27.5.20

Biten Kitaplarım...

Heyoooooooo 💃🏻💃🏻💃🏻💃🏻💃🏻
Nabersiniz? Bizde ve halleri üç aşağı beş yukarı aynı 😎
Balkon ve odalar arası tura katıldık. Henüz iyiyiz...  
Arada evin anası olarak boşluklarda ve geceleri kitaplarıma kaçıyorum. Eğer gündüz okumadıysam, muhakkak gece biraz daha geç yatıp, okuyorum 🙈
Geçtiğimiz hafta biten bir kitap #sinekazabı 
📌Daha önce hiç #eliascanetti okumadım. Başlangıç kitabım deneme türü olan bu kitap oldu.


Daha çok yazarın aforizmaları ve kendi beğendiği,  altını çizdiği cümlelerden, bakış açılarından oluşuyor kitap. Şöyle yapın çay, kahve ister sıralı ister rastgele bir bölümden başlayayın okumaya.....   Tabi genel itibari ile gerçekçi bir bakış açısı varmış anladığım kadarı ile. 
Aslında ben "KÖRLEŞME" kitabını okumak istiyorum. İndirimde idi bu kitabı, hadi başlangıç olsun alayım dedim. :)
Nette biraz bakınınca yazar için şöyle diyor;



Elias Canetti, modernist romancı, oyun yazarı, anı ve kurgusal olmayan düzyazı yazarı. Eserlerini Almanca yazan Canetti, "geniş bir bakış açısı, fikir zenginliği ve sanatsal güç ile işaretlenmiş yazıları için" 1981 yılında Nobel Edebiyat Ödülü'nü kazandı.



Alıntılarımdan bazı cümleler....
📌📌📌📌
İnsan, elinden gelenin en iyisini boşu boşuna yapmış olduğunu hissettiği zaman nefret ettiği kadar bir daha asla nefret etmez kendisinden. İşte o zaman, sadece o zaman gerçekten ölmek ister.
📌📌📌📌📌
"İstediği şey hep oluyor,  ama dört ya da beş yıl sonra,  artık başka bir şey istiyor olduğunda..."


Diğer kitabım ise; ÖFKE / PHİLİP ROTH

Bir yerden başlamak istiyordum yazarın kitaplarına. YKY'ye inip kitap aldığımız dönemler de, orada görevli arkadaş bu kitabı önerdi. Bende bununla başladım. Anlatım dilini çok sevdim. Biraz hayatında da kesitler bulunuyormuş bu kitabında. Sanırım her dönem Yahudi olmak sıkıntılı ....
Okul döneminde sessiz, sakin, hani derler ya "ne etliye ne sütlüye karışır" cinsinden biri Marcus....
Bu durum aslında kendisi için pekde iyi olmuyor. Okul müdürünün dikkatini çekiyor ve asosyal olmakla ilgili görüşleri oluyor. Oysaki çocukcağız...ailesinden, yaşadığı çevreden idmanlı....ama her yerde böyle sanırım.... Biraz mahalle baskısı, aile baskısı, arkadaşlar arası zorbalık derken...birde savaş dönemi..  1951 Kore Savaşının ikinci yılı...
Her ne kadar çalışkan, itaatkâr biri olsada kimseye  yaranamıyor.. .En önemlisi düzenin özellikle gençleri nasılda acımasızca eleştirip, yönlendirdiğini, bazı gruplara mecbur katılması gerektiğini anlatan kitaplardan. Sırada diğer kitapları var.....

📌📌📌📌📌📌📌📌📌📌📌📌📌

Bir diğer kitabımda;

"İNSANCIKLAR / DOSTOYEVSKİ"
Canım akadaşım Aylam önerdi. Bende listeme almıştım. Kitap dostluklarını çok seviyorum 😍
Nasılda gözümden kaçmış,  kısa ama dolu olan bu kitap.
Yazarın ilk kitaplarından. Gogol'un "Palto" sundan etkilendiği yazıyor sunuş özetinde. 
Bemzerlikler tabi. Lakin Dostoyevski'nin o insan analizleri ve duygularını aktarımı müthiş....
Acıklı bir hikaye; İnsancıklar....... Özellikle bir babanın dramı çok etkiledi beni, bir de  sırf yoksul oldukları için utanmaları, bir çok hareketi karşı tarafın yoksul insanlara yakıştımamaları...
Gerçekten de öyle değil midir? Parası biraz fazla olan karşısındakinden...davranışları nasılda karşı tarafı küçük düşrücü olabiliyor ya da kendini daha üstün görebiliyor bazı insanlar... Tabi bunda istisnalar meclis dışarı.

Özellikle Makar'ın Varvara'ya olan aşkı... kızın tembelliği ve hep bir şeylere bahane bulması biraz sinir etti beni.....

Arka kapak yazısı şöyle...

Yıl 1846’dır. Genç Dostoyevski, ilk romanı İnsancıklar’ı tamam­lar tamamlamaz ev arkadaşı yazar Grigoroviç’e okutur. Grigoro­viç o kadar heyecanlanır ki birkaç kez kalkıp Fyodor’un boy­nuna sarılmak ister; fakat arkadaşının aşırı duygu gösterilerinden hoşlanmadığını bildiği için yapmaz. Grigoroviç ertesi gün romanı yazar ve yayımcı Nekrasov’a götürür; kitaptan çok etkilenen Nekrasov da eleştirmen Belinski’ye... “Yeni Gogol doğdu!” der, Nekrasov daha kapı ağzında. Aynı günün akşamı, Belinski’ye tekrar uğradığında onu heyecan içinde bulur: “Nerede kaldınız? Nerede bu Dostoyevski’niz? Genç mi? Kaç yaşında? Hemen getirin bana onu!” 

Belinski’nin evine getirilen yirmi üç yaşındaki genç yazar, daha sonra orada olanları şöyle anlatacaktır: “Ve işte... beni onun yanına götürdüler. Belinski’yi birkaç yıl önce heyecanla okumuştum ama bana ürkütücü ve sert gelmişti ve benim İnsancıklar’ımla alay edecek, diye düşünüyordum. Beni çok saygılı ve ağırbaşlı bir şekilde karşıladı; ama daha bir dakika bile geçmeden her şey bambaşka oldu... Ateşli ateşli, alevli gözlerle konuşuyordu. ‘Siz kendiniz anlıyor musunuz?’ diyordu bana tekrar tekrar, alışkanlığı olduğu üzere bağırarak, ‘Ne yazmış olduğunuzu anlıyor musunuz?.. Bütün bu korkunç gerçeği, bizlere göstermiş olduğunuz bu gerçeği siz mi düşündünüz? Olamaz, sizin gibi yirmi yaşında birinin bütün bunları anlamış olmasına imkân yok... Gerçeği keşfetmiş ve bir sanatçı olarak ilan etmişsiniz, size bir yetenek verilmiş, yeteneğinizin değerini bilin ve emin olun, siz büyük bir yazar olacaksınız.’”

 









22.5.20

Biten Kitaplarım....

Bu aralar hem pdf hem elimin altında ki kitapları okuyorum. Birde canım sıkkın olunca daha çok kitap okuyorum. Sanırım kitaplara sarılıyorum böyle dönemlerde...iyi geliyor,  akıl sağlığım için....

Bir Kutu Kitap uygulaması var, biliyor musunuz bilmiyorum? Güzel bir uygulama. Belirli ücretler de kutular var. Üyeliğinize göre her ay kitap gönderiyorlar. Benim üyeliğimde üç adet kitap geliyor. Bazen yeni çıkmış ya da çıkacak kitaplar da geliyor. Açıkçası heyecanlanıyorum her ay..😊
Sitesine de bakmıyorum ki hangi kitaplar gelecek görmeyeyim.

O kitaplardan biri de;
"ÇİVİSİ ÇIKAN DÜNYA" derleme kitabı. Anlatmak istediğini arka kapak yazısı iyi özetlemiş. İleride Covid19 ile ilgili anekdotlar saklamak isterseniz güzel bir derleme olmuş.
Covid-19 salgını hepimizi gafil avladı. Salgınların mazide kaldığını zannediyor, modern yaşam tarzımızın içten içe yol açtığı sorunları görmezden geliyorduk. Fakat şimdi öyle bir durumdayız ki dünyanın dört bir yanındaki her birey, ister kendisini ister başkalarını korumak için olsun, her an ne yaptığına dikkat etmek zorunda. Çivisi Çıkan Dünya: Covid-19 Salgını Üzerine Muhasebeler’de makalelerini bir araya getirdiğimiz önemli düşünce insanları, her an neler yaptığımız/yapmamız gerektiği sorununu kapsamlı bir arka planda ele alıyorlar. Ama bunu yaparken komplocu bir “büyük resim” çizmek yerine felsefe, sosyoloji, antropoloji, siyasal iktisat, biyoloji gibi disiplinlerin birikimine ve eleştirel düşüncenin gücüne yaslanarak ayakları yere basan ve ufku daha iyi bir gelecek ihtimaline dönük bir tartışma sahası açıyorlar. Bu salgınla sahici bir yüzleşmeye girişeceksek, Çivisi Çıkan Dünya’daki seslerin her kesimden insana söyleyebileceği çok şey var. 
 
“…panik gerçek tehditlerle başa çıkmak için uygun bir yol değildir. Panik içinde tepki vermek aslında tehdidi çok da ciddiye almadığımızı gösterir. Sadece haddinden fazla tuvalet kağıdı satın almanın ne kadar saçma olduğunu düşünün: sanki ölümcül bir salgında tek derdimiz yeterli sayıda tuvalet kağıdıymış gibi.”
Slavoj Žižek

☘☘☘☘☘☘☘☘☘☘☘☘

Diğer kitabım;


"NAJ / HAKAN ŞENOCAK"

Dedalus Yayınlarından çıkan öykü kitabı. Bu yayınevinin de kitapları iyi oluyor. 
Özellikle kitaba da ismini veren Naj öyküsüne bayıldım. 
Diğer öyküler de güzel ama ben çok keyif alarak okuyamıyorum. Beni içine çok alması lazım hikayelerin...
Fantastik ile gerçeklik arası öyküler. Eğer öykü seviyorsanız size hitap edebilir.

Diğer kitabım ise,  grup olarak okuduğumuz;


"BENİM DURUMUMDAKİ ERKEKLER/ PER PETTERSON"
 Norveç Edebiyatı. Yazarın anlatım dili biraz kasvetli, içe dönük hatta yer yer kahramnımız içine konuşuyor. Fazla sormuyor,  olduğu gibi görüp anlatıyor.
Şu dönemde yer yer içimzi daraltsa da yazaeın kalemi kuvvetli. 
Konusuna gelince; boşanmış ama etkisinden kurtulamamış bir baba. Bazı yaşadığı anların anısının etkisi üzerinde uzun süre kalıyor. Arayışta ama tam olarak aradığını da bulamıyor...derken kızları ile ilişkisini sıcak tutuyor. Fakat soru sormak gibi bir huyu yok. Bazen okurken,  sorsana be adam kızına işte! Dediğim yerler oldu 😬
Diğer kitaplarını da okumak istiyorum.

20.5.20

Evlat...İnsanlık Halleri....



Selam. :)
"Selam " demeyi bide "hoş geldin" demeyi çok seviyorum... Neden bilmiyorum ama içim gerçekten çok iyi oluyor öyle deyince....gerçi benim birde kelimelere takıklığım var....laf olsun diye hor kullanmayı sevmiyorum..... 
Neyse efenim uzatmayayım dimi! 😬
Yeni anne olan arkadaşlarım var, anne olacak arkadaşlarım var.... Sohbet ediyoruz....

Sonra aklıma hepimiz de olduğu gibi kendi hamilelik sürecim, öncesi, sonrası geldi...
Umay'dan önce zorunlu sezaryanım var.... Kalp atışları önce duyuldu, sonra hiç duyulmadı, bekleyelim dedi doktor
..bekledik bir iki hafta...ama tabi o ara ben garibim.... Ta en başından hissetmiştim. İlk testi yaptık...ertesi gün "bunda bir gariplik var...iyi şeyler hissetmiyorum" demiştim eşime....
Doktorumda annelerin bazı şeyleri daha iyi hissettiğini söylemişti...
Sonra doktor kararı ile sonlandı gebeliğim....
Tabi ben dışarıdan güçlü duruyorum ama içimde kopan fırtınayı anlatamam size...... Hala o tarihte içim burulur, gözlerim dolar...taman hep söylediler... "İşte o bir kan pıhtısı, üzülme, yine kalırsın hamile, hayırlısı değilmiş" falan filan... Evet destek olmak için deniliyor... Ama deneyimleyerek öğrendim ki(acı bir tücrübe oldu) aslında en güzel destek...acısı olanı dinlemek ya da sessizce yanında olmak.... Oysaki bizler zamanında bende öyle yapıyordum çünkü; acısı olan sevdiğimi teselli etmek için devamlı moral vermek için konuşuyor,  örnekler veriyordum.... İşin aslı öyle olmuyormuş demek ki......

Sonra gel zaman git zaman hamile kaldım...test sonrası dediğim ilk cümlem; bizim kızımız olacak......
Ki benim hayat felsemde evlat birdir...erkekde olsa kız da evlat benim evladımdır.... Dilim demez sadece bu cümleyi,  kalbim, ruhum,  zihnimde de böyle hissederim....
Ki benim kardeşim erkektir. Ve hiç bir zaman "keşke kız kardeşim" olsaydı demedim. Aramızda ki duygu, saygı, destek öyleki hiç hem cinsim olsun demedim....
Çünkü hayat bana öğretti ki.... Evladı yetiştiren bir kadın. Ve o anne eğer evladını severken cinsiyetçi yaklaşmazsa....saygısını,  sevgisini dili ile söylediği kadar bedeni ile de gösterirse.....kız erkek fark etmez...

Şimdi bu iç dökme nereden çıktı derseniz.... Konuştuğum anneler ya da  parkta da oluyordu bazen... Erkek annesi ise; ay ne şanslısın kızın var..." "Allah'ın şanslı kulusun kızın olmuş" falan diyorlar.....
Çok şükür, bin şükür sağlıklı,  akıllı bıdık evladım var... Ama erkekde olsa bu duam aynı olurdu....
Evlat-anne ilişkisi öyle büyülü ki....ne verirseniz onu alıyorsunuz.... Aslında büyüdükçe değişmiyor evlat....aklı erdikçe karşılık veriyor...
Ve bence erkek evlatda hayırlı olur...anasına babasına....
Bir arkadaşım doğum yaptı, erkek evladı oldu .
Konuştuk,  dertleştik....Ya Gülşah diyor bir sen olumlu anlatyorsun.senle konuşunca daha iyi hissediyorum....
Allah razı olsun...eğer bir nebze desteğim dokunuyorsa... 
Lakin ben olanı söylüyorum..
Eğer bebeğiniz ağlıyorsa...normal değil mi? En iyi bildiğini yapıyor bebek... Ya da çocuğunuz oyun istiyorsa, ilgi istiyorsa...normal değil mi?
Hep dediğim bir şey var; aslında bebekken de çocukken de..evlatlarımız normal davranıyor...biz onların küçük çocuk olduğunu unutuyoruz...istiyoruz ki...bizim gibi davransınlar...oturdukları yerden kalkmasın, istekleri mantıklı olsun.....
Bunları anlatıyorum yeni anne olan arkadaşlarıma....birde sabrı.....🎈

👩‍👧👩‍👧👩‍👧👩‍👧👩‍👧👩‍👧
 
Yukarıda ki fotoğrafta Umay saçımı tarıyor... Bana yardım etmek hoşuna gidiyor...geliyor makine boşaltıyor, mandal uzatıyor.... Bir şey taşıyorsam "anne çok ağır mı? Yardım edeyim" diyor.....
İşte o anlardan biri....
Hep duam..." ben senden razıyım Allah'da senden razı olsun kızım 🙏🏻" oluyor... Birde eğer bir gün anne olmak isterse ki istemezse de önemli değil...her kadın doğuracak diye bişey yok....
Kızımın evladı da kızım gibi olsun....


Bunları yazdım çünkü burası günlüğüm...inşallah unutmam ama olurda aklım şaşar unuturum,  defterimde daha detaylı olan, burada özeti olan bloğuma bakarım...hatta kızım da bakıp okur......

Bugün ne güzel bir gün.... Hem 19 Mayıs Atatürk'ü Anma Spor ve Gençlik Bayramı hem de Kadir Gecesi..... 
Dualarımız kabul olur İnşaAllah...


17.5.20

Günlüğüm... Kitaplığım

Saat 22:30 suları... Liseden arkadaşım aradı. Ben bekar iken gittiğim ve sonrasında da arkadaşımın da gittiği, kaşlarımızı aldırdığımız Meral Ablamız vardı. Tabi ben evlendim... Başlarda yine Meral Ablaya gidiyordum. Çünkü bir bayan için düzgün kaş alımı önemli bence.... Direk ifadeyi değiştiriyor çünkü.....
Neyse efenim konuyu uzatmayayım... Gel zaman git zaman bir kopukluk oldu.
Sonra bu gece arkadaşım aradı ve Meral Ablanın ablasının vefat ettiğini söyledi. Ablasını bende tanıyordum. Ondan sebep belki bilmek isterdim diye düşünmüş....
Ölüm haberi almak içimi garip ediyor....... Aklıma direk o içtiğimiz kahveler,  ettiğimiz sohbetler geldi. Sonra dedim,  neden koptuk ki....... Araya yol mesafesi girince kopukluklarda genişliyor sanırım....
Işıklar içinde uyusun.... İnşallah acıların dinmiştir Asuman Abla....🙏🏻

Onun dışında hayat bildiğiniz gibi.... Çarşamba kızçemle çıktık yürüdük.... Neyseki yüremeyi unutmamışız... İçim üzüldü... Tam sokaklarda olması,  park, bağ bahçe dolaşmamız gereken yaşta evdeyiz çocukla.....şuan için Umay'da sıkıntı yok ama bana yavaştan yavaştan gelmeye başladılar....
Devamlı uyumak istiyorum. Sabahları kalkmak istemiyorum falan filan......



Gelelim okuduğum kitaplara......



Sevgili Nurşen Abla (leylakdalı bloğu) önermişti.
"Gölgeler Çekildiğinde/ Cahide Birgül"
Kafka Yayınlarından çıkan bir kitap. 
Kelimelerini çok sevdim. Lakin roman olmasına rağmen ben anlatı gibi okudum. Çünkü anlatım dili öyleydi. Yer yer kopukluklarda yaşadım. Konusu itibari ile zati kasvetli bir romandı. Esin'in annesinin gölgesinde kalması ve annesi ölmüş olmasına rağmen, davranışlarını nasılda etkilediğini okudum.  Yer yer Esin'e çok kızdım... Neden dedim neden sormuyorsun Esin ?
Ama yazarın kalemine asla laf edemem haddim değil...satır aralarında anlatılanları es geçemem... Arada kaldığım bir kitap oldu.


Aslında Faulkner'in diğer kitaplarını okumak istiyordum. Pdf kitaplara bakarken karşıma  bu çocuk kitabı çıktı. 70 sayfacık harika bir çocuk romanı idi.... Bulursam kızıma alacağım. Resimlerle de tamamlanmış bir çocuk kitabı.
Dilek Ağacı, dünyanın en önemli yazarlarından biri olarak kabul edilen, Pulitzer ve Nobel Edebiyat Ödülü sahibi William Faulkner’ın bilinen tek çocuk kitabıdır. Faulkner, Dilek Ağacı’nda birbirinden ilginç kişilerden oluşan bir grubun, efsanevi bir ağacın çevresinde gerçekleşen sürükleyici serüvenini kaleme almıştır.
 
Düşsel anlatımıyla her sayfasında küçükler kadar büyükleri de şaşırtacak olan bu eşsiz kitap,
ilk baskısında yer alan çizimleriyle bir kez daha hayat buluyor.

İşte böyle.......

11.5.20

Biten Kitaplarım....





İlk televizyonda filmini izlemiştim Sylvia Plath'ın.  O hüzünlü bakışları, hayata bakışı, melankolik oluşu... Çocuklarına olan davranışları...derken intihar etmesi...
Zaten bu intihar etme olayı bana garip geliyor. Öyle zor bir karardır ki aslında... hele de geride bırakacağın çocukların varsa...
Ama işte bazı genlerimiz çok baskın oluyor ve kendiside annesinden geçen bu genle yaşamak zorundaydı...
Aslında kitap çook eski, belki okuyanlarınız çoğunluktadır. Benim gibi hala okumadıysanız bu kitap iyi bir başlangı. Biraz kasvetli olsa da bazı detayları çok iyi veriyor yazarın hayatına dair.
Üzülerek okuduğum ama iyi ki okuduğum kitaplardan biri oldu.

Arka kapak şöyle der;
Sırça Fanus, XX. yüzyıl edebiyatının efsane yazarlarından Sylvia Plath’in tek romanı. İlk kez 1963’te yayımlanan kitap, Plath’in kendi gençlik bunalımlarından yola çıkan, büyük ölçüde özyaşamöyküsel bir yapıt. Amerikalı aydınlar üzerinde acımasız bir baskı kuran McCarthy döneminde, üniversite öğrencisi genç bir kızın zihinsel rahatsızlığını, intihar girişimini ve yeniden yaşama dönme uğraşını anlatır Sırça Fanus. Ne var ki, Plath’in şaşırtıcı akıcılıktaki üslubu, ayrıntılara inen keskin gözlemciliği ve kurgulama ustalığı, Sırça Fanus’u iç karartıcı bir bunalım romanı olmaktan çıkarır, insan ruhunun
derinliklerinde cesaretle gezinen eleştirel bir yapıta dönüştürür. Şiirleri ve öykülerinde de yabancılaşma, ölüm ve kendini yok etme temalarını işlemiş olan Plath, bu romanın yayımlanmasından bir ay sonra, otuz bir yaşında, yaşamına kendi eliyle son vermiştir



Başlık ekle


Diğer kitabım;
"Sen Ben Biz / Laura Barnett" 
İnternette arama yaptığınızda kitap için "müthiş" yazıyor hemen hemen her yorumda. Elbet okuyanın okuma zevkine göre değişir. Lakin ben okuyamadım. 100 sayfaya kadar ilerledim sonrası zorlayamadım.  Olaylar üç ayrı başlıkta, üç ayrı şekilde anlatılıyor. Aslında benim için ilerlemeyen kısmı; sanki tiyatro metni okuyordum. Anlatım dili çok mekanik geldi ve rahatsız etti. Şimdi yazarken anlıyorum ki evet evet bu durum okumama engel oldu. Bende daha fazla zorlamadan bıraktım kitabı.



 


Diğer kitabım; " SUSTUM ANNE/ DEMET ALTINYELEKLİOĞLU"

Kitap "Açmayan Tomurcuğun Romanı" diye başlıyor. İnsatgram'da çok severek takip ettiğim Beyhan Abla'nın tavsiyesi üzerine almıştım kitabı.
Yazarın daha önce "Cariye"ler üzerine yazdığı bir iki kitabını ilgi ve merak ile okumuştum. Anlatım dilini seviyorum. Sizi sıkmadan, yormadan tarihi olayları az bir kurgu katarak anlatayor.
Bu kitabında da bahsi geçen kadın " Şükufe Nihal/ Tarihin ilk kadın coğrafya öğretmeni, Darülfunun'da okuyan ilk kadınlardan ve Kadın Kollarında yer alan, şair, edebiyatçı gurur kaynağı kadınlarımızdan"
Kitapta kimler yok ki... Atatürk ile görüşmesi, Orhan Veli, NAzım Hikmet, Faruk Nafiz Çamlıbel vb..bir sürü edebi sohbetler, tanışıklıklar ve bir süre sonra susmayı seçen Edebi Şükufe Nihal.
Olaylar bir gazetecinin kendisi ile röportaj yapmak istemesi ile başlıyor..... Sonra gelsin anılar..... hem tatlı hem acı olaylar.
Zor bir karaktermiş Nihal Hn. onu anladım okurken... aşkını, sevgisini hep içinde yaşamış..dışa vurmakta zorlanmış ve zamanla sivri dilli olması bazı anları kaçırmasına sebep olmuş...sonrası da susmayı tercih etmiş... Tabi o dönem yaşananları okumak, ve bir kadın olarak başarılarını okumak çok güzeldi... Yattığı yer nur içinde olsun....
Eğer tarihi roman seviyorsanız mutlaka okuyun diyeceğim kitaplardan oldu....


Diğer kitabım ise;  "ÜFLENMEMİŞ RÜZGARLAR/ MELİSA YILMAZ"

İg'de de yazdım burada da yazayım... Bence bu ismi not edelim ve başarılarına şahit olalım eğer yazmaya devam ederse Melisa Hn.
Öykü kitabı bu. Ki artık biliyorsunuzdur öykü okumayı sevmiyorum. Lakin bu başkaydı. Elimden hiç bırakmak istemedim.
Evet biraz kasvetli ve içe dönüktü öyküler.... ama sizi daraltan değil sorgulatan anlamda.
Geride kalmanın, her şeyi anlatmanın mümkün olmadığını satır aralarında öye güzel anlatmış ki..... unutmayacağım öyküleri okudum...

İnternette şöyle der;

“O geceyi hatırlamak, asla yalnız olmayacağını hatırlamaktı ve hatırladığı sürece, dünyayı omuzlarının üzerinde bir yük gibi değil, yalnızca bir anılar yumağı gibi taşıyacaktı. Yaşadığını hissediyordu. Yaşamak, savaşmak ve seninle öpüşmek birbirine öyle yakın şeyler ki, sevgili, diye düşündü, sonra gülümsedi. Dudaklarındaki ıslık, sonsuz adımlar boyu, bir aşk şarkısını, her aşk şarkısını, Aranjuez’i şekillendirerek sürüp gitti.”

Sazaki, Lidiyamis, Gili, Hernandez, Deina ve daha nicesi. Melisa Yılmaz’ın, Üflenmemiş Rüzgârlar’ı karakterleri, mekânları ve görselliği ile unutulmaz bir öykü dünyası oluşturuyor. Bazen ücra bir kasabada, bazen fantastiğin kıyısına açılan bir dükkânda, bazen zulümle yol alan bir gemide. Ötekileştirilse de yaşama tutunmaya çalışan, direnen, vazgeçmeyen, boyun eğmeyen karakterler. Atmosferinde soluk alıp veren her karakter öyle güçlü oluşturulmuş ki zihninizden hiç silinmiyorlar. Sokak duvarlarına yazılan şiirler, ötekileştirmeye karşı duran kadınlar, sessizliğe söylenen şarkılar, zulme başkaldıran kalabalıklar, fal bakılan kitaplar, sonsuzluğa yollanan mektuplar… Her şeye rağmen geride kalmanın, yaşamanın mücadelesini, inadını, inancını taşıyorlar. Öykücülüğümüzde yeni ve güçlü bir soluk, etkisinden uzun bir zaman kurtulamayacağınız bir ilk kitap.

4.5.20

Günlük....Kitaplığım....

Selammmmmmm. 🎈

İki gün önce ki gök gürültüsü kızçemin ödünü patlattı. Korkmamak mümkün mü gerçi....resmen camlar titredi.......  O gece bizimle yattı Umay. Tabi sabah her yerimiz ağrıyordu kızçe rahst yatsın diye, yatak kenarında düşmemek için mücadele içindeyim 😁
Gece neredeyse sabahladım. Umay yatınca camı açtım, oh mis gibi toprak kokusu...yağmur sesi. Bir kaç bölümde Gilmore Girl kızlarını izledim. Nasıl keyifli geliyor anlatamam. Bayıldım bu kızlara... Hatta kızımla izlemek isterdim ama yaşı için çok erken görüntüler var.
Birde gece yağmuru dinlerken şöyle hayal ettim...ufak bir kasabadayım, evimin verandası var, bahçede salıncak.... Yanımda kitaplarım...fonda yağmur sesi....of be dedim offfff.... Sanıyorum bunda çok fazla kasaba filmi, dizisi de etkili oluyor....😁🤗
Haberler aynı tabi...... Artık kanıksadık.... Yürümeyi unutmazsam iyidir diyorum kendime.

Ramazan ayı geldi....Hoş geldi safa getirdi.  İçim acayip bir huzur ve huşu içinde oluyor, bu ruhani haller iyi geliyor bedenime, ruhuma.... Bu sene 6 sene üstüne oruç tutabildim. Korkuyordum , uzın zaman olmuştu,  birde üstüne alerji hapları içtiğimden.... Ama çok şükür ki korktuğum gibi olmadı... Hatta midem bile ferahladı ruhumun yanında.

Uyanıp hemen yiyemeyenlerden olduğumdan, eşimde bana benzediğinden zaten saat üç buçuk dört gibi uyuduğumuzdan,  yatmadan 2 saat evvel yiyoruz. O da sabah bizi rahatsız etmiyor.hafif bir kahvaltı yeterli oluyor. 

Başlarda Umay pek anlamlandıramıyordu. Alıştı artık ve bize yediği bir şeyden ikram etmeden önce, unutma anne oruçlusun yiyemezsin diyor.... Ve akşam bizimle sofraya oturuyor. Bu çok güzel bir duygu. 
Bugün canımız kakaolu kek istedi...hatta benim canım,  kızı okula bıraktıktan sonra Kadıköy'e inip kahve içmeyi çekti. 🙈
Madem şimdilik evdeyiz bizde kendimiz kendimize ikram ederiz....

Buda şapşilli hallerimiz 😂
 Bu aralar yemek yapmayı öğrenmek istiyor. Anne bana da öğret, artık büyüyorum diyor. Bazen öyle güzel  bakış açıları oluyor ki; evet diyorum kızım büyüyorsun.....
Eylül ayında ilkokul birinci sınıf olacak......öyle garip geliyor ki...sen ne zaman büyüdün diyorum...tabi bunun yanında korkularım da artıyor..... İstiyorum ki okul kapısında yatayım, sonra da saçmalama kızım diyorum....... İyi duyguları çağırıyorum....sonra aklıma; ya ojula gittiğinde Covid19 kaparsa diyorum,  ya şöyle olursa, böyle olursa diyorum....
Sonra yine saçmalama Gülşah diyorum... İçimi iyi duygularla doldurmaya çabalıyorum....birde bunum ileriki seneleri varrr....
Oysa ki anne olmadan önce öyle kuru sıkarmışım ki ben şimdi anlıyorum......
Öyle çok cümlemi yuttum ki... Hiç bir şeye benzemiyormuş "anne olmak"......
Tabi hala, o tipik annelerden değilim hem düşünce hem davranış olarak. Yani, aman elleme, kirlenme,  şunu da ye bunuda iç....öyle yapma, benim çocuğum çok akıllı gibi cümlelerle takılan annelerden bahsediyorum.....

Geçen gün bir film izliyoruz. Umay ile. Animasyon.... Orada ki anne sorumsuz,  sadece kocası ile ilgileniyor,  bağırıyor falan...  Döndü bana dedi ki; anne biliyor musun " sen öyle anne değilsin" dedi...nasıl garip oldum anlatamam. Nasılım dedim? Sen komiksiz, bağırmıyorsun, dökülse kızmıyorsun....
İşte! Bu benim için yeterli......
Tabi kurallarımız, çizgim var ama öyle höt höt değilim...vs...işte.....
Bugün bizli bir yazı oldu.

Geçen hafta bitirdiğim bir kitabımı da anlatayım. Anlarmadan, paylaşmadan olmaz. :))
PAKİZE/ BEHİCE ZİYA KOLLAR 

Tanzimat döneminin ilk kadın yazarlarından ve çevirmenlerindendir diye bahsedilir kendisinden. 
Koç Üniversitesi Yayınları tarafından "Tefrika" yayınları kitaplaştıırılıp basılmış. 
Taksim'de gezerken Yayınevi'ne girmiş ve o zaman almıştım. Sanırım geçen sene idi.....
Aslında Behice Hn. Ailesi ve geçmişi hakkında çoook fazla bilgi yok. Lakin bir döneme tanıklık etmiş, kadın olmasına rağmen yazmış, süreli yayınlarda yazıları çıkmış kadın yazarlarımızdan.
Ne yazık ki o dönemlere ait bir çok kadın yazarlarımız hakkında bilgiler çok eksik. Çünkü erkek egemenliğinin daha hakim olduğu bir dönem....
Kitap iki bölümden oluşuyor. İlk bölümde sadeleştirilmiş Türkçe ile okuyoruz. Roman bitince, bir de orjinal basımı yayınlanmış. Nasıl güzelmiş kelimeler. Şimdi daha az kelime ile ifade ediyoruz duygularımızı, daha çok anlatıyoruz......

Kitap Açıklaması

Evlilik, Batılılaşma, eğitim, kadının özgürleşmesi gibi konuları tartışmasıyla Pakize Tanzimat romanı geleneğine bağlanır. Ancak bu sorunların bir kadının bakış açısı ve duygu dünyası dolayımıyla yansıtılması Pakize’yi “yeni” ve “ayrıksı” kılar.

Gururlu, okuyan, yazan, eleştiren yirmili yaşlarında bir kadındır Pakize. Gazetede okuduğu, “kadınlar ve aşka dair bir makale” Pakize’nin kaderini değiştirir. Yazının sahibine duyduğu hayranlık, beklenmedik bir şekilde platonik bir aşka, ardından saplantılı bir tutkuya dönüşür.

Gazeteci ve çevirmen Behice Ziya Kollar’ın yazdığı, 1895 yılında Maarif dergisinde tefrika edilen Pakize, Türk edebiyatı araştırmaları için yeni imkânlar sunan bir roman.

 

(Tanıtım Bülteninden)