Simone De Beauvoir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Simone De Beauvoir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11.10.21

Simon De Beauvoir ve Simon Van Booy Kitapları..

Simone de Beauvoir ile ilk "Moskava'da Yanlış Anlama" kitabı ile tanıdım. Ve tanışmama vesile olan Macera Kitabım Özlem'e teşekkür ederim 🙏🏻🌺
Sonrasında tüm kitaplarını okumak istedim. Biliyorum ki biraz sakinlik istiyor Simon.... O yüzden ertelemistim...artık tamamlama zamanı benim için.😊
❗Bu kitaba gelirsek; biraz hüzünlü idi..... Annesinin son dönemlerini, geri dönüşlerle anlatan bir kitap #sessizbirölüm
Özellikle annesinin kanser olması ve o süreçte ailece yaşadıkları süreçleri o kadar hissederek okudum ki....annem geldi aklıma...o sürecimiz geldi....😔
❗ Bildiğim bir şey varsa mutlaka Simone de Beauvoir okumalısınız, okumalısınız.... Neden kadınlarin güçlü olması gerektiğini çok iyi anlatıyor....öyle size ders verir gibi anlatmıyor. Arka kapak derki;
‼️Burada, hemşirelerin “sessiz bir ölüm” dedikleri şey anlatılıyor. Sessiz Bir Ölüm’de Simone de Beauvoir, kendi annesinin ölümünü bütün ayrıntılarıyla betimlerken unutulmaz bir edebi eser yaratıyor. Yetmiş yedi yaşındaki annenin geçirdiği küçük kazayla başlayan öykü, hastanede fark edilen ilerlemiş kanser teşhisiyle dramatik bir hal alıyor ve olayın kahramanları acılı bir süreç yaşıyor. Yazar, bu süreç içinde yaşadığı karmaşık ve yoğun duygulanımları anlatırken, bir annenin ölümünü olanca soğukkanlılığıyla betimlemeyi de başarıyor. Böylece eser, anne ile kızın arasındaki yabancılaşmayı iyiden iyiye açığa çıkardığı gibi, annenin bütün yaşamını da anlatarak bir ölümün betimlenmesinin çok ötesine geçiyor. Yapıt bize insani ilişkilerin bir belgesini sunarken, yazara da kendi yaşamıyla yüzleşme olanağı sağlıyor.

Simone de Beauvoir, Sessiz Bir Ölüm’de bu trajik öyküyü anlatırken bir yandan da yaşam ve ölüme ilişkin kendi düşünceleri ve duygularıyla hesaplaşmayı ihmal etmiyor. Sessiz Bir Ölüm, sarsıcı bir edebiyat deneyimi.

..








#yanılsamalaratlası kitabını başta biraz karışık bulsam da elimden bırakamadan okudum. Ortalara doğru her şey yerine oturmuştu kafamda. Özellikle savaşın bıraktığı izler, sonrası aile hayatınıza etkileri öyle ince işlenmiş ki....
❗ Arka kapak şöyle;
Açlığın kıyısında bir çocuk, ışığı arayan kör bir genç kız, zulme bilenmiş hançerinin gölgesinde bir Alman piyadesi, bir huzurevinin alçakgönüllü hademesi, gökyüzünden düşerken aşktan harflere tutunan bir ABD askeri... Savaşın yıkımıyla harabeye dönen İngiltere'den Nazi işgali altındaki Fransa'ya, 1940'ların New York'undan günümüz Los Angeles'ına uzanan bir hikâye.

Bir adam... Tek bir adam ve onun gösterdiği merhamet, farklı zamanlarda ve farklı yerlerde, yokluk, yalnızlık ve acımasızlık üçgeninde sıkışıp kalmış bir grup insanın yaşamını değiştirebilir mi? Eserleri on dört dilde yayımlanan ödüllü yazar Simon Van Booy, insan ruhunun en çetin sınavlarından birini verdiği İkinci Dünya Savaşı yıllarına dair, gerçek olaylardan ve kişilerden esinlenen sarsıcı bir hikâye anlatıyor Yanılsamalar Atlası'nda.

Sevginin ve merhametin gücünü kelimelere yükleyen Van Booy, insanlığı birbirine bağlayan hayati zinciri, sınırların ve hırsların ötesine uzanan unutulmaz bir romanla görünür kılıyor.


Hem güldüm hem vay be böyle gerçekten diyerek izledim.... Sanal gerçeklik nedense biraz ürkütüyor beni...hele yapay zekâ...ufffd diyorum başka bir şey demiyorum 😬🥴
Çok detay yazmak istemiyorum....uzun zamandan sonra güzel ve kaliteli bir film izlemenin keyfi başkaydı...siz de varın bu keyfe 😁
Şunuda belirtmeden edemeyeceğim #ryanreynolds mimiklerine kadar harikaydı... 👍🏻


 

28.2.18

3 Kitap 3 Film Haftası...

 Bu hafta baba kız nezle idiler. Onlar iyileşti bu sefer ben nezle oldum...
Hafta sonu kızın doğum günü var iyileşip toparlamam lazım. Aslında bir kaç gün yatsam düzelirim ama ilaç alıyorum çabuk toplamak için.
Bu hafta üç kitap ve üç film izlemiş olduk.
Bugün yalandan kar da atıştırdı, devamını bekliyoruz dedik doğa anaya...

Kitaplara gelince Peride Celal'in daha önce Mektup kitabını okumuş ve çok sevmiştim.
Gecenin Ucunda kitabı için Yazar;
İlk defa 1963'te ve Gecenin Ucundaki Işık adıyla yayımlanan bu romanı 1996'da gözden geçirip tekrar günışığına çıkarırken şöyle demişti Peride Celal:

"Adını kısaltmakla iyi yaptığımı sanıyorum. Bu romanın yazıldığı yıllarda gençtik, inançlıydık, ışığa varabileceğimizi sanıyorduk. Işık; özgürlük, uygarlık, insanlık demekti; bir umuttu. Kırk yılı aşkın bir zaman içinde ışığı arayıp durduk. Ve o, sönükleşerek uzaklaştı bizden. Yüksek kat burjuvazisi, sahte dindarlar, çıkarlarından başka bir şey düşünmeyen politikacılar, parlak yaşamlar içine düşürdükleri genç insanları daha da kolay avlıyorlar günümüzde. Romanın kahramanı Macide, aşka sırtını çevirip kendisine ve çocuğuna yeni bir hayat yaratıp insanca bir dünyaya kavuşmak çabasında başarılı olabilecek mi? Kuşkuluyum. Gecenin Ucunda, büyük bir aşk romanı aynı zamanda. Bunu da eklemeliyim. Öyle olması da ayrıca hoşuma gidiyor. Bana kalırsa, bu roman yazdığım en güzel aşk romanıdır."
 demiş.
Kalemi kuvvetli kadın yazarlarımızdan-an biri Peride Celal.( Ruhu şad olsun)
Ama bu kitabında çok fazla uzatmalar vardı ve biz okuru sıkıyor... Keşke dedim sayfa sayısını azaltmış olarak o güzel cümlelerini devam ettirseydi.
kararsız kaldım bu kitap için, yazara haksızlık etmek istemem.....



 S.D.Beauvoir'i Özlem'in bloğunda yazısı ile tanımış ve kalemini sevmiştim. Bu kitabında yine kalemini ve tecrübesini ve bilgisini konuşturmuş.

 "Kızgın, karşı konmaz, öfkeyle dolu, her şeyde aşırı, töreler konusunda görülmedik bir hayalleme sapışı taşıyan, bağnazlığa dek tanrısız... Bir iki lafla ben böyleyim işte" diyor, sadizm terimine adını veren Marquis de Sade.
Kimilerine göre, insan biçimine bürünmüş bir mutlak kötülük, kimilerine göreyse bir özgürlük savunucusu... İlk lanetli yazar...
Kişiliği kadar, hayat serüveni de yer yer karanlıkta kalan Sade'ın rezaletler, skandallar ve hapishane yılları ile dolu hayatını, kurmaya çalıştığı, yüksek sesle savunduğu sistemini inceliyor Simone de Beauvoir.
"Sade'ı Yakmalı mı?" kitabında sadece Sade'la değil, belki kendi kendinize bile itiraf edemediğiniz taraflarınızla da yüz yüze geleceksiniz.
(Arka Kapak)
 Tabi ben fark ettim ki hiç Sade kitabı okumamışım. O yüzden bu kitap biraz bana yorucu geldi. Çünkü merak bile etmediğim bir yazarmış Sade.
Elbet yarı biyografi olan bu kitabı okuyunca merak ettim. :)
Eğer Sade'yi seviyorsanız muhakkak bu kitabı okuyun derim.




 Belgesel Anlatı kitabı Dünyayı Sarsan On Gün/ John Reed

Kitabı geçen sene arka kapak yazısını okuduktan sonra almıştım. Çünkü yazarın daha önce hiç bir kitabını okumamıştım.
Arka kapak yazısı şöyleydi; 
Dünyayı Sarsan On Gün, 1917 Sovyet Devrimi'ni olanca canlılığıyla yansıtan bir anlatıdır. Devrimi günbegün izleyen Amerikalı gazeteci John Reed bir tarihçi titizliğiyle, belgelere dayanarak kurar yapıtını. Bu kitabı eşsiz kılan, başkaldırının açığa çıkardığı yaratıcı enerjiyle kaleme alınmış olmasıdır. Öyle ki baş döndürücü bir ivmeyle gelişen onca olay; gazete haberleri, polemikler, telgraflar, çağrılar ve bildiriler bir solukta okunmaktadır.

Umutlu bir anlatıdır Dünyayı Sarsan On Gün. Delik ayakkabılar içinde üşüyen ayakların umudu, isten kararmış izbelerin kararlılığı, aç midelerin cesareti üzerinedir. İşçi sınıfı tarih sahnesine bir kez daha çıkar: Ancak bu kez muzaffer özne olarak... Tarih çizgisinin kırıldığı bu noktada, John Reed'in okurları da sarsıntıya tanık olmaktalar.


Tabi ben yer yer sıkıldım, çünkü geçmiş siyasi olaylarla hatta günümüz siyasetle bile ilgilenmiyorum. Bilmem gerektiği kadarını okuyor ve izliyorum...
Belki iyi belki kötü... ama içim bu kadarını istiyor.
Bu kitapta aslında yazar hem gazeteci hemde birebir tanık olmuş ülkesinde ki devrimlere, savaşlara....

O yüzden okuduğum bazı yerler daha bir netleşti kafamda ama o kadar...


 Cuma akşamı kız uyuyunca şöyle fazla da uzun olmayan bir film izleyelim dedik.
Seven Sisters'ı izledik. Başrol oyuncusu kız oyunun hakkını tam vermiş. Görsel efektler de iyiydi.
Konusuna gelince;
Dünya'da nüfus patlaması yaşanmakta ve doğa da kıtlık var. O yüzden doğumlar ve çok çocuklu aile olmak yasak. Bir anne yediz doğuruyor ve ölüyor doğum sırasında. Dedeleri bakıyor ve öyle bir yetiştiriyor ki yedizleri, her gün biri çıkıyor dışarı. Aynı kıyafet aynı kod ve aynı makyaj ile.
Ve bir kurum düşünün zorla çocukları topluyor ve dünya düzelene kadar uyuttuğunu söylüyor. Meğerse....
Daha fazla anlatmayayım, izlemek isteyeniniz olabilir.
İzlerken düşündüm de, hem dünayayı ve doğayı hor kullan hemde her hakkı yine kendimiz de bulalım. Kodlanmak ve her şeyin hesabını vermek ... zor bir yaşam....


Pazar gündüz ailecek bu filmi izledik. Umay'da izledi yer yer oyun oynasa da gözü hep filmdeydi. Sorular sordu, anlattık.
Kitabı da olan bir film Mucize. Filmi çok beğendim sanıyorum konusundan dolayı. Son sahnelerde ağladım bide....
Bir genin eksik veya bozuk olması sebebi ile bir sürü ameliyat geçiren ve yüzü ister istemez farklı olan bir çocuğun ve ailesinin hayat ile, okul da ki çocuklar ile verdiği mücadeleyi anlatıyordu. Annelik böyle bir şey dedim....
Ama en çok yaramaz bir çocuğun idarelik olması ve orada ki anne babanın tutumu beni sinir etti resmen..............................

Akşamına da kız erken yatınca yine bir flm izleyelim dedik ve

Nerve filmini izledik. Sinir oyunu olarak çevrilmiş Türkçe'ye...
Bir oyun var ve kaydolurken ya izleyici yada oyuncu oluyorsunuz ve lise talebeleri arasında çok popüler bir oyunmuş. Herkesin elinde telefonu ve devamlı o şekilde yaşıyorlar. Hatta gizli izleyiciler de var ve sizden devamlı riskli birşeyler yapmanızı istiyorlar. Verilen sürede yaparsanız para yatıyorlar hesabınıza. Yalnız öyle birşey ki kayıt olduğunuz an tüm bilgilere erişiyorlar ve kameranız otomotik olarak hep açık...
Bağımlılık yapan bir oyunmuş...
Tabi izlerken dehşete kapıldığımı belirtmeliyim... Çocuklarımızı hiç boş bırakmamalıyız....
Çünkü ergen dediğimiz bir dönemde yanlış şeylere bağlanmaları olası.....
Vaktiniz olursa bu filmi de izleyin ve neler dönüyor internette görün..................................................................

Biraz fazla uzun bir yazı oldu.
Selamlar....iyi haftalar. :)

25.2.18

Dublinliler/ James Joyce ...


Kadıköy'e ödemeleri yapmak için indiğimde muhakkak kitapçıları da bi dolanıyorum. Sokaklarında da gezmek  rahatlatıyor beni. Kadıköy'ün değişik bir ruhaniyeti var....

Yapı Kredi Yayınları'na uğradım. O kadar uzun zamandır uğramıyordum ki... Kararlıyım önce elimde ki kitapları okuyup bitireceğim ondan sonra da dağınık bir şekilde değil, listemden okumak istediğim kitapları seçip okuyacağım...
Yalnız bu kitabı görünce dayanamayıp aldım.😸
Daha önce Macera Kitabım Bloğu yazarı Özlem'in tavsiyesi ile Moskava'da Yanlış Anlama kitabını almış, okumuş ve kalemine hayran kalmıştım.
Uzun zamandır da çevirisi yoktu yazarın. Bu kitabı görünce aldım hemen. İnce kitaplardan da ... elimde ki kitaba ara verip sakin bir kafa ile okuyacağım.

Yine geçen sene fuardan James Joyce'ın Dublinliler kitabını almıştım. Uzuznz amandır aklımdaydı okumak. Başladım ve.... biraz sıkılarak bitirdim kitabı.
Konusuna gelince;

 ↬↬↬↬ İrlanda'da geçen yaşam, doğum, dini yaşam biçim, yaşam mücadelesi... yarın kalemi güçlü ve okunması zor, durağan ilerleyen yer yer sıkan  bir kitaptı benim için.

Açıkcası beklediğimi tam olarak bulamadım kitapta.
Hemen karar vermemek için diğer kitaplarına da bakacağım.
Ki yorumlarda da epey yıldız toplamış bir kitap. Benim için doğru zaman değildi.
Ulysses'i okumayı çok istiyorum.
İntrnette biraz araştırma yaptım ve son sözü olarak "

"Ölmeden önce son sözü: “Kimse mi anlamadı?” olmuştur.

Bu hafta iki güzel film izledik evde, onları da bir sonra ki blog yazımda anlatayım.

İyi pazarlar. :)))


23.10.14

Biten kitappp hakkında.

 



İyi ki okumuşum dediğim kitaplardan oldu bu kitap. Moskova'da Yanlış Anlama/ Simone De Beauvoir senin kitabınla tanışmak çok iyi geldi bana.

Ben bu kitabı ilk Macera Kitabım bloğu sahibi Özlem'in sayfasında gördüm. Aklımda yer etmişti, Kadıköy'e indiğimizde hemen YKY Yayınlarına uğradım ve aldım. Bu arada aklınızda olsun yayınevi devamlı olarak %20 indirim yapıyor, zaten pahalı olmayan bu kitap daha bir indirimli hale geliyor.
Edebi değeri yüksek bir kitap bence. Birde ben böyle az şeyle yani az cümlelerle çok şey anlatan yazarları seviyorum. 
Okurken ve okuduktan sonra etrafımda ki yaşını almış kişilerin konuşmaları canlandı kafamda, çoğu uyuyordu valla :))

Fazla anlatmaya gerek yok, alın okuyun derim.

Not: kitap özeti hakkında fazla yazmak istemedim çünkü anlatı kitabı ve sayfa sayısı da çok az. Anlatmak yerine okuyun demek istedim. :)