Yaşam etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Yaşam etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27.4.18

Ev Hali/ Biten Kitap...


Çocuklu ev demek hep bir evi derle, toplamacaymış... öğrendim öğrendim hemde uzun zaman önce :)
Allah'ım devamlı ev toparlıyorum. Dağıt, oyna ve topla. Bura da toplama kısmı bana kalıyor. Kızım ya hiç toplamıyor yada azcık yardım ediyor.
Ama diyorum içimden " sen durrr sıra bana da gelicek, öğretecem ben sana kendi eşyalarını toplamayı" desem de kazanan hep Umay oluyor.😬 Eşimin baştan beri dediği bir laf vardır; bir çocukla savaşa girme. Kazanan hep çocuk olur.
Hadi canım desem de; düşününce öyle oluyormuş.😒

Muhakkak çorba içecek gün içinde Umay'cık. Ya sabahtan yada akşamdan çorbayı pişiriyorum. Yoksa çok istiyor. Aslında iyi bir şey elbet çorba içmesi.😍😋
 Bi kahve yapayım şöyle sıcak sıcak içeyim dedim nerdeeeee, "anne hadi gel oyun oynıycaz daha" nidası ile hoppp ışınlandım.
Evet belki biraz sesimi yükseltsem, kızsam tek başına oynayacak... benim içinse bu zamanlar bir daha  hiç gelmeyecek, derdim ondan. O yüzden çoğunluk oyun modundayız. Şimdi havalar da ısındı günde iki kez parkta oluruz.
İşim olduğunda söylüyorum kendi oynuyor onun dışında tek oyun istemiyor.
Bende/iz de hep beraber oynuyoruz.

Bugün de ev temizliği derken pilim bitti, bende kız okuldayken bloğuma uğrayayım, yazayım, yorum yapayım dedim.
Son iki gündür yazılan bloglara uğradım, okudum.
Sıra kendi yazıma geldi.

Akşama Betül Arım'ın Tek kişilik bir yaşama sanatı gösterisi olan “Dışarıda Hiçbir Şey Var! gösterisine gidicez. Kadıköy Halk Eğitim Merkezin de olacak gösterisi.
Kendisini, anlattıklarını ve yaşama bakış açısını çok beğeniyor ve ilgi ile takip ediyorum.

Onun dışında Kitap Kulübümüzün kitabı olan "Yolun Sonundaki Ev/ Oya Baydar " kitabını bitirdim.
Bir ülke, bir şehir, bir semt ve bir ev: Yolun sonundaki mor salkımlı ev.
Oldum olası severim mor salkımları, baharın müjdecisidir aslında.
Kitapta da bolcana tasviri geçiyor.
Bir dönem kitabı. Okurken içiniz burkuluyor biraz ama değiyor...
Yazarımız Oya Hanım tam bir aktivist bence. Ülkesi için iyi yaşam, eğitim ve adalet istiyor.
Konusuna fazla değinemiyorum kitabın yeni çıktı ve okuyacak olanlarınız olabilir.

Tabi ben hiç ailemden eski siyasi olaylara dair hikayeler dinelemedim, belki de onlarında bir hikayesi yoktur.
Kitapta ki ailelerin yaşantısı, acı-tatlı komşulukları, sürgünleri derken bir bakmışsınız kitap bitmiş.

Oya Baydar, 1913’te bir suikastla başlayıp 1960’lı yıllarda aynı apartmanda kesişen çizgilerle ülkenin son yüz yılının haritasını çiziyor. Yolun Sonundaki Ev, okuyan herkesin kendinden bir şeyler bulacağı bir Türkiye panoraması.
Özeti böyle yazıyor.

Keyifli hafta sonunuz olsun.
Selamlar.

22.4.18

Şekersiz 21 Gün Diyeti....iiiiiiiii......

Şu İnstagram'da epeydir dolanan bir akım var; "Şekersiz 21 Gün Diyeti" .
Yazarı bir diyetisyen. Bu diyeti yapan birkaç kişinin paylaşımlarını okudum, internetten de biraz bakındım ve başlamaya karar verdim.
Sonuçta tatlısız bir yaşam düşünemiyorum modunda biriyim ve her şeyin başı bu yapay şekerler.
Bayadır kafamda evirip çevirip duruyordum. "Gülşah artık dur demelisin yoksa işin sonu kötü olacak" diye.
Sonuçta her yıl kilo alımım da artıyor... Evet kendimi gerçekten de olduğum kilo ile seviyor ve beğeniyorum ama ilerisi için aynı şeyi söyleyemeyeceğim.
Bu sebeple artık yediğime-içtiğime dikkat etmem gerek.
Netice de sağlıklı yaş almak istiyorum/z karı koca. İleriye dönük hayaller çok. :)
internetten alıntıdır görsel

Bir haftam doldu bile. İlk bir kaç gün değil de 6. gün fena tatlı isteğim geldi, onu da kahve içerek bastırdım. İlk defa iyi gidiyorum diyebilirim.
Tabi 21 gün bittikten sonası önemli, artık bunu yaşam biçimi haline getirmem gerek.
Şuan 12.gündeyim ve artık canım tatlıyı fazla istemiyor. Hatta "teşekkürler yemeyeceğim" demek hoşuma bile gitmeye başladı.
İnanın benim gibi tatlı severler için çok zor aslında. Normal de kolaydır bazıları için "hayır yemiycem" demek... Ama benim için ertelenen bi şeydi.

Artık daha az hatta çok az tıkanıyorum, sabahları daha dinç uyanıyor ve gün içinde ki uyku bastırmalarım biiti gibi....

Hedefim bunu yaşam biçimi haline getirmek.
Kendimi çok iyi hissediyorum.

Ve anladım ki bunun kilolu olmak/zayıf olmak ile ilgisi yok. Şeker hele hele glutenli ve yapay şeker o kadar tehlike organlarımız ve yaşamımız için...

Bazı bloggerlarda da okudum ve yapan var bu diyeti.
Var mı eklemek istediğiniz yada yapanınız böyle bir yeme alışkanlığı?

22.8.17

Emaar Akvaryum & Su Altı Hayvanat Bahçesi

Adını çokca duyduğum ama gidip görmeyi pekde merak etmediğim bir yerdi benim için Emaar.
Daha doğrusu AVM sevmeyenlerdenim ben. Çünkü Avm'ye bir giriyorsunuz ve zaman nasıl geçiyor anlamadan akşamı etmiş oluyorsunuz.
Öyle sosyalleşme de olmuyor zaten bu tarz yerlerde.

Genel huy olarak ihtiyacımı alıp çıkmaktan yanayımdır.
Öyle mağaza mağaza gezmeyi pek sevmiyorum. Hatta bazen eşimle çıkınca " gel bakalım şuraya sana göre güzel şeyler olabilir " dediğinde bende cevap aynen şöyledir;
---amann şimdi ihtiyacım yok olduğu zaman bakarız.😬
Oda bana al gardırobunda olsun der ama dinleyen  bir karısı yoktur.😐

Sonrada özel bir gün geldiğinde ben başlarım kıyafet arayışına :)
Çünkü rahatıma ve rahat giyimime düşkünümdür.
Çekerim ayağıma spor ayakkabılarımı yada Convers'lerimi, tayt üstü salaş bir şey al sana kıyafet. :))))
 vs...

Neyse efenim bu Emaar'da Ümraniye tarafında yeni açıldı. Yanılmıyorsam ki yanılıyor da olabilirim... Araplar yaptı deniliyor.
İçine girince anlıyorsunuz. İhtişam ve dizayn güzeldi Allah için.

Ama kendimi resmen oarada turist gibi hissettim. Sanki ben bu memleketten değildim. Gerçekten de gidenleriniz varsa anlar ne demek istediğimi.

Bir kere bir çok mağaza muhafazakarlara ve Arap Turistlere yönelik yapılmış.
 Elbet saygım sonuszdur karşımdakinin giyimine, yaşam biçimine... Çünkü herkes kendi seçtiği yaşamı yaşar ve hesabını Yaradan'a verir. Orası benim haddime düşmez.

Ama ne bileyim çok yabancı geldi bana.

Biz zaten Akvaryum için gitmiştik. Hem Umay mutlu olur hem biz diyerek gittik.

Akvaryum çok büyük değildi ama çocuğunuzla gittiğinde hayranlık uyandıracak güzellikteydi. Bir sürü deniz altı balığı ve okyanus balıkları vardı. Birde Timsah getirmişler iki tane. Aman Allah'ım nasıl ihtişamlı bir hayvandı.
Zaten beni şaşırtan şeylerden biri de denizin altında ve karada yaşayan bir çok hayvan birbirine benziyordu.
 Yarım satte gezilebilecek bir yerdi. Bizim için güzel bir deneyimdi. Şimdi sırada karşıda bulunan büyük akvaryumda. Birde Tuzla tarafında da varmış. Ona da Umay'ı götürmek istiyorum.
 Çektiğim bazı fotoğrafları sizinde paylaşmak istedim.

 















E-Kitap, Kobo Hakkında...

D&R'da önceler E-Kitap aldığınızda ve programı indirdiğinizde akıllı telefonlardan okuyabiliyordunuz.

Daha sonra Kobo tableti satmaya başladılar ve e-kitap satışlarında da farklılıklar oldu.


Bilinler bilir başlarda çok cazip gelmiyordu e-kitap bana.
Hatta ben mecbur kalmadıkça kitaplarımı netten bile almıyordum. Çünkü alırken incelemek, dokunmak ve o kitap poşetini taşımak beni çok mutlu ediyor.
Fakat gitgide internetten satış ile kitapçıda ki fiyat arasında ciddi rakamsal farklılıklar oluyor. O yüzden indirim zamanlarını ve nette ki fiyatlara göre alıyorum artık kitaplarımı. Hatta çoğunluk netten alıyorum.

Sonra bu ayın başında D&R'ın kampanya mailini gördüm. Kobo'yu da hem akıllı telefonuma, hem tabletime hem Pc'ye yükledim. Şifrem ile hangi bilgisayardan giriş yaparsam yapayım hesabıma ulaşabildiğimi gördüm.
 
Eşimde bende araştırdığımızda Kobo E-Kitap okuyucusu pek önerilmiyor. 
Zaten baktığınızda  e-okuyucular ciddi pahalı.
Hem böyle indirme programı da olunca almaya gerek de görmüyorum açıkcası.
En azından kızla dışarı çıktığımızda çoğu zaman sırt çantasına kıyafetlerinin içine atıyorum cüzdanımı, telefonumu. Öyle zamanlar da e-okuyucu benim için çok ideal oldu. 📖😊


Birde bu ay sonuna kadar indirim var. Bir çok hem klasik hem güncel kitaplar 7,90 TL'ye düşmüş.
Bir kaç almak istediğim kitap vardı aldım, yükledim. 
Çok da ön yargılı bakmamak gerekiyormuş, anladım.
Başlarda  "yok bana göre değil, ben okuyamam" derken şimdi e-kitap okuyorum aralarda.
Elbet dokunup aldığım kitaplardan ASLA vazgeçmem, o duygunun bana yaşattığı keyfi ıskalamak istemem.

Sizinle de paylaşmak istedim bu indirimi ve Kobo olayını.
Kullananız mı var mıdır?
Siz ne düşünüyorsunuz bu konuda?


1.6.17

Madam Arthur Bey Ve Hayatındaki Her Şey/ Mine Söğüt


Kitap bitti inanın benim duygularım da bitti.... 
Daha önce hiç Mine Söğüt kitabı okumamıştım. Ne büyük bir kayıpmış bu kitabı okuyunca anladım.
Kelimleri bu kadar anlamlı ve özgür kullanabilen, yazdığı duyguyu size hissettirebilen bir yazar bence ve bu kitap çok fena.
O kadar garip ki... nasıl yazacağımı bilmiyorum. Son sayfayı okudum, kapağını kapattım ve tüylerim diken diken oturdum düşündüm...
Aslında hikaye kötü masallar gibi...Ama bu kötülük masalsı değil... bildiğiniz, duyduğunuz, okuduğunuz ve belki de sizin de başınıza gelen yaşanmışlıklara dair.

Zaman olgusu çok önemli kitapta aslında ve yazar zamana yaymış bir çok şeyi....

Madam Arthur Bey "kadınadam" ve antikahraman. Kurduğu hayallerde insanları öldürüyor ve 

fotoğraflarını çektiriyor sevdiği adama.
Birçok karakter de aslında "iktidar ve kimliği" sorguluyor yazar. Ve zaman olgusu üzerinden ilerliyor.
Duyguları ifade edişi ve az kelimelerle cümlelerini bitirmesi çok etkiledi beni.
Madam Arthur Bey’in çevresindeki tüm kahramanlar en az onun kadar gerçeküstüler, ama aynı zamanda çok tanıdıklar, hayatımızın gerçeklerinden çok da uzak değiller. Mine Söğüt bir röportajında bu konuda şöyle söylüyor:  “Korkularımızın kahramanları onlar. Kaybettikten sonra gördüğümüz karabasanların… Gözlerimizi kapatıp kendi içimize baktığımızda yüzleştiğimiz tedirginliklerin kahramanları. Gölgemize saklanıp bizimle her yere geliyorlar. Işığın yönüne göre bazen ardımızdalar, bazen önümüze geçiyorlar; bazen de içimize girip bizimle birlikte dimdik ayakta duruyor, ya da uzandığımız yere uzanıyorlar. Aşinalık oradan olmalı…” (Habertürk kitap eki, Gülenay Börekçi röportajı, Haziran 2011) - See more at: http://www.edebiyathaber.net/madam-arthur-bey-ve-hayatindaki-her-sey-uzerine-sule-tuzul/#sthash.oIrnPk6v.dpuf
 Kitapta şiddet, sevgi, sevgisizlik, korkular, kuşkular vs... her bir duyguyu ayrı ayrı ve bazende bir olarak hayat vermiş karakterlerinde...
Bu kitabı kolay yutamıyor, öğütemiyor ve içinizden atamıyorsunuz. Her birimizin içinde
biriktirdiği eksiklerin yanına kıvrılıveriyor kitap.
Kafası kesilmiş babaların, ölüme yatmış evlatların sancısını ise en çok bir kadın
çekiyor elbet, bacak arasından o sancıyı hepinizin yüreğine ateşliyor. Sancılı
bir doğum ve sancılı bir ölüm arasında sıkışıp kaldığınızda, gözünüzün içine
bir tek Olga bakıyor.
Tüm kadınları ve erkekleri gözünüzün içine baktığı yerden elinize dolayıp, denizin
dibine atmak istiyorsunuz. Çünkü bu sayfalar ölüm kokuyor. Ve bu koku sizi
tahrik ediyor, ölenlerin ölümü hak etmiş olabileceği yalanına bir kez daha
inanıveriyorsunuz.
Hiç,
diyor büyük kanatlı siyah kuş, daha gözüpektir hepten.”

Öyle işte kesinlikle okuyun diyebeileceğim bir yazar ve kitap oldu benim için.
Ve etkisinden de kolay kolay kurtulamayacağım bir romandı.

 



26.5.17

George Carlin’in, eşinin ölümünden sonra yazdığı “Zaman paradoksu” …

Facebook'da bugün bir paylaşım okudum ve sizinle de paylaşmak istiyorum.
Hatta sizde paylaşın ki farkına varmayan birilerinin farkına varmasına vesile olalım....


George Carlin’in, eşinin ölümünden sonra yazdığı “Zaman paradoksu” … Okunmalı …

 

Mektubun sahibi, George Carlin (1937 – 2008); 5 Grammy Ödülü kazanmış, ABD’de “100 en büyük TV stand-upçısı” listesinde yer almış bir büyük komedyen, aktör ve yazar.
Bu yazı, eşi Brenda’nın kanserden ölmesinden sonra, “Zamanımızın Paradoksu” başlığı ile yazılmıştı.
Daha yüksek binalarımız, ama daha kısa sabrımız var; daha geniş oto yollarımız, ama daha dar bakış açılarımız var.
Daha çok harcıyoruz, ama daha az şeye sahibiz; daha fazla satın alıyoruz, ama daha az hoşnut kalıyoruz.
Daha büyük evlerimiz, ama daha küçük ailelerimiz; daha çok ev gereçleri, ama daha az zamanımız var.
Daha çok eğitimimiz, ama daha az sağduyumuz; daha fazla bilgimiz, ama daha az bilgeliğimiz var.
Daha çok uzmanımız, ama yine de daha çok sorunumuz; daha çok ilacımız, ama daha az sağlığımız var.
Çok fazla alkol ve sigara tüketiyoruz, çok savurganca para harcıyoruz, çok az gülüyoruz, çok hızlı araba kullanıyor, çok çabuk kızıyoruz, çok geç saatlere kadar oturuyor, çok yorgun kalkıyoruz, çok az okuyor çok fazla TV izliyoruz ve çok ender şükrediyoruz.
Mal varlıklarımızı çoğalttık, ama değerlerimizi azalttık.
Çok konuşuyoruz, çok az seviyoruz ve çok sık nefret ediyoruz.
Geçimimizi sağlamayı öğrendik, ama yaşam kurmayı öğrenemedik.
Yaşamımıza yıllar kattık, ama yıllara yaşam katamadık.
Aya gidip gelmeyi öğrendik, ama yeni komşumuzla karşılaşmak için caddenin karşısına geçmekte sorunumuz var.
Dış Uzayı fethettik, ama iç dünyamızı edemedik.
Daha büyük işler yaptık, ama daha iyi işler yapamadık.
Havayı temizledik, ama ruhumuzu kirlettik.
Atoma hükmettik, ama önyargılarımıza edemedik.
Daha çok yazıyoruz, ama daha az öğreniyoruz.
Daha çok plan yapıyoruz, daha az sonuca varıyoruz.
Koşuşmayı öğrendik, ama beklemeyi öğrenemedik.
Daha fazla bilgiyi depolamak, her zamankinden daha çok kopya çıkarmak için daha çok bilgisayarlar yapıyoruz, ama git gide daha az iletişim kuruyoruz.
Zaman artık, hızlı hazırlanan ve yavaş sindirilen yiyeceklerin; büyük adamlar ve küçük karakterlerin; yüksek kârlar ve sığ ilişkilerin zamanıdır.
Günümüz artık, iki maaşın girdiği ama boşanmaların daha çok olduğu, daha süslü evler, ama dağılmış yuvaların olduğu günlerdir.
Bu günler, hızlı seyahatler, kullanılıp atılan çocuk bezleri, yok edilen ahlakî değerler, bir gecelik ilişkiler, obez bedenler ve neşelendirmekten sakinleştirmeye hatta öldürmeye kadar her şeyi yapabilen hapların olduğu günlerdir.
Vitrinlerde her şeyin sergilendiği, ama depolarda hiçbir şeyin olmadığı bir zamandayız.
Öyle bir zaman ki teknoloji bu mektubu size getirebilir, siz bu içselliği ya paylaşmayı, ya da sil tuşuna basmayı seçebilirsiniz.
Yaşam, aldığımız nefes sayısıyla değil, nefesimizi kesen anların sayısıyla ölçülür.

George Carlin

 

26.4.17

Yolculuk Büyüktür Nil Karaibrahimgil yazısı...

Günaydın. :) Bugün sizinle Nil Karaibrahimgil yazısını paylaşmak istiyorum. Okurken her cümlesine öyle çok katıldım ve iyi geldi ki, sizde okuyun istedim.



Yolculuk büyüktür

 Eskiden derdim ki, e yani şimdi bu falanca vara vara buraya vardıysa, geçtiği bütün o güzel yerler boşa mıydı yani? O çiçekli mis kokan yollar, burası için miydi?
Artık öyle düşünmüyorum. Varılan yeri önemsemiyorum.
Varılan yerlerin matah olmadığını, varanlar bilir.
Etrafınızda hayallerine varmışlar vardır, sorun onlara bakın. Hayalleri umdukları gibi çıkmış mı? Önemi de yok.
Hayalin seni koyduğu yol mühim. Yollara düşmek meziyet. Varsın, varmasın.
Yollar da günlerden yapılıyor. Günün nasıl geçiyorsa, ömrün öyle geçiyor.
Nasıl yaşadığını merak ediyorsan şayet, bir gününe bak. İşte öyle yaşıyorsun.
Yolun böyle seyrediyor.
Yoldasın.
Şehirlerarası bir otobüsün penceresinden, kâh kendini, kâh ışıkları kapatıp uyumuş köyleri izler gibi izle günlerini.
Nerelerden geçiyorsun?
Molaların nerede?
Gündüzünde neler var, gecelerinde neler? Dizini dizine değdirmiş seninle yola koyulanlar kim?
Muhabbetleri güzel mi? Seni güldürüyorlar mı? Yoldaş oldular mı sana?
Yoldaşlık mühim.
Lakin hayat yolda geçecek. Ve bazıları duraklarda inecek bu yoldaşların. Kalanlarsa işte, ömürlük sevdiklerin olacak.
Ne zaman ki, varılacak yeri tozpembeye boyamayı bıraktım, günüme baktım. Bir şeyi değiştirmekse niyetim, günümde değiştirdim.
Yarına inanmıyorum.
Geç geliyor bazen.
Bugünüm var benim.
Canım günüm.
Bana bahşedilmiş tertemiz sayfam. Şükürle başlayıp, şükürle bitirdiğim.
Ona ekliyorum, eksiklerimi. Ona söylüyorum diyeceklerimi.
Onda bırakıyorum artık yanımda götürmeyeceklerimi.
Değişeceksek, o gün bugündür diyorum.
Şunu unutmayalım.
Elimizde sadece kendimiz varız. Baktığımız yere kafamızı biz koyuyoruz.
Baktığın yeri beğenmiyorsan, kaldır kafanı başka yere koy. Başka şey görürsün o zaman.
Düşüncenden ibaret değilsin.
Yeri geldiğinde düşüncenin de efendisisin.
Evet, bazen zor oluyor gülümsemek.
Ama gülümseyebilirsen, bütün hücrelerin gülümsüyor işte tuhaf. Sonra sen güldün diye, elalem de gülüyor.
Onlar güldü diye, öbürleri de merak ediyor neye güldünüz. Yayılıyorsun böyle küçük küçük. Yolculuk bu küçük ayarlarla geçiyor.
Bunlar büyük virajlar dönüyor sonra.
Yolculuğu sev. O senin her şeyin. Daha güzel yarını bekleme. Bugüne neresinden sarılacağına bak.
İnsanın kendine yapacağı en büyük iyilik, günün sonunda, kendi sırtına “Ne iyi ettin de şunu yaptın bugün” diye iki kere şefkatle vurarak uyuyabilmektir.
Yolculuğu es geçmeyelim. O bizim konakladığımız yer. 

29.3.17

İyi haftalar.....

İyi haftalar herkese.
Zaman hızla akıyor her zamanki gibi.  Cuma günü Umay'ı aylık rutin dr randevusuna götürdük. Maşallah sağlıklıymış, gelişimi de iyiymiş. Doktor bizi 1,5 ay sonraya çağırdı tekrar.
Bizde dr çıkışı Akasya AVM'ye gittik. Bana çok ferah geldi. En çok DR olmasına sevindim ki Tepe Natılus' da  da var ama burası daha büyük. Ben ki avm hiç sevmem, kapalı yer bi zaman sonra ruhumu daraltır, ama dedim ya burası ferah aydınlık geldi bana.
Bide en çok E-Bebek olmsına sevindim.
Haftaonumuz yoğundu, cumartesi akşam çaya misafir vardı, pazar kuzenler geldi akşamına da arkadaşa biz çaya gittik veee hafta başına bu şekilde başladık. :)
Kafa Dergisinde çok güzel konular işlenmiş bu ay, tavsiye ederim.
Bideeee sizinle tasarruf hakkında çok hoş bi paylaşım okudum,  onu paylaşmak isterim.
hadi ben kaçar öptüm siziiii...

3.3.17

Divorce ( Boşanma) Dizisi Hak..

Nereden not etmişim hatırlayamadım ama uzun zamandır yabancı dizi izlemiyordum/yemiyordum...
Bizim kız öğlenleri 3-4 saat uyuduğundan, gece uyku saatleri de ister istemez 23:00-24:00 arasına kayıyor...
Tabi eğer gündüz hava güzelse ve biz dışarı çıkıp parkta 3-4 saat geçirdiysek akşamına rahat ediyoruz. :)

Birde büyüdükçe, farkındalığı da arttıkça daha fazla oyun oynamak istiyor. Hatta arada okula gitmek istediğini söylüyor, neden okuyamadığını soruyor ve bu duruma çok üzülüyor.

Velhasıl gündüzleri sokak akşamları da evin içinde dönünce geceye anca kitap okumak için gücüm kalıyor. Ki artık eskisi gibi çokca da okuyamıyorum. Elbet birgün bende eski hızıma kavuşucam. [ bu arada canı sağolsun mutlu olsunda ay çöreğim başka şey istemem :)) ]

 İşte film notlarıma bakarken Divorce dizini not etmişim. Bi bakayım dedim ve iki bölüm izledim bile.

Tabi bizim alıştığımız karakterden uzak bu sefer S.J.Parker.
Nedense bu kadının oynadığı dizi olsun film olsun çok seviyorum.
Tipi ve davranışları çok hoşuma gidiyor izlerke çok keyif alıyorum. Birkaç tane daha var böyle sevdiğim oyuncu. Hemen hemen her filmlerini izliyorum...

Bu dizi de boşanma arifesinde ki karı koca ve hayatlarını anlatıyo.
Çok detay yazamıyorum hem o kadar izlemedim hemde izleyecek olanlar için hoş da olmaz. :)
Yalnız tabi dizi de önce France boşanmak istiyor; hayatında birlikte olduğu başka bir adam var ve kocasını artık sevmediğini düşünüyor. Bir gece arkadaşlarının partisinde yaşanan kötü olaylardan sonra kocasına duygularını itiraf ediyor.
Kocası afallıyor tabi... Konunun seks mi olduğunu soruyor...
Sonrasında birgün karısının telefonnu çalar ve ekranda sadece j. yazıyordur. Adam araştırır ve karısının sevgilisi olduğunu öğrenir.
Olaylar bundan sonra başlıyor...
Gideri var dizinin. Devamını izleyeyim paylaşırım yine sizinle de...

Aslında düşündüğünüzde uzun süren evliliklerde ara bir durağanlık oluyor sanırım. Alışkanlıklar, davranışlar zamanla yaşananlar bir rutine bağlıyor hayatları.
Tabi bazen ister istemez sıkıntılar olabiliyor.

Bence evlilik hem zor hem kolay. Fazla beklentiniz yoksa daha doğrusu karşınızdakine bağımlı yaşamıyorsanız iyi gidiyor evlilikler.


 Tavsiye edeceğiniz diziler var mıdır ayrıca? Bu aralar çok koptum dizi olayından da...

İyi geceler, hayırlı bereketli, huzurlu cumalar olsun blog.




1.3.17

Kilo Problemine dair...

TLC diye bir kanal var bilmem denk geldiniz mi? İLginç programlar oluyor bu kanalda...
Eğer benim gibi tv izlemeyi pek sevmiyorsanız bu kanal arada iyi gidiyor. :)
Özellikle Temizlik Hastaları yada Temizlik Takıntılıları diye çevrilmiş de olabilir bir program var... Favorimdir. :)))


Bugün yine gezinirken bu programa denk geldim. Bir bakayım derken sonuna kadar izledim...
Belirli bir kilonun üzerinde ki 8 kadının kilo verme yolunda ki mücadelesini anlatıp, aktarıyor.
Bugün ki bayan 33 yaşında ve 238 'di sanırım kiloydu...
Tabi yaşantısını anlatınca sorunlarla başa çıkmak için yemeğe vermiş kendisini...
Annesi ile arası açıkmış o zamanlar, kızkardeşleri evlenmiş ve daha çok yemeğe başlamış kızımız...
Şimdi ise artık daha fazla harekete demediği için kilo verip hayata tutunmak istiyor.
Aslında güzelde bir işi var. Tiyatro'da kostüm tasarımcısıymış...

Benim izlediğim bölümde artık ameliyatını oldu ve yeni bir yaşam için mücadelesi devam ediyor.
Terapiste gitti, konuşmadığı kardeşi ile dertleşti, annesi ile olan sorunlarını konuştular vs.. bakalım bundan sonrası ne olacak. Bir yılda ameliyat sonrası ile beraber 80 kiloya yakın  kilo verdi.. hedef daha fazlası tabi...
Psikolojik olarak fenaydı kız. Hatta doktora giderken, eğer ameliyat olamayacağı söylenirse hayatına son vermeyi bile düşündüğünü söyledi...


İzlerken ister istemez kendimi düşündüm... Sonuçta benimde yaklaşık 21-22 yaşımdan beri bi kilo problemim var. Aslında kendimi bu halimle çok seviyorum. Ki yemek yemeği de seviyorum... işte ironi burda başlıyor.
Çünkü hem kilo vermek istiyorum hemde yemek yemekten vazgeçmek istemiyorum.
Sağlıklı beslenmeye dikkat etmeye çalışsamda hareket halim az ve tam bir tatlı tutkunuyum.
Ve alışverişe çıktığımda istedğim tarzda kıyafetleri bulamamak, alamamak beni çok daraltıyo.
Çünkü sanki hepimiz slim fitmişiz gibi mağazalardaki kıyafetler.
Hele Koton ve Mango'da ki L bendeler bile S beden gibi...
 Ki ben kendimi aslında çokda kilolu bulmuyorum. Evet fazlalığıö var; şöyle göbeğim dümdüz olsa, bacakalar da kalın olmasa fena olmaz hani...
Ama ne yapayım bir türlü o incecik kızlardan olamıyorum. Hoş öyle bir derdimde yok inanın.
Ama yaş ilerledikçe sağlıklı bir yaşam ve yaşlılık istediğimden dolayı artık daha fazla dikkat etmem gerekiyor diye düşünüyorum.
Kendimle barışık biriyim ve bu halimi gerçekten de çok seviyorum...ama gel gör ki yaş aynı kalmıyor... yaş aldıkça kilolar aynı kalsa da göbekdi, basendi, kalçaydı aynı kalmıyor valla blog...

Belirli bi yaştan sonra sağlık sorunlarımla koşturmak istemiyorum.

İleride ki planlarım arasında bunlar yok.. Daha çok kitap okumak, kocamla kahve keyiflerim ve gezme hayallerim var.
Tabi kızı unutmamak gerek :))))

Hatta kardeşim; o zamanlar bekarım daha. Çok kızardı fazla yemek yememe. Abal derdi; inan sana diyorlardır " yüzün çok güzel, sen bu halinle de güzelsin" kanma onlara...
Zaten genelde kilolu olanların yüzü hep güzel oluyor deyip beni gaza getirmeye çalışırdı.
Ama anam ablasında hiçde o gaza gelme halleri olmadığından, belirli bir kilo verip alma hallerim halen devam etmekte....

Bazen öyle sinir oluyorum ki istediğim tarz da giyinemediğim için, beden bulamadığım için...

  İşte hem bu sebeplerden hemde aşağıda yazdığım sebeplerden "hadi Gülşah "diyorum kendime...,
Şöyle biraz gayret et, sağlıkla yaşa harekete geç...
Çünkü bende ki en büyük kayıp, yaşamımda hareketin az olması, spor desen oda yok ama birkaç video baktım evde yapmaya başlayacağım.
Birkaç poşet taşıyayım hemen kollarım ağrıyor. Hatta evdeyim ama çoğu zaman bacak ağrılarımda oluyor...onu fark ettim.
Netten biraz araştırdım, az uyku, fazla kahve tüketimi ve anemi de yaparmış bacaklarda ağrı.
Özellikle oturuken yada yattığım zaman çok fazla hissediyorum. Zaten bende de belirtiler aynı, yazan nedenler de mevcut...
Ama erkenden yatamıyorum blog olmuyor valla. denedim bu seferde gece çok fazla uyanıyorum...

Ki şimdi bile bak bu saatte yazımı yazıyorum, sonra da gidip kitabımı okuyacağım. Sonrasında da artık ya 2 yada 3 gibi yatarım. Sabah da kızla beraber 9 da kalkarız....

İŞte izledğim bir programdan buralara kadar geldim.

Ben kaçar. İyi geceler okuyucu.








23.2.17

Ufuk Çakmakçı İle Koşulsuz Mutluluk Mümkün mü? üzerine...

Ayın belirli tarihlerinde ve genelde de Çarşamba günleri Akasya Sohbetleri adı altında Akasya Avm'de sohbetler, kısa seminerler düzenleniyor.
Bu haftaki konuk; Doç.Dr. Ufuk Çakmakçı idi.
Konu da;  Koşulsuz Mutluluk Mümkün mü? 

Aslında sorunun cevabı zor.... Kendinize hiç sordunuz mu bilmiyorum. Daha önce mutlulukla ilgili kendimle konuşmuşluğum var. Hatta okuduğum kadim bilgilerle dolu kitaplardan ve yaşamdan öğrendiğim şey; ne kadar az beklenti o kadar mutluluk ve keyifli yaşam.

Çok fazla not aldım. Videoya bir parça çektim ama henüz buraya eklemeyi bilmiyorum. Keşke konuşma boyunca çekip sizinle de paylaşabilseydim... Öyle güzel gerçekçi bilgiler aktardı ki.
Ama bir sürü not aldım arkadaşlar. Sizinle de paylaşmak için.

İlk cümlesi; önemli bir bilge der ki: Gevşeyin, hiçbir şey kontrolünüz altında değil...

Ve başladı anlatmaya. Aslında "başarı+para= mutluluk getirmiyor.
Evet para kazanmak bir ihtiyaç hemde önemli bir ihtiyaç ama mutluluk değil.

Ayrıca hayatımızı ne kadar farkında yaşarsak keyifli bir yaşam sürmemiz de o kadar elimizdeymiş.

Nefes kontrolü ve meditasyonu uygulamak birçok hastalığın, kederin, öfkenin önünü kestiğinden bahsetti.

Ve aslında en önemlisi de; unuttuğumuz ve ölümsüz gibi yaşadığımız... "Doğuyoruz, yaşıyoruz, yaşlanıyoruz ve ölüyoruz" unutmamak gerek bunu dedi...

Öğrendiğimiz şeyleri pratik yapmadığımız sürece unuttuğumuzu vurguladı. 
Koşulların hiçbir zaman beklediğimiz gibi gerçekleşmediği, önemli olan bizim bununla naıl başa çıktığımız.

Varsayımlarımızın her zaman çok  doğru değil dedi.

Ve bir diğer önemli nokta; evrende var olan herşey bir diğer zıddı ile var olur...( iyilik-kötülük, gündüz-gece vs..)

Kiracı olduğumuz bu dünya da sahibiymişiz gibi davranıyoruz ve sonunda üzülüyoruz...

Önerdiği kitap: Eric From/ Sevme Sanatı

Biz aslında alışkanlıklarımızın bir bütünüyüz ve mutluluklarımız da öyle...

Kadim öğretilerin "mutluluk" demediğini onun yerine; memnun olma hali dediklerini...

Varsayımların çok tehlikeli olduğundan bahsetti. Belki de olacak düşündüğümüz şey ama biz o ana o kadar çok takılıp kalıyoruz ki; şimdi ki anı kaçırıyoruz ve stres, öfke nöbetleri başlıyor bu seferde..

Hep "hızlı sonuç" istiyoruz. OLması gereken süreci unutuyoruz...

Kadim bilgiler der ki; bırakın gelecek kendi başının çaresine bakar...

 Zihnimizde ki çok seslerle barışmamız gerekiyor.

Bunlara dair bir sürü önemli bilgiler aktardı Ufuk Bey. Dinlerken anca bu kadarını not alabildim, anı kaçırmak istemiyordum çünkü.

Gerçekten de kendimizi unutuyoruz. Ve farkında yaşamıyoruz...


Nefes ile ilgili şunu söyleyebilirim; çünkü bir ara epey bi kafa yormuştum buna... günde sadece birkaç dakikanızı ayırıp, oturduğunuz yerde gözlerinizi kapatıp en az 5 kez burnunuzdan nefes alıp ağzınızdan verdiğinizde ve bunu sürekli yaptığınızda gün içinde siz de kendinizde ki değişikliğin farkına varacaksınız.
Hatta artık alışkanlık olacak ve aklınıza geldiği an kendinizi bunu yaparken bulacaksınız.
Özellikle uyku öncesi yatakta yaptığınızda vücudunuz gevşemiz oluyor ve uykuya geçişiniz daha rahat oluyor...





17.10.16

Hastane Günlüğü 2

Bizde haberler biraz iyi. Annem devamlı uyudu geçen hafta, doktorlar normal dese de biz hep yüreğimiz ağzımızda dolaştık....
Doktoru boş bir anında yakaladığımda sordum, normal midir bu kadar uyku. O da bana dedi ki, beyin ameliyatını diğer ameliyatlar gibi düşünmeyin... uzun bir süreç sizi bekliyor. Zordur bu tür ameliyatlar.....
Tabi dr böyle güzel güzel anlatıyor belki günde kaç kişiye aynı şeyleri ve daha fazlasını anlatıyordur..,Gelde hasta yakını olarak bize anlat.... Doktorun ağzından çıkacak bir tek laf bir kelime bile o kadar önemli ki...,
Annem henüz sağlıklı bir şekilde yürüyemiyor, devamlı uyku halinde ve yemeğini de zor yiyor... Ama  annem azimlidir, hatta uyandığında kendi de diyor, ben neleri atlattım bunu mu atlatamayacağım, bunu da yenicem...,
bazen de yoruldum gülşah diyor, hakkınızı helal edin.... tabi o öyle diyince bende de ipler kopuyor, gözlerim doluyor...
Anlayacağınız zor duygular, her ne kadar güçlü olmaya çalışsam da arada akıyor yaşlar gözlerimden...
En büyük inancım annemin dirayetli olması, bizim ona inanmamız ve abla olmam, anne olmam beni biraz daha güçlü olmaya itiyor......
İlk zamanlar ağladığımda Umay, ağlama anne deyip oda başlıyordu ağlamaya... Sonra dedim ki kendime Gülşah kendine gel annen hayatta henüz hiç bir şey bitmedi....,
İşte o zaman dedim ki Gülşah sen aynı zamanda bir annesin sorumlulukların var çocuğuna karşı....
O yüzden hayat ne sunarsa elimden geldiğince göğüs gereceğim......
Bilmiyorum belki de o kadar güçlü de olamam... ama oda dert değil insanım ve duygularımı yaşamam gerek diye kendime telkinler veriyorum yoksa ayakta duramami yıkılırım....,,

Bugün eşim yanında annemin, video çekip yollamış, oturuyor ve yemeğini kendi yiyor demek ki annem de ki gayret işe yarıyor. Burdan daha güzel haberler vericem size inanıyorum...,,

Allah yar ve yardımcımız olsun.....

Not. Bu mübarek Muharrem Ayında tuttuğunuz oruçları ve pişirdiğiniz aşureleri Allah kabul etsin.....


1.10.16

Bekleyiş.....

 Bu aralar zaman benim için akmıyor gibi.....

Geçen hafta annemin beyninde 4 Cm büyüklüğünde bir tümor olduğunu öğrendik.....
Doktor acil ameliyat dedi. Yatış işlemlerini yaptık şimdi sıra beklemede.......

O kadar zormuş ki böyle beklemek.....
Bazen gözümden akıyor yaşlar ama çoğu zaman içime.....
Çünkü evde çocuklar var ve güçlü olmak durumundayız...
Ayrıca henüz herşey bitmiş de değil.....

Ama işte..... ne bileyim.......

"Bunu da atlatacaksın annem " diyorum sonuçta bundan 6 sene evvelde Akciğer Kanseri teşhisi konuldu, ameliyat oldu ve şimdi rutin kontrollerine devam ediyor... Bunu mu atlatamayacak annem...

Sonra diyorum ki kendime "Gülşah hayat böyle işte doğum, sağlık, hastalık, ölüm, yaşam, umut "derken zaman geçiyor ve biz ölümsüz değiliz.....

Biraz içimi dökmek istedim blog, yazmak istediğim çok şey var onlarda artık günlüğüme...


Allah yar ve yardımcımız olsun.
Rabbim tüm hastalara şifa versin....


26.8.16

Kahve Kitap Keyfine dair.... Kelebeğin Hayat Sırları...

baykuşlu kahve keyfi


Selam....

Kahve içmeyi sever misiniz? Ben günde en iki tane içenlerdenim. İçmedim mi inanın bir eksiklik hissediyorum.
Hatta günde en az bir tane de filtre kahve içenlerdenim. :)) İçmezsem işim rast gitmez yani o kadar.... :)

Geçenler de Nil Karaibrahimgil'in kitabını okuyordum. Müziklerini çok sevdiğim gibi kitabını da çok sevdim. Böyle rastgele açın ve okuyun. Sanırım gazete yazılarından derlemiş. Kendi fikrimce birçok Kişisel Gelişim kitabına bedeldi yazdıkları....

&&&    Okurken çok fazla kendinizden de pay çıkarmaya ve düşünmeye başlıyorsunuz ...
Şunu düşündüm kitabın son sayfasını kapatırken; hayatını farkında yaşayan, basit ama kaliteli, mutluluğu küçük şeyler de bile bulan kişiler gerçekten de hayatın keyfine vararak yaşıyor.
&&&&&     Çünkü hayat hep aynı düzende gitmiyor, evet hayat adil değil, evet hayat her zaman her istediğimizi vermiyor... Ama eğer başımıza gelenlerden bir ders çıkartmazsak ders alana kadar tekrarlıyor...
&&&&&&&&&&     Ve hayat bir enerji ve siz hangi enerjiyi yollarsanız size geri dönüşü o şekilde oluyor.
Kitapta çok güzel ensatnteneler var böyle ara bir kitap okuyayım sıkmasın, aksın gitsin diyorsanız öyel bir kitap bu.

İyi akşamlar sevgili okuyucu.


Tanıtım Bülteninden :
17 yaşıma dönseydim, kendime şunları söylerdim: En önemli şey aşk; onu doya doya yaşa!
Birkaç kişinin elini sıkı sıkı tut. Onların dertleriyle dertlen, mutluluklarıyla uç, dediklerine kulak ver. Başkalarının kriterlerine göre seçim yapma. O zaman başkalarının gideceği yerlere gidersin. Oralarda ne işin var? Her gün oku. Her şeyi oku. Ağaç olmak nasıldır? Van Gogh olmak nasıldır? İkinci Dünya Savaşı'na katılmış olmak nasıldır? Öğren. Kendinle sosyalleş. Yoksa unutursun nasıl biri olduğunu. Her gün şükret. Karanlık günler olacak. Düşeceksin de. Yaralar da açılacak. O zamanlarda şunu unutma: Tünel bitecek. Kalkacaksın da. Kabuk da bağlayacaksın. Korkmaktan korkma. Ödün bile kopsun. Sonra kapa gözünü bas karanlığına. Belki biri taş döşemiştir; kim bilir. Böbürlenme. Kibirlenme. Köpürme. Abart. Çoğalt. Parlat. Her gün, bir yazar tarafından hayatının hikâyelendirildiğini düşün ve dinle. Böyle bir kahraman olmak ister miydin? İstiyorsan başarıyorsun. Ne mutlu sana.Sayfa Sayısı: 296
Baskı Yılı: 2015
Dili: TürkçeYayınevi: Doğan Novus





19.8.16

İyi ki doğdummm :))

doğduğum ev
Bir 19 Ağustos günü öğlen 14:00 de gözlerimi açmış hayata merhaba demişim.. Hastane sonrası bu fotoğrafını gördüğünüz evde 2,5 sene yaşamışım...
O dönem annemler babaannemlerle bir oturduğundan, babanne evine gelmişim ve annemler ayrı eve çıkana kadar bu evde yaşamışız;babannem beni öyle sahiplenmiş ki; annem sanki süt annem gibiymiş. Kucağına alıp sevmesine bile izin vermezmiş rahmetli.... Gece de babaannemlerle aynı oda da yatıyormuşum ve herşeyimle ilgileniyormuş.....
Tabi bu kadar sahiplenmesine rağmen rahmetli babaannemle ilgili anılarım çok da hoş değil... artık rahmetli oldu ve eski defterleri açmanın da bir anlamı yok... değil mi?

Ama bu ev ve sokak ile ilgili anılarım güzel. Nede olsa çocukluğum geçmişti bu sokakta... şanslıydım mahalle arkadaşlarım vardı.. sokakta miskette oynadım/k, yakar topta, saklambaçta....

Şimdi 36 yaşı bitiriyorum... hayatım da anlamı, sevgisi büyük bir varlık ile yaşıyorum... Bana anneliği tattıran, onsuz yaşayamayacağım bir hayat süren kızımızla yaş almak daha bir keyifli....
 Yaşım ilerledikçe anladım ki; her ne kadar fiziken yaşımı göstermesem de ruhen yaş aldığımın çok farkındayım....
eskiden yaptığım takıntıların çoğu yok...
mesela asla saçımı yıkamadan sokağa çıkmazdım; hatta bakkala bile gitmezdim :)
Annem "nolcak kız altı üstü bakkala gideceksin" derdi... Amaninnn imkansız ben asla o dünden kalmış yağlı saçla bakkala gitmezdim...
Kuzenim eğer aniden arayıp " hadi şuraya gidelim" demişse... cık cık.. öyle ani dışarı çıkmalar bana göre değildi, hazırlanmam gerekliydi... Tatile bile giderken çanta ayakkabı eş götürürdüm ve koca bir bavulla gidip azcık eşyayı kullanırdım... vs...
Sonra aslında tatilde bu kadar tefarrua da gerek olmadığını öğrendim...
Sanırım "serde gençlik var" dedikleri böyle bir şey. :) bu örnekler uzar.....


gülmek en eğerli şey


Sonra ne mi oldu... aslında hayatımda takıldığım buna benxer ve yazmadığım bir çok şeyin " zamanımdan çaldığını, yaşam kalitemi düşürdüğünü" anladım. Bunda çok iyi bir gözlemci olmamın, hayatı farkında yaşamayı sevmemin ve okumamın.. ama önemlisi öğrendiklerimi hayatıma uygulamamın etkisi çok büyük...
Yaşamın bunlara takılmayacak kadar kısa ve hızlı aktığını, yaşamdan alınan keyfin başka şeyler olduğunu keşfettim.... daha basit ama kaliteli yaşamayı öğrendim...

Ve son birkça senedir daha bir keyifli oldum kendime....
O yüzden hoşgeldin yeni yaşım...
Doğum günü kutlarımmmm yanaklarımdan öper, daha keyifli yaşlar dilerim kendime. :)

not: az buçuk melankoliklik vardır da ... fark etmişsinizdir.. :))

15.7.16

İstanbul Gezisi ve Salı pazarı Turu...

Geçtiğimiz hafta arkadaşlar aradı ve hadi gelin Eminönü'ne geçelim dedi. Bende neredeyse 1 yıldır geçmemiştim... Aslında bir ara tam gezi palnı yapıyordum ki kendime Taksim'de ki patlama olunca herşeyi ertelemiştim.. Ki hala bazı yerlere gitmek tedirgin ediyor beni.... Çocuk olduktan sonra bu tedirginlik daha fazlalaştı... 

Neyse velhasıl biz geçtik karşıya... Öncelik elbette olmazsa olmazımız Mısır Çarşısından geçmek oldu... Tabi alışkın olmadığımız bir görüntü vardı; poliler vardı her yerde ve arama yapıyorlardı... Elbet güvenliğimiz için ama tedirgin olmadan edemiyoruz...

Ordanda Tahtakale Cad.sinden yukarı neredeyse bütün takıcıları geze geze hatta bir sürü takılar alarak yukarı ŞarkHan'a çıktık.
Bilmeyenleriniz varsa muhakkak uğrayın bu hana. Aslında bundan 4-5 sene evvel daha güzeldi içi ama şimdide de görülmeye değer. Daha çok uzak doğu eşyaları ve kıyafetleri var...Birçok şeyi toptan yada tek tek alabiliyorsunuz ve fiyat olarak da çok uygun.
Efenim şapka da pek renkli pek güzeldi ama anca poz verecek kadar taktım... :))
 Eve dönüş yolunda yokuşun orda ki otoparktan harika bir İstanbul manzarası mevcuttu...
Boşuna İstanbul adına şiirler, romanlar, hikayeler yazılmıyor... Özellikle metropol bir şehir olması bir harika... Cami de var, kilise de... hanlar da var apartman daireleri de....

Bu hafta da bir Tarihi Salı Pazarı yapalım dedik beyimle...
Sever misiniz bilmem ama? Çok severim pazarı gezmeyi..
Aradığım bir çok şeyi bulduğumda hele daha bir keyifli oluyor pazar...
Şimdi sıra da cumartesi günleri Pendik'te kurulan pazar var, neredeyse 10 yıldır gitmiyorum... bi gideyim göz atayım dimi ama .... özlemişlerdir beni... :)))

Dün acı bir olay yaşandı Fransa'da.... Terör artık tüm Dünya'nın sorunu ama ülkeler kendi başlarına gelmeden anlamıyorlar sanırım... Oysa ki Dünya'da barış için elele vermek gerek... ayırım yapmadan, beslemeden bu olayları.........
Acı düşen evlereRabbim sabır versin....

Hayırlı Cumalar... keyifli haftasonunuz olsun efenim.









20.4.16

Alerjili bir hayat...

Alerjisi olanlar beni çok iyi anlayacaklardır...Nasıl yaşam kalitenizin düştüğünü, mevsim geçişlerinde başımıza nelerin geldiğini yalnız ve yalnız alerjisi olanlar anlar..... :((((
Nisan başı gibi başladı alerjim. Aslında bu sene biraz erken başladı ama geçen seneye göre daha hafif atlatıyorum. Geçen sene resmen Koa hastası gibiydim ki o hastaların neler çektiğini çok iyi anladım. Allah yardımcıları olsun. Nefes alamamak hele hele sağlıklı nefes alamamak o kadar kötü bişey ki....
Aslında " deli misin ilaç alsana" diyebilirsiniz ...malum emzirmeden dolayı iki senedir hiç bir ilaç kullanamıyorum ve böyle çekiyorum. Herşey Umay'ın sağlıklı süt emmesi için.
Yoksa yaklaşık bir ay bu mevsimlerde hap alıyorum ve normal hayatıma devam ediyorum. Son 20 gündür devamlı yanımda havlu kağıt-poşet ikilisi ile dolaşıyorum resmen kanki olduk havlu kağıt ile.
En kötüsü de uzun süre eğer kitap okursam göz kaşıntım daha bir artıyor... Gündüz sokağa işim yoksa çıkamıyorum, hapşuruk, burun akıntısı ve göz kaşıntısı yüzünden eve tıkılmış durumdayım.
Hoş ara ara kaçamak yapıyorum herşeye rağmen.
Tek ümidim geçen sene çok fenaydım ama çektim, dayandım ve bu sene daha hafif atlatıyorum. Acaba diyorum seneye daha da hafif atlatabilir miyim? Ne dersiniz? Umut dünyası ne yapayım işte...
Aslında tek sorun insan bir şekilde çekiyorda çocuk olunca zor oluyor; tam bişey istiyor yada bişey gösterecek yavrucak, annesi burnunu silmeden, yandaşlarını yanına almadan gidemiyorum yanına...
Televizyonlar da ve netten okuduğum kadarınile artık hemen hemen her üç çocuktan biri alerji ve ilaç  kullanıyor. Çünkü doğayı katlediyoruz ve bize geri dönüşümü fena oluyor. Klimalı ortamlar da tetikleyicisi alerjinin. Bu sebeple kendinize iyi bakın ...

Gamze senin de alerjin vardı yanlış hatırlamıyorsam. Sen ne alemdesin?



27.11.15

Kadına şiddetin en yakın tanığı olarak...

Geçtiğimiz günlerde "Kadına Şiddete Hayır"  programları yapıldı. Tabi ben yine bu yazıyı anca yazabildim.
En yakın tanıklarından biriyim, erkeğin kadına şiddetine....... 
Teyzem neredeyse 20 yıla yakın evli kaldı o erkek denen kişiyle. Kocası çalışmazdı, teyzemi lise sona giderken evlenme sözüyle kaçırmış ve nikahı bile çoook yıllar sonra zorla yapmıştı. Teyzem çok dayak yedi kocasından. Çok kez bize yada komşusuna sığınmak zorunda kaldı. Nikahı olmadığı halde ki biz yalvarırdık dönem diye ama o her seferinde evine o adama dönerdi.....
Sebep mi? Çok basit., klasik..... Çocuğumu alır ve bir daha göstermez tehdidi.....
En son olay olduğunda çok kötü dövmüştü teyzemi,  bizi aradı gelin beni kurtarın öldürecek bu adam beni diye.....
Annemi ve ananemi alıp gittik evlerine.... Bende ki siniri,  hırsı bir bilseniz..... Tabi içimdeki tüm kızgınlığı, biriktirdiklerimi döktüm yüzüne....
He birde bir huyu vardı bize ve etrafa karşı bir iyi bir iyi dersiniz ki bu adam o adam değil.....
Çalışmazdı dedim ya üstüne teyzem çalışır ve maaşını o kişi alırdı.... Ara ara da hakaret etmekten, suçlamaktan da geri durmazdı...
Şuan içimi dökemediğim, buraya yazamadığım şeylere şahit oldum onlarda....
Neyse dayanadım ve teyzemi aldığım gibi getirdim ananemlere ve boşanmasına vesile oldum. İyi ki de vesile oldum hala yaptığım davranıştan memnunum....
Teyzemin psikolosi bozuldu tabi o yıllarca dayağı yemenin,  insan yerine konulmamanın sonucu... Daha sinirli,  alıngan oldu... Ama hala güçlü bir kadın.... Emeklisi var kızını okutuyor,  oğluyla gelini çalıştığı için torun bakıyor....
O yüzden erkek annelerine çok iş düşüyor.... Evlat yetiştirirken....
Ve kız annelerine de..... Gelinlikle çıktın kefenle gelirsin ancak mantalitesini kullanmamalıyız çocuklarımıza.....
Yanlış evlilik yapabilirler, biz hep yanlarında olmalıyız,  dinlemeli gözlemlemeliyiz evlatlarımızı, kardeşlerimizi gerekirse komşumuzu....
Yani işim özü yakın tanığı olarak,  teyzemi  acısını paylaşan biri olarak daha bir duyarlıyım bu konuya..........
...........

Yazarken o günler geldi aklıma.... İçim cız etti...

3.10.15

Yaşadığım bir olay üzerine....

Çarşamba günü hava serince... Akşam üzeri yağmur tiseliyor. Umay'ı birkaç gündür dışarı çıkartamamıştık,  malum hava şartlarından dolayı.
Sonra o gün dedim ki eşime ve kendime; bugün kızı biraz dolaştırayım,  biraz hava alsın.... çünkü bütün gün evde olduğumuz da hem bana sarıyor hemde uyku düzeni bozuluyor. .
İşte bende dedim gibi şöyle caddeye çıkıp ordan eve döneriz hemde yürümüş hava almış oluruz.
Tabi hava bide rüzgarlı.  Böyle havalarda çıkarıyorum ki yarın öbür gün hava soğuduğunda vücudu şaşırmasın hasta olmasın.:)
Umay rüzgarla daha yeni yeni tanışıyor ve yüzüne her değdiğinde rüzgâr çok hoşuna gidiyor.  Dönerken de hem koşuyor hem gülüyor, rüzgara karşı. Tabi hep dediğim gibi onun o gözlerinde ki mutluluk , aldığı keyif beni de mutlu ediyor.
Neyse konuyu uzatmayayım.
Yanımızdan da bir anne ve erkek çocuğu geçiyor.  Birde atlamadan söyleyeyim bazen Umay kaldırımda yada gözüne kestirdiği yerde yere oturuyor ve bendn de yanına oturmamı istiyor.  Bende seve seve kimseye aldırmadan oturup oynuyoruz.  Tabi genelde çevredeki insanlara biraz garip geliyoruz ana kız ama kimin umurunda o anda kızçem çok keyf alıyor bende onunla o şekilde oynamaktan ...
Biz böyle rüzgara karşı koşarken çocuk da annesine bizi gösteriyor,  anne de öyle olmayacağını yürünemeyeceğini anlatıyor oğluna.  Sonra bakkalı ön9ne geldik, Umay kedileri seviyor  ve eğer kedi de kendini sevdirirse çok hoşuna gidiyor kahkaha atıyor. Yine bizim meşhur anne oğluna izin vermiyor.
" oğlum aşıları olmayabilir, sokak hayvanları onlar,  tırmalayabilir de vs..." gibi cümleler kuruyor.
Sonra da beni uyarıyor bende başta anlamamzlıktan geldim. Çünkü öğrendim ki sokakta konuştuğunz birine üç beş dakika da birşeyler anlatamazsınız....
Neyse eve gelirken aynı sokakta oturuyormuşuz meğer, yokuşumuzu çıkarken bana diyor ki " eğer şimdiden elinizi tutturmaya alıştırmazsanız sonra çok zorlanıyorsunuz. Hiç laf dinlemiyorlar vs... bende sadece" doğrudur" deyip yolumu değiştiriyorum. En çok o Deniz bebeğe üzüldüm.
Neden ben çocuğunun o keyifli anlarını sırfd zorla elimi tutturmak için kaçırtayım ki....
Evet önemli  birşey yolda yürürken çocuğunuzun sizin elinizi tutması ama bu durum çocuğunun çocukluğunu yaşamasına engel olmamalı. ?
Parkta da çok karşılaşıyorum böyle durumlarla.  Ve birçok anne bana diyo ki,
Ne şanslısınız çocuğunuz ne güzel mutlu mutlu oynuyor. ?.
Tabi onlara uzun uzun anlatamıyorum kızıma bir birey gibi yaklaştığımı,  evet kurallar koyduğumu ama herşeye "hayır" diyip bağırmadığımı,  herşeyi ona da anlattığımı... bazen düşmesi gerektiğini ve düştüğünde onu " şimdi be  o yeri dövücem, al sana al sana " demediğimi... düştüğünde " evet bazen düşebileceğini,  bazen canının yanabileceğini de uygun bir dille anlattığımı,  bazen sadece sarılıp öptüğümü, canının çok mu acıdığını sorduğumu... vs... liste uzar..
Elbette kabulümdür her annenin çocuğunu yetiştirme tarzı vardır çünkü bir çocuğu en iyi annesi tanır ve her bebek kendine özgün kişiliği ile doğar.
Anlamadığım, anlayamadığım hiç tanımadığı, çocuğun hiçbir huyunu bilmediği halde bir anne dışaarda gördüğü başka bir anneye nasıl bu kadar ahkam kestiğini! ?
Yanlış anlaşılmasın tecrübedir yaşamışsınızdır paylaşırsınız ama sohbetimiz vardır sizinle ... ne bileyim işte anladınız dimi demek istediğimi...
Mesela ben bizim Sevdoş'tan zamanında ( hemen parantez açayım Sevdoş kardşimin eşi) Toprak Cem'le olan ilişkisinden,  yeme içme bakımından ders aldığım, gözlemlediğim çok şey  var. Birde hep beraber olunca gözlemlemek daha kolay oluyordu. Evet yaş olarak aramızda 6 yaş var ama herşey büyüklük küçüklük değil ki. Onun anne olarak tecrübesi benden önde. Ben nasıl diyebilirim ki herşeyi ben daha iyi biliyorum diye.... vs, vs....
Ama tanımadığım kişilerin sokakata devamlı müdahele etmesinden hiç hoşlanmıyorum. Bir sürü örnek var ama uzatmayayım dimi.....
Böyle işte blog içim dökeyim dedim.  :)))