31.1.18

Uçurtma Müzesi, Aziz Mahmud Hüdayi Hz. Ziyaret...

Selamlar.

Dün hava güzel olunca, kahvaltıdan sonra "ne yapsek acep" derken aklıma Uçurtma Müzesi'ne gitmek geldi. Uzun zamandır aklımdaydı. Zamanın birinde gazete de yazısını görmüştüm ve telefonuma gidilip-görülecek yerler listeme eklemiştim.
sitenin adresi için tıktık-Uçurtma Müzesi Sitesi

 1986 yılından itibaren Mehmet Naci Aköz tarafından toplanan Uçurtmalar ve sonrası ilavelerle Türkiye'nin ilk Uçurtma Müzesi imiş.

Giriş ücretsiz, sadece çocuklarla etkinliğe gittiğinizde randevu alırsanız iyi oluyor. Birde çocukların yaptığı uçurtmanın malzeme parasını alıyorlar. O da 18 TL, sonunda da katılım belgesi veriyorlar çocuklarımıza. Umay çok keyif aldı hala anlatıp duruyor.
Çocukken çok severdim ama öyle çok uçurtma uçurmuşluğum yoktur.
Geçen sene biraz sahilde uçurduk, bu sene Umay ile daha bir keyifli olacak hissediyorum. :)

















Özellikle Çin ve Kore uçurtmalarını çok beğendim. Sanırım bunda o ülkelerin yaptıkları uçurtmalara yükledikleri simgelerin anlamı da etkili oluyor.
Yolunuz düşerse Üsküdar'da olan bu mini müzeye uğramayı ihmal etmeyin.

Biz biraz erken gitmişiz. 45 dakika vaktimiz vardı. napalım  napalım derken aklıma Aziz Mahmud Hüdai Hz.'lerine ziyarette vardı. Hazır vaktimiz var hemde yakını da gidelim mi? dedim, Merter'de gidelim dedi, bir şey de soracaktık onuda sorar aklımızda kalmaz dedik.

 Çok kalabalıktı, içine girmeden dua ettim/k bu sefer. Tabi Umay ilk defa geldiği için anlamaya çalıştı. Neden kafamı örttüğümü sordu. Bende anlayacağı dilde izah ettim. Ben dua ettikten sonra ona da "kızım Bismillah" der misin? dedim. dedi. Allah kabul etsin.
İnanıyorum ki benim dediğim onca Bismiallah'dan daha çok kabul olmuştur.
Sever misiniz bilmem ama ruhuma çok iyi geldiğine inanıyorum büyük Zat'ları ziyaret etmenin huzurunun...
Gerçekten de duru görü, öngeri, sezi ne derseniz, nasıl isimlendirirseniz isimlendirin; bazı insanların kalp gözü açık ve başka bir gözle bakıyorlar insanlığa, Allah'a( C.C), dünyaya.....
Ve gerçekten de yaşarken hem bedenimizi, aklımızı hemde ruhumuzu beslememiz gerekiyor. Yaşam döngüsü enerji ve dengeden oluşuyor.
Tabi bu inanç meselesi ve herkes kendi inandığı, öğrendiği şekilde yapar ibadetini.
Kimi bir kez der Allah kimi bin kez der anca yerini bulur. O yüzden kimsenin kimseyi yargılamaya, sorgulamaya hakkı yok. Ama en çok beni üzen şey; karşımızdakini, küçümsemek, bilmeden yargılamak.
Hayat bana birşey öğretti; hiç bir şey göründüğü gibi değil.

Hiç meditasyon yaptınız bilmiyorum ama muhakkak deneyin derim. İçimizde ki ve aklımızda ki düşünceleri susturmak o kadar zor ki.... o birkça saniye surdurmayı başarabilirsek... her şey işte o birkaç saniyede....
Uzun zamandır aslında bu konuda yazmak istiyorum, bakalım doğru zaman ne zaman gelecek.
Taasavuf çok önemli hayatımız da aslında. Farkındalık, hayatı farkında yaşamak... bu meseleler önemli.
En iyisi konuyu dağıtmayayım ve uygun zamanda da yazayım.

Böyle güzel bir günden güzel ve keyifli kareler kaldı bize....

Selamlar, sevgilerrrr .🙋

29.1.18

Ev Hali, İnsanın Anlam Arayışı Kitabı...

Selam.
uzun zamandır uğrayamadım ne size ne kendi sayfama. Bilgisayarın ana ekran kartı bozulmuştu. Telefonumdan da nedendir bilmiyorum ne yorum yazabiliyorum, ne cevaplayabiliyorum ne de yazı yazabiliyorum. Tablet de sanırım işime gelmedi...... 😐
Bugün kavuştuk ama :) önce yorumları cevapladım, son yazıları okudum ve sıra kendi sayfama geldi.

Ursula K. Leguin vefat etti..... Kalemi ve ufku, öngörüsü büyük insanları kaybedince çok üzülüyorum, daha uzun yaşasınlar istiyorum. Yazarı Mülksüzler kitabı ile tanıdım. Bence çooook iyi bir kitaptı. Her ne kadar fantastik, biraz da hayal gücü yüksek gibi görünse de; kendi dünyamıza ve ileriye uyarladığımızda çok da yabancı değil yazılanlar.


Ruhun Şad olsun güzel insan. 🙏
Kafayı ters çevirip yatan var bu evde.😵😺
Devamlı uyuyor, eğer kalabalıksa ev kendine sessiz yer arıyor. Utanmasa siz gidin beni sessizliğimle bırakın diyecek....
O kadar alıştık ki artık. Miyavlama sesinden ne demek istediğini anlar hale geldik. Eğer tuvaletini yaptıysa ince bir miyavlama ile peşimizde dolaşıyor... ki temizleyelim. Yoksa bir sonra ki tuvaletini yapmıyor....
İlla ki suyu taze olacak....
Hizmet de sınır tanımıyoruz bizde düşünün.... :)


Kitaplardan da İnsanın Anlam Arayışı /  Viktor E. Frankl kitabını bitirdim.

Okurken içim çok acıyor bu olayı..... Çizgili Pijamalı Çocuk filmi ve Hayat Güzeldir filmlerinden sonra ne hissettiysem bu kitabı okurken de öyle oldum. Sık sık kafamın içinde sırf Yahudi oldukları için çektikleri acılar geldi, yaşam mücadelesi, açlık ve hor görülme...

Bu kitabında Dr.Fankl yaşadıklarını anlatıyor. Hatta ilk yazdığı yıllar isimsiz çıkarmayı düşünmüş...
Sonrasında ise iki bölüme ayırmış ve bir ismi olmalı demiş...
Logo Terapi yöntemini ve anlamını anlatıyor ikinci bölümde... Tanımı " insanın anlam arayışı"....
Ve o toplama kampında nasıl yaşadığını, nelere katlandığını anlatıyor...
Tespitlerini okuduğunuz da hak vermemek elde değil... Sık sık Spinoza'dan da alıntılar yapmış.
Ve sık sık ileriye dönük umutların hayatta tutabileceğini, eğer inandığınız, tutunduğunuz bir şey yoksa yaşamdan daha çabuk vazgeçilebileceğinden vs... bahsediyor.
30'un üzerinde dile çevrilmiş bir kitap, benim aldığım basım; 39. Basım.
"İnsanı insan yapan nedir?" sorusuna ve İnsanın Anlam Arayışı üzerine spoiler cevaplar da veriyor....
Okunası kitaplardan....

Kitabından alıntılar:


"insan, böylesine korkunç, ruhsal ve fiziksel stres koşulları altında bile, ruhsal özgürlüğünü ve zihinsel bağımsızlığını az da olsa koruyabilmektedir. toplama kamplarında yaşayan bizler, o kamptan bu kampa koşan, ellerindeki son ekmek kırıntılarını vererek başkalarını teselli etmeye çalışan insanları anımsayabiliriz. sayıları az olabilir, ama bu bile, bir insandan bir şeyin dışında her şeyin alınabileceğini yeterince gösterir: insan özgürlüklerinin  sonuncusu; yani, belli koşullar altında insanın kendi tutumunu belirlemesi, kendi yolunu seçmesi."

"gerçekten ihtiyaç duyulan şey, yaşama yönelik tutumumuzdaki temel bir değişmeydi. yaşamdan ne beklediğimizin gerçekten önemli olmadığını, asıl önemli olan şeyin yaşamın bizden ne beklediği olduğunu öğrenmemiz ve dahası umutsuz insanlara öğretmemiz gerekiyordu. yaşamın anlamı hakkında sorular sormayı bırakmamız, bunun yerine kendimizi yaşam tarafından her gün, her saat sorgulanan birileri olarak düşünmemiz gerekirdi. yanıtımızın konuşma ya da meditasyondan değil, doğru eylemden ve doğru yaşam biçiminden oluşması gerekiyordu. nihai anlamda yaşam, sorunlara doğru çözümler bulmak ve her birey için, kesintisiz olarak koyduğu görevleri yerine getirme sorumluluğunu üstlenmek anlamına gelir."

"sigmund freud bir keresinde “birbirinden son derece farklı bir dizi insanı aynı şekilde açlığa terk edin. kaçınılmaz açlık dürtüsünün artışıyla birlikte, bütün bireysel farklılıklar bulanıklaşacak ve bunun yerine doyurulmamış bir güdünün tek biçimli dışa vurumu görülecektir,” demişti. şükürler olsun ki sigmund freud toplama kamplarını içeriden tanımaktan kurtuldu. onun hastaları, auschwitz'deki kuru tahtaların üzerine değil,  viktoryen kültürün pelüş tarzı sedirlerine uzanıyordu. toplama kamplarında “bireysel farklar bulanıklaşmıyordu,” tam tersine daha da farklılaşıyordu; orada insanların, hem domuzların hem de azizlerin maskeleri iniyordu."

ve kitabın son cümleleri:
"Auschwitz'den bu yana insanın ne yapabileceğini biliyoruz.
Hiroşima'dan bu yana da neyin tehlikede olduğunu biliyoruz."


Not: Kitaptan alıntılar Birdenbire sitesinden alıntıdır.

23.1.18

Ev Hali, İlber Ortaylı ve Nermin Yıldırım Kitapları....

Sabahları yedi buçuk sekiz gibi güne başlayan bir ponçik var evde😊
Bizim gibi gece oturanlar için biraz erken bir saat oluyor ama aslında en sağlıksını Umay yapıyor.
Akşam en geç dokuz gibi yatırınca ki çoğunlukla 8-8:30 gibi yatırdığımızdan ve deliksiz uyuduğundan sabah da epey bir dinç kalkmış oluyor.
Yalnız sorun şu ki bana göre sorun kalkar kalkmaz oyun oynamak istiyor. Biri bana desin; çocuklar bu kadar enerjiyi nereden buluyor? bana da getirin o enerjiden...
Kızım diyorum bi kendime geleyim bi dur...yooookkkk, piknik yapacakmışız. Fotoğrafda görünen piknik malzemelerinin yarısı devamı fotoğraf sonrasında. 😀😮

Babası uyanınca beni bırakıyor bu sefer onunla oynuyor, en büyük keyfi babası ile PlayStation oynamak.
Bende onlar oynarken biraz ev toplamaca sonrası ver elini kitap okuma. Elimde ki kitapları bir an önce bitirip yeni kitaplar için can atıyorum resmen. Çünkü evde bekleyen kitaplar neredeyse iki senelik. Bu sene kız kreşe başlayınca ve uyku saatleri düzene girince okuma saatlerim de arttı. Keyifliyim vallahi bu durumdan. Nasıl özlemişim oturup sakince kitap okumayı anlatamam.

Uzun zamandır aklımda olan Dokunmadan/Nermin Yıldırım kitabını okudum iki gün önce.

 Kitabın bazı sayfalarını atlayarak okudum ne yalan. Evet altı  çizilecek çok cümle vardı.
Nette şöyle bir bakındım, kitap hep yüksek puanlar almış. Benim okumak istediğim Unutma Dersleri idi ama fuarda bu kitap vardı bunu almıştım.
Konusuna gelirsek; Adalet kanser olduğunu ve fazla ömrü kalmadığını öğrenir. Hastane de tedavi görür. Görürken de aklına çocukluğundan başlayan hikayeler gelir. Kapıcı çocuğuna yaptığı kötülük takılır kafasına ve onu bulup özür dilemek ister. Tabi bu arada başka bir sürü şeyi de hatırlar, ev halleri, mahallesi, arkadaşlıkları.
Çok fazla süslü cümle var ve bazı anlatımlar o kadar çok içiçe farklı cümlerler anlatılmış ki aynı satırlar da.Hani" evet anladım daha fazla anlatmana gerek yok hissi" uyandı içimde.
Beni biraz yordu, ara da kaldığım bir kitap oldu.
Tanıtım bülteni şöyle;
Adalet, yirmi dokuz yaşında genç bir kadın. Hayata ve insanlara dokunmadan, ne mutlu ne mutsuz, öylesine yaşayıp gitmektedir. Ta ki doktoru, ölümcül bir hastalığa yakalandığını söyleyene dek... Hastalığı için kendini suçlayan Adalet, hayatını didik didik ederek, ilk günahını, masumiyetini kaybettiği ilk gerçek suçunu bulmaya çabalar. Bu uğurda çıktığı yolda kendiyle de, içinde yaşadığı ülkeyle de yeniden tanışacaktır. Dokunmadan, kahramanın hayatı sorguladığı, değişimi yaşadığı ve belki de aşka rastladığı sürükleyici bir yolculuğa davet ediyor okuru.

(Tanıtım Bülteninden)


Bir diğer kitabım da İlber Ortaylı'nın son kitabı Gazi Mustafa Kemal Atatürk oldu.
Daha önce Sinan Meydan anlatımı ile okumuş ve çok beğenmiştim. Bu kitap da çok iyiydi.
Sanki karşınızda İlber Hoca var size anlatıyor, okurken öyle hissediyorsunuz, konuştuğu gibi yazmış. :)
Ailesinden başlıyor ama anlatırken sizi tarih vererek boğmuyor. Daha çok gelişmelere yönelmiş, doğru bilinen yanlışları anlatmış ve ülkemizin nelerden geçtiğini, bu ülkeye ve Atam'ıza sahip çıkmamız gerektiğini aktarmış.
Düşününce  öyle değil mi?
Üzüldüğüm bir şey varsa oda hep bu konular açıldığın da Atatürk-Hz. MUhammed( S.A.V) karşılaştırılması.
Oysa ki ikisinin de bence gittikleri yol aynıydı. İnsanlığın özgür, kendi iradesi ile karar verdiği ve yaşadığı topraklar da özgür olması.
Sonuçta şöyle bir gerçek var ki ön görülü olmak herkese nasip olmaz. Hem öngörü hem liderlik vasıflarına sahip olmak büyük bir nimet. Ki Atatürk fazlası ile sahipmiş.
Bana biraz saçma geliyor kimse kusura bakmasın. Sevgili Peygamberimiz'in elbet gönlümde, aklımda yeri başka asla kıyaslama bile yapmam. Neden her seferinde kıyaslarlar anlamam da.

Atatürk'de öyle. Eğer bugün bu topraklar da bu şekilde yaşıyorsak Atam'a ve kendisine inanan, gazi, şehit olan atalarımıza borçluyuz.

Bu konu uzun. Sizi sıkmayayım.
Tanıtım yazısı şöyle;

“Tarihin akışını değiştiren, ona mührünü vuran veya büyük tehlikelere mâni olan liderlere her memlekette rastlamak mümkün değildir. Atatürk dünya tarihinin nadiren gördüğü bir dehadır. Birinci Dünya Savaşı'ndan sonra, hiçbir mağlup milletin direniş göstermediği zamanda siviller ve askerlerle dünyaya meydan okumuştur.”

-İLBER ORTAYLI-

Gazi Mustafa Kemal Atatürk kitabı, evvela imparatorluğu dirilten nesil olan 1880'liler kuşağı, Balkan coğrafyası ve Mustafa Kemal'in aile kökeni ile başlıyor.
Akabinde Atatürk’ün askeri eğitimi, Manastır yılları, Milliyetçilikler Dönemi, İttihat ve Terakki, II. Abdülhamid, Enver Paşa, Ziya Gökalp, Trablusgarb, Balkan Savaşları ve Sofya yıllarıyla devam ediyor.
Ordumuzun İtilaf devletleriyle sekiz cephede mücadele ettiği Birinci Dünya Savaşı, kutlu zaferlerimiz Çanakkale ve Kutü’l Amâre, Mondros, son padişah Vahideddin, bir milletin ve ülkenin ölüm fermanı olan Sevr…
Tüm detaylarıyla Milli Mücadele dönemi, 23 Nisan 1920 ve sonrasında muhalefete rağmen verilen Kurtuluş Savaşı, İnönü Muharebeleri, Lozan Konferansı, Büyük Taarruz ve Cumhuriyet’e giden yol...
Saltanat ve hilafet tartışmaları, Lozan, On İki Ada, mübadele, Osmanlı'dan kalan borçlar, Musul ve yakın tarihin en önemli meselesi olan inkılablar...
Son olarak kişisel özellikleriyle, dünyada, anılarda, hafızalarda kalan izleriyle modern Türkiye’nin kurucusu Atatürk...
İlber Ortaylı bu ilk biyografisinde yaşamının tüm yönleriyle büyük lider Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ü anlatıyor. Türk tarihçiliğine hiç unutulmayacak ve sürekli başvurulacak bir rehber kitap daha kazandırıyor...

(Tanıtım Bülteninden)

22.1.18

Bayan Ming'in Hiç Olmayan On Çocuğu Kitabı....


Selam.
Bu kitabı çok gördüm, özellikle de kapak tasarımı çok ilgimi çekmişti. Şöyle bir nette gezindim; Lale Abla, Şebnem( Oytun'lu Hayat) seneler evvel okumuşlar bile.
Nasıl gözümden kaçmış bilemedim.😲😊
Kobo sayfamda dolaşırken denk geldim şöyle bir baktım kısacık bir kitaptı. E-Kitap olarak alayım dedim.
Sonra oturduğum yerde bi başladım yarım saatte bitti. 
Sayfa sayısı olarak da 72 sayfa, anlatım dili deseniz sizi alıp götürüyor.
Seviyorum böyle yalın, kısa ve öz çok şey anlatan kitapları.
Altı çizili çok cümlem oldu hatta okurken kafa salladığım.
Konusuna gelince Çin'de yaşayan Bayan Ming tuvaletçilik yapmaktadır. kadınlar tuvaleti terine erkekler tuvaletini tercih etmiştir. İş gereği bir Fransı İş Adamı otele gelir ve tuvalet önü sohbetleri başlaradamın cüzdanından yeğenlerinin fotoğraflarını düşürmesi ile başlar....
.............................................
.....
Bir top gibi havaya fırladım.”
“Ya şoför?”
“Kaçmaya çalıştı. Daha ileride durdurmuşlar, öylesine sarhoşmuş ki ‘Beni yakalayamayacaksın’ diye bağırarak polislerle dalga geçmiş.”
“Birkaç yıl hapis yatar.”
“Kesinlikle.”
“Ama bu sizin düzelmenize yetmeyecek Bayan Ming.”
“Belki onu düzeltir.”
Diyaloglar iyi güzel de bu on çocuk var mı, yok mu? Merak ediyor insan. Yoksa böylesine bilge bir kadın bu yalana nasıl inanır ve neden?
“Hakikat, en çok hoşumuza giden yalanın ta kendisidir” diyen roman, sorunun zekice kurgulanmış cevabıyla bu kısa ve güçlü metne şapka çıkarttırıyor. İnsanın canı bir daha okumak, iyice sindirmek istiyor.
Eğer şöyle kısa ama dolu dolu bir ara kitap okuyayım derseniz bu kitap tam size göre benden demesi.
İyi haftalar,  

21.1.18

Güvercin Bekçileri, Ev Hali, Filmler....

Ve on beş tatil bizim evde de başladı. Ma aile evdeyiz. Biraz dinlenme biraz gezme planlarımız var, ne kadarı olur bilemem. Hava şartları da önemli.
Cuma günü Gelişim Raporunu aldığımızda karı koca pek bi mutluyduk. İLk kez kızımız karne alıyordu. Tabi Umay henüz bunların hiçbirinin farkında değil. 15 gün okula gitmeyeceğini söylediğimde bile yüzüme eblek eblek baktı, " yani" demek ister gibiydi😁

Dün akşam "Çavdar Tarlasında Asi Rebel İn The Rye"filmini izledik.
Özetine gelirsek;
Film, dünya edebiyatının baş yapıtlarından olan 'Çavdar Tarlasındaki Çocuklar" romanının yazarı J.D. Salinger'in hayatını konu ediyor. Yazarın hem kariyeri, hem gençlik yılları hem de kendisine ağır bir travma yaşatan İkinci Dünya Savaşı sırasında cephede verdiği mücadele anlatılıyor.


 J.D.Salinger'in yaşama bakışını filme ismini veren Çavdar Tarlasında Çocuklar'dan da anladığımız kadarı ile çok fazla realist bir yazar. Ve kişilik olarak da gelgitleri olan biriymiş.
Kalemi kuvvetli olduğu kesin ve kendi de farkında aslında bunun.
Biyografik filmler seviyorsanız bu filmi de seversiniz.

Bugün film kanallarında gezerken Bebek Bakımı filmine denk geldim. Televizyon filmlerinden, otururken sizi yormayan bir filmdi. Ara film olarak iyi geldi. Ara ara kızçemle oyun oynarken de izledim ve kaçırdığım bir yer olursa takılmadığım filmdi.
Çünkü filmi izlerken hiç bir detayını kaçırmak istemem. Örneğin illa ki en başından izlemeliyim eğer atladığım bir yer olursa başa aldırırım......
Napayım huy anacım. :)
Sanki o kaçırdığım detayda önemli bir şey vardı ve ben okuyamadım gibi bir his geliyor....

 "Yaklaşık iki bin yıl önce, dokuz yüz Musevi aylarca Romalı askerlere Masada'da karşı koydu. Eski tarihçi Josephus'a göre bu katliamdan iki kadın ve beş çocuk kurtuldu. Bu trajik ve etkileyici olaydan yola çıkan Hoffman'ın romanı; her biri Masada'ya farklı yollardan geçerek gelmiş dört olağanüstü cesur, becerikli, duygusal kadının muhteşem hikâyesini anlatır."   
Arka kapak yazısı böyle der. Bu kitabı Lale Abla önermişti. İnternette aldığım sitede de "stokta bir tane" yazısını görünce hemen aldım.
Artık basımı yapılmıyor sanırım. Aslında kitap tam bir tarihi roman.
Alice Hoffman'nın bire bir Masada'ya gidip orada ki Yahudi kökenli vatandaşlarla konuşup, hem anlatılanlardan hem de oranın ruhani etkisinden etkilendiğini, duydukları karşısında aklına bu romanı yazmak geldiğini belirten arka kapak yazısı mevcut kitapta.
Kudüs'ten sürülen Yahudi kökenli vatandaşların sürülmesi, yaşadıkları, çölde verilen yaşam mücadelesi biraz fantastik biraz kurgu ile birleştirilip roman halini almış. 
Yaşananlar içler acısı bence.......

Tek beni sıkan şey bazı detaylar o kadar uzatılmış ki birkaç sayfayı bulmuş ve tekrarlarda aynı şekilde... Bu da okurken ara ara daralmama sebep oldu. Onun dışında konusu itibari ile önemli detaylardı.
Bu kitapta bitti ve kaldırıldı.....

İyi pazarlar...
 



18.1.18

Ev Hali, Uygulamalar ve Aile Arasında Filmi...

Bu sabah hava ne güzel değil mi? Çok severim böyle havaları; puslu,soğuk ve kapalı. Bir yanım depresif benim ondan sanırım.👧
Elbet çalışırken zor bir hava şartları bu havalar. Sabah soğukta sıcacık evden çıkıp işe gitmek. Biliyor musunuz bunu da özledim çok. Çalışmak çok güzel bir şey ve darısı bana diyip günün olumlamasını da yapayım.🙏
 Dün kız babaannesindeydi. Bir tane de sinema biletimiz vardı. Merter'e dedim kalk sinemaya gidelim, Aile Arasında filmi sinemadan kalkmadan izleyelim dedik ve iyi ki de sinema da izlemişiz.( amma çok sinema kelimesi kullanmışım)

 Çok güldük ve keyifle izledik. Bir de gece matinelerini çok seviyorum. İmkan olsa hep gece son matineye gitmek isterdim.
Dün de böyle bitti.
Bu günde yazımı yazdıktan sonra dağ gibi olan ütüyü bitirme zamanı 😳😵
Sonra da vakit oldukça yeni başladığım Güvercin Bekçileri kitabımı okuyacağım. Aslında bu kitaba AbumRabum kitabından sonra başlamam iyi oldu çünkü konular birbirine paralel ve şuan okuduklarım yabancı gelmiyor.




Ne zamandır aklımdaydı aslında size gazete de gördüğüm ve kullanmaya başladığım bir uygulamadan bahsetmek.


Ben şimdilik Müze uygulamasını daha aktif kullandım ve çok da iyiydi. Size en yakın Müze ve Milli Parkları gösteriyor uygulamalar. Ve Türkiye genelinde ki müzeleri ve parkları da bildiriyor.
Akıllı telefonuma indirdim ve ordan bakıyorum....

Eğer gezileri seviyorsanız işinize yarayacak bir program. Google'dan aratmaktansa tek uygulama ile bakmak daha pratik oldu. Hatta yakınımda olan ama bilmediğim yerleri bile gördüm bu site ile.

Bugünde böyle işte, diğer blog yazılarını okudum, yazımı yazdım, müzik olarak da; loreena mckennitt açtım hem kulağıma hem ruhuma hitap ezgiler eşliğinde ütüye kaçar ben. ::))

Selamlar hepinize.

17.1.18

Hayata Dair.... Buket Aşçı..



Geçtiğimiz hafta Twitter'da gördüm erken gelen vefat haberini Sevgili Buket Aşçı Gürel'in...
Hiç yüz yüze tanışmadım, yazılarından ve sıkı sıkaya takip ettiğim Vatan Kitap Eki'nde ki yazılarından biliyorum. Seviyeli ve iyi anlatımı, tavsiyeleri... çok iyiydi.
Ama en çok organ bağışı ile ilgili sıkıntılarını hatırlıyorum,  verdiği mücadeleyi... O zamandan beri yakınlarıma, en çok da eşime söylediğim bir şey var ki... eğer sizden önce ölürsem ve organlarım sağlamsa" bağışlayın lütfen" başka bir Can'a umut, yaşam olsun...
Ölümün yaşı olmuyormuş, her haneye düşen vefat haberi hep erken oluyormuş....
Ruhu şad olsun, ışıklar için de uyusun Sevgili Buket Hn.

Bu sayısını okurken gazete eki-inin garip oldum, yazı alanı boştu, onun yerine tanıdıkları, dostları kısa kısa yazmışlardı. 
Hep imrenmişimdir kendisine daha doğrusu işinin sevdiği bir iş olması ve kitaplar oluşu.... gerçekten de kitapsız bir gün düşünemiyorum ve okumdan duramıyorum...
O yüzden de belki bu kadını çok seviyordum ve ilgi ile takip ediyordum.
Hayat böyle işte değil mi.... Ne kadar sağlam dostluklarınız varsa ananlarınız da o kadar çok ve iyi oluyor...
Hayat kısa kuşlar uçuyor azizim... kıymetini bilenlerden olmak gerek.
Tüm dostlarıma ve arkadaşlarıma selam olsun.

16.1.18

Ev Hali, AbumRabum İskender Pala Kitabı.

Bir haftayı da geri de bıraktık. Havaların bir açık bir kapalı olması ruh halimi de etkiliyor. Ara ara depresif olabiliyorum.
Hafta sonu Açık Öğretim sınavları vardı. bakalım bu sınavdan geçebilicem mi? Vallahi bir daha İşletme mişletme seçmem. Ben sözelciyim kardeşim desem de iş alanlarının aradığı şartlardan dolayı bu bölümü bitirmeye çalışıyorum. Uzuuun  bir ara vermiştim ve bu sene tekrar kaydımı yeniletme gafletinde bulundum. Hem iyi oldu hem sıkıcı benim için.😳😵
Bu hafta Toprak Cem bizde kaldı ve bizim kız da bir mutluydu anlatamam.Tabi bizdeeeee, halasının bir tanecik kuzusu bu yakışıklı.
Dün yattığımızda yatak öncesi biraz sohbet oluyor tabi. Daha çok iki kuzen arasında kikirdeşmeler, birbirlerine sataşmalar sonrası bana seslenmeler 😁
 Sonrasında Toprak Cem dedi ki;
Hala biliyor musun? Ben evimi çok özlüyorum ve eve giderken daha apartman kapısındayken de sizi özlüyorum....
Ah çocuk bilsen aynı duygular bizde de...
Bende ona " iyi ki varsın halacım ve bizde seni hep özlüyoruz, arada böyle kalmalar nasıl iyi geliyor...." dedim, öpüştük, koklaştık uyudular.

Şu İnstagram'da ki eklentilerle kendimizi şekilden şekle sokmakta arada iyi oluyor... :)

 Bu arada aslında bir kaç günde bitecek olan ama benden ötürü bitemeyen kitabım olan Bir Hz.İbrahim Romanı/ AbumRabum-İskender Pala kitabını dün bitirdim.

Bu sefer diğer kitaplarından biraz farklıydı bu kitabı, polisiye tarzında yazmış. Hatta biraz Dan Brown tarzı bile diyebiliriz. Ama rahatsız etmiyor sizi, hatta daha bir akıcılık sağlamış.
Tabi konusu günümüzde üç büyük dinin aradığı ve bulduğunda da OrtaDoğu'ya hakim olmak istemeleri yatıyor. Hz. İbrahim'in hazinesi...
Olayların geçtiği yerleri ve önemini öyle iyi anlatmış ki... inanın şimdi anlıyorum neden Mezopotamya önemli ve savaşlar neden, nasıl işliyor. Elbet roman bu kitap ama biraz da bilginiz varsa daha iyi oturuyor hafızanız da örgüler.
Arka kapak yazısı tnaıtımında şöyle yazıyor;

Karısı Saray, Avram’a çocuk verememişti. Saray’ın Hacer adında Mısırlı bir cariyesi vardı. Saray Avram’a, (…) “Lütfen cariyemle yat, belki bu yolla bir çocuk sahibi olabilirim” dedi. Avram Saray’ın sözünü dinledi. (…) Rabb’ın meleği (hamile kalan Hacer’e) (…) “Bir oğlun olacak,
adını İsmail koyacaksın. (…) Herkes ona karşı çıkacak, kardeşleri onunla hep çekişme içinde yaşayacak” dedi (Tevrat, Tekvin, Bâb 16).
İbrahim’in biri köle, biri de özgür kadından iki oğlu vardır. (…)
Bu kadınlar iki antlaşmayı simgelemektedir. Biri Sina Dağı’ndandır, köle olacak çocuklar doğurur; bu Hacer’dir. Oysa göksel Yeruşelim özgürdür, annemiz odur.(…) İşte böyle kardeşler, bizler cariyenin değil, özgür kadının (Sara’nın) çocuklarıyız (İncil, Galatyalılar 4/21-31).

Dünyanın en eski medeniyetlerine ev sahipliği yapan Ortadoğu… İnsanlığın beşiği ve Hz. İbrahim’in ayak izlerini taşıyan yurtlar… Ve Müslümanlar üzerinden süregiden savaşlar… Bir bakıma
Hz. İbrahim’in mirası peşindeki evlatlarının amansız mücadelesi…
Ortadoğu’da yalnızca fikirler, inanışlar, canlar değil, tarih de bir katliamın pençesinde. Artık hakikati görenler, Irak ve Suriye’de birinin kanı toprağa akarken uzaklarda kanı bitlenen birilerini, burada bir kurşun namludan fırladığında meçhul ülkelerde kabaran cüzdanları, burada annelerin ağıtları gözyaşlarına karışırken bir yerlere gizlice kaçırılan tarihi mirası fark edebiliyorlar. Oynanan oyuna insanlığın geçmişiyle hesaplaşması deniyor ama hakikatte geleceğini belirleme potansiyeline sahip.
Elinizdeki kitabı yalnızca Roma, Kudüs ve İstanbul ekseninde
bir casusluk romanı olarak değil, aynı zamanda
Mezopotamya’nın sosyal, siyasi ve sanatsal tarihi gibi de okuyacaksınız. İskender Pala’nın her zamanki yetkin
kaleminden nefes nefese bir polisiye...

(Tanıtım Bülteninden)

Seveni de var sevmeyeni de.... Kitaplarını severek okuyanlardanım, bu kitabını da severek ve ilgi ile okudum. 

12.1.18

Acı Çikolata, Young Sheldon ve The Crown...

Bu kitabı o kadar çok duymuştum ki... Nedense okumam anca bu haftaya kaldı. Hatta Kobo'da indirimde görünce alayım E-Kitap olarak okuyayım dedim.
Ne iyi ettim okuyarak anlatamam. Benim gibi hala okumadıysanız efenim, daha fazla geç kalmadan okuyun.
O kadar iyi bir kitaptı.
Yazarın daha önce"Lüpita Ütü Yapmayı Seviyordu" kitabını okumuş ve anlatımını sevmiştim.
Acı Çikolata'da Büyülü Gerçeklik tarzını kullanmış.  Romanda gerçek ve fantastik öğelerin bir arada kullanılıp, doğal bir şekilde bir araya getirilerek, okuyucuyu bu büyülü unsurlara şaşırtmadan, aktarılmasıdır. Örneğin; metinde iki kişi sohbet ederken bir bakmışsınız esen kuvvetli bir rüzgar kişilerden birini havalandırıp uçurur götürür. Bu sahne normal bir olaymış gibi metin buradan devam eder. Ve yazar bunu o kadar iyi yazmış ki.

Ah Tita dedim okurken seni hiç unutmayacağım. Annesi ile ilişkisi verdiği mücadele, gelenekler, savaş.. onca sıkıntı içinde yine de boğaz derdi... bide üstüne annesinin lezzetli yemek yeme düşkünlüğü..... Kitabın içinde yok yok....
"Çok beğenseler de, yemek için can atsalar da genellikle insanlar çok açgözlü görünmemek ve son lokmayı diğerlerine bırakmış olmak düşüncesiyle tabaktaki son biberi almaya cesaret edemezlerdi. Böylece, içinde narın serinliği, acitrôn'un tadını, biberin acısını, cevizin yararlarını, akla gelmeyecek pek çok lezzeti barındıran bu harika biber el sürülmeden servis tabağında kalırdı. Aşkın tüm sırlarını içinde saklayan bu güzelim ceviz soslu biber dolmasına, görgü kurallarına uymak adına, kimse elini uzatmazdı."

 Dün çayımı içerken sinema kanallarında geziniyordum ki "Şeker Portakalı" filmi başlamıştı. İZlemek istiyordum. Yeni de başlamıştı. İzledim. Sanıyorum izlemek daha çok canımı acıttı Zeze'yi... o dayak sahneleri ve gözlerinde ki hüzünlü bakış çok etkiledi...


Bu aralar dizilere sardık karı-koca. Young Sheldon'ı izlemek Bing Bang dizisi kadar keyifli. Hele o ananeye bayılıyorum. Başarılı yapımlar.


 Kraliçe Elizabet'in hayatının anlatıldığı diziyi de çok beğendim/k. Tabi bize ne kadarını aktarıyorlar önemli. Böylemiydi gerçekten de dediğim oluyor izlerken.
Bir de iyi ki alemiz çok soylu bir aileden gelmiyormuş ddiyorum izlerken. Ne zor yaşamları var. Her şey, her hareketleri kontrol altında, izin almak zorundalar ve her şey resmi.... Ayyyy yokkkk valla anacım hiç bana göre değil....
Dizi olarak izlemesi yeterli.....


11.1.18

Tütüncü Çırağı / Robert Seethaler


Bu kitap Ocak ayı kitap kulübümüzün kitabı. 
Daha önce de Yaşamak kitabını okumuştum aynı yayınevinin. Bence Jaguar Kitap Yayınevi sahibi de iyi bir okur. İnternette biraz bakındığımda yayınevinin çevirdiği kitaplar bayağı iyi.
Bir ara diğer kitaplara da bakacağım.


Kitaba dönecek olursak; hem bir dönem hem günümüz kitabı gibi. Yalın, sade bir anlatımla o kadar çok duyguyu anlatmış ki yazar.
Ana kahramanımız Franz'ın çalışmak için annesinin tanıdığı olan Tütüncü adamın yanında başlayan çıraklığı, savaş dönemi ve Hitler'in insanlar üzerinde bıraktığı tahrip, yokluk sizi daraltman anlatılmış.
Birde Dr. Freud ile arkadaşlığı ve duygu anımları var ki, okurken sayfalar bir bakmışsınız bitmiş gitmiş.
Yazar kitabın konusunda olan derdini öyle iyi aktarmış ki...
Aslında bir dönem kitabı Tütüncü Çırağı.
İçinde aşk, acı, anne-oğul arasında ki mektuplaşma var ki... o mektup diyolagları içinize işliyor.

Daha fazla kitabı aktarmayayım ve kitaba bir bakın derim.

10.1.18

Füreya Koral Sergisi...

 Bundan belki de on veya on beş yıl önce Ayşe Kulin'in kaleminden Füreya'nın hayatını okumuştum.
Çok etkilenmiştim. Köklü bir ailenin kızı , hayatlarında ihtişam, keyif de olmuş; acılar da vuku bulmuştu.
Ve yapmış olduğu evlilik, ayrılmak istemesi, hastalığı ve verdiği mücadele; belirli bir yaşdan sonra da, o dönemi düşünürsek teyzesinin desteği ile seramik sanatına başlaması.... vermiş olduğu öenmli eserler, sergiler.... hayatına o kadar çok şey sığdırmış ki bu kadın.... hayran olmamak elde değil.
Akaretler de Seramik Sanatçısı Füreya Koral'ın en kapsamlı retrospektif sergisini Kale Grubu 18 Ocak tarihine kadar açmışlar.
Tabi eserlerinde çok etkilendiği kuşlar, kuş evleri ve kapılar ön planda. Daha sonra da seramik tabak içine çizdiği balık figürleri, duvar seramikleri ve sehpalar ön palana çıkmış.
Daha sonra da Anadolu ve Mezopatamya'dan, Kızılderililer'den etkilenerek motiflerine bu desenleri de eklemiş.

Daha vakit var, uygun olursanız sergiyi gezin...