Daha önce hiç bilmiyordum Sevgili Fuat Sevimay'ı. Arkadaşım Ayla vesilesi ile hem iyi bir çevirmen hem de iyi bir yazar ile tanışmış oldum. 😊
✒ kapalıçarşı romanı enfesti. Tabi sonrası biraz yorumlara baktım.... Enteresandı. Çünkü bu kitap öyle sade akan romanlardan değil de...içinde biraz felsefe, biraz okuma birikimi, biraz da tarih vardı. Örneğin "Uzun İhsan Efendi" nin isminin nereye vardığını( ki İhsan Oktay Anar'ın yazım diline hayranım ve Fuat Bey'in kitabında da aynı keyfi aldım), "Amak-ı Hayâl" deki konunun burada nasıl da geçtiğini, hatta ben Aras ile Meriç'in aşkını biraz İskender Pala'nın "Babil'de Ölüm İstanbul'da Aşk" kitabında ki aşka da benzettim.
✒ tabi bu göndermeler sizi yanıltmasın, kopyalama paylaşımlar yok.... Tarihi bilgiler, yanlış bilinen doğrular en önemlisi de önemli bir yapı olan Kapalı Çarşı'ya dair masalımsı anlatımlar.
✒ Örneğin; Lenordo Da Vinci'nin kitapta ne işi var diyebilirsiniz... Oysa ki büyük ressam, hazerfan Lenordo D.V. zamanın da İstanbul'a gelip meşhur Haliç Köprüsü mimarisi ve yapımı talebi onaylanmasa da sergileniyor. Ve Kitapta neden olduğunu daha iyi anlıyorsunuz 😊
✒ özellikle masalımsı, destansı ve biraz da abartılı anlatım aslında bizde çok eskilere dayanıyor. Olaylar anlatılırken hâlâ o mizahi anlatım yok mudur?! Her ne kadar bazı değerlerimizi yitirsek de yazarın kitabında bunu hissettim.
✒ Pir vasıtasıyla Kapalı çarşı ruhunu konuştırması, insanların hırsı, dünyevi istekleri karşısında yapabileceklerini öyle güzel anlatmı ki...
Hele hele o özlü sözlerin nasıl çıktığını anlattığı masalımsı dili.... En en çok güldüğüm "ayılana gazoz" hadisesi oldu 😁
✒ Civan'ın neden divan olduğu ve Civan'ın vasıtası ile biraz da Mesnevi'ye gönderim yapılması, özellikle Bitim kısmında anlatılıyor.
Velhasıl çok sevdim çok kitabı. Tek sevmediğim naçizane kapak tasarımı oldu.
Ve en kısa zaman da Kapalıçarşı turu ve ara sokaları gezerken başka duygularla bakıp, hissedip gezicem.
28.7.19
27.7.19
Son Virginia Woolf Kitaplarım...
Selam.
İkinci #virginiawoolf kitabımla da vedalaşmamıza çok az kaldı. Ne desem az kalacak #dalgalar için.
〰 Bildiğim bir şey varsa hiç de kolay bir kitap olmadığı. Hatta şöyle bir nette dolandım da...yalnız değilmişim. En hoşuma giden yorumu Sevgili Selim İleri yazmış. Bir kaç kez okuması kitaplardan.
〰Okurken başlarda çok zorlandım. 6 kardeş var üç kız üç erkek. Zamanlar karıştı başlarda. Sonra anladım ki bilinç akışı tavan bu kitapta. Sıkıntı mı asla! 😊
〰 Ki severim duyguları anlatan kitapları, biraz da puslu şiirsel roman bu kitap. Okurken lirik bir şiir gibi akıyor kelimeler. Ah hele o kelimeler.... Nasıl anlatsam ki...
Virginia Woolf ‘Dalgalar’a 1929’da başlamış, eserini 1931’de bitirebilmiş.
Hele o güneşin, denizin ve dalgaların tasvirinin yanın da içsel konuşmaların tasviri var ki; takdire şayan........
Velhasıl demem o ki; bu kitabı bir kaç V.Woolf kitabı okuduktan sonra okuyun ve derinlerine inin...sonra da birkaç gün bu kitapla yaşayın.... Ne demek istediğimi anlayacaksınız....
Deniz feneri kitabı:
Günaydınnnnn.🌼
🌊 #deniz feneri kitabı Virginia Woolf kitapları arasında en en etkilendiğim kitap oldu. Hoş ben bu kadının kendisine hayranım, kitaplarına da....
Bence okullar da klasikler okuturken hep Anna Karanina okutuyorlar ya hani.. Ki yanlış anlaşılmasın Anna K. Kişi psikolojileri hakkında analizleri iyi ama özellikle kız çocuklarımız için öncelikle "KENDİNE AİT BİR ODA" okutulmalı. İsmi bile ne güzel değil mi?
🌊 Kitaba gelirsek otobiyografik bir roman. Özellikle baba figürü kendi babasına çok benzer;otoriter, sinirli, çocuklarını fazla takdir etmeyen ama takdir ve saygı bekleyen bir baba....
🌊 anne ise..... Mrs.Ramsay...kendimle o kadar özleştirdim ki..... Sizi hiç unutmayacağım Mrs.Ramsay........
🌊 Mrs.Ramsay ile kadının toplumdaki yerini, evliliğini ve sosyal ağını daha iyi anlıyorsunuz o dönemin. Kadınların fazla akıllı olmadığı, bir çok şeye hakkı olmadığı, evlenmezsen başka bir hayat sürmeye de hakkı olmadığı savunulan bir İngiltere dönemi ....
🌊Tabi bunda gelenekler de işin içine giriyor. Özellikle anne karakterinin duygularını davranışları ile belirlemesi, içinden geçenleri fazla dile getirmemesi ve beklenen davranışları sergilemesi de iyi yansıtılmış.
Asıl beni etkileyen o iç konuşmalarda ki bakış açısı....bazı cümleleri tekrar tekrar okudum..... İç monologlar bir ileri öngörülü cümlelerdi.
Veeeeee son #virginiawoolf kitabımı da bitirdim.... #varolmaanları yazarın yaşamından kesitlerle dolu. Bir nevi anı, otobiyografik bir kitap.
🐌 bazı duygular ve hisler vardır ve bazı acıları yaşamadan o duyguları bilemezsiniz... İşte o hislere dair duyguları çok iyi tercüme ediyor yazar....
🍃 Şunu demeliyim ki...özellikle kız çocuklarına Anna Karanina'dan önce "Kendine Ait Bir Oda" okutulmalı....
Yazdığı dönemi düşünürsek, bir kadın olarak değer görmek istemesi, saygı görmek, yazmak istemesi ve hep sırf kadın olduğu için eleştirilmesi ve kayda değer görülmemesi... Hâlâ günümüzde de olan bakış açıları değil mi?......
🍃 Varolma Anıları'nda bir tık daha ileri gidiyor ve içinde ki duyguları da anlatıyor. Ve şimdi daha iyi anlıyorum; Mrs.Dallawoy, Deniz Feneri'nde ki Mrs. Ramsay'in o içe dönüş hallerini, yer yer sessizliklerini ve kendi içlerinde konuşmalarını..
Haddimce demem o ki Virginia Woolf boşuna Virginia Woolf olmamış..
Her ne kadar "edebi kitap" yoktur diyenler olsa da...bazı kitaplar edebi ve değerlidir, eşsizdir..
İkinci #virginiawoolf kitabımla da vedalaşmamıza çok az kaldı. Ne desem az kalacak #dalgalar için.
〰 Bildiğim bir şey varsa hiç de kolay bir kitap olmadığı. Hatta şöyle bir nette dolandım da...yalnız değilmişim. En hoşuma giden yorumu Sevgili Selim İleri yazmış. Bir kaç kez okuması kitaplardan.
〰Okurken başlarda çok zorlandım. 6 kardeş var üç kız üç erkek. Zamanlar karıştı başlarda. Sonra anladım ki bilinç akışı tavan bu kitapta. Sıkıntı mı asla! 😊
〰 Ki severim duyguları anlatan kitapları, biraz da puslu şiirsel roman bu kitap. Okurken lirik bir şiir gibi akıyor kelimeler. Ah hele o kelimeler.... Nasıl anlatsam ki...
Virginia Woolf ‘Dalgalar’a 1929’da başlamış, eserini 1931’de bitirebilmiş.
Hele o güneşin, denizin ve dalgaların tasvirinin yanın da içsel konuşmaların tasviri var ki; takdire şayan........
Velhasıl demem o ki; bu kitabı bir kaç V.Woolf kitabı okuduktan sonra okuyun ve derinlerine inin...sonra da birkaç gün bu kitapla yaşayın.... Ne demek istediğimi anlayacaksınız....
Deniz feneri kitabı:
Günaydınnnnn.🌼
🌊 #deniz feneri kitabı Virginia Woolf kitapları arasında en en etkilendiğim kitap oldu. Hoş ben bu kadının kendisine hayranım, kitaplarına da....
Bence okullar da klasikler okuturken hep Anna Karanina okutuyorlar ya hani.. Ki yanlış anlaşılmasın Anna K. Kişi psikolojileri hakkında analizleri iyi ama özellikle kız çocuklarımız için öncelikle "KENDİNE AİT BİR ODA" okutulmalı. İsmi bile ne güzel değil mi?
🌊 Kitaba gelirsek otobiyografik bir roman. Özellikle baba figürü kendi babasına çok benzer;otoriter, sinirli, çocuklarını fazla takdir etmeyen ama takdir ve saygı bekleyen bir baba....
🌊 anne ise..... Mrs.Ramsay...kendimle o kadar özleştirdim ki..... Sizi hiç unutmayacağım Mrs.Ramsay........
🌊 Mrs.Ramsay ile kadının toplumdaki yerini, evliliğini ve sosyal ağını daha iyi anlıyorsunuz o dönemin. Kadınların fazla akıllı olmadığı, bir çok şeye hakkı olmadığı, evlenmezsen başka bir hayat sürmeye de hakkı olmadığı savunulan bir İngiltere dönemi ....
🌊Tabi bunda gelenekler de işin içine giriyor. Özellikle anne karakterinin duygularını davranışları ile belirlemesi, içinden geçenleri fazla dile getirmemesi ve beklenen davranışları sergilemesi de iyi yansıtılmış.
Asıl beni etkileyen o iç konuşmalarda ki bakış açısı....bazı cümleleri tekrar tekrar okudum..... İç monologlar bir ileri öngörülü cümlelerdi.
Veeeeee son #virginiawoolf kitabımı da bitirdim.... #varolmaanları yazarın yaşamından kesitlerle dolu. Bir nevi anı, otobiyografik bir kitap.
🐌 bazı duygular ve hisler vardır ve bazı acıları yaşamadan o duyguları bilemezsiniz... İşte o hislere dair duyguları çok iyi tercüme ediyor yazar....
🍃 Şunu demeliyim ki...özellikle kız çocuklarına Anna Karanina'dan önce "Kendine Ait Bir Oda" okutulmalı....
Yazdığı dönemi düşünürsek, bir kadın olarak değer görmek istemesi, saygı görmek, yazmak istemesi ve hep sırf kadın olduğu için eleştirilmesi ve kayda değer görülmemesi... Hâlâ günümüzde de olan bakış açıları değil mi?......
🍃 Varolma Anıları'nda bir tık daha ileri gidiyor ve içinde ki duyguları da anlatıyor. Ve şimdi daha iyi anlıyorum; Mrs.Dallawoy, Deniz Feneri'nde ki Mrs. Ramsay'in o içe dönüş hallerini, yer yer sessizliklerini ve kendi içlerinde konuşmalarını..
Haddimce demem o ki Virginia Woolf boşuna Virginia Woolf olmamış..
Her ne kadar "edebi kitap" yoktur diyenler olsa da...bazı kitaplar edebi ve değerlidir, eşsizdir..
15.7.19
Günlük Haller....
Gecenin şu saatlerinde ki sessizliğe tek kelime ile bayılıyorum. Şuan saat:01:30
Birde üstüne hafiften yağmur yağıyor ve sesi geceye eşlik ediyor, bir de üstüne toprak kokusu....eeee daha ne olsun dimi ama...şükür çok şükür 🌹
Hafif de hava serin bir şal almalık... İşte bayıldığım anlardan biri..... Böyle zamanlar da sabahlamak isterim... Uzun zamandır yapamıyorum tabi.
Neyse ki biraz da olsa geç yatabiliyorum, gündüzleri şekerleme de yapıyorum. 😁
Öyle olmasa zor halim.....
Sanıyorum bu hallerim de yeme biçimimin de etkisi var. Şekerli ve karbonhidratlı yiyecekler çok tüketiyorum. İşin garibi, biliyorum, her şeyin farkındayım lakin yemek yemeği çok seviyorum.........
Yalnız 40 yaşa az kaldı artık ciddi kararlar almak gerek, sadece dilimin söylemesi yetmiyor, uygulama da istikrar gerek....
Vücut yavaş yavaş bazı şeylerin sinyallerini veriyor; aman Gülşah dikkat et diyor....anlayana tabi....
Yoga ve pilates derslerine başladım. Bende sorun şu; başlamak değil de devam ettirebilmek, bide yanında dengeli beslenmeyi öğrenirsem değmeyin keyfime....
Havalar malum... 2 haftadır havuza da gidemiyoruz...attıyoruz kendimizi ta Kadıköy sokaklarına ya da eve...
Daha önce de demiştim ya hani, yazın fazla kitap okuyamıyorum diye... Bu aralar bunu dert etmediğimi fark ettim, daha çok an-ı yaşamayı seçtim... Bu duyguda zamanla oluyormuş onu anladım. Bazı şeyler için yaşanmışlıklar gerekiyor....
Dizilerden de OutLander disizi izliyorum. Dönem dizisi, bir de Big Little Lies....
Öyle işte....
İyi geceler, iyi haftalar. 🌼💮
Birde üstüne hafiften yağmur yağıyor ve sesi geceye eşlik ediyor, bir de üstüne toprak kokusu....eeee daha ne olsun dimi ama...şükür çok şükür 🌹
Hafif de hava serin bir şal almalık... İşte bayıldığım anlardan biri..... Böyle zamanlar da sabahlamak isterim... Uzun zamandır yapamıyorum tabi.
Neyse ki biraz da olsa geç yatabiliyorum, gündüzleri şekerleme de yapıyorum. 😁
Öyle olmasa zor halim.....
Sanıyorum bu hallerim de yeme biçimimin de etkisi var. Şekerli ve karbonhidratlı yiyecekler çok tüketiyorum. İşin garibi, biliyorum, her şeyin farkındayım lakin yemek yemeği çok seviyorum.........
Yalnız 40 yaşa az kaldı artık ciddi kararlar almak gerek, sadece dilimin söylemesi yetmiyor, uygulama da istikrar gerek....
Vücut yavaş yavaş bazı şeylerin sinyallerini veriyor; aman Gülşah dikkat et diyor....anlayana tabi....
Yoga ve pilates derslerine başladım. Bende sorun şu; başlamak değil de devam ettirebilmek, bide yanında dengeli beslenmeyi öğrenirsem değmeyin keyfime....
Havalar malum... 2 haftadır havuza da gidemiyoruz...attıyoruz kendimizi ta Kadıköy sokaklarına ya da eve...
Daha önce de demiştim ya hani, yazın fazla kitap okuyamıyorum diye... Bu aralar bunu dert etmediğimi fark ettim, daha çok an-ı yaşamayı seçtim... Bu duyguda zamanla oluyormuş onu anladım. Bazı şeyler için yaşanmışlıklar gerekiyor....
Dizilerden de OutLander disizi izliyorum. Dönem dizisi, bir de Big Little Lies....
Öyle işte....
İyi geceler, iyi haftalar. 🌼💮
9.7.19
Orlando Virgina Woolf
Yanlış hatırlamıyorsam ilk "Kendine Ait Bir Oda" ile tanıdım Sevgili Virginia Woolf'u...
Kalemine hayran kaldığım bu kadını; geç tanıdığım için üzgünüm...
Tabi bayağıdır İnsatgram'da sağ olsun.... popüler kitaplar arasına giriyor kitapları...
Hayatını tekrar okuduğumda kendisi için ilk yorum, döneminin ilk feminizmi savunan kadın yazarlardan. Zaten Kendine Ait Bir Oda'da bundan çokça bahsediyor. Şimdi ki zamanla değil de kendi bulunduğu dönemle düşününce kitabı...o kadar cesurca yazmış ki kitaplarını.
Zor bir hayatın yanında psikolojik olarak da dönem dönem krizler geçirmiş lakin çabuk toparlamış. Sonrası savaş dönemi ve içinde bulunduğu toplumsal olayları belirli bir yaş döneminde daha fazla kaldıramamış , eşine ve kardeşine mektup bırakarak hayatına son vermiş bir yazar...
📚 İndirim zamanı dört kitabını daha aldım.
"ORLANDO" ile başladım. Başlarda biraz durağan gibi gelse de....ilerleyen sayfalar da o kelime ahenklerine, fantastik anlatımlara lakin bunu çok da hissettirmemesine bir kez daha hayran kaldım. Evet uzun süreler oluyor ama siz okurken fantastik kitapmış gibi düşünmüyorsunuz.
📕Kitaba gelirsek özellikle o dönem de cinsel kimliği ile ilgili kitaplar yazmak bence cesaret işi. Ve bu kitabında Sevgili V.Woolf'un hayran olduğu komşusunda esinlenerek yazmıştır.
Belirli bir yaşa kadar erkek olarak yaşar Orlando; ailesinden iyi bir miras kalmıştır,. Tektir.
Şiire meraklıdır. Yazmaya çalışır... Hayatı öyle güzel mizahi bir dille anlatmış ki yazar... Özellikle betimeler ve ara ara araya girip kısa açıklamaları nefes gibi.. Kendisi de kitabın bir çok yerinde , biyografi kitabı olduğunu, bazı detayları es geçtiğini falan yazıyor. Siz de okur olarak bazı yerlerin zaten çok detaylanmasına gerek olmadığını biliyorsunuz. Çünkü okur olarak merak ettiğimiz başka bir şey oluyor.. Bir döneme tanıklık ediyor Orlando....
Sonra bir sabah uyanıyor kadın olmuş.... Sonrası olanlar da çok ilginç. Özellikle duygu anlatımları ve bunları Orlando'ya anlatması, ondan dinlemek.... Yazılacak çok detay var ve okumayanlarınız olabilir o yüzden çok da özetini vermek istemem. Aşağıya kitaptan bir kaç alıntı bırakayım, bir de "bilinç akımı" yöntemini açıklayayım. Çok sonra öğrendim bende ve sevdim bu yöntemi 😊
"Gürültüden sonraki sessizliğin daha derin olması henüz bilimsel olarak doğrulanmamıştır. Ama sevişmenin hemen arkasından gelen yalnızlığın kendini çok daha fazla hissettirdiğine çoğu kadın yemin edebilir."
Arka kapak yazısı der ki;
Virginia Woolf’un, yakın arkadaşı, karizmatik, biseksüel yazar Vita Sackville-West için yazdığı Orlando, eğlenceli, fantastik bir ‘sahte biyografi’. Canı istediğinde bukalemun gibi biçim, daha doğrusu cinsiyet ve kimlik değiştiren tarihi bir karakterdir Orlando. Erkek olarak başladığı hayatını kadın olarak sürdürür, on altıncı yüzyılda soylu bir aileye doğar, birkaç yüzyılı hızla yaşar, bir gecede cinsiyet değiştirir, yirminci yüzyılın ilk yarısına bir kadın yazar kimliğiyle ulaşır. Delikanlılığında Kraliçe’nin sevgilisi olur, İngiltere Kralı tarafından İstanbul’a büyükelçi olarak gönderilir; Çingenelerin arasında da yaşar, saraylarda da; edebiyat sevdalısı, melankolik bir şairdir; çeşitli kimliklerde çıkar karşımıza Orlando ve değişken ruh halleriyle, yaptıklarıyla hep şaşırtır. Viktorya Dönemi değerlerini eleştiren ve cinsiyet, özgüven, hakikat, kimlik, kişinin toplumdaki yeri, edebiyat gibi konulara şiirsel bir üslupla dokunan Woolf’un kendi deyişiyle Orlando, yazarlık yaşamında tasasız bir tatil; kafaları karıştırıyor, ne yana döneceği belli olmuyor ve bu yüzden de keyifli.
“Kuşkusuz Woolf’un en yoğun eseri, çağımızın da en olağandışı romanlarından biri.”
Jorge Luis Borges
Kalemine hayran kaldığım bu kadını; geç tanıdığım için üzgünüm...
Tabi bayağıdır İnsatgram'da sağ olsun.... popüler kitaplar arasına giriyor kitapları...
Hayatını tekrar okuduğumda kendisi için ilk yorum, döneminin ilk feminizmi savunan kadın yazarlardan. Zaten Kendine Ait Bir Oda'da bundan çokça bahsediyor. Şimdi ki zamanla değil de kendi bulunduğu dönemle düşününce kitabı...o kadar cesurca yazmış ki kitaplarını.
Zor bir hayatın yanında psikolojik olarak da dönem dönem krizler geçirmiş lakin çabuk toparlamış. Sonrası savaş dönemi ve içinde bulunduğu toplumsal olayları belirli bir yaş döneminde daha fazla kaldıramamış , eşine ve kardeşine mektup bırakarak hayatına son vermiş bir yazar...
📚 İndirim zamanı dört kitabını daha aldım.
"ORLANDO" ile başladım. Başlarda biraz durağan gibi gelse de....ilerleyen sayfalar da o kelime ahenklerine, fantastik anlatımlara lakin bunu çok da hissettirmemesine bir kez daha hayran kaldım. Evet uzun süreler oluyor ama siz okurken fantastik kitapmış gibi düşünmüyorsunuz.
📕Kitaba gelirsek özellikle o dönem de cinsel kimliği ile ilgili kitaplar yazmak bence cesaret işi. Ve bu kitabında Sevgili V.Woolf'un hayran olduğu komşusunda esinlenerek yazmıştır.
Belirli bir yaşa kadar erkek olarak yaşar Orlando; ailesinden iyi bir miras kalmıştır,. Tektir.
Şiire meraklıdır. Yazmaya çalışır... Hayatı öyle güzel mizahi bir dille anlatmış ki yazar... Özellikle betimeler ve ara ara araya girip kısa açıklamaları nefes gibi.. Kendisi de kitabın bir çok yerinde , biyografi kitabı olduğunu, bazı detayları es geçtiğini falan yazıyor. Siz de okur olarak bazı yerlerin zaten çok detaylanmasına gerek olmadığını biliyorsunuz. Çünkü okur olarak merak ettiğimiz başka bir şey oluyor.. Bir döneme tanıklık ediyor Orlando....
Sonra bir sabah uyanıyor kadın olmuş.... Sonrası olanlar da çok ilginç. Özellikle duygu anlatımları ve bunları Orlando'ya anlatması, ondan dinlemek.... Yazılacak çok detay var ve okumayanlarınız olabilir o yüzden çok da özetini vermek istemem. Aşağıya kitaptan bir kaç alıntı bırakayım, bir de "bilinç akımı" yöntemini açıklayayım. Çok sonra öğrendim bende ve sevdim bu yöntemi 😊
"Önemsiz ayrıntılar gibi görünseler de, giysilerin bizi sıcak tutmak dışında daha önemli görevleri olduğu söylenir.
Bizim dünya görüşümüzü de dünyanın bize bakışını da değiştirirler."
Bizim dünya görüşümüzü de dünyanın bize bakışını da değiştirirler."
Arka kapak yazısı der ki;
Virginia Woolf’un, yakın arkadaşı, karizmatik, biseksüel yazar Vita Sackville-West için yazdığı Orlando, eğlenceli, fantastik bir ‘sahte biyografi’. Canı istediğinde bukalemun gibi biçim, daha doğrusu cinsiyet ve kimlik değiştiren tarihi bir karakterdir Orlando. Erkek olarak başladığı hayatını kadın olarak sürdürür, on altıncı yüzyılda soylu bir aileye doğar, birkaç yüzyılı hızla yaşar, bir gecede cinsiyet değiştirir, yirminci yüzyılın ilk yarısına bir kadın yazar kimliğiyle ulaşır. Delikanlılığında Kraliçe’nin sevgilisi olur, İngiltere Kralı tarafından İstanbul’a büyükelçi olarak gönderilir; Çingenelerin arasında da yaşar, saraylarda da; edebiyat sevdalısı, melankolik bir şairdir; çeşitli kimliklerde çıkar karşımıza Orlando ve değişken ruh halleriyle, yaptıklarıyla hep şaşırtır. Viktorya Dönemi değerlerini eleştiren ve cinsiyet, özgüven, hakikat, kimlik, kişinin toplumdaki yeri, edebiyat gibi konulara şiirsel bir üslupla dokunan Woolf’un kendi deyişiyle Orlando, yazarlık yaşamında tasasız bir tatil; kafaları karıştırıyor, ne yana döneceği belli olmuyor ve bu yüzden de keyifli.
“Kuşkusuz Woolf’un en yoğun eseri, çağımızın da en olağandışı romanlarından biri.”
Jorge Luis Borges
Bilinç Akımı/Akışı Tekniği Ve Özellikleri
Kişinin aklından geçenlerin birinci kişi ağzından yansıtılmasıdır. Bu teknikle yazar; kahramanın, hayatı, nesneleri, etrafında gördüğü şeyleri nasıl algıladığını, bir bilinç yansıması eşliğinde aktarır. Derin, soyut ifadelerden meydana gelir.
Bilinç akışı tekniği, genellikle iç çözümleme ve iç konuşma tekniği ile karıştırılmaktadır. İç çözümleme anlatıcı-yazarın araya girerek kahramanın duygularını, düşüncelerini okura aktarmasıdır. İç konuşmada ise yazar aradan çekilir, aktarma görevini bırakır; okura roman kişisinin zihnini bir sinema gibi seyrettirir.
İç konuşma ve bilinç akışı tekniği neredeyse aynıymış gibi görünür, ancak iç konuşma gramer bakımından düzgün, sentaks kurallarına uygun cümlelerle yapılan sessiz bir konuşmadır ve düşünceler arasında mantıksal bir bağ vardır. Bilinç akımında ise karakterin zihninden akıp giden düşüncelerde mantıksal bir bağ yoktur. Daha çok çağrışım ilkesine göre akarlar. Ayrıca gramer kuralları da gözetilmez. Bilinç akımında yalnız düşünceler değil, duyumlar, imgeler de yer alabilir.
2.7.19
Huzur Ahmet Hamdi Tanpınar
Aslında uzun zamandır elimde olan bir kitap "HUZUR/ Ahmet Hamdi Tanpınar"......
Daha önce " Saatleri Ayarlama Enstitüsü"nü okumuş ve hayran kalmıştım kalemine...
Arkadaşım bahsetmiş ve bende "okumalıyım" demiştim Huzur kitabı için. Sonra aldı bana da sağ olsun. 😊
Başladım kitaba lakin yaz dönemine denk gelmesi sekteye uğrattı pek tabi...
Çünkü artık tüm gün evde bizim çitlembik ve zamanım onula keyifle geçiyor. Evet ara ara yorucu oluyor, çünkü parklarda ve dışarıda çok uzun saatler kalıyoruz... Ee vakitte keyifle geçiyor. Derken akşam da ertesi gün okul olmadığından biraz daha geç yatıyor.
Bana kalan zamanda ya eşimle dizi- film izliyoruz yada bazen sessizlikte balkonda oturuyorum.
Tabi böyle olunca da daha yavaş okuyorum.
Bunda Huzur kitabının dili de etkili oldu. Okurken daha yavaş ve sakin okudum.
📕 Türk Klasikleri kitaplarımıza biraz ön yargılıyım. Çünkü aklımda kalan, ortaokul yıllarımızda okuduğumuz Kemalletin Tuğcu tarzı hep acıklı hikâyeler oluşu. Okurken hem çok daralır hem çok üzülürdüm. O yüzden Türk Klasikleri eksiğim fazladır.
Ahmet Hamdi Tanpınar ise tam anlamıyla ruha işleyen bir yazar.
Hele o kullandığı kelimeler, cümleler ve bakış açısı yok mu?
🍃 Kitapta neler yok ki.... Hele o eski İstanbul sokakları, insanları, muhabbetleri.. Okurken size de geçiyor.
Konusuna gelince; Mümtaz'ın hayatı, hayata bakışı, aşkı Nuran , dostları, sohbetleri, muhabbetleri....
Hele o kelimeler üzerine yapılan sohbetleri, fikir alışverişleri.....
İsminden de anlaşılacağı üzere temel nokta kahramanımız Mümtaz'ın huzura kavuşturacak iç nizami araması baz alınmış. Tabi bu aranırken aydın olma yolunda ilerlemeleri, ileryememeleri üzerine hayâl kırıklıkları... Derken o kadar özendim ki o sohbetlere.....
Arka kapakta şöyle der:
Huzur'un kahramanlarından Mümtaz, roman boyunca kendisini "huzur"a kavuşturacak bir "iç nizam"ı aramaktadır. Eserde hastalık, ölüm, tabiat, kozmik unsurlar, medeniyet, sosyal meseleler, çeşitli ruh halleri ve estetik fikirler iç içe verilir. Ancak bütün bunların üzerinde romana hakim olan Mümtaz'la Nuran'ın aşklarıdır. İstanbul, bu aşkın yaşandığı çevre olmaktan çıkarak, adeta bir roman kahramanı gibi ele alınır.
Okurken sık sık hissettiğim, evet her zaman huzur, mutluluk, keyif yok yaşamda. Olmamalı zaten de. Yoksa bu kadar düşünce, sabır, yol bulma çabaları ortaya çıkmazdı. Her ne kadar olaylar sevgi çevresinde dönse de bir döneme tanıklık ediyoruz.
Çok sevdim çok Huzur kitabını.
Daha önce " Saatleri Ayarlama Enstitüsü"nü okumuş ve hayran kalmıştım kalemine...
Arkadaşım bahsetmiş ve bende "okumalıyım" demiştim Huzur kitabı için. Sonra aldı bana da sağ olsun. 😊
Başladım kitaba lakin yaz dönemine denk gelmesi sekteye uğrattı pek tabi...
Çünkü artık tüm gün evde bizim çitlembik ve zamanım onula keyifle geçiyor. Evet ara ara yorucu oluyor, çünkü parklarda ve dışarıda çok uzun saatler kalıyoruz... Ee vakitte keyifle geçiyor. Derken akşam da ertesi gün okul olmadığından biraz daha geç yatıyor.
Bana kalan zamanda ya eşimle dizi- film izliyoruz yada bazen sessizlikte balkonda oturuyorum.
Tabi böyle olunca da daha yavaş okuyorum.
Bunda Huzur kitabının dili de etkili oldu. Okurken daha yavaş ve sakin okudum.
📕 Türk Klasikleri kitaplarımıza biraz ön yargılıyım. Çünkü aklımda kalan, ortaokul yıllarımızda okuduğumuz Kemalletin Tuğcu tarzı hep acıklı hikâyeler oluşu. Okurken hem çok daralır hem çok üzülürdüm. O yüzden Türk Klasikleri eksiğim fazladır.
Ahmet Hamdi Tanpınar ise tam anlamıyla ruha işleyen bir yazar.
Hele o kullandığı kelimeler, cümleler ve bakış açısı yok mu?
🍃 Kitapta neler yok ki.... Hele o eski İstanbul sokakları, insanları, muhabbetleri.. Okurken size de geçiyor.
Konusuna gelince; Mümtaz'ın hayatı, hayata bakışı, aşkı Nuran , dostları, sohbetleri, muhabbetleri....
Hele o kelimeler üzerine yapılan sohbetleri, fikir alışverişleri.....
İsminden de anlaşılacağı üzere temel nokta kahramanımız Mümtaz'ın huzura kavuşturacak iç nizami araması baz alınmış. Tabi bu aranırken aydın olma yolunda ilerlemeleri, ileryememeleri üzerine hayâl kırıklıkları... Derken o kadar özendim ki o sohbetlere.....
Arka kapakta şöyle der:
Huzur'un kahramanlarından Mümtaz, roman boyunca kendisini "huzur"a kavuşturacak bir "iç nizam"ı aramaktadır. Eserde hastalık, ölüm, tabiat, kozmik unsurlar, medeniyet, sosyal meseleler, çeşitli ruh halleri ve estetik fikirler iç içe verilir. Ancak bütün bunların üzerinde romana hakim olan Mümtaz'la Nuran'ın aşklarıdır. İstanbul, bu aşkın yaşandığı çevre olmaktan çıkarak, adeta bir roman kahramanı gibi ele alınır.
Okurken sık sık hissettiğim, evet her zaman huzur, mutluluk, keyif yok yaşamda. Olmamalı zaten de. Yoksa bu kadar düşünce, sabır, yol bulma çabaları ortaya çıkmazdı. Her ne kadar olaylar sevgi çevresinde dönse de bir döneme tanıklık ediyoruz.
Çok sevdim çok Huzur kitabını.
Kaydol:
Yorumlar (Atom)







