28.10.19

Biten kitaplarım...

Arkadaşım Ayla önermişti,  "Seni İçime Gömdüm/ Andrew Jolly" kitabını.
İncecik ama o kader içe dokunan satırlar vardı ki..... İşte dedim okurken; bide böyle sevmek var ....
Bir adam bir de kızılderili karısı.... Kadın ölür ve adam karısını düzgün bir şekilde gömmek ister...sonrası mahalle baskısı, dini ayrımlar, ırkçılık... Derken değişen bir şey yokmuş hissi....

Yazar biraz gizemli biri sanırım. Fazla bir bilgi yok, hatta giriş yazısında Tomris Hn. bunu anlatıyor. İki kitabı varmış....


Tanıtım yazısı şöyledir;

Seni İçime Gömdüm, büyük bir aşkın yanı sıra Meksika insanın kimlik arayışının öyküsüdür temelde. Ama zaman ve mekânı bir yana bırakıp içinde yalnızlığın çağrısını duyan her insanın öyküsü olarak da okunabilir gibi geliyor bana. Yazar ününün, kitap basım sayısının en önemli ölçütler olduğu koşullanmasına girmemişseniz, Tomris Uyar'ın ustaca çevirisiyle Seni İçime Gömdüm'ü okumak, hele Bozkurt Güvenç'in özen dolu çevirisiyle Yalnızlık Dolambacı'nın aydınlığında okumak, çok zevkli anlar yaşatacaktır size. Ben kendi adıma, Seni İçime Gömdüm'ü bir kez daha okuma isteğini duyduğumu söyleyebilirim rahatlıkla. Bu gizemli yapıtta keşfedebileceğim daha neler vardır kim bilir."
Nesrin Kasap/Cumhuriyet Kitap

Bir diğer okuduğum kitap ise; 
"Aşıklar Delidir Ya Da Yazı Tura/ Ayfer Tunç"



Her kitabını bir ayrı severim Ayfer Tunç'un.
Bu kitabında genetik bir rahatsızlığından dolayı ne zaman öleceğini bilen bir adam, içleri yara dolu bir aile, ailesi ile sorunları olan bir kız ve yurt dışında mücadelesi...
Yine altını çizdiğim çok cümlem oldu.
Tabi böyle kitapları okurken,  insan kendi hayatını ve ailesi ile olan ilişkilerini de düşünüyor.  



🍁🍂Kimseyi aşağılamam diyecek kadar yalancı,  gerçekten aşağılamayacak kadar erdemli değilim.


🍂🍁
Sürekli konuşuyordu. Benim konuşmak istemiyor olabileceğimi düşünmüyordu. Düşünüyorsa da umursamıyordu. Benim zamanımı istediği gibi harcamaya hakkı varmış gibi susmuyordu.

🍂🍁
Büyümek hayatın mazeretlerine inanmaktır,  hatta hayata devam etmek için yeni mazeretler bulmaktır.

Son olarak diğer kitabım ise; Huzur'un devam niteliğinde olan "Suat'ın Mektubu"

Bu kitapta yazarın Huzur kitabı içinde konusu geçen ve mektup  bırakarak veda eden Suat'ın mektupları yer alıyor. El yazısı ile yazdığı, neden yaptığı,  neler yaşadığını okuyoruz bir nebze Suat'ın. Ahmet Hamdi Tanpınar'ın derlediği ama kitaplaştırmadığı bir derleme.
Bir cümle var ki.....çok seviyorum böyle yazarları çok...

✔Bu kadar kalabalığı kendinde taşımanın,  sonra da tek bir insan olarak yaşamanın güçlüğü!✔
Ve bu kitabı Sn.Handan İnci hanımefendi hazırlamış.
Arka kapak yazısı şöyledir;

Suat’ın Mektubu
Tanpınar, Huzur’u yayımladıktan sonra yaptığı bir söyleşide kendisine yöneltilen, “Huzur devam edecek diyordunuz?” sorusuna “Edecek, tabii edecek. Mümtaz ölmemiştir. Hâlâ yaşıyor ve yeni bir insan olarak doğmak için beni zorluyor” cevabını verir ve şunu ekler: “Fakat daha evvel Huzur’un öbür kısmını neşredeceğim, yani Suat’ın Mektubu’nu. Küçük bir eser, okuyucu orada Mümtaz’ın meselelerini daha başka bir planda görecektir.”
Tanpınar’ın bu niyetini kuvveden fiile çıkardığını İÜ Türkiyat Enstitüsü’nde bulunan arşivindeki sayfalar göstermektedir. Bu sayfalar, eksik de olsa Tanpınar’ın “küçük bir eser” olacak dediği mektup üzerinde ciddi bir emek harcadığını göstermektedir. Sayfaların büyük bir kısmı daktilo edilmiş, bunların her biri daha sonra eski yazıyla bol miktarda çıkmalar ve eklemelerle epeyce değiştirilmiştir. Daktilo edilmesi, kalemle yazmayı tercih ettiğini bildiğimiz Tanpınar’ın metni en azından bir defa elinden çıkardığını, daha sonra üzerinde yeniden çalışmaya başladığını gösteriyor.
Suat’ın Mektubu; Huzur romanının karakterlerinden Suat’ın, arkasında Mümtaz’a hitaben yazdığı bir mektup bırakarak intihar etmesini işler. Huzur’da bir paragrafı yer alan bu mektupta Suat açısından Mümtaz’ın anlatılması ve Suat’ın kendi içine dönerek kendisini açıklaması ilgi çekicidir. Bu yarım kalan eseri kitaplaştırmayı tercih etmemizin nedeni de Huzur romanıyla olan bu doğrudan ilişkisidir.

21.10.19

Günce....

Günaydın iyi haftalar 🍀

Geçen hafta hava mis gibiydi. Genelde sokaklardaydık kızçe ile.
Cumartesi bale sonrası Kadıköy'e indik. Bando gösterileri var bu hafta. Geçen sene de izlemiştik; coşkulu ve güzel oluyor. Marşları söylerken hissettiğim gururu anlatamam... İyi ki,  iyi ki diyorum bu topraklar da doğmuş ve yaşıyorum.

Sonra kardeşim Sevdoş geldi Topak abimizle 😍
Biraz turladık. Kadıköy'de "Cadıköy" diye bir cafe var. Hep önünden geçerdik ama hiç oturmadık. Sevdoş'da Toprak'a söylemiş,  girelim dedik. Çoook hoş bir cafe idi. Alt katını biraz daha karanlık yapmışlar ve konsepte uygun eşyalar vardı. 😁
Özellikle sunumları ve ıslak keki muhteşemdi...
O günü öyle bitirdik.
Dünde Kalamış parkında Belediyenin düzenlediği çocuk etkinliğine katıldık.
Çocuklar için ufak bir etkinlik vardı, parkurlar, yüz boyama,  eşleştirme kartlar derken sonrası birazda parka gidip eve döndük.
Kadıköy Belediyesi gerçekten de iyi çalışıyor. Hele yeni başkan hep sokaklarda,  etkinlikler de gülen  yüzü ile .

Eee tabi dün pazar olunca iş güç yok. Kahvaltı ve çamaşır asmak dışında 😁
Şöyle güzel keyifli bir film izleyeyim dedim.... Bu konu da Netflix sağ olsun....
Kazandığı çekiliş sonrası Yeni Zelanda'ya giden ve hayatına çeki düzen vermek isteyen kadının ve orada ki yaşadıklarına dair olaylar örgüsü. Tam bir pazar sabahı filmi idi benim için. Keyifle izledim...aşk da vardı tabi içinde. Aşk önemli. 😍
Tabi izlerken yaptığım yorumları yazmayayım 😁
Ama bişey diyeyim gerçekten de zor bir karar, başka bir şehre gidip,  yeniden başlamaya çalışmak hayatına....tabi bu biraz ekonomik gücede bakar.

Akşamınında eşimle izledik başka bir film....
 "Laoundromat"  

Çin, Meksika, Afrika ve Karayipler'de Mossack Fonseca'nın üst düzey patronlarına ait sırları ortaya çıkaran gazetecilerin hikâyesini konu alıyor.

Oyuncular da sağlam. Konusu da nasıl bizi paravan şirketler ile dolandırdıklarını ufak bir belgesel gibi anlatmışlar.
Jake Bernstein’ın kitabından uyarlanan The Laundromat, Panama Belgeleri’nin gün yüzüne çıkmasını sağlayan gazetecilerin hikâyesini mercek altına alıyor. Filmde mağduru olduğu sigorta dolandırıcılığının arkasındaki gerçekleri bulmak için yola çıkan bir kadının, kendisini dünyanın en zengin ve en güçlü insanlarını etkileyecek bir davanın içinde bulmasıyla yaşanan olayları izleyeceğiz.
Meryl Streep, Gary Oldman ve Antonio Banderas‘ın başrollerini üstlendiği filmin oyuncu kadrosunda Matthias Schoenaerts, Sharon Stone, Jeffrey Wright, David Schwimmer, Alex Pettyfer, Robert Patrick ve Melissa Rauch gibi önemli isimler de yer alıyor. 

Öyle işte haftayı bitirdik, yeni haftaya başladık. 

Kitaplardan da Ayfer Tunç okuyorum. O da sonraki yazının konusu olsun. 😉


15.10.19

İclal Aydın...son kitabı...

Selam.

#yarın20yaşındaolacağım kitabı hüzünlü,  duygusal ve dokunaklı idi.
Okurken "Şeker Portakalı ve Çavdar Tarlasında Çocuklar" karışımı bir anlatımı vardı. Sizi ağır kelimelerle değil ama satır araları ile etkileyen, hâlâ devam eden sorunlarını bir çocuk gözüyle anlatan bir kitaptı.
Büyükler suskun kalmak zorundaken çocukların nasılda hayatına devam ettiğini düşündüm. Tanıtım yazısı çok güzel özetlemiş...
Michel on yaşında. 1970'lerde Kongo'da yaşıyor. Annesi pazarda fıstık satıyor, babası Victory Palace Otel'de çalışıyor. Michel can dostu Lounès'la gökyüzünde süzülen uçakların rotasındaki uzak ülkeler hakkında konuşuyor. Kız arkadaşı Caroline'i, futbol takımının gözdesi Mabélé'den uzak tutmaya çalışıyor. Babasıyla radyoda dinlediği dünya bülteninden tanıdığı devrilen İran Şahı için endişeleniyor. René dayısı yüzünden kafası çok karışık. Kapitalist ve Marksistleri ayırt etmek bazen neden bu kadar zor oluyor? Tüm bunlar yetmezmiş gibi annesinin karnının kayıp anahtarını bulması gerekiyor... Devrim sonrası bir Afrika ülkesinde yaşanan hayat; geleneklerine bağlı halkın alışkanlıkları, sıcak kültürü ve renkli karakterlerle hayat buluyor.

Fransızca edebiyatın en yetenekli ve üretken isimlerinden Alain Mabanckou'nun yaşamından öğeler de taşıyan Yarın Yirmi Yaşında Olacağım kitabı.



Sonraki kitabım ise; İclal Aydın'dan "Kalbimin Can Mayası" idi.


Bu son kitapta gülümsediğim yerler de oldu ağladığım yerlerde.
Bu son kitapla yazar diğer kitapda ki olayları bağlamış.
Bu kitapta iyicene açığa kavuştu Dönüş'ün hikayesi.. .

Bir kaç alıntıyı sizinle paylaşmak isterim:

"Birine olan kırgınlığın,  kızgınlığın üzerine çok düşünme. Düşünce her duyguyu hak ettiğinden fazla büyütür."

"Özlemek bir yılandı. Hayal kırıklığı dediğinse bir kanadı kırık güvercin; insanın kaburgalarının içinde yaşayan. Vakti gelince uçurmazsan,  salmaz da saklar, büyütürsen,  sığmazdı ciğerine. Nice insanlar büyüttükleri eski kırıklardan ölüp gittiler.  Biliyordu bunu Defne. Belki şimdi tam sırasıysı o güvercini salmanın.  Yeter bu kadar içinde tuttuğu."

Diyeceğim o ki yine kendi adıma diyebilirim ki kitap çok iyiydi.....


8.10.19

Marcel Proust Kayıp Zamanın İzinde Swann'ların Tarafı ...






Ve" Marcel Proust Kayıp Zamanın izinde" serisinin birinci kitabını 3 arkadaş okuduk.
Aslında tek kelime ile söyleyebileceğim "edebi bir şölendi" kitap.... ve bundan sonra ki kitap seçimleri hep bir üst seviye olması gerekecek.....
Kitap bitti ama Swann ve anlatıcının yaşamı, hayata bakışı hala beynimin içinde.
Nette çok fazla detaylandırmışlar. Ben kendi yazımda daha çok hissettiklerimi, bende bıraktığı izleri paylaşmak istiyorum açıkçası.

Aslında uzun zamandır okumak istediğim bir seri idi kitap. Sırada "Dante/İlahi Komedya, Tutunamayanlar, Niteliksiz Adam, Faust" var.... ve artık çok bekletmek istemiyorum.
Arkadaşım bu seriye başlayacağını paylaşınca "bende okumayı çok istiyorum aslında" deyince, "beraber okuyalım" dedi.
Bende hemen "oluuurrr" dedim.  :)

Okuması, okunması geçekten de zor bir kitap. Aslında yazar çok fazla yabancı kelime kullanmamış lakin öyle uzun cümleleri ve anlatımı var ki aklım hayran kaldı kendisine...... tabi böyle deyince gözünüz korkmasın.....tadı damağınızda kalacak bir seri kitap....

Örneğin büyük annenin an'ın tadını çıkarttığı sahnelerin anlatımı, anlatıcının bir çay ve bisküvi yerken ki anılarını ve kendisinde bıraktığı izleri anlatımı......

Tabi bunda Proust'un yaşamı da çok etkili sanıyorum. Sonuçta hastalık dolu günleri olmuş, ailesi köklü bir aile...babası bir çok başarıya imza atmış.....

Kitapta geniş aile modeli de yaygındır. Bir de o dönemin sanata bakışı, evler de piyano çalınması, sanattan, resimden ve müzikten konuşulması, davetler... bolcana var.
Tabi geriye döneüşler, zamanın değeri, anlık olaylar ve bazı detaylar hem satır arasına hem de detaylarca anlatılmış.
En çok dikkatimi çeken ailelerin kibri, kendilerini yüksek görmeleri....yargılamak deseniz "oooo" ama bunlar öyle bir anlatılmış ki, yazıya öyle bir dökmüş ki yazar aklınız hayret ediyor.

Böyle işte....çıktık bir yola...... :)

"1871 Temmuz'un da dünyaya gelen ve Kasım 1922'de geçirdiği zatürre sonucu akciğer apsesinden hayatını kaybeden, tam adı Marcel Valentin Eugene Georges olan Proust kimileri için parlak kimileri için ise okunması güç bir yazardır."
devamı için tıktık...bu sayfadan alıntıdır
zamanı-saçma-sapan-kullanmayın-listelist

Evet evet aynen böyle demiş. Gazetelerde iki cümleye sığdırılan intihar haberlerini hiç sevmezmiş. Kim bilir o intiharın arkasında ne tetikleyici sebepler vardır diye düşünüp, utanmasa her haber üzerine bir kitap yazacakmış. Proust için bir kurabiyenin ağızda dağılması bile bir hikaye olabilecekken bizler için bir intihar haberi iki cümlede son bulabiliyor ve biz mi zamanı iyi kullanan oluyoruz, bırak allasen. Proust’un deyimiyle “yaptıkları iş ne kadar aptalca olursa olsun, o işi yapmaya ‘hiç zamanları yok’muş gibi davranıp bundan tatmin olan ‘meşgul’ insanlar”ız. Ölümünün son anına kadar Kayıp Zamanın İzinde’yi yazmış ve bu kitabında (çetrefilli bir yolla olsa dahi) zamanı boşa harcamayı boşverip hayattan nasıl keyif alırız onu göstermeye çalışmıştır.

Kayıp zamanın izinde

kayıp-zamanın-izinde-listelist
20.yy’ın en önemli eserlerinden kabul edilen, dile kolay 17 senede yazılmış, yarı-otobiyografik, 7 ciltlik bir Proust şaheseri. Dünyanın en uzun mektubu diyebiliriz. Bir kurabiye yerken diliyle damağı arasındaki o hissiyattan yola çıkıp çocukluğundaki kahvaltılar üzerine ya da derin uykuya geçiş gibi hayatımızdaki küçük detaylar için sayfalar ayırmıştır. Kimine göre geçmiş zamanı kimine göre boşa geçmiş zamanı işler bu kitap. Proust, algı hafızası sayesinde çocukluk, ergenlik, orta yaş ve yaşlılık dönemlerinden istediğine kendini ışınlayıp en ince detaylarına kadar o günlere geri dönebiliyor ve kayıp zamanı bize betimliyor. Proust tarafından bu koca kitabın okunmadığı da bir rivayettir.









7.10.19

Düne dair....

Selam.🤗

Geçtiğimiz salı günü Gergedan Kitapevi'nde "Defne Suman" söyleşisi vardı. Yazarın bir tek "Kahvaltı Sofrası" kitabını okumuştum. Hatta Gamze diğer kitabının da güzel olduğunu söylemişti, listemde lakin henüz sırası gelmedi......



Aslında ben daha çok kendisini, ses tonunu ve anlatımını merak ediyordum. Sebebi ise kitabını beğenmiş ve bloğuna baktığımda o kadar iyi enerji geçmişti ki okurken... Merak etmemek elde değildi benim için :)
Ve evet beklediğim enerjiyi hissettim ve iyi ki gittim edim. Arkadaşım Ayla ile gittik, o da kitabı okumuştu.

Bitirdiğim kitaplardan biri de "Yalnız Hatta Yapayalnız Sait Faik Abasıyanık/ Özlem Esmergül" kitabı idi.

Okumadığım çok az kitabı kalmıştır Sevgili  S. F. Abasıyanık'ın. Ki hep söylerim çok nadir öykü, hikâye kitabı okurum lakin kendisinin öykülerini çok severim. 
Yazar bu kitapta bize SFA'nın günlük yaşamını romanlaştırmış. Aşklarını,  yaşama bakışını,  ailesini,  nasıl geçindiğini anlatmış. 
Ve en güzeli de o dönem hep güzel insanlar bir aradaymış. En çok Orhan Veli'nin erken hayata vedası etkilemiş kendisini bir de iki kadını çok sevmiş....  İnsana dair bir çok şey etkilemiş yazarı, yoksulluk,  çocuklar, insan ilişkileri hep ana teması olmuş. Tabi bir de denize ve balığa olan tutkusu. Kitap genel anlamda sade idi. Tek beklentim "keşke fotoğraflar da olaydı satır aralarında" idi....

5 arkadaş Marcel Proust okumasına başladık. Beraber okuyunca daha zevkli oluyor bazı kitaplar. Hele böyle içeriği dolu dolu kitapları... Tam bir edebi şölen idi. Artık buda diğer yazının konusu ;)