Modern Klasikler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Modern Klasikler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8.9.22

Stoner John Williams

 Bu hafta ful doğum günü haftası : ) Dün Gazhane'de kutladık, kızın sınıfından arkadaşının doğum gününü.  Açık havada mis gibi oluyor.  Çocuklar oynarken bizler de sohbet ettik. Kemik bir grup olduk artık. Ara ara buluşup, kahve içiyoruz...  muhtemelen de böyle gider.... 

Onun dışında pek bi değişiklik yok, git gel devamm... Okullar açılınca da bana tatil başlayacak söylemesi ayıptır 🤗

Bu hafta iki kitap okudum. "Macbeth " ve "Stoner" özellikle 'Stoner' i çok yavaş okudummmmm.. Bayadır  böyle içine girdiğim, özdeşleştiğim bir kitap okumamıştım. .. Evet güzel kitaplar okudum ama bu kitap bir başka....  yorumum şöyle; 


"Kendini, yapmak zorunda olduğu tuhaf şekilde tanıdık işleri yapan tuhaf bir şekilde tanıdık bir yabancı gibi gözlemlemek ve hissetmek... garip bir duygu.. Ve Bay Stoner işte bu hallerdeydi..."

📑 Diyor kitabın bir bölümünde.... Stoner karakterini o kadar benimsedim ki..uzun zamandır bu kadar içine geçtiğim bir karakter olmamıştı.... 

Kitabın kapağını kapattığımda, kendime 'eh be Stoner, bir girdabın içine girdin ve çıkamadın bir türlü 'derken buldum. Tabi  o dönem ilişkilerinde ayrılmak,  bırakıp gitmek şimdiki gibi değil ki... birinci dünya savaşı dönemi... üniversite de hoca,  evde baba ve eş... sorunlu bir eş ile geçirilen bir hayat...hep başka türlüsü mümkün müydü acaba dedim?




20.7.22

Biten Kitaplarım...

 



Daha önce "Bir Yaşam" kitabını okumuştum #guydemaupassant tan.
Yazar daha çok #belami kitabı ile tanınıyor... Çünkü diger kitapları Öykülerden oluşuyormus.
Roman onlarla çok keyifliydi..... Olurken, vay anasını be, ne adammış.. Kadınlara bak sen... derken bulabilirsiniz kendinizi 🤭
📍 Hikâye; köyünden çıkıp Paris'e çalışmaya gelen, yükselme amacı taşıyan bir genç olarak başlıyor... Lakin başlarda karnını zor doyuran Duroy, bir gece asker arkadaşı ile karşılaşır ve şartları değişmeye başlar.
Tabi bu yükselişte neler yok ki... Aç gözlülük, para için kandırmaca, siyasi yalankar derken, kibrine yenik düşen bir Bel-Ami ( yakışıklı arkadaş)
📍 Diger kitabında da hissettiğim, bu kitabında da yakaladığım duygu ise; oyle bir anlatıyor ki Maupassant olayları... Abartı bir şey bulamıyorsunuz.. Özellikle betimlemeleri ve olayları aktarımında cok başarılı bir yazar. Sanırım bu yönü onu daha da başarıya götürmüş...
Kitabın da işlediği, kent yaşamının değişmezleri, para, cinsellik, iktidar çevresinde gelişen olaylar, o dönemin de içinde olan, kurmaca hikaye ile gerçekliği ile anlatan bir kitap....
Çok severek okuduğum kitaplardan oldu. Kitabını paylaşan Canım arkadaşım Ümran'a cok teşekkür ederim 🙏🏻 🌸 💞 #gulsahinkitapligi

 


 

 Aklımda hep Thomas Bernhard'dan, beşleme olan kitaplarını okumak vardı. Bir gün YKY Kadıköy'e inince, orada ki arkadaş bu kitabı ile tanışın yazarla isterseniz dedi.
Ama bence biraz zor oldu tanışma kitabı 😶
Anlatım dilini sevdim, vsr oluş üzerine yazan, sizi biraz felsefe yapmaya iten yazıları severim. Anladığım kadarıyla yazar biraz da böyle...
#ungenach kitabında bir dönem, bir aile yaşamı, ilişkiler kısa, öz, alt metinlerle sorgulanıyor...... Evet güzel ama benim gibi yazar ile ilk kez tanışacaksanız biraz hava da kalabilir konu ve anlatım....

📍Kitabın konusuna gelirsek; ölen bir baba, yüklü ve istenmeyen bir miras, o ortamdan kopmaya çalışan evlat, sorular, bazen sorulan, bazen iç ses ile sorulan sorular... Her şeyin yanıtı olmayan, olamayan durumlar..... Biraz da hesaplaşma....

✔️ Yazarın diğer kitaplarını da ekledim listeye... Dediğim gibi hiç okumadıysanız başka bir kitap ile başlangıç yapın ama yapın.....😊


 "Gavrila'nın dünyasında, varılacak hedefi de doğru yolu da bilen tek güç Parti'ydi. Bana öğrettiklerini unutmamaya çalışıyordum. Mutlu ve yararlı olabilmek için, emekçilerin safına katılıp, ilerleyenlerin arasında yer almalıydı insan. Önde koşmak, arkada kalmak kadar tehlikeliydi. Her yanlış adım hareketi yavaşlatır, her düşen öz kardeşlerinin ayakları altında ezilirdi. "

📍 📍📍📍🐦

Yine okumayı istediğim ama bir türlü başlayamadığım bir kitap ile geldim...

içim dağlandı resmen... bir kaç gündür düşünüyorum nasıl anlatılır okuduklarım.... ya o anlara maruz kalmış çocuk, yaşlı, genç, kadın ve erkeklerin hissettikleri....
Kitabın son sözünü yazarın kendisi yazmış. Ve özellikle belirtmiş ki; bu kotap otobiyografi özellikleri taşımıyor... Ve bu kitaptan sonra ailesinin ve kendisinin saldırılara uğradığını belirtmiş. Oysa ki yazdıklarının yalan olduğunu düşünmüyor...
🐦
Evet anlattıkları Çok acımasız, sarsıcı şeylerdi 😢gerçekten de yaralayıcı... Ama yaşanmış bir dönem bunlar... 😢
En çok anlatıcı çocuğun yaşadıklarını okurken öyle fena oldum ki.... Nasıl insanlar bu kadar kötü olabiliyorum zaten aklım almıyor? Küçücük yaşında göğüslemek zorunda kaldıkları... Hele hele çingene diye başına gelenler.....


kendinizin dünya kavramı ile yaşadığınız toplumun dünya kavramı farklı olduğun da, değer yargıları da değişiyormuş... Kitabı okurken böyle hissettim... 😔

📍 Başta biraz bu mu yani derken yazar oyle bir yerden vuruyor ki... Sayfalar nasıl ilerledi anlamadım bile...ozellikle bizim yaşattığımız ile başımıza gelen olay karşısında ki durumumuz, tavrımız, kızgınlığımız, intikam alma isteğimiz çok değişiyor...
Kahramanımız David'de iste bunları yaşıyor.... Üniversitede öğretmen olan David, öğrencisiyim ile ilişki yaşıyorum.. Sonra öğrencinin sevgilisiyle ve ailesine şikayetçi oluyor, dava süreci başlıyor.. Derken David kabul edip ama özür dilemeyi reddedip, Afrika'ya kızının yanına gidiyorum.. Olaylar burda başlıyor... Irkçılık mı dersiniz, ayrımcılık mı size kalmış!
📍 Özellikle kitabın isminin neden "Utanç" olduğunu sonuna doğru daha bir idrak ettim diyebilirim...

30.11.21

Biraz Kitap, biraz biz

Selaaammmm :)
Bu ara tatil ne zaman bitti anlamadım 😬
Umay ile kosturmaca ya devam ettik. Biraz dışarısı biraz kursları derken hafta bitti. Tenis dersleri okul olmadığından daha erken saate çekildi. Oyle olunca da gün bölünmüş oluyor.... 
Okullar açılınca da benim tatil başladı 😁
Bu hafta alerji testi vardı Umay Kızın. Neyse ki besin alerjisi çıkmadı, bir test daha kaldı, onuda yaptırınca belli olacak sanırım. Ekim ayıydı, hafif öksürüğü vardı, malum okullar açık olunca... Ben de bebe aspirini vereyim en masumu o diye düşündüm. Birde şöyle bir şey var bizim evde ağrı kesici dışında ilaç yoktur. Çok şükür Umay'da hastalanan Bi çocuk olmayınca gerek de görmedik... Bu gün doktor başka bir doktor arkadaşına bizim kızı anlattı, hiç ateş düşürücü, ağrı kesici kullanmamış bu çocuk diye :)) 
Tabiki ufak tefek nezle oluyor ya da öksürüğü... Lakin balgam da çıkartan biri olduğundan, alt solunum yoluna inmeden doğal yolla iyileşiyor. Çok şükür bin şükür diyeyim 🙏🏻 darısı tüm çocuklara... 
Yazmadığım süreçte hep aklıma buraya yazmak geliyor lakin yazacağım dediğim şeyleri unuttum.... Demek ki aklıma geldiğin de buraya da not almalıyım ki, yazmaya başladığımda kolaylık olsun. 
Kulüp dizisini izledik, çok beğendik hele o şarkı söyleyen çocuğa bayılıyorum, mimiklerine, tavrına. Çok başarılı... Damızlık Kızın Öyküsü'nde de 4.sezona geldim. İzledikçe tedirginliğim artıyor. Neden olmasın diyorum. Düşününce doğurganlık çok azaldı, sebebi bilinmeyen kısırlık da fazla... Dünya' da bir döngüye girdi, her olumsuzluk bizim nesili buldu..... 
Neyse efenim enseyi karartmayalim dimi.... 
O kadar güzel kitaplar okudum ki sizinle de paylaşayım. 
Selam ederim çok 🌸


Ne zamandı hatırlamıyorum ve hangi kitaptı emin olamıyorum lakin bu kitabın okunması gerektiğini okumuş ve listeme eklemiştim, 🙈 tabi keşke dedim yanına not alsaymışım... Neyse...
#michselkohlhaas kısa ama öz bize ⚖ adalet duygusunu, mücadele duygusunu anlatan bir kitaptı. Ayrıntı Klasikler'den çıkmış bir eser. Ayrıntı Yayınları hem kapak tasarımı hem çevirisi hem de seçtiği eserler adına biz okuyucu yanıltmayan bir yayinevi.... 
⚖ ⚖ ⚖️⚖️⚖️⚖️⚖️⚖️
Kitap 1811
 yılında basılmış...Alman tüccar Hans Kohlhase 1532'de Leipzig panayırına giderken, bir Sakson soylusu iki atına el koyar. Kendisine tazminat ödenmesi için mahkemeye yaptığı başvuru sonuçsuz kalınca, tüm Sakson soylularına açıktan açığa meydan okumaya başlar... .
⚖️⚖️⚖️⚖️⚖️⚖️⚖️
📍 Tabi o zamandan bu zaman değişen şeyler olduğu kadar değişmeyen durumlar da var. Mesela bir tanıdığınız varsa, hele de güçlü bir tanıdıksa, bir adım önde olabilmeniz gibi....
Velhasıl çevirmene teşekkürü bir borç bilirim.... #figensilekosebay #heinrichvonkleist


Yazari ilk #ustailemargarita kitabı ile tanıdım. Çok da merak ediyordum. Yalnız ilk tanışma kitabı olmamalıymış onu anladım. 😁
🐶 Sonrasında #köpekkalbi kitabını okudum. Bazı insanlar sizi okurken hayran bırakır. Bence #mihailbulgakov da öyle. Yazdığı dönemde çok cesurmuş ve insan bakışıyla hayvan bakışını birleştirip hem eleştirmis hem de iki taraflı bir bakış açısı sunmuş.
Köpek Kalbi kitabında da bir doktorun deneyi sonucunda, köpek-insan karışımı bir canlının yaşama karışması sonrası olayların gelişimi... Var olma savaşı her iki taraf içinde hep Bi muamma sanırım 😒
Bu hiciv kitabın arka kapak yazısı da şöyle ;
Bulgakov Köpek Kalbi’nde sokak köpeği Şarik’in öyküsünü anlatır. Dünya çapında bir bilim insanı olan Profesör Filipoviç, evine götürüp beslediği Şarik’i ameliyat ederek, er bezlerini ve hipofiz bezini adi bir suçlununkilerle değiştirir. Köpek arsız, yüzsüz, şehvet düşkünü ve kaba saba bir insana dönüşür. Şarik insan haliyle profesörün hayatını cehenneme çevirse de, Sovyet bürokrasisinde kendine bir konum edinebilecektir.
Komünistlerin küçük burjuva değerlerinin üstünde yeni bir Sovyet insanı yaratma ideallerini hicveden Köpek Kalbi, Bulgakov’un en çok tartışılan yapıtıdır.

9.1.21

Ev Halleri, Proust, Yaşar Kemal, Bachmann....





 Hepimize iyi seneler. 🌲🌸

Bu sene çekirdek aile olarak kapattık seneyi. Umay Kız sofrayı açmamızı, değişik ve bir sürü yemek yapmamızı istedi. 

Bizde "hayhay" dedik, aslında bize de iyi geldi, yoksa hiç aklımda sofra kurmak, giyinmek yoktu...

Sonra beyceğimizle düşündük; hayat devam ediyor ve bize de moral olur dedik. 

Umay'la beraber önce ne yemekler yapacağımıza karar verdik, listeledik, sonrası alınacaklar listesi yaptık. Kağıdı koyduk cebimize alışverişe gittik. Çok mutlu çok. Onun o gözlerinde ki ışıltıda bize yetti.

O gece geç yattı, o da ayrı bir keyif nedense onun için. Sabahına anlatığ durdu bir önceki gecenin keyfini.... :)

Bu hafta nasıl da bitti.... Uzaktan eğitime devam, alfabeyi bitirdiler, pazartesi günü "sakız partisi" yapacaklar. Bir heyecan bir heyecan anlatamam.. :)

Geçen gün şöyle bir şey düşündüm hatta İg'de de paylaştım.

Umay işlşe birlikte tekrar çocuk kitapları okumaya başlamak çok iyi geldi. Meğersem neler neler kaçırmışım o ara.... çabuk büyüdüğümü, içimde ki çocuğu unutmuşum mesela, mesela düşüncelerim daha çetrefilli olmuş vs.... Şimdi ise okurken o çocukların tepkisi, olaylara bakış açısı...öyle güzel ki....

Gündem malum, evde odalar arası dolaşmacaya devam....

Tatil sonrası okulların açılacağı konuşuluyor. Bir tarafım istiyor bir tarafım istemiyor. Gitgide asosyol olduk tamamda erken mi acaba? diye düşünüyoruz...

Hadi birazda biten kitaplarımı paylaşayım, ruhuma iyi gelenleri.... bu dönemde okumak ekstra daha iyi geldi, iyi ki kitaplar var.

 

📚📚📚📚📚📚📚📚📚📚📚📚📚

Marcel Proust okumalarına devam.... 5.kitap/ Mahpus bitti.

Artık daha kolay okunuyor. Tabi sayfalar yine her zaman ki gibi ağır ilerliyor ama en azından daha anlaşılır ve akıcı ilerliyor..... Özellikle "ben" dili daha bir  hakim bu kitapta. 

Kendimizi nasılda aşık olunca ya da sevince içimize hapsettiğimizi anlatan( bir nevi), sevgi üzerine, duygular üzerine bir kitap. Bu kitapda daha çok Albertine olan duyguları, karasızlıkları, çelişkilerini anlatmış. Tabi sosyal sınıf farklılıkları olmazsa olmazı Proust'un.

...alıntılarımdan bazıları; 

📌📌📌📌📌📌📌📌📌📌📌

....hepimiz kendi ailemizdeki kusurları başkalarında bulunca sevinmeye ve söz konusu kusurun istisnai ya da yüz kızartıcı bir yanı olmadığını kendi kendimize kanıtlayıp rahatlamaya eğilimli olduğumuz için...

🔺🔺🔺Ama hata imandan daha inatçıdır ve inançlarını sorgulamaz.

🔺🔺Genellikle bize benzeyen şeyden nefret ederiz, kendi kusurlarımız, başkasında gördüğümüzde çileden çıkarır bizi. Hele kusurların safça belli edildiği yaşı geçmiş ve örneğin en kritik anlarda bile buz gibi bir yüz ifadesi takınmayı alışkanlık haline getirmiş biri, kendinden daha genç veya daha saf, daha salak biri aynı kusurları sergilediğinde, iyice lanetler onu. Bazı duyarlı insanlar, kendilerinde bastırdığı gözyaşlarını bir başkasında görmeye tahammül edemezler....

Ailelerde, sevgiye rağmen,  hatta bazen sevgi ne kadar yoğunsa o kadar artan anlaşmazlıkların sürüp gitmesinin sebebi, bu aşırı benzerliktir.

 

📚📚📚📚📚📚📚📚📚📚📚📚📚

"RÜZGARLI PAZAR MUSTAFA KUTLU"

 

İstanbul'da kenarda kalmış bir nahalle, orada yaşayanlar, yoksulluk, her gğn işe gidip gelmeler... En çokda her gün yanımızdan geçen ama dönüp bakmadığımız hayatlar. O kadar bizden ki ve o kadar samimi anlatmış ki....  Arka kapak yazısı;

Rüzgarlı pazar yazarın önceki dört eserinden farklı olarak halk hikayesinden masala doğru yürüyen bir özellik taşımakta. Bu kitap için "Bir kent masalı" tabiri kullanılsa yerinde olur. Mustafa Kutlu; bu uzun hikayesinde esas itibarı ile "yoksulluk" temasını işliyor. Sevginin, dayanışmanın, merhametin destansı hikayesini sunuyor.

📚📚📚📚📚📚📚📚📚📚📚📚📚  


"İNCE MEMED 1  YAŞAR KEMAL"

Grup okuması olarak okuduk. Uzun zamandır aklımdaydı ama ertelediğim kitaplardan biri idi...

Anlatımını, anadolu insanını anlatmasını çok seviyorum çok...

Orada yaşananlar... Okurken hep aklıma Kemal Sunal- Şener Şen'in  ağalık sistemi üzerine olan filmleri geldi. Gerçekten de ne zormuş o dönemler, hala var mı bilemiyorum ama.... insanlık ayıbı resmen......

Memed'e hak vermemek elde değildi.....


📚📚📚📚📚📚📚📚📚📚📚📚📚 

FRANKFURT DERSLERİ INGERBORG BACHMANN  

 


Bir solukta okuyacağınız bir kitap #frankfurtdersleri
Kitapta kimler yok ki; Proust,  Dosteyvski, Gide, Celine vs... Bir çok kült yazarlardan ve yazım dillerinden örnekler vererek, edebiyattaki geçişlerden, dil estetiginden bahsediyor.
Bir tek  YKY Yayınları'nım  bu yeni kapaklarına alışmak zaman istiyor...yazılar çok karışık geliyor...

Arka kapak yazısı;

Dil nedir? Yeni bir yazın dili nasıl kurulur? Yazın ütopyası ne demektir? Ahlak nedir? Ahlak ile yazının bağıntıları nelerdir? Yazan ben kimdir? Tarih boyunca hangi değişimlere uğramıştır? Çağdaş yazında yazarın konumu nedir? Bakir beyaz sayfa neden gelecekte yazılacak olan metinleri de içerir? Çağdaş yazında isimler nasıl kullanılır? Neden isimler yokolma tehlikesiyle karşı karşıyadır? - Bu sorulara yanıt vermek yerine onları irdelemeyi seçen I. Bachmann'ın 1959/60 ders yılında Frankfurt Üniversitesi'nde misafir doçent olarak verdiği derslerin bazı soruları bunlar...
(Arka Kapak)

Aslında bizde " MALİNA" kitabı ile biliniyor. Henüz okumadım ama önce bunu okumak daha iyi oldu. Özellikle edebiyat yazıları seviyorsanız ilginizi çekebilir.

Yazarın hayatıda şöyle;


Ingeborg Bachmann 20. yüzyılın en önemli Avusturyalı kadın yazarlarındandır. Avusturya’nın Klagenfurt kentinde doğdu. 1945-1950 yılları arasında Innsbruck, Graz ve Viyana Üniversitelerinde felsefe, psikoloji ve Alman filolojisi okudu. Çalışmalarında özellikle Heidegger ve Wittgenstein üzerinde yoğunlaştı. Heidegger’in varoluşçuluk felsefesi üzerine yazdığı tezle doktorasını verdi. İlk şiirleri 1948/49 yıllarında yayımlandı. 1959/60 yıllarında doçent unvanıyla Frankfurt Üniversitesi’nde şiir konulu dersler verdi. 1964’te Georg Büchner Ödülü’nü aldı. Aralarında Fransa, İngiltere, İtalya ve A.B.D.’nin de bulunduğu pek çok ülkeye yolculuk etti. 1965’ten itibaren Roma’da yaşamaya başladı. 1973’te çıktığı Polonya yolculuğunda Auschwitz ve Birkenau toplama kamplarını gördü. Aynı yıl Roma’daki evinde çıkan yangında ağır yaralanarak hayatını kaybetti.

28.12.20

Modern Klasikler, Ev Halleri....

 Selam.....

Dün değişiklik olsun diye televizyonun yerini değiştirdik. Zati evde yapabileceğimiz tek değişiklik tv ünitesinin yerini değiştirmek ve yazlık-kışlık yapar gibi koltukların yerini değiştirmek. Onlarıda hep aynı yere koyuyoruz... :)

"Neden"diye soracak olursanızda, diğer eşyalarımızı duvara sabitledik ve evin içinin bize verdiği imkanda bu kadar...... :)

 

Veee vay be diyerek 2020'nin de son günlerine geldik. Yeni yıl için ufak ağacımızı kurmuştuk, baktık süsler kendinden geçmiş ağaç gibi...bide üstüne tadımız tuzumuz yok...ağacı kaldırıverdik.

Etkinlik olsun diye  kocam ve kızım; tuvalet kağıdı rulolarından ağaçlar yaptı. Veee öyle güzel oldular ki... hediye etmek için bile çok güzeller... 

Uzun zamandan sonra pazar keyfi yapıp, "WonderWoman 1984" filmini izledik. Tabi bu filmi sinemada izlemek vardı ya.... Umay bile geçen gün diyor ki; anne sinemaya gitmeyi özledim....

Beğenerek izledim. Kesinlikle bu kadın bu karakter için yaratılmış gibi.... konusuda "insanların açgözlülüğün, bitmeyen arzularının nereye varabileceğini" anlatan.. yer yer çocukluğunada giden bir Wonder Woman idi...

Ah dedim kızım bende çok ama çok özledim sinemaya gitmeyi, tiyatroya gitmeyi vs...


 Bunların dışında iki okuma grubumla okuduğum kitapları bitirdim. Kaldı geriye Proust'un 5.kitabı. Yıl bitmeden onuda bitirmek istiyorum. lakin o kadar yavaş ilerliyor ki.... bakalım artık 😬

İnsatgram'da takip ettiğim bir arkadaş #202122kitap diye bir paylaşım yaptı, elimizdeki kitaplara dair.  Okunmayı bekleyen 35 kitabım var, bende onlarla katıldım. Kitap paylaşımı yapmak çok keyiflendiriyor :))

Yine İg'de "Bizim Büyük Challengamız"diye bir sayfa var, her sene bir yazarı tema olarak belirliyorlar ve 20 maddelik okuma listesi hazırlıyorlar. 2020 Sait Faik Abasıyanık  idi. 2021 ise "Virginia Woolf"

S.F.A. listemi iki eksik ile tamamladım. Gelsin yeni liste 💃







#kitaplarinarkasindankonusanlar grubumuzun Aralık ayı kitabı #suleymaninsarkisi idi. 
Nobel ve Pulitzer ödüllü Toni Morrison'dan toplumun dışlanmış, horgörülmüş, ötekileştirilmiş kesimlerinin yakın tarihine tanıklık eden modern bir klasik daha: Süleyman'ın Şarkısı. Daha önce de "Tanrı Çocuğu Korusun" okumuştum. Sırada diğer kitapları var.
📚 Bu kitabı biraz bende hayal kırıklığı yarattı. Başlarda konuya hakim olmakta zorlandım. Tabi orijinal dilinde karşılaştırma yapamadığım için,  çevirinin mi azizligi idi yoksa böylemiydi anlatım bilemiyorum....... Çok fazla cümle düşüklüğü vardı. Birde bir olay anlatılırken isimler karışıyor gibiydi....
Tabi her şeye rağmen Afro-Amerika'lıların yaşadıkları,  otekilestirme, dışlanma ve en önemlisi kendi iclerinde de yaşadıklarını bu kitapda da anlatmaya çalışmış. Özellikle karakterlere verdiği isimlerde pek manidar 😉
Mesela sonlara doğru isimlerin hikayesini anlatıyor yazar... ve o kadar kısa tutuyor ki... ee noldu şimdi diyorsunuz. Örneğin Süleyman'ın hikayesi, orada yaşananlar..... 
Kadim dinlerden yola çıkarak anlatmış hikâyeyi. Kızılderili bir kızla siyahi bir erkeğin yaşamı,  başına gelenler...ailelerine sirayet eden olaylar......
Kendi adıma havada kalan çok hikaye kaldı. Bazı karakterleri yarım anlatmış mesela....çok hızlı geçmiş... Hani kitabın devamı olsa iyi olurmuş... evet akıcıydı ama o kadar... alışana kadar bi bakmışsınız kitabın sonuna yaklaşmışsınız.
O yüzden eğer Toni Morrison ilk kez okuyacaksanız bu kitap ile başlamayın derim...



 

#1nobel1klasik grubumuzun yılin son ayi kitabı idi #mahserindortatlisi .....

🐎 Hani deriz ya kitap isimleri içerik kadar önemlidir diye. İste bu kitabın ismide tam bu olmalıymış.....

🐎🐎🐎 İbanez hukuk eğitimi almış,  edebiyatta naturalizm yazım tekniğini kullanan yazarlardanmıs. Kitabın kapağında uzun bir açıklama ve ön sözde var. 

Tabi konusunun savaş ve klasik kitaplardan olması gözünüzü korkutmasın. Öyle bir akıyor ki...nedeni de İbanez'in taraflardan çok toplumun duygusuna, davranışlarına değinmesi. Tabi arada iki taraf hakkında da anlatıyor... 

Savaşın getirdiği kanlı boğazlaşmayı, ulusalcılığı ve savaşın romantizmi ezip geçmesini anlatır...

🐎🐎 tabi kitapda işaretledigim, anlatmak istediğim çok nokta var.....Mesela yazarın Akdenizli olması sebebi ile anlatimlarında sözcüklerin coşkusunu,  tutkuyu hissediyorsunuz....

Kitabın ismide meşhur hatta tablosu olan, din tarihlerinde gecen hatta bazi kaynaklarda 4 elementide simgeledigi düşünülen hikâyedir. Ve düşündüğünüzde anlatimlari da pek yabana atmamak gerek.... Nette açıklaması şöyle;

Mahşerin Dört Atlısı, Hristiyanlıkta Kıyamet alameti olarak ortaya çıkacağına inanılan dört atlı. Yeni Ahit'teki -Vahiy Kitabı olarak da bilinen- Apokalips bölümüne göre, Kıyamet felaketlerini getirecek olan yedi mührün açılması ile birlikte ortaya çıkacaklardır. Bazı akademisyenlere göre beyaz at ve binicisi İsa'yı, kızıl at ve binicisi kan ve savaşı, siyah at ve binicisi kıtlığı, soluk renkli at ve binicisi ise salgın hastalıkları ve ölümü sembolize eder.

Özetle kitap 1914 1.Dünya Savaşını ve Hitlerin ortaya çıkma sebebini de anlatan kurgudan çok tarihsel olayların anlatıldığı bir roman. 

Özellikle kitapta da anlatılan "Marne Savaşı'nı" nette araştırınca yazarin betimlemeleri o kadar gerçekçi ki.....

🐎 Desnoyers Ailesinin gözünden savas, aşk, aile ilişkileri,  maddi kaygılar,  savaşa gönüllü katılmak ve katılamamak,  duyguların peşinden gitmek, arada kalmak....bu duyguların hepsini hissederek okuyorsunuz.......

Birde yeni bir dizi başladı Netflix'de ona başladım. Dönem dizisi, kitaptan uyarlama. Julia Quinn'in seri kitabından uyarlanmış.


 Daha önce ara kitap olarak iki kitabını okumuştum. Anlatımı akıcı ve sürükleyicidir. Dizinin ilk bölümündeyim ama renkler ve anlatım iyiydi. Ara dizi olarak izlenebilir bence.

 


9.11.20

Bir Hikaye ve Kavgam Serisi....




 Aslında Boris Pasternak'tan " Doktor Jivago" kitabını okumak istiyordum. Ama her zaman ki gibi YKY Kadıkoy'e inince ve diğer kitabı değilde bu kitabı bulunca aldım. :)

Aslında iyi de oldu. Yazarın anlatımını tanımış oldum. Ve bir gerçek var ki bir donem savaş görmüş, yokluk çekmiş yazarlar daha içli ve daha detaycı anlatabiliyorlar.  Hatta az öz cümle ile bir sürü şey anlatıyorlar.

Yazarımız entellektüel bir çevrede yaşamış, ve hayat hikayesi şöyle;





1930’lu yılların başı Pasternak’ın SSCB edebiyatında etkin rol aldığı bir dönem oldu. 1934 yılında Yazarlar Birliği’nin ilk kongresinde yaptığı konuşma, Lunaçarski’nin onu SSCB’nin en iyi şairi ilan etmesini sağladı. 1935 yılında Paris’te Uluslararası Barış Kongresi’ne katıldı. Pasternak’ın 1945-1955 yılları arasında yazdığı “Doktor Jivago” adlı roman hayatının dönüm noktası oldu. SSCB içinde yayımlanmayan bu roman, onun 1946’dan başlayarak Nobel Edebiyat Ödülü adayları arasında anılmasını sağladı. 1958 yılında Nobel Edebiyat Ödülü’ne layık görüldü, fakat Pasternak SSCB yetkililerinin onaylamaması nedeniyle ödülü kabul etmedi.

Akciğer kanserine yakalanarak 30 Mayıs 1960 günü, Peredelkino ’da öldü.

"Bir Hikaye" kitabı kısa bir  düz yazı şeklinde yazılmış bir öykü. Ablasının yanına gelen, arada geri dönüşler yaşayan bir adamın öyküsü... 39 yaşındayken yazar bu eseri ve amacı; Devrimi ve 1.Dünya Savaşı öncesini anlatmaktır. 

Ve özellikle Rusça çevirisi Yapı Kredi yayınlarından çıkan bu eser.

Kısa ama öz, dopdolu bu kitapla yazarı tanıdığıma sevindim.


 
 
 
 
Daha sonrada bundan bi 6 sene evvel D&R'dan kampanyadan 3 ciltlik seri kitap olan " Kavgam, Aşık Bir adam ve Çocukluk Adası/ Karl Ove Knausgaard" kitaplarını almıştım. Birinci kitaba başladığımda o uzun anlatımlar biraz sıkmıştı beni. Bende hiç kendimi zorlamadan kaldırmıştım. Sonra bu senede bana öyle melun melun bakıyordu kitaplıktan. Dur hele başlayayım bakayım yine aynısı olursa bu sefer tamamen bırakırım dedim kendime :))
Aaaaa bi baktım su gibi akıyor kitap. İlk kitap olan "Kavgam"da cocukluğu, okul yılları, gençlikde ki yaşadığı içe dönük haller...babası ile olan ilişkisi, annesinin sıcaklığı... okul zamanı.... tabi her detay var kitabında. Betimlemeler biraz fazla ara ara durağanlaştırıyor okumayı ama dayanırsanız sonrası tekrar akıyor anlatım...
okurken en çok düşündüğüm; biz yeri geliyor en yakınımızla bile sorunlarımızı konuşurken; hem ailevi hem kişisel...acaba bu kadar cesur olur muyduk? gerçekten de öyle bam teli yerleri, duyguları anlatmış ki... sizde kendi hayatınızda o günlere gittiğinizde kendinize itiraflara başlarken buluyorsunuz kendinizi :)

Bir röportajında şöyle demiş;
'Yazmak utançtan kurtulmanın bir yoludur. Yazdığınızda tüm fikir özgürleşir. Bence utanç sosyal hayatta gerekli bir mekanizmadır. Her şeyi düzenler. Ama bende bundan çok fazla var, aşırı dozda.’ 

Seri altı ciltten oluşuyor, sonradan son üç kitapta Monokl Yayınları tarafından basıldı.Diğer üç kitabı hemen alır mıyım bilmiyorum ama elimdekileri okumak istiyorum.
2.kitapta da yazma serüveni, çocukları ile yaşadıkları, karısı ile olanlar ve yazma serüvenini anlatıyor. Hele o cocukları ile olanları okuduğunuzda, yalnız olmadığınızı hissediyorsunuz...


14.10.20

Charles Dickens ....

 3 sene falan evveldi,  İki Şehrin Hikâyesi- Dickens kitabını alalı... Başladım sonra bıraktım. Zorlayarak okumak istemedim. 

Sonra hani size ordan, okuyacağınız kitaplar arasından göz kırpar ya banada öyle oldu işte.....

Sonra diger kitaplara baktım ve sahaf festivalinden de "Oliver Twist" i aldığım gözüme çarptı. Geçtiğimiz ay onları okudum. 

İkiSehrin Hikâyesi çok güzeldi. Dickens'in anlatım diline, olayları anlatımına bayıldım. 

Hayatını okuduğunuzda daha iyi anlıyorsunuz neden hep iyilerinde olduğunu ve kazandığını....

İnanın fazla söze gerek yok... Okunması gereken klasiklerden....

Rastgele seçilen bir aristokrat,  dostluk, güven bazende güvenin su istimali.... Derken aşk...derken adalet, özgürlük laflari arasında idam edilenler.... 

📍45 bölümlük roman Dickens'ın All the Year Round isimli edebiyat dergisinde 31 haftada yayınlanmış. Daha sonra da önemli iki romanından biri olmuş. 

Şöyle başlıyor;

📍Zamanların en iyisiydi, zamanların en kötüsüydü, hem akıl çağıydı, hem aptallık, hem inanç devriydi, hem de kuşku, aydınlık mevsimiydi, Karanlık mevsimiydi, hem umut baharı, hem de umutsuzluk kışıydı, hem her şeyimiz vardı, hem hiçbir şeyimiz yoktu, hepimiz ya doğruca cennete gidecektik ya da tam öteki yana -sözün kısası, şimdikine öylesine yakın bir dönemdi ki, kimi yaygaracı otoriteler bu dönemin, iyi ya da kötü fark etmez, sadece 'daha' sözcüğü kullanılarak diğerleriyle karşılaştırılabileceğini iddia ederdi.

Oliver Twist'e gelince ...

.ah Oliver "ne cektin be" dedim okurken.....
Altin Kalem Klasik Romanlar serisi guzel bir seri. Ceviri de çok iyi. Özellikle kitabın başında yazar hakkında epey bir bilgi anlatılıyor.
📍Zor zamanları olmuş Dickens'ın, özellikle cocukluk donemi. Belki de o yuzden her iki romanında da cocuklar başta bir donem zor zamanlar geçiriyor... Sonrada düzlüğe çıkıyor.
Kitapta yoksulluk, zenginlik,  iki yüzlülük,  dönemin zenginleri.. Ne ararsan var.
Ama en güzeli yazarın anlatım dilinin güzelliği....
Fazla soze gerek yok :)
📍📍📍📍📍
Oliver Twist, düşkünler evinde dünyaya gelmiş bir yetimdir. Daha fazla yemek isteme cesareti, kapının önüne konmasına yol açar. Hayatta yapayalnızdır artık. Bir cenaze levazımatçısının yanına girer. Orada da kötü muamele görünce kaçar ancak bu kez de yankesici Fagin ve çetesinin eline düşer. Yeraltı dünyasının acımasız ortamında korkunç Fagin’in pençesinden kurtulmak için akıl almaz serüvenlere atılan Oliver’ı hiç ummadığı bir gelecek beklemektedir...


21.9.20

Biraz Günlük Biraz kitap....



 
Aslında mart ayı gibi dişim sinyal vermişti. Bundan yaklaşık 12 yıl önce kaplama yapıldı ve doktorum ortalama "10-15 yıl" gidiyor kaplamalar diye de uyarmıştı. Miyadı doldu anlaşılan ve ağrı  beni mahvetti.... Tabi o süreçte pandemi başlamıştı ve korkudan doktora moktora gitmemiştim. Gargara ve yediklerime dikkat ederek geçirdim. Ama aklımın bir köşesinde hep yer etti dişim... bir gün patlak verecek düşüncesi çok fena.
Velhasıl geçen hafta dayanamayacağım şekilde diş etlerim ağrımaya başladı. Ve doktora gittim, yeniden yapılacak... Tabi benim gibi kırk yaşına kadar diş ağrısı çekmemiş biri için bu süreç çok fenaydı. Hani diyorlar ya " anamdan emdiğim süt burnumdan geldi" aynen onu yaşadım. uyku deseniz sancıdan yok...
Korksamda daha büyük sorun yaşamamak için muayene yolunu tuttum.... Eve gelir gelmez, hemen duşa girme. temizlenme ihtiyacı hissetme duygusu ne fena. Allah sağlık çalışanlarının yardımcısı olsun. Biz böyleysek onlar nasıldır kim bilir.
Bakalım bu hafta sonuçlanır artık dişim de rahatlarım.
Sonuçta bu hafta önemli bir süreç bizim için; kızın ilk ders haftası. Şimdilik hafta bir gün okula gidecekler. Bizim kızın grubu cuma günü gidecek. Diğer günler "Eba TV" den izleticez ki okul mantığı otursun. Bide uzaktan öğretim olma durumu da var...

Geceleri geç uyuduğumdan okumaya devam. Tabi daha yavaş okuyorum çünkü beynim yorgun oluyor. O yüzden bu aralar daha kolay okunur kitaplar seçiyorum.


"Clarissa / Stefan Zweig"

Uzun zamandır ara vermiştim Zweig okumalarına. Sanki tekrar aynı kitapları okuyormuşum gibi hissediyordum. Sonra  Korku kitabı ile yeniden  başladım okumaya.
Sonra yine ara vermiştim ki Sevgili Gül Hn. ( blog sayfası için tıktık :) ) bloğunda bu kitabın yorumunu okudum. Ayrıca Gül Hn. ilgi ve keyifle takip ediyor, paylaşımlarını okuyorum. Samimi, net yazımları hoşuma gidiyor :)) 
Ve bu kitabı da bir çırpıda keyifle okudum. Tabi kitabın tamamını yazar tamamlayamamış. Sonlara doğru bir boşluk hissi, sanki kitap yarım kalmış gibi hissediyor ve anlıyorsunuz.
Konusu itibari ile 1902'de  başlayan savaş, öncesi sonrası yaşadıklarını konu ediyor. Askeri bir baba ve askerliğin verdiği ciddiyet, disiplin, duygularını saklama... yine erkek evladın askeriyeye girmesi kızın ise faydalı bir işi olsun diye doktor yanında yardıma başlaması... sonrası aşk, evlilik, mücadele derken kitap bitiyor. Clarissa acılar çeken ama yine de ayakta kalmaya çalışan bir genç kadındır.
Arka kapak yazısı şöyledir;

Açıklama

Zweig hayatının son dönemlerinde başladığı, taslağı 1981’de gün ışığına çıkarılan ve yayıncısı tarafından tamamlanan Clarissa’da, 1902 yılından Birinci Dünya Savaşı’nın patlak vermesine kadar geçen dönemde, dünyanın halini genç bir kadının gözünden anlatır. Avusturyalı bir subayın kızı olan Clarissa bir manastır okulunda büyümüş, eğitimini tamamladıktan sonra Viyanalı ünlü bir sinir hastalıkları uzmanının yanında çalışmaya başlamıştır. Luzern’deki bir kongrede barışsever Fransız öğretmen Léonard’la tanışır. Birbirlerine âşık olurlar. Savaş yüzünden ayrılmak zorunda kaldıklarında Clarissa hamiledir. Üstelik karnındaki bebeğin babası aynı zamanda düşmanıdır da. Milliyetçi bir histerinin kol gezdiği parçalanmış Avrupa’da bu bebeği doğurmak yalnızca kişisel bir karar değildir artık.



Bir diğer kitabım grup okuması olan, Nobel ödüllü bir yazar olan " Elfriede Jelinek / Michael -Çocuksu Topluma Gençlik Kitabı"


7.9.20

Zorba Ve İrade Terbiyesi ...

Temmuz ayı okuma kitabımızdı " ZORBA" .
Bundan bi üç yıl önce falandı sanırım, filmini izlemiştim. Filmini beğenmiştim. Kitabı da geçtiğimiz sene İnstagram'da bolcana görmüştüm. Sonra bizim kızlar okuyalım deyince okuduk. Daha doğrusu o ay kimin sırası ise, o arkadaşımızın seçtiği kitaptı.

Sahil kenarı okunacak bir kitap değildi.😐 Grup olarak pek beğenmedik kitabı. Tabi yazarın diğer bir kitabını daha okuyarak karar vermek istiyorum.
Kitaba gelirsek; hayat felsefesinden yola çıkarak sık sık özlü sözlerle anlatılmaya çalışılan bir döngü gibi geldi bana. Evet sözler güzeldi lakin daha genç bir yaşta okusam iyi gelirdi ama bu yaşta değil :)
Birde devamlı kadınlardan sanki " kullan / at" gibi bahsetmesi de  hiç hoş değildi. Özgürlük temalı, hayatı anda yaşamak üzerine, hatta sadece geçinecek kadar çalışmaktan, ailesini bile geride bırakıp, günlük kazancını yiyen, kadınlara giden biri Zorba.... 
 Arka kapak yazısın da aslında özetini anlatmış;
Geçmişin, kayıp giden zamanın, insanın temel yanılgılarının bir kez daha gözden geçirilmesidir bu roman. Zorba aracılığıyla Kazancakis, öz yaşamının yenilgiler ve soru işaretleriyle dolu bir bilançosunu çıkarır. "Korkmamayı, yaşamı sevmeyi, ayakta durabilmeyi bana o öğretmişti," diyor yazar. Gerçekten de Zorba, bir yaşam kılavuzudur. Özgür insanların simgesidir. Bugün Kazancakis ’in mezar taşında yazılı olanlar, doğrudan Aleksi Zorba’nın ağzından dökülmüş yazgı sözcüklerini andırıyor: "Hiçbir şey ummuyorum, hiçbir şeyden korkmuyorum, özgürüm."




 "İRADE TERBİYESİ"

Sanırım bazı kitapları belirli bir yaştan sonra okumak, o arka kapakta yazan etkiyi bırakmıyor. Tabi bu kitabı da o dönemin şartlarına göre düşünürsek, iyiydi.  Ama belirli bir hayat tecrübesine sahip olduktan sonra çokta size hitap etmiyor. Zaten yazar kitabın balarında ve son bölümünde "lise ve üniversite öğrencilerine" sesleniyor.
Ana konu ise ünlü düşünürler, felsefecilerin analizlerinden yola çıkarak, karakterimizin doğuştan geldiğini, tembelliğin doğamızda olduğunu, ama çok çalışarak harekete geçebileceğimizi, insan üzerinde bazı değerlerin etkili  olduğunu anlatan analizler kitabı.

Arka kapak yazısı şöyle;

Aix-Marseille Üniversitesi’nin rektörlüğünü de yapmış bir eğitim bilimci olan Jules Payot “İrade Terbiyesi” adlı eserinde yüzyıllardır değişmeyen temel dürtüleri ve eğilimleri, insanın en önemli sorunu olan iradenin eğitilebilir bir güç olduğunu ve bu güçle hem iç hem de dış hayatın yönetebileceğini, kendine hâkim olmayı, çevreden gelen motivasyonu doğru algılamayı, derin düşünmenin ve harekete geçmenin önemini ve iradenin psikolojisini ele alıyor.

Yirminci yüzyılın ilk yarısında yazılmış ve zamanının çok ötesine seslenen, özellikle gençlerin, eğitimcilerin ve anne-babaların altını çizerek okuyacağı bu kitabı tam metin olarak Süleyman Doğru’nun özenli çevirisiyle sunuyoruz.

 

(Tanıtım Bülteninden)


2.9.20

Biten kitaplar....

 "Ben Robot / İsaac Asimov" 

Beni çok etkileyen kitaplardan oldu. 1950 tarihinde ilk basımı olmuş. Okumayı istiyordum yazarı ama sıra gelmiyor ki.... 



Okuma grubumuzun ağustos kitabı olunca, bide evde bilim kurgu kitaplarını arşivleyen hele yazarı seven  bir  koca olunca... Hemen onun kitaplardan taradım ve evde vardı kitap :)

Kitapta anlatılan dokuz öyküde sizi sersemletiyor.... Öyle açılardan yazmış ki Asimov...imkânsız değil diyorsunuz. Ki günümüz de daha da ilerlemiştir robot yapımı bence...

Kitapta sık sık hecen kurallardan biride;

Üç Robot Kanunu’dur. Üç Robot Kanunu’na göre;


-Robotlar, insanlara zarar veremez ya da eylemsiz kalarak onlara zarar gelmesine göz yumamaz.

-Robotlar, Birinci Kanun’la çakışmadığı sürece insanlar tarafından verilen emirlere itaat etmek zorundadır.

-Robotlar, Birinci ya da İkinci Kanun’la çakışmadığı sürece kendi varlıklarını korumak zorundadır.


Emekli olmuş 75 yaşındaki Susan Calvin’in anılarını kendisiyle röportaj yapmak için gelen bir gazeteciye, robot biliminden kronolojik sırayla seçtiği anıları/öyküleri anlatmaktadır. Bu öykülerin toplamı Ben, Robot‘u oluşturur ( 9 öyküden oluşur)

Kitapta ki zaman 2057'dir... Ve okurken fark ediyorsunuz ki insanların elinden çıkan yapay zekanın aslında tehlikeli de olabileceği. Robot Psikoloğu Susa'nın anlatımını okurken yer yer gerildim ... Yazılanlar,  öyküye dönüşen mantık hiç de imkansız değil sonuçta....

Vel hasıl okumadıysanız tavsiyemdir efenim...


Diğer kitabım ise; 

"Yükselen Güneşin Ülkesinde / Chimamanda Ngozi Adichie



"Chimamanda Ngozi Adichie, İngiliz PEN tarafından Nobelli oyun yazarı Harold Pinter’ın anısına verilen PEN Pinter Ödülü’ne değer görüldü. Seçici kurul, Adichie’nin “başkalarının belirlediği sınıflandırmaların gözünü korkutmasını ve onu yıldırmasını kabul etmediği için” ödüle değer görüldüğünü açıkladı."

Not: T24 sitesinden alıntıdır...


Etkilendiğim kitaplardan biri oldu. Çünkü bu ırkçılık meselesi beni çok iğreti ediyor. Sırf tenimiz beyaz diye neden siyahi tenli insanlardan üstün olalım ki..... bunu bir türlü aklım almıyor.

Kitabın konusuna gelirsek;

1960'lı yıllarda ki Nijerya'da ki iç savaşı anlatıyor. Başlarda ana karakterlerin ağzından hem günlük yaşam hem de siyasi olayları okurken birde "efendi" lerinin yanında köle olarak çalışanların ağzından da okuyoruz.

En kötüsüde açlık ve halkın çektikleri bence. Liderlerin sebepleri farklı iken yerel halkın çektiği hastalık, açlık, kölelik, aşağılanmaları çok can acıtıcı bence.Aileler arası sınıf farklılıkları da araya giriyor tabi. Tarihsel bir roman olmasıda okutuyor kitabı. Bazı yerleri okurken içim acıdı, ara verdim üzüldüm. En kötüsüde üzülmemin onların için hiç bir anlamı yok....önemli olan sonuç ve çözüm...

Aslında kitap eski bir basım. hatta yeni kitapları var yazarın ve biraz araştırınca benimde diğer kitaplarının listemde olduğunu fark ettim. Bu kitabı 2012 yılında almıştım.Sonra nedense okumamışım. İnstagram'da ve blokta severek takip ettiğim Macera Kitabım Özlem paylaşınca, aklıma geldi; bende de vardı bu kitap dedim ve başladım okumaya.

Velhasıl bu kitapta; okuyunuz efenim diyebileceğim kitaplardan oldu.

Diğer kitabım ise;


İKLİMLER \ ANDRE MAUROİS



Grup okuması bir kitap idi. Benim dışında herkes çok beğendi. Evet anlatımı ve duyguyu aktarımı güzeldi ama o kadar. Sanıyorum ben bu kadar saplantılı kişilikleri  sevmediğim için hikayelerini okumayı da sevmiyorum. Bir çok yerde "aşk hikayesi"diye geçiyor ama daha çok saplantılı duyguların anlatımı. Sevemediğim kitaplardan oldu.

Arka kapak yazısı şöyle;


Sahaflarda buldum bu romanın eski bir baskısını.
Varlık Yayınları'ndan çıkmıştı. 1967 yılında, Tahsin Yücel çevirisiyle.

Sayfalarını karıştırırken bir ithafla karşılaştım, şöyle diyordu: "Sevgilim, bu kitabı ilk defa on beş, bilemedin on altı yaşımda okudum. O kadar bayıldım ki, bir süre Odile oldum... Sonra kitap bir biçimde yok oldu. Unutmuştum. Geçen gün sahafta görünce bir heyecan, bir heyecan... Değişmemiş... Bence hâlâ en güzel aşk hikâyelerinden biri... Sana aldım".

Okuduğumda, ithafı yazana hak verdim. Hakikaten okuduğum en güzel aşk hikâyelerinden biriydi. "Her an yeni bir hayat serilir önümüze", "birdenbire gidişim sizi şaşırtmış olmalı" diyor ve "kaderlerimizle arzularımız hemen hiç bir zaman bağdaşmıyordu" diye bitiyordu kitap.

Helikopter 'in ilk kitabı bu: Aşka âşık olanlar için tekrar yayınlıyoruz bu dünya güzeli kitabı, unutulmasın diye.




2.6.20

Bulantı/ Sartre


Bulantı, XX. yüzyılın en etkili düşünürlerinden Jean-Paul Sartre’ın ilk romanı. Bireyin kökten özgürlüğünü vurgulayan varoluşçu akımın sözcülüğünü üstlenen Sartre, adını 1938’de yayımlanan bu romanıyla duyurmuştu. Günlük biçiminde yazdığı bu kitabında, romanın kahramanı Roquentin’in dünya karşısında duyduğu tiksintiyi anlatıyordu. Bu tiksinti yalnızca dış dünyaya değil, Roquentin’in kendi bedenine de yönelikti. Kimi eleştirmenler romanı hastalıklı bir durumun, bir tür nevrotik kaçışın ifadesi olarak değerlendirdilerse de, Bulantı, yansıttığı güçlü bireyci ve toplum karşıtı düşüncelerle, sonradan Sartre’ın felsefesinin temellerini oluşturacak birçok konuya yer veren özgün bir yapıttı. “Varoluş”la yüz yüze gelen Roquentin’in geçirdiği değişimi anlatan Bulantı, varoluşçuluğun kült kitaplarından biri oldu. XX. yüzyıl roman sanatında da önemli bir yeri olan bu kitabı, Selâhattin Hilâv’ın usta işi çevirisiyle sunuyoruz.

Arka kapak yazısı böyle...




Benim yorumuma gelirsek....

Okumayı çok istediğim romanlardan biriydi.
Ama sanıyorum ki yanlış zamanda okudum. Çok daraldım okurken. Belki edebiyat eleştirmenleri bana kızacak ama beğenmedim.  Daha doğrusu benim ruhuma, aklıma uygun değildi, ben bu kitaba uygun değildim belkide...
Hatta okurken yer yer "Aylak Adam" geldi aklıma. Yusuf Atılgan kalemini çağrıştırdı bana. Ve kolay bir kitap değildi( Bulantı)
Biraz kendime döndüm ve ne kaçırdığımı anlamak için nette yorumları okudum....

İnternet sitelerinde ki yorumları ve bu konuda uzman kişilerin paylaşımlarnı okuduğumda...şöyle düşündüm...
Dahaçok ben okur gözyle bakıyorum; yani bilimsel ve altında yatan tüm detaylar olarak değil de....
Çünkü şöyle bir gerçek varki; varoluşçuluk akımı, Avrupa’da, özellikle I. ve II. Dünya Savaşı sonrası yıkım ortamında, geleneksel felsefelere, özellikle rasyonalistlerin akla dayanan bilgisinin genel geçerliğine ve pozitivistlerin olguları açıklayan doğal yasaların bulunabileceği inancına, evrensellik ve nesnellik fikrine bir tepki olarak ortaya çıkar ve aklın karşısında duygulara önem verir.
Bu bilgiden sonra bu kitabı beğenmedim demek de haksızlık oluyor.....

Özellikle Roquentin'in o devamlı depresif hali, her insana bakarken yaptıı analizlerde ki olumsuz hava... diyorum ya kişilik olarak daha pozitif olduğumdan sanırım bana kasvetli geldi.
Yorumlarken fark ettim ki,, beğenmedim demek biraz huzursuz ediyor beni. Sebebide  tarihte yer etmiş, ve varoluş felsefesini yaşamış bir yazarı "beğenmedim" demek ona saygısızlık ediyormuşum hissini hissetmem.......




O yüzden karar size kalmış....

27.5.20

Biten Kitaplarım...

Heyoooooooo 💃🏻💃🏻💃🏻💃🏻💃🏻
Nabersiniz? Bizde ve halleri üç aşağı beş yukarı aynı 😎
Balkon ve odalar arası tura katıldık. Henüz iyiyiz...  
Arada evin anası olarak boşluklarda ve geceleri kitaplarıma kaçıyorum. Eğer gündüz okumadıysam, muhakkak gece biraz daha geç yatıp, okuyorum 🙈
Geçtiğimiz hafta biten bir kitap #sinekazabı 
📌Daha önce hiç #eliascanetti okumadım. Başlangıç kitabım deneme türü olan bu kitap oldu.


Daha çok yazarın aforizmaları ve kendi beğendiği,  altını çizdiği cümlelerden, bakış açılarından oluşuyor kitap. Şöyle yapın çay, kahve ister sıralı ister rastgele bir bölümden başlayayın okumaya.....   Tabi genel itibari ile gerçekçi bir bakış açısı varmış anladığım kadarı ile. 
Aslında ben "KÖRLEŞME" kitabını okumak istiyorum. İndirimde idi bu kitabı, hadi başlangıç olsun alayım dedim. :)
Nette biraz bakınınca yazar için şöyle diyor;



Elias Canetti, modernist romancı, oyun yazarı, anı ve kurgusal olmayan düzyazı yazarı. Eserlerini Almanca yazan Canetti, "geniş bir bakış açısı, fikir zenginliği ve sanatsal güç ile işaretlenmiş yazıları için" 1981 yılında Nobel Edebiyat Ödülü'nü kazandı.



Alıntılarımdan bazı cümleler....
📌📌📌📌
İnsan, elinden gelenin en iyisini boşu boşuna yapmış olduğunu hissettiği zaman nefret ettiği kadar bir daha asla nefret etmez kendisinden. İşte o zaman, sadece o zaman gerçekten ölmek ister.
📌📌📌📌📌
"İstediği şey hep oluyor,  ama dört ya da beş yıl sonra,  artık başka bir şey istiyor olduğunda..."


Diğer kitabım ise; ÖFKE / PHİLİP ROTH

Bir yerden başlamak istiyordum yazarın kitaplarına. YKY'ye inip kitap aldığımız dönemler de, orada görevli arkadaş bu kitabı önerdi. Bende bununla başladım. Anlatım dilini çok sevdim. Biraz hayatında da kesitler bulunuyormuş bu kitabında. Sanırım her dönem Yahudi olmak sıkıntılı ....
Okul döneminde sessiz, sakin, hani derler ya "ne etliye ne sütlüye karışır" cinsinden biri Marcus....
Bu durum aslında kendisi için pekde iyi olmuyor. Okul müdürünün dikkatini çekiyor ve asosyal olmakla ilgili görüşleri oluyor. Oysaki çocukcağız...ailesinden, yaşadığı çevreden idmanlı....ama her yerde böyle sanırım.... Biraz mahalle baskısı, aile baskısı, arkadaşlar arası zorbalık derken...birde savaş dönemi..  1951 Kore Savaşının ikinci yılı...
Her ne kadar çalışkan, itaatkâr biri olsada kimseye  yaranamıyor.. .En önemlisi düzenin özellikle gençleri nasılda acımasızca eleştirip, yönlendirdiğini, bazı gruplara mecbur katılması gerektiğini anlatan kitaplardan. Sırada diğer kitapları var.....

📌📌📌📌📌📌📌📌📌📌📌📌📌

Bir diğer kitabımda;

"İNSANCIKLAR / DOSTOYEVSKİ"
Canım akadaşım Aylam önerdi. Bende listeme almıştım. Kitap dostluklarını çok seviyorum 😍
Nasılda gözümden kaçmış,  kısa ama dolu olan bu kitap.
Yazarın ilk kitaplarından. Gogol'un "Palto" sundan etkilendiği yazıyor sunuş özetinde. 
Bemzerlikler tabi. Lakin Dostoyevski'nin o insan analizleri ve duygularını aktarımı müthiş....
Acıklı bir hikaye; İnsancıklar....... Özellikle bir babanın dramı çok etkiledi beni, bir de  sırf yoksul oldukları için utanmaları, bir çok hareketi karşı tarafın yoksul insanlara yakıştımamaları...
Gerçekten de öyle değil midir? Parası biraz fazla olan karşısındakinden...davranışları nasılda karşı tarafı küçük düşrücü olabiliyor ya da kendini daha üstün görebiliyor bazı insanlar... Tabi bunda istisnalar meclis dışarı.

Özellikle Makar'ın Varvara'ya olan aşkı... kızın tembelliği ve hep bir şeylere bahane bulması biraz sinir etti beni.....

Arka kapak yazısı şöyle...

Yıl 1846’dır. Genç Dostoyevski, ilk romanı İnsancıklar’ı tamam­lar tamamlamaz ev arkadaşı yazar Grigoroviç’e okutur. Grigoro­viç o kadar heyecanlanır ki birkaç kez kalkıp Fyodor’un boy­nuna sarılmak ister; fakat arkadaşının aşırı duygu gösterilerinden hoşlanmadığını bildiği için yapmaz. Grigoroviç ertesi gün romanı yazar ve yayımcı Nekrasov’a götürür; kitaptan çok etkilenen Nekrasov da eleştirmen Belinski’ye... “Yeni Gogol doğdu!” der, Nekrasov daha kapı ağzında. Aynı günün akşamı, Belinski’ye tekrar uğradığında onu heyecan içinde bulur: “Nerede kaldınız? Nerede bu Dostoyevski’niz? Genç mi? Kaç yaşında? Hemen getirin bana onu!” 

Belinski’nin evine getirilen yirmi üç yaşındaki genç yazar, daha sonra orada olanları şöyle anlatacaktır: “Ve işte... beni onun yanına götürdüler. Belinski’yi birkaç yıl önce heyecanla okumuştum ama bana ürkütücü ve sert gelmişti ve benim İnsancıklar’ımla alay edecek, diye düşünüyordum. Beni çok saygılı ve ağırbaşlı bir şekilde karşıladı; ama daha bir dakika bile geçmeden her şey bambaşka oldu... Ateşli ateşli, alevli gözlerle konuşuyordu. ‘Siz kendiniz anlıyor musunuz?’ diyordu bana tekrar tekrar, alışkanlığı olduğu üzere bağırarak, ‘Ne yazmış olduğunuzu anlıyor musunuz?.. Bütün bu korkunç gerçeği, bizlere göstermiş olduğunuz bu gerçeği siz mi düşündünüz? Olamaz, sizin gibi yirmi yaşında birinin bütün bunları anlamış olmasına imkân yok... Gerçeği keşfetmiş ve bir sanatçı olarak ilan etmişsiniz, size bir yetenek verilmiş, yeteneğinizin değerini bilin ve emin olun, siz büyük bir yazar olacaksınız.’”