Annelik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Annelik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26.10.17

Her kız biraz Annesine benzer.. Değil mi?

Dün gece dayanamayıp ikiye kadar oturdum. Aslında daha da otururdum ama..işte hayat! :)

Sabah 06:15 gibi bizim kız uyandı tabi enerji full.  Bugün okula götürdüm artık çünkü evde sıkılmaya başlamıştı, öksürüğü de bayağı bir geriledi. Sabahtan biraz oluyor  o kadar.

Bugün okul aile birliği toplantısı vardı okulda. Bir garip duygusal oldum. Her zamanki gibi "ne zaman büyüdü kızım yahu?" nidaları ile içim dolu olarak gittim. Ara ara hala inanamıyorum kreşe başladığına.
Öğlen hava bildiğiniz buz gibiydi.... Ki ben çok üşümem bağrım açık gezerim ama dondum bugün.....

Neyse efenim "ben, ben, ben" diye başlayan cümleler hiç bitmez.

Beklerken düşündüm; ne çok "ben farklı olucam, ben senin gibi olmıycam" derdim anneme; o geldi aklıma.
Bekarken bizim evde, her gün sabah erken kalkılır kahvaltı edilir, o sofra beklemez hemen toplanır, sonra kahve içilir ve sabah erkenden süpürme silme işlemi biterdi. Abartmıyorum her gün ev süpürür, süpürtürdü annem.. .😲
Kendince düzeni, kuralları vardı. O ev süpürme işi asla öğlene kalmazdı, ola ki biri geldi ve öğleden sonraya kaldı..."cık" olmazdı. Ev işi dediğin sabah erkenden yapılırdı. Hatta tozlar alınır, cam önleri silinirdi... Hele aygaz silinir paklanırdı...
Bende hep anneme (can annem nurlar içinde uyu, yattığın yer cennet olur İnşAllah) ;
Evlendiğimde senin gibi bir ev hanımı olmayacağım...
derdim. Gerçekten de olmadım ama gün geçtikçe de bazı huylarım benzemeye başladı yahu....

💒 Evet her gün sabahtan evi sil süpür yapmıyorum, kendimce bir düzen oturttum ona göre yapıyorum.
Ama düzeni seviyorum, düzenliyimdir, dağınık olsun istemiyorum ev.
💒  Yer yer kendimi annem gibi davranırken buluyorum evde... sonra da "silkelen Gülo burası senin evin senin düzenin" diyorum, hayata bir kere geliyoruz evi temizliycem diye uğraşıp didinme...
Hem nasıl olsa hep temiz kalmıyor değil mi?
💒Bazı takıntılarım da yok değil;
İlla ki banyo lavabosu temiz olacak, kirli bir banyoda el yüz yıkamaktan hoşlanmıyorum, mutfak tezgahında bulaşıktan hoşlanmıyorum, yatarken kontrol edip ne var ne yok bulaşık makinesine atıyorum hop çalıştır makineyi sabah hazır :::)))))
Birde aygaz temiz olsun istiyorum, yemek yaparken hele bir taşsın, ocağı kapatıp aygazı silip tekrardan pişirme işlemine devam ediyorum....😬

💒  Ama bu hayat bana o kadar çok şey öğretti ki;
 ütü mü var; canım istemiyorsa yapmıyorum, ev mi süpürülecek; dışarı çıkacaksam hiç ertelemem hop dışarı çıkarım, bazen bir haftayı evi süpürmeden bitirmişliğim var. Banyo temiz olsun yeter. :)
Çünkü zaman ve an o kadar değerli ki... hiçbir şeye değmez zamanı kaçırmak....

Tabii annem açısından düşününce, hayatı o şekildeydi, öyle görmüş öyle yetişmiş ve öyle de gelin olmuştu annem... Babanem çok titiz kadınmış, ondan çok şey kapmış annem....
Ve kendi evinde de düzeni devam ediyordu.

💒   Bende kendi evimde düzeni oturttum sonuçta.... İŞ her zaman yapılır an'ı kaçırmayayım yeter, kızıma da öğretmeye çalıştığım bu. 
Sözlü pek etkisi olmadığından davranışlarımla örnek olmaya çalışıyorum.

Annelik kolay değilmiş "anne" olunca anladım... 

Velhasıl ediğim gibi de olmadım, kendim gibiyim evimde çok şükür... 
Ama ara ara da benzer huylarım baş göstermiyor değil anacığımla... sonra  bir silkelenip kendine gel deyip hop an'a geri dönüyorum.


İyi geceler.....

13.3.17

Castle In The Sky, Değişen Hayatlar Ve Logan Filmi... Daha Sade Bir Hayat Kitabı Hak.


Bu hafta nasıl bitti anlamadım… havalardan sanırım hafif depresif hallerim oluyor. Daralıyorum sonra birden enerji dolu oluyorum… tabi bunda bazı etkenlerde var . Neyse diyeyim...





Sinemalara Logan filmi gelmişti hemen beyimle gittik. Eğer Wolverine serisini seviyorsanız bu filmi de seversiniz. Ortaya bide kızı çıktı bakalım bundan sonra ne olacak. Bu filmde kanlı sahne, dövüş sahnesi fazlacaydı…




Her ne kadar fantastik film olsa da verdiği mesajları seviyorum…  😊

Bugün kanalları gezerken Sinema TV’de, Türkçe’ye Değişen Hayatlar olarak çevrilmiş Fransız filmini izledim. Biraz psikolojik filmdi. Sıradışı daha doğrusu hassas bi beyin yapısına sahip bir adam ve çocukları ile geçinmeye çalışan, çiftliğini kurtarmaya çalışan bir kadının karşılaması ve birbirlerinin duygularını iyileştirmesini anlatan bir filmdi.


 Dün akşamda Sinema Kanalında Gökteki Kale /

Tenku No Shiro Rapyuta

Anime filmine rastladım. Japonlar kesinlikle bu işi biliyor. 1986 Yılı yapımı filmin ve ödül almış. Filmin özeti;
Ellerindeki sihirli kristal ile bir kız ve bir oğlan, korsanlara ve yabancı ajanlara karşı savaşarak onlardan önce efsanevi uçan şatoyu bulmaya çalışırlar. 
Bu kadar ama yine doğanın, insanlığın önemini anlatan filmlerdendi. Kızımla birlikte izledik. Öyle çok uzun olmayınca birde animasyon olunca Umay'da izliyor. :)


Nette fazlaca gördüğüm ve biraz araştırdığımda genel olarak olumlu yorumlara rastladığım Daha Sade Bir Hayat kitabına başladım.
Bence bir tek anne babalar değil yetişkin olan herkesin okuması gerekiyor.
Neredeyse yarıladım. Kitabın bahsettiği şey; hayatınızdan şunu çıkartın şöyle yapın tarzı değil.
Tersine evinizin içinde nasıl sadeleşerek hem kendiniz için hem çocuğunuz için stressiz, sıkıştırılmış bir yaşam sunmadan yaşayacağınızı anlatıyor....

Evet ara ara tekrarlanan cümleler çok, belki de bu tarz biraz fazla kitap okuduğumdan bazı yerleri atlıyorum ama eğer daha önce bu tarz okumadıysanız okuyun diyebileceğim kitaplardan oldu. 

Yeni bir haftaya başladık, herkese iyi haftalar blog.. :)))

Doğan Kitap sitesinde arka kapak yazısı şöyle;


Daha Sade Bir Hayat

Çeviren: Arzu Birkan
Kitap Hakkında:

Çocuk yetiştirmede daha sadenin gücünden yararlanın.
Çocuklarının hayatlarını yavaşlatmak isteyen ama nereden başlayacaklarını bilemeyen ebeveynler için bir ilham kaynağı…

Sadeleştirme nedir?

Ev ortamını sadeleştirmek çocuk için neden gereklidir?

Günlük hayatın çocuk üzerindeki gerilimini nasıl azaltılabilir?

Çok fazla aktivite her zaman doğru mudur?

Çocuğu tüketim çılgınlığından ve reklam bombardımanından nasıl koruruz?

Günümüz dünyası artık daha hızlı, daha yoğun… Hayatın temposu, çok fazla eşya, çok fazla seçenek ve çok az zaman nedeniyle hiper hızlı bir duruma gelmişken, çocuklar bunun baskısını hissediyorlar. Endişeleniyor, sorunlar yaşıyor, hatta davranış bozuklukları gösteriyorlar. Daha Sade Bir Hayat bu durumdaki çocuklara yardım etmek için ebeveynlere hayatı sadeleştirmeyi öneriyor; daha az endişelenmeyi ve daha fazla keyif almayı öğretiyor.
Çocuklarının hayatlarını yavaşlatmak isteyen ama nereden başlayacaklarını bilemeyen ebeveynler için, hem bir ilham kaynağı hem de değişime yönelik bir plan sunuyor.

21.2.17

Bad Moms ve Annelik...



Madem hava yağmurlu ve soğuk, bugün evdeyiz... eşceğimize dedim ki; şöyle aydınlık keyifli bir film izleyelim.
İzlenmeyi bekleyen filmler arasında BadMoms  vardı. İzleyelim dedik.
Elbet Umay'da daha ayakta olduğundan biraz durdurup biraz izleyerek geçti film. :)))
Film çok çok keyifliydi.
Şöyle keyif alayım derseniz izleyin. Tabi konu annelik, çocuklu hayat olunca daha bir iyi geldi film. Yer yer gülsek de " aa ne kadar doğru" falan gibi yorumlar yaparken buldum kendimi.. ( elbet içimden dedim, yoksa filmin akışını bozmayayım dimi ama izlerken)

Bir anne düşünün hem sabah çocukların kahvaltısına, hem okullarına, hem okul sonrası aktivitelerine hemde işine yetişsin... Kocası da evden çalışıyor ama destek yok tabi...
Annemiz Amy hep birşeylere biryerlere geç kalıyor ve alay konusu oluyor diğer anneler tarafından...
Ve birgün eşini bilgisayar başında başka bir kadınla chat yaparken( adam sanal seks yapıyor) buluyor...
Olay orda kopuyor ve adamı evden kovuyor...
İş yükü artıyor derken illa ki herşeye yetişen bir anne olamsı gerekmediğini diğer iki arkadaşı ile fark ediyorlar...olaylar bundan sonra başlıyor...

Ne acayip dimi dünya ve insanlar...
Sanki bir tek biz annelerin mükemmel olması gerekiyor. Sanki o çocukları dünyaya tek biz getiriyoruz, babaların sorumlulukları yok...
Birde tabi şu mükemmel anne sorunu var...,
Sanki mükemmel anne varmış gibi...!
Her anne gibi parkta bende bazen yaşıyorum böyle şeyleri...
Henüz okul serüvenimiz başlamadı bakalım o zaman neler görücez..
Bana göre doğal, sıradan olmak gerek, hayatın akışı bu... neden ben çocuğumu devamlı eleştirip, başka çocuklarla kıyaslayıp mükemmel yapayım ki..
Elbet bu dediklerimden çocuğumu hepten bıraktığımı düşünmeyin.
Sadece kızımıza çocuksa çocuk gibi davranması için yol veriyoruz... ondan yaşından büyük şeyler beklemiyoruz...v.s..
Hayata hazırlamak gerek ama daha erken bazı şeyler için.





1.12.16

Özlem, hayat derken.... Biten kitaplar... Yaşar Kemal Ve Erendiz Atasü'ye dair...

15 gün bugün annem... sesini duymayalı...
biraz daha güçlüyüm artık hemen gözyaşım akmıyor; daha doğrusu dışarı hemen akmıyor da içime akanları söylemiyorum bile...
Her gün bişey yaparken; annem olsa şöyle derdi, şöyle yapardı, şunu severdi...vs... bu söylemlerim uzun süre devam edecek sanıyorum...
Kendimi devamlı; " ölümlü dünya hepimiz ölücz, sabret Gülşah, zamanı gelince kavuşucaz" diye teselli ediyorum... işe yarıyor mu derseniz, çok kısa süreliğine evet... sonrası...
İnancımdan dolayı isyan etmiyorum ölüme... canımı acıtan o kadar ani ve beklemediğimiz zamanda oldu ki... galiba  öyle birşey zaten... biz hayatın akışına kapılmışken "pat" diye yüzümüze "ölüm gerçeği" vuruyor...
daha zamanı vardı diyorum kendime, daha erkendi... daha ... daha ...
sonra hastanedeyken devamlı öper, koklardım.. iyi ki diyoru iyi ki öpmüşüm....şimdi burnumda kokusu....

Artık daha  çok şükrediyorum... annemle büyüdük, evliliğimizi gördü, torunlarını gördü diyorum/z ailecek... 

Yaşam bir şekilde devam ediyor... İyi ki iyi ki Umay varmış diyorum. Elbet eşim, kardeşim ve Sevdoş'um da varlar birde babam... birbirimize her zaman olduğu gibi destek oluyoruz ama evlat başka birşeymiş....
Ailemin yanında içimden geldiği gibi davranabiliyorum.. Ama kızımın yanında ağlayamıyorum; çünkü hemen gelip gözyaşlarımı silip" anne ağlıyor musun? nolur ağlama" deyip kucağımdan inmiyor...
O zaman işte dedim ki kendime; Gülşah sen bir annesin ve evladın için sabredeceksin, dirayetli olacaksın... 
Onunlayken oynuyoruz, gülüyoruz, sokağa çıkmak istiyor çıkıyoruz....
Sonra diyorum ki, ne garip, her iki duyguyu da aynı anda yaşıyorum... hayat bu şekilde devam ediyormuş....

Son zamanlar da yine kitap okumaya başladım. Yavaş ilerliyor sayfalar ama okuyorum....bir nebze iyi geliyor okumak da... Hatta kitap seçerken hüzünlü kitapları seçiyorum, acımı yaşarken yardımcı oluyorlar desem.....yalnız değilim diyorum... hayat böyle birşeymiş işte diyorum....

Zaman benim için çok yavaş işliyor ama işliyor işte..........
Rabbim gerçektende sabrını da veriyormuş....

erendiz atasü
Yaşar Kemal



Hüzünlü bir kitap; bana da iyi geldi desem...
Erendiz Atasü'nun okuduğum 3.kitabı ve sırada diğerleri var...
Dün Ve Ferda  aslında bir dönem kitabı. Yazarın bu kitabında da eczacılıkla ilgili konuları okuyabilirsiniz... Ama en çok bir dönem ülkemizde yaşanan solcu düşünceyi savunan ve yaşayan kişilerin kaçışları, yaşadıkları ve ülkeye döndükten sonra ki tekrardan uyum sürecini; psikolojilerini güzel yazmış yazar..
Kişi analizleri ve yorumlarını biz okuyucuya aktarırken durup düşünüyorsunuz...
Özellikle Ferda'nın hayatını okurken, kızdığımda oldu, helal olsun yürekli dayanıklı kadınmış dediğim de oldu...
Kitap ve ayzar için şunu diyebilir ki; mutlak ama mutlaka bu yazarı okuyun.
Türkçe'yi kullanımı, cümleleri de fena iyi...

bir dğer kitap ise Yaşar Kemal/ Sevmek, Sevilmek, İyi Şeyler Üstüne...
Yazarın köşe yazılarından derlenmiş,daha çok 1960 ve sonrası yazıları...
okurken günümüzde de pek bir şey değişmemiş diyorsunuz.
Birde gerçekten de yazar boşuna Yaşar Kemal olmamış. Bir insan bu kadar mı memleket sevdalısı, bu kadar mı ülkesini ve insanlarını, köylülerinden tutunda yabancısına, şehirlisine kadra sever ve hak hukuk ister.....


23.11.16

Annem , canım annemi........




Aslında nasıl yazacağımı, ne yazacağımı hiç bilmiyorum.......

Hep bir umudum vardı hastane yollarında.....  
Aslında çok fazla gücüm yok ne yazmaya, ne konuşmaya ama o kadar çok mail alıyorum ki; annem için şifa dileyen kalplerinizden, iyi haberlerini bekliyoruz diyen yazılarınızdan....

Annemi geçen perşembe günü kaybettik.....
 İçim acıyor, ellerim titriyor yazarken, söylerken....
Canım annem bir of bile demedi hastane günlerinde....devamlı uyuyordu...

Yarın bir hafta olacak, nasıl geçti günler bilmiyorum...
Zormuş çok zzormuş....
Bu yaşıma kadar hiç sevdiğim birini, canımı kaybetmedim... annem hep daha uzun yıllar bizimle olacak gibi geliyordu....

Hep kulağımda sesi var, bir şey yaparken hep aklımda.... geçecek diyorum, alışacaksın diyorum kendime... sonra bunları söylemek, kendimi teselli etmek o kadar zoruma gidiyor ki......

gözyaşlarımı tutamıyorum, geceleri uyuyamıyorum... belki gelir diyorum yanıma, kokusunu duyarım diyorum.... 

ahh sevgili blog şuan yazarken bile engel olamıyorum kendime, gözyaşlarıma.... 
O kadar zor ki bu paylaşımı yapmak........

Annemmmmmmmmmmm, canım annemmm mekanın cennet olsun............



9.6.16

Kadınlık, annelik üzerine...........

Bir kaç gündür düşünüyorum ki eminim Cumhurbaşkanı'nın o cümlelerini ve bakış açısını dinledikten sonra bir çok kadın, anne de benim gibi düşünmüş, yorum yapmıştır...diye düşünüyorum.....
Hani düşünüyorum ve Kuran-ı Kerim'i Türkçe( anladığım dilde okumayı tercih edenlerdenim) okuyorum. Çevirisine baktığınız da; bizi Yaradan'ın bile bir anne " bir anne istemez ise çocuğunu emzirmeyebilir, ona süt anne tutabilir" diyebiliyorsa, bize böyle bir hakkı veriyorsa...
Nasıl olur da Devletimizin başında olan kişi böyle yorumlar yapabiliyor anlamıyorum... Sanırım kendisinin çevresinde hiç işsiz bir baba, anne, geçimini çöpten toplayan aileler, sokakta yaşayan çocuklar yok...
Çünkü ülke geneline baktığınız da emekli bir ailenin geçiminin ne kadar zor olduğunu, çalışan anne-babanın çoğunun çocuklarının anca okul masraflarını karşılayabildiğini bilmesi gerekir...

Elbet istisnalar var; geçim düzeyi iyi olan, refah içinde yaşayan... ama bunu eğer bir Cumhurbaşkanı söylüyorsa her iki kriteri de düşünmesi gerekir..
Bir de garibime  giden; her kadın anne olmak istemeyebilir, nasıl olur da biz " anne olmak istemeyen" bir kadını yargılayabilir, ona" sen yarım kadınsın" diyebiliriz ki...
Çevrem de iki tane kadın tanıdım; anne olmak istemeyen. Evliler ve karı koca istemiyorlar. Bu dünyaya çocuk getirmenin doğru olmadığına inanıyor bir tanesi, bir tanesi de "anne olmak" istemiyor.
Vee bence duygularını iyi tanıyan insanlar anne olmalı veya olmamalı... düşünsenize istemiyorsunuz ve kocanızın baskısı yüzünden "anne oluyorsunuz" ne kadar kötü.. o çocukla annenin arasında nasıl bir sağlıklı bağ oluşabilir ki.....


Ki şu zamanda , yaşadığımız dünyaya baktığım da içim de çok da ferah değil... hele anne olduktan sonra "kaygılarım, endişelerim" daha da bir arttı... En büyük arzum her anne baba gibi evladım sağlıklı bir birey olsun, okusun, istediği bir işi yapsın... ama gidişat o kadar kötü ki... içimde ki evham yer yer hortluyor vallahi... sonra diyorum ki; Gülşah bu kadar düşünme herşey olacağına varır...
Sen evladını iyi, dürüst, ahlaklı ve sağlıklı yetiştirirsen; iletişimin de iyi olursa o evlat canavar gibi olur...
Tabi bu endişler arasında " sarkıntılık edecek olan olursa, okula gidecek ama ya öğretmeni yada etrafdan birilerinin tacizine uğrarsa" endişelerimi hiç anlatmayayım bile.... ( inanın artık haberleri bile izlemek istemiyorum....)

Ki izlediğim filmlerde kalabalık aile gördüğümde çok imrenirdim, hala da imrenirim... hep hayalimdi "3 evladım" olsun boy boy.... yazları hep beraber etkinlik yapalım, tatile çıkalım vs.....
Tabi günümüz şartalrında ne mümkün...
Zati geç evlendim, geç anne oldum bir ikinci çocuğa gücüm yok.... Rabbim; anne olmak isteyen kadınlara bu muhteşem, tarifi imkansız duyguyu yaşamayı nasip etsin...

Bir de böyle çevreden gündemden söylemler duyunca... aklımdan geçenlerin hepsini dilime düşüremiyorum bile.....

Velhasıl uzun lafı kısası; kadın demek sadece anne demek olsaydı... kadın demek herşey demek bence ve bunu sadece doğum ile sınırlandırmak kadar cinsiyet ayrımı yapmanın lüzumu yok....
........................
.............................