Jaguar Kitap etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Jaguar Kitap etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16.1.26

Çocuk ve Seiobo, Orada, Aşağıdaydı

 

Günaydın. Yarı yıl tatili geldi çattı. İyi dinlenmeler çocuklara ve bizlere ☺️🪷


"O hatırlamadığımız çocukluk yıllarımızı anne babalarımız da hatırlamıyor, doğa neden böyle yapmış, ilk yılları neden gizli kılmış? Çocuk başkaları için bir giz, çocuk kendisi için bile bir giz " 



Yazardan okuduğum üçüncü kitap bu. Diğer kitabı gibi bu kitap da biraz melankolik, depresif ve ara ara da Ümit vaat eden cümlelerle anlatılan bir hayat.... Ve çok gerçekçi... Kimseye söylemediğimiz, ama yer yer içimizden, aklımızdan geçirdiğimiz, fark ettiğimiz, düştüğümüz, kalktığımız, tanıklık ettiğimiz yaşama dair bir novella....


Özellikle anneliğe dair öyle cümleleri vardı ki...bazı yerlerde hak.vermemek imkânsız..ki böyle düşününce o zamanlar üzüldüğünüz, rahatsız olduğunuz duyguları yaşayan başka birinden dinlemek, okumak rahatlatıcı....

Eğer bu tarz seviyorsanız, listeye ekleyin derim.

Jaguar Yayınlarını seviyorum, yine güzel ve akıcı bir çeviri ile bizi buluşturdular. 

#gulsahinkitapligi #kjerstiskomsvold 



Seiobo Orada Aşağıdaydı – László Krasznahorkai

“Postmodern yazara göre hayat bir oyundur.

Roman da bu oyunun ta kendisidir.”

Bu metin bana şunu düşündürdü: Seiobo, okuru güvenli bir anlatının içine almıyor. Zaman akmıyor; dağınık, kırık ve parçalı bir şekilde duruyor. Olaydan çok algıya, sonuçtan çok bakışa odaklanan bir metinle karşı karşıyayız.

Postmodern dünyada tek bir anlam yok.

Okur sayısı kadar yorum, bakış açısı kadar gerçeklik var. Krasznahorkai de bunu bilerek yazıyor; hedef kitleyi daraltmıyor ama metni “kolay” da kılmıyor.

“Kurtuluş vaat etmez roman;

ama dibine çekerek rahatlatır.”

Bu cümle benim için kitabın özeti gibi. Karanlığın içinden bakılan bir arayış bu. Umut vermiyor belki ama samimi. Zorlayıcı ama hakiki. Okuru rahatsız ederek düşünmeye çağıran metinlerden. Şunu da belirtmeden gecemiycem, herkesin seveceği, anlamlandırma ağı romanlardan  biri değil. Özellikle bu kitapla değilde diğer kitapları ile yazarı okumaya başlamak daha iyi olacaktır. Grup okuması olmasa bu kitap, bu kadar anlayarak okur umudum bilemiyorum... Bazı arkadaşlarımız sanat tarihine çok ilgiliydi ve bizi zaman zaman kitapta bahsi geçen sanat, sanatçı ve resimler hakkında bilgilendirdi. Böylece her bir öykü yerine oturdu.

📍 Karanlığın içinden bakınca görülen şey, bazen aydınlıktan daha gerçektir.

23.2.25

Ne Para Ne saat Ne Kasket vs..

 Selâmlar ☺️ 


Ha yağdı yağacak derken, bu sene karı gördük, iki üç günlük olsada❄️☃️⛄❄️ özellikle lapa lapa yağarken izlemenin keyfini özlemişim 🙏🏻

Hatta şu an yazarken de inceden yağıyor ☺️


Tabi haklı olarak sabahın yedisinde baba kız inip kardan adam yaptılar. İyi ki yaptılar çünkü saat dokuzdan sonra erimeye başlamıştı kar. Bu arada antrenman sadece bir günlük iptal edildi 🙈 neyse ki sabahlar bizimdi...🙂

Onun dışında çok severek izlediğimiz "Cobra Kai" dizisini bitirdik. Özellikle finali efsaneydi ...  Tekrardan ilk çekim filmlerini izleyeceğim.  Üstüne iki tanede kitap bitirdim. ☺️ Yorumlarımı şöyle ekledim...


Bu kitapta iç monologlar çok fazla ve yorucu. Zaten anlatıcı da bundan biraz muzdarip ve vermek istediği mesajda bu olabilir diye dusundum okuduktan sonra. Çünkü diğer kitabı da böyledi. Varoluşsal sorgulamalar, hatta hemen hemen her şeyi sorgulamalar çok fazla ve bundurum da zamanla sizi yanlızlığa iter. Tanı anlatıcının çocukluğu da çok sosyal geçmemis, savaş sonrası ailesinin duygusal tavırları.  Babasının ve annesinin üzerinde ki baskısı. Ayakta kalması için mücadele ve sonrasi daha çok daraldığında sokaklara kendini atması... Felsefesi olan bir kitap. Birazda depresif.
Okurken yer yer " o kadarda takılma yahu" derken buldum kendimi 🙈
Arka kapak yazısı şöyle der;
   🤚🏻🧢💵⌚  " Her ‘eş’in gelecekteki ‘eski’liğini içinde barındırdığını fark eden kahramanımız sadece evliliğin değil, yaşam, anne-baba, çocukluk, yaşlılık, ölüm gibi konuların da gittikçe çetrefilleştiğini görür. Halbuki bir zamanlar, yaşlandıkça tüm bunların biraz daha açıklanabilir olacağını düşünmüştür. Yine keskin gözlemler, derin düşünceler ve kendine has bir yalnızlık öyküsü. Wilhelm Genazino’nun ölümünden önce yayımlanan son romanı olan ve önceki romanlarına göre yoğunlaşan melankolisiyle, sıklaşan geriye dönüşleriyle okurunu insan ruhunda uzun bir gezintiye çıkaran Ne Para Ne Saat Ne Kasket, Tevfik Turan’ın Almanca aslından çevirisiyle.


Bazen canımız çok acır ve o ortamdan kaçıp gitmek istersiniz, kimsenin sizi tanımadığı bir yere. Hele burası ada ise daha bir iyi gelebilir size. İşte kitap tam da böyle başlıyor...... 

Bu kitabı okurken hep şunu düşündüm; insan eşine güvenmeyecekde kime güvenecek?.... 


🌊🌊🌊 "Bir erkeğin kabahatleri için bir kadını suçlamak şarttır."

🌊 "Hiç anlamadığı şeyse dinin egoda değil ruhta başladığıydı."....

 

  Velhasıl incecik ama alt metni dolu bir kitap okudum. 

23.11.22

Kasım Dökümü...

 Aslında aklımda bambaşka bir yazı vardı... lakin sabah deprem haberi ile uyandık.

Hissetmemiştik. Ama hisseden de bir çok arkadaşım var.......Geçmiş olsun hepimize...

Bir kaç önce deprem çantası hazırlamıştık eşimle, şimdi içice kalan bir kaç eksiğide eklemek gerek....

Doğanın kendini hatırlatması olarak bakıyorum deprem gibi olaylara... düşünsenize, elinizden gelen bir şey yok, müdahele edemiyorsunuz.... Tabi kadercilik ile bağlamayın bu sözümü. Tedbir almak, hazır olmak da bir o kadar elimizde.....demek istediğim, kendini bilmezlerin doğayı katletmesi, doğada yaşayan canlılara duyulmayan saygı, varlıklarını yok saymak v.b....


Bu ay hem mutlu anlarla dolu hem de hüzün....... Eşimin bir yaş daha aldığı bir ay kasım.... İnşallah daha sağlıklı, uzun yıllar birlikte yaş alırız sevgilim... Pazar gününe de antreman koyunca kızın hocaları, sabahtan bir kahvaltıya gittik, orada mumları üfledi :) Happyıde börtday dedik :))) Sonrası hop kızı antremana götürdü....


Bir tarafımda çok buruk; annemin kaybını yaşadığım bir ay.....hayat ne garip.... kutlama yapıp, mum üflerken, bir kaç gün sonrada annemin mezarını ziyaret ettik..... Biraz içimden sohbet ettim  ziyaretimde, anlattım, ağladım, güzel anılarla anmaya çalıştım.... koskoca 6 yıl nasıl geçti bilmiyorum...... tabiki ilk gün gibi değilim, daha dirayetliyim artık... İçimin bir yanı hep eksik, hani diyorlar ya o kadar hissediyorum ki o duyguyu; annen ölünce büyüyorsun... işte bunu yaşayarak hissetmek ne fenaymış..... evet hepimizin yaşayacağı bir an... ama yinede erkenden olmasın hayatlarınız da.....

İşte böyle.... içimde ki gelgitlere şaşıyorum bazen... bildiğim bir şey varsa, anne olmak daha da bir güçlü yaptı beni.... 

Onun dışında ara tatilde de kızçenin anteramanlları ful idi... o yuzden cuma ve cumartesi arkadaşları ile planlar yapıp, çocukları yemeğe, oradanda sinemaya götürdük. Keyifleri yerindeydi.  Cumartesi günüde yakın arkadaşının annesi ile haberleşip, kızları Akasya Lunapark'a götürdük. Biraz ufak ama çocuklar için çok çok iyi. Sadece çocuklara özel o yüzden de sakin... tadına vara vara, rahat rahat biniyolar aletlere...

Kore dizileirne başladım :))) fenada değiller,  ama favorım olan başka bir diziden bahsetmek isterim....


"House Of The Dragon" tek kelime ile heyecan ve görüntülerle müthişti.... Bize Game Of Throns'da geçen ejderja hanesinin öncesini anlatıyor...... Game Of Throns'u yeniden izlemek istedim.... :)

hadi birazda okuduğum kitaplarımdan bahsedeyim:))



Bayan Caliban......
İçerik olarak bir canavara aşık olan kadının romanı gibi ( canavarı tırnak içinde belirtmek isterim) okusak da öyle değil..... Bir kadının  kısıtlanması, yaşadığı duyguları bastırması, aynı şeyi yaşayan erkeğin ise kendine bir çok şeyi hak görmesinide okuyoruz aynı zamanda....
Kitabın arka kapak yazısında "Anglo-Amerikan Edebiyatının gömülü kalmış cevherlerinden biridir kitap" yazıyor... Biraz araştırdım. O zaman daha net oturdu kafamda detaylar .... Tabiki savaş ve savaş sonrası ruhsal çöküntüler yaşan toplum ve yazarların anlatımı da o yönde olacaktir.... O yüzden buradaki canavar ile ilskiye giren, içinde ki boşluğu doldurmaya çalışan Dorothy'i bu sekilde değerlendirmek gerekir.
🦎
Mesela kitapta dikkatimi çeken cümlelerden biride; ....her şeyi halı altına süpürmek daha kolay  olmuştu; başka hiçbir şey yapamayacak kadar tükenmişlerdi. İşte böylece sürüp gitmişti; suskunluklar, uzaklaşmalar, işe yaramayacağını bildikleri konuşmalar yapmaya çalışmanın verdiği umutsuzluk..."
Bu cümle yaşadıkları kayıplar üzerine geçiyor.... Anne baba olarak evlatlarının kaybını yaşamak ve erkeğin bu süreçte kadınla olan ilişkisini değiştirmeye başlaması... Aldatması, sadece görev gibi kağıt üstünde süren evlilikleri.....

Velhasıl kısa, öz bir kitaptı Bayan Caliban... Sonunu da Yeşilçam sonuna bağlamasa iyiydi :⁠-⁠[
Zelisim'le beraber okuduk Prospero Serisinden 5.kitabi.... 🙏🏻  sırada diğer kitaplar var serinin...
Ve çevirmene de ayrı bir teşekkür, akıcılığı bozmadan bize aktardığı için,🙏🏻💐  #gulsahinkitapligi


 

 

 
💫İyi oyuncu olduklarını gördüm tüm kibirlilerin: oynuyorlar ve beğenilerek seyredilmek istiyorlar- tüm tinlerini kaplamıştır bu istem.

💫💫: vicdan yarası yaralamayı öğretir insan....

Bir nevi diğer yarımızla yüzleşme kitabı gibi Zerdüşt... Hani kimseye göstermediğimiz, hatta bazen kendimize bile dile getirmediğimiz yönlerimiz... Mesela;  toplum içinde ki tavırlarımiz, başkası ne der diye yaptıklarımız, iyi kötü davranışlarımız... O kadar çok şeyi sorguladım ki... İkinci okuyuşum Zerdüşt'ü. Naçizane tavsiyem ilk okumada sadece okuyun, sorgulamadan, ne dedi, neden dedi, ne demek istedi demeden okuyun . Sonra da bir süre sonra tekrar okuyun, o zaman taşlar yerine oturacak.
Kitapta bahsedilen "Üstinsan" kavramı vardır. Sürekli tekrar edilen...
Tabi arada Hristiyan dünyasına da eleştiriler vardır. Tabi bunlari biraz da kendi yaşamında yaşadığı olaylar sebebiyle de der Nietzsche....
Ve en çok da eylemlerimiz sorumluluklarını almamızdan bahseder ... Dünyevi şeylere nasıl da bağlandığımızdan...
O kadar çok duygu var ki anlatmak istediğim kitaba dair......
Bunları yazıyorum ama gözünüzü korkutmasın.... Zamanı geldiğinde, kitap sizi çağırdığında alın ve okuyun. Elbet bir yerde size de geçecek anlatılanlar...
Ekim ayı okuma kulübümüzün kitabı idi Zerdüşt. O ay yetistiremedim okumamı... Ama acelesi de yoktu. Amaç okuma sayısı değil, kitabın bize ne anlatmak istediği... Dimi 😉
🙏🏻💫

 

20.3.22

Biraz bizden biraz kitaplarımdan....Hayata Dair..

 Bu sene kar-a iyicene doyduk sanıyorum.....Hele geceleri o pencereden, sokak lambasından görünen manzara; muhteşemdi.

O kadar özlemişiz ki karda oynamayı, gece çıkıp kaydık, kaynımlarla kar savaşı oynadık, Yoğurtçu parkına yürüdük.... içimizde ki o çocukça sevinci hissetmek çok iyi geldi. :))

Mart ayına yoğun başladık, ne zaman bugüne geldik anlayamadım.... Artık masa tenisini de haftada altı güne çıkardılar. Bize kaldı bir pazar günü........😳 

Gün be gün büyüdüğüne şahit olmak çok enteresan bir duygu..... mesela artık esprileri daha bir değişti, büyüdü, her şeyin daha da bir farkında.... yorumları, bazen verdiği fikirler derken....zaman akıyor...

Bu hafta haberlere hiç bakmadım, çevremden ve İg'de gördüğüm kadarıyla savaş devam ediyor...... can sıkıcı bir durum..... Allah Yar Ve Yardımcıları Olsun...keşke diyorum elimden bir fazlası gelse....

Okuma grubu arkadaşlarımızla "KURTLARLA KOŞAN KADINLAR" kitabını bitirdik. Bölüm bölüm okuyup, konuştuk. Bazı kitaplar beraber okununca daha bir anlaşılır ve içe dokunur oluyor. Bu kitapta böyle..... Her ne kadar masal ve mitolojiden alınan hikayeler olsa da...öyle yerlerinize dokunuyor ki... hele bir de içselleştirirseniz; ruhunuza şifa oluyor...🙏

Aldığım notlardan bir bölüm;

Dün akşam ki KKK toplantımızın konusu; Özel araziyi belirlemek: Öfkenin ve bağışlamanın sınırları idi.
Hepimiz için çok önemli bir konu. Çünkü içimizde, kızdığımız, kırıldığımız, öfke duyduğumuz, anlamlandıramadığımız bir çok duygu oluyor. Ve bunlar hepsi de bir yük aslında..... Bağışlamak karşı tarafla ilgili bir durum değil aslında, kendimizle ilgili bir durum. Eğer bunun mantığını anlar ve hissedersek, işte o zaman ruhumuz hem bedenen hem zihnen özgür kalır....
Kitabın bu bölümünde çok çok güzel anlatmış Clarissa P. Estess.. Tabi bursa şu yanlış anlaşılmasın; her şeye tahammül etmek anlamında değildir; bağışlamak ve öfke kontrolü.... Sınırları belirlemek ve kontrol etmek...
Mesela demiş ki;
📍 Duyguların dengeli bir şekilde değerlendirilmesi kesinlikle bir kendine - saygı duyma işidir.
⚖️ Düşüncesiz ve denetimsiz öfkenin ötesinde bir hayat vardır.
📍Bağışlamanın esas önemli kısmı başlamak ve devam etmektir. Gerçekten her şeyi anlayabilseydik, her şey daha bağışlanabilirdi.
📍Ancak, gerçekten iyileşmek için kendi gercegimizi söylemeliyiz; sadece pişmanlığımızı ve acımızı değil, bize zarar veren, bizde kızgınlıklar, nefretler doğuran ve kendimizi - cezalandırma ya da intikam arzusunu uyandıran şeyleri de hesaba katmalıyız. Bağışlama bir yaratma eylemidir. Bunu yapmak için zamanla değerini kanıtlamış birçok yoldan birini seçebilirsiniz.
📍Bir bakımdan, hayatı eziyetler içinde geçen ve bunu beynine iyice kazıyan bir kadın, kesinlikle tahmin edilemez bir derinliğe sahiptir.
📍Hayatlarımızda, genellikle de orta yaşlarda, ister acı verici olsun, ister olmasın, karar vermemiz gereken bir an gelir ve bu karar, gelecekteki hayatımızın muhtemelen en önemli psişik kararıdır. Kadınlar bu noktaya çoğu zaman otuzlarının sonun da ya da kırklarının başında ulaşırlar. Kulaklarına kadar her şeyle dolu oldukları bir noktadadırlar ve artık " bıkmış" lardır, "Son damla bardağı taşırmış" tır ve "bitip tükenmiş"lerdir....
📍Saygısızlığa, tehdide, incinmelere karşı derin tepkiler göstermek, sağlıklı içgüdüsel psişenin görevidir. Yürekten tepkiler, ruhun ve psişenin ortak  noktasıdır.

 

Ve Regaib Kandili'nde de "MESNEVİ" ye başladık. Her gece yarım saat ne kadar okuyabilirsek okuyoruz ve sonra kendi içimizde düşünüp, nefsimize sorular soruyoruz. Telegram üzerinden yazışıyoruz ve her kitap bitiminde de sohbet açalım dedik.

Benim 3.okuyuşum ama sanki ilk kez okuyor gibiyim. Her seferinde içimde bir yerlere dokunuyor ve şifa oluyor. İlk okumam da hızlıca okumuştum sadece kelimelere hakim olmak için. Çünkü öyle roman gibi hızlıca okuyayım, bitsin diyebileceğiniz bir kitap değil... Ve her okuyanda da farklı kapılar açan bir öğreti. Evet Mevlana hakkında bir sürü spekülasyonlar ve söylemler var... Bana göre sizin olaya nerden ve nasıl baktığınızla ilgili.... Sonuçta hiç bir şey dışarıdan göründüğü gibi değildir ve her söylenen de doğru olmuyor....

Hadi biraz da bitirdiğim kitaplarımdan bahsedeyim. :)


 

Prospero Kitaplığı/8.kitap #semenderlerlesavaş

Semender Savaşları olarak da tercüme edilen Newts ile Savaş, Çek yazar Karel Čapek tarafından 1936 hiciv bilim kurgu romanıdır. Pasifik'te, başlangıçta köleleştirilmiş ve sömürülen akıllı bir semender türü olan denizde yaşayan bir ırkın keşfiyle ilgilidir. Wikipedia (İngilizce)
📍 1936 yılında yayınlanmış bir kitabı okurken... Sanki bir kaç sene sonra biz yaşayacağız hissi uyandırması hem ürkünç hem de inanılmaz..... 🦎 Biraz yazarın hayatını okuyunca şöyle diyir; 20. yüzyılın önemli Çekoslovak yazarıdır. Adı Karel Çapek olarak okunur. Yaygın kullanımı ile robot kavramını ortaya atan kişi olarak bilinir.
🦎🦎🦎🦎🦎🦎
Yükselen Nazizm’in ayak seslerinin gölgesinde yazılmış olan Semenderlerle Savaş, insan ırkının kendi yarattığı “öteki” ile olan kavgasını, şiddeti ele alırken, açgözlülük, para hırsı, ticaret kaygısı nedeniyle “akılcılık”tan akıldışına nasıl kolayca savrulabildiğini gösteriyor.
🦎 Aklıma kitabı okurken, "Ben, Robot" kitabı da geldi. Gün geliyor ve insan elinden çıkan bir çok robot veya semender bize savaş açıyor..... Kitapta son bölüm var ki... Of diyorum... Her şeyi çok iyi anlatmış aslında.....
Bir grup Canım kız arkadaşlarımla okuduk, sohbetini yapicaz.... Bakalım daha neleri konusucaz. Alt metni fazla olan bir kitaptı çünkü.... 📖 👌🏻  



Mis gibi kar eşliğinde, ruhuma o kadar iyi gelen bir kitap okudum ki....
Okuduğum Sufizm üzerine kitaplar arasında bu kitap başı çekiyor. Özellikle anlatıcının sade anlatımı ve kendi deneyimlerinden yola çıkarak paylaşımları içiniz de bir yerlere dokunuyor ve sizde de kapılar açıyor. Çünkü bu yola baş koyduğunuzda süreklilik, azim ve istek çok önemli 🙏🏻
Bir önemli detay da içinize dönerken hayattan, yaşamdan vazgeçmeniz gerekmiyor, bunu bilmek, uygulayan birinden okumak da iyi geliyor ✌🏻
Hani hep denir ya; öğrenci hazırda öğretmen onu bulur diye... İşte! Bu kitap tam da bunu anlatıyor bir nevi..... Ve mutlaka okuyun diyeceğim bir yol gösterici kitaplardan....
📍 Kitapda ki anlatıma gelirsek, anlatıcı da bazı yaşadığı olaylar sonrası ve içinden gelen bir dürtü ile arayışa giriyor ve sonrası karşılaşmalar, meditasyon, dersler derken bu süreçte yaşadıklarını anlatıyor.
⚖️ ⚖️ ⚖️ ⚖️ ⚖️ ⚖️ ⚖️
Suflzm, İslam'ın mistik kalbidir ve batini yüzünü ifade eder. Mevlana, Yunus Emre, Hacı Bektaş-ı Veli ve daha niceleri bu ekolün I temsilcileridir. Her biri eserleriyle ve yaşam biçimlerimle insanlığa | ışık tutmuş kişilerdir. Elinizdeki kitabın amacı, işte bu kapıyı aralayan bir kişinin gördüklerini |sizlerle paylaşmasından ibarettir. Ancak kitabın belki de en Önemli tarafı, konuyu teorik olarak ele almaktan çok, pratik uygulamaları aktarıyor olmasıdır.
#sufizm #ogreti #ruhaiyigelenkitaplar

 
 

 
Bu kitap "erken dönem yazılan yazılar" dır bir nevi. Hatta sunuş kısmında şöyle bir cümle okudum :
"Metinler, yüksek sesle okudukları veya müzik eşliğinde terennüm edildikleri için tekrar ve kalıplar içermektedir. Metin içeriğine zor uyum sağlayan ve günümüz okuyucusu tarafından tam anlaşılmayacak kalıplar sıkça kullanılmaktadır. Bu destanlar, okunmak için değil dinlenmeleri amacıyla yazılmıştır... "
📍 Nacizane fikrim eğer bu tarz okumalar seviyorsaniz, tek kitap ile kalmayın bir çok bu tarz kitap okuyun, masallar dinleyin veya okuyun. Çünkü tek başına hadi bu kitabı da okuyayım derseniz havada kalabilir. Bir çok söylem aklınıza yatmayabilir. Zati çevirmenlerin de dediği gibi okurken tekrar kısımları aklınıza hep anlatım olarak gelsin.....
Bir de okurken anladım ki, doğamız da hep Bi korku var... Hangi zamanı anlatırsa anlatsın destanlar insan olarak yakınma, korku, büyüklüğüne göre davranma... Savaş isteği, sahip olma isteği vs... Hep var!
📍📍📍📍📍📍📍📍📍📍

MÖ 22.-17. Aşağıdakia tarihlenen pek çok nüshaya göre, Mezopotamya'da destanlarıyla öne çıkan üç büyük Uruk küçük Enmerkar, Lugalbanda ve Gılgamış'tır. Elinizdeki eser, Sümer Kral'nde Uruk kentini kurduğu ve 420 yıl boyunca devam eden saldırı projesi Enmerkar ile Ur kentinin hakimiyetine girmeden önce 36 yıl boyunca devam eden oğul kral Lugalbanda'nın destanlarını oluşturun. Enmerkar'ı konu alan “Enmerkar ve Aratta Kralı” ile “Enmerkar ile Ensuḫkešdana”; Luganbanda'yı konu alan “Lugalbanda Dağ Mağarasında” ve “Lugalbanda ile Anzud Kuşu” destanları Sümerceden çevrildi ve Türkçede ilk kez Hasan Âli Yücel Klasikler Dizisi'nde okurla buluşuyor 


 
Nerede kalmıştık? 🤔🙄
Bâbil... Her dönem esprilere, hikayelere konu olan destan..
Arka kapak yazısı özetlemiş demek isteyeceklerimi... üstüne diyeceğim tek şey.... Dünya ve Yaratılış bir mucize... Görmek isteyene, duymak isteyene ve farkında yaşayana... Gerisi teferruat 🙃😉


Evrenin, dünyanın, kozmik bölgelerin ve insanın yaratılışı, ardından da tüm bunları yaratan Bâbil tanrısı Marduk’un diğer tanrılar tarafından zikredilişini içeren bu destan, Gılgamış Destanı ve Bâbil Hemeroloji Serisi’nden sonra en iyi bilinen Mezopotamya eserleri arasında yer alır. Bu destan okullarda, tapınaklarda, yılın belli günlerinde belli ayinlerde okutulan kutsal bir kitap, edebi bir yapıt aynı zamanda da bir kültür hazinesi olarak Bâbil’de, Bâbil Devleti’nin Tanrı Marduk’u temel alan dini, kültürel ve siyasi mirası sayesinde de tüm Mezopotamya’da büyük saygı görmüştür. 
 

 bu kitabı Bi Mukaddes Kitap olarak değil de yol gösterici olarak okursak daha iyi olacağını düşünüyorum. Çünkü ye yer kitapta bazı cümleler biraz kutsal kitaplara yakın cümleler....
İnce bir çizgide aslında anlatılanlar... Sizin nasıl okuyup, anlamak istediğinize bağlı bence. O yüzden bu düşüncemi de yazmak istedim.
Kitaba dönersek, kendi ruhsal düşüncelerimize bir nevi yoldaş oluyor.....insanız, beşeriz elbet oluyor kaygılarımız, korkularımız, hırslarımız... Ve bizi hayat yolunda aslında bu duygular tökezletiyor ve kitap da bunu öyle cümlelerle anlatıyor ki.... Seviyorsanız bu tarz okumaları bu kitabı da seversiniz.
Daha önce hiç görmemiştim. Bu kitabı okumama vesile olan arkadaşlarıma teşekkürü borç bilirim. 🙏🏻❤️🌸

Bu kitap, "MİRDAD’IN KİTABI"dır; derman arayanlar için
bir deniz feneri, sığınmak isteyenlere bir limandır.
Mirdad’ın Kitabı, sayısız okuyucunun yüreğine dokunmuş bu muhteşem hikâye, bir insanın bilincini genişletmenin ve içindekini ortaya koymanın nasıl mümkün olabildiğini yeni nesillere de gösteriyor.
Kitap, temelde Mirdad ile öğrencileri arasındaki diyaloglardan oluşuyor. Bu diyaloglar, Sunak Tepesi’ndeki Nuh’un Gemisi’nde göreve hizmetkâr olarak başladığı sırada geçmektedir. Diyaloglar, Mirdad’ın baş öğrencisi Naronda’nın anlatımıyla, daha çok soru cevap şeklindedir.
Bu kitap dünyanın en büyük spiritüel edebiyat klasiğidir #mirdadınkitabı

11.10.21

Biraz biz biraz kitaplar.....

 Selam.

Yine iki haftayı bulmuş yazmamışlığım.... 

Çok şükür kızın sınıfında henüz covid vakası nedeni ile kapanma olmadı... Tabi havaların değişmesi ile çok fazla grip, öksürük haberleri alıyoruz. Bizim kızda nasibini aldı. Nezle oldu, tek şansımız ayakta geçirmesi ve günlük aktivitesine devam etmesi....  Bu hafta sonu covidden beri ilk düğünümüze gittik...biraz garip olduk... iki günümüz açık hava düğünlerde geçti... totom dondu resmen..😬 ama yine de sevdiklerimizin özel gününde yanlarında olmanın verdiği duyguyu anlatamam...

Bunların dışında rutin okul hayatı devam ediyor.... akşam yat sabah kalk, beslenme hazırla.... sonrası için çorba yap...  veeee kız okuldan gelene kadar kitap-kahve ikilisi ile aşk yaşa :)))) tabi radyoda da "Radyo Voyage"....

Bir anımıda yazayım burada kalsın;

Az önce blog yazmak için oturunca bizim kız sordu:

anne sen neden hep akşamları blog yazıyorsun?

ben de cevap hazır..... gündüzleri fırsatım olmuyor evladım ..... gerçekten de gündüzleri zaman nasıl geçiyor anlamıyorum.....

📣📚📙📌📣📚📙📌📣📚📙📌


Veee Prospero Kitaplığı Serisinin 2.kitabını da okumuş bulunmaktayım. :)
Biraz hayatını okuduğumda üzüldüm...çok genç yaşta "28 yaşında "hayatını kaybetmiş yazar.... Bir süre de yatağa bağlı yaşamış. Bu kitabı da o süreçte tamamlamış....
Sanıyorum belirli bir dönem yalnızlık çekince, hele de yaşamın baharında, yatağa bağlı yaşadıysan... yazdıkların da hatta hayata bakışın da pek iç açıcı olamıyor.....
#acilgerçekdışılıktamaceralar kitabında da yazar bunları hissettiriyor....
"Ruhun belli derinliklerinde sıradan sözcüklerin hükmü yoktur. İşte buradayım ve yaşadığım krizlerin doğru bir tanımını yapmaya çalışıyorum, ama bulabildiğim tek şey imgeler." Demiş........ Ne çok şey anlatıyor değil mi?
Zihinsel buhranlarının anlatıldığı romanı okumak pek kolay olmadı. Neresinde zihninde neresinde gerek yaşamda yer yer karıştı....o yüzden ara vermeden okumak gerekiyor bu kitabı.... kopukluk olmaması adına.
Kitabın başında ki ön sözler sonrası okuması biraz daha kolaylaşıyor..... #maxblecher

Elia Kazan'a ait romanı yarım bırakmak zorunda kaldım. Başlarda ki mekanik bir anlatım dili okumamı yavaşlatmakla birlikte, okurken rahatsız da edici oluyor.... Biraz daha okuyayım ileriki sayfalarda açılır dedim. Ki ilerleyen sayfalarda daha rahat okumaya başladım ..... Ama ..devamlı iki kadın arasında kalan erkek hikayesi okumak biraz beni sıkıyor 🙈😬😒 evet hayata dair sözler de vardı güzel ve anlamlı olan...lakin o kadar sayfa, " iki kadınımı da çok seviyorum, napcam ben, ya ben nolucam, benim kararlarim, isteklerim, yapmak istediklerim nolcek" edebiyatı beni sıkıyor... .
Bu sebeple yarım bıraktım......arka kapak yazısı;
🚦🚦🚦🚦🚦🚦🚦🚦🚦🚦🚦
Artık bir şey yapmam için bir neden olmadığına göre, bir şey yapmamam için de bir neden yoktu. Değer yargılarını ve sonuçları düşünemeyecek kadar zom ve mutluydum. Sadece ve sadece dürtülerimle ve arzularımla alakadar olmak istiyordum…

#EliaKazan bu unutulmaz romanı konforlu hayatların iç dünyasına, zenginliğin ve kurumsallığın saçmalığına ve çağdaş iş yaşamının nasıl bir hapishane olduğuna yöneltilmiş bir hançer adeta. Romanın kahramanı Eddie, Türkiye’den Amerika’ya göç etmiş Yunan kökenli bir ailenin oğludur.

Amerika’da yeni isimler almak, yeni hayatlar kurmak aileyi yalnızca bir yere kadar mutlu etmiştir…

Eddie, yıkıcı aşkı tanıdığı zaman, aile, para, ün, kariyer, bir anda değersizleşir…

Elinizden bırakamayacağınız, güçlü, sarsıcı bir roman…

📣📚📙📌📣📚📙📌📣📚📙📌




Uzun zamandır kurmaca roman okumamıştım ve #kyanınşarkısöylediğiyer kitabı çok iyi geldim. Konusu hüzünlü, içe dokunan olsa da iyi geldi ... Okurken hep aklıma; ne kadar ön yargılı olduğumuz geldi. Bataklık Kızı'nı sırf yaşadığı yerden dolayı eleştiren ve aralarına almayan bir kasaba ..bir olay olduğunda "kesin Bataklık Kızı yapmıştır" düşüncesi.. ve en dokunaklı kısmı ailesinin birer birer gitmesi...ardlarinda kalan küçük kızı düşünmemeleri...sonra hikâyeyi okudukça kim haklı kim haksız anlamını yitirmesi...ve en güzeli de verilen mücadele.....soluksuz okumaların arasında tam bir ara kitap oldu bana......
🕸️🕸️🕸️🕸️🕸️🕸️🕸️🐠🦠🦀🦟🦗

Kalbini Ne Kadar Koruyabilirsin?

Yıllar boyunca, Kuzey Carolina kıyısında sessiz bir kasaba olan Barkley Cove'da "Bataklık Kızı" ile ilgili söylentiler dolaşmaktadır. O yüzden 1969'un sonlarında, yakışıklı Chase Andrews ölü bulunduğunda kasaba halkı, hemen "Bataklık Kızı" dedikleri Kya Clark'tan şüphelenir.

Ancak Kya onların anlattıkları gibi biri değildir. Hassas ve zeki olan Kya yıllardır, evi olan bataklıkta martılarla arkadaş olmuş, kumdan dersler alarak tek başına hayatta kalmıştır. Yıllar sonra Kya'nın, dokunulmak ve sevilmek istediği dönem gelir. Kya'nın vahşi güzelliği, kasabadan iki genç adamın ilgisini çekince Kya, kendini yeni bir hayata açar, ta ki akla gelmeyecek bir şey olana kadar.
                                                         📣📚📙📌📣📚📙📌📣📚📙📌




Bu aralar kısa ama özünde hep acılar çekmiş, savaş dönemine denk gelmiş ve yaşadıkları travmalar, yoksulluk vb.. duyguları aktaran kitaplar okudum.
#sonsenfoni de ünlü müzisyen, besteci, orkestra şefi Gustav Mahler'in hayatına dair bir roman.... Yazarın daha önce "Tütüncü Çırağı" kitabını okumuş ve anlatımını sevmiştim. Bu kitapta da o hissi size veriyor ... Tabiki Çevirmene de çok teşekkürler.... Dilimize çeviri önemli.🙏🏻
‼️Gustav Mahler, New York’tan Avrupa’ya giden bir geminin güvertesinde oturuyor. Dünyanın en ünlü, en büyük müzisyeni, ama vücudu artık dünyanın yükünü taşıyacak güçte değil, ağrıları her zamankinden de güçlü şimdi. Mürettebat onun el üstünde tutmaya çalışırken, o kendini bir ömrün hatıralarına teslim ediyor: Son yıllardan kalanlar, dağlardaki yazlar, hayaline düşen kızı Maria’nın ölümü, New York Filarmoni macerası, onu bekleyen diğer kızı Anna, besteleri, hastalıkları, onu çılgına çeviren hayatının aşkı Alma... Herkes, her şey -hem burada onunla, ama aslında bir o kadar da uzakta: Bu onun son yolculuğu.
Son Senfoni, geçmişle yüzleşen yorgun bir sanatçının, kristal berraklığındaki dokunaklı portresi.
“Onun özel bir üslubu var… Seethaler, cümleleri süsleyip püslemeden fazlalık gibi görünecek ne varsa soyup atıyor ve özü ortaya çıkarıyor.”

Der Spiegel





















27.9.21

Biraz Bizden Biraz Kitaplarımdan...

 Selam, nabersiniz?

Biz de durumlar aynı. Haftaiçi okul hafta sonları da hava güzelse açık alan oturmaları. 

Okul iyi gidiyor, şimdilik bizim sınıfta covid vakası görülmedi, ama 2.sınıflardan iki sınıf kapandı. Hatta o sınıflardan birinde arkadaşımın oğlu okuyordu ve önce çocuk covid oldu sonra hepsi geçirdi. Allah'tan aşılı idiler de hastanede değil evde geçirdiler bu süreci. Elbet çok ağrıları olmuş.... Zor bir süreç..... 

Tabi okul olunca, resmen hayatımız düzene girdi..... hatırlarsanız "erken kalkmak istediğimden" bahsederdim :)

Tabi sabah yedide uyanınca akşamda en geç birde yatıyorum. Çoğu zaman oniki gibi... nasıl iyi geldi vücuduma, ruhuma anlatamam... şimdi ki hedefim sabahları 06:00'da uyanmak.... 

Biz MüzeGazhane'ye bir dadandık ki anlatamam.... :) havalar güzelse kızlarla kızlarımızı alıp soluğu Gazhane'de alıyoruz... ( yalnız cümle de pek kafiyeli oldu 😁)

Haftasonları da genellikle akşamları canlı klasik müzik dinletisi oluyor, gösteriler ve gündüzleri de atölyeler var.... o kadar özlemişiz ki böyle şeyleri...... resmen belediye can evimizden vurdu bizi :))

Tabi benim favorim "kütüphanesi" ve o kütüphane de yeni basım kitapların bile olması.... o kadar istiyordum ki evime yakın kütüphane. Elimde ki kitaplar bitsin, okumak istediğim kitapları oradan alıp okumak istiyorum.... bide akşam 9'a kadar açık, oh misssss :)

Tabi gündüzleri bana kalınca kahve kitap ikilisi de bana eşlik ediyor :)

Gelelim okuduğum kitaplara, yalnız şunu demeden edemeyeceğim bu ara okuduğum kitapların hepsini çok beğendim....  

 


 

Bir Kutu kitap seçkilerinden biri idi #delioyuncak ...
Yeni yazarlarla tanışmak çok heyecanlandırıyor... Roberto Arlt'da benim için öyle. Tabi kendisi yeni bir yazar değilmiş.....bu okuduğum roman 1926 yılında yayınlanmış... Aynı zaman da otobiyografi özelliği de taşıyormus...
Konusuna gelirsek, biraz haydut hikayeleri biraz okumayı seven ama okuyamayan Astier'ın yaşadıkları, çelişkileri, sefil yaşamdan kurtulmak için başvurduğu ve sonrası pişmanlık duyduğu çeteler... Ve sonunda içinde bir dengeye ulaşma yolunda adım atması....
📚📚📚📚📚📚📚

Arlt’ın bu ilk romanı, haydutluk hikâyeleri dinleyerek ayrıksı duygular içinde büyüyen genç Silvio Astier’in zorluklarla dolu sefil yaşamından kurtulma mücadelesini dört bölüm halinde anlatıyor. Hayata “kaybeden” olarak başlayan Silvio bir çıkış yolu arar. Herkesi kendine hayran bırakan icatlarıyla, “deli oyuncak”larla kırmak ister bu yazgısını. 20. yüzyılın başlarındaki Buenos Aires’in kaotik sokaklarında; haydutluktan azizliğe uzanan yolculuğunda kendisine eşlik eden güvenilir kılavuzu, çocukluğundan beri yanından ayırmadığı kitaplardır. Onu kütüphane soygunu yapmaya götürecek kadar tutkuyla sevdiği kitaplar…

                                               📚🕮📚🕮📚🕮📚🕮📚🕮📚🕮📚🕮📚🕮

 

Dag Solstad, bazen küçük olayların ve insanların olaylara bakışını ve içinden geçenleri öyle iyi anlatıyor ki... Bu kitabında da Norveç'de öğretmenlik yapan bir öğretmenin, derste siyasi bir atıftan yola çıkarak, istem dışı kendisini siyasi olayların içinde bulmasını anlatan bir kitap. Anlatımı ve akışı iyi ama ben siyasi anlatımları okusam da bir yerden sonra sıkılıyorum. Çünkü o dönemleri pek bilmiyorum yani yazarin anlattığı, 1960'lar ve sonrası, dünyada ki siyasi değişimler, kurulan partiler ... Propagandalar vs... Çok ilgimi çekmediginden kitap da bir süre sonra ilerlemiyor bende...tabi bu benle alakalı.
O yüzden bu kitaba da haksızlık etmek istemem....

 

📚🕮📚🕮📚🕮📚🕮📚🕮📚🕮📚🕮📚🕮

"Hayatımın değişmesine çok az zaman kalmıştı ve ben bundan habersizdim. Yaz sonu kanser olduğumu öğrenecektim. Bütün bunların öncesinde yaz kötü başlamıştı. Sebebi özel hayatımdı. Hatta bizzat kendim. Bir anlamda geçmişim.”
📚 Öyle çok okumak istiyordum ki Şebnem İşigüzel kitapları....
Kalemini ve anlatımını sevdim...
#iyilik kitabını okurken rahatsız eden tek şey; devamlı ders veriyormuş gibi araya denk gelen cümleler.... Evet hayat tecrübelerle şekilleniyor bir nebze ama fazlası yoruyor sanırım.... Altını çizdiğim çok güzel cümleleri de vardı. Zati sıra da diğer kitapları var.... Kalemini sevdim....☺️
🌧️ Okurken hep aklıma gelen şey; hayatta hiç bir sır, gizli yapılanlar gizli kalmıyor.... Bir gün geliyor ki ortaya çıkıyor...... Vel hasıl hüzünlü bir hikâye, yaşamımızda hissettiğimiz duyguların yazıya dokulmesiydi okuduğum diyebilirim....
Bir de kapak fotoğrafı nedense biraz garip geldi, daha doğrusu bu tarz kapaklar itici geliyor bana...... Belki de başka bir yazara ait olsaydı bu kitap, almayabilirdim...🙊
Altını çizdiğim cümleler ise ;
📌 İnsanın en ağır yükü kendisi...
📌İnsan kendisine sorduğu soruların cevabını bilir ama fısıldamaz bile. Korkar bundan. Cevaplar bir kere dile gelecek olsa her şey değişecektir çünkü. Kimse değişmek istemez. İnsan ne garip bir şey değil mi?


📚🕮📚🕮📚🕮📚🕮📚🕮📚🕮📚🕮📚🕮


#hadiyarıngörüşürüz
Gece uyku tutmayınca, kitabımı okuyayım dedim... Lakin bir türlü ne kitabın içine girebildim ne de bişey anladım.... Kararsız kaldığım kitaplardan biri oldu.... Evet içinde anlatılan bir cinayet ve kimin öldürmüş olacağına dair anlatılar var ama ...ama işte. ....
📌📌📌📌📌📌📌📌📌📌📌📌Lloyd Wilson'ın öldürülüşü birçok şeyle birlikte, zanlının oğlu ile komşu çiftlikte yaşayan, aynı yaşlardaki bir çocuk arasında doğmaya başlayan arkadaşlığın da son bulmasına neden olur. Aradan yıllar geçer, hatta yarım yüzyıl… Komşu çocuk, neredeyse yaşlı bir adam haline geldiğinde meşum olayı tekrar hatırlar. Fakat elinde bilgi kırıntılarından ve birkaç soluk anıdan başka bir şey olmadığını fark edince gerçekleri yeniden inşa eder. Boşlukları yavaş yavaş doldurur. Yaşanmış bir zamanı tekrar kurar zihninde. Hatta öyle bir kurar ki, sonunda "kurgu" sözcüğünün somutlaşmış bir örneği çıkar. Sadece adli bir vakanın değil, hayatın boşluklarına nüfuz eden bir hayal gücünün büyüsünü sunar William Maxwell.
"Okuyanın, bir gün tekrar okumak isteyeceği kitap" olarak nitelenen Hadi, Yarın Görüşürüz'ü #ÇiğdemErkalİpek Türkçeleştirdi.
📌 Diyor arka kapakta.... Belki ilerde bir şans daha verip kendime, okurum. Şimdilik...düşüncem böyle..
Siz okumuş muydunuz?

📚🕮📚🕮📚🕮📚🕮📚🕮📚🕮📚🕮📚🕮

Öyle güzeldi ki anlatım, hayranlıkla okudum #çingene kitabını.... Aydın görüşlü olmak, saygılı bir kişilik vs... Hiç bir döneme bakmıyor bence....
Hayatını okuduğumda da Ahmet Mithat Efendi'nin dönemine göre ne kadar da ileride düşündüğünü fark ettim.
Özellikle kitapta bahsi geçen, sosyolojik durum, doğduğu coğrafya, yaşadığı mahallenin tahvilleri, yorumları ile kısa ama öz güzel bir kitaptı....
Bu arada MüzeGazhane kütüphanesinden aldığım kitabı... Veeee öyle iyi ve güncel kitaplar var ki kütüphane de haberiniz olsun. Teşekkürler size de #müzegazhane


7.9.21

Biraz günlük biraz kitaplarım...

 Tünaydın.🌺

Hoşgeldin sonbahar, sefa getirdin.... Umarım bu yıl geçen seneden daha iyi bir sene olur.

Yeni eğitim öğretim yılımız hayırlı olsun.  Kızçe ve kocam okula başladı. Dün bir garip oldum evde tek başına kalınca ..... Nasıl yani dedim şimdi okullar açıldı ve kızım okuluna başladı. Gece uyayamadı, sabah zınk diye kalktı. Okul dönüşü de heyecanlı ve mutlu şekilde, bıcır bıcır anlattı duygularını...

O kadar mutluyum ki çocuklarımız adına. Eğer bu sene de açılmasaydı okullar nolcakti bu çocukların eğitim de kaçırdıkları zaman..... Evet çok eksik var eğitim anlamında lakin okul ortamında öğrendikleri sosyal becerileri de hiç bir yerde telafisi yok, bu yaş grubunun.....

Umarım kapanmaz yine okullar.    Siz okula gidince bende evde parti yapıcam demiştim ama öyle olmadı yahu 😒😁 bı garip oldum, evde tek kalınca..... Unutmuşum 🤣

Tabi hemen müzik açtım, Radyo Voyage dinlemeye bayılıyorum... Sonra yarım kitabımı bitirdim... Biraz İg'de dolandım. Ki artık orası da sıkmaya başladı... Hep aynı fotolar....

Hadi size bitirdiğim kitaplarımdan bahsedeyim... Güzel kitaplar okudum geçen ayda...


"DENİZ CANAVARLARI" 

"Anıları ne kadar uzak tutmaya çalışırsanız çalışın mesafeler aşınır,

kumdan kaleler yıkılır

ve boğulan deniz kızları yeniden suyun yüzüne çıkar.” 

 

Mexico City'de bir sonbahar öğleden sonrasında, on yedi yaşındaki Luisa okuldan eve dönmez. Bunun yerine, tanımadığı bir çocuk olan Tomás ile Pasifik sahiline giden bir otobüse biner. Luisa’nın bu yolculuktaki tek amacı, eksikliğini hissettiği maceraların peşinden gitmektir.


Sirkten kaçmış Ukraynalı cücelerle, hippilerle, eksantrik hikâye anlatıcılarıyla çevrelenmiş bir maceradır karşısına çıkan Luisa’nın…

 

2020 PEN Faulkner Edebiyat Ödülü sahibi Deniz Canavarları, Joy Division, Nick Cave ve Siouxsie and the Banshees’a uzanan nefis bir müzik ziyafetiyle bezeli, eğlenceli bir roman…

 

Diyor arka kapağında. Evet kitap satır araları olan cümlelerle dolu. Lakin başta biraz sıkıcı ilerliyor. Okuyacaksanız ara vermeden okunması kitaplardan. Yoksa kaldığınız yerden okumaya başlayınca , başını unuttuğunuu fark ediyorsunu ve bağlantı kurmak zor oluyor. Eğer sabredip devam ederseniz ve büyülü gerçeklik tarzı anlatım seviyorsanız kitap akıp gidiyor.....


#emanetçocuk aslında çokca gördüğümüz bir kitap. Okuduktan sonra biraz yorumlara bakındım... Seven de var sevmeyende...seven taraftayım.... 😊 Kısa ama öz Bi anlatım aslında. Bir dönemi düşününce, ınsanlar yokluk ve bilinçsiz üreme sorunundan dolayı çaresizlikten çözüm üretmişler... Ve Çocuklarını yardımcı olarak vermek durumunda kalmışlar. Dogru ve yanlışlığı tartışılır, lakin bir gerçek var ki yokluk, açlık... Ve o durumda bunu tartışmaktan çok, bir boğazı eksiltip, verilen çocuğun daha iyi şartlarda yaşaması için başvurulan bir yöntem.....

📍📍 📍 📍 📍 📍 📍 📍 📍 📍

Emanet Çocuk’ta görkemli bir dizi biçimsel güzellik, derin ve verimli bir yetenek tarafından resmediliyor. Claire Keegan, okuyucuya basit hikâye diye bir şey olmadığını ve sanatın insan yaşamı için ne kadar elzem olduğunu hiç unutturmuyor. Keegan doğru kelimeleri seçme konusunda heyecan verici bir içgüdüye sahip; yaşamın sonsuz ihtimallerine ve kesinliğine karşı sabırlı bir özen göstermekte ise son derece mahir.”

Richard Ford


Veeee yine Jaguar Kitap ve yine enfes bir novella.....

"TAŞRADA BİR AY / J. L. CARR"

"orada kalsaydım, bir ömür mutlu olabilir miydim? sanmıyorum, hayır. insanlar göçer, yaşlanır, ölür ve her köşebaşında bir başka güzellikle karşılaşmaya duyulan o aydınlık inanç söner, tükenir. ya şimdi ya da hiçbir zaman; mutluluğu ancak havada uçuşurken yakalayabiliriz, yakalayacaksak.”

📖 #taşradabiray kısacık bir novella... Bir kasaba ve her şeyi bilen yerel yaşayanlar....Kilise duvarını restore etmeye gelen, savaştan çıkan, özel hayatında zorluklarla mücadele eden...ve hayatı artık birazda akışına bırakan Birkin.....

📌Yine, insanın geçmiş hakkında yazdığı aylar boyunca hikâye, halihazırda yazarının başına gelmekte olan şeylerle renklenir. Haliyle ses tonu farkında olmaksızın değişir, baştaki niyetler uçup gider. Bana olan da buydu; kendimi birdenbire ne bugünün ne dünün ikame ettiği, daha karanlık bir manzaraya nazır bir pencereden dışarıya bakarken buldum.


J. L. CARR

📌 velhasıl güzel bir kitap okumanın keyfi ile yazıyorum bu satırları.. Çevirmene teşekkürler 🌺 #umayöze 

27.4.21

Nisan Okumalarım...

Deniz Gezgin
deniz gezgin

Sevgili Deniz Gezgin'i "Ahraz" kitabı ile tanıdım. Bence çok çok iyi bir kitaptı. 

Kitap ;
Toynakları kuru yapraklar kadar yüksüz hayvan, tuza yürü-yor. Gözleri aslında yüzü, güneş bir dağdan doğup diğerinden batıncaya kadar ışıkla sürmeli, ışığın içi derin bir boşluk, neye baksa kıpır kıpır, karanlık bir su gibi üzeri yaprak kaplı. Ço-cuklar kenarlarından tutunup içeri seslenince, yapraklar uçu-şup kaçışır, ses boşluktan aşağıya yuvarlanıp tortop bir dünya olur döner. İçinde ne var? Zamanı çıkarınca geriye kalan her şey. Bir hayvanın gözünden yanıt veren dünya bazı çocukları korkutup kaçırır, bazısı ateşlenip yatağa düşer, hasta çocuğun derisinde açan çiçekler solar, iz bırakırsa çiçek bozuğu derler.
Çiçekten kurtulamayanın büyüdükçe çocukluğu geri teper, il-leti bir tür yanıktır: Karanlıkta uyanan gece yanığı, etini dişle-yen cehennemin gül kemeri. Geceyi cana batıran bu eski sancı, vaktidir, der, sırtına yük olduğun hayvanın göz kenarlarına tutunup içeri seslenmenin."
📌 Diye başlıyor...... Kelimelerine resmen vurgunum. Bu kitap diğer romanı" Ahraz"a göre biraz daha durağan ve yavaş okunuyor. Masalsı ve fantastik bir anlatimla, bu sefer insanın gözünden değilde diğer canlıların gözünden bizi bize anlatıyor..
📍 Üzüldüğüm tek şey reklamının az yapılması ve az tanınması..... 😒

 

14.4.20

Günlük Haller... Biten Kitaplar...

Günler günleri kovalıyorken evde level atladık diyebilirim. :)
Haberler hem iyi hem kötü.... fısıltı haberlerde cabası...
Neyseki havalar açtı ve balkoa çıkıyoruz gündüzleri. Umay sabah ve akşam öğünlerimizi orada yemek istiyor. Etrafımızda ağaç ve yeşillik olduğundan kuş sesleri de bolcana. :) Gerçektende ruhuma çook iyi geliyor.
Birde devamlı karamsar olan tiplerden değilim. Muhakkak bir artı yön bulurum kendimce.
Tabi ara ara daralmalar oluyor...sonra hop başka bir bakış açısı geliştiriyorum kendime...
Birde anne olunca anladım ki daha güçlüyüm. Eğer ben kendimi koyverirsem çocuğum napsın...modundayım... Elbet herkesin kendine göre başa çıkma yöntemleri oluyor. Benimki de "çocuklar rol model aldıkları"için daha çok pozitif yönde.
Tabi bugünleri ucundan kıyısından anlatıyor, yanında konuşuyor bazende haberleri izliyoruz.
Bir şekilde izole yaşayamaz ve yaşamamalı.... her ne kadar anlamlandıramasa da biliyor ki şuan bir hastalık var.
Arkadaşlarımızla konuşuyoruz. Özleştik tabi.... hele o "hadi Kadıköye'e iniyorum sende gel kahve içeriz" telefonlarını çok özledim. :)
Devamlı öğlene ne yemek yapsam,akşama ne yesek sorusu dilime sık gelmesede aklımda. Bazen canım hiç yapmak istemiro ve Merter sağolsun orada bana destek çıkıyor ve giriyor mutfağa.
Sabahları zor uyanıyorum. Son bir ka. senedir böyle bir sorunum var kendimle. Tabi bunda gece geç yatmalarımda etken, şekerli gıda çok tüketmemde.........
"Ne zaman bitecek bu süreç?" sorusuda beynimde..... hepimiz gibi..... sıkça sormasamda sonumuz nereye gidiyor diyorum...o kadar çok "yapay zeka"dan ve digital ortama geçişden bahsediliyor kiii...biraz gözüm korkuyor bu terimlerden.
Evet belkide gelecek nesil bunlarla haşır neşir olacak...lakin benim neslim için daha erken gibi.....
Bu arada belki sizede fikir olur yaptığımız ve kızla beraber bizimde keyif aldığımız bir etkinliği paylaşayım.
Geniş bir leğende ılık su ve bebe şampuanını iyi karıştırıyorsunuz. Elinizle hızlı hızlı çırpıp köpük yapıyorsunuz. Sonra da o köpükleri koyu renk sulu boya ile boyuyorsunuz....

Basit ama keyifli bir etkinlik. :)
Serbest zamanlarımızda ve Merter ile oynadığı, etkinlik yaptığı zamanlarda da kitap okumalarıma devam ediyorum. Birde geceleri çok okuyorum. İŞte hep bundan sabah kalkamamalarım. Ama bu süreçte yapacak bir şey yok.
Biraz daha büyüdüğünde bize zaman daha çok kalacak diye düşünüyorum....

Kitaplarıma gelirsek;




                                                                    

                                                                                                                               "Göğü Delen Adam/ Erich Scheurmann"

Pdf olarak okudum kitabı. Uzun süredir merak ettiğim kitaplardandı. Biraz felsefi birazda yaşama dair bir kitaptı. Kitabı okurken aklıma "Aborjinler" kitabı geldi. Hemen hemen aslında hayata ve doğaya dair felsefeleri, bakış açıları ve yaşam biçimleri aynı.

Papalagi denince beyazlar ya da yabancılar anlaşılır. Ama sözcüğü sözcüğüne çevrilirse göğü delen anlamına gelir.
Samoa'ya misyoner bir yelkenliyle gelmişti. Yerliler bu beyaz yelkenliyi ufukta bir delik olarak gördüler, beyaz adamın içinden çıkıp kendilerine geldiği bir delik. O, göğü delip geçmişti.

Yüzyılımızın başlarında yayımlanan Göğü Delen Adam bugün artık yeşil bir klasiği olarak okunurken, başlığının kaynaklandığı şiirsel metafor, bir de düz anlam içermeye başlıyor; çünkü Papalagi sonunda göğü gerçekten delmeyi başardı, 'ozon deliğinin' içinden ne tür bir yelkenlinin çıkageleceğini ise zaman gösterecek.
Ahmet Güngören / Çerçeve
diye yazıyor arka kapağında. Altını çizdiğim çok cümlem oldu. BU tarz kitaplar okudukça anlıyorsunuz ki aslında çağımızda bulunan bir çok şey yeni değil aslında...
Ve bizden önce yaşayan insanlar, gruplar, ülkeler, kabileler de boş yaşamamışlar ve bugünümüze çok büyük ışık tutmuşlar. Bu kitapta da anlatılan en önemli detaylardan biri hem kendimize hem de doğaya, eşyaya saygı ve teşekkür... Altını çizdiğim cümlelerden biri de;
Az "şey"i olan kendine yoksul der ve üzülür.
Bizim gibi, döşeği ve yemek kabından başka bir şeyi olmayıp da, gözleri bizim gibi parıldayan, şarkı söyleyen tek bir Papalagi yoktur. Beyaz dünyanın kadınları, erkekleri bizim kulübemize gelseler yanıp yakılmaya başlarlar. Hemen ormana koşup odun toplarlar, kaplumbağa kabuğu, cam, tel, renkli taşlar, artık ne bulurlarsa sabahtan akşama dek ellerini kollarını oynatıp Samoa evini irili ufaklı "şey"lerle doldururlar.
Hepsi unufak olacak, ateşi gördü mü yanıp kül olacak, güçlü bir tropikal yağmurda eriyip gidecek ve her seferinde yeniden yapılması gerekecek "şey'lerle.

Bu kadar çok parayı ne yapacaksın?"
diye soracak olsan, "Bu dünyada giyinmekten, açlığını ve susuzluğunu bastırmaktan başka ne istersin?" desen, söyleyecek söz bulamaz, ya da "Daha çok para istiyorum, daha çok, daha çok," der. Böylece sen de, paranın onu hasta ettiğini, bütün duyularını ele geçirdiğini anlarsın.    

Diğer kitabımda;

"Şakayık/ Pearl S. Buck"


İlk yazarı "Çin Sarayında Bir Bakire" kitabını okumuştuk ve yayınevinin azizliğine uğramıştık. Hem çeviri kötü, hem kısaltılmış metin,hem bir sürü hata ile dolu kitaptı. Yalnız ben yazarın bir kitabı daha okuyup karar vermek istiyordum. Bir gün çarşıdan eve dönerken, bizim burdaki 2.el eşya dükkanın önünde kitaplarda vardır. Bir bakayım dedim ve Şakayık kitabına denk geldim yazarın. Hatta kararsız kaldım. Sonra da en kötü kütüphane veririm diyerekten aldım.
İyi ki de almışım. Çok güzel bir çeviri ve anlatımı vardı.
Yine Çin'de geçen bir konusu vardı. Evin halayıkı(Şakayık) ve evin sahipleri arasında geçen, yaşanana olaylar, olaylara bakış açısı, yorumlardan oluşan aşkda olan bir kitaptı.
Ev halkı Yahudi'dir. Evin oğlu David ile annesinin en yakın arkadaşının kızını beşik kertmesi yaparlar ve olaylar gelişir. Yalnız bazı yerlerde yazar bildiğiniz ters köşe yapıyor.
Aile içi iletişimin önemi ortaya çıkıyor. Bazen bizim düşündüğümüz şeyin karşı tarafa iyi gelmeyeceğini anlayamıyoruz. Onun için verdiğimiz kararın doğru olduğunu, kişinin yararına olduğunu düşünüyoruz.....
Ve sonuda çok çok iyiydi. Tabiki
sonunu YAZMIYACAĞIM 😁

Mart ayında okuduğum diğer kitabımda; 

                                                                                                                                Marilyn Monroe (Melankolik Sarışın) / Nilgün Taylan

Dün gece diğer kitabım bitince, şöyle ağır duygulara sürüklemeyecek bir kitap okumak istedim.
#marilynmonroe nin hayatının özeti bir kitap.
Bazı genlerimizin nasılda yakamızı bırakmadığına şahit oldum bu kitapta. Aileden gelen anksiyete geni, manik depresif bir hayata bakış.... Tek isteğinin muhteşem, ünlü bir aktrist olmak... Zor bir yaşamı olmuş ve çok erken ayrılmış bir kadın........
Ara kitap olarak okudum. Bilgiler kısa kısa anlatılmış.

Diğer kitabımda;
                                         "Nickel Çocukları/ Colson Whitehead"


yüreğimi dağladı..... Şöyle bir cümleyi not ettim ve aslında kitabın özeti gibiydi kendi adıma....
"Sıradan bir yaşam sürmenin basit hazzından bile mahrum bırakılmışlardı....." Aslında bu cümle özet gibi olmuş...."
Yaşanmış bir olaydan kurgu bir yer yaratarak yazmış #colsonwhitehead 👉🏿👉🏿 Bu ırkçılığı, bu beyaz insanın kendini üstün görme egosunu, her şeyi kendine hak zannetmesini bir türlü aklım, yüreğim almıyor.. Ki hala günümüzde de devam eden bir olgu.... O çocuklara yapılan eziyetleri okudukça içim parçalandı.... Vallahi de billahide insanlığımdan utanıyorum.........
Konusuna gelince "ısşah evi" adı altında kimsesi olmayan ya da olsa bile araya ı soranı olmayan çocukları toplayıp, ıslah ettikleri tabi bu kendi tabirleri.....
Velhasıl..... Okuyun derim.....

Diğer Kitabım;

"Günler Aylar Yıllar"

Bir Kutu Kitap ile geldi kitabım... Yine yüreğe dokunan, sizi düşündüren kitaplardan.
Günler Aylar Yıllar, hayatın zorlukları karşısında hep diri kalabilen bir umudun romanı.

Kuraklık, Balou Sıradağları’nda tüm yıkıcılığıyla baş göstermiştir. İnsanlar çareyi evlerini terk edip su ve yiyecek bulabilecekleri yerlere kaçmakta bulurken geride sadece ihtiyar ile kör köpeği kalır ve bu iki kader ortağı, birkaç damla su, bir avuç mısır tanesi, bir karış gölgelik peşinde dolanır durur. Günleri, geceleri en sert, en çetin koşullarla sınanır; zamanın ve mekânın izleri silinip iskeletleri daha da belirginleşirken önlerindeki yollar da gitgide çatallanır. Bu zorluklardan geriye kalan, olağanüstü bir varoluş inadıdır.


Bu sıralar okuduğum kitaplar hep yürek burkanlardandı.........

Böyle işte.... selam ederim arkadaşlar....