27.3.18

Ev hali, Ninoçka/ Svetlana Boyn

Perşembe günü babam geldi. Bir kardeşimde bir bizde kaldı.
Tabi içim biraz buruk oluyor ama alışıyorum sanırım daha doğrusu kabulleniyorum..... hayat böyle işte deyip önüme bakmaya çalışıyorum...
Cumartesi günü Toprak Cem'le bize geldiler, evde bayram havası tabi.
Kahvaltı sofrasında yok yoktu haniii 😁😁😁 Polly Pocket'siz bir kahvaltı düşünemiyorum/z yani o kadar, gerisini siz düşünün. :)

Geçen hafta böyle keyifle, güzelce bitti.

Kitaplardan ise;
Ninoçka
Özgün adı: Ninochka
Çeviri: Yiğit Yavuz
Yayına Hazırlayan: Özde Duygu Gürkan
Kapak Resmi: Leon Bakst
Kapak Tasarımı: Emine Bora
Kitabın Baskıları:
1. Basım: Eylül 2012

Geçen sene indirimden almış ve arka kapak yazısı ve internette yapılan yorumlar üzerine de almıştım.
Yalnız yazarın anlatım dili hiç akıcı değildi. Sanki hep aynı sayfada kalmışım gibi geldi okurken.
Daha çok Fransızca'da şöyle, Rusya'da böyle cümleler ile tekrara çok düşülmüş...
Yıl: 1939 Yer: Paris Kurban: Nina Belskaya adında bir Rus göçmeni. Paris'teki Rus entelektüelleri arasında asiliği ve "köksüzlüğü" ile tanınan bir genç kadın. Fail: Meçhul. Nina'yı kim ve neden öldürmüştü? Fikirleri yüzünden siyasi bir cinayete mi yoksa çekiciliği yüzünden bir aşk cinayetine mi kurban gitmişti?
1980'lerde Rusya'dan ABD'ye göç eden ve şimdi New York'ta tarih yüksek lisansı yapmakta olan Tanya, Nina Belskaya'nın adına bir dipnotta rastladığından beri bu sorunun cevabını merak ediyor. Nihayet dedektif rolünü üstlenip Paris'e giderek olayı soruşturmaya başladığındaysa işlerin sandığından daha da çetrefil olduğunu görüyor. Nina'nın öldürülmesiyle, başrolünü Greta Garbo'nun oynadığı 1939 yapımı Ninoçka filmi arasında nasıl bir bağlantı var? Bu cinayeti kimler, neden örtbas etti? Her cevabın yeni bir soru doğurduğu bu araştırmanın ortasında bir de Rusya'daki büyükannesinin ölüm haberini alan Tanya, yıllardır ayak basmadığı memleketine gidiyor; komünizmi feshedip kapitalizmi kucaklamış olan ülkenin geçirdiği değişime tanık olmanın yanı sıra, Nina Belskaya cinayetiyle ilgili şaşırtıcı bilgiler ediniyor.
Ninoçka, dedektiflik romanı geleneğiyle hem inceden alay eden hem de bu geleneğin ustalıklı bir kullanımını içeren; sürgün, nostalji, kuşak ve kültür çatışması gibi kavramlar üzerinde duran; oyuncu tarzıyla okura muzipçe göz kırpan keyifli, zevkle okunacak bir kitap.

Kitabın arka kapak yazısı böyle...

Daha fazla yazmayayım okuyacak olan olabilir, bana hissettirdikleri bunlar....  sadece okumuş oldum...

Bu hafta da böyle geçiyor işte, yeni kitaplar, yorgunluk hali... enerjik olmaya çalışmak derken bitiririm haftayı sanırım .:)))

Selamlar okuyucu.🙋

23.3.18

Shylock Operasyonu / Philip Roth

Bir ara "İnsan Lekesi" itabını çok görmüş ve okumak istemiştim. Meğersem aynı yazarmış.:)
Shylock Operasyonu anlatım dili olarak akıcı. Sadece yer yer tekrarlar olması biraz yavaşlatıyor biz okuyucuyu.

Onun dışında konusu itibari ile bile sürükleyici.
Özellikle siyasi tarafından bakmayan biri olarak daha çok okurken sırf Yahudi oldukları için sürülen, işkence gören ve gaz odalarına kapatılan insanlara içim çok cız etti/diyor.
Hala aklım almıyor nasıl yapabiliyorlar böyle şeyleri... fazla da anlamak istemiyorum doğrusu...

Kitap yazarın bir ön sözüyle açılıyor. İlk cümle şöyle: “Yasal nedenlerle bu kitaptaki bazı gerçekleri değiştirmek zorunda kaldım.”

Konusuna gelince;

Kitabın baş kahramanı yazar Philip Roth’un kendisi. Philip Roth, Amerikalı bir Yahudi, dünya çapında şöhretli, başarılı bir yazardır. Bir zaman önce sağlık sorunları yaşamış bunu takiben fiziksel ağrılarını azaltmak için kullandığı sakinleştirici ilaç  psikojenik bağımlılık ile birlikte yazarın ruhsal dengesi üzerinde olumsuz etkiler yapmıştır.
Kendisi Amerika’dayken, İsrail’de bir benzerinin, bir Nazi savaş suçlusunun Kudüs’te devam etmekte olan davasında boy gösterdiği bilgisini alır. Bu bilginin ikinci bir kişi tarafından teyit edilmesi üzerine İsrail’de yaşamakta olan bir başka Yahudi yazarla bir gazete adına röportaj yapmak üzere Kudüs’e gider.

Olaylar sonrasında gelişmeye başlar.  
Şöyle bir nette hayatına baktım da... aslında bence kendini toplumsal sorunlara adamış bir yazar..
Eğer tarihi gerçeklerle ilgili romanlar okumayı seviyorsanız bu roman tam size göre diyebilirim. Arka kapak yazısı şöyledir;

Kitap Hakkında

Shylock Operasyonu, aynı zamanda, aynı yerde, aynı kimlikte bir araya gelen iki ayrı Amerikalı Yahudi yazar Philip Roth’un hikâyesini anlatıyor. Ve onların birbirleriyle olan çatışmasını...Romanın ana karakteri Philip Roth gerçekte olduğu gibi başarılı bir yazardır ve yine gerçekte olduğu gibi, 1988 yılında tanınmış yazar Aharon Appelfeld’le görüşmek üzere İsrail’e gider. Aynı tarihlerde Philip Roth adında ve kendisini ünlü bir yazar olarak tanıtan bir başkası da İsrail’de birtakım karanlık ilişkilere girip çıkmaktadır. Yazarın Pipik adını taktığı bu ikinci Philip Roth’a göre, Yahudi sorununun yegâne çözümü, Yahudilerin Arap tehdidinin hiçbir zaman kalkmayacağı İsrail’i terk edip Avrupa’ya dönmesidir. Şayet Yahudiler bunu başarabilirlerse, Avrupalılar sevinç içinde, “Yaşasın, Yahudilerimiz geri döndü!” diye haykırıp onları bağırlarına basacaktır. Yahudi sorununun nihai çözümü de budur! Amerikalı yazar Philip Roth’un romanları içinde Shylock Operasyonu en deneysel olanıdır. PEN/Faulkner Ödülü’nü de alan bu roman beklentileri hızla yükseltiyor ama hemen ardından bizi yine başladığımız noktaya getiriyor. Shylock Operasyonu’nda, gerçek karakterlerle hayali olanlar, gerçek olaylarla yazarın başından geçtiği iddia edilen olaylar iç içe geçmiş bir kurguyla anlatılıyor. Yazarın sürükleyici dili sayesinde kendinizi inanılmaz bir maceranın ortasında buluyor ve aynı zamanda roman boyunca Yahudi diyasporası, Siyonizm, antisemitizm, Filistin hakkında düşünmeye başlıyorsunuz.
 

Philip Milton Roth (doğum 19 Mart 1933, New Jersey, ABD) Amerikalı yazar. Kitaplarında çoğunlukla Yahudi karakterler ve anti-Semitizm konularını işlemesiyle tanınır.
1959 roman Goodbye, Columbus, ona bir Ulusal Kitap Ödülü’nü kazandı. 1969 yılında tartışmalı Portnoy, Şikayet yayınlanması ile büyük bir şöhret kazanmıştır. Yahudi-Amerikan yaşamının bir saygısız ve esprili bir portre ile ün kazandı mizahi ve cinsellik ile dolu “bir şehvet dolu, anne bağımlısı genç bir Yahudi lisans,” psikanalitik monolog “samimi, utanç verici bir ayrıntı, kaba, küfürlü dil.”
Roth bu yana kendi kuşağının en saygın yazarlarından biri haline gelmiştir: kitabı iki kez Ulusal Kitap Ödülü, iki kez Ulusal Kitap Eleştirmenleri ödülünü, üç kez PEN / Faulkner Ödülü’nü almaya hak kazanmıştır.
O, onun en iyi bilinen karakter Nathan Zuckerman, Roth’un romanlarının diğer pek çok konu özellikli onun 1997 romanı American Pastoral, Pulitzer Ödülü aldı. Onun 2001 romanı The Human Stain, bir başka Zuckerman roman, İngiltere için yılın en iyi kitap WH Smith Edebiyat Ödülü’nü layık görüldü. Onun kurgusu, Newark, New Jersey, sık sık yoğun otobiyografik karakter için, felsefi ve resmen “, esnek, ustaca tarzı” için, gerçeklik ve kurgu arasındaki ayrım bulanıklık ve Yahudi ve Amerikan kimliğinin kışkırtıcı keşifler için bilinir.
Başlıca Eserleri
  • Güle Güle Columbus (1959)
  • Portnoy’un Feryadı (1969)
  • Bir İnsan Olarak Hayatım (1974)
  • Pastoral Amerika (1997)
  • Herkes (2006)
  • Aldatma
  • Nemesis
  • Bir Komünistle Evlendim
  • Sokaktaki Adam
  • Öfke

22.3.18

Kirpinin Zarafeti / Muriel Barbery


 Küçük Paloma, Renee'yi şöyle anlatıyor bizlere;
     ''Bayan Michel'de kirpinin zarafeti var: Dışarıdan dikenlerle zırhlı, tam bir kale ama bence içinde kirpiler kadar doğrudan bir rafinelik var. Onlar haksız yere duyarsız, uyuşuk görülen, şiddetle yalnız ve korkunç bir şekilde zarif hayvanlar.''

Çoook uzun zaman önce hem lale Ablanın paylaşımında hemde Macera kitabım bloğu yazarı özlem'in paylaşımında görmüş ve aklımın bir köşesine bu kitabı not etmiştim.
Geçtiğimiz ay da KırmızıKedi yayınları indirimli kitaplar arasına koymuştu bu kitabı.
Aslında uzun zamandır kitap almıyorum. Kendime inanmıyorum ama almıyorum. Elim de yaklaşık on  kitap kaldı. Onları bitireyim bu sefer karışık değil sevdiğim yazarların okumadığım kitaplarını almak var listemde.
Kitabın filmi de beğenilenler arasında uygun bir zamanda izleyeyim diyorum. Fark ettim ki artık çok fazla okuduğum kitapların filmlerini izlemek sarmıyor beni. Tersine sıkıyor. Sanırım bazı detayları bilmek ve "şimdi şöyle olması gerekiyor" düşüncesi filmden kopartıyor.... O yüzden eskiye oranla daha az izliyorum kitaptan uyarlama filmleri.
Kitabı bir kaç yayınevi farklı kapaklar ile basmış. Benim aldığım KırmızıKedi yayınevi'nin Işık Ergüden'in çevirisi idi ve çok kaliteli bir çeviri olduğunu söylemeliyim.

📖📙Kitaba gelirsek; Fransız yazarın anlatım dilini ve verdiği örnekleri sevdim. Özellikle vurguları ve bakış açısını anlatırken felsefi bir dil kullanması; çocuğun gözünden ve kapıcı bir kadının gözünden bakış açılarını anlatması çok hoştu.
Okurken düşünmeden edemedim; bazı kişiler kendilerini tek akıllı zannederler oysa ki kimse göründüğü gibi değildir.

📖📙 Aklıma hemen bazen istemese bile belediyelerin farklı işlerinde çalışan kişiler geldi. Örneğin sokağımızı süpüren çalışan, otobüs şoförü yada çöp toplama çalışanları... haberler de çıkmıştı hatırlarsanız; bir üniversite mezunu genç iş bulamadığından "çöpçülük" yapıyorum demişti.
Gerçekten de kimseyi küçümsememek gerekiyor. İnsanları çoğunlukla işi ve kıyafeti ile değerlendirse de bazılarımız; işin içine girince öyle olmayan ne hayat hikayeleri çıkmıyor mu?

 📖📙 Aslında anlatmak istediği şeyler var yazarın ve hem sade hem de biraz felsefi biraz yaşam algısı biraz da gerçekçi yaklaşarak sorgulamış. Anlatılacak çok şey var, benim gibi hala okumadıysanız bir göz atın pişman olmazsınız. :)
Hatta diğer kitaplarına da bakacağım. 




Günlük haller....

Geçen hafta instagram'da epey bir döndü "kereviz cipsi" tarifi.
Kereviz sever olarak denemesem olmazdı. Sonuç ise çok lezzetli idi.
Kerevizleri ister yuvarlak ister kızartmalık patates gibi ince doğrayın. Ayrı bir kapta sıvı yağ, toz tatlı kırmızı biber, kekik, karabiber ve tuzu ( isteğe bağlı damak tadınıza göre baharat ekleyip çıkartabilirsiniz) karıştırıp tepside kerevizlerle harmanlayın.
Tarifler de 180 derece fırın ayarı diyor ama az geliyor, 200 derece de yarım saat kızartın hatta son on dakika turbo ayarı varsa fırınınızın açın ve çıtır çıtır olsun kerevizler.
Müthiş lezzetli geldi bize, hatta Merter mantara benzetti tadını..
Çok tuttum bu tarifi ve sizinle de paylaşmak istedim. :)
fotoğraf alıntıdır.

 Pazartesi günü okul dönüşü mahallemizde ki banka oturup dinlendik ana kız. Bizim kızın uğrak yerlerinden biri köşedeki banka oturmak. :)
Sonra mis gibi kuş seslerini işittik, ağaçlara bakınırken bu güzel kuşları gördük. Yeşil renkleri, gagaları da kırmızı... ben ilk kez görüyordum bu kuşu v ismini de bilmediğimden yazamıyorum.
Umay'a her fırsatta kuş seslerini dinletiyorum, doğada ki mucizeye şait olsun ve kıymetini bilsin istiyorum.
Es geçmesin bu ruha iyi gelen olayları.





Madem bahar geldi o zaman kamp zamanı :)))
Evin orta yerine çadırımızı da kurduk, hele Bulut bayıldı bu işe, içine girip yatıyor, tünelden bir içeri bir dışarı oyun yapıyor.
Bizim kız deseniz çok keyifli. Tabi o keyifli ve mutlu olunca bizde mutlu oluyoruz, bu kısır döngü devam edip duruyor :)

Böyle işte devamlı bir hareket halindeyiz evde.... enerji  tavan yapmış durumda.
Sizden naber?

21.3.18

Ev halleri, Haldun Taner Müzesi Açıldı...

Bu aralar devamlı evde oyun halindeyiz. Bizim kız yalnız oynamayı sevmediğinden sabahtan bir başlıyoruz okul saatine kadar aralıklarla oynuyoruz.
Elbet arada oturuyoruz ama onda da ya karnı açıkmış oluyo ya da yorulmuş oluyor.
Sonra okul saati derken bir bakmışız akşam olmuş.
Bende de pil bitmiş oluyor haliyle...
Bazı şeylerin gerçekten de yaşı var bence... çocuk sahibi olmak ve büyütmek de bunlardan biri. Elbet geç anne olanları yada şartları öyle gerektiği için geç anne olanları kast etmiyorum...
Hani diyorlar ya " kanı genç" diye valla öyle yahu... 😊
En azından benim için öyle... bazen çabuk yoruluyorum yada enerjim yetmiyor gibi hissediyorum. Ve kızımın çocuk zamanından çalmak istemediğimden daha fazla verici oluyorum.
Şikayetçi miyim? Asla, sadece bazı zamanlar çabuk pilim bitiyor... şöyle hiçbir şey yapmadan oturmak istiyorum.
Sonra da diyorum ki kendime; Gülşah bugünler de geçecek ve ben çok arayacağım... tadını çıkart..
o zaman da hemen toparlanıp hop oyuna  😏
Öyle işte......

Geçtiğimiz hafta Fenerbahçe Mahallesin de "Haldun Taner Müze Evi" açılışı vardı.
Gittim/k. Kadıköy Belediye Başkanının ve değerli yakın Tiyatro Sanatçıları ve eşinin vasıtası ile açıldı müze evi.
Küçük ama ince detayların olduğu, daktilosu, masası, el yazması notları, ödülleri ve fotoğrafları ile şirin bir müze. Yolunuz düşerse es geçmeyin ve bu güzel insanın hatıralarını ziyaret edin.

Bunun dışında bizde durumlar aynı, bahar yorgunluğunu bir türlü üzerimden atabilmiş değilim...
İyi geceler. :)
Selamlar.













14.3.18

Biten Kitaplar Ve Günce....

Bahar yorgunluğu geldi çattı beni de buldu 😳
Elim kolum kalmıyor.... Nasıl bir tembellik var üstümde anlatamam.
Ama gelsin bahar, açsın çiçekler, cıvıldasın kuşlar. :) ( sabah sabah şiir gibi oldu yahu)
Bu aralar pek sıkılganım, keyfim de yok o yüzden direk okuyup bitirdiğim kitapları anlatayım size.
Belki okuyanınız vardır yada okumayanınız...
 Gece sinema kanallarında gezinirken Hemingway Ve Gellhorn filmine denk geldim ve izledim. Gerçekten de yazar çok zor bir karaktermiş aslında....Bir kadın olarak en zoru da çapkınlığı ve içki alışkanlığıdır diye düşündüm....



 HEZEYAN/ LAURA RESTREPO 
Hezeyan kitabı biraz yorucu oldu benim için. Konusuna gelince işsiz bir Profesörün iki günlüğüne çocukları ile tatile gitmesi ve dönüşte de telefonunda bir mesaj ile karşılaşması....
 Eşi yine bir kriz geçiriyordu ve otel odasındaydı. Gelip onu almasını istiyordu telefonda ki ses...
Sonrası olaylar başlıyor.
Kadın yine bir hezeyan atağı geçiriyordu ve ağzını bıçak açmıyordu.
Okurken daraldım, korktum ve ne zor bir karakter ve yaşam dedim. Ve eminim gerçek dünyaya döndüğümüzde ruhları hasta olan kişiler yok mudur? 
Kitapta yer yer eskiye sıçramalar da var ve aslında kadının dedesinin de bu şekilde buhranlar geçirdiğini öğreniyoruz...
Ara ara aile yaşamı ara ara da kadının günlük yaşamınına dair anlatıyor kitap. Tabi bu arada ülkenin yaşadıkları, olanlar, olaylar da vurgulanıyor.
Yarın hayat hikayesine baktığımda aslında yazdığı kitap normal dedi.
Arada kaldığım bir kitap oldu.
Bir de Ayrıntı Yayınları'nın çevirdiği eserleri kaliteli buluyorum, tek sıkıntım romanları " düz yazı" mantığın da çevirmeleri...
Okurken yorucu oluyor zaman zaman.

KİTAP TANITIM YAZISI;

Laura Restrepo, gerçeklikle düşselliği, tarihle haberciliği bir araya getiren tarzıyla tam da Güney Amerika edebiyatının büyülü gerçeklikle kirli gerçeklik arasındaki sınırında duruyor.  Kurmacanın verdiği özgürlükle, gerçekleri kendi yorumlarını katarak genişleten Restrepo romanlarının ikili bir karakteri var: Katı bir gerçekçiliğe karşı zengin bir hayal dünyası. Restrepo, bu romanında, klasik tragedyalara özgü temaları kullanmış. Ön planda okuru hemen içine çekecek bireysel dramlar; gizem, aşk, ihanet, karmaşık ilişkiler yer alıyor. Arka planda ise Kolombiya’nın çatışmalı ve acılı tarihi...Hezeyan, savaş ve yolsuzluk nedeniyle zarar görmüş bir ülkenin çaresiz insanlarının hayatta kalmak için verdiği gündelik mücadeleyi anlatıyor. Umudunu hiç yitirmeyen insanlar bunlar; önlerindeki engelleri aşmaya yetecek kadar güçlü bir iradeye sahipler. Başarmak için ihtiyaç duydukları yegâne duygu ise yakınlarının sevgisi... Kolombiyalı yazar, gazeteci ve aktivist Laura Restrepo, Hezeyan adlı romanında bir kadının hezeyanlarla darmadağınık olmuş bilincinden ülkesi Kolombiya'nın tarihine bakıyor. 

E-Kitap olarak okuduğum bir kitap oldu Küçük Şeylerin Tanrısı


Başta anlayamadım biraz ama sonra okudukça okudukça..... nasıl muhteşem bir kitaptı. özellikle ikizlerin gözünden farklı bakış açıları ile hem ailevi hem toplumsal olayları okumak...
Öfkeye boğan, sorgulatan ve aynı zamanda hüzünlendiren bir roman arıyorsanız Küçük Şeylerin Tanrısı’nı ellerinize bırakıyorum. Başlamadan önce Hindistan’ın toplumsal yapısı ve tarihçesi hakkında az da olsa bilgi sahibi olmak, okumayı daha keyifli hale getirecektir.
Rahel ona hiç yazmadı. Yapılamayacak şeyler vardır; tıpkı insanın kendinin bir parçasına mektup yazması gibi. Kendi ayağına ya da saçlarına. Ya da yüreğine.
 Bu trajediyi okurken, çocuk olmanın hafifliğini sert bir darbeyle üzerlerinden atıp aniden büyüyen iki kardeşe üzüldüğüm kadar kimseye üzülmedim. Çünkü ne Ammu ne de Velutha, küçük Rahel ve Estha kadar çaresizdi. Hatta Ammu’ya bu sebeple kızdığımı bile söyleyebilirim. Asıl suçlunun o değil, sistem olduğunu bilmeme rağmen hem de. Ammu sadece, kadının değersiz olduğu bir toplumda, tacizin, istismarın ve değersizliğin çemberinden çıkamıyordu.
Sevdiğim bir kitap oldu.
Son kitabım da;

KAYIP ROMANLAR/ VEDAT TÜRKALİ

 Daha önce yazarın "Bir Gün Tek Başına" romanını okumuş ve o özgün Türkçe'sine bayılmıştım.
Kullandığı kelime ve cümleler etkileyiciydi.
Bu romanın da biraz Turgut Özakman'nın romanlarına benzettim.
Tabi yazar çok donanımlı ve iyi bir yurttaş olmak istiyor bana göre.
Bir dönem ve şimdi-geçmiş-gelecek gibi bu kitabı....
Tabi kitapta bir aşk hikayesi de var. Özellikle 80 yaşında olan doktorun yirmili yaşlarında olan Esme ile aşk yaşaması... tartışılır ama düşündüğüm de aynı dava d görüyorlar kendilerini ve boşlukları çok fazla.
Onun dışında böyle bir aşk çok zor ve yaş farkı çook fazla..........
Bir solukta okuduğum kitaplardan oldu bu roman da...

Yazım biraz uzun oldu idare edin artık beni, birikti paylaşacaklarım. :)
Selamlar,

8.3.18

Güne dair/ Dorian Gray'in Portresi

Geçen gün Umay şakacıktan telefonda konuşuyor numarası ile oyun oynuyor.
Sonra telefonu kapatırken hiç bir şey demedi. Bende hemen;
----- Umay'cım telefon görüşmemiz bitince "görüşürüz" diyoruz dedim.
Kızçem de;
----- Ama anne telefonda ki kişiyi tanımıyorum o yüzden "görüşürüz" demedim.
dedi...

Tabi ben hak verip susup düşündüm. Ne kadar masum ve olması gereken bir düşünce değil mi?
Tanımıyor ve demiyor....biz olsak...
Bazen oyun oynarken onu izliyorum yada beni yönlendirmelerine bakıyorum o kadar saf, temiz ki...
Neyse o......
Ve ne kadar netler ..
Acaba dedim " biz ne zaman içimizdeki çocuğu unutuyoruz?"
En ufak şeyden mutlu olmayı ne zaman yitirdik? vs... uzar tabi bu soru listesi.
Çok seviyorum çocukları izlemeyi, verdikleri tepkiler....

Çok şükür iki gündür çok iyi ve okula gitti bugün. Enerjisi tavandı tabi. Aaa bak unutmadan anneler size de sorayım; bu çocukların uykusu bile olsa bu enerjiyi nereden buluyorlar yahu? 😕
Gözünü açıyor " anne içeri gidip oyun oynayalım mı?" dan tutun, akşam uykusu öncesi yine aynı soru...
Tabi öncelik oyun oluyor bazen de öncelik işim oluyor o an ki duruma bağlı olarak. Bazen de pilim bitiyor ama  tabi çocuk isteyince... biraz akan sular duruyor, bir daha gelmeyecek bu zamanlar, an'lar ve yaşlar...

Geçen hafta ve bu hafta başı evde geçti. Bugün de Can'ım kadar sevdiğim arkadaşım, dostum Gülcan'a gittim. Şu Marmaray büyük rahatlık. Aksi takdirde otobüsle iki saate yakın sürüyordu gitmek....


Hiç tereddütsüz, sakınmadan konuştuğum, anlattığım ender dostlarımdan biri. 
Yine bolcana sohbet, kahkaha ve anlatı dolu bir gün oldu....💖


Bir de geçen hafta  Dorian Gray'in Portresi/ Oscar Wilde kitabını bitirdim.
Yazar: Oscar Wilde
Çevirmen: Bilgin Selen Haktanır
Yayınevi :İndigo Kitap
 
  
  
 İndigo Yayınlarının kitap baskıları güzel, tek sıkıntı çok fazla devrik ve hatalı cümle ve kelime vardı. Bir iki tane olunca sorun değil de çok olunca rahatsız oluyorum. Onun dışında çeviri iyiydi.
Tabi bur da bir de yazarın tek romanı olması da ilginç geldi.
Tek roman ve dünyaya mal oluyor neredeyse. 
Zamanın da yasaklanmış,  ve yıllar sonra tekrar gündem de.
Tabi kitabın içeriğine baktığınız da bir ressamın ( basil) bir gence olan tutkulu bir hayranlığı, Lord Henry'in filozof yanı ve devamlı hayatla ilgili realist yorumları, balolar, yemekler ve en önemlisi de kişinin kendine büyük hayranlığı ve yaşlanmaktan korkması...
Sonrası tabi bir kere bir yalana başlayınca nasıl gerisinin geldiğini, hatta işin ciddi boyutlara vardığına, o gösterişli sohbetler de dönen oyunlara filan tanık oluyoruz bu kitapla.
Bir solukta okuduğum ve çok beğendiğim bir kitap oldu.
El değmemiş bir ruha sahip olan Dorian Grey, ressam Basil Hallward tarafından çizilen portresini gördükten sonra bu saf hâlinin yok olacağını anlar ve sonsuza kadar genç ve güzel kalmak için ruhunu şeytana satmaya karar verir ve bu isteği gerçekleşir. Her şeyin bir bedeli olduğu gibi bu değiş tokuşun bedeli de ağır olacak cinstendir. Dorian Grey, şeytanlaşan ruhuyla yüzündeki o saflığı ve güzelliği yavaş yavaş kaybetmeye ve çirkinleşmeye başlar. Önceleri güzelliğiyle etrafındaki herkesi etkilemeyi başarmış olan Dorian Grey’in portresi artık yozlaşmayla, kötülüklerle ve skandallarla yan yana durmaktadır. Yaptığı bu seçimin sonuçları gün geçtikçe ağırlaşmakta, Dorian'ın zulmü ve şeytani hâlleri aynı şekilde artmaktadır.

İngiliz edebiyatının akışını etkileyen ve edebiyat dünyasında pek çok tartışmaya sebep olan Oscar Wilde’ın bu tek romanı iyi ile kötüyü birleştiren, estetiği sorgulayan ve bir yazar olarak Wilde’a ün kazandıran muhteşem bir eser.

(Tanıtım Bülteninden)


Hamur Tipi : 2. Hamur
Ebat : 12,5 x 19,5
İlk Baskı Yılı : 2017
Baskı Sayısı : 1. Basım
Sayfa Sayısı : 352
Medya Cinsi : Ciltsiz






5.3.18

Günlük, Ernest Hemingway Kitapları.... hafta biterken...

Cumartesi Umay'ın 4 yaş doğum günü idi. Pazar günü de sınıf arkadaşları ile kutlama yapacaktık.
Tam ben iyileşir gibi olmuşken, perşembe günü Umay ateşlendi ve grip oldu. İki gün ateşini kendimiz düşürdük ve doğal bitki çayları ile takviyeler yaptık. İlk defa grip oluyordu, atlatır dedim ama olmadı. Üç gecedir sabahlıyoruz, en son gece karnım ağrıyor, boğazım da acıyor deyince doktora gittik; grip enfeksiyonu var ama antibiyotiklik değil deyince rahatladık.
Bugün daha iyi ateş olmadı, gece de uyudu.
Tabi tüm programlar iptal ettik, daha sonra kutlamak üzere...
Aklıma " hayat , sen planlar yaparken başına gelenlerdir" sözü geldi.
Yeni yaşın kutlu olsun kızım, keyifli, bol oyunlu geçsin dedim....tabi yanında da bir sürü dilek, temmeni, şükür... içimden geçen dualar bir sürü, bir sürü oldu.
O kadar çok şey değişti bu dört yıl da.... Vazgeçtiğim çok şey oldu, bazen daraldım, bazen " ben ne zaman ha deyince çıkıcammmm" deyişlerim oldu.... vs.... uzar bu anlamışsınızdır beni😉
ve hep " iyi kilerim" ağır bastı.....
Ortalıkta "ben büyüdüm anne" diye dolaşan bir tip var. Ve şimdilik en büyük taleplerinden biri "tek başına bir şeyler yapmak, evde kalmak"... hani bu kadar erken gelen bir talep ... acaba ilerde bizi neler bekliyor düşüncesini de getiriyor aklıma :))
Öğrendiğim bir şey var ki; çocuk demek sabır ve özveri demekmiş.... daha da ne olsun ama dimi :)







Sonbahar başı indirimden Hemingway'e ait 3 kitap almıştım. Üçü de öykü kitapları idi. Hafta başı bitirdim öykü kitaplarını, zaten sonrası hastalık girince araya kitap almadım elime.
Yalnız bir yanlışlık yapmışım,Kilimanjaro'nun Karları kitabını okumasam olurmuş. Çünkü diğer iki kitapta yer alan öyküler bu kitapta da var.
Bende okurken " Allah Allah bende gariplik var herhalde sanki okudum ben bunu" diye düşünürken nete girip bir baktım ki... dediğim gibiymiş.




Öykülerin de bolcana kendi yaşamına dair yazılara rastlıyorsunuz, mesela bir öyküsünde gazeteci, bir öyküsünde ava gidiyor, deniz kenarında,  boğa güreşi yarışçısı .....
Yalnız anladım ki "öykü" kitapları bana göre değil. Çok nadir sevdiğim vardır öykü ve hikaye kitabı. Onun dışında sıkılıyorum. Bana roman olacak.
Ve bende yazarın anlatım ve yazım dilini çook sevsem de romanlarını tercih ederim.

Bu haftayı böyle bitirdim işte...
Bakalım bu hafta neler bekliyor beni/bizi...

İyi geceler, iyi haftalar arkadaşlar.

1.3.18

Bir Film Bir Kitap Ve Günce...

Çok şükür bugün daha iyiyim. Hafta sonuna kadar iyicene düzelmiş olurum.
İyi dilekleriniz için teşekkür ederim.🙏
Sabah bir açtım camı; kandırdıkçı kar yağmış. Bu sene az da olsa gösterdi bize yüzünü.⛄☃☃☃







 Son Nefes Havaya Karışmadan kitabı beni çok etkiledi.
36 yaşında ki Beyin Cerrahı doktorun son evre Akciğer Kanseri olması ve sonrası beyne sıçraması... tedavi süreci...kemoterapi seansları...
Resmen annemle yaşadığımız şeyleri okudum ve çok ağladım okurken....
Tabi kitap aslında umutsuzluğun değil resmen yaşamın değerli olduğunu anlatan bir kitap. Belki biz bu süreci yaşamasaydık.. bu kadar duygusal bakmayacaktım olaya.
Bir doktorun verdiği mücadele.. Ve en çok kendine sorduğu ölüm ve öncesi yaşamı anlamlı kılan ne sorusu...
Kusursuzluğa ne kadar yaklaşırsanız yaklaşın asla ulaşamazsınız, ama yaklaşmak için hiç durmadan çabalayacağınız sonsuz bir hedefe pekâlâ inanabilirsiniz.
Çünkü ölüm bir anlıktır, ölümcül bir hastalıkla yaşamak ise her anlık! 

 Otobiyografik bir kitaptı. Aslında okurken sizde yaşamınızı sorguluyorsunuz, " yaşamın anlamı ne?" " önceliğim ne? sevdiklerimle yeterli zaman geçirebiliyor muyum?" vs gibi soruları size sordurtan ve şöyle bir silkeleten bir kitaptı....




 Dün akşam fil olarak da Oytum'la Hayat bloğunun yazarı Şebnem'in sayfasında okuduğum bir filmi izledik.
Suyun Sesi filmi hem kurgusu hemde müzikleri ile muhteşemdi. Evet fantastikti ama başrol oyuncusunun dilsiz bir kadına hayat vermesi ve o duyguları yansıtması... o kadar zor olan bir rolü başarı ile oynamış...
Bu haftayı da böyle bitiriyoruz işte ey okur. :)
Ben kaçar, sizleri okudum, yorum yazdım, kendi yazımı yazdım ve şimdi iyicene demi oturmuş çayımı alıp kahvaltı zamanı.