat.blogspot.com.tr/2016/04/unutkan-ayna.html

Geciktiren aynalardan Borges söz etmişti. Ben unutkan aynalardan söz edeceğim.
Öyle bir unutuş ki, her şey gözümüzün önüne gelecek. Ben öyle yapacağım öykümü.
Gerçi "yaptım" demem daha doğru artık.
Önce sözleri yazdım, yazdığım sözleri söyledim, sonra bir daha yazdım. Zaman geçti, yazdıklarımı beğenmedim, yeniden yazdım. Düşündüm, bir daha yazdım. Bunun bir sonu olduğunu bilsem daha da yazardım.
Metni tamamladığımda şunu anladım: Büyüklerimden öğrendiğim dili içimde döndüre döndüre yazıyorum ben. Bir de dinlediğim öyküleri kılcal damarlarına kadar ayırıyorum. Annemin anlattığı şeyleri görsem bu kadar derinden anlatamazdım.
Görmediklerimi, bildiğim yerlerde yazdım. 
Hindistan'da üç yıl esir kampında tutulan, savaş gazisi dedemin lakabı "Delisolak"tır. Onun solak torunu olarak yazdım. Yozgatlı akrabalarımdan, eşden dosttan dinlediklerimi düşündüm, Çandır'ın kuzeyindeki İğdeli'de gördüğüm okul binasının önünde bunları anımsadım, sonra satırla adam kesilen kanlı pınarların başında, söğütlerin dibinde oturdum, öyle yazdım. Develi'de dağları aşarak, Felahiye'de ırmak sularına bakıp coşarak, Erkilet'te Erciyes'e bakıp şaşarak yazdım.
Nefes nefese koştum yazdıklarımın peşinden. Anlattıklarımın hepsinin acısını çektim, sevincini kendimden ekledim.
Unutkan Ayna'yı eline alanlar da anlatıcının yaptığı gibi koşup duracaklar; onları ne etkiler bilinmez ama dilerim atın boyunduğuna astığım fener gözlerini kamaştırır.
Geciktiren aynalar birbirini izleyen, eş zamanlı hareket edemeyen görüntüleri aklımıza getirdiği için çok heyecan vericiydi. Unutkan aynalar, bir görüntünün kaynağından çok uzaklarda ve çok sonraki zamanlarda belirmesi anlamına geldiği için heyecan verir mi bilmem ama benim zaman konusunda söylediğim sözün sırlanmış halidir.
Bu romanımda zamanın aklımı kurcalama biçiminin ne olduğunu, bir soran olursa, böyle açıklayabilirim.



2.8.17

Gittim geldim...Bide Kaplumbağa tarafından Isırıldım :)

Ay sonu döndük evimize.....

İlk birkaç gün elimi hiçbir şeye süremedim. 
Ama en zor sınavımı geçtim sayılır. Kapıdan girerken ve babamla oturup annemden konuşurken "ağlamadım"... tabi bu gözyaşımı içime akıtmadığım anlamına gelmez...............................

Sonra "kalk Gülşah babana da yazıki toparlan ve annenin eşyalaını hazırla" dedim ve hurçlara doldurdum....
Dalaman'da ihtiyacı olan birine verdik herşeyini... hepi topu bu kadarmış dedim.... aslında yaşadıklarımızmış yanımıza kar kalan.
Annem o kadar çok şeyi "bir gün zamanı gelince kullanırım" " misafir gelince çıkartırız" diye saklardı ki... 

Nolur böyle yapanınız varsa yapmayın.... o zaman şimdi ki zaman. Bizim yaşadığımız her dakika değerli ve anlamlı. Ki bizde özeliz. İlla ki misafire gerek yok eşyalarımızı kullanmak için.


Tabi sonraki günler denize gittik. Malum bizim kız hergün istiyor denize gitmeyi...bizde istemez yan cebimize koy drumları... :)



 Son 4-5 senedir babamlara gidiyoruz, yazlık yerde yaşadıkları için uğramadan olmaz :)
Babamda bizi sağolsun tekne ile İzTuzu plajına götürüyor ve akşama kadar orada yüzüyoruz.
Biz genel olarak plajın arka tarafında yüzüyoruz. Çünkü İzTuzu plajı çok dalgalı ve sığ. Ama güneşlenmek ve uzanmak için plajı bir harika. Dünyanın sayılı plajlarından biri. 7 Km uzunluğunda kumsala sahip.

Tabi birde Carettaa Caretta'ları ile meşhur.


Bu sene Twitter'da okumuş ve gülmüştüm "kaplumbağalar ısırıyor dikkat" diye ...
Ve bendenizin de  başına geldi bu olay.
Dönmemize iki gün kala kuzenlerle yine gittik. Bu sefer 400-500 metre geride girdik denize. Daha sakin diye... yan tekneden de balık vs gibi yemekler attıkları için karaya yakın mesafeye gelmişler.
Ki birçok tur teknesi yemek atıyor ki yanaşsın kaplumbağalar ve turistler fotoğraf çeksinler diye.
 Bilgilendirme yapılıyor plajda "tekneden yemek atmayın, onlar sadece yengeç ve balık ile besleniyorlar" diye ama nafile...

Neyse efenim.... Bende biraz açılmış denizde yatıyordum. Ayağımı bişey "kart" diye ısırdı, önce yengeç sandım... bağırdım ve ayağımı salladım gitsin diye... sonra baktım ikinci kez daha ısırdı...
Tabi bende ki korkuyu sormayın denizden nasıl karaya çıktım anlatamam.
Babam yengeçtir diyor yan tekneden başka bir adam kaplumbağa o beni de ısırdı az önce dedi...

Velhasıl ayağımın üstü sağlama ezildi. Şimdi daha iyiym tabi. Allah'tan dişleri yokmuş bide olsa halim nice olurdu.
Gerçi kaplumbağa çenesi bilmem kaç ton basıyormuş, eğer insan etinin tadını biliyor olsa o ayağı hayatta kurtaramazsın dediler.
Aslın da beyaz tenlileri ısırıyorlarmış genelde..aslında hayvanlar da ne yapsın yemek atıyorlar ve ayaklarımızı yemek sanıyorlar. Yalnız beni ısıran kaplumbağa tavuk karası idi sanırım... bu kadar kara bi ayağıda beyaz et sanıp ısırdığına göre.. :)))))

Tabi uzun bir süre ayakta fazla kalınca ayağım şişiyor, ayakkabı giyemedim ve ağrıdı. Şimdi daha iyiyim... az kaldı tamamen geçmesine...

Sağolsun eşim günde iki kere kas gevşeticiler sürdü de ağrısı azaldı.

Tabi tatil dönüşü beni bekleyen bir badana sonrası temilik ve ev yerleştirme vardı.
O da bir sonra ki blog yazısında.

Azıcık da sizleri okuyayım, ben kaçar.