sinema etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sinema etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28.12.20

Modern Klasikler, Ev Halleri....

 Selam.....

Dün değişiklik olsun diye televizyonun yerini değiştirdik. Zati evde yapabileceğimiz tek değişiklik tv ünitesinin yerini değiştirmek ve yazlık-kışlık yapar gibi koltukların yerini değiştirmek. Onlarıda hep aynı yere koyuyoruz... :)

"Neden"diye soracak olursanızda, diğer eşyalarımızı duvara sabitledik ve evin içinin bize verdiği imkanda bu kadar...... :)

 

Veee vay be diyerek 2020'nin de son günlerine geldik. Yeni yıl için ufak ağacımızı kurmuştuk, baktık süsler kendinden geçmiş ağaç gibi...bide üstüne tadımız tuzumuz yok...ağacı kaldırıverdik.

Etkinlik olsun diye  kocam ve kızım; tuvalet kağıdı rulolarından ağaçlar yaptı. Veee öyle güzel oldular ki... hediye etmek için bile çok güzeller... 

Uzun zamandan sonra pazar keyfi yapıp, "WonderWoman 1984" filmini izledik. Tabi bu filmi sinemada izlemek vardı ya.... Umay bile geçen gün diyor ki; anne sinemaya gitmeyi özledim....

Beğenerek izledim. Kesinlikle bu kadın bu karakter için yaratılmış gibi.... konusuda "insanların açgözlülüğün, bitmeyen arzularının nereye varabileceğini" anlatan.. yer yer çocukluğunada giden bir Wonder Woman idi...

Ah dedim kızım bende çok ama çok özledim sinemaya gitmeyi, tiyatroya gitmeyi vs...


 Bunların dışında iki okuma grubumla okuduğum kitapları bitirdim. Kaldı geriye Proust'un 5.kitabı. Yıl bitmeden onuda bitirmek istiyorum. lakin o kadar yavaş ilerliyor ki.... bakalım artık 😬

İnsatgram'da takip ettiğim bir arkadaş #202122kitap diye bir paylaşım yaptı, elimizdeki kitaplara dair.  Okunmayı bekleyen 35 kitabım var, bende onlarla katıldım. Kitap paylaşımı yapmak çok keyiflendiriyor :))

Yine İg'de "Bizim Büyük Challengamız"diye bir sayfa var, her sene bir yazarı tema olarak belirliyorlar ve 20 maddelik okuma listesi hazırlıyorlar. 2020 Sait Faik Abasıyanık  idi. 2021 ise "Virginia Woolf"

S.F.A. listemi iki eksik ile tamamladım. Gelsin yeni liste 💃







#kitaplarinarkasindankonusanlar grubumuzun Aralık ayı kitabı #suleymaninsarkisi idi. 
Nobel ve Pulitzer ödüllü Toni Morrison'dan toplumun dışlanmış, horgörülmüş, ötekileştirilmiş kesimlerinin yakın tarihine tanıklık eden modern bir klasik daha: Süleyman'ın Şarkısı. Daha önce de "Tanrı Çocuğu Korusun" okumuştum. Sırada diğer kitapları var.
📚 Bu kitabı biraz bende hayal kırıklığı yarattı. Başlarda konuya hakim olmakta zorlandım. Tabi orijinal dilinde karşılaştırma yapamadığım için,  çevirinin mi azizligi idi yoksa böylemiydi anlatım bilemiyorum....... Çok fazla cümle düşüklüğü vardı. Birde bir olay anlatılırken isimler karışıyor gibiydi....
Tabi her şeye rağmen Afro-Amerika'lıların yaşadıkları,  otekilestirme, dışlanma ve en önemlisi kendi iclerinde de yaşadıklarını bu kitapda da anlatmaya çalışmış. Özellikle karakterlere verdiği isimlerde pek manidar 😉
Mesela sonlara doğru isimlerin hikayesini anlatıyor yazar... ve o kadar kısa tutuyor ki... ee noldu şimdi diyorsunuz. Örneğin Süleyman'ın hikayesi, orada yaşananlar..... 
Kadim dinlerden yola çıkarak anlatmış hikâyeyi. Kızılderili bir kızla siyahi bir erkeğin yaşamı,  başına gelenler...ailelerine sirayet eden olaylar......
Kendi adıma havada kalan çok hikaye kaldı. Bazı karakterleri yarım anlatmış mesela....çok hızlı geçmiş... Hani kitabın devamı olsa iyi olurmuş... evet akıcıydı ama o kadar... alışana kadar bi bakmışsınız kitabın sonuna yaklaşmışsınız.
O yüzden eğer Toni Morrison ilk kez okuyacaksanız bu kitap ile başlamayın derim...



 

#1nobel1klasik grubumuzun yılin son ayi kitabı idi #mahserindortatlisi .....

🐎 Hani deriz ya kitap isimleri içerik kadar önemlidir diye. İste bu kitabın ismide tam bu olmalıymış.....

🐎🐎🐎 İbanez hukuk eğitimi almış,  edebiyatta naturalizm yazım tekniğini kullanan yazarlardanmıs. Kitabın kapağında uzun bir açıklama ve ön sözde var. 

Tabi konusunun savaş ve klasik kitaplardan olması gözünüzü korkutmasın. Öyle bir akıyor ki...nedeni de İbanez'in taraflardan çok toplumun duygusuna, davranışlarına değinmesi. Tabi arada iki taraf hakkında da anlatıyor... 

Savaşın getirdiği kanlı boğazlaşmayı, ulusalcılığı ve savaşın romantizmi ezip geçmesini anlatır...

🐎🐎 tabi kitapda işaretledigim, anlatmak istediğim çok nokta var.....Mesela yazarın Akdenizli olması sebebi ile anlatimlarında sözcüklerin coşkusunu,  tutkuyu hissediyorsunuz....

Kitabın ismide meşhur hatta tablosu olan, din tarihlerinde gecen hatta bazi kaynaklarda 4 elementide simgeledigi düşünülen hikâyedir. Ve düşündüğünüzde anlatimlari da pek yabana atmamak gerek.... Nette açıklaması şöyle;

Mahşerin Dört Atlısı, Hristiyanlıkta Kıyamet alameti olarak ortaya çıkacağına inanılan dört atlı. Yeni Ahit'teki -Vahiy Kitabı olarak da bilinen- Apokalips bölümüne göre, Kıyamet felaketlerini getirecek olan yedi mührün açılması ile birlikte ortaya çıkacaklardır. Bazı akademisyenlere göre beyaz at ve binicisi İsa'yı, kızıl at ve binicisi kan ve savaşı, siyah at ve binicisi kıtlığı, soluk renkli at ve binicisi ise salgın hastalıkları ve ölümü sembolize eder.

Özetle kitap 1914 1.Dünya Savaşını ve Hitlerin ortaya çıkma sebebini de anlatan kurgudan çok tarihsel olayların anlatıldığı bir roman. 

Özellikle kitapta da anlatılan "Marne Savaşı'nı" nette araştırınca yazarin betimlemeleri o kadar gerçekçi ki.....

🐎 Desnoyers Ailesinin gözünden savas, aşk, aile ilişkileri,  maddi kaygılar,  savaşa gönüllü katılmak ve katılamamak,  duyguların peşinden gitmek, arada kalmak....bu duyguların hepsini hissederek okuyorsunuz.......

Birde yeni bir dizi başladı Netflix'de ona başladım. Dönem dizisi, kitaptan uyarlama. Julia Quinn'in seri kitabından uyarlanmış.


 Daha önce ara kitap olarak iki kitabını okumuştum. Anlatımı akıcı ve sürükleyicidir. Dizinin ilk bölümündeyim ama renkler ve anlatım iyiydi. Ara dizi olarak izlenebilir bence.

 


6.1.19

Aquaman, Bitirgen, Sineklerin Tanrısı, Dinle Küçük Adam.........

Selam. 😊

"ay ne çabuk bitti yıl, ne zaman Ocak Ayı oldu" diye diye geldik bu güne.
Çok şükür  bin şükür daha iyiyim/z. Size hastayım dedikten sonra tam iyileşmiş gibiydim sonra hop tekrardan nüksetti ağrılar.
Ama toparladım az biraz kuru öksürük ile devam hayata. 🙄

Bu yılın ilk filmi olarak Aquaman izledik.
 Her ne kadar fantastik  sihirli bir dünya olsa da... Seviyorum iyi geliyor ruhuma.



 Bu seriyi çok seviyorum  Özellikle görsel görüntüleri çok iyiydi. Seri tamamlanıyor sona geliyoruz  😊
Şimdi sıra da "Kaptan Marvel  var onu bekliyoruz heyecanla.
Cuma günü de bizim kızın isteği ile" Mary Popins :Sihirli Dadı" filmine gittik
Müzikal tadında güzel bir filmdi. Zati ismini tam hatırlamıyorum ama Mary karakterini canlandıran kadını çok beğeniyorum
Her ne kadar fantastik olsa da böyle filmler ruhuma iyi geliyor. Hele sonunda ki vurgu çok iyiydi.
Elbet demiycem ne dendiğini  Hâlâ sinemalar da film ve izleyecek olanlarınız vardır. 😊

Bitirdiğim kitaplara gelirsek....

Elimdeki kitaplar bitince, kargoyu da elim boş beklemeyeyim dedim. 😊 Eşimin çeyizinden olan kitaplardan okuyayım dedim. :)
Tabi filmlerini kaç kez izlediğimi hatırlamıyorum. Okurken hep o sahneler geldi gözümün önüne  😊
Yalnız "Pal Sokağı Çocukları" nı ben nasıl bunca zaman okumamışım şaştım kendime. En çok etkilendiğim bu kitap oldu.

🎆🎆 POLYANNA biraz sıktı sanırım bu yaşta okumamın ve çokça filmini izlememin de etkisi büyük.


💣DİNLE KÜÇÜK ADAM. .  Yazar: Wilhelm Reich


Geçen sene çokça Instagram'da görmüş ve kaydetmişti. 
Penguen'de Kitapevi'ne gittiğim bir gün görünce hemen aldım. 
Konusuna gelince Sevgili Wilhem Reich Freud'şa da çalışmış felsefeci, ünlü Psikiyatr ve psikolog'tur. Zamanın da yaptığı açıklamalar, öngörüler sebebi ile kitapları yasaklanmış  hapse atılmış bir yazar.
Kitap da içimizde ki adana sesleniyor ve hem kendimizden hem de çevremizden korkmamamızı, sevmenin önemini, saygıyı ama önce kendimize saygıyı anlatmış  Elbet yaşadığı dönem Nazi zamanına denk geldiği için bolcana da kızgınlığı ve örneklendirmeleri var. 
Altını çizdiğim çok cümlesi oldu  Ve okumadıysanız gerçekten de alın okuyun derim...... İçinize işliyor resmen kitap...... 
Arka kapak yazısından bir alıntı ile diğer kitabıma geçeyim  😊 
Binlerce yılın bakış açısından görebiliyorum seni, binlerce yıl geçmişten ve binlerce yıl gelecekten bakıyorum sana. Kendinden korkma duygundan kurtulmanı istiyorum. Daha mutlu ve daha insana yaraşır bir yaşam sürmeni istiyorum. Kasılmış bir beden yerine, canlı, yaşayan bir bedenin olsun istiyorum; çocuklarından neftet etmek yerine onları sevmeni, karına, " evlilik gereği " işkence yapmak yerine onu mutlu etmeni istiyorum. Wiliam Reich


Benim gibi okumayan azdır sanırım bu kitabı. 

SİNEKLERİN TANRISI ; bazı yazarlar yazdığı dönemin çok ilerisinde bir kafaya sahipler sanıyorum. Bu kitabı da okurken öyle hissettim  
Bir adaya düşen belirlş yaş aralığında ki çocukların yaşam mücadelesi  zorda kalınca çocuk bile olsa nasıl içinde ki iyiliğe veya kötülüğe boyun eğdiğini anlatan güzel bir kitaptı.... 
Özellikle gruplaşmaları, lider özelliği baskın çocukların öne çıkması  bencillikleri iyi vurgulanmış. 



BİTİRGEN /FİGEN ŞAKACI

Bu kitabı geçtiğimiz sene Lalenin Bahçesi bloğumdan Lale Abla okumuş ve tavsiye etmişti. Bende kaydetmişti. Elimdeki kitaplar anca bitti ve aldım. 
Üçleme bir kitap. Bitirgen birincisi ve keyifle, hüzünle okudum  Yazarın özellikle Türkçe'yi kullanma biçimine hayran kaldım  
Bir ailenin çöküşünü anlatıyor  Yer yer tebessüm ettim yer yer duygulandım.
Babasının kızına "Bitirgen (küçük tatlı kayısı demek)" demesinden ismini almış kitap. 
Aile içi çatışmalarda  komşu diyologları  annenin kızdığında çocuklarına söylediği özlü sözler. Bizden biriydi kitap. 
Sıra da diğer ikisi kaldı kitabın ... 

İyi haftalar şimdiden  😊 


12.6.18

Anarşist Banker ve İşaret 1 kitabı....

Cuma günü karnemizi aldık ve kreşte ilk yılımızı bitirdik. 😊
Nasıl geçti hiç anlamadım, hele ikinci yarı rüzgar gibi geçti. Artık daha çok park demek bizim için yaz tatili. Henüz bir plan yapmadık... Zaman ne getirirse ve bizi nereye sürüklerse....

Bayrama da az kaldı..... İçim buruk... Biliyorum yaşadığım acı, özlem, hâlâ inanmamak hiç bitmeyecek.................... Bildiğim tek şey zormuş hem de çok zor....


Geçen akşam bizim kız Yengesinde kaldı. Biz de beyimle sinema kaçamağı yaptık. Merter "Deeadpool" umarım doğru yazmışımdır ona gitti bende "BookClub" filmine gittim. Ruhuma o kadar iyi geldi ki anlatamam. Zaten oyuncular muhteşemdi. 😊
🎥4 kadının kitap kulübü ile yaşamlarına değinmiş. Renkli, ama mesaj dolu bir filmdi. Özellikle yaşımız kaç olursa olsun yaşamı bırakmamız gerektiğini anlatan yer yer güldüren güzel aydınlık bir filmdi.







Özellikle  "Grinin Elli Tonu" kitabı eminim bu filmden sonra tekrardan çok satacaktır. 😊

📚 Kitaplardan da;
"Anarşist Banker /Şeytanın Saati Fernando Pessoa" kitabını bitirdim.
📝 Ara ara sıkıldım özellikle tamlamalar beni çok yordu  Biraz da konu ilgimi çekmedi sanırım.. Ama yine de yazarın gerçekçi ve net eleştirileri okunmaya değerdi.



Anarşist Banker, Pessoa’nın, sağlığında yayınlanan tek anlatısıymış..  iki arkadaşın bir yemek sırasında gerçekleştirdiği sohbete odaklanır. Kahramanlardan biri, bankerliğin, gerçekleştirilebilecek tek anarşist eylem olduğunu savunur. Anlatı, burjuva toplumunun ikiyüzlülüğünü ortaya koyar. Ve ortaya koyduğu gerekçler öyle mantıklı ki kendinizi çoğu söyleme katılırken buluyorsunuz.

Şeytanın Saati ise yazarın ardında bıraktığı sandıktan çıkan metinlerden biri. Yine bir diyalog-metin. Anlatıcı ile Şeytan arasında kurgulanan alaycı, mistik bir konuşma. Kuşkucu Pessoa’nın, kişiliğine de en uygun yazılarından biri.










📎 Bir diğer kitap ta;
İşaret 1/Deniz Ertan
Söz yazarı birisi Deniz Ertan. Ve kendi içsel dönüşümü ile başlayan yolculuğunu, vardığı ve araştırdığında ortaya çıkan bileşenleri anlatmış bir nevi kitabında. Çoğunlukla ayetlerle anlatmış. Bir çok kelimenin anlamını açıklamış. Tasavvuf ve Kuran ve işaretlerle ilgili bakış açısını verdiği örnekleri çok sevdim. Bazı yerler de sıkıldım tabi bunda benim daha önce de buna benzer okumalar yapmam da bir sebepdi.



Yazılı yazmadan önce de 1984 kitabını bitirdim  Artık o da başka yazıya. 😊
İyi geceler selamlar. 🙏🏻🙋🏻‍♀️

2.6.18

Mayıs Ayı Okuduklarım Ve izlediklerim....


Geçtiğimiz ay arkadaşımla sohbet ederken bana okuduğu ve beğendiği hatta benim de beğeneceğim bir kitaptan bahsetti. "KUZEYLİ ANNEM" di kitap.

Sonrasında Kadıköy'e indiğim de Yapı kredi Yayınları'na uğradım ve yazarın başka kitapları var mı diye bakındım. Orada çalışan beyefendi de bu yazarın çok iyi olduğunu ve tüm kitaplarının aynı kalite de olduğunu söyledi. Ben de aldım. 😊
İlk olarak "Benim Babam Hiç Kimseyi Öldürmedi" kitabını okudum. Kitapları çoğunlukla anlatı ve kendi yaşamı. Sayfalar arası ilerlerken de kısa ve öz ama detay olarak da iyi kelimelerle anlatmış. Okurken tam olarak ne demek istediğini anlıyorsunuz..
Seviyorum böyle yazarları ve kitaplarını. 😊
Sonrasın da "NEREYE GİDİYORUZ BABA?"  kitabında Zihinsel Engelli özel iki çocuğundan, yaşadıkları zorluklardan ve hayata tutumlarından bahsetmiş.
Okurken içim cız etti, üzüldüm sonra da verdikleri mücadele ve doğru duyguları ifade ettikleri için de takdir ettim.
Gerçekten de çocuk demek sabır demek... Hele zihinsel yada bedensel engeli olan çocuklar daha özel  bir sabır istiyordur.
Artık dulum. 12 Kasım günü Sylvie öldü. Çok üzücü. Bu sene indirimli satışlara birlikte gidemeyeceğiz.”
Kısa, yoğun, kaybetmenin acısının sillesini yemiş, tatlı, tatlı ama sert bir yas kitabı Dul.
 Bu kitabın da ikinci eli ile kırk yıl süren evliliğini anlatıyor. Ve eşinin kendisinden önce ölmesi ile karşılaştığı yaşanmışlıkları ince kara bir mizah ile anlatıyor.

Ve son olarak "KUZEYLİ ANNEM" kitabını okudum. Okumadığım bir kitabı kaldı. Çarşıya inince onu da alırım  😊
Bu kitabında da annesi, yaşamları, Yaşam mücadelelerini anlatıyor.
Dediğim gibi aslında ince kara bir mizah var ve aslında kolay da olmamış yaşamları. Ama bize aktarırken öyle ince detaylar anlatmış ki okurken içiniz daralmıyor. Sanki yakında bir yer de bu olanları, okuduklarınızı izlemişsiniz gibime geliyor .



Arka kapak yazısından;
"Küçüklüğümde ne zaman bir şeyler yazsam ya da bir resim yapsam, iyi olmuş mu diye anneme sorma ihtiyacı duyardım. Ondan icazet almam şarttı.
Kendisi hakkında yazmamla ilgili bugün ne düşünürdü acaba?
Tedirginim, belki de kitabı sevmeyecek. Alkolik kocasından bahsedilmesinden gına gelmiş olmalı. Ketum ve çekingen olan kendisinden, hayali hastalıklarından, kederinden bahsedilmesini istemiyordur.
Satır aralarını okumayı bilecek, bu kitabın bir ilanı aşk olduğunu, öğretmenimizin Anneler Günü için dikte ettiği övgü sözleri hariç, onu sevdiğimi asla söylemeyen benim hatamı telafi ettiğimi anlayabilecek mi?
Bunları onu yeniden yaşatmak için yazdığımı anlayabilecek mi? Çünkü onu özlediğimi."
Jean-Louis Fournier’den yeni bir aile anlatısı daha.
“Kuzeyli Annem” tıpkı diğer Fournier kitapları gibi: sade, şiirsel ve sarsıcı...


 Mayıs ayında okuduklarım arasın da Çehov'da vardı.
"En acı ve kırıcı olan şey, bu hayatın acılara karşılık olarak mükafatla sona ermemesi.Operadaki gibi zaferle değil,ölümle son bulacak olması."

İnsana her zaman değer veren Doktor Andrey ile hastası İvan arasında geçen olayların psikolojik hikaye tarzında işlenişini çok beğendim. Bunun yanın da toplumun duyarsızlığını da ele alıyor Çehov. Elinize alır almaz kolaylıkla bitirebileceğiniz bir kitap.
Kendine konuşacak bilgi ve görgü “düzey”inde kimsecikleri bulamadığından yakınan, deliler gibi kitap okuyan doktorun yeni arkadaşı, öyküye adını veren akıl hastalarının olduğu 6. Koğuş’tan çıkar. Var oluştan, şüphelere uzanan derin ve felsefe dolu sohbetlerde bulur doktor kendini. Çok geçmeden önce tatile, sonra da emekliye ayrılmaya zorlanacaktır. Zira toplumun dışladığı bir gruba yaklaşmıştır. Bundan sonra yaşananlar ve doktorun ölümü tümüyle bir “Farkındalık” imtihanı sayılabilir. 
 
Bir kaç film  de izledik bu ay.
 


Tonya Harding

 Bu film gerçek yaşam hikayesinden alınmış. Amerika'lı Tonya Harding/ Artistik Buz Pateni patencisi bir kızdır. Annesinin katı eğitimi ve yönlendirmesi sonucu eğitimini de bırakıp sadece kayar....
Tonya, zor karakterli annesi, eski eşi Jeff Gillooly ile olan dengesiz ilişkisi ve hep daha iyisini başarmak adına kendini zorlaması yüzünden aşırı stres altındadır. İki defa Olimpiyat ve iki defa da Skate America Champion ödülünü kazanmıştır. Ancak daha fazlasını isteyen Tonya, eski eşinden yardım ister ve 1994 yılındaki ABD Buz Pateni Şampiyonası öncesinde rakip patenci Nancy Kerrigan'ı sakatlaması için birini tutar. Ancak planladığı komplonun ortaya çıkması ile birlikte kariyerinde ve yaşantısında ödeyeceği bedeller Tonya için hayli ağır olacaktır.
 Diğer filmimiz de Lara Croft!du. Eşim oyunu biliyor ve oynamış. Ben aksiyon sevdiğim için izledim.
Sonuçta bir izlenimlik ev sineması tadında bir filmdi.
 Sinema da izledğim ve beğendiğim bir film de "Han Solo/Bir Star Wars Hikayesi" idi.
Tam bir fanatiği olan eşim " eh iyiyidi" dese de ben beğendim. 
Bu tarz diğer oyuncuların da hayat hikayeleri anlatılınca kafam da daha bir şekilleniyor Star Wars hikayesi ve bende fanatik olma yolunda ilerledim diyebilirim. Çünkü izledikçe mantığını kavradım ve "evet ya aynen böyle" diyorum. :)))

Uzun bir yazı oldu. Şİmdiden iyi okumalar ve keyifli haftasonları olsun.
Selamlar.  :)

16.5.18

Günce, biten kitaplar ve filmler...

Selamlar.
Ramazan Ayı'mız mübarek olsun. 🙏

Yine ara vermişim yazmaya. Havalar ısınınca ve park mevsimi başlayınca; eve geldiğimizde de önce duş sonra yemek sonra biraz daha oyun derken kızçem erkenden yatıyor. Sonrası da benim halim kalmıyor neredeyse.
Biraz oturuyorum bazen de ertesi günün yemeği derken bir bakıyorum gece olmuş.

Elbet bu arada iki film ve iki kitap bitirdim.😊

"Kırmızı Pazartesi ve Yaprak Fırtınası" kitaplarını okudum.

İnstagram'da paylaşınca bir arkadaş yorum yapmış ve "Yüzyıllık Yalnızlık öncesi diğer kitaplarını okuyun"demişti.
Çünkü daha önce başlamış ama devamını getirememiş ve kafam karışmıştı başlarda. Bende daha fazla zorlamayıp yarım bırakmıştım.
Yaprak Fırtınası aslında Yüzyıllık Yalnızlık kitabının ön kitabı gibi birşey. Çünkü kasaba önce bu kitapla başlıyor ve bazı kahramanlarımızın da hayatına dair kısa bilgile var. O yüzden şu an Yüzyıllık Yalnızlık okurken zorlanmıyorum. Tek sıkıntı uzun isimler 😀

KIRMIZI PAZARTESİ kitabına dönersek;

Herkesin bildiği bir cinayet olayı.... Namus cinayeti....
Gabriel García Márquez’in ölümsüz romanı “Kırmızı Pazartesi”, işleneceği herkes tarafından bilinen bir cinayeti konu almaktadır.  Kitapta bahsi edilen ana karakter Santiago Nasar, suçsuz olmasına rağmen bir cinayetine kurban gitmiştir. Márquez romanını, cinayetin yaşandığı dönemde küçük bir çocuk olan ve daha sonraları cinayeti inceleyip insanlarla röportaj yapan birinin ağzıyla anlatmaktadır. Olay örgüsüne bakılacak olunursa, Santiago Nasar’ın suçsuz olduğu açıktır. Başka çaresi kalmayan Angela Vicario, namus cinayetine kurban olarak Santiago’yu seçmiştir. Angela’nın ikiz erkek kardeşleri “Pedro Vicario” ve “Pablo Vicario” tarafından öldürülen Santiago, son ana kadar her şeyden habersizdir. Onun aksine, cinayetin işleneceğini duymayan kalmamıştır. Mani olmaya çalışanlar bile, cinayetin gerçekleştirileceğine pek inanmamıştırlar. Santiago Nasar’ın ağır bıçak darbeleri ile meydanda, herkesin önünde öldürülmesi üzerine; olaya tanık olan insanların ifadeleri alınmış, ikiz kardeşler tutuklanmıştır. Bu romanında Gabriel García Márquez, namus ve töre cinayeti temasını işlemiştir.
“Ataerkil toplumlarda; erkeğin, kendisinin ve ailesinin onurunu koruması beklenirken, kadından beklenen saflığını (bekâretini) korumasıdır. Bu nedenle kadının namus ve şerefi, erkekler tarafından manipüle edilir ve denetlenir.”
(Kardam, 2000)
diye yazar arka kapağında resmen özeti gibi bir şey.
Tabi asıl büyüleyici olan yazarın kullanığı kelimeler ve onları az ama içi dolu kullanması.
Okurken çok da yabancı gelmiyor kurgu bize. Çünkü biliyoruz ki bir çok insan konu" namus" adı altında olunca cinayete sessiz kalabiliyor. Bu kitabı ile  aslında nasıl da önyargılarımız olduğunu, kör-sağır-dilsiz olarak üç maymunu oynadığımızı anlatıyor yazar......

YAPRAK FIRTINASI kitabı ise;
Yaprak Fırtınası, yazarın yayınlanan ilk önemli eseri. Kitap 7 farklı öyküden oluşuyor. İlk ve kitaba ismini veren öykü (Yaprak Fırtınası) yazarın bundan sonraki eserlerinde mekanı oluşturan hayali Macondo kasabasını bize tanıtıyor. 
İlk bölüm bize yaprak fırtınasının ne olduğunu , kasabayı tanıtıyor. .''En önemli şey ilk paragraftır. İlk paragraf için aylarımı harcamışımdır. Bir kez istediğimi elde ettim mi, gerisi arkadan gelir'' diyen Marquez'in yapmak istediği gibi kitabın en can alıcı bölümleri işte bu ilk paragraflar. 
Kokuşuncaya dek, bir ölünün ölü olduğundan emin olamayız.... Zamanın geçtiğini ancak bir şeyler devinince anlayabiliyorsunuz....Saat, yeni gelen dakikanın ucunda bir kez daha ölecektir.....Aşık olmaya başladığını anlayan bir adamın gizi; gözlerinize asla bakamamasıdır..... İnsan bir işe kalkıştığında ne yaptığını bilir..... Eğer bir şey ters giderse, bu beklenmedik, insan gücünün ötesinde bir şeydir..... Olacak bir şeyler varsa, bundan kaçınılmaz. ...Tıpkı takvimlerin önceden bildirdikleri gibi. Mutluluk, bir zorunluluk değildir.Sadece bir tavsiyedir..... Ölüm, bir ziyaretten başka birşey değildir... bu cümlelerin sahibi Latin Amerikanın en ünlü yazarı Kolombiya'lı Gabriel Garcia Marquez Yaprak Fırtınasında kasabada pek de sevilmeyen bir doktorun ölümünü anlatırken hepimizi şaşırtan farklı bir anlatım yolunu seçmiş. Aynı olaylar farklı kişilerin ağzından sürekli geri dönüşlerle okuyucuya anlatılıyor. Böylece aynı olay farklı kişilerin gözünden, her defasında biraz daha genişletilerek anlatılırken, bizleri olayları geniş bir bakışla anlamamıza   olanak tanıyor.
Ancak tam da olayın sebebini  öğrenebiliceğiz diye heyecanlanırken., birden konu başka bir şahsından ağzından geri dönerek anlatılırken, bir türlü sebebe ulaşamamanın verdiği merakla diğer sayfaya geçiriyor.
Her bir hikaye biz yormadan sade ve yalın bir dille zorlamadan anlatılmış.
 Kesinlikle bir kez daha hayran kaldım yazara.....



Türkçe'ye "Yok Oluş" olarak çevrilmş bir film. Yorumlar da çok iyiydi film hakkında...
Gerçekten de görsel çekimler iyiyidi.
Konusuna gelince;

Görevleri araziyi haritalamak, örnek toplamak ve bütün gözlemlerini raporlamaktır. Akıl almayacak topografik anomalilere ve yeni yaşam biçimlerine şahit olan ekibin birbirlerinden sakladıkları sırların ortaya çıkması ise her şeyi değiştirecektir...  Tabi bura da yine doğanın dengesinin boxulması sonucu evrene manyetik bir alan yayılmakta ve hücreleri etkileyerek birlşip DNA'sını değiştiriyor ve gitgide de yayılıyor. Bunu araştırırıken bir grubun yaşadıklarını anlatıyor.

Şöyle evde tv keyfi yapayım derseniz bir izlenimlik ev sineması bir filmdi.

Özet ve Detaylar

Max ve Annie’nin çiftler için oyun gecesi, Max’in kardeşi Brooks sahte haydutlar ve federal ajanların olduğu gizemli bir cinayet ayarladığında iyice karışır. Brooks kaçırılır ve her şey oyunun bir parçası gibi görünür. Fakat bu altı aşırı rekabetçi oyuncu gizemi çözmeye ve oyunu kazanmaya çalıştıkça bu “oyunun” ve Brooks’un göründüğü gibi olmadığını fark ederler. Bu kaotik gece boyunca, her dönemeç beklenmedik bir olaya yol açtıkça arkadaş grubu boylarından büyük bir işe kalkıştıklarını fark eder. Kuralların ve puanların olmadığı, oyuncuların kimler olduğu bilinmeyen bu gece ya uzun süredir yaşadıkları en eğlenceli gece ya da oyunun sonu olacaktır. 
 
Konusunda böyle yazıyor. Hoştu  tek izlenimlik bir filmdi.
 
Ben kaçar, sizleri okudum, yorumumu yazdım, kendi yazımı da yazdım. Şimdi biraz kitap okuyayım. Malum kızı okuldan alıp parka götürücem. Biraz kendime zaman ayırayım. :)))
 
 




22.2.18

Günce, Black Panther ve Kitaplığım....

Hep yazmak istedim sonra yazmak istemedim... bu gelgitler oluyor bu ara bende... Daha önceki yazımda da anlatmıştım.
Bu sefer canım çok sıkkın.... Çocuk istismarı olayları beni mahvediyor..... aklımdan hiç çıkmıyor... bazen alıp ailemi ıssız bir yerde yaşayasım geliyor.... biliyorum çözüm değil... hatta tüm çocuklar benle gelse, hepsini koruyabilsem diyorum.
Devamlı dilimde dua gibiler....🙏
Her gün Umay'ı tembihliyorum, okuldan gelince çaktırmadan tüm bedenini inceliyor, hatta ara da kolunu falan sıkıyorum ki bakıyorum acıyor mu, bişey var mı? diye..
Artık bıktı çocuk "tamam tamam anne; dokunan olursa "hayır, dokunamazsın" diycem bide gelip sana söyliycem" diye tembihlediğim şeyleri tekrarlıyor....
Aklım çıldıracak gibi oluyor yemin ederim..........................................................................................................................................


Gelsin diyorum en ağır cezalar gelsin bu pis leşlere....
Bir yanım böyle işte.... hepimiz gibi..

Onun dışında elbet yaşam devam ediyor. Karı-koca spor salonuna yazıldık. malum yaş gidiyor, kilolar da başa baş gidiyor neredeyse benim.
Buna bir dur demek gerekiyor. Fiziki görüntüden çok ileri ki yaşlarımda/ız da sağlıklı olmak istiyoruz. Yaşımız ilerlese de bedenen ve ruhen, zihnen sağlıklı olmak önemliymiş....
Gelişmeleri yazarım, paylaşırım sizinle.😏😉

 Bugün sinemaya gidelim dedik eşcağzımla.
Fantastik filmleri özellikle de Marvel filmlerini beğenerek, ilgi ile izliyorum. Yavaş yavaş süper kahramanların geçmişleri anlatılıyor filmlerde ve sonunda da tek filmde tüm kahramanlar dünyamızı kurtaracaklar. Aslında kurtarmasalar da olur... mahveden biziz nasıl olsa...
Bu seride de Black Panther'in nasıl oluştuğunu ve hayatı anlatılıyor. Filmi fantastik film olarak düşünmeyin.
Öyle iyi öğretiler ve anlatılar vardı ki... Özellikle Şaman vurgusu fazla idi....
Film hala sinemalarda... Ve evde değil sinema da izlenecek filmlerden.




Geçen sene indirimden aldığım bir kitaptı.
Sonuncu/Tahsin Yücel
Daha önce bir deneme kitabını almış ve okuyamamıştım. Bu kitapta aynı şey oldu. Evet ve kesinlikle Türkçe'ye çok hakim bir yazar, aynı zamanda  da ödülleri olan yazarlarımızdan.
Bu kitabı da bayağı ses getirmiş hatta.
"Sonuncu"'da Selami Harici Bey ile tanıştırır bizi Tahsin Yücel. Sorbonne Üniversitesi'nde felsefe okumuş, Osmanlı döneminde Hariciye bakanlığı yapmış paşa dedesinden kalanların yekünü sağ olsun, çalışıp para kazanması gerekmeyen, karısı ve 4 çocuğuyla yalısında yaşayan Selami Harici Bey... Çok büyük bir tutkusu, bütün ömrünü uğruna harcayacağı bir amacı vardır onun. Adı da 'Serencam''dır. Yazacağı ilk ve son kitap... Yazma süreci boyunca kendisini toplumdan hatta ailesinden soyutlayarak, çalışma odasında çıkmayarak, yazdıklarını hiç durmadan yırtarak, 40 yılda bitirir sevgili Serencam'ını. 27000 sayfalık, sadece ilk kelimesi büyük harfle başlayan, hiçbir özel isim kullanılmayan, kitabı nihayetlendirmek için kondurulmuş noktadan başka noktalama işareti bulunmayan bir dev çıkar ortaya ve tek nüsha olarak basılır. Ancak, kimse içinde ne olduğuyla ilgilenmez Serencam'ın. 
Konu olarak güzel ama içeriğinde o kadar durağan ve tekrar cümleler var ki.... okurken çok sıkıldım.
O yüzden karar sizin. Hatta okumak isteyen varsa gönderebilirimde.




Diğer kitabım da;
Huzursuzluğun Kitabı/ Fernando Pessoa
Bu kitabın metnini o kadar çok okudum ki... E-kitap olarak Kobo'dan aldım ve okudum. Resmen soluksuz okudum.
Her ne kadar karamsar bir tarzı varmış gibi gözükse de yazarın bakış açısı, gerçekçiliği ve anlatımı çok iyiydi.
 Nasıl desem içiniz sıkılıyorsa, depresyondaysanız bu kitaba başlamayın sizi daha çok daraltabilir...
Onun dışında tam bir kitap severlere göre...
O kadar çok alıntı yaptığım cümlem oldu ki aşağıdakiler sadece birazı.

"Öyleyse kim kurtaracak beni var olmaktan? Hayatımı toprağa veriyorum." F. P.
Böyle başlıyor kitap...

"Doğru hisseden, dürüst düşünen bir insan, dünyadaki kötülük ve adaletsizlikten rahatsızsa, gayet doğal olarak bunun önce kendine dokunan kısmını düzeltmeye çalışmalı, yani kendini. Bu bazen bir ömür boyu sürer."

"Bütün mesele dünyayı kavrayışımızdan kaynaklanıyor: Dolayısıyla dünyayı kavrayışımızı değiştirirsek dünyayı da kendimiz için değiştirmiş oluruz, çünkü o durumda dünya bizim açımızdan, şu an olduğu gibi kalmamış olacaktır."


"Bizim gerçeğimiz, biricik gerçek. Dünyanın geri kalanı seyirliktir sadece..."


"Hayatta en tiksindiğim şey, toplumsal ahlak edebiyatı. 'Yurttaşlık görevi', 'dayanışma', 'insanlığa hizmet'  ve bu cinsten daha başka teraneler, bir pencereden tepeme atılmış çöpler kadar sinirimi bozar." 


"İnsanları yönetme sanatının temelinde iki ilke yatar: Onları baskı altında tutmak ve aldatmak."


"Eylem adamları, düşünce adamlarının gönülsüz köleleridir."




18.1.18

Ev Hali, Uygulamalar ve Aile Arasında Filmi...

Bu sabah hava ne güzel değil mi? Çok severim böyle havaları; puslu,soğuk ve kapalı. Bir yanım depresif benim ondan sanırım.👧
Elbet çalışırken zor bir hava şartları bu havalar. Sabah soğukta sıcacık evden çıkıp işe gitmek. Biliyor musunuz bunu da özledim çok. Çalışmak çok güzel bir şey ve darısı bana diyip günün olumlamasını da yapayım.🙏
 Dün kız babaannesindeydi. Bir tane de sinema biletimiz vardı. Merter'e dedim kalk sinemaya gidelim, Aile Arasında filmi sinemadan kalkmadan izleyelim dedik ve iyi ki de sinema da izlemişiz.( amma çok sinema kelimesi kullanmışım)

 Çok güldük ve keyifle izledik. Bir de gece matinelerini çok seviyorum. İmkan olsa hep gece son matineye gitmek isterdim.
Dün de böyle bitti.
Bu günde yazımı yazdıktan sonra dağ gibi olan ütüyü bitirme zamanı 😳😵
Sonra da vakit oldukça yeni başladığım Güvercin Bekçileri kitabımı okuyacağım. Aslında bu kitaba AbumRabum kitabından sonra başlamam iyi oldu çünkü konular birbirine paralel ve şuan okuduklarım yabancı gelmiyor.




Ne zamandır aklımdaydı aslında size gazete de gördüğüm ve kullanmaya başladığım bir uygulamadan bahsetmek.


Ben şimdilik Müze uygulamasını daha aktif kullandım ve çok da iyiydi. Size en yakın Müze ve Milli Parkları gösteriyor uygulamalar. Ve Türkiye genelinde ki müzeleri ve parkları da bildiriyor.
Akıllı telefonuma indirdim ve ordan bakıyorum....

Eğer gezileri seviyorsanız işinize yarayacak bir program. Google'dan aratmaktansa tek uygulama ile bakmak daha pratik oldu. Hatta yakınımda olan ama bilmediğim yerleri bile gördüm bu site ile.

Bugünde böyle işte, diğer blog yazılarını okudum, yazımı yazdım, müzik olarak da; loreena mckennitt açtım hem kulağıma hem ruhuma hitap ezgiler eşliğinde ütüye kaçar ben. ::))

Selamlar hepinize.

13.11.17

Günlük; İki Film Bir Kitap; Romantika

Hafta sonu tembellik yapınca birçok şey bugüne kaldı.
Tabi bunların başında üç sepet ütü 😬
Sabahtan kahvaltı faslını bitirip daldım evin içine.... Artık Umay'da kendi başına oynuyor yada televizyona bakıyor işim bitene kadar. Beni durdurmadığı için daha çabuk bitiyor işim.
Sonra bir baktım okul saati gelmiş. Onu okula bıraktım, eve gelir gelmez de çayı attım ocağa, biber dolmalarımı da doldurdum, akşama pişecekler...
Bende o ara oturdum bilgisayarın başına.. önce sizin yazdıklarınızı okudum, şimdi sıra bende :))))
Geçen hafta arakadaşlarla "Ayla" filmini izledik.

Çok beğenerek izledim/k. Türk Yapımı olarak çekimler vs iyiydi...
Biraz ağladık tabi ama öyle anlatıldığı kadarda çoooook ağlamıyorsunuz yahu...
Tabi konusunun gerçek bir hikayeden alınması, savaş görüntüleri ve o bomba sesleri çok etkiliyor duygularınızı....



 Cumartesi Yol Ayrımı filmine gidelim diye çıktık evden, kendimizi DOĞU EKSPRESİNDE  CİNAYET filminde bulduk. Johnny Deep' hayranım. Özellikle o mimiklerini kullanmasına ifadeyi vermesine bayılıyorum...
Elbet diğer oyuncular da çok iyiydi. Agatha Christie'nin bir kaç romanını okumuştum, kurgusu ve şaşırtmasını seviyorum.
Film de kısa , uzatmalar olmadan çekilmiş. Beğenerek izledim/k.





Daha önce Şu Çılgın Türkler kitabını okumuştum. Hemde bir solukta. Turgut Özakman'ın yalın bir anlatım dili var ve siz daha yeni başladım derken kitaba bir bakıyorsunuz kitap bitmiş.
ROMANTİKA  kitabını İnsatgram'da çok görmüştüm, sonra kitap kulubü tolantımız da Sema Abla da "alın okuyun çok güzel" deyince aldım ve elimde ki kitap biter bitmez bu kitaba başladım.
Yine bizi yalın ama içi dolu bir dil bekliyordu.
Bu yazarın ikinci romanı imiş. Aslında çok önceleri yazılmış ama sanıyorum ki yeni yeni reklamı yapılmış. Malum reklamı hangi firma daha çok yaparsa çok satanlar da o kitap yer alabiliyor. Ne kadar içler acısı ama maalesef çark böyle işliyor.

Konu olarak; aşk, aile, hüzün, huzursuzluk, sevinç, romantiklik, ahlak, saygı, ilişki; baba-kız ve ailevi ilişkiler vb... her şeyi buluyorsunuz okurken.
Özellikle Doğan Hoca ve Azure'nin ilişkisini nasıl samimi ve içten yazmış yazar anlatamam.
Şöyle ara bir kitap okuyayım diyorsanız bu kitabı es geçmeyin....

Dün Kabuk kitabına başladım bakalım beni nler bekliyor.
Ben kaçtım, iyi haftalar arakadaşlar. 😊



30.9.15

Kavim Ahmet Ümit, Cinderella, Hızlı Ve Öfkeli 7, Kung Fu Jungle veee bizzzzz... :)

Veee Sonbahar tatlı tatlı yüzünü gösterdi. Şikayetçi miyim? Aslaaaaaaaaaaaaa.
Üşümeyi, üstüme bir şey alıp dışarı çıkmayı özlemişim. :)

Yağmurlu ve serin havayı seviyorum. Yağmurun sesini dinledim dün balkonumda. Kızçem uyuyunca kitap, kahve ikilisini yanıma alıp kendimi balkonuma atıyorum. Ve esen hava da kah gözlerimi kapatım içimi dinliyorum havanın sesi ile birlikte kah kitabımı okuyorum. Eğer böyle ufak kaçamaklar yapmazsam günler zor geçer benim için sanırım. Çünkü şu aralar havalardan dolayı pek dışarı çıkamıyoruz kızçemle, birde bunları yapmazsam çok sıkılır içim çokkkk.....

Bayramı da geçirdik çekirdek ailemle. Sabahtan kayınvalideye kahvaltıya gittik. Öğlen de kardeşimgiller geldi. Güzel bir sofra kurduk el birliği ile ve keyifle akşamı ettik. Çok seviyorum böyle toplanmaları....
Ertesi gün de gidilecek bir kaç yer vardı onları ziyaret et, komşularımızı da ziyaret ettik elbette. Yoksa bayram havasını nasıl aşılardık kızımıza. Büyüklerimize gitmek, secdiğimiz görüştüğümüz, arkadaşlarla, komşuları ziyaret etmek çok keyifli. Çalınan kapılarımız hiç susmasın bence. :))

  Umay'ı ikinci gün Bostancı Lunapark'ına götürdük. Akşam üzeri götürdük ki o renkli ışıkları görsün. :)
Açıkcası içten içe biraz tereddütlerim vardı; acaba ürker mi, korkar mı? Ağlar mı? binmek istemezse ya korkupta... diye...
Ama nerdeeeeeee. Akıllı kızım benim ya. Etrafını " aaaaaa" diye diye bakınıp durdu. Bineceği hepi topu üç şey vardı onlara da ma aile bindik. Çoook keyifliydi Umay, tabi onunla bizde keyiflendik. Seneye daha bir keyifli olur lunapark artık bizim için. Çook kalabalıktı. Eee tabi ki bayram çocuklar için benceeeee.

 Kitaplardan da Kavim/ Ahmet Ümit kitabı bitti. Valla çok heyecanla ve keyifle okudum kitabı. Ama bu ara üst üste o kadar çok A.Ümit kitabı okudum ki aa vermemin zamanı geldi sanırım. Birde evet polisiye romanında usta bir yazar, katili saklamayı ve ters köşe yapmayı okura çok iyi biliyor. Ama bence biraz ara vermeli polisiye romanlarına. Çünkü artık yazım dili çok aynı olmuş... Bu kitabında da dinler adı altında işlenen ama asıl amacı farklı olan bir cinayeti anlatmış yazar. Ve tarihi romanlar konusunda daha çok kitabı olmalı sevgili Ahmet Ümit'in. Çünkü hiç sıkmadan işliyor konuları.
Kitabın konusunda daha fazla bilgi gelmiyo benden biliyorsunuz. :) Tek diyebileceğim okuyun güzel bir kitap.



Filmlerden de bir klasik olan Cinderella'nın yeni çekimini izledik. Hikaye bildik olunca fazla birşey beklemeden bir izlenimlik film olarak ara fil diye izledik.
 Veee serini son filmi olan Hızlı Ve Öfkeli7 yine benim için tabi çok keyifliydi. Görsel sahneler ve yarışlar çok heyecanlıydı. Nedense bu seriyi çok sevdim :))

Dün izlediğimiz bir diğer film ise Kung Fu Jungle idi. Özellikle sizde uzak doğu filmlerini ve öğretilerini seviyorsanız bu filmi beğenirsiniz.
Çok istiyorum uzak doğuya gitmeyi. Öğretilerini kendime çok yakın bulduğumdan sanırım. Bu filmde de dövüş sanatında uzman olan bir öğretmen dövüş sırasında karşısında ki kişiyi istemeden öldürür ve hapse girer. Başka bir dövüş sanatı konusunda uzman olan kişi de kafayı bizim bu ustaya takar ve dışarı çıkması için şantaj yapar. Amacı büyük ustayla dövüşmek ve onu öldürüp kendisinin usta olduğunu kanıtlamak. hapisteki öğretici de polisle iş birliği yapıp dışarı çıkar ve olaylar gelişir.
Kung Fu harika bir dövüş sanatı. O hareketler, o içe dönüşler  çok önemli.... Araştırıyım da öyle detaylı yazayım dimi ama blog. :))

Öyle işte eylül ayını bitirdik neredeyse. Bizde haberler böyle, sizden naber blog?.