26.10.20

Guetamala Efsaneleri

 Bu hafta sonu yoğundu. Ana kız günü yaptık Umay ile. Kadikoy'de bir iki işim vardı. Beraber gittik. Dondurma yedik, sohbet ettik, uğrak yerimiz olan; Penguen Kitap Evi'ne uğradık. Muhakkak oturup kitaplara bakıyoruz. Her seferinde "anne ya ne çok okuyorsun" diyor. Hem iyi anlamda alıyorum bu cümleyi hem acaba "iyi mi dedi kötü mü?" diyorum. 🤔😉

Kızımda da alışkanlık olsun diye mutlaka her Kadikoy 'e inişimizde kitap alıyoruz ona.

Tabi bende naspileniyorum 😁

Pazar günü,  kitap kulübümüzle buluştuk bir eksikle.

Bu ay benim seçtiğim "Guetamala Efsaneleri- M.Angel Austris" kitabıydı.






Zor bir okumaydi, hatta gruptaki bir iki arkadaşım yarım bıraktı,  kimi okumadı. Bende çok merak ettiğim için okudum. Çünkü efsane ve masalları okumayı seviyorum 😊

İnternette biraz araştırma yapınca,  bu kitaptan başlamayın diyorlar. O yüzden kelimeleri bu kadar güçlü kullanan yazarla tanışma kitabınız bu olmasın. :)


“Bu efsaneler beni tüm sarhoş etti. Kızgın bir tabiatın, karmaşık bir bitkiler dünyasının, yerli büyücülüğünün, İspanyol teolojisinin nasıl da bir karışımı!” Paul Valéry demis arka kapağında.


Arka kapak yazısı;

Guatemala Efsaneleri, Nobel ödüllü Guatemalalı yazar Asturias'ın ilk edebî yapıtıdır. Asturias, bu yapıtında kaybolmuş büyük Maya kültürünün hayata yansıyan, sözlü gelenekte sürüp gelen yüksek anlatım gücünü keşfeder.


Sonu gelmeyen tümceler, sınır tanımayan bir düş gücüdür Guatemala Efsaneleri. Ne öykü, ne şiirdir anlatılan. Ne olaylar ne de duygulardır verilen... Psikoloji ile biyolojinin ötesinde, doğal yaratıcı öğelerin kökensel yaşamsallığıdır aktarılmak istenen.📖📖📖📖📖📖📖

Kızgın doğanın bir tür karışımıdır. Karmaşık bir bitki örtüsü, çağlar ötesinden gelen yerli büyüleri, deli bir düş içinde birbirine karışan “yanardağ” tutkusu, rahipler, haşhaş kafalı adam, değer biçilmez mücevherlerin dükkâncısı, “Kutsal Efendi'nin papağan sürüleri”, dokuma tezgâhlarının ve sıfırın değerini öğretmek için köyleri dolaşan büyücü öğretmenler...



22.10.20

Ev Halleri...Dizi...Kitap....

Evde olunca anlıyorum ki dağınıklığın fazlası beni rahatsız ediyor. El ayak çekilince önce bi toparlayıp öyle keyif yapmaya geçiyorum.

Uzun zamandır aklımdaydı; camları silmek, tülleri yıkamak. Bide üstüne havalar akşam üstü ısırmaya başlayınca "yazlık-kışlık" olayına da girmem gerekti...

Geçtiğimiz hafta iki gün kendimi evimize adayıp, aklımdakileri yaptım. Her ne kadar peşi sıra yağmur yağsada temiz cam o kadar da kirlenmiyor :))) Kaldı koltuklar, haftaya koltukları da sildim miiiii üç dört ay beni götürür :)))

Kışlıklarıda çıkarttım. Zaten eskisi gibi öyle kalın kalın kazaklar, hırkalar yok. Hem mevsim değişiklikleri hem de artık evlerin daha sıcak olması ile giyecekler de hafifledi. Umay'ın zaten "yazlık-kışlık" giysisi olayı henüz yok. Bir kaç tane üstü vardı onları çıkarttım. Her mevsim yeniden kıyafet alındığını düşünürsek. 😬

Merter hala evden uzaktan eğitim ile devam ediyor derslere, kızda iki gün gidiyor... Hem iyi hem kötü... ama sonra konuşma arasında beyim dedi ki; aslında Umay içn bişey fark etmiyor. Onun kafasında "okul beş gün" olur diye bir imge yok ki... Bunu biz biliyor ve üzülüyoruz. Oysa ki Umay iki gün bile gitse gayet keyifli ve mutlu....

Sonra düşününce doğru... Bilmediği bişey için üzülmüyor, biz bildiğimiz için onun adına üzülüyoruz.....

Bunların dışında benim hayat aynı, bu da biraz can sıkıcı.... birşeyler yapmak istiyorum, harekete geçmek istiyorum ama ...ama.. hem pandemi var hem de bir tarafımda bekle diyor....

Uzun süre evde kalmak pek yaramadı..... elim kolum çoğu zaman kalkmıyor, devamlı oturup kahve içip kitap okumak isityorum ya da dizi-film izlemek....

Oysa ki hareket daha iyi biliyorum...anladım ki sadece bilmek yetmiyor,,,harekete geçmek gerek....can sıkıcı tabi bu durum.... eyleme geçmek, atalete yenilmemek gerek....

Silkelenip, haydi oturmaya mı geldik deyip eyleme geçme vakti... :)

 

 

Uzun zaman önce başladım ve bitirdim; "Gilmore Girls" dizisini. Arkadaşım önermişti ve bir solukta izledim.... öyle güzeldi ki bana göre....... Hatta ara ara Umay ile izledik ve birbirimize orada ki anne kız gibi olacağımızı söyleyip durduk. :)))))

Kasabaya, Luke'a, Rory'e ve dostluklarına hayran kala kala izledim. :)



Sonra kitabımı bitirdim :)


 


#1nobel1klasik grubumuzun ekim kitabı idi. 

Yeni basımı da olmadığından,  eğer grubumuz listesinde olmasaydı muhtemelen okuyamiyacaktim ve üzülürdüm açıkçası bu eseri okumasaydim...... Sahafta denk gelip almıştım ve iyi ki almışım.

Beyazlı Kadın, Victoria dönemi kurgusal yapıtları arasında "duygusal gerilim romanı" diye tanımlanan ve Gotik edebiyatın gerilimini, İngiliz edebiyatının psikolojik gerçekçiliğiyle kaynaştıran türün ilk örneği olarak kabul edilir. 

Hatta kitabın başında on sözde Dickens'ın bu romanı cok beğendiği,  bu tarz yazmaya çalıştığı, hayranlık derecesinde beğendiği yazıyor.

Ve okurken sizi merakınız ele geçiriyor ve devamlı okumak istiyorsunuz. 😁😊

📖📖📖📖📖📖📖📖


Roman karakterlerinin çeşitli ruhsal durumlarını aktaran çarpıcı anlatım biçeminin ustası Wilkie Collins, bu ilk romanında gotik romanlardaki dehşeti gizemli İtalyan şatolarından, Victoria dönemi İngilteresi’nin daha modern, orta sınıf evlerine taşıdı. Gotik edebiyat çoğunlukla cinayet, delilik, iki eşlilik temalarına odaklanırken Beyazlı Kadın türü romanlar, dönemin kırsal malikânelerinde olabilecek bir takım kötü niyetli emelleri ve onlara bağlı olayları aktarır. Henry James, Collins’in yapıtlarını, "Mr. Collins, gizemlerin en gizemlisini, kapımızın eşiğindeki muammayı romana kattı," diye tanımlar. Charles Dickens’ın onu taklit eden bir roman yazmaya çalışmış olması da Wilkie Collins’in ve Beyazlı Kadın’ın değerini belirtmek için yeterli sayılabilir. Collins ise kendi tarzını, "evdeki tiyatronun sırları" olarak açıklar.

 

 

"Sweet Manolias" dizisine başladım. Hatta öncesi "Emily İn Paris"i zledik. 25-30 dk bir dizi idi ve Paris'e gitmek istedim izlerken. Özellikle renk skalası ve kızın mimikleri çok tatlıydı. :)


Sonrası Sweet M. da iyi geldi. Özellikle oradaki o arkadaşlıklara hayran kaldım. Hele haftada bir "margarita gecesi" yapmaları :)

Cocukluk arkadaşlarımı özlediğimi hissettim. Evet sosyal medyadan takip ediyoruz birbirimizi ama çok koptuk. Neden tutunamadık birbirimize bilmiyorum.... Oysa ki o arkadaşlıklar gibisi belirli bir yaştan sonra zor bulunuyor.... güven, katıksız rahatlık, kendini devamlı anlatma ihtiyacı hissetmemek ve en önemlisi de "seni olduğun gibi kabul etmesi" oluyor...

Gitgide daha bir yalnızlaşıyoruz gibime geliyor..... Hayat şartları, sosyal medya ve devamlı gösterme isteği bizi bireyselleştirdiğini sanıyoruz sanırım.... Bizden sonra ki nesil gerçekten de daha farklı bakıyor olaylara, hayata ve ilişkilere...

Elbet iyi yönleride var, zamana ayak uydurmak böyle bişey demek ki diyorum kendime... 

En iyisi ben dizilerime ve kitabıma döneyim. Kızın gelmesine bir buçuk saat var, kitap okuayayım biraz.


Selamlar ; ☕🌵🌻


14.10.20

Charles Dickens ....

 3 sene falan evveldi,  İki Şehrin Hikâyesi- Dickens kitabını alalı... Başladım sonra bıraktım. Zorlayarak okumak istemedim. 

Sonra hani size ordan, okuyacağınız kitaplar arasından göz kırpar ya banada öyle oldu işte.....

Sonra diger kitaplara baktım ve sahaf festivalinden de "Oliver Twist" i aldığım gözüme çarptı. Geçtiğimiz ay onları okudum. 

İkiSehrin Hikâyesi çok güzeldi. Dickens'in anlatım diline, olayları anlatımına bayıldım. 

Hayatını okuduğunuzda daha iyi anlıyorsunuz neden hep iyilerinde olduğunu ve kazandığını....

İnanın fazla söze gerek yok... Okunması gereken klasiklerden....

Rastgele seçilen bir aristokrat,  dostluk, güven bazende güvenin su istimali.... Derken aşk...derken adalet, özgürlük laflari arasında idam edilenler.... 

📍45 bölümlük roman Dickens'ın All the Year Round isimli edebiyat dergisinde 31 haftada yayınlanmış. Daha sonra da önemli iki romanından biri olmuş. 

Şöyle başlıyor;

📍Zamanların en iyisiydi, zamanların en kötüsüydü, hem akıl çağıydı, hem aptallık, hem inanç devriydi, hem de kuşku, aydınlık mevsimiydi, Karanlık mevsimiydi, hem umut baharı, hem de umutsuzluk kışıydı, hem her şeyimiz vardı, hem hiçbir şeyimiz yoktu, hepimiz ya doğruca cennete gidecektik ya da tam öteki yana -sözün kısası, şimdikine öylesine yakın bir dönemdi ki, kimi yaygaracı otoriteler bu dönemin, iyi ya da kötü fark etmez, sadece 'daha' sözcüğü kullanılarak diğerleriyle karşılaştırılabileceğini iddia ederdi.

Oliver Twist'e gelince ...

.ah Oliver "ne cektin be" dedim okurken.....
Altin Kalem Klasik Romanlar serisi guzel bir seri. Ceviri de çok iyi. Özellikle kitabın başında yazar hakkında epey bir bilgi anlatılıyor.
📍Zor zamanları olmuş Dickens'ın, özellikle cocukluk donemi. Belki de o yuzden her iki romanında da cocuklar başta bir donem zor zamanlar geçiriyor... Sonrada düzlüğe çıkıyor.
Kitapta yoksulluk, zenginlik,  iki yüzlülük,  dönemin zenginleri.. Ne ararsan var.
Ama en güzeli yazarın anlatım dilinin güzelliği....
Fazla soze gerek yok :)
📍📍📍📍📍
Oliver Twist, düşkünler evinde dünyaya gelmiş bir yetimdir. Daha fazla yemek isteme cesareti, kapının önüne konmasına yol açar. Hayatta yapayalnızdır artık. Bir cenaze levazımatçısının yanına girer. Orada da kötü muamele görünce kaçar ancak bu kez de yankesici Fagin ve çetesinin eline düşer. Yeraltı dünyasının acımasız ortamında korkunç Fagin’in pençesinden kurtulmak için akıl almaz serüvenlere atılan Oliver’ı hiç ummadığı bir gelecek beklemektedir...


7.10.20

Sophokles

 Öyle böyle derken üçüncü haftaları okula gidiyor bizim mini mini birler..... 

Sınıf toplantımız bile oldu :)) 

 Bu hafta havalar guzelllll olunca soluğu yeşillikler de aldık. Uzun zamandır Validebag Korusu'na gitmemiştik. Hadi oraya gidelim dedik arkadaşlarla. Cocuklarda oynadı,  koştu. Bizde oturup sohbet ettik.

Uzun zamandır evi temizlemek vardı aklımda. Mutfaktan başladım 😬 bu ara hava yağmurlu,  yağmurlar bitsin camları silerim. Sonrasıda bir dahaki kirlenmeye kadar rahatlik 😁 hele bide temizlik sonrası karşısına geçip bakmaya bayılıyorum.... :))

Bir kac gündür haberlere bakıyorum,  icim daraldı..... Hele bugün ki haberler fenaydı. Suriyeli eşini bağlayıp,  bilmem kaç gündür iskence ediyormuş adam. En son kadının çığlıklarını komşular duyup polis çağırmış.... Klasik "neden yaptın? Abi aldatıyordu beni, ondan" cevabı... Saydım, sövdüm içimden.....

Hiç izlemek istemiyorum haberleri lakin göz kapatmakda olmuyor. Böyle durumlarda elimden bir sey gelmemesi çok üzüyor beni.......

Hadi birazda kitaplarımdan bahsedeyim... Bu aralar "Dickens" okuyorum...  "İki Şehrin Hikâyesi" bitti, şimdide "Oliver Twist" okuyorum. 

Birde üçleme bir tragedya bitirdim.... 

gömmekadikoy İş Kültür Yayınlarına inenler bilir, orada çalışan arkadaşlar tam bir kitap kurdu. Yine günlerden bir gün oraya gitmiştim,  bakınıyordum, sonra eleman dedi ki; bence #kraloidipus okumalısınız. En iyi tragedya eserlerdendir. Bende biraz arka yazısını okudum,  baktım üçleme kitap ama bir arada alıp okumaya bilirsiniz de. Çünkü başlangıçta on sözde önceki hikayenin özeti var.

👑👑👑👑👑👑

#sophokles döneminin ve bu dönemin  Yunan tragedyasının en önemli yazarlarından biriymis. Okurken de o lirik siiri, anlatımı,  insan doğasının beklentisini hissediyorsunuz.

Özellikle kader olgusu, kahinin söylediklerinin çıkma beklentisi...adeletli olma isteği ve de okunan lanetler 😒

Katıldığı her yarışmadan ödül ile ayrılmış Sophokles, okurken hak ettiğini hissediyorsunuz.

👑👑👑👑👑👑👑👑👑👑👑

Üç eseride sevdim,  Kral Oidipus ve Antigone karakterleri güçlü ve adaletleri ile gönlüme yer etti.

Özellikle #antigone babasını ve kardeşini törenle gömmek istemesi, krala karşı gelmesi ve son cümle......

📍📍📍📍📍" Kibirle söylenen büyük laflar, ağır bedeller ödeterek yaşlılıkta öğretirler sağduyuyu."