Günce etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Günce etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19.7.21

Kısa Kısa haberler :)))

İyi bayramlar arkadaşlarrrrrrr :)))))))))))
 

 

2.doz aşımı da oldum. lakin ertesi gün tüm gün ve gece pert olmuş bir şekilde uyudum,  uyumaya çalıştım..... Kolumu kaldıramama meselesini hiç demiyorum bile....Bütüm kemiklerim ağrıdı. Dedim ki; bide covid geçirseymişim kim bilir nasıl atlatırdım?"

Aşı ile böyle ağrı çektiysem, hastalığın kendisini düşünemiyorum bile.....Allah şifa versin tüm hastlara... Yalnız dışarı çıktığımızda fark ediyorum ki; herkes sanki pandemi bitmiş gibi davranıyorlar...bu da can sıkıcı tabi. Sonuçta evet hepimiz bunaldık, bizde maskesiz dolaşmak istiyoruz, cocuğuma " yaklaşma, dokunma, park olmaz" demekten yoruldum...... neredeyse koskoca 1 yılı gitti eğitim hayatında..... 


Bu arada 16.Temmuz bloğumun 10.yılı idi. İyi ki açmışım bu sayfayı ve sizlerle tanışmışım. Acı-tatlı bir çok güncemi paylaştığım sayfamı çok seviyorum. 🎉🎊🎂


Tabi yaz olunca okumalarımda da düşüsler oluyor....Bu arada Netflix'de oynayan "Lupen" dizisini bitirdik. 2.sezonda gayet basarılı idi. Bir de "Friends" dizisine başladım. Oynadığı dönemi hiç hatırlamıyorum. Ve şuan çok severek izliyorum, çok gülüyorum esprilerine, ve çok özlem duyuyorum öyle samimi arkadaşlıklarına....... 

Geçen sene Don Quite kitabını almıştım. Aslında yıllar evvel okumuduğumu sandığım, oysa ki kısaltılmış metinmiş o..... :(((

Hikayesini çok bildiğim kitapları okumayı sevmiyorum. lakin bu kitap hiç de öyle değildi. O kadar  çok sizi gülümseten hikayeler vardı ki anlatamam :)

Tabi absürd anlatımlar, biraz dalga geçmeler de yok değil. Ve anladım ki boşuna değilmiş en çok  okunan ve basılan kitaplardan biri olması.....dönemine göre anlatım tekniği, hikayelerin geçişi, sizi sıkmayan merak uyandıran anlatımı ile muhteşem bir kitaptı..... geç kalmış okumalarımdan biri daha....

Bir de çevirmenin müthiş aktarımı, ön sözde anlatılanlar sizi kitaba hazırlıyordu. Bir teşekkür de çevirmen Roza Hakmen'e.

ARKA KAPAK YAZISI;

124 Kısım Tekmili Birden “Don Quijote” Yapı Kredi Yayınları Kâzım Taşkent Klasik Yapıtlar Dizisi’nin yeni kitabı, İspanyol yazar Cervantes’in ünlü romanı Don Quijote, tam adıyla La Mancha’lı Yaratıcı Asilzade Don Quijote. Kitabın sunuş yazısını yazan Prof. Jale Parla’nın sözleriyle: “Birinci kısmının basıldığı 1605 yılından beri en çok okunan, en çok sevilen, en çok yorumlanan ve yeniden en çok yazılan La Mancha’lı Şövalye Don Quijote ve silahtarı Sancho Panza’nın serüvenleri”, bütün dünyada olduğu gibi ülkemizde de ilgiyle karşılanmış, ancak dilimize daha çok İngilizce ve Fransızca gibi ikinci dillerde çocuklar için hazırlanmış baskılarından yapılan çevirileriyle girmişti. Yine de, ancak bir iki tane ve ikinci dillerden de olsa, tam metin çevirileri de yapıldı. Şimdi ise, Jale Parla’nın yerinde saptamalarıyla: “Shakespeare’le birlikte belki de ilk kez modern okuru düşleyen” ve sadece “şövalye romanları”nın değil, “Rönesans’ta kullanılan bütün (yazınsal) türlerin otoritesini dyıkan” bu önce yazarın belki postmodern anlatıyı bile nerdeyse dört yüzyıl önceden haber veren bu öncü romanı ilk kez tam anlamıyla Türkçeye kazandırılmış oluyor. La Mancha’lı Yaratıcı Asilzade Don Quijote, Roza Hakmen’in İspanyolca aslından yaptığı tam metin çeviriyle ve Ahmet Güntan’ın şiir çevirileriyle nihayet dilimizde.

TANRILAR OKULU
"Tanrılar Okulu" 2009 yılında epey bir reklamla satışlar rekoru kırdı. Hatta sanıyorum ki hala iyi satıyor.... Ben de o sene okumayı çok istemiştim ve eşim hediye almıştı. 😊
Sonra başladım, yarım bıraktım. Çünkü o ara "Ferrarisini Satan Bilge ve Osho" kitaplarını okumuştum. Bir kaç tane de Türk Yazarlarından okumuştum. Hal böyle olunca ilerlemedi kitap.   Sonra geçtiğimiz bir kaç aydır kitaplıktan bana göz kırpıyordu 😁
Tekrardan başladım okumaya..... Evet altını çizdiğim çok cümle oldu lakin belirli bir okuma seviyesine gelince kitap biraz tekrar geldi... Lakin daha önce bu tarz kitaplar okumadıysanız ilgiyle okuyacağınız bir kitap.
📍 Tabi kitapta öncelik sizsiniz ve her şeyin sebebi de, yaratanı da sizsiniz olarak anlatılıyor. Bu kısımlara katılmasamda bütün olarak içsel yolculuğunuza yardımcı bir kitap.....
📍 Şunu da belirtmeliyim ki roman gibi okunacak kitaplardan değil. Zaman isteyen, dinginlik isteyen bir kitap. O yüzden ya bölümlere bölüp okuyabilirsiniz ya da okuma grubu ile okuyup daha kolay ilerleyebilirsiniz.... 
 
ARKA KAPAK YAZISI;

İtalyan asıllı yazar ve modern çağ filozofu Prof. Stefano D’Anna, Tanrılar Okulu kitabı ile insanın kendi yaşamına dair devrim niteliğinde bir bakış açısı ortaya koyuyor. Eserinde bireyin hayata bir edilgen değil, tüm iyi ve kötü etkenlerin faili olarak bakması gerektiğini vurgulayan yazar, hikayeleştirme tekniği ile bunu oldukça etkileyici bir şekilde aktarıyor.

Okurlarıyla ilk kez buluştuğu 2002 yılından günümüze dünya çapında büyük bir beğeni toplayan kitap, felsefi öğretisinin yanı sıra kişisel gelişim alanında da eşsiz bir rehber niteliği taşıyor. Bu kitabı okurken sadece yazarın yaşamında değil, kendi iç dünyanızda da el değmemiş derinliklere doğru bir yolculuk yapacaksınız.

Tek Çıkış Yolu, İnsanın Kendisidir

İnsanın hayatında olup biten her şeyin asıl sorumlusu kendisidir. Kişiyi bugüne koşullar değil, kişinin kendi kararları getirmiştir. Ve karşısına çıkan tüm aksilikler; korkularının, karamsarlığının ve kendisine olan özgüvensizliğinizin somut bir yansımasıdır.

Tanrılar Okulu kitabında Prof. Stefano D’Anna, bu gerçekleri kendi yaşamından ve düşünsel tecrübelerinden yola çıkarak güçlü bir şekilde ifade ediyor. Kitapta gerçekleşen olaylarda düş ve gerçek kavramını iç içe geçiren yazar, böylece okurlarına tam olarak şu mesajı veriyor: Gerçeklerin düşlere yön vermesi kadar, kurulan bütün düşler de gerçekleri inşa ediyor.

Geçmişin Gerçekliğinden Gelen Bir Hayal

Hayatı tüm hızıyla yokuş aşağı giden bir adam… Başarısız bir sosyal yaşam, gelgitli ilişkiler, unutulmayan pişmanlıklar… Ve bir gün bu adam zavallılığının son sınırına kadar dayanmışken, birden karşısında baştan sona gerçeğe bürünmüş bir hayal görüyor. Bu hayal, onun gerçekleri düş penceresinden görmesini sağlayarak kişisel devrimine ön ayak oluyor.

Kendisine Dreamer adını veren bu hayali varlık, aslında adamın kanserliyken yüzüstü bıraktığı ve tek başına ölmesine göz yumduğu eski eşinden başkası değil. Ancak onun aksine Dreamer, somut varlığından sıyrılmış olsa dahi adama yardım eli uzatıyor. Artık bir eski eşten çok adamın yaşamında ulvi bir öğretmen olarak yer alan Dreamer, hayattaki çeşitli olgulara dair kurduğu diyaloglarla, kahramanın yaşam yolculuğunda ilerleyeceği çizgiyi kendisinin belirlemesini sağlıyor.


5.11.20

İç Dökesim Geldi...

 Canım hem yazmak istiyor hem istemiyor....

Bu deprem hepimiz gibi benide etkiledi.... Aklımda deli sorular...acaba binamız dayanıklı mı? Ya Umay'ın yanında ben yokken,  kızım depreme yakalanırsa? Ya da..........

Bir yanım tevvekül ediyor, bir yanım ise devamlı vesvesede..... Sevdiklerim aklımda,  ne yapabilirim /z diye düşünüyorum. Kızım ufak olmasa Akut'a falan uye olmak isterdim ama henuz onu bırakıp koşamazmışım gibi geliyor...belki o durum anında koşarım ama bilmiyorum.... Bilmemek de durduruyor beni....

İlk günler haberlere bakıyordum,  sonra bıraktım.... Sosyal medyadan takip etmeye başladım. İşin garibi buralarda da samimi paylasimlar kadar reklam kokan, sırf herkes paylaşıyor diye paylaşım yapanlar da çok.... Ve bunu yazarken aslında gerçekten onları eleştirmiyorum lakin onlar bizi eleştiriyor....  Bu sefer de içimdekini hem yazmak hem yazmamak geliyor....

Mesela birileri deprem dışında paylaşım yapanları ciddi eleştirmis...bu sefer de karşı taraf onları elestirmis... Sonra kendime sordum???

Hangisi doğru diye?

Sonra da "doğru kime, neye göre doğru?" dedim....

Mesela; kadın cinayetlerinde ya da tacizlerde, bende hem de deli gibi paylaşiyor, beddua ediyordum.... Sonra da sosyal medyadan nasil tepki almışım,  almışlar diye bakıyordum.... Sonra içimi dinlediğimde,  içime sinmedi...çünkü ben genel olarak beddua eden, lanet yagdiran biri değilim; kelimelerin gücüne inanırım ve o kelimelerin bir gün benim de hayatıma dokunacağını bilirim... Öfkemi,  kızgınlığımı baska şekilde dile getiririm.... 

Tabi burdan siğneye çektiğim anlaşılmasın... ( bazen duygularımı anlatmakta çok zorlanıyorum... Benle ilgili bu) hakkımı, hakkı olanı sonuna kadar aramak ister, takip ederim.

Lakin artık bana göre o kadar çok klavye aslanı var ki, kaldıramıyorum.... 

Ve ben depremle ilgili o an öfke dolu paylaşımlar yapmadım diye elestirilmek istemem.... Kimse benim içimde ne yaşadığımı bilemez.... Okuduğum kitabı yorumlayarak paylaştım diye, duyarsız olduğumu düşünmemeli.... 


Sonra fark ettim ki...aslında çoğunluk,  eger sosyal medyada paylaşımlarımız çoksa ona göre değerlendiriyor bizi....  

Not: eleştiri almış değilim ama bir sürü eleştiri yorumu okudum İg'de...

Bide üstüne Pandemi var..... Tekrar yayılması,  okulların açılması.... Okul toplantısında bile devamlı covid konuşmak.... Eve gelince hemen aklanıp paklanmak...ne zaman "maskesiz" dolaşıcaz"diye hem içimden hem sesli muhabbet etmek....!

Canım sıkkın olduğunda konuşmak yerine uyumayı tercih eden bir tipim.....

Uzun zamandır bu duygumu bile yaşayamıyorum... "Önüm arkam sobe diyorum" habire....

Çünkü hissettiğim,  yaşadığım sıkıntı,  duygu öyle uyuyayım geçsin değil...... Dik durmam gerek...evladım icin....

Böyle işte.....

İyi geceler....

Okuyan gozlerinize selam ederim. 🌺


7.10.20

Sophokles

 Öyle böyle derken üçüncü haftaları okula gidiyor bizim mini mini birler..... 

Sınıf toplantımız bile oldu :)) 

 Bu hafta havalar guzelllll olunca soluğu yeşillikler de aldık. Uzun zamandır Validebag Korusu'na gitmemiştik. Hadi oraya gidelim dedik arkadaşlarla. Cocuklarda oynadı,  koştu. Bizde oturup sohbet ettik.

Uzun zamandır evi temizlemek vardı aklımda. Mutfaktan başladım 😬 bu ara hava yağmurlu,  yağmurlar bitsin camları silerim. Sonrasıda bir dahaki kirlenmeye kadar rahatlik 😁 hele bide temizlik sonrası karşısına geçip bakmaya bayılıyorum.... :))

Bir kac gündür haberlere bakıyorum,  icim daraldı..... Hele bugün ki haberler fenaydı. Suriyeli eşini bağlayıp,  bilmem kaç gündür iskence ediyormuş adam. En son kadının çığlıklarını komşular duyup polis çağırmış.... Klasik "neden yaptın? Abi aldatıyordu beni, ondan" cevabı... Saydım, sövdüm içimden.....

Hiç izlemek istemiyorum haberleri lakin göz kapatmakda olmuyor. Böyle durumlarda elimden bir sey gelmemesi çok üzüyor beni.......

Hadi birazda kitaplarımdan bahsedeyim... Bu aralar "Dickens" okuyorum...  "İki Şehrin Hikâyesi" bitti, şimdide "Oliver Twist" okuyorum. 

Birde üçleme bir tragedya bitirdim.... 

gömmekadikoy İş Kültür Yayınlarına inenler bilir, orada çalışan arkadaşlar tam bir kitap kurdu. Yine günlerden bir gün oraya gitmiştim,  bakınıyordum, sonra eleman dedi ki; bence #kraloidipus okumalısınız. En iyi tragedya eserlerdendir. Bende biraz arka yazısını okudum,  baktım üçleme kitap ama bir arada alıp okumaya bilirsiniz de. Çünkü başlangıçta on sözde önceki hikayenin özeti var.

👑👑👑👑👑👑

#sophokles döneminin ve bu dönemin  Yunan tragedyasının en önemli yazarlarından biriymis. Okurken de o lirik siiri, anlatımı,  insan doğasının beklentisini hissediyorsunuz.

Özellikle kader olgusu, kahinin söylediklerinin çıkma beklentisi...adeletli olma isteği ve de okunan lanetler 😒

Katıldığı her yarışmadan ödül ile ayrılmış Sophokles, okurken hak ettiğini hissediyorsunuz.

👑👑👑👑👑👑👑👑👑👑👑

Üç eseride sevdim,  Kral Oidipus ve Antigone karakterleri güçlü ve adaletleri ile gönlüme yer etti.

Özellikle #antigone babasını ve kardeşini törenle gömmek istemesi, krala karşı gelmesi ve son cümle......

📍📍📍📍📍" Kibirle söylenen büyük laflar, ağır bedeller ödeterek yaşlılıkta öğretirler sağduyuyu."


20.5.20

Evlat...İnsanlık Halleri....



Selam. :)
"Selam " demeyi bide "hoş geldin" demeyi çok seviyorum... Neden bilmiyorum ama içim gerçekten çok iyi oluyor öyle deyince....gerçi benim birde kelimelere takıklığım var....laf olsun diye hor kullanmayı sevmiyorum..... 
Neyse efenim uzatmayayım dimi! 😬
Yeni anne olan arkadaşlarım var, anne olacak arkadaşlarım var.... Sohbet ediyoruz....

Sonra aklıma hepimiz de olduğu gibi kendi hamilelik sürecim, öncesi, sonrası geldi...
Umay'dan önce zorunlu sezaryanım var.... Kalp atışları önce duyuldu, sonra hiç duyulmadı, bekleyelim dedi doktor
..bekledik bir iki hafta...ama tabi o ara ben garibim.... Ta en başından hissetmiştim. İlk testi yaptık...ertesi gün "bunda bir gariplik var...iyi şeyler hissetmiyorum" demiştim eşime....
Doktorumda annelerin bazı şeyleri daha iyi hissettiğini söylemişti...
Sonra doktor kararı ile sonlandı gebeliğim....
Tabi ben dışarıdan güçlü duruyorum ama içimde kopan fırtınayı anlatamam size...... Hala o tarihte içim burulur, gözlerim dolar...taman hep söylediler... "İşte o bir kan pıhtısı, üzülme, yine kalırsın hamile, hayırlısı değilmiş" falan filan... Evet destek olmak için deniliyor... Ama deneyimleyerek öğrendim ki(acı bir tücrübe oldu) aslında en güzel destek...acısı olanı dinlemek ya da sessizce yanında olmak.... Oysaki bizler zamanında bende öyle yapıyordum çünkü; acısı olan sevdiğimi teselli etmek için devamlı moral vermek için konuşuyor,  örnekler veriyordum.... İşin aslı öyle olmuyormuş demek ki......

Sonra gel zaman git zaman hamile kaldım...test sonrası dediğim ilk cümlem; bizim kızımız olacak......
Ki benim hayat felsemde evlat birdir...erkekde olsa kız da evlat benim evladımdır.... Dilim demez sadece bu cümleyi,  kalbim, ruhum,  zihnimde de böyle hissederim....
Ki benim kardeşim erkektir. Ve hiç bir zaman "keşke kız kardeşim" olsaydı demedim. Aramızda ki duygu, saygı, destek öyleki hiç hem cinsim olsun demedim....
Çünkü hayat bana öğretti ki.... Evladı yetiştiren bir kadın. Ve o anne eğer evladını severken cinsiyetçi yaklaşmazsa....saygısını,  sevgisini dili ile söylediği kadar bedeni ile de gösterirse.....kız erkek fark etmez...

Şimdi bu iç dökme nereden çıktı derseniz.... Konuştuğum anneler ya da  parkta da oluyordu bazen... Erkek annesi ise; ay ne şanslısın kızın var..." "Allah'ın şanslı kulusun kızın olmuş" falan diyorlar.....
Çok şükür, bin şükür sağlıklı,  akıllı bıdık evladım var... Ama erkekde olsa bu duam aynı olurdu....
Evlat-anne ilişkisi öyle büyülü ki....ne verirseniz onu alıyorsunuz.... Aslında büyüdükçe değişmiyor evlat....aklı erdikçe karşılık veriyor...
Ve bence erkek evlatda hayırlı olur...anasına babasına....
Bir arkadaşım doğum yaptı, erkek evladı oldu .
Konuştuk,  dertleştik....Ya Gülşah diyor bir sen olumlu anlatyorsun.senle konuşunca daha iyi hissediyorum....
Allah razı olsun...eğer bir nebze desteğim dokunuyorsa... 
Lakin ben olanı söylüyorum..
Eğer bebeğiniz ağlıyorsa...normal değil mi? En iyi bildiğini yapıyor bebek... Ya da çocuğunuz oyun istiyorsa, ilgi istiyorsa...normal değil mi?
Hep dediğim bir şey var; aslında bebekken de çocukken de..evlatlarımız normal davranıyor...biz onların küçük çocuk olduğunu unutuyoruz...istiyoruz ki...bizim gibi davransınlar...oturdukları yerden kalkmasın, istekleri mantıklı olsun.....
Bunları anlatıyorum yeni anne olan arkadaşlarıma....birde sabrı.....🎈

👩‍👧👩‍👧👩‍👧👩‍👧👩‍👧👩‍👧
 
Yukarıda ki fotoğrafta Umay saçımı tarıyor... Bana yardım etmek hoşuna gidiyor...geliyor makine boşaltıyor, mandal uzatıyor.... Bir şey taşıyorsam "anne çok ağır mı? Yardım edeyim" diyor.....
İşte o anlardan biri....
Hep duam..." ben senden razıyım Allah'da senden razı olsun kızım 🙏🏻" oluyor... Birde eğer bir gün anne olmak isterse ki istemezse de önemli değil...her kadın doğuracak diye bişey yok....
Kızımın evladı da kızım gibi olsun....


Bunları yazdım çünkü burası günlüğüm...inşallah unutmam ama olurda aklım şaşar unuturum,  defterimde daha detaylı olan, burada özeti olan bloğuma bakarım...hatta kızım da bakıp okur......

Bugün ne güzel bir gün.... Hem 19 Mayıs Atatürk'ü Anma Spor ve Gençlik Bayramı hem de Kadir Gecesi..... 
Dualarımız kabul olur İnşaAllah...


4.3.20

Günlük....

Yaklaşık bir  saat önce haberlerde dinledim.
Korena virüsü sebebi ile İtalya mart sonuna kadar okulları tatil etmiş.
Aslında bende düşünmüyor değilim,  kızı bir süre okula göndermesem mi? Malum.....

Tabi sonra "nereye kadar?" diyorum?!
Bir sürü fısıltı haberleri dönüyor ortalıkta.....
Birine inanmasam diğeri mantıklı geliyor... Hani bir laf var ya....; iki ucu boklu değnek. ....

Kafa mı dağıtmak istiyorum hepimiz gibi.... 2020 resmen kötü başladı kötü gidiyor... Müstahak mı? Dünyayı, kendinin sanan , sadece insana ait olduğunu düşünen, öyle davranan biz insanlara Müstahak....

Hele o göçmenlerin, ülkeden Avrupa'ya geçmeye çalışan insanların en çok da çocukların halini görmek...... Bazen şöyle derken buluyorum kendimi...?
Hem başka ülkedesin, hem ülkende savaş hem de pıt pıt çocuk doğuruyorlar.... Hayır nerelerine güveniyorlar....?
Biz ikinci çocuk yapmaya korkuyoruz... Onlar..... Pes diyorum...
Sonra böyle hüküm verdiğim,  eleştirdiğim için kendime kızıyorum.....

İşte böyle....

13.2.20

Günlük, Biten Kitaplar...

Bu hafta Kartal'da Sevdoş'lardaydım.
Toprak Cem sabah onu okula bırakmamı ve sonrasında Umay ile almamızı istedi. 🤗
Şuan Toprak Cem benim de okuduğum okulda okuyor. Benşm açımdan tam bir nostalji açıkçası. Hatta eski mahallemden tanıdığım kişilerş görmek içimi tuhaf yaptı.
Tabi bahçeye yeni okul yapmışlar. Eski bina "Halk Eğitim" olmuş... Anılar , anılar durumu vardı bende.... İlk okul arkadaşım birde okulun karşısına kırtasiye açtı. Onu da ziyaret ettim. İçime çok iyi geldi.

Okul dönüşü eve okulun arka tarafından geldik. Sokaklara bakarken kendi okul çıkışım,  eve dönüşüm,  arkadaşlarla yürüdüğümüz zamanlar geldi. Şimdi benim garip bir huyum var, isim hatırlamam ama gördüğüm,  konuştuğum yüzü hiç unutmam. O yüzdende eski mahalleye gidince de tanıdık görüp konuşuyorum ama isim yok 🙃

Öyle işte... :)

Biten kitaplara gelirsek....

"KIRMIZI KAZAK/ MELTEM GÜRLE"
Arkadaşım getirmişti okumam için.
Birgün Gazetesinde ki yazılarının derleme kitabı. 
Hayata dair, okuduğu kitaplara dair, alıntıları, hatırladıkları...öyle güzel anlatmış ki yazar.... Eğer anı, derleme kitapları seviyorsanız bunu da seversiniz...
Arka kapak yazısı;
Kitaplarla iç içe geçmiş denemeleri okumak uzun sürer. Yıllar önce okuduğunuz kitaplar, elinizdeki denemelerle birlikte yeni boyutlar kazanır, derinleşir, zenginleşir. Okumadıklarınız yepyeni ufuklara çağırır. Bu nedenledir ki,  okumadıklarınızı okumak, okuduklarınızı yeniden karıştırmak için sabırsızlanır, elinizdekini bırakır, “öteki metinler”le avarelik edersiniz.
Meltem Gürle’nin denemelerini de okumanız uzun sürecek, ara vereceksiniz, döneceksiniz, yeniden durup yeniden başlayacaksınız. Oturacaksınız, kalkacaksınız, araya başka kitaplar girecek. Elinizdeki kitabın kopyası eskiyecek ama okuduklarınız değil. Bu denemeler kendileri eskimeyecekleri gibi eskiden okuduklarınızı da tazeleyip yenileyecek. 


Diğer kitabım;
"AKŞAM YILDIZI/ İSKENDER PALA"

Sevdiğim bir yazardır İskender Pala... Lakin bu kitap biraz hızlandırılmış gibi geldi....
Her ne kadar "Göbeklitepe Romanı" densede bence değil. Evet ilk insanlık, ritüeller, avlanma,  kardeşlik,  sevgi, göç ....derken konuyu bağlamaya çalışmış.... Eğer "Göbeklitepe" romanı olarak düşünmezseniz yine enfes bir anlatım....


Arka kapak yazısı;

Akşam Yıldızı,  okurlarını bugünden alıp asırlar öncesinin 
Göbeklitepe’sine götürüyor. İyi ile kötünün mücadelesinde 
bir aşk yolculuğu bu… Sevginin inanca, inancın tutkuya, tutkunun hayata adım adım karıştığı noktadan 
Göbeklitepe hakkında bilinen her şeye 
yeni bir bakış, bir ters yüz ediş…
 
On iki bin yıl önce yaşayan kadim insandan günümüzün modern insanına evrilen anlam arayışı…
Duymak istediğimiz belki de ilk insanın var oluş hikâyesi…
 
İskender Pala’nın yetkin kalemi ve ustaca kurguya dönüşen hayal gücü, Göbeklitepe üzerine herkesi yeniden düşündürecek;
Akşam Yıldızı kendi gerçekliği ile ezber bozacak.


Diyor...... İşte böyle...

12.12.19

Biraz Benden..biraz biten kitaplardan....

Dönem dönem içime iyi gelecek kitaplar arıyor ruhum. Bunda sanıyorum ki evde olmamın da sebebi var. Çünkü çalışmayı daha çok seviyorum,  beni motive ediyor.
Yalnız şöyle bir ironi de var evde olmaya da alıştım. Bu ikilemden dolayı da ara ara ruhum daralıyor. Bazen kendimi işe yaramaz gibi hissediyorum,  nasıl anlatsam bilemiyorum bu duygumu. Sanki çok gezmemem, çok almamam gerekiyormuş gibi hissediyorum. Sonra bir dönem geliyor bu duygum gidiyor.
İşte böyle bir dönemde daha önce çok gördüğüm,  lakin mesafeli durduğum "SAKİN/ EGE SOLEY" kitabı yine karşıma çıktı.

İçini biraz karıştırdım ve almaya karar verdim.
Aslında tüm yollar biraz sakinlik, biraz dinginlik, biraz yavaşlamaya çıkıyor. Bunu ister meditasyon ile yapın, ister yoga, isterseniz namaz kılarak.... Enerji, dua ve iç sesimizi dinlemek aslında ruh-beden-zihin üçlüsü için önemli. Bunları biliyor olsam da ara ara okumak iyi geliyor.
🕐 🕐 🕐 🕐
Koşmayı bıraktığımız gün, vardığımız gün.
Aramayı bıraktığımız gün, bulduğumuz gün.
Konuşmayı bıraktığımız gün, duyduğumuz gün.
Bizim olduğunu sandığımız şeylerin hiçbir zaman gerçekten bize ait olmadığını anladığımız gün, artık her şeye sahip olduğumuz gün.

Kendimize sorduğumuz tüm soruların cevabı, aklımızı sakinleştirdiğimiz ve sessizce hayatı dinlediğimiz anlarda saklı. Ege Soley Sakin’de o değerli anlara ulaşmanın, yaşamın akışına güvenmenin ve kendi sesini daha iyi duymanın yol haritasını veriyor. (Tanıtım Bülteninden)
Diyor...... Yazarın anlatım dili öyle tatlı ki....anca böyle adlandırabilirim....

Sonra ki hafta "YUNANLI BİR KIZ ARANIYOR/ friedrichdürrenmatt


#friedrichdürrenmatt aslında oyun yazarı imiş.  Bir çok oyunu sahnelenmiş ve Almanca konuşulan ülkelerinin yazınında en ünlü yazarlardan.
📕 Bu kitabını okurken yer yer tiyatro oyunu izler gibi okudum. Aralarda masalsı anlatımı,  sonrası gerçekçi laflar,  cümlelerle sonunun nasıl geldiğini anlamadım kitabın. 📖 Her şeyin bir ilanla başladığı,  bazı nüfuslu kişilerin arasında ki diyaloglar, inancın, siyasetin , paranın insan üstünde ki etkilerini komik ve bir o kadar da dan dan söylerek anlatıyor yazar.
Kısa ama öz anlattığı hikâye hâlâ günümüzde de etkisini gösteriyor.... Tek sıkıntı kitapta çok fazla kelime hatası vardı.

İşte böyle......




21.10.19

Günce....

Günaydın iyi haftalar 🍀

Geçen hafta hava mis gibiydi. Genelde sokaklardaydık kızçe ile.
Cumartesi bale sonrası Kadıköy'e indik. Bando gösterileri var bu hafta. Geçen sene de izlemiştik; coşkulu ve güzel oluyor. Marşları söylerken hissettiğim gururu anlatamam... İyi ki,  iyi ki diyorum bu topraklar da doğmuş ve yaşıyorum.

Sonra kardeşim Sevdoş geldi Topak abimizle 😍
Biraz turladık. Kadıköy'de "Cadıköy" diye bir cafe var. Hep önünden geçerdik ama hiç oturmadık. Sevdoş'da Toprak'a söylemiş,  girelim dedik. Çoook hoş bir cafe idi. Alt katını biraz daha karanlık yapmışlar ve konsepte uygun eşyalar vardı. 😁
Özellikle sunumları ve ıslak keki muhteşemdi...
O günü öyle bitirdik.
Dünde Kalamış parkında Belediyenin düzenlediği çocuk etkinliğine katıldık.
Çocuklar için ufak bir etkinlik vardı, parkurlar, yüz boyama,  eşleştirme kartlar derken sonrası birazda parka gidip eve döndük.
Kadıköy Belediyesi gerçekten de iyi çalışıyor. Hele yeni başkan hep sokaklarda,  etkinlikler de gülen  yüzü ile .

Eee tabi dün pazar olunca iş güç yok. Kahvaltı ve çamaşır asmak dışında 😁
Şöyle güzel keyifli bir film izleyeyim dedim.... Bu konu da Netflix sağ olsun....
Kazandığı çekiliş sonrası Yeni Zelanda'ya giden ve hayatına çeki düzen vermek isteyen kadının ve orada ki yaşadıklarına dair olaylar örgüsü. Tam bir pazar sabahı filmi idi benim için. Keyifle izledim...aşk da vardı tabi içinde. Aşk önemli. 😍
Tabi izlerken yaptığım yorumları yazmayayım 😁
Ama bişey diyeyim gerçekten de zor bir karar, başka bir şehre gidip,  yeniden başlamaya çalışmak hayatına....tabi bu biraz ekonomik gücede bakar.

Akşamınında eşimle izledik başka bir film....
 "Laoundromat"  

Çin, Meksika, Afrika ve Karayipler'de Mossack Fonseca'nın üst düzey patronlarına ait sırları ortaya çıkaran gazetecilerin hikâyesini konu alıyor.

Oyuncular da sağlam. Konusu da nasıl bizi paravan şirketler ile dolandırdıklarını ufak bir belgesel gibi anlatmışlar.
Jake Bernstein’ın kitabından uyarlanan The Laundromat, Panama Belgeleri’nin gün yüzüne çıkmasını sağlayan gazetecilerin hikâyesini mercek altına alıyor. Filmde mağduru olduğu sigorta dolandırıcılığının arkasındaki gerçekleri bulmak için yola çıkan bir kadının, kendisini dünyanın en zengin ve en güçlü insanlarını etkileyecek bir davanın içinde bulmasıyla yaşanan olayları izleyeceğiz.
Meryl Streep, Gary Oldman ve Antonio Banderas‘ın başrollerini üstlendiği filmin oyuncu kadrosunda Matthias Schoenaerts, Sharon Stone, Jeffrey Wright, David Schwimmer, Alex Pettyfer, Robert Patrick ve Melissa Rauch gibi önemli isimler de yer alıyor. 

Öyle işte haftayı bitirdik, yeni haftaya başladık. 

Kitaplardan da Ayfer Tunç okuyorum. O da sonraki yazının konusu olsun. 😉


15.7.19

Günlük Haller....

Gecenin şu saatlerinde ki sessizliğe tek kelime ile bayılıyorum. Şuan saat:01:30
Birde üstüne hafiften yağmur yağıyor ve sesi geceye eşlik ediyor,  bir de üstüne toprak kokusu....eeee daha ne olsun dimi ama...şükür çok şükür 🌹
   Hafif de hava serin bir şal  almalık... İşte bayıldığım anlardan biri..... Böyle zamanlar da sabahlamak isterim... Uzun zamandır yapamıyorum tabi.
   Neyse ki biraz da olsa geç yatabiliyorum, gündüzleri şekerleme de yapıyorum. 😁
Öyle olmasa zor halim.....
Sanıyorum bu hallerim de yeme biçimimin  de etkisi var. Şekerli ve karbonhidratlı yiyecekler çok tüketiyorum. İşin garibi,  biliyorum,  her şeyin farkındayım lakin yemek yemeği çok seviyorum.........
      Yalnız 40 yaşa az kaldı artık ciddi kararlar almak gerek,  sadece dilimin söylemesi yetmiyor,  uygulama da istikrar gerek....
    Vücut yavaş yavaş bazı şeylerin sinyallerini veriyor; aman Gülşah dikkat et diyor....anlayana tabi....
    Yoga ve pilates derslerine başladım. Bende sorun şu; başlamak değil de devam ettirebilmek,  bide yanında dengeli beslenmeyi öğrenirsem değmeyin keyfime....
Havalar malum... 2 haftadır havuza da gidemiyoruz...attıyoruz kendimizi ta Kadıköy sokaklarına ya da eve...
  Daha önce de demiştim ya hani,  yazın fazla kitap okuyamıyorum diye... Bu aralar  bunu dert etmediğimi fark ettim,  daha çok an-ı yaşamayı seçtim... Bu duyguda zamanla oluyormuş onu anladım. Bazı şeyler için yaşanmışlıklar gerekiyor....
Dizilerden de OutLander disizi izliyorum. Dönem dizisi,  bir de Big Little Lies....

Öyle işte....
İyi geceler,  iyi haftalar. 🌼💮


18.4.19

Günlük düşüncelerim.....

Bu aralar Netflix dizilerine sarmış durumdayız. Özellikle Blac Mirror...
Diğer dizilere de baktığım da çoğunluk hep "yapay zeka" ile. Sanırım bizi yavaştan hazırlıyorlar. Nede olsa göz gördüğüne alışırmış.
Her biri ayrı bir konudan oluşuyor bölümler de lakin tema hep aynı nedense. Akıllı telefonlar,  vücuda yerleştirilen çipler.
Çok tehlikeli geliyor bana. Belki ileri de normalleşecek bu gibi şeyler ama ben çok yadırgıyorum.
Örneğin dün izlediğimiz bölüm de kulak arkasına yerleştirilen çip ile anılarınıza ulaşıyorsunuz ve istediğiniz ânı başa sarıp her bir detayını ekrana yansıtıp izliyorsunuz.
Ve bir kocanın eşinin bazı davranışlarından şüphelenmesi üzerine başlıyor olaylar.
Benim takıldığım nokta ise.... Düşünsenize artık çok da beynimizi kullanmamıza gerek yok. Aklına bişey mi takıldı sar geri izle....istersen hiç durmadan izle...
Oysa ki bize  fıtrat  olarak ters.
Bazen unutmak iyi gelir bedene, ruha, zihnimize....
Bazen bilmemek iyidir diye düşünüyorum. Herşeyi bilmeye çalışmak olacak olanlara devamlı müdahale etmek bir şekilde akışa karşı gelmek her zaman iyi değildir.... Bazen bazı anları yaşamamız gerekir büyümek için,  olgunlaşmak için vs....
Hayır yani zaten gitgide asosyal kişiler oluyoruz bunlarla iyicene yalnızlaştırılıyoruz.
Bugün bir diziye daha bakayım dedim o da öyle. Osmosiz....
Bu dizi de öyle. Bilim Kurgu diye geliyor ama yine çip var. Bu seferde  ruh eşiniz ile sizi eşleştiriyor. benzer kişileri birbirine gösteriyor ve isterseniz bedensel dokunuşlar olmadan çip ile beyninizde yaşıyorsunuz bir çok duyguyu... Buna sevişmek de dahil...... Bu ne ya...... Oysa ki bazen sadece elele tutuşmak,  sarılmak o kadar iyidir ki... İllaki birleşmek gerekmez..... Ruhun ihtiyaçları farklıdır ve yaşadığımız ana göre değişir.....
Bilmiyorum ki bana mı garip geliyor böyle şeyler. Hani öyle eski kafalı denilen tiplerden de değilimdir  ama  bunlara biraz karşıyım.... 🤔
Bu aralar düşünüp duruyorum.
Siz ne dersiniz?

30.12.18

Ev Hali 🏡

Selam.
Tam düzeldi şükür iyiyim derken hop tekrar hastalandım ve bu sefer fena vurdu. Bütün kemiklerimi hissettim, sırma tuttu  Dr gittik  Meğerse yeni bir grip salgını varmış  adı henüz konulmamış. O da bana denk geldi işte......
Sağ olsun kayınvalidem baktı kıza ve bana.
Bir hafta da böyle geçti. Son iki gündür çok şükür diyeyim iyiyim 
Bu sefer bizim kız hasta. Akciğeri bir tarafında iltihaplanma varmış. Antibiyotik başladık  Cuma kontrole götürücem ..
Keyfi yerinde de evde oyunla, play staionla atlatıyoruz.....

Yeni yıl hem. Bize size sağlıkla gelsin. Gerisi zaten geliyor .... Sağlık yerindeyse ...
Ağacımızı süsledik  Akşamları bu ışıkları yakmak, izlemek çok keyiflendiriyor beni. Zati en ufak şeyden mutlu olurum ben, en ufak şeyi de büyütür de büyütürüm kafamda halleden kadar. 😁

Bu yıl hatta son iki yıldır hiç tiyatro izlemedim nedense bir türlü denk getiremedim ... Filmlerde de çok fazla izlediğim yok. Seneye daha çok izleyeyim dedim kendime 
Bu sene hastalıktan liste de hazırlayamadım. Bu da bu senenin ilki olsun. Aklımda bir çok notum  😊

İyi kitap okudum ama. 😊 Kendime 1000k sitesind hedef olarak 150 belirlemiştim. 153 tane okudum.

Artık okuduğum kitapların yazısı ayrı bir yazı olsun..

Şimdiden mutlu, bereketli  keyifli seneler arkadaşlar  🎍

6.12.18

Selam. 😊

Selam.

Yeni kitabıma başlamadan önce blog yazayım dedim. Yine aralar veriyorum ve her seferinde daha sık yazıcam diyorum.
Yazarken de TRT Müzik kanalını açtım. "Zerrin Söylüyor " programını görünce bıraktım 
Taaaaaa eskiden  ilk müzik kanalları çıktığında ne izlerdim. Hele Kral Müzik kanalı ilk açıldığında evde en ufak boşlukta  annemler de hele evde yoksa bu kanalı açıp, sesi de açıp amma izlerdim klipleri...

📺 Sonra ne oldu bilmiyorum ama vazgeçtim bu kanalları da izlemekten.
Daha çok yabancı dizi ve film izlerken buldum kendimi. Aslında oldum olası televizyonu çok sevmeyenlerdenimdir. Uzun süre açık kalırsa resmen rahatsız oluyorum ... Zamanıma yazık ediyormuşum gibi hissediyorum. 
📺 Bu aralar TLC kanalını seviyorum  Orda ki programlar hoşuma gidiyor  Hele şu ikiliye bayılıyorum  "HAYALİMDE Kİ EV" programını sunuyorlar karı koca.
O eski evlerin yeni halleri beni benden alıyor ... Hele bahçe içinde olmaları, o yeşillikler ağaçlar ... En büyük hatalim benim de kasaba gibi küçük bir yerde, ağaçların olduğu  kuş seslerini duyduğum bir şehirde yaşamak...
Bir de "Temizlik Hastaları" programının seviyorum seni 😁...
Onları izledikçe resmen evde iş aşkına tutuluyorum  😊

Onun dışında; sabah kızı okula götür getir, yemek derken birde üstüne kitaplarımı da okuyunca keyfine diyecek yok.
Havalar da tam petek önü modu oldu evde bana. Soğuk ❄ bastırdı fena....
Birde kar yağarsa oooohh daha ne isterim....
İşte böyle . 😊
Sizden naber?


26.11.18

Film. Kitap. Sosyal Medya... Günce...

Nerde kalmıştık  😊
Selam herkese.

Takvime bakınca inanamadım. Bi de ev kadını olunca çok da fazla tarihle işim olmuyor. O yüzden sanırım çok şaşırdım....
Resmen haftasonu Aralık ayına girmiş bulunuyoruz ....
Gerçekten ama gerçekten klişe olsun diye değil... Zaman nasıl geçiyoe hiç anlamıyorum ...

Sanki daha bir ay oldu okullar açılalı .....
Bu seneki liste işini aksatmayayım diyorum  Yeni yıla girerlen liste hazırlamak hoşuma gidiyor.

Yılbaşı 🎄 ağacını çıkartmama az kaldı.
Instagram'da baktığım da "ooooo herkes ağacı çıkartmış süslemiş bile" diyorum ama daha erken benim/izim için.

Bu sene denk getirirsem bende adresi olan arkadaşlarıma kartpostal atmak istiyorum. 😊 İsteyen olursa adresiniizi gönderin size de yollayayım.

Bide yeni moda sanırım tam çözemedim... Bir çok etkinliği, önemli günleri sosyal medyada bir gün önceden kutlamaya başlıyorlar .. Gerçekten merak edşyoeım acaba ben mi gözden kaçırdım ...? Bilemiyorum?!

 Hafta sonu ince kitap okuyayım  dedim.
İnce lakin dolu dolu bir kitap okudum.
🖋 Farabi / Mutluluğun Kazanılması kitabını bitirdim 
Bazı yerleri iki kere okudum  Hatta kendime "daha iyi anlamak için tekrar okumalıyım" dedim.
Instagram'da ki yorumum şöyle:

🗯

Dün incecik bir kitapla haftayı bitirdim.
📚 Kitap ince ama içeriği biraz yoğundu. Bazı yerleri bir iki kez okudum hatta tekrar okumam gerektiğini hissettim...
📎 #farabi
🖋 Bazı kişiler döneminşn o kadar önünde imiş ki..böyle eserleri okuyunca bu hisse kapılıyorum.
🖋 Farabi’yi orijinal kılan kelam ve fıkhı tasnife koymasıdır. Bununla yeni bir yaklaşım ortaya koymuştur. Buradaki amacı din + felsefe bütünlüğünü sağlamaktır.
🖋 Farabi’ye göre yetkin olan ile iyi olan aynıdır. İnsani davranış iyi olanı amaçlar. Mutluluk en yüksek insani yetkinliktir. Mutluluk, en yüksek kemal ve en yüksek iyidir.  Çünkü diğer bütün iyiler ve yetkinlikler kendileri dışında bir şeye ulaşmak için istenir. Mutluluk kendisi için talep edilir. Ona ulaşıldığında bütün istekler sona erer. Farabi için insani son yetkinlik, mutluluk kendine yeterlilik olarak değerlendirilir. En yüksek yetkinlik Tanrı’dadır. Tanrı en yüksek mutluluk düzeyindedir. Kendi başına var olma en yüksek Tanrı’da temsil edilir.İnsan ne kadar kendine yeterse mutlu olur ve Tanrıya benzer. 🖋 Bazı düşğncelerşne katılmasam da güçlü bir düşünce gücüne sahip biri Farabi... Eğer bu tarz kitapları seviyorsanız size de hitap edebilir


Bir de akşama Netflix filmi izledik.
Lise talebesi olan Sierra'nın okul macerası diyebiliriz.
Bir izlenimlik böyle filmleri seviyorum. Devamı yok ama izlerken sizi sıkmıyor ..
Tabi Sierra'yı izlerken lise dönemlerini düşündüm ve çocuklarının gerçekten de ne kadar acımazsoz olduğunu  🙄
Kızımız çok güzel değil, zeki iyi bir aileye sahip ama okulda "ezik diye tabir ediliyor  bir grup tarafından....
Okulun gözde kızı ile bir sebeple arkadaş oluyorlar ve film burdan devam ediyor.....
Sevdim filmi. 😊

Yazımı yazdım, sizleri okudum ve sırada ki" Körlük "kitabıma dönme vakti geldi. 😊

İyi geceler. 🌃 🦉

23.11.18

Biraz Günlük biraz kitap 📚

Selam.

Bu hafta yine bitti ve ben her zaman ki gibi "amanşn ne çabuk bitti hafta" derken buldum kendimi....... 🙄

Oysa ki evin içinde yapılması daha doğrusu düzenlenmesi gereken n bir arka oda ve balkon var. Binamızın mütahite gitme durumu var ki son beş yıldır aynı konu konuşuluyor.... Ne zaman olur bilmem. Bende arka balkona düzenli dursun diye dolap almak istiyordum.
Bu sebeplerden dolayı masraf yapmak yerine kayınvalidem de olan ve onların da elden çıkartmak istediği dolabı getirdik. Lakin haftasonları hep bi dışardaydık ve son iki haftadır öyle bekliyor oda.........
Kapısını çekiyor ve düşünceme emanet ediyorum  😊
 Bu haftasonu da bizim kızın arkadaşının doğum günü var yine kaldı oda............ 😭😭😭
Tül perde de yıkamak gerek. Ama illaki arkası düzenlenşnce yapıcam diyorum kendime. Bazen öyle takıntılarım oluyor. Sanki orası dağınık ya diğer yerleri temizlesemde ılmayacak gibi geliyor. Ay ne alakaysa.... .



Tabi elimde ki kitapları okumaya devam. Orhan Pamuk'un okumadığım kitapları vardı. Arkadaşta da vardı. Ondan aldım okudum 
Çoğu çok eski kitaplar uzun uzun anlatmıycam. Sağolsunlar nette resmen özetini veriyorlar kitapların.

Yazarın en çok İstanbul'u sevmesini ve anlatmasını seviyorum. Kafam da iyice netleşti bu durum.
Bir iki kita ı kaldı okumadığım onları da biraz zaman geçsin öyle okurum. Üst üste okumak biraz baydı. Bir de yazarın uzun uzun betimlemelerini düşünürsek 😬


Eşimin sevdiği seriye başladım sonrası. İthaki Yayınları'ın tekrar bastığı "Bilim Kurgu" serisi vardı.
UZAKTAN KUMANDALI KIZ / James Tiptree Jr.

Yazar ilk kitabını  yayınlandığında erkek ismi ile yayınlamış ve yıllarca da saklamış  Hatta kadın olduğu öğrenildiğinde "böyle bir bilim kurgu kitabını bir kadın yazamaş" demişler....  Hugo Ödüllü bir kitap. Tabi yazıldığı dönem düşünüldüğünde hayal gücü iyiymiş .. Şimdi zamanla okursanız sıkıkırsınız 
Gerçi kısa novella tarzı bir roman.
Konusuna gelince ;

Kurumlarca yönetilen bir yakın gelecek. Reklamların yasaklandığı bir distopya. Bu durumla baş etmek için farklı yöntemler deneyen şirketler. Bu mücadele sonucunda ortaya çıkan ve tek görevleri alışveriş yaparken görüntülenip subliminal reklamların bir parçası olmak olan popüler kültür ikonları – yani geleceğin tanrıları.
Kendi halinde bir kız olan ve hastalığından dolayı fiziksel olarak fazlasıyla deforme hatta çirkin P. Burke hiç beklemediği bir anda hayatının fırsatıyla karşılaşır. Elinde artık bir tanrı olma fırsatı vardır, hem de insan elinin ürettiği en güzel canlılardan biri olarak, Delphi olarak.

Hazır böyle bir seriye başlamışken devam edeyim dedim ama iki kitabı yarım bıraktım ..... 


Bu iki kitabı da yarım bıraktım. Bir türlü okuyamadım, hikayenin içine giremedim. Bende daha fazla zorlamayıp yeni kitabıma başladım  😊

Keyifli haftasonunuz olsun. 🗺

28.9.18

Günlük/ Biten Kitaplar 📚

Selam. 😊

Haftaya soğuk, yağmurlu başladık. Gerçi her mevsimi ayrı severim hem de çok. Lakin sonbaharın hafif o esintisini ayrı bi severim 🍂
Diz üstü koltuk 🛋 battaniyelerini çıkarttım  kışlıkları da çıkartıp ütüledim. Rahat rahat sonbaharı karşılıyorum.
Gerçi fark ettim ki artık öyle deli gibi kışlık kıyafetlerimiz yok. Siz de fark ettiniz mi?
Evler doğalgazlı olunca birde mevsimler artık eskisi gibi olmayınca... Öyle kalın kalın kazaklar, hırkalar  montlar yok bizde.

Elde ki kitaplar da azaldı. Kaldı 2 kitap. Verdiğim sipariş kitaplar gelmedi daha.
Bir de bu sene artık kütüphaneden de kitap almaya karar verdim. Herşeye gelen zam kağıdıda vurdu. Ve gerçekten de kitap fiyatları aldı başını gitti.
Pazar ve market fiyatlarını dememe gerek bile yok.............
Allah Yar ve yardımcınız olsun 🙏🏻
Birde akıl fikir versin bence.....


Son hafta üç kitap daha bitirdim. Bunlardan bir tanesi
"SANMA Kİ YALNIZSIN /ELİF ŞAFAK"


Derleme bir kitap olmuş. Ama biraz yavan kalmış  Çok fazla tekrar cümle ve bakış açıları vardı. Özellikle kadın olmanın zorluklarını, kadına bakış açısını erkeklerin ve siyasi konulardan derleme yapmış. Tabi biraz da kendisine dair detaylar vermiş. Yer yer sıkılarak okudum. Ortada kaldığım bir kitap oldu. 

Diğer kitap ise;
""BİLİM TARİHİ SOHBETLERİ /FUAT SEZGİN" 

2019 yılı "Prof. Dr. Fuat Sezgin Yılı" olarak ilan edildi.
Bu kapsamda gerçekleştirilecek organizasyonlar Prof. Dr. Fuat Sezgin İslam Bilim Tarihi Araştırmaları Vakfı ile birlikte yapılacak.
Kahvemi yaptım başladım okumaya. 
Kendisi gerçekten de çok donanımlı biriymiş. 27 dil bilen ve kendini bilime adayan biri. Zamanında 147'liler olarak yurtdışına gitmek zorunda kalmış ama bunu dert etmek yerine kendi yararına kullanmış.
Kitap da soru cevap şeklinde anlatılıyor. Yer yer tekrarkar dışında verilen detaylar anlatılanlar ülkemiz açısından faydalı bilgiler idi.
Arka kapak yazısı şöyle der;
Dünyanın gelmiş geçmiş en büyük İslam Bilimler tarihçisi Fuat Sezgin, "Bir valizle çıktım yola. Valizde biraz çamaşır ve birkaç önemli yazmanın fişleri vardı... Onları aldım, çektim gittim." diye anlatıyor yaşam öyküsünü. 40'lı yıllardan itibaren en büyük şarkiyatçı olarak kabul edilen Hellmut Ritter'in talebesi olarak Bilim tarihine ilk adımını atan Fuat Sezgin 60 darbesi sırasında 147'likler diye anılan, üniversiteden uzaklaştırılan öğretim üyelerinden biridir. Birdenbire İstanbul Üniversitesi'ndeyken çalışmaları yarıda kalan Sezgin kaynaklardan uzak kalma pahasına mecburen yurt dışındaki üniversitelere başvuruda bulunur. Günde 17 saatten az çalışmayan, öğle yemeklerini zaman almasın diye bir parça ekmekle geçiştiren biri için birkaç hafta beklemek kâbus gibidir. 15 gün içerisinde Berkeley, Yale gibi çok ünlü Amerikan üniversiteleri kapılarını sonuna açarlar Sezgin'e fakat Sezgin kaynaklardan uzak kalma endişesiyle okyanusun bu tarafında, Frankfurt'ta çalışmalarına devam etmeye karar verir.
Sezgin'in bu ürünleri vermesi hiç de kolay olmaz. Toplam 27 dil bilen Fuat Sezgin, 60'ın üzerinde ülkede çalışmalar yapar, çeşitli dillerde yazılmış toplam 600.000 el yazmasını teker teker elden geçirir, İslam coğrafyasında inceleme yapmadığı kütüphane kalmaz. Devlet başkanlarının, kralların ve dünyanın en önemli akademisyen ve işadamlarının saygı ve destekte kusur etmediği Sezgin'in kıymeti kendi memleketinde geç de olsa yeni yeni anlaşılmaya başlıyor.

Geç tanıyıp erken kaybettiğimiz bir bence Sayın Fuat Bey....


18.9.18

İki Film Bir Kitap. 😊

Veeee sabah erken kalkmanın ikinci gününe geldim/k. 😊
Daha çok yeni ama erken kalkmayı özlemişim. Ve iyi geliyor desem. 😊
Umay sayesin de Merter'e de kahvaltı hazırlamış oluyorum. Genel de okul da kahvaltı ederdi beyim. Akşamdan hazırladık beslenmesini. Böyle olunca işe giderken de kalmazdım erkenden uğurlamak için. 🙄😬

Eeee konu çocuk olunca kalkılıyormuş erkenden bunu da öğrendim 😉

Allah'tan bizim kız erkenci de sabah uyandırma zorluğu yaşamıyorum. Kışın nasıl olur görücez. Karanlıkta ve soğukta. İnancım iyi yönde. 😊

Bunun dışında iki kitap iki   film izledim/k.

Kitaplardan;
 " BABAYA MEKTUP /FRANZ KAFKA"

 Kısa öz öyle çok şey anlatmış ki mektubunda Kafka.
Hatta daha önce Kafka okumadıysanız önce bu kitapla başlayın. Çünkü hangi duygularla "Dava, Dönüşüm, Şato vb." kitaplarını yazdığını daha iyi anlayacaksınız.
Tabi yazdığı mektupları yada mektubu göndermemi babasına.
Öldükten sonra yayınlanması için arkadaşına vermiş.
📚 Çok despot ve kolay beğenmeyen bir babaya sahipmiş. Ve bir türlü guru duymuyormuş çocukları ile. Özellikle de Kafka ile.
🗿 O kadar narin ve içe dönükmüş ki Kafka.
🗿 Gerçi yazfıklarını okuyunca dedim ki kendi kendime: hangi çocuk istemez ki anne babasınından övgü dolu sözler, gözlerinin ışıltısı ve gurur duyulması
🖋 Hani koca kız oldum şu yaşta bile nasıl da gururumu okşar anamdan babamdan duyduğum bir güzel söz
Velhasıl kısa öz güzel bir kitaptı.
            Diğer kitabım Murakami. O yüzden onu diğer yazımda anlatayıö. 😊

Filmlere gelirsek; bizim kız İnanılmaz Aile 2 filmine gitmeyi istiyordı. Bşzd sevşyoeuz animasyon  Ma aile gittik. Kahkaha bile attık

Keyifle izleyip çıktık filmden. Jack Jack adamım benim. 😊

Diğer film ise Türkçe'ye Nefes olarak çevrilen " Breath" filmiydi..


 Sonunda ağlatan bir filmdi....
Konusuna gelirsek, evlenen iki gencin hayat hikayesini. Adam bir gece uyanır ve hiç bir tarafı tutmaz. Çocuk felci geçirmektedir.
Tabi o dönemde şartlar kısıtlı, tedaviler tam olarak bilinmiyor ve çok kısa bir ömür biçiliyor adam.
Eşi ve dostları ve evladı sayesinde verdiği yaşam mücadelesi anlatılıyor.
Tabi bir kez daha anlıyoruz ki kadınlar çok fedakar yaratık.
Gerçek yaşam hikayesinden alınmış bir film. Engelli arabalarınon da çıkış yolunu anlatmış bir film aynı zamanda.

Böyle işte geçen haftayı bitirdik, yeni serin bir haftaya başladık.

Görüşürüz  Selamlar blog. 😊 😍

5.7.18

Günlük akışım. 😊

Selam.

"Allah'ım çok sıcak 🔥" modu başladı bizim evde benim için.

Zati yazlıkçı modunda yaşıyoruz. Halılar yıkamadan geldi ve serilmedi. Yere basmak iyi geliyor  😊
Sabahtan yada akşamdan parklardayız  Evde de hep bi oyun modu
       
          🌵🌵🌵🌵🌵🌵🌵🌵🌵🌵🌵

🌵Ara ara kendimi dinlerim, özelliklerimi, huylarıma bakarım içimden... Hatta yorumlarım kendimi.

Geçen bir yazı okuyunca aklıma geldi;

🗿Mesela gündüzleri çiğ köfte yemeği hiç sevmem. İlla akşam domuzdan sonra olacak. Neden bilmiyorum ama gece yiyince daha bir lezzetli geliyor. Gündüz "cık"
🗿 Kelimelere çok takılıyorum mesela. Öyle rast gele sevmiyorum kullanmayı oysa biraz relaks olmak gerek sanırım, çevremde gördüğüm kadarı ile. Eğer bir şeyi yanlış dediysem illa doğrusını söyleyene kadar konuşurum. 😬
Bazen Merter "takılma boş ver" der ama ben yapamam. Değiştirme zamanı gelmiş bu huyumu
🗿 Kısa cümle kuranlara hayranım resmen. İlla uzun anlatırım anlatacağımı. Incığını cıncığını anlatırım  Hele de başka bir olaydan bahsedeceksem illa doğru şekilde anlatmam gerek. Kendimde nedense öyle bir zorunluluk hissediyorum.
🗿Film izlerken illa başını kaçırmamam gerek yoksa eksik bir şeyler kalmış gibi hissediyorum.
Bir de filmde diyelim bir sahne oldu orada bıraktılar ya "acaba sonrası ne oldu VS.." diye merak ediyorım.
🎭 En absürd şeyleri merak eder üzerinde düşünürüm... Falan filan derken üç gün önce başladığım yazıyı hâlâ yayınlayamadığımı fark ettim  😊


16.5.18

Günce, biten kitaplar ve filmler...

Selamlar.
Ramazan Ayı'mız mübarek olsun. 🙏

Yine ara vermişim yazmaya. Havalar ısınınca ve park mevsimi başlayınca; eve geldiğimizde de önce duş sonra yemek sonra biraz daha oyun derken kızçem erkenden yatıyor. Sonrası da benim halim kalmıyor neredeyse.
Biraz oturuyorum bazen de ertesi günün yemeği derken bir bakıyorum gece olmuş.

Elbet bu arada iki film ve iki kitap bitirdim.😊

"Kırmızı Pazartesi ve Yaprak Fırtınası" kitaplarını okudum.

İnstagram'da paylaşınca bir arkadaş yorum yapmış ve "Yüzyıllık Yalnızlık öncesi diğer kitaplarını okuyun"demişti.
Çünkü daha önce başlamış ama devamını getirememiş ve kafam karışmıştı başlarda. Bende daha fazla zorlamayıp yarım bırakmıştım.
Yaprak Fırtınası aslında Yüzyıllık Yalnızlık kitabının ön kitabı gibi birşey. Çünkü kasaba önce bu kitapla başlıyor ve bazı kahramanlarımızın da hayatına dair kısa bilgile var. O yüzden şu an Yüzyıllık Yalnızlık okurken zorlanmıyorum. Tek sıkıntı uzun isimler 😀

KIRMIZI PAZARTESİ kitabına dönersek;

Herkesin bildiği bir cinayet olayı.... Namus cinayeti....
Gabriel García Márquez’in ölümsüz romanı “Kırmızı Pazartesi”, işleneceği herkes tarafından bilinen bir cinayeti konu almaktadır.  Kitapta bahsi edilen ana karakter Santiago Nasar, suçsuz olmasına rağmen bir cinayetine kurban gitmiştir. Márquez romanını, cinayetin yaşandığı dönemde küçük bir çocuk olan ve daha sonraları cinayeti inceleyip insanlarla röportaj yapan birinin ağzıyla anlatmaktadır. Olay örgüsüne bakılacak olunursa, Santiago Nasar’ın suçsuz olduğu açıktır. Başka çaresi kalmayan Angela Vicario, namus cinayetine kurban olarak Santiago’yu seçmiştir. Angela’nın ikiz erkek kardeşleri “Pedro Vicario” ve “Pablo Vicario” tarafından öldürülen Santiago, son ana kadar her şeyden habersizdir. Onun aksine, cinayetin işleneceğini duymayan kalmamıştır. Mani olmaya çalışanlar bile, cinayetin gerçekleştirileceğine pek inanmamıştırlar. Santiago Nasar’ın ağır bıçak darbeleri ile meydanda, herkesin önünde öldürülmesi üzerine; olaya tanık olan insanların ifadeleri alınmış, ikiz kardeşler tutuklanmıştır. Bu romanında Gabriel García Márquez, namus ve töre cinayeti temasını işlemiştir.
“Ataerkil toplumlarda; erkeğin, kendisinin ve ailesinin onurunu koruması beklenirken, kadından beklenen saflığını (bekâretini) korumasıdır. Bu nedenle kadının namus ve şerefi, erkekler tarafından manipüle edilir ve denetlenir.”
(Kardam, 2000)
diye yazar arka kapağında resmen özeti gibi bir şey.
Tabi asıl büyüleyici olan yazarın kullanığı kelimeler ve onları az ama içi dolu kullanması.
Okurken çok da yabancı gelmiyor kurgu bize. Çünkü biliyoruz ki bir çok insan konu" namus" adı altında olunca cinayete sessiz kalabiliyor. Bu kitabı ile  aslında nasıl da önyargılarımız olduğunu, kör-sağır-dilsiz olarak üç maymunu oynadığımızı anlatıyor yazar......

YAPRAK FIRTINASI kitabı ise;
Yaprak Fırtınası, yazarın yayınlanan ilk önemli eseri. Kitap 7 farklı öyküden oluşuyor. İlk ve kitaba ismini veren öykü (Yaprak Fırtınası) yazarın bundan sonraki eserlerinde mekanı oluşturan hayali Macondo kasabasını bize tanıtıyor. 
İlk bölüm bize yaprak fırtınasının ne olduğunu , kasabayı tanıtıyor. .''En önemli şey ilk paragraftır. İlk paragraf için aylarımı harcamışımdır. Bir kez istediğimi elde ettim mi, gerisi arkadan gelir'' diyen Marquez'in yapmak istediği gibi kitabın en can alıcı bölümleri işte bu ilk paragraflar. 
Kokuşuncaya dek, bir ölünün ölü olduğundan emin olamayız.... Zamanın geçtiğini ancak bir şeyler devinince anlayabiliyorsunuz....Saat, yeni gelen dakikanın ucunda bir kez daha ölecektir.....Aşık olmaya başladığını anlayan bir adamın gizi; gözlerinize asla bakamamasıdır..... İnsan bir işe kalkıştığında ne yaptığını bilir..... Eğer bir şey ters giderse, bu beklenmedik, insan gücünün ötesinde bir şeydir..... Olacak bir şeyler varsa, bundan kaçınılmaz. ...Tıpkı takvimlerin önceden bildirdikleri gibi. Mutluluk, bir zorunluluk değildir.Sadece bir tavsiyedir..... Ölüm, bir ziyaretten başka birşey değildir... bu cümlelerin sahibi Latin Amerikanın en ünlü yazarı Kolombiya'lı Gabriel Garcia Marquez Yaprak Fırtınasında kasabada pek de sevilmeyen bir doktorun ölümünü anlatırken hepimizi şaşırtan farklı bir anlatım yolunu seçmiş. Aynı olaylar farklı kişilerin ağzından sürekli geri dönüşlerle okuyucuya anlatılıyor. Böylece aynı olay farklı kişilerin gözünden, her defasında biraz daha genişletilerek anlatılırken, bizleri olayları geniş bir bakışla anlamamıza   olanak tanıyor.
Ancak tam da olayın sebebini  öğrenebiliceğiz diye heyecanlanırken., birden konu başka bir şahsından ağzından geri dönerek anlatılırken, bir türlü sebebe ulaşamamanın verdiği merakla diğer sayfaya geçiriyor.
Her bir hikaye biz yormadan sade ve yalın bir dille zorlamadan anlatılmış.
 Kesinlikle bir kez daha hayran kaldım yazara.....



Türkçe'ye "Yok Oluş" olarak çevrilmş bir film. Yorumlar da çok iyiydi film hakkında...
Gerçekten de görsel çekimler iyiyidi.
Konusuna gelince;

Görevleri araziyi haritalamak, örnek toplamak ve bütün gözlemlerini raporlamaktır. Akıl almayacak topografik anomalilere ve yeni yaşam biçimlerine şahit olan ekibin birbirlerinden sakladıkları sırların ortaya çıkması ise her şeyi değiştirecektir...  Tabi bura da yine doğanın dengesinin boxulması sonucu evrene manyetik bir alan yayılmakta ve hücreleri etkileyerek birlşip DNA'sını değiştiriyor ve gitgide de yayılıyor. Bunu araştırırıken bir grubun yaşadıklarını anlatıyor.

Şöyle evde tv keyfi yapayım derseniz bir izlenimlik ev sineması bir filmdi.

Özet ve Detaylar

Max ve Annie’nin çiftler için oyun gecesi, Max’in kardeşi Brooks sahte haydutlar ve federal ajanların olduğu gizemli bir cinayet ayarladığında iyice karışır. Brooks kaçırılır ve her şey oyunun bir parçası gibi görünür. Fakat bu altı aşırı rekabetçi oyuncu gizemi çözmeye ve oyunu kazanmaya çalıştıkça bu “oyunun” ve Brooks’un göründüğü gibi olmadığını fark ederler. Bu kaotik gece boyunca, her dönemeç beklenmedik bir olaya yol açtıkça arkadaş grubu boylarından büyük bir işe kalkıştıklarını fark eder. Kuralların ve puanların olmadığı, oyuncuların kimler olduğu bilinmeyen bu gece ya uzun süredir yaşadıkları en eğlenceli gece ya da oyunun sonu olacaktır. 
 
Konusunda böyle yazıyor. Hoştu  tek izlenimlik bir filmdi.
 
Ben kaçar, sizleri okudum, yorumumu yazdım, kendi yazımı da yazdım. Şimdi biraz kitap okuyayım. Malum kızı okuldan alıp parka götürücem. Biraz kendime zaman ayırayım. :)))
 
 




9.5.18

Günlük...

Ruhumu yedi kez aşağıladım;





İlki, onu yükseklere ulaşmaktan kaçındığını gördüğüm zamandı.
İkincisi, onu topalın önünde topallarken gördüğüm zamandı.
Üçüncüsü, kolayla zor arasında seçim yapması gerekip de, kolayı seçtiği
zamandı.
Dördüncüsü, bir yanlış yaptığı ve kendini başkalarının yanlışlarıyla
avuttuğu zamandı.
Beşincisi, güçsüzlüğe sabrettiği ve sabrını güce yorduğu zamandı.
Altıncısı, bir yüzün çirkinliğini hor gördüğü ve onun aslında kendi
maskelerinden biri olduğunu anlamadığı zamandı.
Ve yedincisi, bir övgü şarkısı söyleyip de, bunun bir erdem olduğunu sandığı
zamandı.
Halil Cibran 
❗❗❗ Çok seviyorum Halil Cibran kitaplarını ve kısa-öz cümlelerini.
Geçen gün Kadıköy'e indiğim de bu kitabını almıştım. Aforizmalarından( özlü, çarpıcı, aykırı söz. ) oluşuyor. Ara ara açıp okuyorum hem ruhuma hem de aklıma iyi geliyor. Dün balkonda otururken bir kaç kez okudum yukarıda sizinle de paylaştığım cümlesini.
Gerçekten de ruh, ego zihin hem tehlikeli hem de çok iyi bir şey. Önemli olan dengeyi sağlamakta.
Arada bazı değerlerimizi unutabiliyoruz, hatırlamak adına iyi oluyor bu kitaplar.

📱 İnsatgram'da takip ettiğim ve çoğu bloggerın da bildiği biri var. Serrose. Hatta sosyal medyada da sıkı takipçileri var.
Biliyorsunuzdur geçmişte üzücü bir olay yaşadı. Şimdi ise hamile ve çok şükür iyi de geçiyormuş.
Aman Allah'ım nasıl gereksiz, can acıtıcı yorumlar yazıyorlar anlatamam. Kendisi de ara ara "nolur yazmayın bir şey dese de " yazıyorlar.
Elbet iyi dileklerini yazanlar da var.
Benim anlamadığım nasıl bir vicdan yokluğu var ki bazılarında... bu kadar acımasız olabiliyorlar. Başkalarının acısı ile mutlu olabiliyorlar.
Zaten aklımın almadığı o kadar şey görüyor okuyor ve şahit oluyorum ki... böyle dediğim de Merter" nolur aklın almasın, hiç hoş şeyler değil" deyip beni teselli ediyor.
Sanıyorum hiç bir zaman da anlamayacağım ki anlamak da istemiyorum.................................
Bunları neden yazdım, okurken o kadar içim acıyor ki bazen.... yazmayın dedikçe yazıp yorum yapanlara sinir oluyorum.
Bırakın yahu kızcağız hamileleiğinin tadını çıkartsın, paylaşsın, beğenmiyorsan takip etme..
Ay bir de o olay var dimi!
Takibe takip eden, olmadı listeden çıkartan... olmadı taciz eden......😳 

💥 
Bu hafta hava kapalı olunca bizim havalar da biraz melankolik oldu :)

Unautmadan buraya da ekleyeyim;  Pazar günü Edirne gezimiz vardı.
Meşhur Selimiye Cami'sine ve hanlara, konaklara hayran kaldım.
Ciğer'den hiç bahsetmiyorum bile. Dediğim tek şey; "sanıyorum bir daha mecbur kalmadıkça İstanbul'da ciğer yemeyeceğim!"  :)
 Dönüş te Tunca Nehri'nin sonunda Merc nehri kenarında bir çay bahçesi vardı ki, manzarası süperdi. Soluklandık, kahvelerimizi içtik, Kavala Kurabiyelerimizi de alıp yola koyulduk. :)

Bu haftada da böyle biter, evde kitap kahve ile...ki en sevdiğim ikili.

Selamlar. 🙋