Gündem etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Gündem etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13.2.23

06.02.23 deprem sabahı

 O sabah geç uyandım.... Salona girince televizyona bakakaldım. Gece yatmadan interneti kapatıyorum, telefonlar başucunda olduğundan... O yüzden hiç bir mesajı göremedim... Ve o gün bugündür ne diyeceğimi de bilmiyorum...🥺🤲🏻📿 



Geçmiş olsun Ülkemize 🥺  

Hiç televizyon karşısından kalkmak istemiyorum... Sanki TV'yi kapatinca haber alamayacağım ve bu olsunda istemiyorum...

Her habere hem üzüntüden hem sevinçten ağlıyorum/Z eşimle......

Geçen gün eşim arkadaşının yakınları için kefen aradı.... Ararken çok kötüydük... Zor bulduk, bulduğumuza sevindik sonra sevindigimize üzüldük... Resmen bu haldeyiz...... 

Oysa ki 15 tatilde Kuzum Toprak Cem gelmişti.... Umay kız ile keyiflerine diyecek yoktu...... 

Gittiği günün ertesi deprem haberi ile yandık..... Nasıl bir dunay dedim, 1 dakika içinde her şey değişiyor.......

Bu gibi durumlarda konuşamayan, anlatamayanlardanim.... Daha çok sessizce izliyorum... Ne diyebilirim ki zaten..... Her kelime, her cümle anlamsız....

İki gündür geceleri televizyonu kapatıp, kitap okumaya çalışıyorum. Bugün daha iyiyim okudum yoksa kafayı yiycem......

İşte böyle......

Fazla söze gerek yok...

Allah Yar Ve Yardımcımız Olsun 🤲🏻🥺

23.11.20

Günlük haller....

 Veeee bugün itibari ile uzaktan eğitime dahil olduk Umay Kız ile. Aslında çok sevmesem de "bizli" konuşmayı, cocuğa dair bişey anlatırken... bu süreçte beraber olunca, böyle çıkıyor cümleler de kızçemle... :)

Sınıf olarak daha önce istememiştik uzaktan eğitimi, iki gün yeterli diyorduk. Gerçi faydasını da gördük, okumaya başladı mini mini birler. İşin mantığını çözdü Umay kız ve basit kitapları yavaş yavaş da olsa okuyor.

Haftada beş gün nasıl olacak bilemiyorum tabi bizim için yeni bir süreç. 

Eşimde uzaktan eğitim veriyor. Salon Umay'ın, arka oda Merter'in, ben kantinci :))))))

biri mesajla isteklerini söylüyor diğeri on dakika molalarda :)))

 

 

Vaka sayılarını ve artık çoook yakınlarımdan da "covid oldu" lafını duyduktan sonra korkum iki katına çıktı resmen. Paranoyak olmassak iyi.

Allah bin kere razı olsun gerçektende sağlık çalışanlarından, doktorlarımızdan. izinsiz  çalışıyorlar... Ama pervasız dolaşan, covid olduğunu bile bile sokağa çıkanlardan da.... Allah bildiği gibi yapsın diyeyim...gerisini anlamışsınızdır zati...

Akşam haberlerini izliyoruz onun dışında pek bakmıyorum. Ama son günlerde izlediğim tartışma programlarında ki doktorların anlattıkları da pek iç açıcı değil yani....

Geçen gün eşime dedim ki; hani diyolar ya, insan ömrü hayatında mutlaka bir büyük bir olaya denk gelirmiş diye...bizim payımıza da düşü düşe pandemi düştü.... tabi öncesi darbe girişimi denemesi..deprem ve sonrası bu olay...

Tabi yine her zamanki gibi cümlenin sonu "saglık olsun"a bağlandı.  Artık dilimize plesenk olmuş bir cümle, ne kadar samimiyiz bunda emin değilim...

Geçen gün arkadaşla konuşuyoruz, o da çocugun sınıfından başka bir arkadaşla konuşuyormuş... Hep iç karartıcı konuşuyor içim daraldı dedi. Bende dedim ki; haklısın. bizde biliyoruz o bize denilen sayıların çok üstündedir vakalar. ama hep olumsuz konuşmak bir yerden sonra ruh sağlımızı bozar...zaten hep evdeyiz bide bu konuşöalar hepten bizi sinirli eder durur.



O yüzden daha çok günlük şeylerden konuşmayı, hatta bazen pandemiden hiç konuşmamayı yeğliyorum. Bilemiyorum belki bu kaçışda iyi değildir ama bana, ruhuma iyi geliyor. En azından evde olduğumuz süreçte kafayı yemiyoruz.  Tabi bunda Umay!ın da etkisi var. Biliyorum ki, biz ne kadar çok evde uflayıp puflarsak o da etkilenecek.... şu an için buna hiç gerek yok. Büyüme çağında, bilsin ne olduğunu kabulum, ama çözüm odaklı olmalıyız ki..o da öğrensin...

Tabi bunların dışında "BİR BAŞKADIR" dizisini bitirdik ve çok beğendim. Hem oyunculuğu hem de anlatılan hikayeyi... Gurur duydum yapımcı ile...

"CROWN" izlemeye devam. Başarılı dizilerden biri. Ve her izlediğimde ddiğim bir şey var... iyi ki ünlü veya kraliyet ailesinden değilmişiz.... o hayatı yaşamak istemezdim. Öyle zor ki... hiçbir duygunu tam yaşayamıyorsun... her şey saatli, her görüşme herkes tarafından biliniyor, devamlı dikkatli olmalısın... ay akıllara zarar... hiiiç bana göre değil.....

Yazarken düşünüyorumda .... yeni yıla şurda ne kaldı, sanki daha dünmüş gibi... ve şimdide yeni bir yıl zamanı daha geldi.... o liste yapmalar, hediye almayı düşünmeler....kararlar, yazılan notlar... hey gidi günler hey gibi oldu biraz ama öyle değil mi?

Ben kaçayım en iyisi sbah erken kalkış var...biraz da kitabımı okuyayım.

Selam ederim sana ey okuyan arkadaşım....

 


17.1.18

Hayata Dair.... Buket Aşçı..



Geçtiğimiz hafta Twitter'da gördüm erken gelen vefat haberini Sevgili Buket Aşçı Gürel'in...
Hiç yüz yüze tanışmadım, yazılarından ve sıkı sıkaya takip ettiğim Vatan Kitap Eki'nde ki yazılarından biliyorum. Seviyeli ve iyi anlatımı, tavsiyeleri... çok iyiydi.
Ama en çok organ bağışı ile ilgili sıkıntılarını hatırlıyorum,  verdiği mücadeleyi... O zamandan beri yakınlarıma, en çok da eşime söylediğim bir şey var ki... eğer sizden önce ölürsem ve organlarım sağlamsa" bağışlayın lütfen" başka bir Can'a umut, yaşam olsun...
Ölümün yaşı olmuyormuş, her haneye düşen vefat haberi hep erken oluyormuş....
Ruhu şad olsun, ışıklar için de uyusun Sevgili Buket Hn.

Bu sayısını okurken gazete eki-inin garip oldum, yazı alanı boştu, onun yerine tanıdıkları, dostları kısa kısa yazmışlardı. 
Hep imrenmişimdir kendisine daha doğrusu işinin sevdiği bir iş olması ve kitaplar oluşu.... gerçekten de kitapsız bir gün düşünemiyorum ve okumdan duramıyorum...
O yüzden de belki bu kadını çok seviyordum ve ilgi ile takip ediyordum.
Hayat böyle işte değil mi.... Ne kadar sağlam dostluklarınız varsa ananlarınız da o kadar çok ve iyi oluyor...
Hayat kısa kuşlar uçuyor azizim... kıymetini bilenlerden olmak gerek.
Tüm dostlarıma ve arkadaşlarıma selam olsun.

24.6.17

İyi Bayramlar...

Ramazan Bayramınız Mübarek olsun...

Şeker bayramı diyince aklıma birçoğumuzun çocukluğunda olduğu gibi kapı kapı dolaşıp şeker topladığımız anılar geliyor..

Bu ailecek bizim ilk annemsiz bayramımız...
İçim buruk, kırık, yaralı...
Ama ne yapıcaz işte biz yaşayanlar için hayat devam ediyor....

Bir hafta öncesinden bayram temizliği yapılırdı. Sonrası kadayıf tatlısı..
Baklava ve yaprak sarması babaannemin evinde olurdu bide babanem sağouk ayran çorbası yapardı her bayram.
Şimdi hepsi anılar da kaldı. Ruhları şad olsun...

Anılar, anılar, anılar...

İyi bayramlar efenim tekrardan...













29.3.17

Kış Hasadı, Orhan Pamuk kitabı ve mavi kapak kkampanyas....

On beş tatilin son günlerini  yaşıyoruz evde :) gerçi ana kız çok alıştık babamızın evde olmasına.
En çok Umay'a zor gelecek bence.  Son bbirkaç gündür sevdiğimiz dostlarımız da kaldık. Onlarında iki evladı var her ne  kadar erkek çocuğu olsalar da kızçem çok mutluydu. Peşlerinden "abi abi"  diye diye dolanıp durdu.  Eee tabi bizim evde "ham'dı onlarla resmen" pişti".  :))
Bende bu arada hazır kızım bana fazla "anne meme"  diye  peşimde dolaşmıyorken fırsatı değerlendireyim dedim ve mmerak  ettiğim "Kış Hasadı"  kitabını okudu. Ben aradığımı bulamadım,  çeviri bence çok kötüydü çünkü anlatım dili ve cümleler aalmadı bir türlü. Birde  ne bileyim ben daha tasavvufi birşeyler bulacağımı düşünüyordum ama nafile.... Naçizane düşüncem  budur.....
Diğer kitabım olan" Kırmızı Saçlı Kadın" kitabına başladım ve akan dilini,  konusunu sevdim,az kaldı bitsin kitap yorumlayacağım,.
Bir çok arkadaşımla denk geldi Orhan Pamuk kitabı. Onların da yorumlarını bbekliyoru.

Bir şeye daha değinmek iistiyorum. Facebook sitesinde Doğan Cüceloğlu bir paylaşımda bulunmuş ; Mavi Kapak toplama kampanyası ile ilgili....
Bende fısıltı Gazetesi aracılığı  ile bu kampanyanın bittiğini duymuş  ve kapak biriktirmeyi bırakmıştım.Meğerse bitmemiş  kampanya,  ne kadar çok paylaşırsak o kadar iyi bence.
Daha detaylı bilgiyi TOFD 'nin kendi sitesinden de öğrenebilirsiniz.

İyi pazarlar.....

 

8.2.17

Okuyamıyorum Gazete artık....

Geçen gün sırf kitap eki veriyor diye Hürriyet Gazetesi aldırdım bizim beye. 

Ve sadece eki alıp diğer gazeteleri geri dönüşüm poşetine attım...
Sonra gecenin ilerleyen saatlerinde kız uyuduğunda günün muhakemesini yaparken, artık gazete okumadığımı fark ettim...

Hatta haberlere bile bakmaya ihtiyaç hissetmiyorum çoğu zaman...
Bazen bir kaç günde bir "aa hiç haber izlemedim bakayım neler olmuş diyip", sırf haber yapan kanalları açıp bir süre dinliyorum.


Oysaki daha gençkene ( şimdi de gencim yahu neden böyle yazdım  :)))    ) özellikle haftasonu Cumhuriyet, Hürriyet ve Sabah Gazetelerini alır, masanın başına oturur okurdum hepsini. Sevdiğim yazarları takip ederdim.

Hatta ilk ben okurdum gazeteleri, ben okumadıysam vermezdim kimseye okusun diye. Neden derseniz karman çorman etmesinler diye...
Şimdi düünüyorum da ne gerek var okuyan istediği gibi okusun dimi...olmaz ben düzenli okuyorum der ve önce ben okurdum.
Evde sorarlardı " Gülşah okudun mu gazeteleri, alıyoruz bak" diye. :))
O kadar vermezdim işte anlayın okumadan.

Zamanla gazetelerin ve haberlerin tek taraflı yazdığına ve yayın yaptığına inandığımdan almamaya başladım.
İzlersem bi Fatih Portakal ve İsmail Küçükkaya haberlerini izliyorum. Onlarn da sunumları, fikirleri bana daha yakın geliyor.

Oysa ki okunmalı, bilinmeli gündem, Ülke Gündemi değil mi?
Onda da çözümü Twitter'a bakıyorum, ordan okuyorum....

Bak şimdi bir ek den nerelere gittim....

Yalnız hala favori gazetem Cumhuriyettir. Eğer yola gideceksem ya dergi alırım yada bu gazeteyi.
Çünkü içinde ki bir çok yazarı takip ediyor ve okuyorum.


Bugün güzel bir gün olsun...




24.8.16

Hayata Dair, Oya Baydar ve Surönü Diyalogları...

Eşimin ısrar ve çabalrı sonuç verdi bende sabahın köründe kalkıp Kpss sınavı için kayıt yaptrdım.
Şakası bir yana çok istiyor ama cesaret edemiyordum. Sonuçta sıkı bir çalışma istiyor bu sınav ve kendimde o gücü bulamayışım hep erteletiyordu bana. Bu konularda çok iyi bir destekçidir kendisi. Dün akşam sınava hazırlanmam için kitap da almış... Birde bir söylenir ki çalışmazsam... gelde çalışma yani..........

Sabah baba kız uyurlarken düştüm yola. Allah'tan 19.kişiydim ve saat 09:00 gibi işim bitti. Hal böyle olunca bide uzun zamandır Kadıköy'e inmeyince "hadi Gülşah bugün baba kız günü yapsın evdekiler sende tek takıl" dedim ve sabahtan indim Kadıköy'e.
Aman Allah'ım nasıl sakin, sessizdi anlatamam size sokaklar. Bende mutlu mutlu tadına vara vara dolaştım sokaklarda.. Tabi öncesi çayımı içtim.
rıhtım
Uzun zamandır rıhtım da bulunan Starbucks kafesine gitmemiştim.Cafeyi büyütmüşler ve kat çıkmışlar. Öyle güzel olmuş ki. şöyle arkadaşlarla oturup muhabbet edelim derseniz harika bir mekan olmuş. Özellikle üst kattaki bölümlere koltuklar, yuvarlak masa ve bar konsepti yapmışlar ki... sanki evinizde gibi Tavsiye ederim.

Sonrası olmazsa olmazım YapıKredi Yayınevi oldu. Baktım doyasıya kitaplara ve bir iki kitap aldım.
Ordan da Eminönü Vapur İskelesinin üstünde ki İstanbul Kitapçısı Cafesine gittim. Burayı Beltur işletiyor ve fiyatlar da manzara kadar güzel. :)


kadıköy rıhtım
 Yine çayımı söyledim vapur ve denize karşı... O arada yanıma aldığım SurÖnü Diyalogları Oya Baydar kitabını bitirdim.... Okurken içim cız etti... Çünkü hala devam eden bir Doğu'da kanayan bir yaramız var... canlar başka canların gözünün önünde ölüyor ve biz ekranlardan sadece gösterilmesi gerekenleri izliyoruz...

Tabi bazı yazılanlara katılmasam da orada yaşananlar, her iki tarafında kendini haklı görmesi ...birçok şeyi haklı çıkartmıyor.
Yazar daha önce de gitmiş Sur'a ve o bölgeye. Yine bu sefer de gittiğinde örgütten birileri ile konuşuyor ve okudukça üzülüyorsunuz...
Yazar hem yazıyor hemde savaş dursun, daha fazla canlar yanmasın diye mücadele veriyor. Ve yakın çevresinde bazı arkadaşlarına söylediğinde, şu cevabı alıyor ve şaşırıyor; eğer oraya gidersem bir daha hiçbirşey hayatımda eskisi gibi olmayacak...

Bu çok önemli bir duygu. Hepimizin bir hayatı ver acıları paylaşmaya başlayınca çok şey değişiyor düzenimiz de...

Bu kitabı okuyun ve düşünün derim... ne olursa olsun "ama onlar da hak ediyor" dememek için...
Tabi kitapta Dağa çıkanlar savunulmuyor yada haklılar denmiyor. Halkla, isteklerine dair, ölülerine dair, yaşamlarına, umutlarına, beklentilerine dair karşıklı konuşma şeklinde yazılar var.
 Yazar bu konuda çok mücadele veren biri... İLk kitabıydı okuduğum, devamı gelir artık bende....

İŞte böyle blog, şimdide gündem hoş değil nasıl olsa... endişelenmeler uzun zaman daha bitmeyecek... büyümek böyle birşey sanırım....


oya baydar surönü diyalogları


4.8.16

kaygılı ama umutlu günler geçerken.

Adnan binyazar/ Kızıl Saçlı Kontes
 Uzun zamandır yazmadığımın farkındayım. Ama bir türlü yazacaklarımı, hangilerini paylaşmam gerektiğini bir türlü toparlayamadım.
Malum gündemimiz hep aynı...
Tek duam Rabbim ülkemize zeval vermesin...
Bu topraklar kolay kazanılmadı.....

Tabi yazmadığım zamanlarda günlük hayatımızı akışına kavuştu... Her ne kadar devamlı haber kanallarını izlesek de bir nebze rahatladık...
O arada arkadaşlarla bir Avşa Adası tatili yaptık.. Tatil yaptık ama devamlı konuşmalar da sosyal medyadan gündeme bakıp, yorumlar yaptık.
Deniz ve kumsal çok iyi geldi hepimize... Sabahtan akşama devamlı denizdeydik....

Temmuz Ayında Can Yayınları 5 TL kampanyası düzenledi ve haberdar olunca birkaç kitap da ben aldım... Benim baktığım DR'larda hep öykü kitapları vardı. Romanlar azdı. İyicene anladım ki öykü kitapları fazla okuyamıyorum... Çok sık okursam sıkılıyorum. Ara kitap olarak okumalıyım.
Örneğin Kızıl Saçlı Kontes/ Adnan Binyazar
 Belki kalemi kuvvetli bir yazardır ama ben bu öykü kitabında bir türlü ilerleyemedim ve yarım bıraktım... Başka bir kitabını daha okuyup karar vermekte yarar vardır değil mi? Ya da sizden okuyanınız varsa ne dersiniz?

Lupita Ütü Yapmayı Seviyordu
 Kitap Kulübü kitabımız olan Lupita Ütü Yapmayı Seviyordu/ Laura Esquivel 
Bu kitaba tek kelime ile bayıldım. Hele her cümlenin başı " Lupita .... seviyordu" diyerek giriş yapması, yaşadıklarını günlük bir dille aktarması bir okuyucu olarak çok keyifliydi... Bu kitabı okuyun derim. Gerçekten de Latin Amerika Edebiyatı sizi sıkmıyor ve konuları genelde sürükleyici oluyor. Bu kitapta da yazar biraz günlük hayata biraz da Ülkenin Politik olaylarına değinmiş...

Thomas Mann Aldanan Kadın bu kitap resmen içimi baydı... Aslında listemde yazarın Büyülü Dağ kitabı vardı fakat bu kitabı da tanışmak için aldım yazar ile... sanırım yanlış bir seçim oldu... Ki yazarın bu kitap ölmeden önce yazdığı ve hayatında ki gerçeklere dayanan bir kitapmış.
Bir kadının genç bir öğretmene aşkı ve çocukları ile yaşadığı diyaloglar anlatılıyor... bakış açısı, ölüm vurgusu çok iyi ama konu işleyişi zor ilerliyor....

aldanan kadın
Mother's Day filmi gayet renkli bir izlenimlik akıcı bir filmdi. Şöyle sıkılmadan, fazla düşünmeden keyifle kahvaltı sofrasında yada oturuken izleyeyim derseniz iyi bir seçim. Öyle aman aman bir konusu yok tek güzelliği aydınlık ve iyi oyuncuları oynatmış olmaları...
mother's day
cumhuriyet çocuğu


















Nihal Yeğinobalı CUmhuriyet Çocuğu tek kelime ile enfes bir kitaptı. Özellikle bir döneme tanıklık etmek ve onu okuyucu sıkmadan anlatmak kolay değil. Ki yazarımızın kalemi de çok kuvvetli.
Bu kitabı ikinci el olarak tamamen arka kapak yazısına bakarak almıştım. Meğersem diğer kitapları da çok iyiymiş. Hatta dilimize Genç Kızlar olarak yabancı isimle basılmış kitabından sahibiymiş.
O dönemde kitabını kendi ismi ile bastıramadığı için rumuz kullanmış ve kitap yıllarca best seller olarak anılmakta...

Yeni yazıda görüşmek üzere  :))

15.7.16

İstanbul Gezisi ve Salı pazarı Turu...

Geçtiğimiz hafta arkadaşlar aradı ve hadi gelin Eminönü'ne geçelim dedi. Bende neredeyse 1 yıldır geçmemiştim... Aslında bir ara tam gezi palnı yapıyordum ki kendime Taksim'de ki patlama olunca herşeyi ertelemiştim.. Ki hala bazı yerlere gitmek tedirgin ediyor beni.... Çocuk olduktan sonra bu tedirginlik daha fazlalaştı... 

Neyse velhasıl biz geçtik karşıya... Öncelik elbette olmazsa olmazımız Mısır Çarşısından geçmek oldu... Tabi alışkın olmadığımız bir görüntü vardı; poliler vardı her yerde ve arama yapıyorlardı... Elbet güvenliğimiz için ama tedirgin olmadan edemiyoruz...

Ordanda Tahtakale Cad.sinden yukarı neredeyse bütün takıcıları geze geze hatta bir sürü takılar alarak yukarı ŞarkHan'a çıktık.
Bilmeyenleriniz varsa muhakkak uğrayın bu hana. Aslında bundan 4-5 sene evvel daha güzeldi içi ama şimdide de görülmeye değer. Daha çok uzak doğu eşyaları ve kıyafetleri var...Birçok şeyi toptan yada tek tek alabiliyorsunuz ve fiyat olarak da çok uygun.
Efenim şapka da pek renkli pek güzeldi ama anca poz verecek kadar taktım... :))
 Eve dönüş yolunda yokuşun orda ki otoparktan harika bir İstanbul manzarası mevcuttu...
Boşuna İstanbul adına şiirler, romanlar, hikayeler yazılmıyor... Özellikle metropol bir şehir olması bir harika... Cami de var, kilise de... hanlar da var apartman daireleri de....

Bu hafta da bir Tarihi Salı Pazarı yapalım dedik beyimle...
Sever misiniz bilmem ama? Çok severim pazarı gezmeyi..
Aradığım bir çok şeyi bulduğumda hele daha bir keyifli oluyor pazar...
Şimdi sıra da cumartesi günleri Pendik'te kurulan pazar var, neredeyse 10 yıldır gitmiyorum... bi gideyim göz atayım dimi ama .... özlemişlerdir beni... :)))

Dün acı bir olay yaşandı Fransa'da.... Terör artık tüm Dünya'nın sorunu ama ülkeler kendi başlarına gelmeden anlamıyorlar sanırım... Oysa ki Dünya'da barış için elele vermek gerek... ayırım yapmadan, beslemeden bu olayları.........
Acı düşen evlereRabbim sabır versin....

Hayırlı Cumalar... keyifli haftasonunuz olsun efenim.









1.7.16

Kadir Gecemiz Mübarek Olsun...

Kadir Gecesi Duası





Kadir Gecemiz Mübarek olsun...
Rabbim ülkemize sabır ve iyi günler nasip etsin.. Hatta tüm savaş olan ülkelerde acı çeken annelerin, babaların, çocukların acıları dinsin...... Hastalarımız şifa bulur İnşallah...
Artık terörle ilgili duygularımızı biliyoruz... Geçen gün yaşanan olaydan sonra ruh halimi az çok tahmin edersiniz...
.. ...... 
Evet belki de terörün niyeti "korku psikolojisi" yaratmak... evet bizleri sokaklardan soğutmak..
Ama evet korkuyorum sokağa çıkmaya, kalabalık yerler de dolaşmaya...
en çok da her anne baba gibi evladımın başına bişey gelmesinden, yetim-öksüz kalmasından korkuyorum...... 

Ve ellerimi duaya açarken en çok ülkem için açıyorum.......

Bitecek bu kabus gibi günler diyorum ve ister istemez bu karanlık duygularımı içime gömüp normal hayatıma adapte olmaya çalışıyorum.....

9.6.16

Kadınlık, annelik üzerine...........

Bir kaç gündür düşünüyorum ki eminim Cumhurbaşkanı'nın o cümlelerini ve bakış açısını dinledikten sonra bir çok kadın, anne de benim gibi düşünmüş, yorum yapmıştır...diye düşünüyorum.....
Hani düşünüyorum ve Kuran-ı Kerim'i Türkçe( anladığım dilde okumayı tercih edenlerdenim) okuyorum. Çevirisine baktığınız da; bizi Yaradan'ın bile bir anne " bir anne istemez ise çocuğunu emzirmeyebilir, ona süt anne tutabilir" diyebiliyorsa, bize böyle bir hakkı veriyorsa...
Nasıl olur da Devletimizin başında olan kişi böyle yorumlar yapabiliyor anlamıyorum... Sanırım kendisinin çevresinde hiç işsiz bir baba, anne, geçimini çöpten toplayan aileler, sokakta yaşayan çocuklar yok...
Çünkü ülke geneline baktığınız da emekli bir ailenin geçiminin ne kadar zor olduğunu, çalışan anne-babanın çoğunun çocuklarının anca okul masraflarını karşılayabildiğini bilmesi gerekir...

Elbet istisnalar var; geçim düzeyi iyi olan, refah içinde yaşayan... ama bunu eğer bir Cumhurbaşkanı söylüyorsa her iki kriteri de düşünmesi gerekir..
Bir de garibime  giden; her kadın anne olmak istemeyebilir, nasıl olur da biz " anne olmak istemeyen" bir kadını yargılayabilir, ona" sen yarım kadınsın" diyebiliriz ki...
Çevrem de iki tane kadın tanıdım; anne olmak istemeyen. Evliler ve karı koca istemiyorlar. Bu dünyaya çocuk getirmenin doğru olmadığına inanıyor bir tanesi, bir tanesi de "anne olmak" istemiyor.
Vee bence duygularını iyi tanıyan insanlar anne olmalı veya olmamalı... düşünsenize istemiyorsunuz ve kocanızın baskısı yüzünden "anne oluyorsunuz" ne kadar kötü.. o çocukla annenin arasında nasıl bir sağlıklı bağ oluşabilir ki.....


Ki şu zamanda , yaşadığımız dünyaya baktığım da içim de çok da ferah değil... hele anne olduktan sonra "kaygılarım, endişelerim" daha da bir arttı... En büyük arzum her anne baba gibi evladım sağlıklı bir birey olsun, okusun, istediği bir işi yapsın... ama gidişat o kadar kötü ki... içimde ki evham yer yer hortluyor vallahi... sonra diyorum ki; Gülşah bu kadar düşünme herşey olacağına varır...
Sen evladını iyi, dürüst, ahlaklı ve sağlıklı yetiştirirsen; iletişimin de iyi olursa o evlat canavar gibi olur...
Tabi bu endişler arasında " sarkıntılık edecek olan olursa, okula gidecek ama ya öğretmeni yada etrafdan birilerinin tacizine uğrarsa" endişelerimi hiç anlatmayayım bile.... ( inanın artık haberleri bile izlemek istemiyorum....)

Ki izlediğim filmlerde kalabalık aile gördüğümde çok imrenirdim, hala da imrenirim... hep hayalimdi "3 evladım" olsun boy boy.... yazları hep beraber etkinlik yapalım, tatile çıkalım vs.....
Tabi günümüz şartalrında ne mümkün...
Zati geç evlendim, geç anne oldum bir ikinci çocuğa gücüm yok.... Rabbim; anne olmak isteyen kadınlara bu muhteşem, tarifi imkansız duyguyu yaşamayı nasip etsin...

Bir de böyle çevreden gündemden söylemler duyunca... aklımdan geçenlerin hepsini dilime düşüremiyorum bile.....

Velhasıl uzun lafı kısası; kadın demek sadece anne demek olsaydı... kadın demek herşey demek bence ve bunu sadece doğum ile sınırlandırmak kadar cinsiyet ayrımı yapmanın lüzumu yok....
........................
.............................

30.5.16

Akıllı Telefonların bizdeki bağımlılığı ve Fathers And Daughters Filmi...


Sabahtan kahvaltı haberlerini izliyorduk ki bir haber hem dikkatimi çekti hemde düşündürdü...
Araştırmalara göre; günümüz insanında yeni bir kaygı durumu yaşanıyormuş.  Oda "Şarjım bitiyor,  biterse"  kaygısymış ve durum bildiğimizden de ciddiymiş.Sokak röportajında soruyorlar;
----------Şarjınız biterse naparsınız?
  "Hemen eve giderim, bitmeden şaj ediyorum, fulluyorum" vs...
diyenler çoğunluktaydı.
Ve artık psikologlar bunun üzerine çalışıyormuş...
Bağımlılık helede aşırısı olan bağımlılığın her türlüsü kişinin kendi yaşamından çalınan bir şey....
Hakikaten de düşününce o kadar bizim, bedenimizin bir uzvu gibi oldu ki şu cep telefonları....
Aradığımız kişi biraz geç açsa yada o an cevap veremese... telaşlanıyoruz, aklımıza binbir türlü şeyler geliyor yada acaba bir şey oldu bak hala dönüş yapmadı polemiğine bile girenler oluyor....
Kendimden biliyorum, ailemden biri aradığından geç açıyorsam yada o an müsait değilsem meşgüle veriyorsam hemen bir telaş oluyorlar... Ne oldu neden açmadın vb.. şeylerle karşılaşıyorum..
Keza bende de o huy var sanırımm :)  Törpüledim amaaa boşuna içe dönük kitaplar okumuyoruz ... :)
Sanırım genç olsam yada bekar olup sevgilim olsa daha bir sinir olurdum herhalde açmadığında... Allah'tan o dönemleri geçtik ;)

Hani esprisi bir yana düşünün öyle değil mi? Ne kadar bağımlı olduk akıllı telefonlara ve sosyal ağlara...
Ben geçen sene kendimde bir deneme yaptım ve bir süre Facebook'a giriş yapmadım... ve baktım ki aslında biraz bakınayım, gezineyim ne var ne yok diye giriş yaptığımda o kadar çok zamanımı alıyormuş ki internet...
Gerçekten de saatlerin nasıl geçtiğini anlamıyordum... Ve ara ara yine uyguluyorum kendime... Sonuçta Facebook'ta gezinmemek yada diğer ağlarda,  bir kayıp değil... var diye bakıyorum olmasa ne olacak değil mi ama?
Ki ben zamanımı daha çok kitap okumaya ayırıyorum... daha büyük bir keyif benim için keyifle, özenle aldığım kitabı okumak....

Dün akşam eşimle izlediğimiz ve gözyaşlarıma hakim olamadığım bir filmden bahsetmek istiyorum. Sanırım bunda anne olmanın da etkisi var...
fathers and daughters

Fathers And Daughters...  Geçen sene çekilmiş bir film... Gerçek bir yazarın hayatından yola çıkılmış filmde.... Trafik kazasında ölen anne, baba da kalan beyinde ki sinirlerde ki hasar ve tetikleyici ataklar... küçük bir kız çocuğu....
Rabbim kimseyi anasız babasız bırakmasın küçük yaşta... Elbet ölüm Allah'ın emri ama zamansız erken gelen ölümler çok acı yahu.....

İŞte filmde de baba kızın yaşamından kesintiler var. Yer yer flash back denilen durum oluyor, geri dönüşler, sonra şimdiki zaman......
Film güzeldi izleyin derim...

Hadi bana müsade hazır kızım uyuyorken yazımız da yazmışken yeni kitabım olan Golem Ve Cin kitabımı okuyayım. :)

İyi haftalar. :)
 

22.5.16

Biraz film biraz müzik albümü derken....

X-Men
Bu haftayı da bitirdik.
Biz bu hafta da bir sinema yapalım dedik beyimle ve X-Men Filmine gittik.
Baştan söyleyeyim bence/izce sinema da izlebencek türden değildi bu serisi filmin. Ve sanki çekilmiş olmak için yapılmış bir filmdi.
Zorlama olmuş anlayacağınız...........Hani gitmeyniniz varsa ve gidecek olursa beklentisini en azda tutusun...

Siz de farkındamısınız bilmiyorum ama son on-on beş yıldır fantastik, bilim kurgu filmlerinde hep bi dünyanın sonunun geleceğinden, başka gezegen arayışlarından bahsediliyor ve işleniyor, sanırım bizi buna hazırlıyorlar...

 
transcendence  evrim

Evrim filmini izlemiş miyidiniz bilmiyorum? Ama izlemediyseniz mutlaka ama mutlaka bir izleyin... ora da bu nano teknoloji ve evrim ve dünyanın gidişatı o kadar güzel anlatılmış ki...
İzledikten sonra "neden olmasın" diyorsunuz... Bence açıklanmayan bir çok şey var ve bu da onlardan biri.....
İnternet ağı hem çok faydalı hem de çok tehlikeli... Artık birçok savaş düşünsenize bu ağlar üzerinden yapılabiliyor.....

sibel can arabesk 



Bugünün yazısı böyle olsun biraz izlediklerim biraz dinlediklerimden olsun.
Son olarak Sibel Can albümünü dinledim. Beğenmedim. Ki Sibel Can şarkılarını severim ama bu kadın bence arabesk şarkıları söylemesin...
 fazla tekno albüm olmuş arabeskten çok....
Size dinlediğiniz de o güzelim şarkıların duygusunu aktaramıyorsa olmamıştır bana göre....
Ki bu albümde öyle.....

İyi pazarlar blog.


28.4.16

Kilo muhabbeti....

Dün yaşadığım bir olayı anlatmak istiyorum size ki bu tarz olaylarla çevremde de karşılaşıyorum... Beni çok rahatsız ediyor daha doğrusu itici geliyor....

Akşam üstü kitap kulübü toplantısına giderken, iki kişinin sohbeti geldi kulağıma. Geldi çünkü bağıra bağıra konuşuyorlardı. ben yokuş aşağı inerken onlar da yokuş yukarı çıkıyordu. İki bayan biri 50'li yaşlarında diğeri de 40'lı yaşlarındalardı sanırım; en azından dışarıdan bakan bir göz olarak bana öyle geldi ;)
Neyse aralarında az biraz mesafe var; yaşlı olan teyze bağırıyor diğerine "kız sen iyicene kilo aldın he" diğeri de..
---------- Sağol yani ...abla. Çok motive ettin beni ( gülüyor arada da)
-------Daha iyi ya işte ona göre yeme sende iyicene şişmişsin...
............. gülüşmeler, arada konuşmalar.....
...............................................

Tabi ben gerisini bilmiyorum çünkü yoluma devam ettim. Tabi böyle bir şeye tanık olunca düşünmeden edemedim yol boyunca... Ne kadar köt bir sohbet, birde dışarda birde üstüne  herkesin duyacağı bir ses tonunda...Diğer kilolu bayanın ifadesi biraz değişti tabi...
Bence karşındaki kişiye yapılan en büyük saygısızlıklardan biri. Bir de hiç anlamam; neden hep karşılaşınca konu kiloya gelir....
BAzen arkadaş toplantılarında da olur; sofralar hazırlanmıştır, oturursunuz hem yemek yenir hem muhabbet... ordan biri çıkar pat size ne kadar kilo aldığınızı söyler, sonra siz ya "yooo ben hep aynıyım" dersiniz, diğerleri de katılır bu konuşmaya ve gereksiz yere güzelim sohbet yerine bu can sıkıcı konu konuşulur....

Küçük amcam da bana yapardı bu muhabbeti, bayramda seyranda toplanılınca yada akşam ev oturmasında bir araya gelince... ilk söylediği;
kız ne kadar zayıflamışsın biraz yemek ye" der ve gülerdi... bende sinir olurdum ki...artık böyle şeyleri hiçççç kafama takmıyorum sonuçta ben böyle biriyim, kimseye kendimi anlatmaya ihtiyaç duymuyorum...
ani sanki bu şakayı yaptı başı göğe erdi amcamın, bende güler geçerdim ki hala biri böyle dese güler geçerim... Gerçekten de iyiliğim için, sağlığım için dese canımı yesin ama sokakta, bir ortam da denildiğinde hiç kusura bakmasın söyleyen kişi.... evet der geçerim...

Aaa birde minibüse binildiğinde o parayı illaki çantanın içinde cüzdan arayıp bulmaya çalışan, bulduktan sonra tıklım tıkış olan minibüste cüzdanından çıkartmaya çalışan insan profili var ki onları da hiç anlamam. hem tutunmaya çalışırlar hemde para çıkartmaya.
kardeşim duraktan binmediğin sürece neden minibüs beklerken çıkartmaz hazır etmezsin ücreti...sonra da kalabalıkta uğraş dur...
Haa diyebilirsiniz ki; sana ne!
Evet bana ne ama o zorluğu görmek öyle traji komik geliyor ki... söyleyesim geliyor ama tutuyorum çenemi yahu...  :))))

Böyle işte, yazayım da rahatlayayım dedim. :))



23.3.16

Günlük.... Satır Arası....

Aslında yazacak gücüm yok inanın.....
Haberler de izlediklerim, Twitter'da okuduklarım... böyle zamanlar da nedense kelimler düğümleniyor... 
Hele hele şu en son çocuklara tecavüz, taciz olayları mahvetti beynimi diyebilirim. Ki inanıyorum ki bu yazıyı okuyanlarınız da "katılıyorum bizim de senden farkımız yok" diyordur....
Hele hele bir bakanın çıkıpta yaptığı açıklamalara ne demeli dilim varmıyor....... Ne olursa olsun, ister bir taciz ister bin taciz olsun.... önemli olan o çocuğun yaşadıkları, korkuları ve bundan sonra ki hayatı... Bunun hesabını kim verecek.......................
.............................
..............................................

Uzun zamandır gündemden dolayı yazamıyorum ama baktım yine ara veriyorum, en azından dedim yazayım da içimde ki daralma biraz azalsın...





İnanın korkudan çocukla bir yere çıkamıyoruz, hep yakın mesafe gidiyoruz gideceğimiz yere.. Bende evde fırsat buldukça kitaplara sarılıyorum, çok iyi geliyor ruhuma.
Bu arada yeni bir kitaba başladım, internette takip ettiğim birkaç blogda da görünce bu kitabı almak farz oldu bana. Önsözünü Dr.Kemal Sayar'ın yazdığı içeriği iyi olan bir kitap.
Sizinle paylaştığım sayfada ki örnek çok hoşuma gitti ve okurken ne kadar da doğru dedim kendime. Daha çok başlardayım, çok fazla şu aralar okuyamıyorum.


Sebebi de ay sonu kitap klubü toplantısı var ve ayın kitabı olan Kaderin Kızı biraz kalın bir kitap. Benim de okuma sürelerimin kısıtlı olduğunu düşünürsek, önceliğim bu kitap.

Yine okunacak kitaplar birikti ama o kitap kulesini görmek bile keyifli...

Haydin yazımı yazdım bana müsade, kız uyuyorken biraz da kitap okuyayım. :)


14.3.16

Ankara, Günlerden karanlık bir gün.....

Artık nasıl da mutluluklarımızı an'lık yaşar olduk...... Gülmek, sohbet etmek... Görüşürüz deyipte teröre kurban gitmek....

Dün yoğun bir gündü bizim için. Umay için alışverişe Brandium'a gittik, hadi dedik gitmişken biraz da dolaşalım. Derken akşamı buldu dönüşümüz...
Sonra benim kafamda okuduğum enfes kitabın yorumunu bu sayfalara ayzmak vardı...
Mutfaktaydım eşim " Ankara'da patlama olmuş" dediğinde... içim cız etti yine........
Şimdi hangi evin ocağının can'ı yandı acaba dedim? Ve birgün bizim başımıza da gelmeyeceği ne malum...
Evet ölüm hak, hepimizin başına gelecek. Annem " gelin girmeyen ev olurmuş da ölüm girmeyen ev olmazmış" derdi...
Ama böylesine haince bir ölüm çok acı......
Birde üstüne yayın yasağı olunca insan daha bir sinir oluyor.....
 İkidir Ankara'da oluyor patlamalar, yarın öbürgün burda olmayacağı ne malum...
Birde Doğu var içimizi yakan.... sanki iç savaştayız gibi görüntüler var hergün televizyonlar da... Sokağa çıkma yasağı, evinden barkından kopan aileler, göç yollarına düşünler....
Birde bize göç eden Suriyeliler...
Hangi birine yanmayalım.....
Evet hayat devam ediyor, bazen yine kahveli, kitaplı fotoğraflar paylaşıyoruz ama lütfen tanımadan yargılamayın..... kimse kimsenin içini, yaşadığını ve yaptığı yardımı bilemez.....
Değil mi? birde böyle tipler var; "millet orda ölüyor siz burda çakır keyif fotoğraf yayınlıyorsunuz" gibi yorumları da okuyoruz......


Başımız sağolsun Türkiyem...............................

18.2.16

Terör, Gündem, Sonra Hayat Yeniden Başlar, Seyrek Yağmur....

Dün şöyle bir Twitter'a bakayım dedim ve, o da ne ... yine terör saldırısı..... Yemin ederim artık sokağa çıkmaya korkar hale geldik.... Yada kalabalık yerler de çalışan yakınlarımızın evine sağ salim dönmelerini diler haldeyiz........
Artık ekranımı karartmaktan, lanet yağdırmaktan uandım... içimin yanması bitmiyor elbet ama tepkim bu şekilde vermemeye karar verdim.........
 .................
stajyer
 Geçen akşam otururken; hadi dedik öyle derin olmayan bizi güldürecek, keyiflendirecek bir film izleyelim. Ne zamandır vardı bu filde elimizin altında. İzleyelim dedik. Gerçekten de bir izlenimlik, keyifli bir filmi.
Son bir kaç yıldır çok fazla Robert DeNiro filmi var dikkat ettiniz mi hiç... Sanırım iyi oyuncu olmak böyle bir şey.
Emekli, eşi ölmüş ,yalnız ve evde pineklemekten hoşlanmayan bir adamın bir kıyafet sitesine stajyer olarak başvurması ile başlar film.... sonrasında ise çalışanların ve patronun da kendisini sevmesi, engin tecrübelerinden yaralanması ile devam eder.
Beni en çok güldüren şeyse ki hem komik hem trajikomik; gençlerin ceket mendilini garip karşılamaları ve hergün işe gelirken takım elbise giymesini sorgulamalarıydı...

İzleyin derim... ;)
sonra hayat yeniden başlar


 "Sonra Hayat Yeniden Başlar/Mustafa Mutlu" kitabı da bitti. En çok ismi etkilemişti beni başlarda... Ki okurken içinde ki cümleler de vurgun etkisindeydi. Bir ailenin içinde ki yaşadıkları, duyguları, hayata bakışları ve...Konu sıradan gibi ama okurken çok özel şeyler hissediyorsunuz.... Alıntı yaptığım yandaki uzun cümleyi de bir okuyun derim. Okurken kafanızı sallamaktan, ne kadar doğru bir analiz demekten kendinizi alı koyamayacaksınız..
Bir de baştaki şu cümleyi de çok sevdim;
" Bazen çocukken çıkar karşına o kör karanlık, bazen ellili yaşlarda bulur seni... Ama mutlaka çıkar! Ne yapacağını, nereye gideceğini bilemezsin.
Yapman gereken tek şey, karar vermektir...
Sonra hayat, öyle ya da böyle...Yeniden başlar!"




 Bir de üstüne Seyrek Yağmru/Barış Bıçakçı" bitirdim....
Özellikle uzun zamandır böyle iyi bir öykü kitabı okumamıştım. Rıfat'ın kesinlikle dünya ile, yaşam ile insanlar ile, doğa ile, davranışlarımız ile sorunları var ama öyle daraltan değil... sorgulayan ve doğru tespitlerle....
Okumadıysanız notunuz alın ve okuyun derim....
can'ımın içi

Bir de üstüne salı günü canımmmın içi kuzenimin  32.yaş gününü kutladık bizde. Ma aile toplaştık, yedik içtik, pastasını kestik ve hopp yeni yaşa merhaba dedik.
Tekrardan canımın içi yeni yaşın yeniliklerle gelsin...