28.12.20

Modern Klasikler, Ev Halleri....

 Selam.....

Dün değişiklik olsun diye televizyonun yerini değiştirdik. Zati evde yapabileceğimiz tek değişiklik tv ünitesinin yerini değiştirmek ve yazlık-kışlık yapar gibi koltukların yerini değiştirmek. Onlarıda hep aynı yere koyuyoruz... :)

"Neden"diye soracak olursanızda, diğer eşyalarımızı duvara sabitledik ve evin içinin bize verdiği imkanda bu kadar...... :)

 

Veee vay be diyerek 2020'nin de son günlerine geldik. Yeni yıl için ufak ağacımızı kurmuştuk, baktık süsler kendinden geçmiş ağaç gibi...bide üstüne tadımız tuzumuz yok...ağacı kaldırıverdik.

Etkinlik olsun diye  kocam ve kızım; tuvalet kağıdı rulolarından ağaçlar yaptı. Veee öyle güzel oldular ki... hediye etmek için bile çok güzeller... 

Uzun zamandan sonra pazar keyfi yapıp, "WonderWoman 1984" filmini izledik. Tabi bu filmi sinemada izlemek vardı ya.... Umay bile geçen gün diyor ki; anne sinemaya gitmeyi özledim....

Beğenerek izledim. Kesinlikle bu kadın bu karakter için yaratılmış gibi.... konusuda "insanların açgözlülüğün, bitmeyen arzularının nereye varabileceğini" anlatan.. yer yer çocukluğunada giden bir Wonder Woman idi...

Ah dedim kızım bende çok ama çok özledim sinemaya gitmeyi, tiyatroya gitmeyi vs...


 Bunların dışında iki okuma grubumla okuduğum kitapları bitirdim. Kaldı geriye Proust'un 5.kitabı. Yıl bitmeden onuda bitirmek istiyorum. lakin o kadar yavaş ilerliyor ki.... bakalım artık 😬

İnsatgram'da takip ettiğim bir arkadaş #202122kitap diye bir paylaşım yaptı, elimizdeki kitaplara dair.  Okunmayı bekleyen 35 kitabım var, bende onlarla katıldım. Kitap paylaşımı yapmak çok keyiflendiriyor :))

Yine İg'de "Bizim Büyük Challengamız"diye bir sayfa var, her sene bir yazarı tema olarak belirliyorlar ve 20 maddelik okuma listesi hazırlıyorlar. 2020 Sait Faik Abasıyanık  idi. 2021 ise "Virginia Woolf"

S.F.A. listemi iki eksik ile tamamladım. Gelsin yeni liste 💃







#kitaplarinarkasindankonusanlar grubumuzun Aralık ayı kitabı #suleymaninsarkisi idi. 
Nobel ve Pulitzer ödüllü Toni Morrison'dan toplumun dışlanmış, horgörülmüş, ötekileştirilmiş kesimlerinin yakın tarihine tanıklık eden modern bir klasik daha: Süleyman'ın Şarkısı. Daha önce de "Tanrı Çocuğu Korusun" okumuştum. Sırada diğer kitapları var.
📚 Bu kitabı biraz bende hayal kırıklığı yarattı. Başlarda konuya hakim olmakta zorlandım. Tabi orijinal dilinde karşılaştırma yapamadığım için,  çevirinin mi azizligi idi yoksa böylemiydi anlatım bilemiyorum....... Çok fazla cümle düşüklüğü vardı. Birde bir olay anlatılırken isimler karışıyor gibiydi....
Tabi her şeye rağmen Afro-Amerika'lıların yaşadıkları,  otekilestirme, dışlanma ve en önemlisi kendi iclerinde de yaşadıklarını bu kitapda da anlatmaya çalışmış. Özellikle karakterlere verdiği isimlerde pek manidar 😉
Mesela sonlara doğru isimlerin hikayesini anlatıyor yazar... ve o kadar kısa tutuyor ki... ee noldu şimdi diyorsunuz. Örneğin Süleyman'ın hikayesi, orada yaşananlar..... 
Kadim dinlerden yola çıkarak anlatmış hikâyeyi. Kızılderili bir kızla siyahi bir erkeğin yaşamı,  başına gelenler...ailelerine sirayet eden olaylar......
Kendi adıma havada kalan çok hikaye kaldı. Bazı karakterleri yarım anlatmış mesela....çok hızlı geçmiş... Hani kitabın devamı olsa iyi olurmuş... evet akıcıydı ama o kadar... alışana kadar bi bakmışsınız kitabın sonuna yaklaşmışsınız.
O yüzden eğer Toni Morrison ilk kez okuyacaksanız bu kitap ile başlamayın derim...



 

#1nobel1klasik grubumuzun yılin son ayi kitabı idi #mahserindortatlisi .....

🐎 Hani deriz ya kitap isimleri içerik kadar önemlidir diye. İste bu kitabın ismide tam bu olmalıymış.....

🐎🐎🐎 İbanez hukuk eğitimi almış,  edebiyatta naturalizm yazım tekniğini kullanan yazarlardanmıs. Kitabın kapağında uzun bir açıklama ve ön sözde var. 

Tabi konusunun savaş ve klasik kitaplardan olması gözünüzü korkutmasın. Öyle bir akıyor ki...nedeni de İbanez'in taraflardan çok toplumun duygusuna, davranışlarına değinmesi. Tabi arada iki taraf hakkında da anlatıyor... 

Savaşın getirdiği kanlı boğazlaşmayı, ulusalcılığı ve savaşın romantizmi ezip geçmesini anlatır...

🐎🐎 tabi kitapda işaretledigim, anlatmak istediğim çok nokta var.....Mesela yazarın Akdenizli olması sebebi ile anlatimlarında sözcüklerin coşkusunu,  tutkuyu hissediyorsunuz....

Kitabın ismide meşhur hatta tablosu olan, din tarihlerinde gecen hatta bazi kaynaklarda 4 elementide simgeledigi düşünülen hikâyedir. Ve düşündüğünüzde anlatimlari da pek yabana atmamak gerek.... Nette açıklaması şöyle;

Mahşerin Dört Atlısı, Hristiyanlıkta Kıyamet alameti olarak ortaya çıkacağına inanılan dört atlı. Yeni Ahit'teki -Vahiy Kitabı olarak da bilinen- Apokalips bölümüne göre, Kıyamet felaketlerini getirecek olan yedi mührün açılması ile birlikte ortaya çıkacaklardır. Bazı akademisyenlere göre beyaz at ve binicisi İsa'yı, kızıl at ve binicisi kan ve savaşı, siyah at ve binicisi kıtlığı, soluk renkli at ve binicisi ise salgın hastalıkları ve ölümü sembolize eder.

Özetle kitap 1914 1.Dünya Savaşını ve Hitlerin ortaya çıkma sebebini de anlatan kurgudan çok tarihsel olayların anlatıldığı bir roman. 

Özellikle kitapta da anlatılan "Marne Savaşı'nı" nette araştırınca yazarin betimlemeleri o kadar gerçekçi ki.....

🐎 Desnoyers Ailesinin gözünden savas, aşk, aile ilişkileri,  maddi kaygılar,  savaşa gönüllü katılmak ve katılamamak,  duyguların peşinden gitmek, arada kalmak....bu duyguların hepsini hissederek okuyorsunuz.......

Birde yeni bir dizi başladı Netflix'de ona başladım. Dönem dizisi, kitaptan uyarlama. Julia Quinn'in seri kitabından uyarlanmış.


 Daha önce ara kitap olarak iki kitabını okumuştum. Anlatımı akıcı ve sürükleyicidir. Dizinin ilk bölümündeyim ama renkler ve anlatım iyiydi. Ara dizi olarak izlenebilir bence.

 


14.12.20

Biraz Ruh Hallerim biraz kitaplarım....



Televizyon ile aram oldum olası iyi değildir. Zaman kaybı gelir bana. Elbet izlediğim diziler veya filmler oluyor ama o kadar. Hatta eğer takip ettiğim dizi artık uzatmaları oynuyorsa onu da izlemeyi bırakıyorum....
" Masumlar Apartmanı" takip ettiğim yerli dizilerden ve gerçektende çok başarılı buluyorum. Umarım en fazla iki sezondur ve uzatmazlar...sonra büyüsü kaçıyor saçmalamaya başlıyorlar.
Onun dışında rutin ev halleri.... Neredeyse hiç dışarı çıkmıyoruz. Tabi ilerde bu ruh hali nasıl bir zortlama ile meydana çıkacak bilemiyorum..... Bazen ruhum çok daralıyor. Tabi öyle ruh halimi yansıtacak bir lüksüm yok.... malum ben somurtursam muhtemelen Umay'da sorunlu ve sıkıntılı olacaktır. Aslında bir yandan da Umay'ın varlığı bize bu sıkıntılı günlerde destek ve güç veriyor.....
Hoş uzun zamandır sinirli bir tip olarak dolaşıyorum, fark ettiğimde toparlanıyorum ama daha çabuk kızabiliyorum. Normalde sabırlı olmama rağmen o eşik bazen aşılıyor... hiç hoşuma gitmesede.... arada fire veriyorum.... kafada deli sorular tabi.....
Sonra haberleri izliyorum, ekonomi haberlerinde yine duygularım alt üst oluyor.... geçen gün "kağıt toplayıcı" bir babanın haberi vardı. Cebinden faturalarını çıkarttı ve yasak da olsa nasıl işe çıkmamayım abla söylesenize diyordu. 4 çocuğu varmış... Bu sefer bu durumuna kızıyorum." ulan diyorum madem durumun yok dört çocuk neyine?"
Sonra da böyle düşündüğüm için kendime hem kızıyor hem utanıyorum.... sanki benim haddime yargılamak... sen kendine bak diyorum....
Tabi birde bu durum var kafamı kurcalayan.... Bazen Umay kızda söylüyor "anne kardeşim olsa, size demezdim gelin benle oynayın diye"  diyor... o zaman içim fena oluyor....sanıyorum ki bu durumda beni sinirli yapıyor. Çok fazla gelgitlerim var... 
Aklen düşündüğümde "yeter bir tane diyorum ama kalbimi dinlediğimde, bi kardeşi olmalı diyorum... "
"
sonra yaşım geliyor aklıma... bu yaştan sonra nasıl olacak diyorum?.... hem kuraklık olacak, susuzluk baş gösterecek diyorlar... al işte diyorum, gelde bu dünyaya çocuk doğur...
Velhasıl dururum iki ucu boklu deynek... Ve çok fazla aklımı kurcalayan bir durum bu konu benim için.......
Sonra yine diyorum ki; nede olsa tek çocuk bir tek Umay olmayacak... bazen kardeşten öte dostluklarda kuruluyor...  vs...
amannnn uzatmayayım... işte... evde durdukça sarıyorum anlayacağınız......😒😔😕

Tabi güzel anlarda oluyor bunlar benim içimde yaşadıklarım... Umay'ın "canım annecim"diye sarılması, ne güzel bir gündü, nasıl eğlendik demesi beni hemen normale döndürüyor...
Cumartesi günü önce ma aile temizlik yaptık, sonra da zencefilli kurabiye ve sonrası da kurabiyeleri süsledik. Bütün gün ağzı kulaklarında dolaştı bizim kız. ve her sohbet edişimizde " kurabiyelerden konuşalım" deyip deyip durdu. Hal böyle olunca bizimde ağzımız kulaklarımızda dolaştık....
Pazar günü pazar keyfi ile geçti, pinekledik. Haftaya doping gibi başladık. Herkes yerini aldı 😁
Normalde kitaplarımı okurken pek liste yapmam elimdekilere bakar ve o an canım hangisini isterse onu okurum...
Bu ay bir değişiklik yapıp beş kitap belirledim. İkisi grup okumasıydı. Seneye de liste yapmayı planlıyorum, biraz dağınık okumaya ara vereyim nede olsa uzun zamandır dağınık okuyorum....
 Bu ay bitirdiğim kitaplardan biri de...
                                         KARANLIĞIN YÜREĞİ/ JOSEPH CONRAD



İlk defa okuduğum bir yazar #josephconrad 
Tabi kitabı okumadan önce biraz araştırma yaptım.  
Okuduğum notlarda diyor ki;
Conrad’ın erken sayılabilecek döneminde birbiri ardına yazdığı büyük eserleri, İngiliz edebi modernizminde bir çığır açmıştır. Lord Jim (1900), Karanlığın Yüreği (1902), Nostromo (1904), Gizli Ajan (1907), Batılı Gözler Altında (1911) gibi romanlarda sergilediği ustalıkla dönemin İngiltere’sine aradığı taze kanı kazandırmış ve eleştirmenlerden takdir kazanmakta gecikmemişti; buna rağmen bugün başyapıtı olarak kabul edilen romanları ona o dönemde maddi başarı getirmemişti. Rahat yaşamaya ancak denizde geçen bir aşk romanı olan Chance’i (Talih, 1914) yayımladıktan sonra başladı. O yıl oğullarıyla birlikte memleketi Polonya’yı ziyaret etti. Conrad hayatı boyunca yazmayı sürdürdü.

📌📌📌James Joyce, Graham Greene, Virginia Woolf, Ernest Hemingway ve George Orwell gibi yazarlar Conrad’a borçlu olduklarını sıkça dile getirmektedirler. Edebiyatta modernist akımın öncülerinden kabul edilen yazar, bugün İngiliz ve dünya edebiyatının köşe taşlarından biridir.
📌📌 kendi yorumuma gelirsek,  okurken sizi denizcilikle ilgili detaylara boğmuyor. Daha çok duygulara,  kişi psikolojisine ve beyaz insan- siyah insan, yerli halk arasında ki hiyerarşiden bahsediyor..... 

Arka kapak yazısı şöyle;

Roman, sömürgecilik olgusunu incelerken, roman kahramanı Mar­low’un karşılaştığı üç farklı karanlığı; insan eli değmemiş Kongo’nun karanlığını, Avrupalıların yerlilere yaptığı zulmün karanlığını ve her insanın içinde gizli olan kötülük yapma arzusunun karanlığını ele alır. Conrad Kongo Nehri’nde bir teknenin kaptanı olarak çalıştığı sırada, kendisi de Avrupalı sömürgecilerin acımasızlığıyla karşı karşıya kaldı ve zulümden, binlerce filin öldürülmesine neden olan fildişi elde etme hırsından, sömürgeci yaşamının nafileliğinden nefret etti.  

Karanlığın Yüreği de, aslında insanoğlunun ruhundaki karanlığın derinlerine yapılan bir yolculuktur. Conrad bütün bu olumsuzlukları aktardıktan sonra, şu temel soruyu soruyor: “Tanrı insanı bunları yapsın diye mi en üstün canlı olarak yarattı?” 

Diğer kitaplarınıda ekledim bakalım listeye 🙈 Aslında en merak ettiğim eseri "Nostromo" onda da yayınevinde kararsızım. Bir kaç yayınevi çevirmiş. Malum çeviride önemli. Okuyanınız varsa, fikir verirse çok sevinirim. :))

2021'de okumayı istediğim serilerden biri de "DUNE" serisi. Tabi bu ara bolcana paylaşımı dönsede eşim vasıtası ile zati kitaplığımızda vardı. Hatta bizde ki  Kabalcı serisi idi lakin bu seri çıkınca eşim almak istedi. Vakıf Serisi de var okumak istediğim ama o bildiğiniz külliyat gibi... ona biraz daha var.
Bir de elimde olan kitaplarım var onlarıda bitirmek istiyorum...

Velhasıl böyle....... Sizden naber? diye de sormak isterim :)
Selam ederim...🙋

5.12.20

Biraz günlük, Cesur Yeni Dunya, Kasif....

 Geçen gün Kadikoy'e indik beyimle. Aslında inmeyecektim ama neredeyse 10 gündür falan evde olunca "sende gel, yürürüz, iyi gelir" deyince "evet ya biraz yürüyeyim" dedim. O Yazıcıoğlunda işini hallederken bende İş Kültür Yayınların'dan bu ayki grup okuması kitabımı aldım; 'Mahşerin Dört Atlısı'

Yalnız dışarı çıktık ya nasıl hızlı yürüyoruz zbir an önce eve dönmeliyimişim gibi hissediyorum.... Hava fena değildi. Ve Kadikoy kalabalıktı,  hele Starbucks'da dışarıya taşan bildiğiniz kalabalık vardı,  vallahi mesafede hak getire.. 

Böyle görünce bir tek "saglik çalışanlarına" üzülüyorum......

Bu kısıtlamalara alıştım desem yeridir....artık kapalı mekanı unuttuk...fena da olmadı... Tek özlediğim,  guzelllll havalarda Kalamıs keyfimiz vardı,  onu özledim hatta bizim kızda hava guzel olunca " anne Kalamış'a pikniğe mi gitsek?"diyor. Yalnız artik sahillerde fena kalabalık.....

Hadi biraz da okuduğum kitapları anlatayım... Nede olsa evde odalar arası dolaşmaktan başka bir değişiklik yok hayatımızda... 😊


Kasım ayı #kitaplarınarkasındankonusanlar kitabımız,  sevgili Kübra'nın seçimi olan #astrobiyoloji kitabı idi. Metis Bilim kitaplarından. Başlarda iyiydi ama ortalara doğru bıraktım. Sebebi de ilgj alanıma çok az hitap etmesi idi. Sonra yine başladım okumaya... ama ne anladın diye sorsanız cevaplayamam..... Elbet kitapla ilgili değil benim ilgi alanima girmemesi sebebi ile anlamadım demek daha doğru...Arka kapak yazısı;

🌠🌕🌍

İnsanlar çok eski zamanlardan beri yeryüzünde yaşamın nasıl ortaya çıktığı ve evrende yalnız olup olmadığımız gibi sorulara kafa yoruyorlar. Son dönemlerde adını giderek daha sık duyduğumuz astrobiyoloji tam da bu sorulara yanıt bulmak üzere ortaya çıkmış bir bilgi alanı. Evrende ve dünyada yaşamın kökenini, evrimini ve geleceğini inceleyen astrobiyologlar, gelişen teknolojiyle birlikte her geçen gün hayal gücümüzü kışkırtan keşiflerde bulunuyor.


Kendisi de bir astrobiyolog olan David Catling bu kitapta astrobiyolojinin temel meselelerini ele alarak bu heyecan verici bilime dair kısa ama kapsamlı bir çerçeve sunuyor. Dünyada yaşamı ortaya çıkaran koşullar nelerdi? Yaşam hangi ilkeler temelinde gelişti? Gezegenimiz mevcut haline erişmeden önce nasıl evrelerden geçti? Kitlesel yok oluşlara hangi olaylar yol açtı? Dünyamızı nasıl bir gelecek bekliyor? Gezegenler nasıl oluştu? Güneş Sistemi’nde ve ötesinde hangi gezegenlerde yaşam ortaya çıkmış olabilir veya gelecekte ortaya çıkabilir? Dünya dışındaki bir gezegende akıllı varlıklar varsa –fizikçi Enrico Fermi’nin meşhur tabiriyle– “Nerede bunlar?”


Astrobiyoloji, okuru kendi tanıdık dünyasından dışarı adım atıp üzerinde yaşadığı görkemli gezegene ve çevresini sarmalayan uçsuz bucaksız evrene meraklı gözlerle bakmaya davet ediyor.




Zamanla öğrendim ki; her şeyin bir zamanı, vakti var. 

Önce blog ile tanıdım Mümine Hn. Sonra bir gün İnstagram'da denk geldim. Nasıl mutlu oldum. Hayata bakış açısı,  yorumlayışı, farkındalığıno kendime çok yakın buluyorum. Tek fark Mimine Hn. çok güzel kelimelere döküyor,  bende o hüner yok.

Bu kitabı okurken kendimden o kadar çok şey buldum ki...hatta bu kitap size unuttuklarınızıda hatırlatıyor...

Hep derim,  hep diyeceğim; beyminizi beslememiz gerektiği kadar ruhumuzuda beslemek gerekiyor. Eğer "zihin-ruh" dengelenmezse hayatımız da "hep bisey" eksik hissini duyumsarız...

🌺 "Aramakla bulunmaz fakat bulanlar ancak arayanlardır" diye başlıyor kitap.🌺🌺🌺🌺

Bir ses, bir nefes arar Kâşif. Ayrı düştüğü uzak ve mutlu ülkenin kokusunu taşıyan kutlu bir nefes… Israrla bekler. Bir ağaca asar dileğini. Ağacı, rüzgârı, göğü ve toprağı şahit tutarak âleme ilan eder bekleyişini. Ne arayışın ne de bekleyişin peşini bırakır. Ardına düşer bulduğu her işaretin, her izin. İzlerin işaret ettiği yere düşer. Düştüğü yer bir düşün ta kendisidir.


Bir gün duyulur sesi o aziz nefesin. Uzaktan gül siması görünür. Latif bir koku dolar Kâşif’in burnuna. İçinde dolaşıma girer o koku, geçerken değdiği yerleri yakar. Atomlarına dek kavrulur, kavrulur ve alev alıp tutuşur. Ne yana dönse odur artık, ne işitse o… Kabına sığmaz, kabında duramaz. Yola çıkar, onun izini sürmek için. Kâh gamlanır yolda, yoldan düşer kâh eğlenir yolda, yola girer. Düşe kalka iz sürerken karşılaşır onunla, o çok beklediği gül simayla… Orada dünya da düş de durur. Kelâm durur, sesler yok olur. Duyduğu tek şey, emsalsiz bakışlar karşısında delice atan kalbinin sesi olur.

Bu kitap, tamamlanmak üzere kayıp parçasını arayan ruhların hikâyesidir.



Çok uzun zaman once başlamıştım "Cesur Yeni Dünya/ Aldous Huxley" 

Okuyamamış, kendimi zorlamadan sonra okumaya bırakmıştım kitabı.

Bu sene tekrar göz kırptı ve bende aldım kitabı, başladım okumaya. On sözünü Sevgili Margaret Atwood'un yazdığı,  devamında yazarın on sözü ve kitabı son sözünü de David Bradshaw yazmış.

🏛 Yazar özellikle bu kitabında  savaş öncesi toplumun tehlikeli bir şekilde kontrolden çıktığını düşünmesi ve üzerine yazdığı bir kitap. 

Tabi günümüz de bu tarz yani kitapta anlatılan,  yapılan olaylari, toplu olarak aldıkları ilaçları ve etkilerini düşünürsek çok yabancı gelmiyor.  Ama o dönemi düşünürsek bir çok şeyin daha başındaydı dünya. 

Kitapta Kızılderili konusundan tutun,  sapkınlıklara, tek tip insan tipinden, cemaat adı altında yapılan ayinlere kadar bir çok konu var.. Ozellikle sürü psikolojisi ve " bilen insanın tehlikeli olabileceği "düşüncesi iyi vurgulanmis.....

Ana konulardan biride; HER ŞEYİN ULAŞABİLİR OLDUĞU BİR DÜNYADA HİÇBİR ŞEYİN ANLAMININ" olmaması..... Dusunelesi bir durum....değil mi?!...

Arka kapak konusu;

Cesur Yeni Dünya” bizi “Ford’dan sonra 632 yılına” götürür. Bu dünyanın cesur insanları kapısında “Cemaat, Özdeşlik, İstikrar” yazan Londra Merkez Kuluçka ve Şartlandırma Merkezi’nde üretilirler. Kadınların döllenmesi yasak ve ayıp olduğu için, “annelik’ ve ‘babalık’ pornografik birer kavram olarak görülür Toplumsal istikrarın temel güvencesi olan şartlandırma hipnopedya -uykuda eğitim- ile sağlanır. Hipnopedya sayesinde herkes mutludur; herkes çalışır ve herkes eğlenir. “Herkes herkes icindir."



çocukluğumdaki çizgi filmler geliyor aklıma her #julesverne okuyunca. 

Diğer kitaplarında olduğu gibi bu kitabında da macera doruklarda. Her ne kadar çocuk klasiklari olsada, içimde ki çocuğa iyi geliyor Verne.

🌑 Okuduğum 6.kitabı ve yine yine merakla,  keyifle ilerledi sayfalar. #kaptangrantincocuklari da macera, seyahat,  deniz, gemi, kaptan hikâyeleri bolcana. Kitapta bolcana çeviri hatası olsada yazar icin okunurdu. Artık bu yayınevide yok sanırım....

🌑 🌑 

Lord Glenarvan ve Leydi Helena, birbirlerini severek evlenir ve hayatlarının akışını ciddi anlamda değiştirecek bir balayına yelken açarlar. Balayı sırasında avladıkları bir köpek balığının karnından içinde mesaj bulunan bir şişe çıkar. Zar zor okuyabildikleri bu mesajda, Kaptan Grant, gemisinin battığını ve bir arkadaşıyla birlikte kurtulduklarını, ancak yerlilerin eline düşme tehlikesiyle yüz yüze olduklarını yazmıştır.


Kaptan Grant'ın yakınlarını bulma çabasına giren Lord Glenarvan, Kaptan'ın geride bıraktığı oğlu ve kızını tanıyınca tüm imkânlarını zorlamaya ve çocukların babasını bulmaya karar verir.

Lord Glenarvan ve Leydi Helena, çocuklar ve bu yolculukta onlara yardımcı olacak adamlarını da yanlarına alarak nerede olduğunu bile bilmedikleri Kaptan Grant'ı kurtarmak için muhteşem bir maceraya atılırlar.


Jules Verne'in (1828-1905) en sevilen romanlarından olan Kaptan Grant'ın Çocukları, 1868 yılında yayınlandığından bu yana birçok dile çevrildi ve sinemaya da uyarlandı.