Hep Kitap etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Hep Kitap etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16.8.19

Biten Kitaplar, Yeni Başlanan okumalar....

Veeeeeee #anarşık bitti..... Kürdan beni çok güldürdün çok yaşa emi.....
☘ Novella tarzı bir roman Anarşık.  Uzun zamandır böyle ince dokundurmalarla kitap okumamıştım. Özellikle bazı yerler de ki o mizahi laflar beni bitirdi.
🤭

Yer yer güldüğümüz ama en çok da içinde yaşadığımız çok bizden biri Kürdan.  Hayatı roman gibi.... Yokluk,  kimsesizlik,  umut.... Hepsi varda var...
Ve başına gelmeyen kalmaz.
Tabi şu ince detayı atlamamak lazım; hiç bir şey göründüğü gibi değildir. Okuyanlar anladı beni 😏




Kürdan lakaplı Mahmut’un cenazesi kaldırılmıştır. İmam efendi, mezara indirilenin Kürdan olmayabileceğine dair şüphesini fısıldayınca,
tüm tanıklar sorguya çekilir. Ancak yedi tanığın ifadesi işleri iyice içinden çıkılmaz hale getirir. Peki Kürdan ölmediyse gömülen kimdir? İmam Efendi cenaze namazında “er kişi niyetine” diyeceği yerde “hatun kişi niyetine” derken bir bildiği mi vardır, yoksa kalbi temiz olduğu için dili mi sürçmüştür? Kürdan arada bir nereye kaybolmaktadır?

Sanayi sitesindeki ustasından kamyon şoförüne, hayat kadınından
muhabbet tellalına, patronundan kabadayısına İzmir’in arka sokaklarında neşeli bir macera. Fuat Sevimay mizahi üslubuyla okuru Kürdan’ın peşinde bir arayışa çıkarırken, acımasız sistemin karşısında vatandaşın çaresizliğini de gözler önüne seriyor.
(Tanıtım Bülteninden)
Hamur Tipi : 2. Hamur
Sayfa Sayısı : 84
Ebat : 13,5 x 19,5
İlk Baskı Yılı : 2017
Baskı Sayısı : 1. Basım












Bitti....lakin içim de karakterler,  olaylar bitmedi.....Tabi bunda bazı karakterler ve isimlerinin de hayatımdaki yerleri sebebi ile daha bir içimde yer etti.
🏔 Nasıl da sadece bize anlatılanları biliyoruz duygusunu bu kitapla bir kez daha hissettim. 
🏔 Bazı karakterleri çok sevdim bazılarına kızdım. Lakin fazla açık veremiyorum kitap yeni 😉
🏔Hatai Başkan, John Gable, Aziz sizi unutmıycam..... Hele bana hatırlattıklarınızı hiç....
🏔 Bu yaz okuma hızım düştü diye kaç kez demiştim 😉 #dergahdağınsaklıyüzü
Kitabı elimden hiç bırakmak istemedim, bazı cümleler de ve detaylar da daha yavaş okudum,  çocukluğuma, anılarıma gittim.....
🏔 Özellik "İsmail" karakteri tam ismi çok içimi yaktı....fazla detay verememek çok zormuş yahu....keşke size de anlatsam hikâyeyi...
Ama anlatmam kitap yeni,  alacak olanlarınız olur.....
Kader ölçüsü, içimizde ki his....yaşadığımız anlar......hepsi var Dergah'ta....
Emekli bir asker olan John Gable aldığı bir haberle geçmişe döner ve başına geleceklerden habersiz Amerika’dan Türkiye’ye doğru yola çıkar.
Binlerce kilometrelik bu yolculuk Hakkâri’de görev yapan Binbaşı Cem Elvan ve emir eri İsmail’i de içine alacak bir serüvene dönüşecektir.
Onlar birbirlerini bekleyedursun, geçmişe ait ruhlar da yerlerinden çıkıp bu üç adamın kaderine ortak olacaktır.
(Tanıtım Bülteninden)

Hamur Tipi : 2. Hamur
Sayfa Sayısı : 280
Ebat : 13,5 x 19,5
İlk Baskı Yılı : 2019
Baskı Sayısı : 1. Basım






Bu kitabı bir arkadaş önerdi. Daha önce hiç duymamıştım. Ve yine tanımakta geç kaldığım yazarlardan diye düşündüm.
Çünkü öyle güzel ki anlatımı. Şuan PDF olarak okuyorum. Lakin diğer kitaplarına da bakmayı düşünüyorum.
Kitabın tanıtımı şöyle;

On yıl boyunca tasarlanan, iki yılda yazılan, belki bir günde bir solukta okunacak, belki bir haftada hazmedilemeyecek, herkesin istediğini bulabileceği bir yapıt olan Yaşam Kullanma Kılavuzu düzensiz büyük bir düzen ya da son derece düzenli bir düzensizlik…yani yaşamın kendisi…Edebiyat türleri açısından sınıflandırılması oldukça zor bir yapıt…Betimlemeler, sıradan öyküler, olağanüstü yazgılar, kataloglar, bilgelik dolu egzotik olaylar, mükemmel biçimde tasarlanmış cinayetler, karanlık kara büyüler, mucize bir eski kitap, bir seyahat kitabı, kapsamlı bir sözlük, şefkatin hiç eksik olmadığı bir ironi... Perec’in her şeyi tıkıştırdığı bu kitap büyük bir yapboz! Kaba güldürüyle atbaşı giden barok bir gerçekçilik!

Henüz başlardayım lakin okurken nasıl ilerliyor sayfalar fark etmiyorum bile....

28.7.19

Kapalıçarşı Fuat Sevimay Kitabi

Daha önce hiç bilmiyordum Sevgili Fuat Sevimay'ı. Arkadaşım Ayla vesilesi ile hem iyi bir çevirmen hem de iyi bir yazar ile tanışmış oldum. 😊



✒ kapalıçarşı romanı enfesti. Tabi  sonrası biraz yorumlara baktım.... Enteresandı. Çünkü bu kitap öyle sade akan romanlardan değil de...içinde biraz felsefe,  biraz okuma birikimi,  biraz da tarih vardı. Örneğin "Uzun İhsan Efendi" nin isminin nereye vardığını( ki İhsan Oktay Anar'ın yazım diline hayranım ve Fuat Bey'in kitabında da aynı keyfi aldım),  "Amak-ı Hayâl" deki konunun burada nasıl da geçtiğini,  hatta ben Aras ile Meriç'in aşkını biraz İskender Pala'nın "Babil'de Ölüm İstanbul'da Aşk" kitabında ki aşka da benzettim.
✒ tabi bu göndermeler sizi yanıltmasın, kopyalama paylaşımlar yok.... Tarihi bilgiler, yanlış bilinen doğrular en önemlisi de önemli bir yapı olan Kapalı Çarşı'ya dair masalımsı anlatımlar.
✒ Örneğin; Lenordo Da Vinci'nin kitapta ne işi var diyebilirsiniz... Oysa ki büyük ressam, hazerfan Lenordo D.V. zamanın da İstanbul'a gelip meşhur Haliç Köprüsü mimarisi ve yapımı talebi onaylanmasa da sergileniyor. Ve Kitapta neden olduğunu daha iyi anlıyorsunuz 😊
✒ özellikle masalımsı,  destansı ve biraz da abartılı anlatım aslında bizde çok eskilere dayanıyor.  Olaylar anlatılırken hâlâ o mizahi anlatım yok mudur?!    Her ne kadar bazı değerlerimizi yitirsek de yazarın kitabında bunu hissettim.
✒ Pir vasıtasıyla Kapalı çarşı ruhunu konuştırması,  insanların hırsı, dünyevi istekleri karşısında  yapabileceklerini öyle güzel anlatmı ki...
Hele hele o özlü sözlerin nasıl çıktığını anlattığı masalımsı dili.... En en çok güldüğüm "ayılana gazoz" hadisesi oldu 😁
✒ Civan'ın neden divan olduğu ve Civan'ın vasıtası ile biraz da  Mesnevi'ye gönderim yapılması,  özellikle Bitim kısmında anlatılıyor.
Velhasıl çok sevdim çok kitabı.  Tek sevmediğim naçizane kapak tasarımı oldu.
Ve en kısa zaman da Kapalıçarşı turu ve ara sokaları gezerken başka duygularla bakıp, hissedip gezicem.


12.9.18

Gölgeler Ve Asi Kızlara Uyku Öncesi Hikayeleri Kitap Yorumu

Eylül ayına hızlı bir giriş yaptık. Hem en son vdiğğm mevsim hemde acı olayların başladığı bir ay bu ay benim için...... 😒
Yeni Eğitim - Öğretim Yılı hayırlı olsun.
Bizim ilk göz ağrımız Toprak Cem 1.sınıfa başladı..
Biz de tabi dugusal dakikalar.

Bakalım nasıl bir sonbahar 🍂 yaşayacağız  Diğer detayları başka bir yazıda anlatırım

Bu ay iki kitap bitirdim. Birincisi uzun zamandır almak istediğim bir kitaptı:
ASİ KIZLARA UYKU ÖNCESİ HİKAYELER  kitabı.
Hatta ikincisi de çıktı. Kesinlikle tavsiye ederim. Özellşkle ortaokul ve sonrası kızlarımızın okuması için.
Öncesi bile olur  😊

Başarılı kadınların verdikleri mücadeleleri  pes etmeyişleri ve başarıları kısa kısa öykü şeklinde birer sayfa da anlatmışlar.

Tabi her dönem kadının bastırılmasına şahit oluyoruz  Ve bunun ülke, memleket ile alakası bile yok  Kadınsan otur evde temizlik, yemek yap......
Aynı zaman da çok da güzel hediye kitap olur bu bence  😊
               📚 📖 📖📖📖📖📖📖📖📖📖📖
Diğer kitabım da;
GÖLGELER/ ZÜLFÜ LİVANELİ

Kısa öz novella kitaplardan
İçinde kimler yok ki. Atatürk, Yaşar Kemal  Halide Edip, Sabahattin Ali vb.. Yazarlarımız gölgeler şeklinde bir önce ki kitapta yani Konstantiye Oteli kitabından bir bölümde geçiyor.
Arka kapak yazısı şöyle ;

Zülfü Livaneli’den İstanbul’a ve onun yazarlarına, şairlerine saygı duruşu: Gölgeler  Karanlığın bütün gölgeleri yuttuğu bir İstanbul akşamı. Bütün sesler susmuş. Yalnızca gelip geçenlerin görmediği, duymadığı Gölgeler’in sesleri yankılanıyor sokaklarda. Son bir kez söylenen şarkı gibi, son bir kez yazılan şiir gibi, “son bakışta aşk”ta dile gelen sevda sözleri gibi… Gölgeler konuşuyorlar karanlıkta… Fatih Sultan Mehmed, Mustafa Kemal Atatürk, Halide Edip Adıvar, Reşat Nuri Güntekin, Nâzım Hikmet, Yahya Kemal, Sabahattin Ali, Orhan Kemal, Yaşar Kemal, Kemal Tahir, Orhan Veli, Ülkü Tamer, Ece Ayhan, Cemal Süreya ve Attilâ İlhan'ın gölgeleri...  Şiirin tapınağı önünde vecd halinde bekliyor İstanbul, ona yeniden hayat verecek  son kelimeyi…

Bana göre tek sıkıntı Doğan Kitap basımı kitaplar çok pahalı oluyor.... 

Yine parça parça bir yazı oldu. Sanırım gece yazınca böyle oluyor. 
Okul düzenimşz başlasın gündüz yazacağım bloğumu. Belki o zaman daha sıralı yazarım.
İyi geceler  😊 



23.1.18

Ev Hali, İlber Ortaylı ve Nermin Yıldırım Kitapları....

Sabahları yedi buçuk sekiz gibi güne başlayan bir ponçik var evde😊
Bizim gibi gece oturanlar için biraz erken bir saat oluyor ama aslında en sağlıksını Umay yapıyor.
Akşam en geç dokuz gibi yatırınca ki çoğunlukla 8-8:30 gibi yatırdığımızdan ve deliksiz uyuduğundan sabah da epey bir dinç kalkmış oluyor.
Yalnız sorun şu ki bana göre sorun kalkar kalkmaz oyun oynamak istiyor. Biri bana desin; çocuklar bu kadar enerjiyi nereden buluyor? bana da getirin o enerjiden...
Kızım diyorum bi kendime geleyim bi dur...yooookkkk, piknik yapacakmışız. Fotoğrafda görünen piknik malzemelerinin yarısı devamı fotoğraf sonrasında. 😀😮

Babası uyanınca beni bırakıyor bu sefer onunla oynuyor, en büyük keyfi babası ile PlayStation oynamak.
Bende onlar oynarken biraz ev toplamaca sonrası ver elini kitap okuma. Elimde ki kitapları bir an önce bitirip yeni kitaplar için can atıyorum resmen. Çünkü evde bekleyen kitaplar neredeyse iki senelik. Bu sene kız kreşe başlayınca ve uyku saatleri düzene girince okuma saatlerim de arttı. Keyifliyim vallahi bu durumdan. Nasıl özlemişim oturup sakince kitap okumayı anlatamam.

Uzun zamandır aklımda olan Dokunmadan/Nermin Yıldırım kitabını okudum iki gün önce.

 Kitabın bazı sayfalarını atlayarak okudum ne yalan. Evet altı  çizilecek çok cümle vardı.
Nette şöyle bir bakındım, kitap hep yüksek puanlar almış. Benim okumak istediğim Unutma Dersleri idi ama fuarda bu kitap vardı bunu almıştım.
Konusuna gelirsek; Adalet kanser olduğunu ve fazla ömrü kalmadığını öğrenir. Hastane de tedavi görür. Görürken de aklına çocukluğundan başlayan hikayeler gelir. Kapıcı çocuğuna yaptığı kötülük takılır kafasına ve onu bulup özür dilemek ister. Tabi bu arada başka bir sürü şeyi de hatırlar, ev halleri, mahallesi, arkadaşlıkları.
Çok fazla süslü cümle var ve bazı anlatımlar o kadar çok içiçe farklı cümlerler anlatılmış ki aynı satırlar da.Hani" evet anladım daha fazla anlatmana gerek yok hissi" uyandı içimde.
Beni biraz yordu, ara da kaldığım bir kitap oldu.
Tanıtım bülteni şöyle;
Adalet, yirmi dokuz yaşında genç bir kadın. Hayata ve insanlara dokunmadan, ne mutlu ne mutsuz, öylesine yaşayıp gitmektedir. Ta ki doktoru, ölümcül bir hastalığa yakalandığını söyleyene dek... Hastalığı için kendini suçlayan Adalet, hayatını didik didik ederek, ilk günahını, masumiyetini kaybettiği ilk gerçek suçunu bulmaya çabalar. Bu uğurda çıktığı yolda kendiyle de, içinde yaşadığı ülkeyle de yeniden tanışacaktır. Dokunmadan, kahramanın hayatı sorguladığı, değişimi yaşadığı ve belki de aşka rastladığı sürükleyici bir yolculuğa davet ediyor okuru.

(Tanıtım Bülteninden)


Bir diğer kitabım da İlber Ortaylı'nın son kitabı Gazi Mustafa Kemal Atatürk oldu.
Daha önce Sinan Meydan anlatımı ile okumuş ve çok beğenmiştim. Bu kitap da çok iyiydi.
Sanki karşınızda İlber Hoca var size anlatıyor, okurken öyle hissediyorsunuz, konuştuğu gibi yazmış. :)
Ailesinden başlıyor ama anlatırken sizi tarih vererek boğmuyor. Daha çok gelişmelere yönelmiş, doğru bilinen yanlışları anlatmış ve ülkemizin nelerden geçtiğini, bu ülkeye ve Atam'ıza sahip çıkmamız gerektiğini aktarmış.
Düşününce  öyle değil mi?
Üzüldüğüm bir şey varsa oda hep bu konular açıldığın da Atatürk-Hz. MUhammed( S.A.V) karşılaştırılması.
Oysa ki ikisinin de bence gittikleri yol aynıydı. İnsanlığın özgür, kendi iradesi ile karar verdiği ve yaşadığı topraklar da özgür olması.
Sonuçta şöyle bir gerçek var ki ön görülü olmak herkese nasip olmaz. Hem öngörü hem liderlik vasıflarına sahip olmak büyük bir nimet. Ki Atatürk fazlası ile sahipmiş.
Bana biraz saçma geliyor kimse kusura bakmasın. Sevgili Peygamberimiz'in elbet gönlümde, aklımda yeri başka asla kıyaslama bile yapmam. Neden her seferinde kıyaslarlar anlamam da.

Atatürk'de öyle. Eğer bugün bu topraklar da bu şekilde yaşıyorsak Atam'a ve kendisine inanan, gazi, şehit olan atalarımıza borçluyuz.

Bu konu uzun. Sizi sıkmayayım.
Tanıtım yazısı şöyle;

“Tarihin akışını değiştiren, ona mührünü vuran veya büyük tehlikelere mâni olan liderlere her memlekette rastlamak mümkün değildir. Atatürk dünya tarihinin nadiren gördüğü bir dehadır. Birinci Dünya Savaşı'ndan sonra, hiçbir mağlup milletin direniş göstermediği zamanda siviller ve askerlerle dünyaya meydan okumuştur.”

-İLBER ORTAYLI-

Gazi Mustafa Kemal Atatürk kitabı, evvela imparatorluğu dirilten nesil olan 1880'liler kuşağı, Balkan coğrafyası ve Mustafa Kemal'in aile kökeni ile başlıyor.
Akabinde Atatürk’ün askeri eğitimi, Manastır yılları, Milliyetçilikler Dönemi, İttihat ve Terakki, II. Abdülhamid, Enver Paşa, Ziya Gökalp, Trablusgarb, Balkan Savaşları ve Sofya yıllarıyla devam ediyor.
Ordumuzun İtilaf devletleriyle sekiz cephede mücadele ettiği Birinci Dünya Savaşı, kutlu zaferlerimiz Çanakkale ve Kutü’l Amâre, Mondros, son padişah Vahideddin, bir milletin ve ülkenin ölüm fermanı olan Sevr…
Tüm detaylarıyla Milli Mücadele dönemi, 23 Nisan 1920 ve sonrasında muhalefete rağmen verilen Kurtuluş Savaşı, İnönü Muharebeleri, Lozan Konferansı, Büyük Taarruz ve Cumhuriyet’e giden yol...
Saltanat ve hilafet tartışmaları, Lozan, On İki Ada, mübadele, Osmanlı'dan kalan borçlar, Musul ve yakın tarihin en önemli meselesi olan inkılablar...
Son olarak kişisel özellikleriyle, dünyada, anılarda, hafızalarda kalan izleriyle modern Türkiye’nin kurucusu Atatürk...
İlber Ortaylı bu ilk biyografisinde yaşamının tüm yönleriyle büyük lider Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ü anlatıyor. Türk tarihçiliğine hiç unutulmayacak ve sürekli başvurulacak bir rehber kitap daha kazandırıyor...

(Tanıtım Bülteninden)