Psikoloji etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Psikoloji etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15.3.23

Sybil Flora Rheta Schreiber


Uzun bir aradan sonra merhaba...

Umay kızın mart ayında doğum günü vardı, bütün sınıfı çağırmak istediğinden bizde mayıs ayında okula yakın bir parkta yapmaya karar verdik.

Tabi onun dışında, gününde de evde aile arası pasta kestik. Okulda çekirdek bir grubumuz oluştu. Hepimiz birbirimize çok çabuk uyumlandık ve ayda bir buluşuyoruz bazen de daha sık buluşup çocukları da bir araya getiriyoruz okul dışında. İŞte bu çekirdek grubumuz Umay Kıza süpriz yaptı ve akşam yemekten sonra bize geldiler, Allah'ım Umay nasıl çıldırdı anlatamam... İstemesem bu kadar güzel bir doğum günü olamazdı. :) o kadar sevindiki.... Tabi mayıs ayında tüm sınıfa yine yapıcaz 😁

 📖📖📖📖⏳⏳⏳⏳⏳

sybil

Sybil'ın dinsel baskılar yönünden de ezilmesi ve özellikle dinsel açıdan sinirsel bir hastalık içerisindeki büyükbabasının da katkısıyla kapana kıstırılması, sarsıntıyı güçlendiriyordu.


Dr. Wilbur, ne "Mike" adından ne de kızlara hükmedercesine yöneltilen iltifatlardan pek bir şey anlayamadı. Doktoru etkileyen şey, Sybil'in yalnızlık isteğiyle ihtiyacını yapıcı bir çözüme bağlayacak değişen bir kişiliğin varlığı oldu ilk anda; çünkü Sybil kendisi bu çözümü getirememişti. Bilinçli kafa bocalarken, bilinçaltı eyleme geçmişti...


Öyle bir kitap okudum ki... uzun zamandır böylesine etkileyici bir psikoloji kitabı okumamıştım.

Arkadaşım okudu ve önerdi. Sağ olsun bir de kitabını paylaştı.

 Kadınlı erkekli tam 17 karakter... Tek bir vücutta farklı dengeler... Sybil, çok kişilikli oluşun ilk psikanalizidir. Sybil Dorsett olayı, nomale bakışımızı da etkileyen bir gerçektir. Sybil yalnızca insan davranışlarını saptayan bilinçaltı dünyasının tehlikeli güçlerinin yepyeni bir incelemesi olmayıp, baskı ayıtlarından, toplum, din ve ailenin sakatlayıcı etkilerine bir örnekle bakıştır. Okuyucu bu kitabı okuduğunda bir bilinçlilik genişlemesine uğrayacaktır. Çünkü kendi yaşamını büyüteç altına alarak onları dönem dönem analiz edecektir.
Tıp açısından ise bu öykü, akıl hastalıklarının kalıtım ve çevre terimleri içinde ortaya çıkışını; halk dilinde çok ya da farklı kişiliklere mal edilen şizofreniyle Sybil'in pek az rastlanan hastalığı Grande-hystérie arasındaki ayrılığı ortaya serme amacını gütmektedir.

 der arka kapakta. 

Okurken çokca durup düşündüm, 16 kişilikle yaşamak ve sebebinin de küçüklükten başlayan anne ile sorunlarından kaçmak için geliştirdiği bir yaşam.

O küçücük bedeni ile maruz kaldığı işkenceler...Babanın çok çalışıyorum bahanesi ile görmemeyi seçtiği zamanlar...

Tabi en çok da etkili olan dini inanışları ve annenin de ailesinde olan şizofrenik belirtiler... Aile ve geçmiş ne kadar önemli dedim okurken.....

Düşünün ki yaşadığı travmalar sonrası kendi de farkında olmadan geliştirdiği kişilerle hayata tutunmaya çalışması ve bu durumun resmen bir ömrüne mal olması. Dr. Wilbur ile seansları sonrası, 42 yaşında artık yavaş yavaş normale dönmeye başlaması.....

Tabi o dönemde ( 1950'liler de) bu kadar çoklu kişilik vakasına rastlanmaması da çığır açmış.... Ve Sybil'in içinde ki kişiliklerle yüzleşmesi de zaman alıyor. Başta kabul etmek istemiyor lakin hayatında bi kayıp 2 yıl var ve bir türlü hatırlayamıyor....

Ve kitabın sonlarına dogru, hayatına düzen vermeye çalışırken itiraf etmekte zorlandığı " annemden nefret ediyorum, onun ölmesini kaç kere istedim biliyor musunuz?" lar çok etkiledi okumamı...

 

Velhasıl mutlaka okuyun diyeceğim kitaplardan biri oldu.... ve hiç unutmayacağım.....



15.1.20

Uğur Batı / Enneagram İle Kişilik Analizi

Geçtiğimiz  hafta arkadaşımın kitaplığından okuduğum " Enneagram İle Kişilik Analizi " ve "Kendine İyi Bak" kitabını bitirdim.
Yazarı Uğur Batı. Daha önce kendisini televizyonda,  tartışma programlarımda izlemiştim. Anlatımı akıcı ve dikkat çekici, kendini dinletiyor. Tabi bu önemli bence. Anlatan kişinin kendini dinletebilmesi 😏

 Aslında okuduğunuzda öyle çok tıbbi kelimeler kullanmıyor,  hatta bildiğimiz şeyler... Tabi bildiğimiz duyguları,  kelimeleri hayatımızda uygulamayınca pek bir faydası da olmuyor.
Enneagram kelime anlamı olarak Yunanca... Kendini bilmekle, farkında yaşamakla ilgili bir öğreti. Diğerlerinden tek farkının Enneagram'ın dinamik olmasını belirtiyor Uğur Bey.
Altını çizdiğim, tekrar tekrar okumak istediğim cümleler çok fazla.
Hayatımı farkında yaşamaya başlayalı uzun zaman oldu. An'ı mı yaşamaya da çabalıyorum. Ama gerçek şu ki biz dünyaya boş yaşayalım, uyuyalım, yiyelim, sevişelim diye gelmedik sadece... Evet önemli ve vücudumuzun ihtiyacı istekler lakin, gelişimimiz için, hatırlamak için ve farkında yaşamak için yeterli değil.
Çevremde o kadar çok var ki; örneğin parktayız, kuş sesleri var ve farkında değil..... Kaçırdığı hissi, duyguyu anlatamam. Üzülüyorum.... Elimden geldiğince,  karşımdakini sıkmadan, neden farkında yaşaması gerektiğini anlatmaya çalışıyorum. Tabi gerisi kişinin kendisine,  isteğine bağlı.
⏳⏳⏳
Onun dışında kitapta anlatılan bir diğer şeyde; Enneagram'da her insanın 9 özü bulunduğunu ve kişiliğinde bunlardan barındığını anlatır. Eğer kendimizi tanırsak, ikili ilişkilerimiz,  hayata bakışımız daha sağlıklı olur. Bir sıkıntı anında ayağa kalkmamız daha kuvvetli ve kolay olur.
Kitap sizi sıkmadan, örneklerle anlatmış her bir detayı.
Eğer ilginizi çekiyorsa bu tarz öğretiler, bilgiler tavsiye ederim.

Birde aklıma gelmişken yazayım, temel öğreti kitapta da heö bilimin hem ilimin bizim için olduğunu,  Mevlana'nın, Sufiliğin, insana yardımı fazlasıyla olduğunu, aslında beraber ilerlediğini de anlıyorsunuz okurken. Zaten yer yer Mevlana'nın, Sokrates'in vb...  cümleleri ile sayfa başlıklarına başlamış kitapta....

ARKA KAPAK YAZISI şöyle der;


Uğur Batı bizi bu kez hayatımızın akışında farkına varmadan kaçırdığımız, basit gibi görünen birçok ayrıntıyı yeniden anlamlandırmaya davet ediyor. Sorular soruyor ve kendi sorularımızı sormamız için bizi kışkırtıyor adeta. Bu kitabı okurken bildiğinizi sandıklarınızı yeniden düşünme ihtiyacını duymanız da mümkün, kimi sorunlarınızla baş etmede çok işinize yarayabilecek küçük, yol gösterici ışıkları da. Yolda ilerledikçe farklı kültürler, çok uzağımızdakiler, ama aynı zamanda da çok yakınımızdakiler bize meğer ne çok ipucu veriyormuş diyebilirsiniz. Sonuçta her şey insan için değil miydi zaten?”
Mario Levi
 
“Birçok insan doğal olarak hayatın anlamını sorguluyor. Ben bu dünyada kişisel gelişim için var olduğumuzu düşünüyorum. Kişisel gelişim içinse bir insanın kendi kişiliğini ve diğerlerini tanıması şart görünüyor. Bu yolda dünyanın en etkili kişilik tanıma yöntemi Enneagram ve yöntemin Kalp, Zihin ve Beden yaklaşımı bize büyük imkanlar tanıyor. Birçok diğer yaklaşımın aksine Enneagram, dinamik ve tutarlı yaklaşımıyla kişilik tanımada kilit bir noktada. Uğur, bu kitabıyla Enneagram gibi karmaşık yöntemi bize olabilecek en keyifli yolla sunuyor. Hikayeler anlatıyor, çözümlemeler yapıyor. Kitabın dili çok parlak ve sihirli. Uğur bizi aslında heyecanlı bir okuma deneyimine davet ediyor.”
Ralph Willmann
Yaşam Koçu, İletişim ve Kişisel Gelişim Uzmanı

12.8.19

Haset Ve Şükran / Melanie Klein

Selam.
Metis Yayınlarının "Ötekini Dinlemek" serisi adı altında çıkan ağır kitaplardan. Kitap isimleri çok önemli bence.... Bazı tiyoları da veriyor biz okuyucuya.
☘ Kitapta bahsedilen "Haset Ve Şükran" duygularının nasıl da doğum öncesi, doğum ve sonrası anne ile olan ilk temasa ve devamına dayandığını anlatıyor.

☘☘ Hatta okurken dedim ki; eğer bu kitabı "İri Memeler Geniş Kalçalar" ı okumadan önce okusaydım orada ki çocuğun meme bağımlılığını daha iyi anlardım.....
☘☘☘Hayatlarımıza, kendi kişisel deneyim alanımıza, ana babalarımıza, onlarla ilişkilerimize, zor büyüme yıllarımıza dair bir bilgi birikimi var kitapta.
👩‍👧 Annelerimizin hayatımızda ki rolleri çok önemli. Okurken kendinizi sorguluyorsunuz.
Bazı kavramları asıl anlamlarından nasıl da farklı kullanıyoruz. Mesela; Haset ile kıskançlığı birbirine karıştırmamız gibi....
Günlük hayatımız da çoğunlukla "haset" olan duygumuzu "kıskançlık" duygusu ile dile getiriyoruz....
Benim tek sıkıntım yazın okunmamalı biraz ağır ilerliyor çünkü bahsettiği şeyler önemli kuramlar. Freud,  Freud'un kızı ile çalışmış bir yazar. Özellikle Psikiyatri ve psikanaliz alanında yüzyıl boyunca yazılmış temel yapıtlara dayanıyor anlatılanlar.
👩‍👧 #melanieklein  Nesne İlişkileri Okulunun kurucusuymuş.

22.6.17

Beş Sevim Apartmanı Rüya Tabirli Cinperi Yalanları / Mine Söğüt

Yazarın ikinci romanını da bir solukta okudum.
Ve bu romanı ilk kitabı imiş Mine Söğüt'ün.
Bu kitap enteresandı. Bittikten sonra bir süre düşündüm..
Anladım ki çocukları ve onların hayatlarını, çalınan hayatlarını çok önemsiyor yazarımız...
Zaten bana göre hayatı da çok önemsiyor ki severim hayatını önemseyen insanları.
Bir kez geliyoruz bu dünyaya ve boşuna da gelmiyoruz bana göre...

& Konu olarak "cinperilere" karışmış Doktor Samimi'nin tezi üzerine bir kitap.
& Günlüğüne yazdıkları, çocukken yaşadıkları ve dokor olduktan sonra tezini kanıtlamak için , hastaneden anlaştığı arkadaşı ile kimsesiz olan beş hasta seçmesi ki bu hastalarında dosyasında cinlerle görüştüğü, tedavi edilemeyen ve arayanı soranı olmayan hastaları seçerek başlıyor işe..

& Sonrasında beş katlı bir binayı tutuyor ve gece yarısı hastalarını bu apartmanın her bir katına birini yerleştiriyor. Kendisi de en alt kata yerleşiyor.

Aslında kitabı okurken yer yer hatta sık sık düşündüğüm, çocukluk döneminin ne kadra önemli olduğu.
"çocuktur anlamaz, büyüyünce değişir, unutur gibi şeylerin biz çocukların üzerinde ki etkisini güzel anlatmış.

& Örneğin Dr. Samimi'nin küçüklüğü yalnız ve neredeyse kimsesiz geçmiş. Babası ölünce annesi başka biri ile evleniyor ve Amerika'ya yerleşiyor. Yılda bir kez oğlunu görmeye geliyor.
Çocuğunu görümcesine bırakıyor. Hala yalnız yaşıyor, hiç evlenmemiş ve yeğeninin sessizliğini boş veriyor. Sorunsuz çocuk olması neredeyse hoşuna gidiyor.
Ve yalnız geçen günlerin ardından hayal dünyasında kendine bir hayat kuruyor, sonrası cinler musallat oluyor yada öyle hissediyor.
Kuran-ı Kerim'den de ayet var kitapta yer yer başvuruyor da...

Sonuçta eğer çok isterseniz karşılaşmayı cinlerle, size geleceğini anlatıyor.

Sonra diğer beş hastanın da geçmişini dosyalarından okuyor ve hepsi de sorunlu yaşamlarının ardından buna inanmışlar ve tedavisi olmayan hastalık olarak hastaneye yatırılmışlar.
Onlar üzerinde de deneyler yapıyor.

Sonrası Dr. Samimi cinlerin kendi bedenini ele geçirmemeleri için uyumamaya başlar, biraz da kafayı sıyırır aslında.
Ve ateşle yok olacaklarına inandığı için evi bir gece ateşe verir....

Kelimeleri ve cümleleri çok iyi yazarın.
Özellikle de psikolojik boyutunu anlatımı fena....

Arka Kapak;
Pürtelaş Sokağı'nda kediler bir gün canhıraş feryatlarla ortalığı inlettiler. Pürtelaş Sokağı'ndaki Beş Sevim Apartmanı'nda tuhaf şeyler oluyordu. Beş pencereli, beş odalı, beş acayip insanın oturduğu Beş Sevim Apartmanı'nda perdelerin arkasında tuhaf şeyler olup bitiyordu. Cinler âleminden gelenler, periler aleminden gelenler, cinperi âleminden gelenler, orada beş garip hikâye yazdılar... yazdılar... yazdılar... Pardon, altı hikâye yazdılar. Bir de Doktor Samimi ve onun günlüğü var. Mine Söğüt ilk romanı Beş Sevim Apartmanı ile okuyanı cinperi âlemine götürüyor, uzun bir masal dinletir gibi, anlatır gibi, gösterir gibi.

TADIMLIK;

Doktor Samimi'nin Günlüğü Cinin aslında ne olduğunu biliyorum. Bugüne kadar bana gerçek yüzlerini göstermeyen, çocukluğumun sevimli arkadaşları, sırdaşları, neşeleri olan cinler aslında öyle değiller... Işıktan kaçmayı bıraktım. Onlarla yüzleşmeye karar verdim. Ve dün gece apartmanı istila eden cinperi ordusunu gördüm. Onlar ateşten yaratılmış, ışık hızında hareket edebilen, gaz gibi girdiği maddenin şeklini alabilen tuhaf varlıklar. Erkeği cin, dişisi peri. İçlerinden biri kulağımdan içeri girdi ve anlattı: Yedi yüz ile bin beş yüz yıl arasında ömürleri var. Ölümleri yaklaştığında ihtiyarlıktan geriye, çocukluğa doğru giderler. Kulağıma giren cinperi "Çakmağını yak ve ateşine bak" dedi. Çakmağımı yaktım ve ateşe baktım; yanan ateşin altta kalan sarı alevinde şeytanların, üstte yanan mavi ateşte cinlerin dans ettiğini gördüm. Dün gece içlerinden biri gözlerimin önünde hızla öldü. Yaşlı suratlı korkunç bakışlı bir cin saniyeler içinde, gözlerimin önünde gençleşerek bebek oldu; sonra da ateşin içinde yok oldu. Ateş parmaklarımı yaktı, ölen cin derimden içeri aktı. Yukarıdakilerden hiçbiri cinleriyle benim kendi cinlerimle kurduğum ilişkiye benzer bir şey yaşamamışlar. Onlar cinleriyle barışıklar. Hiçbiri benim yaptığımı yapmamış. Hiçbiri cininin sözünden çıkmamış. Hiçbiri cininin ateşten olduğunu ve dokunduğunu yaktığını bilmiyor. Hepsi cinlerini iyi sanıyor. Onları bu rüyadan uyandırmak için henüz erken.

Bu kadını okuyun efenim...... 
Pişman olmayacağınız yazarlardan biri...













17.6.17

Tedavi (The Great Hypnotist)



Geçen gün televizyonun sinema kanalların da gezinirken "Tedavi (The Great Hypnotist) "

filmine denk geldim.

Film 2014 Çin Yapımı psikolojik, gerilim, dram türünde idi.


Aslında ben açtığımda bi beş dakka olmuştu başlayalı. Nedense bi takıntım var illa ki izleyeceğim film baştan başlamalı yoksa izlemek istemiyorum.

O günde kitap okumaya biraz ara vereyim zorlamayan, yormayan bir film izleyeyim dedim ama ters köşe bir film izledim.

Sizde de var mıdır böyle bir takıntı?

Sanırım bende ki nedeni; ya filmin başında önemli bir cümle varsa ben kaçırdıysam........


Bu duygu zor bir duygu aslında, bunu da başka bir yazıda anlatayım en iyisi....


Konusuda gelince;








Doktorumuz hastalarını üzerinde hipnoz ederek tedavi etmektedir. Biraz da ukala, sivri dilli bir doktordur... sonra bir gün okuldayken öğretmeni olan Prf. Doktoru kendisine bir hasta önerir..

Yalnız bu hasta zor biridir ve birçok psikolog, psikayatr gezmiştir bir türlü tedavi olamamıştır.

Konu burdan sonra başlıyor....
Hastasını hipnoz ederken kendisi de oluyor ve burdan sonrası tam bir gösteri.... akışı, anlatımı değindiği konular ile aslında kendisi de tedavi oluyor doktorumuz.

Sizi tam bir ters köşe yapıyor sonunda ve film çooooook başarılı.


İzleyin derim o yüzden fazla detayı vermiyorum. :)


Yalnız izlerken ve bittikten sonra şöyle bir düşündüm de; beynimiz muhteşem bir organ tek kelime ile...


Alt beyinde sakladıkları, sonra zamanı gelince üst beyne aktarması, bazen de olmamış, yaşanmamış gibi hissttirmesi.....


Etkilendiğim, konusu itibari ile akılda kalıcı, özellikle de görsel olarak da başarılı filmlerden biri oldu benim için....


15.7.16

İstanbul Gezisi ve Salı pazarı Turu...

Geçtiğimiz hafta arkadaşlar aradı ve hadi gelin Eminönü'ne geçelim dedi. Bende neredeyse 1 yıldır geçmemiştim... Aslında bir ara tam gezi palnı yapıyordum ki kendime Taksim'de ki patlama olunca herşeyi ertelemiştim.. Ki hala bazı yerlere gitmek tedirgin ediyor beni.... Çocuk olduktan sonra bu tedirginlik daha fazlalaştı... 

Neyse velhasıl biz geçtik karşıya... Öncelik elbette olmazsa olmazımız Mısır Çarşısından geçmek oldu... Tabi alışkın olmadığımız bir görüntü vardı; poliler vardı her yerde ve arama yapıyorlardı... Elbet güvenliğimiz için ama tedirgin olmadan edemiyoruz...

Ordanda Tahtakale Cad.sinden yukarı neredeyse bütün takıcıları geze geze hatta bir sürü takılar alarak yukarı ŞarkHan'a çıktık.
Bilmeyenleriniz varsa muhakkak uğrayın bu hana. Aslında bundan 4-5 sene evvel daha güzeldi içi ama şimdide de görülmeye değer. Daha çok uzak doğu eşyaları ve kıyafetleri var...Birçok şeyi toptan yada tek tek alabiliyorsunuz ve fiyat olarak da çok uygun.
Efenim şapka da pek renkli pek güzeldi ama anca poz verecek kadar taktım... :))
 Eve dönüş yolunda yokuşun orda ki otoparktan harika bir İstanbul manzarası mevcuttu...
Boşuna İstanbul adına şiirler, romanlar, hikayeler yazılmıyor... Özellikle metropol bir şehir olması bir harika... Cami de var, kilise de... hanlar da var apartman daireleri de....

Bu hafta da bir Tarihi Salı Pazarı yapalım dedik beyimle...
Sever misiniz bilmem ama? Çok severim pazarı gezmeyi..
Aradığım bir çok şeyi bulduğumda hele daha bir keyifli oluyor pazar...
Şimdi sıra da cumartesi günleri Pendik'te kurulan pazar var, neredeyse 10 yıldır gitmiyorum... bi gideyim göz atayım dimi ama .... özlemişlerdir beni... :)))

Dün acı bir olay yaşandı Fransa'da.... Terör artık tüm Dünya'nın sorunu ama ülkeler kendi başlarına gelmeden anlamıyorlar sanırım... Oysa ki Dünya'da barış için elele vermek gerek... ayırım yapmadan, beslemeden bu olayları.........
Acı düşen evlereRabbim sabır versin....

Hayırlı Cumalar... keyifli haftasonunuz olsun efenim.









27.11.15

Kadına şiddetin en yakın tanığı olarak...

Geçtiğimiz günlerde "Kadına Şiddete Hayır"  programları yapıldı. Tabi ben yine bu yazıyı anca yazabildim.
En yakın tanıklarından biriyim, erkeğin kadına şiddetine....... 
Teyzem neredeyse 20 yıla yakın evli kaldı o erkek denen kişiyle. Kocası çalışmazdı, teyzemi lise sona giderken evlenme sözüyle kaçırmış ve nikahı bile çoook yıllar sonra zorla yapmıştı. Teyzem çok dayak yedi kocasından. Çok kez bize yada komşusuna sığınmak zorunda kaldı. Nikahı olmadığı halde ki biz yalvarırdık dönem diye ama o her seferinde evine o adama dönerdi.....
Sebep mi? Çok basit., klasik..... Çocuğumu alır ve bir daha göstermez tehdidi.....
En son olay olduğunda çok kötü dövmüştü teyzemi,  bizi aradı gelin beni kurtarın öldürecek bu adam beni diye.....
Annemi ve ananemi alıp gittik evlerine.... Bende ki siniri,  hırsı bir bilseniz..... Tabi içimdeki tüm kızgınlığı, biriktirdiklerimi döktüm yüzüne....
He birde bir huyu vardı bize ve etrafa karşı bir iyi bir iyi dersiniz ki bu adam o adam değil.....
Çalışmazdı dedim ya üstüne teyzem çalışır ve maaşını o kişi alırdı.... Ara ara da hakaret etmekten, suçlamaktan da geri durmazdı...
Şuan içimi dökemediğim, buraya yazamadığım şeylere şahit oldum onlarda....
Neyse dayanadım ve teyzemi aldığım gibi getirdim ananemlere ve boşanmasına vesile oldum. İyi ki de vesile oldum hala yaptığım davranıştan memnunum....
Teyzemin psikolosi bozuldu tabi o yıllarca dayağı yemenin,  insan yerine konulmamanın sonucu... Daha sinirli,  alıngan oldu... Ama hala güçlü bir kadın.... Emeklisi var kızını okutuyor,  oğluyla gelini çalıştığı için torun bakıyor....
O yüzden erkek annelerine çok iş düşüyor.... Evlat yetiştirirken....
Ve kız annelerine de..... Gelinlikle çıktın kefenle gelirsin ancak mantalitesini kullanmamalıyız çocuklarımıza.....
Yanlış evlilik yapabilirler, biz hep yanlarında olmalıyız,  dinlemeli gözlemlemeliyiz evlatlarımızı, kardeşlerimizi gerekirse komşumuzu....
Yani işim özü yakın tanığı olarak,  teyzemi  acısını paylaşan biri olarak daha bir duyarlıyım bu konuya..........
...........

Yazarken o günler geldi aklıma.... İçim cız etti...

12.6.15

Kurtlarla Koşan kadınlar kitabına dair....

Bu kitabın tanıtımını ilk Gülben Ergen'in İnstagram hesabında paylaştığı bir fotoğrafta gördüm.
Sonra biraz araştırdım ve enteresan bir kitap olduğunu fark ettim. Biraz daha araştırınca almaya karar verdim.

Gerçekten de kitapta çok ilginç, enteresan ve detaylı kadınlara, kadınların psikolojisine ve psişesine dair mitolojik öykülerle anlatımlar bulunuyordu. Yazar bu kitabını yazmak için 20 sene araştırma yapmış, öyü ve mitolijik öyküler dinlemiş, kendi ailesinden de öykülerle birleştirmiş. Tabi bu kitabı yazarken önce kendi içindeki kadına ulaşmış bence yazar. Kurtlarla kadınların benzer özelliklerinden de dem vuruyor yer yer. Çok alıntı yaptım kitaptan ve altını çok çizdim cümlelerin. Masallarla öyle güzel betimlemiş ki kadına dair özellikleri.
Kesinlikle kadınların okuması gereken bir kitap. Hele hele farkındala başladıysanız yaşamınıza dair, psikolojinize dair okumalısınız. Kitap biraz ağır. Konuları öyle okuyup geçemiyorsunuz. Roman gibi değil de başlıklar altında sindirerek okumak gerek.
Her konu başlığı altında bir öykü/masal anlatılıyor ve sonrasında yorumlara geçiliyor. Tabi bu masallar yer yer mitolojiden de alınıyor. Ama tasvirler, bakış açıları çok iyi. Zaten düşündüğünüzde ve özellikle dişi kurtlara baktığınız da kadınlarla benzer özellikleri çok fazla.  Çok fazla yazmak isterdim detay ama hangi birini yazacağımı şaşırdım.
En iyisi mi okuyun derim bu kitabı; yavaş yavaş, sindire sindire....


***********************
Ece Temelkuran çok güzel özetlemiş kitabı;



   
Yağmurlar, gemiler, düşler

       
Clarissa P. Estes'in yazdığı "Kurtlarla Koşan Kadınlar"ı, özellikle geleceği hayal ederken kendilerini tek kişilik maceralarda gören kadınlara şiddetle tavsiye ediyorum
    ---
   
    Kimi kadınlar, düşlerinde kendilerini yalnız görürler; bir başlarına. 16 yaşındayken mesela, henüz hayata yeni başlarken, sonradan fark edersiniz ki, o günlerde geleceğe ilişkin kurduğunuz düşlerde yalnızsınızdır. Çok kadın tanıdım böyle. İlk gençlik yıllarında gelecek hayalleri kurarken tek başına Kızıldeniz'e dalarken görmüştü kendini; bir evde bir sürü kediyle tek başına yaşadığını görmüştü; bir yük gemisine binip, siyah bir gocuk giyip tam güvertenin ucunda filtresiz sigara içerken görmüştü kendini. Kendilerini böyle hayal eden kadınlar sonra adamları ve çocukları nereye koyarlar? Neyse...
    Belki sonra unuturlar, rüyalarını "düzeltirler" ama aklı ve kalbi olan kadınlar gelecek düşlerinde kendilerini hep tek başına bir maceraya atılırken görürler. Sonra olaylar gelişir, belki bütün bunların pek de iyi bir fikir olmadığına kanaat getirirler. Ya da "bir gün mutlaka"dır işte, bilirsiniz...
    Siz o ilk düşünüzde, kendinizi yalnız başınıza hayal ettiğinizde nasıl görmüştünüz kendinizi? Sizin maceranız nasıldı? Ne zaman unuttunuz o hayali resmi?
   
    Kurtlarla Koşan Kadınlar
    Bütün tanıdığım kadınlara aynı kitabı öneriyorum iki haftadır. Israrla, neredeyse bıktırırcasına tavsiye ediyorum. "Sevgilim şöyle böyle bir adam. Ama onu terk edemiyorum. Suçlu hissediyorum" kendimi diyene... "Herif bana kazık attı. Şimdi duyarsız görünmem lazım değil mi? Öyle yaparsam çok gülünç görünürüm, değil mi?" diye çaresizce bir yanlışın içinde debelenene... "Şu işi çok yapmak istiyorum. Ama kesin tökezleyeceğim bir yerinde. Başlamasam daha mı iyi acaba?" diye sorana... "Hayatım kusursuz ama yine de mutlu hissetmiyorum kendimi. Bende bir yanlışlık mı var acaba?" diye düşünene... "Çocuk yapmak istiyorum ama beceremem diye düşünüyorum. Yani ya iyi bir anne olamazsam?" diye kuruntular üretene...
    Bu soruların hepsine iyi gelecek bu kitap, biliyorum. Bütün bu kadınlar, kendilerinde olan ama var olduğunu unuttukları, unutmaya zorlandıkları bir gücü anımsayacaklar "Kurtlarla Koşan Kadınlar" kitabını okuduklarında.
   
    Gizli bir kadın dayanışma örgütü
    Kitaplardan öğrenilmiş bir feminist manifestodan, katır kutur bir feminist jargondan bahsetmiyorum. Anneannelerimizden, onların anneannelerinden beri biriken bir kadınlık bilgisinden ve sezgisinden söz ediyorum. Elleriyle bu dünyayı yapan; çocukları, yemekleri ve işleri yapan kadınların biriktirdikleri bilgelikten ve kudretten... Bize unutturulmuş hayat/ölüm/hayat döngüsünden... Kendisine uzaklaştırılmış, ne kadar güçlü olduğu unutturulmuş ve birbiriyle dayanışması türlü yalanlarla engellenmiş bir cinsiz biz. Öyle güçlüyüz ki hatta çok korkutabiliriz herkesi. Zaten belki korktukları için en başlarda sakatlamışlardı bizi. Kitabın meselesi sakatlayanlardan intikam almak değil, en önemli yanı bu. Kitabın meselesi yeniden nasıl ayağa kalkıp, tamamlanmış bir kadın olarak nasıl yaşayacağımız ve nasıl kendimizi güçlü hissedeceğimiz.
   
    Jung, masallar ve kızlar
    Psikiyatri okuyup, Jung üzerine doktora yapıp sonra bütün dünyayı kadın masalları arayarak dolaşmış bir kadın, Clarissa P. Estes tarafından yazılmış kitap. Ayrıntı Yayınları'ndan çıktı. Biraz pahalı ama en kötü ihtimalle birkaç arkadaş birleşerek alabilirsiniz, almalısınız. Estes eski masalları yeniden okuyarak kadınların yazılmamış tarihine ve bu tarihten öğrenilmesi gereken hasletlere dikkat çekiyor. Yaralarınızı kendi kendinize nasıl saracağınızı söylüyor ve bunu yapmak için sizde yeterinden fazla gücün zaten bulunduğunu anlatıyor.
   
    Erkekler neden okumalı?
    Ortalıkta "kadın dünyasını yazan erkek yazar" furyası var ve hakikaten kadınların bunlara içtenlikle inandığını sanmıyorum. Sadece biraz çekici buluyorlar belki, belki biraz da erkeklerin kadınları nasıl gördüğünü, nasıl gördüğünü sandığını anlamak için okuyor olabilirler. Oysa kadınlarda anlaşılması gereken bir şey olmadığını, sadece onlarla birlikte "akılması" gerektiğini daha henüz hiçbir erkek yeterince anlayabilmiş gibi gelmiyor bana. Yaptıkları bir nehri durdurup debisini ölçmeye çalışmaya benziyor; nehirle birlikte akmak ise çok daha büyük bir güç gerektiriyor. Erkeklerin de işte, bu kitabı ne tür bir nehirle birlikte akabileceklerini anlamak için okumaları gerekiyor.
    Kendi içinizde şefkatli ve ılık bir yolculuğa çıkmak için bulunmaz bir fırsat! Şiddetle tavsiye ediyorum... Bilhassa geleceği hayal ederken kendilerini tek kişilik maceralarda gören kadınlara! Her yaştan kadına...


Kitap Hakkında

İnsanlık tarihi boyunca bastırılmış ve örselenmiş kadınların durumunu sosyal, kültürel ve ekonomik açıdan ele alan çok sayıda inceleme yapıldı. Her inceleme, kadınları ''tanımlama ve çözme'' açısından çok farklı yöntemler önerdi. Bu önermelerin ne ölçüde kadınların doğasını ilişkin isabetli ve farklı alternatifler olduğu ise tartışmalı.Clarissa P. Estes, Kurtlarla Koşan Kadınlar’da gerçekten farklı bir önermede bulunuyor, kadınlar için yalın, uygulanabilir ve doğal çözümler öneriyor. XIX. yüzyılla birlikte insanlığın doğadan kopuşu ve duygulara yer vermeyen kapitalist bir endüstri çarkının içinde kayboluşundan yola çıkarak, kadınların yapması gereken ilk şeyin içindeki doğal sesi keşfetmek olduğunu söylüyor ve kadınların içlerinde yatan sınırsız güç ve yaratıcılığın, kurtların doğal yabanıllığında yattığı savını ileri sürüyor. Kadınların çoğu zaman farkında olmadan içselleştirmek zorunda bırakıldıkları eziklik ve yetersizlik duygusuna, bastırılmış cinsel güdülerine çok değişik bir malzemeden yaklaşıyor: Masallar! İnsanlığın ortak bilinçaltının aynaları olduğunu düşündüğü masallar aracılığı ile kadın psişesinin derinliklerine iniyor ve birçok açmazdan kurtulmalarına yardımcı olacak masal tadında terapiler uyguluyor.Estes’e göre, kurtlarla kadınlar arasında, vahşilikleri, zerafetleri ve içinde yaşadıkları topluluğun üyelerine duydukları bağ açısından psişik bir benzerlik vardır. Kurtlar ve kadınlar arasındaki bu benzerlik, Vahşi Kadın arketipinde ortaya çıkar. Estes’in ilginç örneklerle betimlediği bu arketip, doğayla bağını kopartmamış ve seçimlerini yaparken duygularını temel alan kadınları içeriyor.Kitaptaki farklı kültürlerden derlenen masallar, kadınların ilişkileri, kişisel imgeleri ve hatta bağımlılık gibi temalar çevresinde gelişiyor. Örneğin Afrika kökenli bir öykü, kadının ikili doğasını yansıtıyor. Ortadoğu’ya ait bir masal, sıradan bir kilim gibi görünen büyülü bir halının toplumun önyargılarını ve görünüşe ne kadar kolay aldandığını ortaya koyuyor.Yayımlandığında büyük övgüler almış bu sıra dışı kitap, kadınları vahşi derinliklerine doğru heyecanlı bir yolculuğa çağırırken, kadın psişesinin bugüne dek hazırlanmış en büyük sözlüğü olarak da okunabilir. Kurtlarla Koşan Kadınlar, kadınlarla vahşi bir noktada buluşmak isteyen erkekler için de vazgeçilmez bir rehber özelliği taşıyor. “Gülme, kadın cinselliğinin gizli tarafıdır; fizikseldir, temeldir, tutkuludur, hayat vericidir ve bu yüzden uyarıcıdır. Jenital uyarılma gibi bir hedefi olmayan bir cinsellik türüdür. Sadece o an için, bir sevincin cinselliğidir; özgürce uçan, yasayıp ölen ve kendi enerjisiyle yeniden yaşayan hakiki ve şehevi bir sevgidir. Kutsaldır çünkü fazlasıyla iyileştiricidir. Şehevidir çünkü bedeni ve onun duygularını uyandırır. Cinseldir çünkü heyecan vericidir ve haz dalgalarına neden olur. Tek boyutlu değildir, çünkü gülme, insanın kendisi kadar başkalarıyla da paylaştığı bir şeydir. Bir kadının en vahşi cinselliğidir. ” Clarissa P. Estés“İnsanlar binlerce yıldan bu yana, zor öğrenilen bilgileri edinmek ve sınırsız olasılıklar içeren düşler kurmak için büyük ateşlerin çevresinde oturmuşlardır. Günümüz dünyasında bu bilgelik yalnızca ‘gerçekler’le sınırlanmıştır. Estés, kitabında bu bilgelik ateşini yeniden yakıyor, hepimiz için.” Gloria Steinem

6.6.14

Günlük, kitap, film...yağmur...

Haziran ayına yağmurlu bir giriş yaptık. Aslında çok severim yağmuruuuuu ama çocuk olunca böyle havalar da evde olmak durumundayız. :) Bebe ile zor dışarı çıkmak tabiii.


Pencereyi açıpta yağmur sesini dinlemek öyle iyi geliyor ki ruhuma. Aslında geceleri dinlerken bu sesi bir kadehte şarap içmek vardı ama emzirdiğimden sonraki yıllara erteliyorum bu keyfi.
Düşünüyorum da; kişi büyüdükçe tercihleri, ilgi alanları da değişiyor. 20'li yaşlarımdayken aslaaaa sevmezdim yağmuru ve dışarı bile çıkmazdım. Islanmak rahatsız ederdi beni. Şimdi ise herşeyi ile seviyorum yağmuru.
 Yazımı yazdıktan sonra ve Umay uyanmazsa o arada balkona çıkıp yağmuru izleyip sesini dinleyeceğim.


Bunların dışında geçen gün şinitzel yaptım. Diyeceksiniz ki ne var hep yapılan kolay bir yemek. Ama bu sefer galete unu, köri, pulbiberli ( hazırı da var bunun) tavuğu tereyağında kızarttım. Tabağa aldığımda da üzerinde ince dilimlenmiş limonu gezdirip yanına bıraktım. Hımmm enfes oluyorrrrr. Sizinle de paylaşayım dedim. Sonra yanına arpa şehriye pilavı ile servis ettim beyimle kendime. Balkonda hafif esen rüzgar eşliğnde yedik. Bu bile beni mutlu ediyor yahu. .:)

Kızı emzirirken Şehir Mektupları/ Ahmet Rasim kitabını bitirdim.



 Yazarımız İstanbul yazarıdır ve şehirde gördüklerini, izlenimlerini, yaşadıklarını gazetede yayınlar. Anlatım dili çok keyfili, bir de fıkra sever biri yazarımız.

Kaçak Atlar / Mişima okumaya devam. Aslında elimden hiç bırakasım gelmiyor ama malum evde bebe var. Uyuduğunda işimi toparlıyrum, yemek, çamaşır derken akam oluyor. Genelde gece uyuttuktan sonra daha sri okuyabiliyoorum. Gün içinde de okuyorum ama bizim kız artık kendisi ile konuşulsun, ilgilenilsin istiyor. :)))

Aaaaa az kalsın paylaşmadan yazımı bitiriyordum.

Dün Daglicht/Gün Işığı filmini izledik.  Özellikle sizi şaşırtan ve ilgiyi hep aktif tutan bir film. Genç avukat bir anne, otizmli oğlu ve hayatına dair gizlenen gerçekler.
Daha fazla anlatmayayım, izleyin derim.

Bizim kız ses veriyor. Ben kaçar. Hepinize keyifli haftasonu.... :))