E-Kitap etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
E-Kitap etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27.5.20

Biten Kitaplarım...

Heyoooooooo 💃🏻💃🏻💃🏻💃🏻💃🏻
Nabersiniz? Bizde ve halleri üç aşağı beş yukarı aynı 😎
Balkon ve odalar arası tura katıldık. Henüz iyiyiz...  
Arada evin anası olarak boşluklarda ve geceleri kitaplarıma kaçıyorum. Eğer gündüz okumadıysam, muhakkak gece biraz daha geç yatıp, okuyorum 🙈
Geçtiğimiz hafta biten bir kitap #sinekazabı 
📌Daha önce hiç #eliascanetti okumadım. Başlangıç kitabım deneme türü olan bu kitap oldu.


Daha çok yazarın aforizmaları ve kendi beğendiği,  altını çizdiği cümlelerden, bakış açılarından oluşuyor kitap. Şöyle yapın çay, kahve ister sıralı ister rastgele bir bölümden başlayayın okumaya.....   Tabi genel itibari ile gerçekçi bir bakış açısı varmış anladığım kadarı ile. 
Aslında ben "KÖRLEŞME" kitabını okumak istiyorum. İndirimde idi bu kitabı, hadi başlangıç olsun alayım dedim. :)
Nette biraz bakınınca yazar için şöyle diyor;



Elias Canetti, modernist romancı, oyun yazarı, anı ve kurgusal olmayan düzyazı yazarı. Eserlerini Almanca yazan Canetti, "geniş bir bakış açısı, fikir zenginliği ve sanatsal güç ile işaretlenmiş yazıları için" 1981 yılında Nobel Edebiyat Ödülü'nü kazandı.



Alıntılarımdan bazı cümleler....
📌📌📌📌
İnsan, elinden gelenin en iyisini boşu boşuna yapmış olduğunu hissettiği zaman nefret ettiği kadar bir daha asla nefret etmez kendisinden. İşte o zaman, sadece o zaman gerçekten ölmek ister.
📌📌📌📌📌
"İstediği şey hep oluyor,  ama dört ya da beş yıl sonra,  artık başka bir şey istiyor olduğunda..."


Diğer kitabım ise; ÖFKE / PHİLİP ROTH

Bir yerden başlamak istiyordum yazarın kitaplarına. YKY'ye inip kitap aldığımız dönemler de, orada görevli arkadaş bu kitabı önerdi. Bende bununla başladım. Anlatım dilini çok sevdim. Biraz hayatında da kesitler bulunuyormuş bu kitabında. Sanırım her dönem Yahudi olmak sıkıntılı ....
Okul döneminde sessiz, sakin, hani derler ya "ne etliye ne sütlüye karışır" cinsinden biri Marcus....
Bu durum aslında kendisi için pekde iyi olmuyor. Okul müdürünün dikkatini çekiyor ve asosyal olmakla ilgili görüşleri oluyor. Oysaki çocukcağız...ailesinden, yaşadığı çevreden idmanlı....ama her yerde böyle sanırım.... Biraz mahalle baskısı, aile baskısı, arkadaşlar arası zorbalık derken...birde savaş dönemi..  1951 Kore Savaşının ikinci yılı...
Her ne kadar çalışkan, itaatkâr biri olsada kimseye  yaranamıyor.. .En önemlisi düzenin özellikle gençleri nasılda acımasızca eleştirip, yönlendirdiğini, bazı gruplara mecbur katılması gerektiğini anlatan kitaplardan. Sırada diğer kitapları var.....

📌📌📌📌📌📌📌📌📌📌📌📌📌

Bir diğer kitabımda;

"İNSANCIKLAR / DOSTOYEVSKİ"
Canım akadaşım Aylam önerdi. Bende listeme almıştım. Kitap dostluklarını çok seviyorum 😍
Nasılda gözümden kaçmış,  kısa ama dolu olan bu kitap.
Yazarın ilk kitaplarından. Gogol'un "Palto" sundan etkilendiği yazıyor sunuş özetinde. 
Bemzerlikler tabi. Lakin Dostoyevski'nin o insan analizleri ve duygularını aktarımı müthiş....
Acıklı bir hikaye; İnsancıklar....... Özellikle bir babanın dramı çok etkiledi beni, bir de  sırf yoksul oldukları için utanmaları, bir çok hareketi karşı tarafın yoksul insanlara yakıştımamaları...
Gerçekten de öyle değil midir? Parası biraz fazla olan karşısındakinden...davranışları nasılda karşı tarafı küçük düşrücü olabiliyor ya da kendini daha üstün görebiliyor bazı insanlar... Tabi bunda istisnalar meclis dışarı.

Özellikle Makar'ın Varvara'ya olan aşkı... kızın tembelliği ve hep bir şeylere bahane bulması biraz sinir etti beni.....

Arka kapak yazısı şöyle...

Yıl 1846’dır. Genç Dostoyevski, ilk romanı İnsancıklar’ı tamam­lar tamamlamaz ev arkadaşı yazar Grigoroviç’e okutur. Grigoro­viç o kadar heyecanlanır ki birkaç kez kalkıp Fyodor’un boy­nuna sarılmak ister; fakat arkadaşının aşırı duygu gösterilerinden hoşlanmadığını bildiği için yapmaz. Grigoroviç ertesi gün romanı yazar ve yayımcı Nekrasov’a götürür; kitaptan çok etkilenen Nekrasov da eleştirmen Belinski’ye... “Yeni Gogol doğdu!” der, Nekrasov daha kapı ağzında. Aynı günün akşamı, Belinski’ye tekrar uğradığında onu heyecan içinde bulur: “Nerede kaldınız? Nerede bu Dostoyevski’niz? Genç mi? Kaç yaşında? Hemen getirin bana onu!” 

Belinski’nin evine getirilen yirmi üç yaşındaki genç yazar, daha sonra orada olanları şöyle anlatacaktır: “Ve işte... beni onun yanına götürdüler. Belinski’yi birkaç yıl önce heyecanla okumuştum ama bana ürkütücü ve sert gelmişti ve benim İnsancıklar’ımla alay edecek, diye düşünüyordum. Beni çok saygılı ve ağırbaşlı bir şekilde karşıladı; ama daha bir dakika bile geçmeden her şey bambaşka oldu... Ateşli ateşli, alevli gözlerle konuşuyordu. ‘Siz kendiniz anlıyor musunuz?’ diyordu bana tekrar tekrar, alışkanlığı olduğu üzere bağırarak, ‘Ne yazmış olduğunuzu anlıyor musunuz?.. Bütün bu korkunç gerçeği, bizlere göstermiş olduğunuz bu gerçeği siz mi düşündünüz? Olamaz, sizin gibi yirmi yaşında birinin bütün bunları anlamış olmasına imkân yok... Gerçeği keşfetmiş ve bir sanatçı olarak ilan etmişsiniz, size bir yetenek verilmiş, yeteneğinizin değerini bilin ve emin olun, siz büyük bir yazar olacaksınız.’”

 









20.9.18

1Q84 Haruki Murakami Kitabı....

Selam.
Bugün 4.gün ve ben hala sabahları erken kalkabiliyorum 😏
Tabi dün akşam saat on gibi nasıl uyku bastırdı anlatamam. Direndim ve on iki gibi uyudum.
Bir de bunun hafta sonu olanı var bakalım bizim kız sabahtan uyanıyor biz ise uyumak istiycez...
Tabi ki sonu. belli değil mi? 😀 erken kalkıp kıza ayak uydurcaz.

Gelelim dün bahsettiğim ikinci kitaba. Hatta bir kitap daha bitti. O da İclal Aydın'ın "ÜÇ KIZ KARDEŞ" artık o da başka bir post yazısı. :)

Gelelim okuduğum son Murakami kitabına. Sanıyorum bir kaç tane  kaldı yazarın okumadığım kitabı.

internetten alıntıdır

Okumayı istediğim bir kitaptı "1Q84" Kobo 'da da 8 TL'ye düşmüştü geçtiğimiz dönem hemen alayım dedim. Nasıl olsa bu kadar kalını çantama atıp yanımda taşıyamayacaktım.

İyi ki E-Kitap olarak okudum.
Yazarı bilenler bilir ama hiç okumayanlar için bu kitabı başlangıç almayın derim.

📌 Çünkü çok fazla betimleme ve detay var.
1984 Orwell kitabından esinlenerek bazı detayları yazmış sanırım yazar. Kendinde kitapta sık sık orada ki Big Brother detaylarına gönderme yapıyor.

📍Konusuna gelirsek öncelikle kitap Büyülü Gerçeklik Akımı  ile yazılmış.
O da nedir derseniz;

20. yüzyılda ortaya çıkan ve post-modern sanat anlayışında önemli bir yere sahip olan Büyülü Gerçekçilik, Büyüleyici Gerçekçilik ya da diğer adıyla Fantastik Gerçekçilik; gerçekçi kabul edilen sanat akımlarında olmaması gereken sihirli, mantık dışı öğeleri barındıran bir sanat akımı olarak tanımlanabilir.

 internette tanımı böyle.

 📍"Yürekten sevdiğin bir insan varsa, bir kişi olsun yeter, hayatın kurtulmuş demektir…"
Sarsıcı bir yolculuğa hazır mısınız?
Öyleyse kemerlerinizi bağlayın. Erkekleri, titizlikle geliştirdiği bir yöntemle öteki dünyaya gönderen genç bir kadınla tanışacaksınız. Ve amansız bir takiple onun peşine düşen fanatik bir cemaatin müritleriyle…

(arka kapak yazısı)


Bana biraz da "Hasan Sabbah" olayı vardı hatırlar mısınız? Kitapları bayağı çok satmıştı. Ve hikayesi de ayrıca önemli detaylara dikkat çekiyordu.
Onu da anımsattı.
Müritlerin ve Cemaatin toplulukları etkisi altına alması.

Sonra bir kız düşünün ( Aome) aile aşırı dinine düşkün ve kapı kapı dolaşıp kişileri davete çağırıyor.
Ve bir gün Aome evi terk ediyor daha fazla dayanamıyor ve kendi başına yol alıyor.
İlk veya orta okuldu sanırım detayı tam hatırlayamadım. Sınıf arkadaşı Tengo'ya derin bir bağ ile bağlanıyor ve hayatı boyunca unutamıyor. Hayatına devam etse bile devamlı onu düşünmese bile bir gün ufak bir detay da aklına düşüveriyor.
Tengo'da aynı şekilde ve olaylar birden büyülü gerçeklik detayı ile 1q84 yılında geçiyor.
Burada ki "Q" aslında ingilizcede ki "soru işareti" anlamında kullanılmış. Nette biraz bakındım da böyle diyordu.


📍 Aslında öyle güzel bir akış yakalamış ki Murakami.. kitabı elinizden bırakmak istemiyorsunuz.
Özellikle kişi psikolojileri ve ikili ilişkiler arasında ki diyaloglar çok iyiydi. Aynı zamanda da düşündürücü.


📍Yine bu kitabında da şarkı isimleri, kitap önerileri ve kediler var. :)
Paralel Evren'e de göndermeler var. Özellikle iki karakterlerin hangi dünya da olduklarını kavrayamamış olmaları, ara da kalmaları ve çıkış yolunu aramaları.

Tabi bir de geçen "Little People" lar var. Bunları daha çok toplumun bize dayatmaları olarak düşünülebilir....

Uzun lafı kısası yine güzel ve etkili bir Murakami kitabı okumuş oldum.


27.6.18

Murakami ve Paramparça Kitabı Hakkında..

Selam. 😊

Geçtiğimiz hafta iki kitap üç film izlemişim/iz.
Kız uyuduğu vakit hemen kitap okuyorum yoksa zaman çok az.
Bir kaç gündür yağan yağmur ve sesi içime biraz iyi geldi. ☔
🖋 Yaş büyüdükçe çok keyifli oluyor Umay ile zaman. Artık birçok şeye yorum yapıyor yada fikrini söylüyor. En çok hoşuma giden "çözüm odaklı" olması.




🖋 Bu aralar devamlı olarak "Mahzuni'ye Saygı Albümü" dinliyorum..  Her bir sanatçı çok güzel yorumlamışlar. Geçtiğimiz seneler Orhan Gencebay böyle bir albüm yapmıştı ama tam bir vasattı bence. Çünkü o güzelim arabesk parçalar dijital saundlarla söylenmiş ve tüm duygu gitmiş. Sanki başka bir albüm gibi olmuş....
🖋 Kitaplardan da:

PARAMPARÇA/ MELİKE İLGÜN

Daha önce de yazarın "Kemal'e Eren Kadınlar/ Latife ile Fikriye" Yazısı için tıktık
kitabını Gamze(Yaşam İzi Bloğu) 'nin hediyesi ile okumuş ve çok sevmiştim anlarım dilini. Kitabın nasıl bittiğini anlamıyorsunuz bile..
📖Paramparça kitabında ise bu sefer karşımıza Nazım ile çıkıyor. Aslında  bir hayat ile başlıyor kitap. Zeynep ve yaşamı...  Yedi yaşında babasının terk etmesi ile başlayan... İlerde yaşamının etkileyen olaylar zinciri ve Nazım Hikmet....
Kitapta şiirler yok. Dah çok editörlüğünü yaptı Nazım Hikmet kitabına çalışırken ünlü büyük ustanın hayatına giren kadınlar, aşkları, acıları var. Okurken çok şey içinize işliyor.
Sonrası kendi hayatında bambaşka bir yol çıkması....
Daha fazla detay yok bende. 😊 Çünkü kitap yeni çıktı ve okuyacak olabilirsiniz.
Kesinlikle tavsiye edeceğim kitaplardan oldu.
                    ♚ ♚ ♚♚♚♚♚♚♚♚♚

Bir diğer kitabım ise Haruki Murakami'nin "Haşlanmış Diyarlar Ve Dünyanın Sonu" kitabı.

E-Kitap olarak okuduğum bir kitap oldu. Yine müthiş bir hayal gücü ve olaylar zinciri vardı. Tabi okurken "yok canım" falan deseniz de hayal gücüne hayranım ve aslında hiçbir şey imkansız değil...
Burada da yine bir iç hesaplaşma, sistem ülke siyaseti ve bilim vardı.
Gölge karakteri çok iyiydi.
Tabi yine kitap isimleri, müzik ve Japon yaşam biçimi de etkendi.
Özellikle Uzak Doğu'nun ruh'a ve bedene baki açısını düşündüğümüz de kitapda yazılanlar çok da imkansız değil.
Not aldığım bazı bölümler...


Filmleri de başka bir yazıda anlatayım  😊 Sıkmayayım sizi dimi. 😊

12.6.18

Anarşist Banker ve İşaret 1 kitabı....

Cuma günü karnemizi aldık ve kreşte ilk yılımızı bitirdik. 😊
Nasıl geçti hiç anlamadım, hele ikinci yarı rüzgar gibi geçti. Artık daha çok park demek bizim için yaz tatili. Henüz bir plan yapmadık... Zaman ne getirirse ve bizi nereye sürüklerse....

Bayrama da az kaldı..... İçim buruk... Biliyorum yaşadığım acı, özlem, hâlâ inanmamak hiç bitmeyecek.................... Bildiğim tek şey zormuş hem de çok zor....


Geçen akşam bizim kız Yengesinde kaldı. Biz de beyimle sinema kaçamağı yaptık. Merter "Deeadpool" umarım doğru yazmışımdır ona gitti bende "BookClub" filmine gittim. Ruhuma o kadar iyi geldi ki anlatamam. Zaten oyuncular muhteşemdi. 😊
🎥4 kadının kitap kulübü ile yaşamlarına değinmiş. Renkli, ama mesaj dolu bir filmdi. Özellikle yaşımız kaç olursa olsun yaşamı bırakmamız gerektiğini anlatan yer yer güldüren güzel aydınlık bir filmdi.







Özellikle  "Grinin Elli Tonu" kitabı eminim bu filmden sonra tekrardan çok satacaktır. 😊

📚 Kitaplardan da;
"Anarşist Banker /Şeytanın Saati Fernando Pessoa" kitabını bitirdim.
📝 Ara ara sıkıldım özellikle tamlamalar beni çok yordu  Biraz da konu ilgimi çekmedi sanırım.. Ama yine de yazarın gerçekçi ve net eleştirileri okunmaya değerdi.



Anarşist Banker, Pessoa’nın, sağlığında yayınlanan tek anlatısıymış..  iki arkadaşın bir yemek sırasında gerçekleştirdiği sohbete odaklanır. Kahramanlardan biri, bankerliğin, gerçekleştirilebilecek tek anarşist eylem olduğunu savunur. Anlatı, burjuva toplumunun ikiyüzlülüğünü ortaya koyar. Ve ortaya koyduğu gerekçler öyle mantıklı ki kendinizi çoğu söyleme katılırken buluyorsunuz.

Şeytanın Saati ise yazarın ardında bıraktığı sandıktan çıkan metinlerden biri. Yine bir diyalog-metin. Anlatıcı ile Şeytan arasında kurgulanan alaycı, mistik bir konuşma. Kuşkucu Pessoa’nın, kişiliğine de en uygun yazılarından biri.










📎 Bir diğer kitap ta;
İşaret 1/Deniz Ertan
Söz yazarı birisi Deniz Ertan. Ve kendi içsel dönüşümü ile başlayan yolculuğunu, vardığı ve araştırdığında ortaya çıkan bileşenleri anlatmış bir nevi kitabında. Çoğunlukla ayetlerle anlatmış. Bir çok kelimenin anlamını açıklamış. Tasavvuf ve Kuran ve işaretlerle ilgili bakış açısını verdiği örnekleri çok sevdim. Bazı yerler de sıkıldım tabi bunda benim daha önce de buna benzer okumalar yapmam da bir sebepdi.



Yazılı yazmadan önce de 1984 kitabını bitirdim  Artık o da başka yazıya. 😊
İyi geceler selamlar. 🙏🏻🙋🏻‍♀️

5.6.18

ZemberekKuşu'nun Güncesi, Tanrıların Arabaları Ve Ruth Kitapları Hakkında...


Mr.Coco'dan selamlar arkadaşlar. .:)))
Kamyonculara benzememiş mi duruşu?  :))
Havalar ısınınca bizim Bulut'ta kendini nereye atacağını şaşırıyor. bakalım iyicene sıcaklar bastırınca ne yapacak? Ona diyorum ama biz napcaz asıl değil mi?

Haziran ayına nasıl başladık ne zaman bu aya geldik inanın hiç farkında değilim? Sanırım bunda biraz evde olmamın da etkisi var.
Çok fazla tarihe bakmıyorum ve sadece günleri yaşıyorum. O günlerde de ara ara sıkılıyorum. "Keşke çalışıyor olsaydım" diyorum.
İş bakınıyorum bakalım ne zaman olur?

Cuma günü bizim kız kreş de bir yılını tamamlamış olacak. Gerçekten de dedikleri gibi zamna nasıl geçti, bu bir yıl ne zaman doldu anlayamadım?
Seneye için iyi bir öğretmen araştırma işlemleri başlayacak yakında.

Bu arada üç  tane kitap bitirdim. Aslında bir tanesini mayıs ortasında başlamıştım. E-Kitap olarak ve ara ara okudum. Bu E-Kitap olayına iyicene alıştım. Hele bazı pahalı kitapları daha indirimli almak hoşuma bile gitti :)))


Yazarımız;
LOU ANDREAS-SALOMÉ (1861-1937): Yeni ve devrimci fikirlerin filizlenmeye başladığı bir dönemde Petersburg’da dünyaya gelen yazar ve psikanalist Salomé, küçük yaşta Almanca ve Fransızca öğrendi. On yedi yaşındayken bir din adamından teoloji ve felsefe dersleri aldı. Zürich Üniversitesi’nde teoloji ve sanat tarihi okudu. Salomé 1882’de Nietzsche’nin evlenme teklifini geri çevirerek, Oryantalist F. C. Andreas’la evlendi. 1897’de Rainer Maria Rilke’yle tanıştı ve kendisine âşık olan şairin hayatında önemli bir rol oynadı. 1911’de Viyana’daki psikanalistlerin çevresine girdi. Sigmund Freud’un öğrencisi ve yakın dostu oldu.
Im Kampf um Gott (1885; Tanrı Uğrunda Savaş), Im Zwischenland (1902; Ara Memlekette) ve Rodinka (1923) romanlarından bazılarıdır. Ayrıca dini ve felsefi konulardan tiyatro ve edebiyat eleştirisine uzanan geniş bir  yelpazede denemeler ve monografiler kaleme aldı. Kurmaca dışı yapıtları arasında Friedrich Nietzsche in seinen Werken (1894; Yapıtlarında Friedrich Nietzsche) ve Rainer Maria Rilke (1928) dikkat çeker.
🚩🚩🚩🚩hayatı böyle. Ben daha önce "ARAYIŞLAR" ve "FENİÇKA" kitaplarını okumuş ve hayran kalmıştım. İŞ Kültür Yayınları'nda bu kitabını da görünce hemen aldım.
Fakat açıkcası arada kaldım... Çünkü diğer kitaplarında ki kısa ama öz cümleleri, anlatıları bulamadım. Bazı yerler uzatılmış geldi. Evet kalemi kuvvetli ama diğer kitaplarında ki baskın kadın karakteri yoktu Ruth karakterinde.
Tabi yazarın hatrına bişey diyemiyorum. :)

🚩🚩🚩🚩🚩

"TANRILARIN ARABALARI" 
İlk evlendiğimiz sene almıştık yazarın kitaplarını. Eşim okumuş kitaplıkda da olsun istemiştik.
Sonra bende merak ediyordum ama bir türlü sıra gelmemişti.
Elimde ki tüm kitapları bitirince bu seriye başlayayım dedim.
Tabi internette bayağı kült yorumlar dolaşıyor.
Belki 20'li yaşlar da okusaydım ağzım açık kalır hayran olurdum. Fakat yazdıkları ve belgeledikleri şeyleri daha öncede okumuş ve araştırmış olduğumdan sadece okumuş oldum.
Ki zaten bu evren de yalnız olduğumuzu düşünmüyorum. Bizi Yaradan elbet başka tür, cinsiyet de yaratmıştır.
Kitapta tek katılmadığım şey" gerçekleşen olayları anlatırken devamlı "tanrılar" diye bahsediyor"
Ben tek tanrılı inancı benimsediğim için ve Yaradan'a da inandığımdan okuduklarım hayal ürünü gelmedi açıkcası.
Okuyanınız var mıdır bu kitabı?

🚩🚩🚩🚩🚩🚩🚩



Veeeeee son kitabımmmmmmmm "ZEMBEREKKUŞU'NUN GÜNCESİ"

Tam bir Murakami severim arkadaşlar. Daha doğrusu ruha dokunan, iç benliğinin de farkında olan ve karakterlerine bunu yansıtan yazarları seviyorum. Yaşamın, hayatın farkındalar ve önemini de biliyorlar.
Bu kitabını da çok beğenerek okudum.
Murakami’yi okuyanların dile getirdiği benzer bir durum söz konusudur: Anlatılanların Japonya’da geçtiğini, karakterlerin katıksız Japon olduğunu bilirsiniz ama okurken hayalinizde her şey Amerika’da geçiyor, karakterlerin hepsi çekik değil normal gözlü gibidir.  
Yine bolcana ana kahramanımız Okada müzik dinliyor özellikle de classic müzik dinlemektedir.
Aslında bu kitapla bir kere daha bir şeyi anladım ki hayatta hiç bir şey tesadüf değil....

Kitaptan bazı cümleler:

* Sorun neyin doğru olduğunu bilmekte değil. Gerçek bir kaç katmandan oluşur. Bu gerçekte beni öldürmeye niyetli olabilirsin ve ötekinde bunu yapmayı hi. istemedin. Sorun senin hangi gerçeği seçeceğin ve benim hangisini anladığımı bilmek.

* İnsanlar eğer sonsuza kadar yaşayıp hiç ölmeselerdi; hep bu dünyada sağlıklı ve yaşlanmadan kalabilselerdi gene de düşünmek için bu kadar kafa patlatırlar mıydı? ölüm olmasaydı eğer bu düşünceler, bu karmaşık kavramlar var olurlar mıydı?

* Hayaller adet görme gibidir; gelince gelir. Kapıda karşılayıp: "Üzgünüm şu anda müsait değilim, sonra gelin." diyemezsin.

*Kendimi ne kadar az düşünürsem merkezime o kadar yaklaşıyorum...

Bu kitabında da erkekler ev işlerine yardımcıdır eşlerine ve öyle kıskançlık gibi kadını kısıtlamalar yoktur.

🚩Beni sıkan tek şey teğmenin gelmesi ve Japonya savaşı hakkında anlattıklarının uzunluğu oldu...Belki de o kadar detayı bilmediğimden olabilir.
🚩Tabi öngörü meselesi de var. Şimdi şöyle düşünüyorum; kendi iç sesimizi dinlemiyorsak yada bu tarz öngörülere inanmıyorsak yavan gelebilir kitapta anlatılanlar.
Ama bir gerçek var ki... eğer kendimizi dinlersek bazı kapılar açılıyor.
🚩Kitap da anlatılmış az ama öz.

Böyle işte.......
Bana müsade biraz da kitap okuyayım sonra yatayım. Malum sabah erken kalkan bir Umay var. Ve başıma dikilip" anne anne anne hadi uyan, canım sıkıldı oyun oynayalım" diyor. :)

Selamlar. :)

24.4.18

Biten Kitaplar...İmkansızın Şarkısı, Kavgam Serisi Ve Vejetaryen

Geçtiğimiz haftalar da elimde ki kitapları da okuyup bitirdim. Geceleri daha çok okudum. malum havalar güzelleşince parklar bizi bekliyor ve uzun saatler de kalıyoruz dışarıda/parkta.

Dün kızımızın ilk 23Nisan Ulusal Egemenlik Ve Çocuk Bayramı gösterisi vardı. Okulda kutlandı ve çok güzeldi.

İçim/iz pırpır idi. Kendi okul zamanlarım geldi. Kreşe gitmemiştim ama ilkokul ve orta okulda gösterilere katılır ve statlar da yapılırdı kutlamalar. Okuldan topluca çıkar, sıra halinde, önde bando ile giderdik stada. :)

Artık kutlanmasa da statlar da kalbimiz de hep olacak bu coşku, sevinç. Asla ve asla Atam'ızı n ve ona inanan halkın, şehitlerimizin bizim için verdiği mücadeleyi...hep minnetle, saygıyla hatırlayıp kutlayacağız.


🎊🎈🎉🎊🎈🎉🎊🎈🎉🎊🎈🎉🎊🎈🎉🎊🎈🎉🎊🎈🎉🎊🎈🎉


 Bu kitabını çok sevdim Haruki Murakami'nin.
37 yaşındaki ana kahraman Toru Hamburg’a yaptığı uçak yolculuğu sırasında Beatles’in “Norwegian Wood” -Türkçe isme de ilham kaynağı olan- şarkısını dinlemesi ile başlar.
Anılar onu 20 yıl öncesine, üniversite yıllarına götürür. En yakın arkadaşı Kizuki intihar etmiştir. Kizuki’nin kız arkadaşı Naoko -ki ablası da aynı yaşlarda intihar etmiştir- ise bu trajik olayın travmasını yaşamaktadır. Aynı acıyı paylaşan Watanabe ve Naoko birbirlerine daha da yaklaşırlar ve birlikte olurlar. Bu olaydan sonra Naoko, kendi isteğiyle sanatoryuma yatar.  
Tabi bundan sonra bir geriye dönüşler bir günlerine doğru dönüşlerle anlatılır.
Aslında gerçekten de büyük bir travmadır bence en yakın arkadaşının, kardeşinin intihar etmesi.
Daha sonra hayatı sorgulama başlar kahramanlarımız, arkadaşlar arası diyaloglar, hayata bakış açıları, yaşam biçimleri bizim gençlerin yaşam biçimlerine göre farklı.
Okurken düşündüm; lise çağında ki hangi gencimiz tek kalıyor yada arkadaşları ile kalıyor, çalışıyor para kazanıyor. Elbet çalışan, çalışmak zorunda kalan gençlerimiz var.
Bir diğer konu da ; Ölüm de aşk kadar önemli bir konu kitapta ama genel kullanılan anlamının çok ötesinde. “Ölüm yaşamın karşıtı olarak değil, parçası olarak vardır” cümlesinde de dendiği gibi ölümü trajik, hayatı kesintiye uğratan bir öğe olarak değil; akışın bir parçası. Bu yüzden de farklı ölümler ve intiharlar, imkan verdikleri başka olaylara açılan kapılar gibi bir izlenim bırakıyor insanda.

 🎊🎈🎉🎊🎈🎉🎊🎈🎉🎊🎈🎉🎊🎈🎉🎊🎈🎉🎊🎈🎉🎊🎈🎉

 Geçen sene almıştım seriyi. Çok ses getiren kitaplardan bu seri. Ve okuyan herkes de çok beğenmiş.
Anlatı kitabı bir nevi günlük gibi.  Çocukluğundan, ailesinden, yaşamındaki mahallesinden, anne-babasının ilişkisinden, kendisi-babası ilişkisinden detaylı bir biçimde anlatıyor.
Belki bu kadar ince detaylara girmese daha çok severdim kitabı. Çünkü anlatı kitaplarını severim.
Ve gerçekten de zordur aslında kendi hayatını anlatmak. Ki yazarın ailesi de kendisini dava etmişler; her bir şeyi detaylı anlatıp ifşa ettiği için.
Okudum ve "tavsiye eder miyim?" kısmında karasız kaldım. Çünkü gereğinden fazla uzun anlatılmış geldi bana ve yer yer sıkıldım.
Onun dışın da karar size ait....


 Uzun uzun anlatmak isterdim, nette biraz bakındım o kadar çok detaya giriş yaparak anlatmışlar ki kitabı..... Ben sadece hissetiğim kadarını paylaşmak istedim.

  🎊🎈🎉🎊🎈🎉🎊🎈🎉🎊🎈🎉🎊🎈🎉🎊🎈🎉🎊🎈🎉🎊🎈🎉

 Son kitabım da "Vejetaryen"

Han Kang, 2016 başında yaptığı bir söyleşide vejeteryanlığın “İnsanların şiddetini, masumiyet olasılığını sorgulamak, aklı ve deliliği tanımlamak, başkalarını anlama imkanı, son sığınma ya da son kararlılık” gibi boyutları olduğunu anlatmış. Vejeteryanlığın, veganlığın felsefi boyutuyla tartışmasını yaparken “insan olmayı”, “insanının yarattığı vahşeti” tartışmış oluyor aynı zamanda. İnsan olmaktan vazgeçmek bir tercih olarak mümkün müdür, üzerinde konuşmaya, yazmaya değer.

 Demiş. Kitap çok etkiledi beni. Çünkü içeriğinde ki sorgulamala, içsel hisler ve yaşama dair bakış açısı çok samimi idi.
Aslında sert bir kitap. O yüzden okurken yer yer rahatsız olabilirsiniz. Ama bu olumsuz anlam da anlaşılmasın.
Her şey evli, tek düze ama sorunsuz giden bir çiftin bir sabah karısının uyanıp buzdolabında ki tüm et ve türevlerini çöpe atması ile başlıyor.
"Bir rüya gördüm" diyor kadın ve daha fazla anlatmıyor...
Tabi merak ediyorsunuz ve başlarda ilk 50 ayfayı neredeyse soluksuz okudum. Üç bölümden oluşuyor ve modüler kitap gibi düşünün, hepsi birbirine bağlanıyor sonunda. Sonra da sizi ters köşe ediyor.

Okumadıysanız not edin derim, iyi kitaplardandı.

YAZAR HAKKINDA;

Vejeteryan’ın yazarı Han Kang Güney Koreli. 1970’te Gwangju'da doğmuş. On yaşındayken Seul'e taşınmışlar. Yonsei Üniversitesi'nde Kore edebiyatı okumuş. Annesi ve kardeşi de yazar. Yazarlığa şiirle başlamış. 1993’te şiirleri, daha sonra da öyküleri yayımlanmış. Öyküleri ile çeşitli ödüller kazanmış. İlk kitabı 1995’te çıkmış. Beşi roman altı kitabı var. 2013 Yazı’ndan beri Seul Sana Enstitüsü’nde yaratıcı yaratıcı yazarlık dersleri veriyor ve şu anda altıncı romanı üzerinde çalışıyor. Vejeteryan 2007’de Kore’de yayımlanmış, yirmi binin üzerinde satmış. Sinemaya uyarlanmış. Dokuz dile çevrilmiş. İngilizce’de yayımlanan ikinci romanı. Kitap 2015’te İngiltere’de, 2016’da ABD’de çıkmış. NYTimes Book Review 2016’nın en iyi on kitabından biri olarak seçmiş. 

14.3.18

Biten Kitaplar Ve Günce....

Bahar yorgunluğu geldi çattı beni de buldu 😳
Elim kolum kalmıyor.... Nasıl bir tembellik var üstümde anlatamam.
Ama gelsin bahar, açsın çiçekler, cıvıldasın kuşlar. :) ( sabah sabah şiir gibi oldu yahu)
Bu aralar pek sıkılganım, keyfim de yok o yüzden direk okuyup bitirdiğim kitapları anlatayım size.
Belki okuyanınız vardır yada okumayanınız...
 Gece sinema kanallarında gezinirken Hemingway Ve Gellhorn filmine denk geldim ve izledim. Gerçekten de yazar çok zor bir karaktermiş aslında....Bir kadın olarak en zoru da çapkınlığı ve içki alışkanlığıdır diye düşündüm....



 HEZEYAN/ LAURA RESTREPO 
Hezeyan kitabı biraz yorucu oldu benim için. Konusuna gelince işsiz bir Profesörün iki günlüğüne çocukları ile tatile gitmesi ve dönüşte de telefonunda bir mesaj ile karşılaşması....
 Eşi yine bir kriz geçiriyordu ve otel odasındaydı. Gelip onu almasını istiyordu telefonda ki ses...
Sonrası olaylar başlıyor.
Kadın yine bir hezeyan atağı geçiriyordu ve ağzını bıçak açmıyordu.
Okurken daraldım, korktum ve ne zor bir karakter ve yaşam dedim. Ve eminim gerçek dünyaya döndüğümüzde ruhları hasta olan kişiler yok mudur? 
Kitapta yer yer eskiye sıçramalar da var ve aslında kadının dedesinin de bu şekilde buhranlar geçirdiğini öğreniyoruz...
Ara ara aile yaşamı ara ara da kadının günlük yaşamınına dair anlatıyor kitap. Tabi bu arada ülkenin yaşadıkları, olanlar, olaylar da vurgulanıyor.
Yarın hayat hikayesine baktığımda aslında yazdığı kitap normal dedi.
Arada kaldığım bir kitap oldu.
Bir de Ayrıntı Yayınları'nın çevirdiği eserleri kaliteli buluyorum, tek sıkıntım romanları " düz yazı" mantığın da çevirmeleri...
Okurken yorucu oluyor zaman zaman.

KİTAP TANITIM YAZISI;

Laura Restrepo, gerçeklikle düşselliği, tarihle haberciliği bir araya getiren tarzıyla tam da Güney Amerika edebiyatının büyülü gerçeklikle kirli gerçeklik arasındaki sınırında duruyor.  Kurmacanın verdiği özgürlükle, gerçekleri kendi yorumlarını katarak genişleten Restrepo romanlarının ikili bir karakteri var: Katı bir gerçekçiliğe karşı zengin bir hayal dünyası. Restrepo, bu romanında, klasik tragedyalara özgü temaları kullanmış. Ön planda okuru hemen içine çekecek bireysel dramlar; gizem, aşk, ihanet, karmaşık ilişkiler yer alıyor. Arka planda ise Kolombiya’nın çatışmalı ve acılı tarihi...Hezeyan, savaş ve yolsuzluk nedeniyle zarar görmüş bir ülkenin çaresiz insanlarının hayatta kalmak için verdiği gündelik mücadeleyi anlatıyor. Umudunu hiç yitirmeyen insanlar bunlar; önlerindeki engelleri aşmaya yetecek kadar güçlü bir iradeye sahipler. Başarmak için ihtiyaç duydukları yegâne duygu ise yakınlarının sevgisi... Kolombiyalı yazar, gazeteci ve aktivist Laura Restrepo, Hezeyan adlı romanında bir kadının hezeyanlarla darmadağınık olmuş bilincinden ülkesi Kolombiya'nın tarihine bakıyor. 

E-Kitap olarak okuduğum bir kitap oldu Küçük Şeylerin Tanrısı


Başta anlayamadım biraz ama sonra okudukça okudukça..... nasıl muhteşem bir kitaptı. özellikle ikizlerin gözünden farklı bakış açıları ile hem ailevi hem toplumsal olayları okumak...
Öfkeye boğan, sorgulatan ve aynı zamanda hüzünlendiren bir roman arıyorsanız Küçük Şeylerin Tanrısı’nı ellerinize bırakıyorum. Başlamadan önce Hindistan’ın toplumsal yapısı ve tarihçesi hakkında az da olsa bilgi sahibi olmak, okumayı daha keyifli hale getirecektir.
Rahel ona hiç yazmadı. Yapılamayacak şeyler vardır; tıpkı insanın kendinin bir parçasına mektup yazması gibi. Kendi ayağına ya da saçlarına. Ya da yüreğine.
 Bu trajediyi okurken, çocuk olmanın hafifliğini sert bir darbeyle üzerlerinden atıp aniden büyüyen iki kardeşe üzüldüğüm kadar kimseye üzülmedim. Çünkü ne Ammu ne de Velutha, küçük Rahel ve Estha kadar çaresizdi. Hatta Ammu’ya bu sebeple kızdığımı bile söyleyebilirim. Asıl suçlunun o değil, sistem olduğunu bilmeme rağmen hem de. Ammu sadece, kadının değersiz olduğu bir toplumda, tacizin, istismarın ve değersizliğin çemberinden çıkamıyordu.
Sevdiğim bir kitap oldu.
Son kitabım da;

KAYIP ROMANLAR/ VEDAT TÜRKALİ

 Daha önce yazarın "Bir Gün Tek Başına" romanını okumuş ve o özgün Türkçe'sine bayılmıştım.
Kullandığı kelime ve cümleler etkileyiciydi.
Bu romanın da biraz Turgut Özakman'nın romanlarına benzettim.
Tabi yazar çok donanımlı ve iyi bir yurttaş olmak istiyor bana göre.
Bir dönem ve şimdi-geçmiş-gelecek gibi bu kitabı....
Tabi kitapta bir aşk hikayesi de var. Özellikle 80 yaşında olan doktorun yirmili yaşlarında olan Esme ile aşk yaşaması... tartışılır ama düşündüğüm de aynı dava d görüyorlar kendilerini ve boşlukları çok fazla.
Onun dışında böyle bir aşk çok zor ve yaş farkı çook fazla..........
Bir solukta okuduğum kitaplardan oldu bu roman da...

Yazım biraz uzun oldu idare edin artık beni, birikti paylaşacaklarım. :)
Selamlar,

22.2.18

Günce, Black Panther ve Kitaplığım....

Hep yazmak istedim sonra yazmak istemedim... bu gelgitler oluyor bu ara bende... Daha önceki yazımda da anlatmıştım.
Bu sefer canım çok sıkkın.... Çocuk istismarı olayları beni mahvediyor..... aklımdan hiç çıkmıyor... bazen alıp ailemi ıssız bir yerde yaşayasım geliyor.... biliyorum çözüm değil... hatta tüm çocuklar benle gelse, hepsini koruyabilsem diyorum.
Devamlı dilimde dua gibiler....🙏
Her gün Umay'ı tembihliyorum, okuldan gelince çaktırmadan tüm bedenini inceliyor, hatta ara da kolunu falan sıkıyorum ki bakıyorum acıyor mu, bişey var mı? diye..
Artık bıktı çocuk "tamam tamam anne; dokunan olursa "hayır, dokunamazsın" diycem bide gelip sana söyliycem" diye tembihlediğim şeyleri tekrarlıyor....
Aklım çıldıracak gibi oluyor yemin ederim..........................................................................................................................................


Gelsin diyorum en ağır cezalar gelsin bu pis leşlere....
Bir yanım böyle işte.... hepimiz gibi..

Onun dışında elbet yaşam devam ediyor. Karı-koca spor salonuna yazıldık. malum yaş gidiyor, kilolar da başa baş gidiyor neredeyse benim.
Buna bir dur demek gerekiyor. Fiziki görüntüden çok ileri ki yaşlarımda/ız da sağlıklı olmak istiyoruz. Yaşımız ilerlese de bedenen ve ruhen, zihnen sağlıklı olmak önemliymiş....
Gelişmeleri yazarım, paylaşırım sizinle.😏😉

 Bugün sinemaya gidelim dedik eşcağzımla.
Fantastik filmleri özellikle de Marvel filmlerini beğenerek, ilgi ile izliyorum. Yavaş yavaş süper kahramanların geçmişleri anlatılıyor filmlerde ve sonunda da tek filmde tüm kahramanlar dünyamızı kurtaracaklar. Aslında kurtarmasalar da olur... mahveden biziz nasıl olsa...
Bu seride de Black Panther'in nasıl oluştuğunu ve hayatı anlatılıyor. Filmi fantastik film olarak düşünmeyin.
Öyle iyi öğretiler ve anlatılar vardı ki... Özellikle Şaman vurgusu fazla idi....
Film hala sinemalarda... Ve evde değil sinema da izlenecek filmlerden.




Geçen sene indirimden aldığım bir kitaptı.
Sonuncu/Tahsin Yücel
Daha önce bir deneme kitabını almış ve okuyamamıştım. Bu kitapta aynı şey oldu. Evet ve kesinlikle Türkçe'ye çok hakim bir yazar, aynı zamanda  da ödülleri olan yazarlarımızdan.
Bu kitabı da bayağı ses getirmiş hatta.
"Sonuncu"'da Selami Harici Bey ile tanıştırır bizi Tahsin Yücel. Sorbonne Üniversitesi'nde felsefe okumuş, Osmanlı döneminde Hariciye bakanlığı yapmış paşa dedesinden kalanların yekünü sağ olsun, çalışıp para kazanması gerekmeyen, karısı ve 4 çocuğuyla yalısında yaşayan Selami Harici Bey... Çok büyük bir tutkusu, bütün ömrünü uğruna harcayacağı bir amacı vardır onun. Adı da 'Serencam''dır. Yazacağı ilk ve son kitap... Yazma süreci boyunca kendisini toplumdan hatta ailesinden soyutlayarak, çalışma odasında çıkmayarak, yazdıklarını hiç durmadan yırtarak, 40 yılda bitirir sevgili Serencam'ını. 27000 sayfalık, sadece ilk kelimesi büyük harfle başlayan, hiçbir özel isim kullanılmayan, kitabı nihayetlendirmek için kondurulmuş noktadan başka noktalama işareti bulunmayan bir dev çıkar ortaya ve tek nüsha olarak basılır. Ancak, kimse içinde ne olduğuyla ilgilenmez Serencam'ın. 
Konu olarak güzel ama içeriğinde o kadar durağan ve tekrar cümleler var ki.... okurken çok sıkıldım.
O yüzden karar sizin. Hatta okumak isteyen varsa gönderebilirimde.




Diğer kitabım da;
Huzursuzluğun Kitabı/ Fernando Pessoa
Bu kitabın metnini o kadar çok okudum ki... E-kitap olarak Kobo'dan aldım ve okudum. Resmen soluksuz okudum.
Her ne kadar karamsar bir tarzı varmış gibi gözükse de yazarın bakış açısı, gerçekçiliği ve anlatımı çok iyiydi.
 Nasıl desem içiniz sıkılıyorsa, depresyondaysanız bu kitaba başlamayın sizi daha çok daraltabilir...
Onun dışında tam bir kitap severlere göre...
O kadar çok alıntı yaptığım cümlem oldu ki aşağıdakiler sadece birazı.

"Öyleyse kim kurtaracak beni var olmaktan? Hayatımı toprağa veriyorum." F. P.
Böyle başlıyor kitap...

"Doğru hisseden, dürüst düşünen bir insan, dünyadaki kötülük ve adaletsizlikten rahatsızsa, gayet doğal olarak bunun önce kendine dokunan kısmını düzeltmeye çalışmalı, yani kendini. Bu bazen bir ömür boyu sürer."

"Bütün mesele dünyayı kavrayışımızdan kaynaklanıyor: Dolayısıyla dünyayı kavrayışımızı değiştirirsek dünyayı da kendimiz için değiştirmiş oluruz, çünkü o durumda dünya bizim açımızdan, şu an olduğu gibi kalmamış olacaktır."


"Bizim gerçeğimiz, biricik gerçek. Dünyanın geri kalanı seyirliktir sadece..."


"Hayatta en tiksindiğim şey, toplumsal ahlak edebiyatı. 'Yurttaşlık görevi', 'dayanışma', 'insanlığa hizmet'  ve bu cinsten daha başka teraneler, bir pencereden tepeme atılmış çöpler kadar sinirimi bozar." 


"İnsanları yönetme sanatının temelinde iki ilke yatar: Onları baskı altında tutmak ve aldatmak."


"Eylem adamları, düşünce adamlarının gönülsüz köleleridir."




22.1.18

Bayan Ming'in Hiç Olmayan On Çocuğu Kitabı....


Selam.
Bu kitabı çok gördüm, özellikle de kapak tasarımı çok ilgimi çekmişti. Şöyle bir nette gezindim; Lale Abla, Şebnem( Oytun'lu Hayat) seneler evvel okumuşlar bile.
Nasıl gözümden kaçmış bilemedim.😲😊
Kobo sayfamda dolaşırken denk geldim şöyle bir baktım kısacık bir kitaptı. E-Kitap olarak alayım dedim.
Sonra oturduğum yerde bi başladım yarım saatte bitti. 
Sayfa sayısı olarak da 72 sayfa, anlatım dili deseniz sizi alıp götürüyor.
Seviyorum böyle yalın, kısa ve öz çok şey anlatan kitapları.
Altı çizili çok cümlem oldu hatta okurken kafa salladığım.
Konusuna gelince Çin'de yaşayan Bayan Ming tuvaletçilik yapmaktadır. kadınlar tuvaleti terine erkekler tuvaletini tercih etmiştir. İş gereği bir Fransı İş Adamı otele gelir ve tuvalet önü sohbetleri başlaradamın cüzdanından yeğenlerinin fotoğraflarını düşürmesi ile başlar....
.............................................
.....
Bir top gibi havaya fırladım.”
“Ya şoför?”
“Kaçmaya çalıştı. Daha ileride durdurmuşlar, öylesine sarhoşmuş ki ‘Beni yakalayamayacaksın’ diye bağırarak polislerle dalga geçmiş.”
“Birkaç yıl hapis yatar.”
“Kesinlikle.”
“Ama bu sizin düzelmenize yetmeyecek Bayan Ming.”
“Belki onu düzeltir.”
Diyaloglar iyi güzel de bu on çocuk var mı, yok mu? Merak ediyor insan. Yoksa böylesine bilge bir kadın bu yalana nasıl inanır ve neden?
“Hakikat, en çok hoşumuza giden yalanın ta kendisidir” diyen roman, sorunun zekice kurgulanmış cevabıyla bu kısa ve güçlü metne şapka çıkarttırıyor. İnsanın canı bir daha okumak, iyice sindirmek istiyor.
Eğer şöyle kısa ama dolu dolu bir ara kitap okuyayım derseniz bu kitap tam size göre benden demesi.
İyi haftalar,  

12.1.18

Acı Çikolata, Young Sheldon ve The Crown...

Bu kitabı o kadar çok duymuştum ki... Nedense okumam anca bu haftaya kaldı. Hatta Kobo'da indirimde görünce alayım E-Kitap olarak okuyayım dedim.
Ne iyi ettim okuyarak anlatamam. Benim gibi hala okumadıysanız efenim, daha fazla geç kalmadan okuyun.
O kadar iyi bir kitaptı.
Yazarın daha önce"Lüpita Ütü Yapmayı Seviyordu" kitabını okumuş ve anlatımını sevmiştim.
Acı Çikolata'da Büyülü Gerçeklik tarzını kullanmış.  Romanda gerçek ve fantastik öğelerin bir arada kullanılıp, doğal bir şekilde bir araya getirilerek, okuyucuyu bu büyülü unsurlara şaşırtmadan, aktarılmasıdır. Örneğin; metinde iki kişi sohbet ederken bir bakmışsınız esen kuvvetli bir rüzgar kişilerden birini havalandırıp uçurur götürür. Bu sahne normal bir olaymış gibi metin buradan devam eder. Ve yazar bunu o kadar iyi yazmış ki.

Ah Tita dedim okurken seni hiç unutmayacağım. Annesi ile ilişkisi verdiği mücadele, gelenekler, savaş.. onca sıkıntı içinde yine de boğaz derdi... bide üstüne annesinin lezzetli yemek yeme düşkünlüğü..... Kitabın içinde yok yok....
"Çok beğenseler de, yemek için can atsalar da genellikle insanlar çok açgözlü görünmemek ve son lokmayı diğerlerine bırakmış olmak düşüncesiyle tabaktaki son biberi almaya cesaret edemezlerdi. Böylece, içinde narın serinliği, acitrôn'un tadını, biberin acısını, cevizin yararlarını, akla gelmeyecek pek çok lezzeti barındıran bu harika biber el sürülmeden servis tabağında kalırdı. Aşkın tüm sırlarını içinde saklayan bu güzelim ceviz soslu biber dolmasına, görgü kurallarına uymak adına, kimse elini uzatmazdı."

 Dün çayımı içerken sinema kanallarında geziniyordum ki "Şeker Portakalı" filmi başlamıştı. İZlemek istiyordum. Yeni de başlamıştı. İzledim. Sanıyorum izlemek daha çok canımı acıttı Zeze'yi... o dayak sahneleri ve gözlerinde ki hüzünlü bakış çok etkiledi...


Bu aralar dizilere sardık karı-koca. Young Sheldon'ı izlemek Bing Bang dizisi kadar keyifli. Hele o ananeye bayılıyorum. Başarılı yapımlar.


 Kraliçe Elizabet'in hayatının anlatıldığı diziyi de çok beğendim/k. Tabi bize ne kadarını aktarıyorlar önemli. Böylemiydi gerçekten de dediğim oluyor izlerken.
Bir de iyi ki alemiz çok soylu bir aileden gelmiyormuş ddiyorum izlerken. Ne zor yaşamları var. Her şey, her hareketleri kontrol altında, izin almak zorundalar ve her şey resmi.... Ayyyy yokkkk valla anacım hiç bana göre değil....
Dizi olarak izlemesi yeterli.....


1.12.17

Sahilde Kafka Haruki Murakami

Yazar ile bundan bi 6 sene evvel Yaban Koyununun İzinde kitabı ile tanışmıştım. Kitap kulübümüz vardı ve her ay birimizin seçtiği bir kitabı okuyorduk.
Başta anlayamadım kitabı; nasıl yani , ne oldu, neden böyle bitti... falan demiştim kitap için. Sonraki günler de ise inanın hemen hemen birçok şeyi anlıyor ve yerine oturuyordu roman kafamda.
İşte dedim yazarın iyi olması burada yatıyor bence. İyi bir okuyucu kitlesine sahip.
Yalnız Murakami ince bir çizgide bir yazar bana göre. Ya seviyorsunuz ya da sevmiyorsunuz, sıkıcı gelebiliyor bazen  size yazarın yazım dili. Ama içeriği çok iyi yazarlardan.
Enteresan bir yazar ama. Sanki takıntıları varmış gibi geliyor kitaplarını okuduğumda. Sizi rahatsız etmeyen ama hissedebildiğiniz. Ödülleri bol oluyor kitaplarının ve her yeni çıkan kitabı çok satanlar listesinde yer alıyor. 

Çünkü bir çok şeyden bahsedebiliyor, birbirine bağlayabiliyor kurgusunu.

Sahilde Kafka kitabını E-Kitap olarak okudum, hatta diğer kitaplarını da E-Kitap olarak aldım
bekliyorlar okunmayı.

Yine bu kitabında da sevdiği yazarlara ve müziklere, classic müziklere yer vermiş.

Doğum günü yaklaşan ve kendisine Kafka'yı da sevmesinden yola çıkarak Kafka Tamura diyen ergen gencimizin, doğum gününde evi terk edip, tek başına hayata karışması ile başlıyor.
Ara ara geri dönüşler, ruhaniyet ve iç sesine Karga deyivermesi ile devam ediyor.

Tabi okurken bazı şeyler "olamaz, daha çok genç, babası neden aramıyor bu çocuğu" falan derken bulabilirsiniz.
Sanıyorum burada kültürler devreye giriyor. Japon kültürünü düşündüğünüzde, adet, töre, inanışları biraz bize benziyor.
 Annesi ve ablası tarafından çok küçük yaşta terk edilen bir çocuktur. Babası ile yaşar ama babası kendi halindedir.
Sonra iç sesini ( Karga'yı) dinleyerek başka bir şehre gider Kafka Tamura.
 Araya başka kurgular da girer, geçmişde ülkesinin yaşadığı savaşa ithafen başka bir hikaye de vardır. Ne şimdi bu derken birbirine bağlanır. Kehanetler de vardır hikaye de. Ama merak etmeyin hepsi bir nedene bağlanıyor yazarın kitaplarında.

Dediğim gibi yazarı seviyorsanız bu tarzna alışık oluyorsunuz.

Beni rahatsız eden tek şey annesi olduğunu düşündüğü kadınla ve abla dediği kızla cinsel ilişki yaşaması.
Bu arada cinselliğe yer vermiş ve o duyguları sizi rahatsız etmeden anlatan biri yazar.

Eğer daha önce Murakami kitabı okumadıysanız bu kitap iyi bir başlangıç.


 


3.10.17

Ev Hali, Sevdalım Hayat Z.Livaneli ...

 Artık Umay akşamları erken yatıyor... Bize de vakit kalıyor. Sabahlarıda erken kalkıyor... Benim için hem iyi hem kötü. Gece artık çok geç saatlere kadar oturamıyorum. Oysaki yazın ne güzeldi üçlere dörtlere kadar oturuyordum.
Okul düzenimiz artık tamamdır. Çocuklar nasılda adaptepe oluyorlar yeniliklere... 👧
Okul kavramı oturdu kafasına bizim kızın. Yeme düzeni bile değişti. Okulda öğlenci olduğundan, tek öğün besleniyorlar ve eve aç gelmiş oluyor. Önceleri tek çeşit yerdi ve bir saat sonra falan diğer yemeği isterdi. Şimdi iki çeşit yemeği aynı anda yiyor.
Hatta uyumadan önce de ya tost, ya ekmek peynir yada biraz çorba içip yatıyor.
Sanıyorum bu gidişle yemediği yemekleri de yiyecek okul sayesinde. :))

Yeşillikleri bu şekilde saklamayı nette görmüştüm deneyeyim dedim. İnsatgram'da gelen yorumlar da eğer buzdolabında saklamazsam ve suyunu değiştirmezsem çabuk bozulacağını söylemişti arkadaşlar.
Gerçekten öyle... Hele o suyu nasıl fena kokuyor..
Benim derdim buzdolabında da uzun süre dayanmamasıydı.
Burdan yeni evlenecek olanlara sesleniyorum. İÇİ GENİŞ BOZDOLABI ALIN.
Benim gibi dar alırsanız; hem yiyecekler çabuk bozulur hemde tıkış tıkış olunca buzlanma sorunu yaşarsınız benden demesi... 
Velhasıl böyle de olmadı çünkü bu kavanozları buzdolabına koyarsam yemeklere yer kalmıyor, bende eski usul havlu kağıda sarıp buzdolabı poşeti ile sebze bölümüne koydum..


Geçenler de bahsetmiştim Kobo'dan size. Almak istediğim bazı kitapları bu siteden E-Kitap olarak almıştım. Bunlardan biri de Zülfü Livaneli'nin Sevdalım Hayat kitabı idi.
Nasıl bir hayattır dedim okurken.
Öncelikle aydın bir kişiliği var ve hep de öyle olmuş hayatı boyunca. Çocukluğundabile böyleymiş.
Gerçekten de bazı şeyler, bazı yaşam biçimlerimiz çocukkende ortaya çıkıyor ve biz büyükler farkına varırısak o yönde çocuklarımıza örnek olabiliriz.
Çok zor dönemlerden geçmiş yazar.
Oysaki tek derdi, tek yaşama biçimi okumak, yazmak, üretmek olmuş hayatında. Ama o kadar çok engellenmiş, kıskanılmış ki...
Hem sağ koldan hem sol koldan....
Birde parti yanlısı olmaması da etkili olmuş.
Aslında yazarı ilk bu kitap ile okumak lazım. Çünkü yazdığı kitapların nasıl ortaya çıktığını, konularını daha farklı bir gözle okuruz diye düşünüyorum...

İçimi acıtan en çok işkence görmesi ve sürgün yaşamsı konuları oldu.
Ki hala içim acır o sokakta kavga edenleri gördükçe.....

Duyarlı, hassas, bir döneme ait anı-biyografi kitabı idi.
Birde okurken eşinin sabrına ve ona destek olmasını çok takdir ettim.. Kolay değil göçebe gibi yaşamak, eşini bir anda içeri almaları ve sebei yokken bile görüşememek...

Velhasıl iyi bir kitaptı...

12.9.17

Tarık Tufan, Hıfzı Topuz, Aeden...


 Geçtiğimiz haftalar da konuşmasına denk geldiğim ve kitabını da imzalattığım Tarık Tufan kitabından bahsetmek isterim.
Daha önce yazmışımıdır belki burdan ama tekrar yazmak istiyorum; toplumsal sorunlara da değinen bir yazar. ( tabi İnsatgram'da da bahsetmiş olabilirim bazen burdan çok orada paylaşıyorum kitap yorumlarımı)

Bir Adam Girdi Şehre Koşarak kitabında da yine o sizi hüzne boğan, üzen cümleleri var.
Zaten duyarlı olanlar için değil ama düşünemeyenler için belki bir pencere açar cümleleri diye düşünüyorum...
 Yazar her şey hızla akarken, yavaş gidenleri, yorulanları, rekabete güç yetiremeyenleri ve onların mekanlarını anlatıyor.
Bir nefeste okunan kitaplar listesinde yer almaktadır.

Televizyonda da severek takip ediyordum ve okuduğum ilk kitabı ile de beni yanıltmadı.





Sahafta karşıma çıktı Hıfzı Topuz Devrim Yılları kitabı...

Kitap bir dönem kitabı... İçinde kimler yok ki.
En önemlisi bana göre; okurken bu ülkenin Cumhuriyet'i, Demokrasi'si kolay kurulmadı. Kimler canını feda etti gerekirse...
Ki kitap klasik tarih kitapları gibi değil. Bilenler biliyordur yazarın anlatım dilini.... Özellikle bir kez daha Atam'a hayran kaldım. Nasıl bir vatan sevgisidir bu böyle.

Sevgili Mustafa Kemal Atatürk ve kendisi ile birlikte bu ülke için kanlarını hiç düşünmeden akıtan şehitlerimizin ruhlar tekrardan Şad olsun... Huzur ile uyusunlar...

Kitap  Cumhuriyet'in kuruluşuna, evrim yıllarına tanıklık eden Samim Rıza( gazeteci) ile Fransız Sosyalist Gazeteci kadın ile aralarında geçen aşkı, sülkeye dair analizleri ve diğer kişilerle olan yazıları anlatıyor.
Ayrıca fotoğraflarında  olması kitabı daha bir özelleştiriyor. Hiç yazarı okumadıysanız lütfen not edin ve okuyun.




Daha önce Kobo yüklediğimi ve bazı kitapları E-Kitap olarak aldığımız sizinle de paylaşmıştım.
Aeden Bir Dünya Hikayesi kitabını da E-Kitap olarak almıştım indirimden.
Daha önce nette yazarın söyleşisini dinledim. Güzel konuşuyor ve anlatıyor. Herşeyden öncce hayatı farkında ve ciddi yaşıyor bu çok belli konuşmasından.

Belki kendiminde farkında yaşamamdan ötürü seviyorum böyle karakterleri.

Kitaba gelirsek efenim sanırım tek beğenmeyen benim gibi hissettim nette bakarken...
Konusu ve bakış açısı gerçekten de çok güzel. Altını çizdiğim çok iyi cümleler de vardı... O kadar...

🖋 "Çi'den gel, Çi'ye dön.Potansiyeline doğ, kaderinin efendisi ol. Olmaktan, doğmaktan, dönüşmekten yoksunma."
🖋"çıkarları için fırsat oluşturmaya çalışanlar sonunda mutlaka hırpalanırlardı!"
🖋 "İnsan sevdiği birine duyduyu öfkeyi nefrete çevirmeye çalıştığında, altında ezileceği bir yük alırdı sanki sırtına."
🖋Deneyim, bilginin bedende aldığı hal, ryhta bıraktığı izdi.
🖋 Neyi, nasıl merak ettiğine dikkat et. Evren, merakla harekete geçer, düşünceyle genişler, korkuyla küçülür, analizle büyür, yargıyla son bulabilir. Merak ettiğin her şey senin kim olacağına yön verir."

Aslında kitap bana biraz Tanrılar Okulu'nu anımsattı. Fantastik ve kurgusu iyi bu kitabın ama uzatmalar çok fazla ve dili akıcı değil.
O yüzden yarım bıraktım. Belkide sıkılmamda zamanında çok fazla Kişisel Gelişim kitabı okumam ve artık hayatımı farkında yaşıyor olmam.

Çünkü yazarın amacı insanları farkındalığa yöneltmek doğa ile, kendimiz ile uyumla yaşamımızı öğretmek...

Velhasıl uzun lafı kısası tercih size kalmış....



22.8.17

E-Kitap, Kobo Hakkında...

D&R'da önceler E-Kitap aldığınızda ve programı indirdiğinizde akıllı telefonlardan okuyabiliyordunuz.

Daha sonra Kobo tableti satmaya başladılar ve e-kitap satışlarında da farklılıklar oldu.


Bilinler bilir başlarda çok cazip gelmiyordu e-kitap bana.
Hatta ben mecbur kalmadıkça kitaplarımı netten bile almıyordum. Çünkü alırken incelemek, dokunmak ve o kitap poşetini taşımak beni çok mutlu ediyor.
Fakat gitgide internetten satış ile kitapçıda ki fiyat arasında ciddi rakamsal farklılıklar oluyor. O yüzden indirim zamanlarını ve nette ki fiyatlara göre alıyorum artık kitaplarımı. Hatta çoğunluk netten alıyorum.

Sonra bu ayın başında D&R'ın kampanya mailini gördüm. Kobo'yu da hem akıllı telefonuma, hem tabletime hem Pc'ye yükledim. Şifrem ile hangi bilgisayardan giriş yaparsam yapayım hesabıma ulaşabildiğimi gördüm.
 
Eşimde bende araştırdığımızda Kobo E-Kitap okuyucusu pek önerilmiyor. 
Zaten baktığınızda  e-okuyucular ciddi pahalı.
Hem böyle indirme programı da olunca almaya gerek de görmüyorum açıkcası.
En azından kızla dışarı çıktığımızda çoğu zaman sırt çantasına kıyafetlerinin içine atıyorum cüzdanımı, telefonumu. Öyle zamanlar da e-okuyucu benim için çok ideal oldu. 📖😊


Birde bu ay sonuna kadar indirim var. Bir çok hem klasik hem güncel kitaplar 7,90 TL'ye düşmüş.
Bir kaç almak istediğim kitap vardı aldım, yükledim. 
Çok da ön yargılı bakmamak gerekiyormuş, anladım.
Başlarda  "yok bana göre değil, ben okuyamam" derken şimdi e-kitap okuyorum aralarda.
Elbet dokunup aldığım kitaplardan ASLA vazgeçmem, o duygunun bana yaşattığı keyfi ıskalamak istemem.

Sizinle de paylaşmak istedim bu indirimi ve Kobo olayını.
Kullananız mı var mıdır?
Siz ne düşünüyorsunuz bu konuda?