İthaki Yayınları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
İthaki Yayınları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28.3.24

Merhaba... Ulyssee ile

 Selam.... 

Uzun çok uzun bir aradan sonra "merhaba" demek de zormuş.  Hayatımızda çok şey oldu bu süreçte. Bizi üzen olaylar yanında sevindiren haberlerde oldu. Hayat böyle işte diyorum kendime. Bir sınavdayız ve her şey mümkün....

Ara ara girip sizleri okudum. 😊 Kendi okuduğum kitaolarj rutin bir şekilde Instagram'da paylaşınca burası biraz atıl kaldı sanki 🥺 oysa ki seviyorum bloğumu, yorumlarınızı, sizlerin paylaşımlarını. Sanırım bir döngüye girdim. Kırmak gerek... O zaman son okuduğum kitaplardan birini paylaşarak selam demiş olayım. 





Çooooooooooooook uzun zamandır #ulyesses okumak istiyor ama bir türlü kendime güvenmiyordum. 🙈 Ki çok seviyorum #jamesjoye 🤗

Özellikle kelimeler ile oyunlarını, ince esprilerini, hafiften laf dokundurmalari falan hep çok zekadan bence😊😉 

Neyse efenim, Ferda dedi ki; Gulsaaahhhh Serkan Hoca ve grubu "Ulyess" okuyacak gelsene. ( Tabiki arkadaşım biliyordu ne kadar çok okumayı istediğimi 🙈) Hadi dedim kacmaaaz bu fırsat, gruba katıldım. 


Öncesi "İlyada ve Odeyssa" okuduk. Joyce'un diğer kitaplarını okuduğum için yeterli idi benim için.  

Alt metni çok fazla olan bir kitap. Grupta ki arkadaşlarımı takdir ediyorum öyle detaylar yakalıyorlar ki.... Bizimlede paylaşıyorlar 🙏🏻 

Lakin yapı olarak bir kitabı öyle didik didik okuyunca yani ders kitabı gibi okuyunca keyif alamıyorum. O yüzden roman okur gibi didiklemeden okudum. Ve daha çok keyif aldım. 

Tabi bunda #fuatsevimay çevirisinin de etkisi var. Çünkü daha günümüze uygun çevirmiş. 

Ahhhh! Bazı yerleri okurken gülmeden edemedim. O ince zekâsı ile ince espriler, söylediği alttan alttan lafları bitirdi beni ya🙈😀

En çok hayran kaldığım şey ise; bir günü anlatıyor romanında ve o nasıl detaylar... Gerçekten de kendinizden pay biçin, bir günde karşılaştıklarınızla konuşmalarınız, evde bekleyen durumlar derken öyle oluyor ama bunu yazıya dökmek, arada geri dönüşlerle anlatmak, sonrası derken bir kez bir kez daha hayran kaldım zekâsına. Çünkü o dönemi düşünürsek, hz.google yok🙈 bu kadar ulaşım kolay değil bir çok şeye... Ve Joyce öyle bir sembol dili kullanmış ki. 

Açıkçası başlarken hızlı başlayıp sonra durağanlasıyor kitap, ama lütfen pes edip bırakmayın. O kelimelerin büyüsü ile devam edin. Evet sıkılabiliyorsunuz çünkü o anlatım üstünlüğünün gizemi bazen yoruyor ama değiyor da.


Not: Nette çok fazla kitap ile ilgili açıklama var. O yüzden ben kendi hissettiklerimi paylaşmak istedim.

İyi ki kitaplar

 var...✌🏻





23.1.23

Haftaya Dair.... biten kitaplar.

 Selammmmm 🪷

Moda Parkından gökyüzü 


Yeni yıla bu senede hasta girdim 😬

Yeni yıl haftası öncesi babam geldi. Dönecekti ki Umay kız " dedoş, nolur gitme beraber girelim yeni yıla" deyince .. eee torunlarda baldan tatlı olunca 🤭 beraber girdik yeni bir seneye.... Önce babam,.sonra ben sonra da beyim hasta oldu. Allah'tan iki güne toparladım da, soframizi kurup kayınvalidemleri de çağırıp, güzel bir akşam yemegi ile yeni yıla "merhaba" dedik .... 

Sonrasında arkadaşı ile döneceğinden, bir hafta daha kaldı babam ve giderken görmeniz lazımdı.... Nasıl mutluydu İstanbul'dan gideceği için... Canım benim yaaa; kızım siz beni anlamıyorsunuz daralıyorum İstanbul'da diye diye gitti.... Haklı tabi, burada eve kapanıp kalıyor, oysa ki Ortaca'da olsa, sabahtan kahveye ,ordan çarşıya ordan Dalyan'a, hafta da bir gün pazarını yaparken hafta bitiyor... En azından arkadaslari ile çay içip sohbet ediyorlardı. Evet burası da evladinin evi ama onu çok iyi anliy.... Hepimize iyi geldi bu buluşma diyerek vakit geçti bitti.☺️💫

Yarı yıl tatiline de hızlı giriş yaptık... Onuda artık başka sefere anlatırım ☺️



Bu sene okuma grubumuzla tekrardan Kurtlarla Koşan Kadınlar okuyoruz.  Diğer arkadaş grubumuz ile Tanrılar Okulu okuyoruz. Ben artık 3.ye dönüyorum ama bazı kitaplar belirli aralıklarla tekrar okunmalı ve bu kitaplar da o kitaplardan .📖



"Daha önce , dedim, yolunu bulmanın, ilerlemeye duyulan inanca ve geride bıraktıklarınızın yerinin değişmeyeceği varsayımına ne ölçüde dayandığını fark etmemiştim."

🎤 Övgü ile üçleme; erkeklerin açık ve gizli güç gösterileri içinde kadınların nefes alma çabasının giderek daha çok belirginlik fark ediliyor....Faye, çeşitli karakterlerle karşılaştığında onlarla konuştuklarını anlatan kurnaz bir hikâye paylaşımcısıydı. Uçaklarda ve konferanslarda, insanlarla yaptığı konuşmalarla onların hayat hikâyelerini ve sırlarını ortaya döküyor, ancak kendisi hakkında çok az şey anlatıyor. Üçlemenin son kitabı #övgü
🎤 Üçleme hakkında şunu da belirtmek isterim ki; çok sesli koro gibi kitap. Ve anlatılanlardan ara ara kopabiliyorsunuz, o yüzden ara vermeden okumak gerekir. Ve umarım yanlış anlaşılmam söyleyeceğim şey konusunda; bu kitap her okuyucuya hitap etmeyebilir... Tamamen okuma tarzınıza ilgili.....çünkü kim, kimdi olabiliyorsunuz bu incecik kitapta ve bazen konulardan bağımsız başka bir hikaye okuyabilirsiniz....
 Bir kaç alıntı daha paylaşmak isterim:

🎤🎤🎤Fark ettim ki çocukları en çok sevenler onlara genellikle en az saygıyı gösteriyor.....
🎤🎤🎤"İnsanlar hakkında söylenebilecek bir şey varsa," dedi Ryan , "o da, özgürleşmeyi ancak özgürlük kendi çıkarlarına olduğunda tercih edeceklerdir."
🎤🎤🎤 
#gulsahinkitapligi #satirarasiokumalar2023



Jack London tarafından 1910 yılında yazılır #kızılveba 1912 yılında London Magazin’de “tefrika” edilir ve 1915 yılında Macmillan Yayınları tarafından yayımlanır.
Ve kitapta geçen veba salgınının yılı "2073" böyle hayal güçlerine bayılıyorum..... Vebadan kurtulan dedeciğin torunlarına veba öncesi yaşamı ve sonrasını anlattığı hikayemiz, distopya...... 
Kısa ama öz çok şey anlatan kitabı içim ürpererek okudum... 
Arka kapakta şöyle der;
Yıl 2073. Kızıl Veba’nın, dünya nüfusunun neredeyse tamamını yok etmesinin üzerinden altmış yıl geçmiştir. Geçmişe dair tüm yaşanılanlar büyük ölçüde unutulmuş, insanlığın binlerce yıldır sürdürdüğü gelişmeler tarih olmuştur. O günleri sadece bir kişi hatırlar: İhtiyar James Howard Smith. Batıl inançlarla dolu bu vahşi gelecekte, torunları ondan salgından önceki hayatı anlatmasını ister… anlattıklarına her ne kadar inanmasalar da.
 
Bu edisyonda “Kızıl Veba” ile birlikte Çin’in süpergüç, biyolojik savaşın tek çözüm olduğu başka bir gelecek tahayyülü sunan bilimkurgu öyküsü “Görülmemiş İstila” da kendine yer buluyor.



12.8.22

Yerdeniz Serisi ve Biten kitaplarım

Yine okuduğum ve paylaşmadığım kitaplarım birikmiş..😊

 


Bazı yazarlar ve kitapları çok ama çok heyecanlandırır beni.... Ya sizi?
Mesela bilirim ki Ursula K. Leguin okuyacaksam, ruhum, zihnim bayram edecek... 🙏🏻 😊✌🏻
Uzun zamandır okunmayı bekliyordu #yerdenizbüyücüsü serisi...bazı kitapları, sizin gibi heyecanlanarak okuyan, farklı açılardan bakıp, yorumlayan, sohbet ettiğiniz arkadaşlarınız ile okumanın keyfi öyle bambaşka ki... İşte bu duyguyu #mineilebirlikteokuyoruz grubumla yakaladım 🙏🏻❤️

📚 Notlar alarak, alt satırları çizerek okumaya başladım. Acelem yok, sindire sindire okuyacağım... Ve inanıyorum ki 6 cildi bitince, ruhum bambaşka olacak, bazı kapılar açılacak.....
İşte böyle bir günün fotoğrafı bu kare...... Burada, kitap günlüğüm de kalsın istedim... Unutmam ama unutursam hatırlatayım istedim. 😊
🍂 🍁 🍂 🍁 🍂 🍁
Yerdeniz serisinin ilk kitabı resmen vurgun gibiydi. O kadar ruhen okumayı istiyorum ki....
Şöyle başlıyor Yerdeniz;
"Söz sessizlikte, 
ışık karanlıkta, 
yaşam ölürken ;
bomboş gökyüzünde 
uçarken parlar atmaca..." 
-EA'nın Yaradılışı
-
🐲 Tabi kitabı sadece fantastik, kurgu ögeleri ile anlatılmış bir hikâye olarak düşünmeden okursanız, alt metini yakalarsınız. Bir de bazı kitaplar, beraberce, grupça okunmalı. İşte bu seri de öyle bence..
🐲 🐲 Konusuna gelirsek.... Ana kahramanımız Ged'in bir nevi yolculuğu, aslında içinde olan ruhani güce ulaşması için, yaşadıkları, savaşmak zorunda kaldığı, bazen öfke , bazen sükut ile yola devam ettiği bir yolculuk....
Kitap da çok fazla Tao Felsesinin izlerini bulabilirsiniz. O yüzden öncesi Sevgili Mine'nin hatırlatması üzerine "Tao" kitabını okudum/k.
⚖️ Ve kitapda bolcana anlatılan "DENGE"... Ve insanın en büyük savaşı kendisi ile...... 
Kitap bitince hemen yorum yazamadım.. İçimde sindirmek ve bu muhteşem eserin tadına varmak istedim. 
🐲 Eğer içsel yolculukları, değişimleri, yolları seviyorsanız ertelemeyin bu şöleni... 
Arka kapak der ki;
"Sanırım Yerdeniz Büyücüsü'nün en çocuksu yanı konusu: Büyümek. Büyümek, benim yıllarımı alan bir süreç oldu; bu süreci otuzbir yaşımda tamamladım -ne kadar tamamlanabilirse; o yüzden de çok önemsiyorum. Çoğu genç de önemser. Ne de olsa esas işleri budur: Büyümek." 
 #gulsahinkitapligi #ursulaleguin

Her şeyin merkezi olmak, kararlar vermek...

🕯" yolunu bulmak" aslında kitap biraz da bundan bahsediyor...önemli çünkü...nereye gittiğin, gitmek istediğin...
🕯📖🕯📖
"Özgürlük ağır bir yüktür, ruhun yüklenmesi gereken büyük ve garip bir sorumluluk. Kolay değildir. Verilen bir armağan değil, yapılan bir seçimdir; bu seçim de zor bir seçim olabilir. Yol, yukarıya doğru çıkar; ama yüklü yolcu oraya hiçbir zaman varamayabilir..."
📖

Bir de kitapta sonlara doğru "çağırmak "vardı... duyguları, olumlu-olumsuz duyguları, durumları, yüzleşmek...bir çok şey vardı serinin ikinci kitabında.... hele sonlara doğru "özgürlük "için bir cümle vardı ki...offf der susarım....
🕯🕯🕯🕯
Yine dengenin önemi.. her şeyin zıddı ile var olması...karanlıkların bir yerden sonra nasıl da aklımızla oynaması...

📖 kitabın konusuna gelirsek; Ataun Mezarlarını Rahibi ölür ve o gün, öldüğü saatte doğan kız bebek ararlar... ve Tenar'dır bu... rahibenin öldüğü gün ve saatte doğmuştur. Ve inanış göre İlk Rahibenin ruhu bu bebeğe geçmiştir...
Çocuk 5 yaşına gelince, sadece hadım ve kadınlardan oluşan korunaga alınır, yetiştirilir...olaylarda bundan sonra başlar.... simgeler çok fazlaydı....doğum, ölüm, yıkım ve özgürlük...


Daha önce "Ben Kirke" kitabını okumuştum yazardan. Anlatım dilini sevmiştim. Sonrasında da #akheulusunsarkisi kitabını okudum.
⚖️ Mitoloji ögelerini ve olaylarını kurguyla beraber anlatıyorsun yazar. Ve okurken çok fazla bilgiye boğmadığından daha da akıcı ilerliyor kitap.
⚖️ ⚖️ Her ne kadar baş rolde Akheulus olsada, Paktokros'u da okuyoruz. Sürgüne gönderilen prens ile büyük savaşçılardan biri olan Akheulus'un hikayesini okuyoruz. Öncelikle arkadaşlık, dostluk ve yarenlikle başlayan hikaye sonrası aşk, sevgi ile bağlanan yüreklerini ve o sürede gelisen Troya Savaşı anlatıyor... Tabi kurgu üzerinden...
⚔️⚔️⚔️⚔️

Tabi yine geride kalan, eskik bir şeyler vardı... Ben Kirke kitabında da böyle hissetmiştim. Kirke'den çok diger olaylar anlatılmıştır. Burada da öyleydi...
Şunu da demeden gecemiycem... Mitoloji ile günlük olayları, içsel konuşmaları, yukarısı aşağısı durumlarını iyi aktarıyor yazar.....
Size de şöyle ağır kitaplardan sonra ara kitap olarak kitabınızı alıp okumak kalıyor.... 
 #denizadamı
Canım kitap dostum Banu'nun paylaştığı bir kitap "Deniz Adamı"
Kahvenizi yapın, kitabın kapağını açın ve bir bakmışsınız kitabı bitirmişsinniz.... O kadar elinizden bırakmak istemiyorsunuz....
🧜‍♂️ 🧜‍♂️🧜‍♂️🧜‍♂️🧜‍♂️
Yaşadığınız çevre bir çok açıdan etkiliyor bizi... Kitaba konu okan Nella ve Robert içinde böyle... Hapiste okan bir baba, alkolik ve odasında takılan bir anne... Kardeşine sahip çıkmaya çalışan bir abla... Okulda karşılaşılan akran zorbalıkları....
🧜‍♂️🧜‍♂️
"Gerçek bir başlangıç yoksa gerçek bir son da olamazdı..."
"insan bütünüyle çaresizse, her şeyin bir fiyatı vardır."
📍 Bunlar alıntıladığım bir kaç cümle.... Okurken bir çok yer de içime oturdu cümleler....

✔️ Ve akran zorbalığı yapan bir çocuğun sınırınin olmamasının nelere mal olduğunu da okudum kitapta..... Konu hüzünlü, içe dokunan lakin okurken içerisin de yardımlaşma, arkadaşlık, dostluk, umut da okudum....
Günlük olayları büyülü bir gerçeklikle buluşturmus yazar ve bize de bu güzel çeviriyi yapan Sevgili @aliarda Beye teşekkür etmek düşer. 🙏🏻 😊✌🏻

19.1.22

Biraz bizden biraz kitaplardan.... :)

 Selam...... :)

Yeni yıl sonrası covid oldum/k. Aslında her şey güzel başlamıştı. :)

 Yeni yıl öncesi perşembe günü üşüttüğümü düşünüp, hafif bir kırgınlıkla yeni yılı karşılamıştık. Fakat 4.günün donunda tat ve koku gidince, bide üstüne hafif bir sırt ağrısı hissedince " ahanda ben covid oldum sanırım" dedim...... sonrası malum test ve pozitif. Koku kaybı sonrası ikinci gün koku ve tat geri geldi lakin beşinci gün test yaptırıp " negatif" sonucunu görene kadar yata odasında takıldım. Vallahi hiç yatağımdan bu kadar sıkılacağım aklıma gelmemişti ;))

Sonrasında Merter'de grip oldu gibi oldu ve o da pozitif cıktı. lakin onun daha uzun sürdü. 5.gün testi de pozitif cıktı, bu sefer onu kapattık odaya.

Nasıl zor geldi Umay'a dokunamamak, öpüp koklayamamak.....😒 neyse geçti bitti diyeyim. Sanırım biz Omicron olduk cünkü üşütme gibi gelip geçti.... 

bi on gün evdeydik ma aile, sonrası okullu okuluna ben de evde kahve kitap keyfime.

Bu sene yei yıl coşkusundan hiç bir şey anlamadım. Oysa ki çok severim yeni bir yılı karşılamayı.... Buna da şükür deyip başladık bakalım. 

Çok uzun zamandır grup okumalarına katılmıyordum. Sonra İnstagram'da severek takıp ettiğim Mine'nin paylaşımına denk geldim. Çok düşündüm ( aslında niye bu kadar düşündüm onu da anlamadım ama neyse) sonra kitaplara baktım ve "hadi bakalım" deyip katıldım. İyi ki de katılmışım. O kadar tatlı arkadaşlıklarım oldu ki... En önemlisi de aynı dili konuştuğum canım kadınlara çok teşekkür ederim. Çünkü ortak paylaşımlar olmadı mı sohbetde keyifli olmuyor.

Mesela bugün Proust toplantısı vardı. O kadar değişik bakış açıları ile dinledim ki Can'ım Proust'u, bir sürü kapılar açıldı zihnimde. Gelelim okuduğum kitaplara;

Caım Isabel Allende'mden okudum yine. "AŞKTAN VE GÖLGEDEN" tabiki çok beğendim yine. Sadece aşk yok... Yaşanan gerçeklerden yola çıkarak kurgulanmış bir hikaye var...Askeri bir diktatörlük ve sonrası yaşananlar, gizlice gömülenler ve sonrası....

AŞK VE POLİTİKA

Allende’nin Aşktan ve Gölgeden romanı ilk bakışta klasik bir aşk romanı gibi görünse de büyülü kurgusu ve yazarın sarsıcı sözcükleriyle ise aslında politikanın insanlara yaşattığı acının anlatıldığı, bıçak gibi keskin bir yapıt.

Roman, gazeteci Irene ile fotoğrafçı Francisco’nun üç bölüme yayılan çarpıcı öyküsünden oluşuyor. Irene gazeteciliğinin yanında annesi ile birlikte bir huzurevinin sahibi. Francisco ise İspanya İç Savaşı’ndan kaçıp bu ülkeye gelen kalabalık bir ailenin üyesi. Savaştan kaçan aile burada da darbeye yakalanıyor ve evi olarak gördükleri bu ülkede kaderin yazgısına razı oluyorlar.

Ayrıca huzurevi sakinleri, sirkte çalışan bir sanatçı, mucizeler gösteren bir kız, askerler, köylüler, hizmetçiler ve din adamlarının yer aldığı geniş karakter skalasıyla bir ülke panoraması sunuyor.

Irene ve Francisco, bir azize olarak görülen Evangelina ile röportaj yapmak üzere onun evine gidiyorlar. Bu sırada evi askerler basıyor. Böylece olay örgüsünün fitili ateşleniyor.

ÜLKEDE MAYALANAN KIZGINLIK

Ülkede siyasi yapı son derece kırılgan, her yerde polis ve asker var. Halk arasında muazzam bir uçurum söz konusu, çok zengin bir kesimin karşısında fiyatların artması ve ortalığı kasıp kavuran kıtlıkla birlikte hep mucize arayan insanlar sarmış dört bir yanı:

“Askerler gerçeğin üzerine sımsıkı bir kapak örtmüşlerdi, şimdi bu ülkede vahşi bir kızgınlık mayalanmaktaydı, kapak patladığı zaman da ortada bunu denetim altına alacak sayıda tank, asker olmayacaktı.”

Evangelina’nın askerlerce götürülüp kendisinden bir daha haber alınamamasıyla Irene ve Francisco için röportaj, bir polisiyeye / araştırmaya dönüşüyor. Ülkede sadece Evangelina değil yüzlerce kayıp olduğu ortaya çıkıyor.


"Erkeklerin ve kadınların errores'i olur-hataları, kabahatleri, günahları, faltas," İnsanoğlu kendi tasalarının tohumlarını eker ve yanıltıcı hayal gücünün yarattığı kayalarda tökezler, hayat zor ve zorludur....." der kitapta....
Yeraltı Edebiyatın da yazan bir yazar #jackkerouac normal de pek okuyamam ama yazarın "Yolda" kitabını çok merak ediyordum. Sonra #1yayınevi1kitap etkinliğinde bu ayın yayinevi Siren Yayınları olunca, başlangıç yapayım dedim.
Seveni olduğu kadar sevmeyeni de var kitabın. Başta anlatım tarzı garip gelmişti. Sonra biraz araştırınca, kitap daha anlamlı gelmeye başladı. Yazar dönemin Beat yazım tekniğini kullanan ve öncü olan yazarlarındanmış, hatta Proust, Joyce gibi yazarlarin da kendisinden etkilendiği yazıyor. 😊 Aşağıda biraz paylaştım. Bunu bilipte okuduğumda kitabın anlatmak istediği daha bir net oldu kafamda. 

🍂 🍁 🍁 🍂 🍁
Beat Kuşağı'nın ortaya çıkışı, sonu gelmeyen yolculuklara ve yer değiştirmelere dayanır.
Beat Kuşağı yazarları ve şairleri, alışıldık edebiyatçıların ötesinde bir kişiliğe sahiptiler. Onlar için edebiyat hareket halindeyken, yolda üretilen bir şeydi. İçlerinde bazıları ise bir şeyler yazmak yerine hayatlarını romanlara yaklaştırmayı tercih ettiler. Bir Beat gibi yaşayan Jim Morrison da 27'sine dek yapılabilecek her türlü çılgınlığı yaparak ölümü kucaklamayı seçer. Peki "yol" neden Beat Kuşağı için böylesine kutsal bir anlam kazanmıştır? Bunun birkaç nedeni vardır. Yol, sonu gelmeyen arayışın simgesidir ve Beat Kuşağının felsefi özü olan Zen, dinamik meditasyon yöntemleriyle bu anlamı bulma üzerine kuruludur. Oysa anlam bir hedef olamaz. Anlam arayışın kendisindedir. Bu coşku onları Kuzey Afrika'ya, Viyana'ya, İstanbul'a, Uzakdoğu'ya, Paris'e ve dünyanın en uç köşelerine dek götürür.


James Joyce'un yarı otobiyografik bu romanı, genç Stephen Dedalus'un bir sanatçı olabilme arzusuyla, hayal gücünü boğan ve yaratıcılığını sindiren kiliseye, okula ve topluma başkaldırışını anlatıyor....
🤴 Eğer daha önce hiç Joyce okumadıysanız "Sürgünler" ya da "Ben Deniz James Joyce" kitabıyla başlayın derim.
Bu kitabında din, aile, kendi yaşamak istediği hayat, şartlar ve sunulunlari çok iyi ifade etmiş Joyce....
Kaldı "Ulyess" bu kitap için çok heyecanlanıyorum ve çok da merak ediyorum... 😁
Fuat Bey'e de çevirisinden ötürü teşekküru borç bilirim 🙏🏻

27.4.21

Nisan Okumalarım...

Deniz Gezgin
deniz gezgin

Sevgili Deniz Gezgin'i "Ahraz" kitabı ile tanıdım. Bence çok çok iyi bir kitaptı. 

Kitap ;
Toynakları kuru yapraklar kadar yüksüz hayvan, tuza yürü-yor. Gözleri aslında yüzü, güneş bir dağdan doğup diğerinden batıncaya kadar ışıkla sürmeli, ışığın içi derin bir boşluk, neye baksa kıpır kıpır, karanlık bir su gibi üzeri yaprak kaplı. Ço-cuklar kenarlarından tutunup içeri seslenince, yapraklar uçu-şup kaçışır, ses boşluktan aşağıya yuvarlanıp tortop bir dünya olur döner. İçinde ne var? Zamanı çıkarınca geriye kalan her şey. Bir hayvanın gözünden yanıt veren dünya bazı çocukları korkutup kaçırır, bazısı ateşlenip yatağa düşer, hasta çocuğun derisinde açan çiçekler solar, iz bırakırsa çiçek bozuğu derler.
Çiçekten kurtulamayanın büyüdükçe çocukluğu geri teper, il-leti bir tür yanıktır: Karanlıkta uyanan gece yanığı, etini dişle-yen cehennemin gül kemeri. Geceyi cana batıran bu eski sancı, vaktidir, der, sırtına yük olduğun hayvanın göz kenarlarına tutunup içeri seslenmenin."
📌 Diye başlıyor...... Kelimelerine resmen vurgunum. Bu kitap diğer romanı" Ahraz"a göre biraz daha durağan ve yavaş okunuyor. Masalsı ve fantastik bir anlatimla, bu sefer insanın gözünden değilde diğer canlıların gözünden bizi bize anlatıyor..
📍 Üzüldüğüm tek şey reklamının az yapılması ve az tanınması..... 😒

 

5.12.20

Biraz günlük, Cesur Yeni Dunya, Kasif....

 Geçen gün Kadikoy'e indik beyimle. Aslında inmeyecektim ama neredeyse 10 gündür falan evde olunca "sende gel, yürürüz, iyi gelir" deyince "evet ya biraz yürüyeyim" dedim. O Yazıcıoğlunda işini hallederken bende İş Kültür Yayınların'dan bu ayki grup okuması kitabımı aldım; 'Mahşerin Dört Atlısı'

Yalnız dışarı çıktık ya nasıl hızlı yürüyoruz zbir an önce eve dönmeliyimişim gibi hissediyorum.... Hava fena değildi. Ve Kadikoy kalabalıktı,  hele Starbucks'da dışarıya taşan bildiğiniz kalabalık vardı,  vallahi mesafede hak getire.. 

Böyle görünce bir tek "saglik çalışanlarına" üzülüyorum......

Bu kısıtlamalara alıştım desem yeridir....artık kapalı mekanı unuttuk...fena da olmadı... Tek özlediğim,  guzelllll havalarda Kalamıs keyfimiz vardı,  onu özledim hatta bizim kızda hava guzel olunca " anne Kalamış'a pikniğe mi gitsek?"diyor. Yalnız artik sahillerde fena kalabalık.....

Hadi biraz da okuduğum kitapları anlatayım... Nede olsa evde odalar arası dolaşmaktan başka bir değişiklik yok hayatımızda... 😊


Kasım ayı #kitaplarınarkasındankonusanlar kitabımız,  sevgili Kübra'nın seçimi olan #astrobiyoloji kitabı idi. Metis Bilim kitaplarından. Başlarda iyiydi ama ortalara doğru bıraktım. Sebebi de ilgj alanıma çok az hitap etmesi idi. Sonra yine başladım okumaya... ama ne anladın diye sorsanız cevaplayamam..... Elbet kitapla ilgili değil benim ilgi alanima girmemesi sebebi ile anlamadım demek daha doğru...Arka kapak yazısı;

🌠🌕🌍

İnsanlar çok eski zamanlardan beri yeryüzünde yaşamın nasıl ortaya çıktığı ve evrende yalnız olup olmadığımız gibi sorulara kafa yoruyorlar. Son dönemlerde adını giderek daha sık duyduğumuz astrobiyoloji tam da bu sorulara yanıt bulmak üzere ortaya çıkmış bir bilgi alanı. Evrende ve dünyada yaşamın kökenini, evrimini ve geleceğini inceleyen astrobiyologlar, gelişen teknolojiyle birlikte her geçen gün hayal gücümüzü kışkırtan keşiflerde bulunuyor.


Kendisi de bir astrobiyolog olan David Catling bu kitapta astrobiyolojinin temel meselelerini ele alarak bu heyecan verici bilime dair kısa ama kapsamlı bir çerçeve sunuyor. Dünyada yaşamı ortaya çıkaran koşullar nelerdi? Yaşam hangi ilkeler temelinde gelişti? Gezegenimiz mevcut haline erişmeden önce nasıl evrelerden geçti? Kitlesel yok oluşlara hangi olaylar yol açtı? Dünyamızı nasıl bir gelecek bekliyor? Gezegenler nasıl oluştu? Güneş Sistemi’nde ve ötesinde hangi gezegenlerde yaşam ortaya çıkmış olabilir veya gelecekte ortaya çıkabilir? Dünya dışındaki bir gezegende akıllı varlıklar varsa –fizikçi Enrico Fermi’nin meşhur tabiriyle– “Nerede bunlar?”


Astrobiyoloji, okuru kendi tanıdık dünyasından dışarı adım atıp üzerinde yaşadığı görkemli gezegene ve çevresini sarmalayan uçsuz bucaksız evrene meraklı gözlerle bakmaya davet ediyor.




Zamanla öğrendim ki; her şeyin bir zamanı, vakti var. 

Önce blog ile tanıdım Mümine Hn. Sonra bir gün İnstagram'da denk geldim. Nasıl mutlu oldum. Hayata bakış açısı,  yorumlayışı, farkındalığıno kendime çok yakın buluyorum. Tek fark Mimine Hn. çok güzel kelimelere döküyor,  bende o hüner yok.

Bu kitabı okurken kendimden o kadar çok şey buldum ki...hatta bu kitap size unuttuklarınızıda hatırlatıyor...

Hep derim,  hep diyeceğim; beyminizi beslememiz gerektiği kadar ruhumuzuda beslemek gerekiyor. Eğer "zihin-ruh" dengelenmezse hayatımız da "hep bisey" eksik hissini duyumsarız...

🌺 "Aramakla bulunmaz fakat bulanlar ancak arayanlardır" diye başlıyor kitap.🌺🌺🌺🌺

Bir ses, bir nefes arar Kâşif. Ayrı düştüğü uzak ve mutlu ülkenin kokusunu taşıyan kutlu bir nefes… Israrla bekler. Bir ağaca asar dileğini. Ağacı, rüzgârı, göğü ve toprağı şahit tutarak âleme ilan eder bekleyişini. Ne arayışın ne de bekleyişin peşini bırakır. Ardına düşer bulduğu her işaretin, her izin. İzlerin işaret ettiği yere düşer. Düştüğü yer bir düşün ta kendisidir.


Bir gün duyulur sesi o aziz nefesin. Uzaktan gül siması görünür. Latif bir koku dolar Kâşif’in burnuna. İçinde dolaşıma girer o koku, geçerken değdiği yerleri yakar. Atomlarına dek kavrulur, kavrulur ve alev alıp tutuşur. Ne yana dönse odur artık, ne işitse o… Kabına sığmaz, kabında duramaz. Yola çıkar, onun izini sürmek için. Kâh gamlanır yolda, yoldan düşer kâh eğlenir yolda, yola girer. Düşe kalka iz sürerken karşılaşır onunla, o çok beklediği gül simayla… Orada dünya da düş de durur. Kelâm durur, sesler yok olur. Duyduğu tek şey, emsalsiz bakışlar karşısında delice atan kalbinin sesi olur.

Bu kitap, tamamlanmak üzere kayıp parçasını arayan ruhların hikâyesidir.



Çok uzun zaman once başlamıştım "Cesur Yeni Dünya/ Aldous Huxley" 

Okuyamamış, kendimi zorlamadan sonra okumaya bırakmıştım kitabı.

Bu sene tekrar göz kırptı ve bende aldım kitabı, başladım okumaya. On sözünü Sevgili Margaret Atwood'un yazdığı,  devamında yazarın on sözü ve kitabı son sözünü de David Bradshaw yazmış.

🏛 Yazar özellikle bu kitabında  savaş öncesi toplumun tehlikeli bir şekilde kontrolden çıktığını düşünmesi ve üzerine yazdığı bir kitap. 

Tabi günümüz de bu tarz yani kitapta anlatılan,  yapılan olaylari, toplu olarak aldıkları ilaçları ve etkilerini düşünürsek çok yabancı gelmiyor.  Ama o dönemi düşünürsek bir çok şeyin daha başındaydı dünya. 

Kitapta Kızılderili konusundan tutun,  sapkınlıklara, tek tip insan tipinden, cemaat adı altında yapılan ayinlere kadar bir çok konu var.. Ozellikle sürü psikolojisi ve " bilen insanın tehlikeli olabileceği "düşüncesi iyi vurgulanmis.....

Ana konulardan biride; HER ŞEYİN ULAŞABİLİR OLDUĞU BİR DÜNYADA HİÇBİR ŞEYİN ANLAMININ" olmaması..... Dusunelesi bir durum....değil mi?!...

Arka kapak konusu;

Cesur Yeni Dünya” bizi “Ford’dan sonra 632 yılına” götürür. Bu dünyanın cesur insanları kapısında “Cemaat, Özdeşlik, İstikrar” yazan Londra Merkez Kuluçka ve Şartlandırma Merkezi’nde üretilirler. Kadınların döllenmesi yasak ve ayıp olduğu için, “annelik’ ve ‘babalık’ pornografik birer kavram olarak görülür Toplumsal istikrarın temel güvencesi olan şartlandırma hipnopedya -uykuda eğitim- ile sağlanır. Hipnopedya sayesinde herkes mutludur; herkes çalışır ve herkes eğlenir. “Herkes herkes icindir."



çocukluğumdaki çizgi filmler geliyor aklıma her #julesverne okuyunca. 

Diğer kitaplarında olduğu gibi bu kitabında da macera doruklarda. Her ne kadar çocuk klasiklari olsada, içimde ki çocuğa iyi geliyor Verne.

🌑 Okuduğum 6.kitabı ve yine yine merakla,  keyifle ilerledi sayfalar. #kaptangrantincocuklari da macera, seyahat,  deniz, gemi, kaptan hikâyeleri bolcana. Kitapta bolcana çeviri hatası olsada yazar icin okunurdu. Artık bu yayınevide yok sanırım....

🌑 🌑 

Lord Glenarvan ve Leydi Helena, birbirlerini severek evlenir ve hayatlarının akışını ciddi anlamda değiştirecek bir balayına yelken açarlar. Balayı sırasında avladıkları bir köpek balığının karnından içinde mesaj bulunan bir şişe çıkar. Zar zor okuyabildikleri bu mesajda, Kaptan Grant, gemisinin battığını ve bir arkadaşıyla birlikte kurtulduklarını, ancak yerlilerin eline düşme tehlikesiyle yüz yüze olduklarını yazmıştır.


Kaptan Grant'ın yakınlarını bulma çabasına giren Lord Glenarvan, Kaptan'ın geride bıraktığı oğlu ve kızını tanıyınca tüm imkânlarını zorlamaya ve çocukların babasını bulmaya karar verir.

Lord Glenarvan ve Leydi Helena, çocuklar ve bu yolculukta onlara yardımcı olacak adamlarını da yanlarına alarak nerede olduğunu bile bilmedikleri Kaptan Grant'ı kurtarmak için muhteşem bir maceraya atılırlar.


Jules Verne'in (1828-1905) en sevilen romanlarından olan Kaptan Grant'ın Çocukları, 1868 yılında yayınlandığından bu yana birçok dile çevrildi ve sinemaya da uyarlandı.

2.9.20

Biten kitaplar....

 "Ben Robot / İsaac Asimov" 

Beni çok etkileyen kitaplardan oldu. 1950 tarihinde ilk basımı olmuş. Okumayı istiyordum yazarı ama sıra gelmiyor ki.... 



Okuma grubumuzun ağustos kitabı olunca, bide evde bilim kurgu kitaplarını arşivleyen hele yazarı seven  bir  koca olunca... Hemen onun kitaplardan taradım ve evde vardı kitap :)

Kitapta anlatılan dokuz öyküde sizi sersemletiyor.... Öyle açılardan yazmış ki Asimov...imkânsız değil diyorsunuz. Ki günümüz de daha da ilerlemiştir robot yapımı bence...

Kitapta sık sık hecen kurallardan biride;

Üç Robot Kanunu’dur. Üç Robot Kanunu’na göre;


-Robotlar, insanlara zarar veremez ya da eylemsiz kalarak onlara zarar gelmesine göz yumamaz.

-Robotlar, Birinci Kanun’la çakışmadığı sürece insanlar tarafından verilen emirlere itaat etmek zorundadır.

-Robotlar, Birinci ya da İkinci Kanun’la çakışmadığı sürece kendi varlıklarını korumak zorundadır.


Emekli olmuş 75 yaşındaki Susan Calvin’in anılarını kendisiyle röportaj yapmak için gelen bir gazeteciye, robot biliminden kronolojik sırayla seçtiği anıları/öyküleri anlatmaktadır. Bu öykülerin toplamı Ben, Robot‘u oluşturur ( 9 öyküden oluşur)

Kitapta ki zaman 2057'dir... Ve okurken fark ediyorsunuz ki insanların elinden çıkan yapay zekanın aslında tehlikeli de olabileceği. Robot Psikoloğu Susa'nın anlatımını okurken yer yer gerildim ... Yazılanlar,  öyküye dönüşen mantık hiç de imkansız değil sonuçta....

Vel hasıl okumadıysanız tavsiyemdir efenim...


Diğer kitabım ise; 

"Yükselen Güneşin Ülkesinde / Chimamanda Ngozi Adichie



"Chimamanda Ngozi Adichie, İngiliz PEN tarafından Nobelli oyun yazarı Harold Pinter’ın anısına verilen PEN Pinter Ödülü’ne değer görüldü. Seçici kurul, Adichie’nin “başkalarının belirlediği sınıflandırmaların gözünü korkutmasını ve onu yıldırmasını kabul etmediği için” ödüle değer görüldüğünü açıkladı."

Not: T24 sitesinden alıntıdır...


Etkilendiğim kitaplardan biri oldu. Çünkü bu ırkçılık meselesi beni çok iğreti ediyor. Sırf tenimiz beyaz diye neden siyahi tenli insanlardan üstün olalım ki..... bunu bir türlü aklım almıyor.

Kitabın konusuna gelirsek;

1960'lı yıllarda ki Nijerya'da ki iç savaşı anlatıyor. Başlarda ana karakterlerin ağzından hem günlük yaşam hem de siyasi olayları okurken birde "efendi" lerinin yanında köle olarak çalışanların ağzından da okuyoruz.

En kötüsüde açlık ve halkın çektikleri bence. Liderlerin sebepleri farklı iken yerel halkın çektiği hastalık, açlık, kölelik, aşağılanmaları çok can acıtıcı bence.Aileler arası sınıf farklılıkları da araya giriyor tabi. Tarihsel bir roman olmasıda okutuyor kitabı. Bazı yerleri okurken içim acıdı, ara verdim üzüldüm. En kötüsüde üzülmemin onların için hiç bir anlamı yok....önemli olan sonuç ve çözüm...

Aslında kitap eski bir basım. hatta yeni kitapları var yazarın ve biraz araştırınca benimde diğer kitaplarının listemde olduğunu fark ettim. Bu kitabı 2012 yılında almıştım.Sonra nedense okumamışım. İnstagram'da ve blokta severek takip ettiğim Macera Kitabım Özlem paylaşınca, aklıma geldi; bende de vardı bu kitap dedim ve başladım okumaya.

Velhasıl bu kitapta; okuyunuz efenim diyebileceğim kitaplardan oldu.

Diğer kitabım ise;


İKLİMLER \ ANDRE MAUROİS



Grup okuması bir kitap idi. Benim dışında herkes çok beğendi. Evet anlatımı ve duyguyu aktarımı güzeldi ama o kadar. Sanıyorum ben bu kadar saplantılı kişilikleri  sevmediğim için hikayelerini okumayı da sevmiyorum. Bir çok yerde "aşk hikayesi"diye geçiyor ama daha çok saplantılı duyguların anlatımı. Sevemediğim kitaplardan oldu.

Arka kapak yazısı şöyle;


Sahaflarda buldum bu romanın eski bir baskısını.
Varlık Yayınları'ndan çıkmıştı. 1967 yılında, Tahsin Yücel çevirisiyle.

Sayfalarını karıştırırken bir ithafla karşılaştım, şöyle diyordu: "Sevgilim, bu kitabı ilk defa on beş, bilemedin on altı yaşımda okudum. O kadar bayıldım ki, bir süre Odile oldum... Sonra kitap bir biçimde yok oldu. Unutmuştum. Geçen gün sahafta görünce bir heyecan, bir heyecan... Değişmemiş... Bence hâlâ en güzel aşk hikâyelerinden biri... Sana aldım".

Okuduğumda, ithafı yazana hak verdim. Hakikaten okuduğum en güzel aşk hikâyelerinden biriydi. "Her an yeni bir hayat serilir önümüze", "birdenbire gidişim sizi şaşırtmış olmalı" diyor ve "kaderlerimizle arzularımız hemen hiç bir zaman bağdaşmıyordu" diye bitiyordu kitap.

Helikopter 'in ilk kitabı bu: Aşka âşık olanlar için tekrar yayınlıyoruz bu dünya güzeli kitabı, unutulmasın diye.




25.1.20

Biten Kitaplar.....

Geçen sene İnstagram'da epey görmüştüm "Ben, Kirke" romanını. Sonra yıl sonu İg'de arkadaş "Kitap Etkinliği" yaptı ve bana da bu kitap geldi. Hayatta hiç bir şey tesadüf değil....

Heyecanla başladım kitaba. Mitolojiyi liseden sonra çok okuyordum. Sanırım bir dönem ilgi odağı oluyor Yunan Mitoloji'si 😊
Kirke ismini hiç duymamıştım ya da hatırlamıyordum.
Başlarda fena değildi ama sonrası umduğumu bulamadım. Aslında sorun; Kirke karakterinin çok sönük, geride kalması idi. Yoksa yazarın anlatımı akıcı,  hikaye merak uyandırıcı. Hele arka kapak yazısını okuyunca açıkçası beklenti yüksek oluyor.  Arada kaldığım bir kitap oldu.... Arka kapak yazısı;

Bu dikkat çekici hikâye sizi, Kirke'nin yaptığı bir büyü gibi etkisi altına alacak.”

- Mary Doria Russell, Serçe'nin yazarı

“Tek kelimeyle büyüleyici ve zarif anlatımıyla Ben, Kirke, kadın yaşamının sıradan ve de sıradışı bir hikâyesi.”

- Eimear McBride, Kız Natamam Bir Şeydir ‘ in yazarı

Ozanlar benden, –erkek– kahramanın karşısında diz çöküp merhamet dilenen bir kadın olarak bahsetti hep; ilaç katarmışım tatlı şaraplarına, büyüleyip domuza çevirirmişim hızlı giden gemilerin tayfasını, babaevini unutturur, sılaya kavuşmalarına müsaade etmezmişim. Ne demeli, kadınlara haddini bildirmek ozanların en sevdiği vakit geçirme biçimidir; yerlerde sürünüp ağlamazsak gerçek bir hikâye olmazmış gibi.

Ama yanılıyorlar, yanılıyorsunuz: Cadılık illa nefret, kıskançlık ya da başka türlü bir kötülükten doğmaz; ben ilk büyümü aşkımdan yapmıştım.

Ben, Helios'un kızı, Aiaie Cadısı Kirke. Hayatım boyunca trajedinin beni bulmasını bekledim. Bulacağından hiç kuşkum yoktu çünkü başkalarının hak ettiğimi düşündüğünden daha fazla arzum, isyanım ve gücüm vardı, yıldırımları üstüne çekecek şeylerdi bunlar. Ve bir gün, artık bu dünyaya dayanamayacağım, diye düşündüm.

Bunun üzerine denizin derinliklerindeki kadim bir tanrı seslendi: Öyleyse çocuğum, başka bir dünya yap.

Diğer kitabım; Resimli Dünya / Nedim Gürsel.


Kesinlikle kelime ustası ve anlatma ustası Nedim Gürsel. Öyle bir anlatıyor ki hikâyeyi sanki o an bende oradayım ve görüyorum. Her okuduğumda böyle hissediyorum. 
Tabi Resimli Dünya kitabında bolcana Venedik, sanat, rewiresimm, tablo ve klasik müzik ismi var. Okurken kendi adıma yorucu oldu. Biraz bunda ilgi alanının farklılığı da etkili oluyor. 
Benim favori kitabım " Allah'ın Kızları"şimdilik 😎

Diğer biten kitabım; "Mutlak Mutluluk Bakanlığı/ Arunthati Roy"
Arka kapak yazısı aslında duygularımın bazılarını çok güzel anlatmış;  "Parçalanmış bir hikâye nasıl anlatılır?
Yavaş yavaş hikâyedeki herkese,
Hayır,
hikâyedeki her şeye dönüştürerek."

Bazı kitaplar vardır.... Hissetiğiniz duyguyu anlatması zor olur...iyi bir kitaptı, okuyun demek yetmez... İşte! Bu kitap benim için öyleydi....
Yazarın ilk "Küçük Şeylerin Tanrısı" kitabı ile tanıdım. Biraz karışık gelmişti hikâye lakin anlatımını çok sevmiştim.
bu kitabında ise tam bir hikâye anlatıcı niteliğinde anlatmış gerçekleri... Kurgu ile tarihi iç içe geçirmiş. Arka kapak yazısında soruyor;
Parçalanmış bir hikâye nasıl anlatılır?
Yavaş yavaş hikâyedeki herkese,
Hayır,
hikâyedeki her şeye dönüşerek....

#mutlakmutlulukbakanlığı Eski Delhi, Hindistan, Pakistan arasınsa yaşananları, bir aşkı, kimlik savaşını, mahalle baskısını, umutları, umutla yeşeren, hayata tutunma çabasını anlatıyor.....
Böyle yorumlamıştım sitede...

Diğer kitabım ise; 
Altın Ev/ Salman Rushide

Yazarın aslında "Gece Yarısı Çocukları" kitabını okumak istiyordum. Kampanyada bu kitaba denk gelince aldım. Ama kendi adıma diyebilirim ki yanlış kitap seçimi ile başlamışım.... 
Anlatıcı tarafından anlatılan olaylar zinciri ..film karesi gibi anlatımlar....
İçeriğinde ki devamlı olarak  yabancı kelimeler, filmlerden veya kitaplardan, ana karakterlerden verdiği örnek, benzetmeler yorucu oldu.

Diğer kitabım ise;
Çin Sarayında Bir Bakire/ Pearl S.Buck
İg'de kurulan grup ile okuduk. #1nobel1klasik etkinliği adında.
Sahaflarda yazarın başka kitaplarına denk geliyordum lakin hiç okumamıştım. Güzel denk geldi.
Konusu tam bir bizde ki Hürrem Sultan filmi gibi...inanın ne eksik ne fazla. Tabi yazıldığı dönem düşünülürse  cesaret isteyen konular. Bu devirde ki gibi her bilgiye de ulaşılamıyor. Tek sıkıntı yayınevi.   Kitap da ki yazım hatalarından,  devrik cümlelere ne ararsanız vardı. Bu da ister istemez okuma kalitenizi düşürüyor ....
 Hatta grubumuzdan bir arkadaş Bulgaristan'da ve oradaki basımını almış ve bizimki bildiğini kısaltılmış kitap imiş....🤔
Tabi burada önemli olan yazarın kalemi ve tarzı. 
O yüzden olurda bu kitabı okumak isterseniz bu yayınevinden okumayın....

8.1.20

Günlük Haller...Biten Kitaplar.....

Yeni yıla hızlı giriş yaptık 🌿

Kimle konuşsam hasta, havalar da malum. O yüzden bu hafta bizim kızı okula götürmüyorum. Hafiften öksürüğü var. İlerlemesin diye götürmemiştim; sonra öğretmenimiz de "okulda 2-3 çocukta domuz gribi çıktı dikkat edin" deyince hepten götürmüyorum. Nasıl olsa bu son senesi, sefasını sürelim. Seneye 1.sınıfta böyle gitmeme gibi lükslerimiz olmayacak 😁

Şimdi asıl mesele 15 tatil geliyor,  bir şeyler yapmak gerek. Yoksa televizyon izlemek istiyor. Evet izliyor ama sabahtan açıp akşama kadar olmasın yani. O yüzden bir grup arkadaş ,  ara ara toplaşalım dedik. Çocuklar bir araya gelip oyun oynasın. Ara ara da dışarı etkinlik yaparız kızçemle. Ee bide üstüne sinema, patladı gitti 😁

Böyle zamanlar da "acaba annemler napıyomuş?" diye düşünmeden edemiyorum. Bazen çıkmaza giriyorum resmen.... Bide diyorum 2, 3 çocuğu olanlar nasıl idare ediyor? Ben tek çocukla bu kadar detay düşünüyorsam.....

Biten kitaplarımı da anlatayım 🤗🍀

Resmen hayranım Virginia Woolf'a💜🌼

Okumadığım bir iki kitabı kaldı. "LONDRA MANZARALARI" deneme,  anlatı kitabı. Bu kitabında anlattıklarını dergide de yayınlanmış. Yazarımız hem Londra'da yaşıyor, hem bu şehri seviyor ve kendi gözünden şehri,  yaşamı, günleri anlatıyor. Tabi yine kendine has anlatımı ile 6 deneme yazısından oluşuyor. Açıkçası yer yer sıkıldım,  sanırım bunda hiç yurt dışı gezisi yapmamamda etkili diye düşündüm.

Geçen sene listemde olan, okumak istediğim bir kitaptı "BEN, KİRKE / Madeline Miller"
Henüz almamıştım kitabı. Sonra aralık ayında İnstagram'da Sevgili Kübra "kitaplaşma etkinliği" düzenledi ve bana bu etkinlikte bu kitabı gönderdi.  Ne güzel bir tesadüf dedim. Demek ki öne çekip okumam gerek diye düşündüm. Bir  solukta da  okudum. Tek sıkıntı Kirke geride kalmıştı bana göre. Yoksa mitoloji seven biri olarak ilgi, merakla okudum.
Nette biraz araştırınca şöyle yazıyor alıntı yaptığım sitede;
kirke - yunan mitolojisinde büyücü kadın. helios (güneş) ile okeanos'un kızı olan deniz perisi perseis'in kızı. aeetes, pasiphae'in kardeşi. homeros'un odysseus destanında, güzel kirke, odysseus'un arkadaşlarına şarap içirerek domuza çevirir. tanrı hermes, odysseus'un yardımına koşar ve ona bir ot vererek domuz olmasını engeller.

Kitaba dönersek, Kirke babasına karşı geliyor ve sürgün ediliyor. İçinde ki iyi yön ve ölümlere olan yakınlığı da hat safhada. Büyülerini genelde iyilikten,  aşktan yana kullanıyor.  Yazar bizi mitolojik bilgilere boğmadan anlatıyor ve buda kitabı daha çekici kılıyor. 
Arka kapak yazısı şöyle;


NPR, Washington Post, Buzzfeed, People, Time, Amazon, Entertainment Weekly, Bustle ve Newsweek’e göre Yılın En İyi Kitabı
 
Goodreads okurlarına göre 2018’in En İyi Fantastik Kitabı
 
“Bu dikkat çekici hikâye sizi, Kirke’nin yaptığı bir büyü gibi etkisi altına alacak.” –Mary Doria Russell, Serçe’nin yazarı
 
“Tek kelimeyle büyüleyici ve zarif anlatımıyla Ben, Kirke, kadın yaşamının sıradan ve de sıradışı bir hikâyesi.” Eimear McBride, Kız Natamam Bir Şeydir ‘ in yazarı
 
Ozanlar benden, –erkek– kahramanın karşısında diz çöküp merhamet dilenen bir kadın olarak bahsetti hep; ilaç katarmışım tatlı şaraplarına, büyüleyip domuza çevirirmişim hızlı giden gemilerin tayfasını, babaevini unutturur, sılaya kavuşmalarına müsaade etmezmişim. Ne demeli, kadınlara haddini bildirmek ozanların en sevdiği vakit geçirme biçimidir; yerlerde sürünüp ağlamazsak gerçek bir hikâye olmazmış gibi.
Ama yanılıyorlar, yanılıyorsunuz: Cadılık illa nefret, kıskançlık ya da başka türlü bir kötülükten doğmaz; ben ilk büyümü aşkımdan yapmıştım.
 
Ben, Helios’un kızı, Aiaie Cadısı Kirke. Hayatım boyunca trajedinin beni bulmasını bekledim. Bulacağından hiç kuşkum yoktu çünkü başkalarının hak ettiğimi düşündüğünden daha fazla arzum, isyanım ve gücüm vardı, yıldırımları üstüne çekecek şeylerdi bunlar. Ve bir gün, artık bu dünyaya dayanamayacağım, diye düşündüm.
Bunun üzerine denizin derinliklerindeki kadim bir tanrı seslendi: Öyleyse çocuğum, başka bir dünya yap.
Ben, Kirke’de Madeline Miller; Odysseus, İkaros, Minotauros, Prometheus ve Zeus gibi mitolojik karakterlerin binlerce yıldır anlatılagelen hikâyesini farklı bir bakış açısından sunmakla kalmayıp Olymposlu tanrıların dünyasını Homeros’un destansılığında aktarmayı başarıyor.

26.9.19

Güncem....


Geçen  haftasonu"Çocuk  Maratonu"etkinliği vardı, jimnastik öğretmeni "gelir misiniz?" diyince bizde gittik. Umay benle koşmak istedi. Keyifli bir pazar günü geçirdik. Koştul, güldük, çocuklar kendileri için hazırlanan etkinliklere katıldılar.  Çok kalabalıktı.

Haftaya başladık bitirdik bile neredeyse....
Hava öyle güzel ki...ayrı severim sonbaharı..... Hem renkleri bakımından hem de havanın o hafif içimi titreten,  üşüten tavrına hastayım... 😊

Tek içimi üzen, içimi dağlayan bir şey var o da annemi bu ay da hastaneye yatırmıştık............... İnşallah şimdi uyuduğu yerde rahattır anneciğim......... Her geçen gün daha da zor oluyormuş.......bazen fotoğraflara bakıyorum da.... Daha erkendi bu bakmalar diyorum... Sonra kendimi teselli ediyorum.........


Bu aralar kızı okula  bırakıp dönünce kitaplarıma sarılıyorum. Özlemişim oturup kitap okumayı.


Bitirdiğim kitaplardan biride...
Isabel Allende/ Yüreğimdeki Ülkem....

Yazar ile okuma grubumuz vesilesi ile tanışmıştım. Kaderin Kızı kitabını okumuş ve sevmiştim. Sonra listeme diğer kitaplarını ekledin fakat bir türlü sıra gelemedi kendisine 🙄
İndirimde de bu anlatı kitabını görünce aldım. İyi ki önce bunu okumuşum. Çok derin detaylara girmeden ailesini, yaşadıklarını, ülkesini ve kitaplarında ki bazı karakterlerin nasıl ortaya çıktığını anlatıyor Sevgili İsabel Allende.

Özellikle büyük büyük babası ile diğer aile üyelerinin yaşamları... Yaşam mücadelesi,  ülkesi ve ülke sorunları,  politikası...yaşadığı göç ve hissettirdikleri...... Artık daha farklı bir gözşe okuyacağım kitaplarını,  özellikle Ruhlar Evi'ni.

Biten bir diğer kitabım da; Nihan Kaya/ Bütün Çocuklar İyidir


Benim aldığım kitap 68 sayfalık daha çok gençler,  çocuklar ve yetişkinler içşn olan kısa kısa anlatılardan oluşuyor. Üçlemenin son kitabı olur kendileri. 😊
Her ne kadar içinde ki bazı bilgileri biliyor gibi olsak da önemli olan davranışlarımıza yansıtmak.... Yoksa kimle konuşsak,  herkes her şeyi çok biliyor....

Kitapta anne babalara da sesleniyor yazar ve siz diyor içinizde ki çocukla barışır, konuşur,  dinlersenşz çocuğunuzla da iletişiminiz iyi olur. Zaren en büyğk sorunumuz büyüdükçe içimizde ki sesi susturmak olmadı mı?
Nederler?, ayıp,  şimdi öyle yapmayayım ayıp olur, gülerler... Cümleleri bitirmiyor mu?bizi......