Çocuklu Hayat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Çocuklu Hayat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1.4.20

Covid'li Günlük....Kitaplar...

3.haftada bitergen, biraz daha gerginim.... Kızın yanında belli etmemeye çalışsam da bazen ufak tefek ifadelerim, sabırsızlığım, sesimin tonunun kalınlaşması kendini ele veriyor.....
Özellikle akşam haberleri ve gece tartışma programlarını dinlemeden edemiyorum.
Ve biliyorum şuan çoğunluğumuz böyleyiz.
Genelde arkadaşlarımızla, ailemizle görüntülü konuşuyoruz...
Tabi evde tüm etkinliklerimizi kullanıyoruz :) Hiç dışarı çıkmadan etkinlik yapmak da açıkcası biraz zorluyor. Her ne kadar "şimdi herkesin serbest zamanı" desekde eşimle... kızçe bir yerden sonra hop yanımda.
Tabi bir de mutfak kısmı var, aşçı oluyorum yakında size taze haber :)) benden...
bugün artık girmedim mutfağa, dünde eşim yaptı yemeği....
Bu aralar eve taktım, bahar temizliğine kalkıştım, dip köşe.... hoş şimdi yapıyorum bir kaç ay sonra hop dön başa.....
Tabi geceleri okuyorum genelde, gündüzleri de eşim kıza ders çalıştırırken ya da onlar spor yaparken okuyorum biraz.
Acaba diyordum bizim kız tek çocuk ondan mı kendi başına hiç bir şey yapmak istemiyor?... lakin çoğu arkadaşımın iki çocuğu var ve onlarla görüştüğümde alakası olmadığını söylüyorlar. Hatta devamlı evde olduklarından dolayı, kedi köpek gibiler ve çok az berber oynuyorlar sonra hop bize sarıyorlar diyorlar.


Birde sanıyorum biz zamane  annelerin sorunu, devamlı çocukla ilgilenmek, aman yalnız kalmasın, kaliteli zaman geçireyim, etkinlik yaptırayım modu oluyor.
Bazen bana da oluyor ve eğer kendimle biraz daha fazla vakit geçirdiysem vicdanen üzülüyorum.... Sanki devamlı Umay'ın isteğini yapmalı, onunla oyun oynamalıyım gibi hissediyorum ve aslında çok az oyun oynuyorum. Genelde babası oynuyor. Çünkü ben oynayamıyorum. Daha çok kuduruyoruz, alt alta, üst üste... tabi en sevdiği şey kızın, nasıl kahkahalar atıyor anlatamam. O zaman benden mutlusu yok.
Geçen gün karşı sokakta 2 tur attık Umay ile.... biraz daha istedi ama korkudan eve soktum. Kimse yoktu sokakta oysa ki... çocukda haklı 15 gündür evdeydi. Öyle iyi geldi ki ana kız bize...

Öyle işte! Bildik durumlar.... Geçecek bugünler,Allah Yar ve Yardımcımız olsun ve biz insanlara akıl fikir versin......

Okuduğum kitaplara gelirsek....

Grup oalarak "Engin Geçtan/ Hayat" kitabını okuduk. Evet altını çizdiğim cümleler de oldu lakin çok sarmadı beni/izi....
Çok fazla tekrar vardı. Birde belirli yaşa gelince bazı konuları, bazı yaşanmışlıkları hayatımızda aşmış oluyoruz o yüzden bu kitaplar bize gelmiyor.... Yoksa haddime mi Engin Hoca'nın tecrübesini, anlattıklarını eleştirmek..


Ölçülen zamanın egemenliği, benliğimize mal ettiğimiz çalar saatlerden ötürü ilk bakışta bize baş edilmez görünebilir. Ancak yaşantılarımıza dikkatle bakıldığında, pek çok şeyi, saati ayarlamış olduğumuz zamanda değil de 'eşref saati' geldiğinde gerçekleştirebildiğimizi görebiliriz. Trafik ışığı kırmızıya dönüşmeden önce yetişebilmek için seferberlik durumuna geçtiğinizde ya da asansörün gelmesini bekleyemeden merdivene yöneldiğinizde kazandığınız saniyelerin neden sizden daha değerli olduğu sorusunu hiç kendinize sordunuz mu?"
- Engin Geçtan-
(Arka Kapak) diyor.
Kitabında da altını çizdiği cümlelerden, etkilendiği durumlardan örneklerle anlatıyor.


Bu kitap; Bir Kutu Kitap'ın aylık gönderisinden gelmişti.
Araştırma yazısı bir kitap. "Biri Bizi Gözetliyor/Uğur Dolgun"
Çok ama çok fazla tekrar vardı. Birde uzun zamandır bu bilgiler o kadar çok tekrar edildi ki.... Bazı sayfaları atlayarak okudum.
Belki 20'li yaşlarda olsaydım, bu konularda bilgimde az olsaydı, daha bir merak ile okurdum diye düşünüyorum.
Arka kapakta; Uydu takibi, beyin parmak izleri, yüz tanıma sistemleri, akıllı telefonlarımızdaki casuslar, dijital fişlemeler, kameralarla donatılmış şehirler, elektronik devlet uygulamaları... Dünyaya geldiğimiz andan itibaren hakkımızdaki her şeyi kayıt altına alanlar bunu nasıl başarıyorlar? Hangi yöntemleri kullanıyorlar? Bundan çıkarları ne? Kim bunlar? İşte bütün bu sorular elinizdeki kitapta yanıt buluyor. Gözetim toplumu alanında yaptığı çalışmalarıyla tanınan Uğur Dolgun, izleme ve izlenme paranoyasını derinlemesine analiz ediyor ve bizi gözetleyenlerden nasıl korunacağımızın ipuçlarını veriyor.

"Biri Bizi Gözetliyor", dijital çağda yaşayan herkesin okuması gereken bir kitap. böyle diyor.

Ama bence öyle değil.....

Veeee biliyorsunuzdur çok yazdım. Proust'un Kayıp Zamanın İzinde serisini okuyorum. 4. kitabındayım. Araya "Proust'un Paltosu/Lorenza Foschini," okudum.
Tabi çevirisini bence en iyi çevirmenlerden olan "Eren Yücesay Cendey" hanım yapmış.

Marcel Proust 1922 yılında Kayıp Zamanın İzinde'yi tamamlamasının ardından hayata gözlerini yumduğunda arkasında düzenlenmesi gereken düzinelerce defter, sayısız mektup, eskiz, müsvedde ve elbette kişisel eşya bırakmıştı. Modern edebiyatın çehresini değiştiren bu büyük yazarın hayatına dair ayrıntılar bugün bile yeni bulgularla araştırmacıları şaşırtmaya devam ediyor.

Zengin bir Proust okurunun, Guérin'in, giderek edebi bir saplantıya dönüşen hikâyesi, yetmişli yılların başında Kayıp Zamanın İzinde romanını filme çekmeye niyetlenen ünlü yönetmen Visconti'nin kostümcüsüyle yapılan bir röportajyla başlar. Bir Proust hayranı olan Guérin, hastalanınca bir rastlantı sonucu Proust'un kardeşi Dr. Robert Proust tarafından tedavi edilir ve bu durumu benzersiz bir fırsat olarak görür. Düşünceleri, yazdıkları ve cinsel tercihleri yüzünden ailede istenmeyen kişi olan Proust'tan kalan ve hoyratça sağa sola dağıtılan eşyanın, kimisi büyük bir umursamazlıkla yakılmış nice mektup, müsvedde ve kitaptan geride kalanların peşine düşer, kâh para vererek, kâh tatlı dille ikna ederek. Bıkmadan sürdürdüğü bu çabaların sonunda hiç ummadığı bir ödüle kavuşur: Proust'un yaşamının büyük kısmında sırtında olan, yazdığı gecelerde yorgan görevi gören paltosuna.

Proust'un Paltosu, her biri Marcel Proust'un, yazdıklarının ve geride bıraktıklarının bekçisi olmuş bir dizi şaşırtıcı ve unutulmaz karakterle zenginleşmiş, yitirilen ve bulunan, sıradan nesneler ve sıradışı arzularla dokunmuş ilginç bir öykü, Proust hayranlarına hoş bir sürpriz. diyor arka kapağında.
Ve güzelde bir özet olmuş
Eğer Proust okuyacaksınız yanında mutlaka bunları da okuyun.

Böyle işte!


18.3.19

Günlük.... Evde Film.....

Selam. 😊

Bir iki gündür hava mis. Bizde dün Emirgan Korusuna gittik Sevdoş'larla.
Çocuklar mutluydu ama bizde bir o kadar keyifli idik.
Çok seviyorum koru ve ormanları. Daha doğrusu yaşamı, doğayı çok seviyorum. O muhteşem ötesi ağaçlara bakmak  kuş sesini duymak, rüzgarı dinlemek ruhuma iyi geliyor.



Uzun zamandır hayalini kurduğum şey; böyle park veya koru tarzı bir yere gidip  yanımda kitap, kahvem... Çimlere oturmuş bir gün geçirmek  İmkansız değil elbet. Az kaldı bu hayalime ulaşmaya  😊 Kız az daha büyüsün tamamdır o iş bende..😊

Bu aralar evi derleyip toparlıyorum ama kafamda. Çünkü ileriye dönük planlarımız var. Ve benim de elim kolum kalkmıyor
Bugün karar verdim ama temizliğe başlıyorum çünkü ucu bi kaçtı mı sonrası toparlamak zaman alıyor.

Bazen sıkılıyorum bazen de bir iştahla evi topluyorum ki kendime inanamıyorum.
Çünkü asıl olay bende .. Ve bende hep kahvemi yapayım kitabımı okuyayım, film izleyeyim modunda takılmak istememde.
Hem hep keyif yapayım diyorum hem de bir tarafım derler topla modunda.
Bazen gereksiz geliyor ama sonrası şu TLC'de ki temizlik hastaları programı geliyor aklıma ve hemen şöyle bir silkeleniyorum çünkü işin ucunu kaçırmak istemiyorum. Evi toplu görmek öncelikle benim gözüme hoş geliyor.

Kitaplardan da Otomatik Portakal ve Mihail'i bitirdim. İkisi de müthişti ayrı yazıcam onları  😊

Yine Netflix filmlerinden izledik. Biri "Rüzgarı Dizginliyen Çocuk" ve "Green Book"


Şu ırkçılık olayları çok can sıkıcı  ve beyaz insanın kendini herkesten her şeyden üstün görmesi ne büyük bir kibir.....

İki film de müthişti  Özellikle "Rüzgarı Dizginliyen Çocuk" filmini aileler çocukları ile birlikte seyretmeli. Azmin, vazgeçmemenin ve çocuğuna kendine güvenmenin başarısı azmi çok iyi anlatılmış.

Böyle işte arkadaşlar....

Sizden naber?





10.8.18

Günden Kalanlar...

Selam. 😊
Bizim ev hali böyle. Başta biraz tedirgindim. Çünkü derki toplu görmeyi severim evimizi.
Sonra kendime dedim ki; bu evde 3 kişiyiz ve çocuk dediğin dağıtarak oynar. Zati uslu dursa çocuk olmaz büyük olur
Benim de hoşuma gidiyor böyle görmek. Çünkü oynarken /larken o kadar keyifli oluyorlar ki size anlatamam.
Yaz olunca ve okullar olmayınca ma aile evdeyiz  😁
Hal böyle olunca devamlı "sonra yaparım /birazdan yaparız" modundaydız..


🖋 Okumalarım azaldı. Şuan okumayı bekleyen 5 kitabım var. Yavaş yavaş okuyorum.

Ara ara Evim Dergisi alıyorum. Şöyle sayfalarına bakınmayı, fikir edinmeyi seviyorum.

Ev halimiz böyle işte. 😊
Okuduğum kitapları da anlatayım ve mutfağa yemek yapmaya kaçayım  🤪
Tabi bide o meşhur soru var; "ne yemek yapsam bugün acaba" 😲😒

                    📚📚📚📚📚📚📚



🖋 Atinalı Timon/ William Shakespeare

Bazı insanlar gerçekten de yaşadığı çağın çok ötesinde oluyor bedenen, ruhen ve beynen... Shakespeare onlardan biri.
🗿 Hâlâ yazdığı şeylerden günümüzde değişen bir şey olmadığını görmek...
🗿 Kitaba gelirsem; Timon babasından kalan miras ile her gün yemek davetleri verir ve kendisine hediye getirenlere misli ile para verir.
Para suyunu çekince yaşadıklarını anlatan bir kitap.
Tragedya olarak ve yaşadıklarına bakınca... Yorumlamak kolay lakin vardır böyle tipler de demeden geçemedim.
Yine hayran kaldım bakış açısına 


Kızıl Moskova /Miahil Bulkagov

Aslında yazarın "USTA İLE MARGARİTA" kitabını okumayı istiyordum  Can Yayınlarınım indiriminde bu kitabını da görünce aldım.
Anlatım dili çok akıcıydı.
Bu kitabı derleme bir kitap. Köşe yazılarından oluşuyor  Bir döneme sizde yazar ile tanıklık ediyorsunuz..Diğer kitaplarknı almak farz oldu  😊

Babalar Ve Oğulları çok beğenmemiştim 
Bu kitapsa daha akıcı. Şöyle yapın çay yada kahvenizi kitabınızı alın ve okuyup bitirin. Öyle sade, akıcı bir dil ve anlatım vardı.
16 yaşında ki bir gencin ilk aşkını ve yaşadıklarını anlattığı mektupdan oluşuyor  😊  Tadımlık ara kitap oldu benim için.


Bu haftayı da bitirdik. Dolar tavan yapmış bir şekilde...
Herkese keyifli haftasonu olsun.
Selamlar, sevgiler  😊

19.7.18

Bizden ses var... :) Karikatür Evi/ KAdıköy

Selam.

Uzun zaman olunca bloğa uğramayalı önce takip ettiğim ve okumaktan keyif aldığım blogları okudum, yorum bıraktım. Şimdi biraz da kendi bloğuma yazayım.

Hani size daha önce de demiştim ya biz devamlı parklardayız. kalan zamanlarda da evde ev modundayız.
Yalnız bu park olayı ne kadar yorucuymuş Umay büyüdükçe anladım.
Ki ben geceleri öyle üçe dörde kadar otururdum. Hele yazsa balkon keyfi yapmadan yatmazdım... "Heyyy goca güllüşah" diyorum kendime....evlat böyle erkenden yatırır işte seni, sabahın da köründe de diker ayağa.😳😬

Haftada bir gün "Ritim-Solfej-Koro" dersine başladı Gönüllü evinde kızçem. Severek gidiyor. Hemde yaz tatilini değerlendirmiş oluyoruz.

Kadıköy Belediyesi sanat ve çocuk etkinliklikleri konusunda epey iyi çalıyor. Diğer belediyeleri bilemiyorum belki onlar da çalışıyordur.

İzlediğim çok film oldu ama şuan yazacak takatim yok desem inanır mısınız? Sanıyorum bunda İnstagram'ın da etkisi var. Oradan pıt pıt paylaşmak daha kolay oluyor.

Bu aralar Cem Karaca Şarkıları , Mazhuni Şerif Şarkıları ve Selda Bağcan 40 Yıla 40 Şarkı albümlerini dinliyorum. Özellikle Cem Karaca Albümü de çok iyi olmuş. Seslendiren şarkıcılar yerli yerine oturmuş.
Kitap olarak da "Yedi Taş" okuyorum son 20 sayfa kaldı ve bir kaç gündür okuyamadım. Kendime inanamıyorum doğrusu. Akşam kız uyuduktan sonra ortalık toplayıp yatıyorum. Valla kendime inanamıyorum a dostlar......
Geçen hafta Umay'ın ders çıkışı Kadıköy-HasanPaşa'da bulunan "KARİKATÜR EVİ" ne gittik. Küçük ama samimi bir ev oldu burası.
Ayrıca karikatr dersleri de veriliyor.
Şartları çocuğun ilkokula başlamış olması. Okuma-yazma bilmesi gerekiyormuş.
Yıl içinde ufak sergiler de oluyor. Olur da yolunuz düşerse uğrayın.








Böyle işte. Ses vereyim istedim. Yine aklımda yazacak bir sürü düşünce ve yine yazamadan bitirdiğim bir yazı.
Gözleirm zor dayanıyor desem yeridir.
Biraz da kitap okuyayım ve yatayım.
İyi geceler, selamlar. :)

22.6.18

Ev Hali, Umay'lı Günler ve Evde Film...

Selam. 😊

Okul tatil olunca bizim ev de yazlık moduna geçiyor. Halılar yıkamaya verilip uzun bir süre serilmiyor. En çok Bulut'un hoşuna gitti sanırım. Sıcaklar da kendini öyle bir yere seriyor ki anlatamam. Bir de arada masum bakışları ile bizi mest ediyor.
Dün akşam üzeri WaterGarden/Ataşehir'e gittik. Orada ki su gösterisi çok hoşuma gidiyor hele bir de hava kararmışsa ışıklandırma ile büyülüyor beni.

Umay'ın da hoşuna gidiyor ve mest oluyor izlerken  😊
Yine izledik, mest olduk ve arkadaşlarla çay sohbet edip keyifle ayrıldık.
Yakınlar da iseniz şöyle çay, kahve içeyim açık alan olsun derseniz hele bir de çocuk varsa çok ideal bir yer bence WaterGarden.

Bizim kıza Plasmacar diye bir şey aldık. Scooter'dan sonra iyi geldi bizim kıza. Açık alan bulduk mu onunla dolaşıyor. Böylece yanımız da yorulursa diye "baston" taşımaktan kurtulduk.😁
Bununda niye diyorum; eğer çocuğunuz varsa gerçekten de kullanışlı bir araç. Ve uzunn bir süre binebiliyorlar. Hem de öyle keyifli ki. 😊 Sizde binebilirsiniz. 😊

Aklıma gelmişken; yahu bu çocukları evde oyalamak ne kadar zor... Sabah bir başlıyoruz oyuna taaaa yatana kadar. Örneğin akşam geldik dışardan uyku gözlerden akıyor zor duruyor... Hâlâ bana diyor ki : anne oyun oynayalım mı?
Pes yani diyorum pes....


Gerçekten de düşününce, evet eskiden bir çok şey el gücü ile yapılıyormuş ama kalabalık aile ve komşuluğun ve en önemlisi sokakta oynamanın rahatlığı çok büyükmüş. Şimdi sıkıyorsa bırak bakalım sokağa da göreyim ...
Apartmanda da en azından bizim apartmanda tek çocuk yok. Komşuların hepsi emekliler. 😊
Torun da yok.....
Bizim kız da soruyor bana: anne neden hiç çocuk yok burda?
Gelde açıkla...

Genelde sokaklarda daha doğrusu Umay'ın keyif alacağı yerlerde geziyoruz.. Ve adresim belli:PARK 😁

İşte bizde  böyleyken böyle. 😊

Aaa birde sabah iyi bir Türk Filmi izledik. "MUTFAK SIRLARI" diye. Demet Evgar'ın oynadığı psikolojik bir filmdi. Ve tek kelime ile muhteşemdi  Başlarda biraz karanlık ve sıkıcı gibi gelse de  Film size kendini izlettiriyor.

İki gün önce yazdığım yazıyı yayınladım sonunda.

Selamlar  😊

27.4.18

Ev Hali/ Biten Kitap...


Çocuklu ev demek hep bir evi derle, toplamacaymış... öğrendim öğrendim hemde uzun zaman önce :)
Allah'ım devamlı ev toparlıyorum. Dağıt, oyna ve topla. Bura da toplama kısmı bana kalıyor. Kızım ya hiç toplamıyor yada azcık yardım ediyor.
Ama diyorum içimden " sen durrr sıra bana da gelicek, öğretecem ben sana kendi eşyalarını toplamayı" desem de kazanan hep Umay oluyor.😬 Eşimin baştan beri dediği bir laf vardır; bir çocukla savaşa girme. Kazanan hep çocuk olur.
Hadi canım desem de; düşününce öyle oluyormuş.😒

Muhakkak çorba içecek gün içinde Umay'cık. Ya sabahtan yada akşamdan çorbayı pişiriyorum. Yoksa çok istiyor. Aslında iyi bir şey elbet çorba içmesi.😍😋
 Bi kahve yapayım şöyle sıcak sıcak içeyim dedim nerdeeeee, "anne hadi gel oyun oynıycaz daha" nidası ile hoppp ışınlandım.
Evet belki biraz sesimi yükseltsem, kızsam tek başına oynayacak... benim içinse bu zamanlar bir daha  hiç gelmeyecek, derdim ondan. O yüzden çoğunluk oyun modundayız. Şimdi havalar da ısındı günde iki kez parkta oluruz.
İşim olduğunda söylüyorum kendi oynuyor onun dışında tek oyun istemiyor.
Bende/iz de hep beraber oynuyoruz.

Bugün de ev temizliği derken pilim bitti, bende kız okuldayken bloğuma uğrayayım, yazayım, yorum yapayım dedim.
Son iki gündür yazılan bloglara uğradım, okudum.
Sıra kendi yazıma geldi.

Akşama Betül Arım'ın Tek kişilik bir yaşama sanatı gösterisi olan “Dışarıda Hiçbir Şey Var! gösterisine gidicez. Kadıköy Halk Eğitim Merkezin de olacak gösterisi.
Kendisini, anlattıklarını ve yaşama bakış açısını çok beğeniyor ve ilgi ile takip ediyorum.

Onun dışında Kitap Kulübümüzün kitabı olan "Yolun Sonundaki Ev/ Oya Baydar " kitabını bitirdim.
Bir ülke, bir şehir, bir semt ve bir ev: Yolun sonundaki mor salkımlı ev.
Oldum olası severim mor salkımları, baharın müjdecisidir aslında.
Kitapta da bolcana tasviri geçiyor.
Bir dönem kitabı. Okurken içiniz burkuluyor biraz ama değiyor...
Yazarımız Oya Hanım tam bir aktivist bence. Ülkesi için iyi yaşam, eğitim ve adalet istiyor.
Konusuna fazla değinemiyorum kitabın yeni çıktı ve okuyacak olanlarınız olabilir.

Tabi ben hiç ailemden eski siyasi olaylara dair hikayeler dinelemedim, belki de onlarında bir hikayesi yoktur.
Kitapta ki ailelerin yaşantısı, acı-tatlı komşulukları, sürgünleri derken bir bakmışsınız kitap bitmiş.

Oya Baydar, 1913’te bir suikastla başlayıp 1960’lı yıllarda aynı apartmanda kesişen çizgilerle ülkenin son yüz yılının haritasını çiziyor. Yolun Sonundaki Ev, okuyan herkesin kendinden bir şeyler bulacağı bir Türkiye panoraması.
Özeti böyle yazıyor.

Keyifli hafta sonunuz olsun.
Selamlar.

22.3.18

Günlük haller....

Geçen hafta instagram'da epey bir döndü "kereviz cipsi" tarifi.
Kereviz sever olarak denemesem olmazdı. Sonuç ise çok lezzetli idi.
Kerevizleri ister yuvarlak ister kızartmalık patates gibi ince doğrayın. Ayrı bir kapta sıvı yağ, toz tatlı kırmızı biber, kekik, karabiber ve tuzu ( isteğe bağlı damak tadınıza göre baharat ekleyip çıkartabilirsiniz) karıştırıp tepside kerevizlerle harmanlayın.
Tarifler de 180 derece fırın ayarı diyor ama az geliyor, 200 derece de yarım saat kızartın hatta son on dakika turbo ayarı varsa fırınınızın açın ve çıtır çıtır olsun kerevizler.
Müthiş lezzetli geldi bize, hatta Merter mantara benzetti tadını..
Çok tuttum bu tarifi ve sizinle de paylaşmak istedim. :)
fotoğraf alıntıdır.

 Pazartesi günü okul dönüşü mahallemizde ki banka oturup dinlendik ana kız. Bizim kızın uğrak yerlerinden biri köşedeki banka oturmak. :)
Sonra mis gibi kuş seslerini işittik, ağaçlara bakınırken bu güzel kuşları gördük. Yeşil renkleri, gagaları da kırmızı... ben ilk kez görüyordum bu kuşu v ismini de bilmediğimden yazamıyorum.
Umay'a her fırsatta kuş seslerini dinletiyorum, doğada ki mucizeye şait olsun ve kıymetini bilsin istiyorum.
Es geçmesin bu ruha iyi gelen olayları.





Madem bahar geldi o zaman kamp zamanı :)))
Evin orta yerine çadırımızı da kurduk, hele Bulut bayıldı bu işe, içine girip yatıyor, tünelden bir içeri bir dışarı oyun yapıyor.
Bizim kız deseniz çok keyifli. Tabi o keyifli ve mutlu olunca bizde mutlu oluyoruz, bu kısır döngü devam edip duruyor :)

Böyle işte devamlı bir hareket halindeyiz evde.... enerji  tavan yapmış durumda.
Sizden naber?

18.12.17

Ev Hali...

Çok şükür ki bu haftaya iyi başladık.🙏
Hafta sonu Bulut'u veterinere götürdü eşim ve doktor gayet iyiye gittiğini söylemiş. İçimiz rahatladı. Öyle geldiği gibi işemiyor en azından. Ara da kaçırıyor ama devamlı takipteyiz. Evde yıkadığım çamaşırın haddi hesabı yok. Artık daral geldi falan oldum bir ara siz düşünün.😵
İyi ki balkonumuz var ve kapalı. Bu hastalık sürecinde balkonda kaldı ve orayı temizlemek daha kolaydı. Artık burnumda devamlı bir çamaşır suyu kokusu ile dolaşıyorum birde idrar arama kokusu ile.....

Gerçekten de çok zormuş evde başka bir canlı beslemek. Ara ara sinirlerim yıpransa da, şöyle bir yüzümüze bakınca "ayyy Bulut ne kadar tatlısın" deyip sevmeye başlıyoruz, gerisini unutuyorum ondan sonra da....


Cumartesi Star Wars filmine gittik. Artık duymayan kalmamıştır sanırım eşim fanatik hayranı. Artık her sene ritüel gibi tüm seriyi izleye izleye bende fanatiği oldum diycem ama yok öyle değil. İçinde ki mantık ve farkındalığı kavrayınca hayranı olmamak elde değil bana göre.
Bu sene ki film başarılıydı, geçen sene olanı pek beğenmemiştim. Ama bu sene ki çok çok iyiydi. Seviyorsanız seriyi kaçırmayın derim.
Bir de Anadolu Yakasındaysanız Akasya AVM'de olan İmax Sinemasında izleyin.

 Hafta sonu Topak Abisi bizdeydi kızımın. Nasıl da mutluydu anlatamam Umay. Çok seviyorlar birbirlerini. İnşallah hep böyle devam eder ilişkileri.Bol oyunlu, oyun hamurlu bir hafta sonu geçirdiler.
Dün yemek yerken bir baktım diğer masaya koymuşlar kendi çatal bıçakları. Efenim biri kral biri kraliçeymiş ve " nerde kalmış yemekleri?" muhabbetini yaptılar bize.
Çok garip oldum, " siz ne zaman büyüdünüz de ayrı sofra kurdunuz kendinize deyip deyip durdum.
Gerçekten de dünyaya gelen büyüyor yahu....
Orda cam önü oturup yemek yediler.... Mutluluk sebeplerim/iz çocuklarımız.
Tabi günlerden pazar olunca evde işler durdu.
Sevdam uyudu, bey PS oynadı bende koltuk keyfi yaptım... :)
Haftaya yoğun başladık.
İşler güçler bitti, sizin yazılarınızı okudum, yorum yaptım, kendi yazımı yazdım, yemeğimi ocağa attım...
Bi ütü kaldı o da gece artık... Yarım kalan kitaplarım var onları bitireyim.

İyi haftalar. 😻🙋


5.12.17

Hüsnü Arkan ve Günce...

 Pazar günü hava mis gibiydi mis... Bizde değerlendirelim ve parka gidelim dedik.
Uzun zamandır da Yoğurtçu Parkına gitmemiştik. Böyle parklar çok keyifli oluyor hem çocuklar iin hemde bizler için. Bizim favorimiz ya Özgürlük Parkı ya da Göztepe Parkı.
Ama iyi ki o gün gitmişiz Yoğurtçu Parkına.
Umay için de çok iyi oluyor.  Scotır'ını da aldık. Koştu, oynadı, sallandı, yürüdü derken vakit nasıl geçti bilmiyorum.
Pazar günü keyifliydi ve pazartesi gününe iyi bir başlangıç oldu bizim için. :)

 Ağaçların bize sunduğu manzara ise şahane idi tek kelime ile. Her renk yaprak, yerde ağaçta... ve gözümüzde....


Dün akşam başladım ve bitti... Hüsnü Arkan/ Gülhisarlı Terziler kitabı.
Bir kasaba hikayesi kitap. Baş kahramanımızın Ayhan Demirin etrafında geçiyor zaman. Ama en çok sizi etkileyende terzi ustası oluyor çünkü bu terzi ustası okuma aşığı ve çırağına da aşılıyor.
Biraz mutsuz hayatlar kitapta anlatılanlar. Ama sizi de mutsuz etmiyor.
“İnsanlar acılarını gülümseyerek hatırlamayı ne ara öğrenirler? Hemen mi? Çok sonradan mı, yaşlanınca mı? Artık bu soruların cevabını biliyorum sayılır. Her soruda, her hatırlayışta yeniden öğreniyoruz. Bu eğitim galiba hayatın sonuna kadar bitmiyor. Önemsediğimi kimse söyleyemez ama benim de bir acım var.” (s.53)
 Bakış açısını, kalemini ve elbette yorumunu çok seviyorum Hüsnü Arkan'ın.

Birde kitapta tevekkül çok fazla, sanıyorum bunda yöresel etkiler de bulunuyor...
Ara ara bazı cümleler uzatılmış olsa da tam bir ara kitaptı. yapın çayınızı, alın kitabınızı ve okuyun. Ve bir bakmışsınız kitap bitmiş sizde yeni kitaba başlayacaksınız.


1.11.17

Umay'lı ev halleri ve Yeni Üyemiz; Kedimiz :))


Umay'ın kreş günleri gayet iyi gidiyor. Çoook alıştı okula, arkadaşlarına.
Okul müdiresi hanım kızımın çok sosyal olduğunu, mutlaka selam verdiğini, giderken de "görüşürüz" dediğini söyledi. Benim için çok hoş bir duyguydu. :)
Okul ile ilgili neredeyse hiçbir şey anlatmıyor. Her gün istinasız soruyorum ama yok, tek dediği,
----- Okul nasıl geçti Umay?
------İyi geçti.
-------- Naptınız?
----- Oynadık....

Konuşmamız bu kadar... Eşim çok sormamamı, çünkü genelde çocukların anlatmadığını söyledi. Ama ben anlamamış gibi her gün soruyorum. Napayım anayım ben anayım moduna başlıyorum...😀
Tabi gün geçtikçe huyları da büyüyor, bazen atarlı oluyor bazen normal. ::)

Yeni oyunlarımızdan biri de kapak resimlerinden ve renklerinden kitap bulmaca ve koklamaca.
Ben kapakta yer alan bir nesneyi, resmi kareyi ve rengi söylüyorum oda üç sıra halinde olan kitaplar içinden bulup getiriyor. Bi de nasıl hoşuna gidiyor anlatamam....
Böylelikle görsel hafızası da iyi çalışmış oluyor. Tabi sonra bu kitaplardan yol, köprü yapıyoruz, oyuncak kaplumbağası geçiyor vs... artık gerisi hayal gücüne kalmış.
Uzun zamandır direndiği tek şey "oyuncaklarını toplamak"... ısrarla reddediyor.
Elbet bir gün toplayacak. Toplayacak dimi? 😳
Onun dışında çok iyi huylu bir çocuk... öyle anlatacak, dertlenecek bir şeyimiz yok. İlerde nasıl olur bilemiyorum.



Size  yeni üyemiz "Pamuk Şekeri"ni tanıştırmak isterim. Şimdilik Umay bu ismi verdi kediye.
Uzun zamandır istisnasız her gün bizim kız " anne niye bizim kedimiz yok? ne zaman kedi alıcaz? ne zaman bizim de kedimiz olacak?"
diye başımızın etini yiyordu. Dışarda ki hayvanlara deliriyor zati.
Biz de artık karar verdik ve kuzenimin sayesinde bu İran Kedisini sahiplendik.
Dün geldi evimize, kısırlaştırıldığı için daha hassas.
Uzun zamandır kapalı yerde durduğu için ürkek de biraz.  5 yaşında bir erkek kedi.
Özelliklerini okuyunca tam bize göre bi kedi. :)
Çünkü ben evin içinde hoplayan, zıplayan, bir şeyleri tırmıklayan bir kedi ile yapamam diye düşünüyorum. Hoş böyle diyorum ama büyük de konuşmayayım. Baksanıza nerden nereye geldik ve evimizde bir kedi var.

Öyle tatlı ki, boynundan okşayınca kafasını avucumuza yatırıyor ve sevdiriyor, bayıldık bu kediye. Çok da ısındık. Umarız o da bize yeni evine ısınır ve alışır. Netice de uzun yıllar birlikte olucaz.
Huy olarak da tam bir ev kedisi, sakin, huzurlu, duyarlı bir kedi. Bağırdığınız da depresyona girebiliyormuş  nette öyle yazıyor. Kızdığınızda azıcık yüksek tonda "hayır" demeniz yeterli diyor.
Daha da bir sürü şey yazıyor.. Bazılarını yaşadıkça görüp anlıycaz.


Genelde hep yatıyor, öyle fazla yukarlarda gezmeyi sevmiyormuş; tam benlik yani.

Çıktık bakalım bir yola.... Bizi neler bekliyor yaşayıp görücez. :) Böyle işte blog.

Ben kaçar, biraz Pammık Şekerimizi seveyim, seveyim ki alışsın bize. ::))))))



24.9.17

Doğum günülü bir hafta...



Okul haftamız güzel başladı.
Tam "anne parka mı gitsek acaba?" derken Umay, hop okul saatimiz gelmiş oluyor.😊
İlk firemizi cuma günü verdik. İyi ki de vermişiz.
Malum okul çocuğu olan anneler bilir; veliler Whatsapp grubu kuruldu. Cuma sabahı da 3-4 veliden mesaj geldi, çocukları ateşlenmiş , bir diğeri faranjit olmuş, o yüzden okula gönderemiyoruz sizde durum nedir demişler...

İyi ki gidememişiz dedim vallahi, tabi ki hasta çocuklara da şifa diledim.

Bu hafta artık Umay'ın okulu 1'den 5'e kadar olacak. Artık düzene girmemiz daha kolay olacak diye düşünüyorum.

Okula gitmedi Umay çünkü abisi Toprak Cem'in 6 yaş doğum günü partisi vardı okulda.
Ondan önceki hafta da Sevdoş'un doğum gününü  kutladık. Sevdoşum nice keyifli, Paris'li ve gezmeli yaşlara kuzum.💓

Kuzum Toprak Cem'im ne zaman büyüdün diye diye gittim...Her anına tanık olmak çok güzel bir duygu.
Daha nice sağlıklı, keyifli, okullu yılları olsun kuzumun.
Yanlız bu doğum günü partilerini okullarda yapmak çok akıllıca.😀

Bu haftamız böyle güzel geçti.



İyi haftalar ... :)




22.8.17

Emaar Akvaryum & Su Altı Hayvanat Bahçesi

Adını çokca duyduğum ama gidip görmeyi pekde merak etmediğim bir yerdi benim için Emaar.
Daha doğrusu AVM sevmeyenlerdenim ben. Çünkü Avm'ye bir giriyorsunuz ve zaman nasıl geçiyor anlamadan akşamı etmiş oluyorsunuz.
Öyle sosyalleşme de olmuyor zaten bu tarz yerlerde.

Genel huy olarak ihtiyacımı alıp çıkmaktan yanayımdır.
Öyle mağaza mağaza gezmeyi pek sevmiyorum. Hatta bazen eşimle çıkınca " gel bakalım şuraya sana göre güzel şeyler olabilir " dediğinde bende cevap aynen şöyledir;
---amann şimdi ihtiyacım yok olduğu zaman bakarız.😬
Oda bana al gardırobunda olsun der ama dinleyen  bir karısı yoktur.😐

Sonrada özel bir gün geldiğinde ben başlarım kıyafet arayışına :)
Çünkü rahatıma ve rahat giyimime düşkünümdür.
Çekerim ayağıma spor ayakkabılarımı yada Convers'lerimi, tayt üstü salaş bir şey al sana kıyafet. :))))
 vs...

Neyse efenim bu Emaar'da Ümraniye tarafında yeni açıldı. Yanılmıyorsam ki yanılıyor da olabilirim... Araplar yaptı deniliyor.
İçine girince anlıyorsunuz. İhtişam ve dizayn güzeldi Allah için.

Ama kendimi resmen oarada turist gibi hissettim. Sanki ben bu memleketten değildim. Gerçekten de gidenleriniz varsa anlar ne demek istediğimi.

Bir kere bir çok mağaza muhafazakarlara ve Arap Turistlere yönelik yapılmış.
 Elbet saygım sonuszdur karşımdakinin giyimine, yaşam biçimine... Çünkü herkes kendi seçtiği yaşamı yaşar ve hesabını Yaradan'a verir. Orası benim haddime düşmez.

Ama ne bileyim çok yabancı geldi bana.

Biz zaten Akvaryum için gitmiştik. Hem Umay mutlu olur hem biz diyerek gittik.

Akvaryum çok büyük değildi ama çocuğunuzla gittiğinde hayranlık uyandıracak güzellikteydi. Bir sürü deniz altı balığı ve okyanus balıkları vardı. Birde Timsah getirmişler iki tane. Aman Allah'ım nasıl ihtişamlı bir hayvandı.
Zaten beni şaşırtan şeylerden biri de denizin altında ve karada yaşayan bir çok hayvan birbirine benziyordu.
 Yarım satte gezilebilecek bir yerdi. Bizim için güzel bir deneyimdi. Şimdi sırada karşıda bulunan büyük akvaryumda. Birde Tuzla tarafında da varmış. Ona da Umay'ı götürmek istiyorum.
 Çektiğim bazı fotoğrafları sizinde paylaşmak istedim.