On beş tatilin son günlerini yaşıyoruz evde :) gerçi ana kız çok alıştık babamızın evde olmasına.
En çok Umay'a zor gelecek bence. Son bbirkaç gündür sevdiğimiz dostlarımız da kaldık. Onlarında iki evladı var her ne kadar erkek çocuğu olsalar da kızçem çok mutluydu. Peşlerinden "abi abi" diye diye dolanıp durdu. Eee tabi bizim evde "ham'dı onlarla resmen" pişti". :))
Bende bu arada hazır kızım bana fazla "anne meme" diye peşimde dolaşmıyorken fırsatı değerlendireyim dedim ve mmerak ettiğim "Kış Hasadı" kitabını okudu. Ben aradığımı bulamadım, çeviri bence çok kötüydü çünkü anlatım dili ve cümleler aalmadı bir türlü. Birde ne bileyim ben daha tasavvufi birşeyler bulacağımı düşünüyordum ama nafile.... Naçizane düşüncem budur.....
Diğer kitabım olan" Kırmızı Saçlı Kadın" kitabına başladım ve akan dilini, konusunu sevdim,az kaldı bitsin kitap yorumlayacağım,.
Bir çok arkadaşımla denk geldi Orhan Pamuk kitabı. Onların da yorumlarını bbekliyoru.
Bir şeye daha değinmek iistiyorum. Facebook sitesinde Doğan Cüceloğlu bir paylaşımda bulunmuş ; Mavi Kapak toplama kampanyası ile ilgili....
Bende fısıltı Gazetesi aracılığı ile bu kampanyanın bittiğini duymuş ve kapak biriktirmeyi bırakmıştım.Meğerse bitmemiş kampanya, ne kadar çok paylaşırsak o kadar iyi bence.
Daha detaylı bilgiyi TOFD 'nin kendi sitesinden de öğrenebilirsiniz.
İyi pazarlar.....
Blog Yazısı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Blog Yazısı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
29.3.17
19.8.16
İyi ki doğdummm :))
![]() |
| doğduğum ev |
Bir 19 Ağustos günü öğlen 14:00 de gözlerimi açmış hayata merhaba demişim.. Hastane sonrası bu fotoğrafını gördüğünüz evde 2,5 sene yaşamışım...
O dönem annemler babaannemlerle bir oturduğundan, babanne evine gelmişim ve annemler ayrı eve çıkana kadar bu evde yaşamışız;babannem beni öyle sahiplenmiş ki; annem sanki süt annem gibiymiş. Kucağına alıp sevmesine bile izin vermezmiş rahmetli.... Gece de babaannemlerle aynı oda da yatıyormuşum ve herşeyimle ilgileniyormuş.....
Tabi bu kadar sahiplenmesine rağmen rahmetli babaannemle ilgili anılarım çok da hoş değil... artık rahmetli oldu ve eski defterleri açmanın da bir anlamı yok... değil mi?
Ama bu ev ve sokak ile ilgili anılarım güzel. Nede olsa çocukluğum geçmişti bu sokakta... şanslıydım mahalle arkadaşlarım vardı.. sokakta miskette oynadım/k, yakar topta, saklambaçta....
Şimdi 36 yaşı bitiriyorum... hayatım da anlamı, sevgisi büyük bir varlık ile yaşıyorum... Bana anneliği tattıran, onsuz yaşayamayacağım bir hayat süren kızımızla yaş almak daha bir keyifli....
Yaşım ilerledikçe anladım ki; her ne kadar fiziken yaşımı göstermesem de ruhen yaş aldığımın çok farkındayım....eskiden yaptığım takıntıların çoğu yok...
mesela asla saçımı yıkamadan sokağa çıkmazdım; hatta bakkala bile gitmezdim :)
Annem "nolcak kız altı üstü bakkala gideceksin" derdi... Amaninnn imkansız ben asla o dünden kalmış yağlı saçla bakkala gitmezdim...
Kuzenim eğer aniden arayıp " hadi şuraya gidelim" demişse... cık cık.. öyle ani dışarı çıkmalar bana göre değildi, hazırlanmam gerekliydi... Tatile bile giderken çanta ayakkabı eş götürürdüm ve koca bir bavulla gidip azcık eşyayı kullanırdım... vs...
Sonra aslında tatilde bu kadar tefarrua da gerek olmadığını öğrendim...
Sanırım "serde gençlik var" dedikleri böyle bir şey. :) bu örnekler uzar.....
![]() |
| gülmek en eğerli şey |
Sonra ne mi oldu... aslında hayatımda takıldığım buna benxer ve yazmadığım bir çok şeyin " zamanımdan çaldığını, yaşam kalitemi düşürdüğünü" anladım. Bunda çok iyi bir gözlemci olmamın, hayatı farkında yaşamayı sevmemin ve okumamın.. ama önemlisi öğrendiklerimi hayatıma uygulamamın etkisi çok büyük...
Yaşamın bunlara takılmayacak kadar kısa ve hızlı aktığını, yaşamdan alınan keyfin başka şeyler olduğunu keşfettim.... daha basit ama kaliteli yaşamayı öğrendim...
Ve son birkça senedir daha bir keyifli oldum kendime....
O yüzden hoşgeldin yeni yaşım...
Doğum günü kutlarımmmm yanaklarımdan öper, daha keyifli yaşlar dilerim kendime. :)
not: az buçuk melankoliklik vardır da ... fark etmişsinizdir.. :))
15.7.16
İstanbul Gezisi ve Salı pazarı Turu...
Geçtiğimiz hafta arkadaşlar aradı ve hadi gelin Eminönü'ne geçelim dedi. Bende neredeyse 1 yıldır geçmemiştim... Aslında bir ara tam gezi palnı yapıyordum ki kendime Taksim'de ki patlama olunca herşeyi ertelemiştim.. Ki hala bazı yerlere gitmek tedirgin ediyor beni.... Çocuk olduktan sonra bu tedirginlik daha fazlalaştı... Neyse velhasıl biz geçtik karşıya... Öncelik elbette olmazsa olmazımız Mısır Çarşısından geçmek oldu... Tabi alışkın olmadığımız bir görüntü vardı; poliler vardı her yerde ve arama yapıyorlardı... Elbet güvenliğimiz için ama tedirgin olmadan edemiyoruz...
Ordanda Tahtakale Cad.sinden yukarı neredeyse bütün takıcıları geze geze hatta bir sürü takılar alarak yukarı ŞarkHan'a çıktık.
Bilmeyenleriniz varsa muhakkak uğrayın bu hana. Aslında bundan 4-5 sene evvel daha güzeldi içi ama şimdide de görülmeye değer. Daha çok uzak doğu eşyaları ve kıyafetleri var...Birçok şeyi toptan yada tek tek alabiliyorsunuz ve fiyat olarak da çok uygun.
Efenim şapka da pek renkli pek güzeldi ama anca poz verecek kadar taktım... :))
Eve dönüş yolunda yokuşun orda ki otoparktan harika bir İstanbul manzarası mevcuttu...
Boşuna İstanbul adına şiirler, romanlar, hikayeler yazılmıyor... Özellikle metropol bir şehir olması bir harika... Cami de var, kilise de... hanlar da var apartman daireleri de....
Bu hafta da bir Tarihi Salı Pazarı yapalım dedik beyimle...
Sever misiniz bilmem ama? Çok severim pazarı gezmeyi..
Aradığım bir çok şeyi bulduğumda hele daha bir keyifli oluyor pazar...
Şimdi sıra da cumartesi günleri Pendik'te kurulan pazar var, neredeyse 10 yıldır gitmiyorum... bi gideyim göz atayım dimi ama .... özlemişlerdir beni... :)))
Dün acı bir olay yaşandı Fransa'da.... Terör artık tüm Dünya'nın sorunu ama ülkeler kendi başlarına gelmeden anlamıyorlar sanırım... Oysa ki Dünya'da barış için elele vermek gerek... ayırım yapmadan, beslemeden bu olayları.........
Acı düşen evlereRabbim sabır versin....
Hayırlı Cumalar... keyifli haftasonunuz olsun efenim.
18.6.16
Umay'lı günlerden bir gün...
Uzun zamandır Umay'lı ev hallerimizden bahsetmiyorum. Ve biraz yazayım istiyorum. İlerde hem ona hem bana anı olarak kalır...
26. ayının içindesin artık annem.. Her şeyi ama herşeyi o kadar iyi anlıyorsun ki..
Özellikle duygularını ifade edişin çok iyi.
Şöyle bir baktığım da diğer annelerin dediği gibi gerçekten de belirli bir zamandan sonra günler çok hızlı ilerlemiş.
Çünkü sende ki davranışlar büyüdüğünün büyüme yolunda ilerlediğinin işareti.
O kadar çok şey öğrendim ki anne olunca.
Bir annenin evladını gözlemlemesi çok önemli. Çünkü çocuklar siz onu iyi dinler ve gözlemlerseniz sizi doğru yolda ilerletiyorlar.
En azından kendi çocuğumda bunu deneyimledim.
Örneğin; eğer siz kendi hayatınız farkında yaşıyorsanız inanın çocuğunuzun da hayatının farkında oluyorsunuz.
"bebektir, çocuktur ne anlar" demek yerine ona bir "birey" gibi davranırsanız, dışarı çıktığınız da sizi dinler.
En çok gözlemlediğim şeylerden biri bu oldu. Örneğin AVM lerde çok görüyorum, çocğuyla kibar konuşuyor önce bakıyor çocuk dinlemiyor başlıyor bağırmaya. "bak çocuğum beni dışarda bağırtma" gibi sözler düşünsenize çocuk için başkalarının bakması çok da önemli değil ki...
O zaman anladım işte evde siz eğer sağlıklı iletişim kurar, dinlerseniz dışarda da ufak tefek akslikler dışında bağırmak zorunda kalmazsınız diye düşünüyorum.
Elbet şunu kabul ediyorum; gerçekten de çok zor olan, uyumayan, ne yaparsanız yapın hareketli, laf dinlemeyen çocuklar da var.
Bizim şansımız, Umay iyi huylu bir çocuk... Genlerimiz sağolsun ;) ::)))))
Evet biz hiç mi sorun yaşamadık, herşey güllük gülüstanlık değildi elbet.
Yeri geldi sokakta elimiz bıraktı, ki hala önce tutuyor sonra koşmak istiyor. Yavaş yavaş sabırla anlattım, hala anlatıyorum. Bizim kaldırımdan gitmemiz gerektiğini, araba çıkıp bize çarpabilir diyorum.
Ve bakıyorum ki son zamanlar da elimi tutuyor ve bıraksa bile"kaldırıma çık annem " dediğimde hemen çıkıyor. Aslında düşünsenize çocuk da haklı koşmak, dokunmak, keşfetmek istiyor. Onu bu dürtüleri yüzünden kısıtlamamak gerek.. Bazen sabrtemek o kadar zor oluyor ki...
Yeri geldi 2 yaş sendorumunu bağırarak atlattı. Geçerdi karşıma çığlık atardı. Ama öyle böyle değil.
Bende karşısında dikilir hiçbir tepki vermezdim, bir süre sonra da yanından ayrılırdım. Bİraz mıkırdanır sonra susar yanıma gelirdi. Sımsıkı sarılırdım.
BAktım ben ona "neden bağırıyorsun, sus" gibi tepkiler vermeyince oda birkaç gün sonra bıraktı bağırmayı.
Sonrasında da herşeyi "anne men " yapıcam dönemi başladı. Onda da onun dökmeyeceği yada dökerse de sorun olmayacağı şeylerde bana yardım etmesine izin verdim. O da geçti...
Bazen suyunu yada elinde ki başka birşeyi dökebiliyor. Hemen yanıma gelip korkmuş bir şekilde " anne bak suyu döktüm" diyor, o zaman o ifadesini görünce çok üzülüyorum. Çünkü dökmesi kadar normal birşey yok ki... biz büyükler hiç mi dökmüyor, kırmıyoruz...
Böyle durumlar da da göz hizasına inip; annecim olabilir dökebilirsin. Lütfen üzülme bir daha kine dikkatli olursun. Tamam mı annem
tamam anne deyip hemen gülüüyor... :)
İŞte o zaman bende mutlu oluyorum, çünkü dökücek, kırıcak, anlamaya çalışıcak.
Bide bu aralar bez değiştirmek istememe gibi bir sorunumuz var. kakasını yaptıktan sonra "anne ben kaka yapamıyorum" diyor ve bez değiştirmemem için kırk takla atıyor.
Bende inatlaşmasın, inatlaşmayı öğrenmesin diye " tamam annecim, sen ne zaman istersen değiştirelim ama değiştirmezsek popon acıyabilir" diyorum. Bi bir iki dakka sonra aa Umay gel barbi bebeğin altını silelim bezini değiştirelim derken kendi de istiyor.
Evet sabır istiyor, evet daha çok sabır istiyor çocuk büyütmek. Hele bu aşamalar daha bir sabır istiyor.
Benim kendimce avım; sonuçta aile olmayı, bebeğimiz olmasını biz istedik, kısmet oldu bebeğimiz oldu. Şikayet etmeye gerek yok. Bu bir süreç ve geçecek.
Diyerek kendime söylüyorum.
Çünkü anladım ki eğer bebeğiniz vars size destek olan, yardımcı olan biri daha mutlaka ama mutlaka olmalı.
Ben çok bilirim ilk zamanlar daraldığımı, bunaldığımı, tüm gün evde olmanın dışarıya pat diye çıkamamamnın verdiği sıkıntıyı...
Eşimi kollardım izin günlerinde o bakardı ben biraz hava almaya çıkardım. Allah razı olsun hala da çok destektir bana bu konuda...
tabi bunlar yaşadığımız bir süreçti,
Artık zaman daha keyifli geçiyor Umay'la.
Bu ara en büyük hobisi suluboya ile resim yapmak.
Sabah Bismillah daha gözünü açıyor, yüzünü yıkıyoruz; anne ben suluboya yapıcam diyor.
Çizerken de anlatıyor; anne bak kedi yaptım, uçak yaptım, anne bak bu sen...
Yakında kişisel sergisini açarız Umay Hanımın. :))))
İŞte böyle blog, şimdilik aklıma gelen bunlar, gelmeyenlerin yada bazı anıların bende kalmasını istediğim kadar ile günler böyle geçiyor bizde....
9.6.16
Kadınlık, annelik üzerine...........
Bir kaç gündür düşünüyorum ki eminim Cumhurbaşkanı'nın o cümlelerini ve bakış açısını dinledikten sonra bir çok kadın, anne de benim gibi düşünmüş, yorum yapmıştır...diye düşünüyorum.....
Hani düşünüyorum ve Kuran-ı Kerim'i Türkçe( anladığım dilde okumayı tercih edenlerdenim) okuyorum. Çevirisine baktığınız da; bizi Yaradan'ın bile bir anne " bir anne istemez ise çocuğunu emzirmeyebilir, ona süt anne tutabilir" diyebiliyorsa, bize böyle bir hakkı veriyorsa...
Nasıl olur da Devletimizin başında olan kişi böyle yorumlar yapabiliyor anlamıyorum... Sanırım kendisinin çevresinde hiç işsiz bir baba, anne, geçimini çöpten toplayan aileler, sokakta yaşayan çocuklar yok...
Çünkü ülke geneline baktığınız da emekli bir ailenin geçiminin ne kadar zor olduğunu, çalışan anne-babanın çoğunun çocuklarının anca okul masraflarını karşılayabildiğini bilmesi gerekir...
Elbet istisnalar var; geçim düzeyi iyi olan, refah içinde yaşayan... ama bunu eğer bir Cumhurbaşkanı söylüyorsa her iki kriteri de düşünmesi gerekir..
Bir de garibime giden; her kadın anne olmak istemeyebilir, nasıl olur da biz " anne olmak istemeyen" bir kadını yargılayabilir, ona" sen yarım kadınsın" diyebiliriz ki...
Çevrem de iki tane kadın tanıdım; anne olmak istemeyen. Evliler ve karı koca istemiyorlar. Bu dünyaya çocuk getirmenin doğru olmadığına inanıyor bir tanesi, bir tanesi de "anne olmak" istemiyor.
Vee bence duygularını iyi tanıyan insanlar anne olmalı veya olmamalı... düşünsenize istemiyorsunuz ve kocanızın baskısı yüzünden "anne oluyorsunuz" ne kadar kötü.. o çocukla annenin arasında nasıl bir sağlıklı bağ oluşabilir ki.....
Ki şu zamanda , yaşadığımız dünyaya baktığım da içim de çok da ferah değil... hele anne olduktan sonra "kaygılarım, endişelerim" daha da bir arttı... En büyük arzum her anne baba gibi evladım sağlıklı bir birey olsun, okusun, istediği bir işi yapsın... ama gidişat o kadar kötü ki... içimde ki evham yer yer hortluyor vallahi... sonra diyorum ki; Gülşah bu kadar düşünme herşey olacağına varır...
Sen evladını iyi, dürüst, ahlaklı ve sağlıklı yetiştirirsen; iletişimin de iyi olursa o evlat canavar gibi olur...
Tabi bu endişler arasında " sarkıntılık edecek olan olursa, okula gidecek ama ya öğretmeni yada etrafdan birilerinin tacizine uğrarsa" endişelerimi hiç anlatmayayım bile.... ( inanın artık haberleri bile izlemek istemiyorum....)
Ki izlediğim filmlerde kalabalık aile gördüğümde çok imrenirdim, hala da imrenirim... hep hayalimdi "3 evladım" olsun boy boy.... yazları hep beraber etkinlik yapalım, tatile çıkalım vs.....
Tabi günümüz şartalrında ne mümkün...
Zati geç evlendim, geç anne oldum bir ikinci çocuğa gücüm yok.... Rabbim; anne olmak isteyen kadınlara bu muhteşem, tarifi imkansız duyguyu yaşamayı nasip etsin...
Bir de böyle çevreden gündemden söylemler duyunca... aklımdan geçenlerin hepsini dilime düşüremiyorum bile.....
Velhasıl uzun lafı kısası; kadın demek sadece anne demek olsaydı... kadın demek herşey demek bence ve bunu sadece doğum ile sınırlandırmak kadar cinsiyet ayrımı yapmanın lüzumu yok....
........................
.............................
Hani düşünüyorum ve Kuran-ı Kerim'i Türkçe( anladığım dilde okumayı tercih edenlerdenim) okuyorum. Çevirisine baktığınız da; bizi Yaradan'ın bile bir anne " bir anne istemez ise çocuğunu emzirmeyebilir, ona süt anne tutabilir" diyebiliyorsa, bize böyle bir hakkı veriyorsa...
Nasıl olur da Devletimizin başında olan kişi böyle yorumlar yapabiliyor anlamıyorum... Sanırım kendisinin çevresinde hiç işsiz bir baba, anne, geçimini çöpten toplayan aileler, sokakta yaşayan çocuklar yok...
Çünkü ülke geneline baktığınız da emekli bir ailenin geçiminin ne kadar zor olduğunu, çalışan anne-babanın çoğunun çocuklarının anca okul masraflarını karşılayabildiğini bilmesi gerekir...
Elbet istisnalar var; geçim düzeyi iyi olan, refah içinde yaşayan... ama bunu eğer bir Cumhurbaşkanı söylüyorsa her iki kriteri de düşünmesi gerekir..
Bir de garibime giden; her kadın anne olmak istemeyebilir, nasıl olur da biz " anne olmak istemeyen" bir kadını yargılayabilir, ona" sen yarım kadınsın" diyebiliriz ki...
Çevrem de iki tane kadın tanıdım; anne olmak istemeyen. Evliler ve karı koca istemiyorlar. Bu dünyaya çocuk getirmenin doğru olmadığına inanıyor bir tanesi, bir tanesi de "anne olmak" istemiyor.
Vee bence duygularını iyi tanıyan insanlar anne olmalı veya olmamalı... düşünsenize istemiyorsunuz ve kocanızın baskısı yüzünden "anne oluyorsunuz" ne kadar kötü.. o çocukla annenin arasında nasıl bir sağlıklı bağ oluşabilir ki.....
Ki şu zamanda , yaşadığımız dünyaya baktığım da içim de çok da ferah değil... hele anne olduktan sonra "kaygılarım, endişelerim" daha da bir arttı... En büyük arzum her anne baba gibi evladım sağlıklı bir birey olsun, okusun, istediği bir işi yapsın... ama gidişat o kadar kötü ki... içimde ki evham yer yer hortluyor vallahi... sonra diyorum ki; Gülşah bu kadar düşünme herşey olacağına varır...
Sen evladını iyi, dürüst, ahlaklı ve sağlıklı yetiştirirsen; iletişimin de iyi olursa o evlat canavar gibi olur...
Tabi bu endişler arasında " sarkıntılık edecek olan olursa, okula gidecek ama ya öğretmeni yada etrafdan birilerinin tacizine uğrarsa" endişelerimi hiç anlatmayayım bile.... ( inanın artık haberleri bile izlemek istemiyorum....)
Ki izlediğim filmlerde kalabalık aile gördüğümde çok imrenirdim, hala da imrenirim... hep hayalimdi "3 evladım" olsun boy boy.... yazları hep beraber etkinlik yapalım, tatile çıkalım vs.....
Tabi günümüz şartalrında ne mümkün...
Zati geç evlendim, geç anne oldum bir ikinci çocuğa gücüm yok.... Rabbim; anne olmak isteyen kadınlara bu muhteşem, tarifi imkansız duyguyu yaşamayı nasip etsin...
Bir de böyle çevreden gündemden söylemler duyunca... aklımdan geçenlerin hepsini dilime düşüremiyorum bile.....
Velhasıl uzun lafı kısası; kadın demek sadece anne demek olsaydı... kadın demek herşey demek bence ve bunu sadece doğum ile sınırlandırmak kadar cinsiyet ayrımı yapmanın lüzumu yok....
........................
.............................
5.6.16
Fehimpaşa Konağı ve ev halleri
Selam....
Perşembe akşamı Açık Hava Harbiye Tiyatrsondaydık. Gerçekten de oranın havası bir başka< hissettirdikleri, ortam bambaşka...
Fehim Paşa Konağı oyununda oynayan arkadaşımız( eşimin arkadaşı benimde arkadaşım olur ama dimiii :))) ) davet etti oyuna... zaten ben Tiyatroya özlem içindeydim hiç geri çeviremezdim...
Oyunu yazan Turgut Özakman, oyuncular derseniz muhteşemdi... isimlerini tek tek yazamıycam çünkü yazamadıklarıma haksızlık olmasın...
Dönem Osmanlı'nın son demleri ve Fehim Paşa KOnağında dönen entriakalr ve halka gelen hürriyeti anlatan müzikal tadında bir oyundu.....
Çok keyfiliydi....
Onun dışında bu hafta biraz yoğundu ama tatlı bir yoğunluktu...
Fehim Paşa Konağı oyununda oynayan arkadaşımız( eşimin arkadaşı benimde arkadaşım olur ama dimiii :))) ) davet etti oyuna... zaten ben Tiyatroya özlem içindeydim hiç geri çeviremezdim...
Oyunu yazan Turgut Özakman, oyuncular derseniz muhteşemdi... isimlerini tek tek yazamıycam çünkü yazamadıklarıma haksızlık olmasın...
Dönem Osmanlı'nın son demleri ve Fehim Paşa KOnağında dönen entriakalr ve halka gelen hürriyeti anlatan müzikal tadında bir oyundu.....
Çok keyfiliydi....
Onun dışında bu hafta biraz yoğundu ama tatlı bir yoğunluktu...
Kitabımın bitmesine az kaldı sizinle paylaşmak için sabırsızlanıyorum çünkü kitabı çok beğendim.....
Bu saatte blog yazınca bende bu kadar oluyor idare edin beni... en kısa zamanda kafamda ki şekliyle yazacağım bloğumu....
Bu saatte blog yazınca bende bu kadar oluyor idare edin beni... en kısa zamanda kafamda ki şekliyle yazacağım bloğumu....
Hadi ben kaçar keyifli pazarını olsun..... :))
30.5.16
Akıllı Telefonların bizdeki bağımlılığı ve Fathers And Daughters Filmi...
Sabahtan kahvaltı haberlerini izliyorduk ki bir haber hem dikkatimi çekti hemde düşündürdü...
Araştırmalara göre; günümüz insanında yeni bir kaygı durumu yaşanıyormuş. Oda "Şarjım bitiyor, biterse" kaygısymış ve durum bildiğimizden de ciddiymiş.Sokak röportajında soruyorlar;
----------Şarjınız biterse naparsınız?
"Hemen eve giderim, bitmeden şaj ediyorum, fulluyorum" vs...
diyenler çoğunluktaydı.
Ve artık psikologlar bunun üzerine çalışıyormuş...
Bağımlılık helede aşırısı olan bağımlılığın her türlüsü kişinin kendi yaşamından çalınan bir şey....
Hakikaten de düşününce o kadar bizim, bedenimizin bir uzvu gibi oldu ki şu cep telefonları....
Aradığımız kişi biraz geç açsa yada o an cevap veremese... telaşlanıyoruz, aklımıza binbir türlü şeyler geliyor yada acaba bir şey oldu bak hala dönüş yapmadı polemiğine bile girenler oluyor....
Kendimden biliyorum, ailemden biri aradığından geç açıyorsam yada o an müsait değilsem meşgüle veriyorsam hemen bir telaş oluyorlar... Ne oldu neden açmadın vb.. şeylerle karşılaşıyorum..
Keza bende de o huy var sanırımm :) Törpüledim amaaa boşuna içe dönük kitaplar okumuyoruz ... :)
Sanırım genç olsam yada bekar olup sevgilim olsa daha bir sinir olurdum herhalde açmadığında... Allah'tan o dönemleri geçtik ;)
Hani esprisi bir yana düşünün öyle değil mi? Ne kadar bağımlı olduk akıllı telefonlara ve sosyal ağlara...
Ben geçen sene kendimde bir deneme yaptım ve bir süre Facebook'a giriş yapmadım... ve baktım ki aslında biraz bakınayım, gezineyim ne var ne yok diye giriş yaptığımda o kadar çok zamanımı alıyormuş ki internet...
Gerçekten de saatlerin nasıl geçtiğini anlamıyordum... Ve ara ara yine uyguluyorum kendime... Sonuçta Facebook'ta gezinmemek yada diğer ağlarda, bir kayıp değil... var diye bakıyorum olmasa ne olacak değil mi ama?
Ki ben zamanımı daha çok kitap okumaya ayırıyorum... daha büyük bir keyif benim için keyifle, özenle aldığım kitabı okumak....
Dün akşam eşimle izlediğimiz ve gözyaşlarıma hakim olamadığım bir filmden bahsetmek istiyorum. Sanırım bunda anne olmanın da etkisi var...
![]() |
| fathers and daughters |
Fathers And Daughters... Geçen sene çekilmiş bir film... Gerçek bir yazarın hayatından yola çıkılmış filmde.... Trafik kazasında ölen anne, baba da kalan beyinde ki sinirlerde ki hasar ve tetikleyici ataklar... küçük bir kız çocuğu....
Rabbim kimseyi anasız babasız bırakmasın küçük yaşta... Elbet ölüm Allah'ın emri ama zamansız erken gelen ölümler çok acı yahu.....
İŞte filmde de baba kızın yaşamından kesintiler var. Yer yer flash back denilen durum oluyor, geri dönüşler, sonra şimdiki zaman......
Film güzeldi izleyin derim...
Hadi bana müsade hazır kızım uyuyorken yazımız da yazmışken yeni kitabım olan Golem Ve Cin kitabımı okuyayım. :)
İyi haftalar. :)
22.4.16
Harper Lee Tespih ağacının Gölgesinde ve bizden kareler
Harper Lee / Tesbih Ağacının Gölgesinde kitabı bitti. Yalnız çok sıkıldım okurken. İyi ki dedim önce Bülbülü Öldürmek kitabını okumuşum. Belki de o kitaptan aldığım hazzı, beklentiyi bekledim bu kitaptan ve bulamayınca da sıkılmış olabilirim.
Ama yazar bu kitabında çok fazla uzatma cümleler kurmuş. Evet yaşadığımız yer, bize hissettirdikleri, anımsattıklarında duygular önemli ve kitapta bunlar bolcana var. Birde okurken aslında bir dönemin örf ve adetleri birbirine ne kadar da benziyormuş dedim. Kadınların hep ikinci planda kalması, Zencilerin ırkçılık ile karşılaşması ki hala değişen çok az şey var bu konuda...
Anlayacağınız sırf yazara hürmeten bitirdim kitabı.
Kahve keyfine Sevdoş ile devam ettik hemen hemen hergün. Malum kahvesiz ün geçirmeyenlerdenim. :)
Umay için ara ara toplaşıp kalmalar çok iyi oluyor. hem oyun oynamayı öğreniyor hemde oyun kurmayı. Elbet arada didişmeler yada " menimmm , benimmm" diye birbirlerine söylenmeler yaşanıyor ama anlık. Çocukları dikkatle izleyince nasıl da herşeyi an'lık yaşadıklarını fark edeceksiniz. Sanırım bu yüzden deniliyor; "içinizde ki çocuğu kaybetmeyin" diye...
Bu arada annemin sağlık tstleri temiz çıkmış. 3 Ay sonra tekrar genel kontrolü var ama bu sefer doktor demiş ki " her seferinde tomografi olmasın, bi röntgen bi tomografi olsun" annem de rahatlamış tabi.
Her kontrol zamanı içi panik oluyor, strese giriyor; haklı tabi... Ya tümor nüksettiyse yada sıçrama yaptıysa diye. Çok şükür metaztas yapmıyor ve küçülmüş. İnşallah hep böyle gider....
Bizim kız takıyor Toprak Abisinin çantasını, başlıyor " anne men okula gidiyom şakadan" diye konuşmaya. Şakadan da niyeyse :) acaba okula gitmemek için şimdiden bize ayak mı yapıyor diycem ama öyle bir şansı olmayacak :))
Okumak önemli ve bizde elimizden ne geliyorsa yapacağız her anne baba gibi...
İŞte böyle blogger, bizde havadisler böyle.
Sizden naber?
Ama yazar bu kitabında çok fazla uzatma cümleler kurmuş. Evet yaşadığımız yer, bize hissettirdikleri, anımsattıklarında duygular önemli ve kitapta bunlar bolcana var. Birde okurken aslında bir dönemin örf ve adetleri birbirine ne kadar da benziyormuş dedim. Kadınların hep ikinci planda kalması, Zencilerin ırkçılık ile karşılaşması ki hala değişen çok az şey var bu konuda...
Anlayacağınız sırf yazara hürmeten bitirdim kitabı.
Kahve keyfine Sevdoş ile devam ettik hemen hemen hergün. Malum kahvesiz ün geçirmeyenlerdenim. :)
Umay için ara ara toplaşıp kalmalar çok iyi oluyor. hem oyun oynamayı öğreniyor hemde oyun kurmayı. Elbet arada didişmeler yada " menimmm , benimmm" diye birbirlerine söylenmeler yaşanıyor ama anlık. Çocukları dikkatle izleyince nasıl da herşeyi an'lık yaşadıklarını fark edeceksiniz. Sanırım bu yüzden deniliyor; "içinizde ki çocuğu kaybetmeyin" diye...
Bu arada annemin sağlık tstleri temiz çıkmış. 3 Ay sonra tekrar genel kontrolü var ama bu sefer doktor demiş ki " her seferinde tomografi olmasın, bi röntgen bi tomografi olsun" annem de rahatlamış tabi.
Her kontrol zamanı içi panik oluyor, strese giriyor; haklı tabi... Ya tümor nüksettiyse yada sıçrama yaptıysa diye. Çok şükür metaztas yapmıyor ve küçülmüş. İnşallah hep böyle gider....
Bizim kız takıyor Toprak Abisinin çantasını, başlıyor " anne men okula gidiyom şakadan" diye konuşmaya. Şakadan da niyeyse :) acaba okula gitmemek için şimdiden bize ayak mı yapıyor diycem ama öyle bir şansı olmayacak :))
Okumak önemli ve bizde elimizden ne geliyorsa yapacağız her anne baba gibi...
İŞte böyle blogger, bizde havadisler böyle.
Sizden naber?
20.4.16
Alerjili bir hayat...
Alerjisi olanlar beni çok iyi anlayacaklardır...Nasıl yaşam kalitenizin düştüğünü, mevsim geçişlerinde başımıza nelerin geldiğini yalnız ve yalnız alerjisi olanlar anlar..... :((((
Nisan başı gibi başladı alerjim. Aslında bu sene biraz erken başladı ama geçen seneye göre daha hafif atlatıyorum. Geçen sene resmen Koa hastası gibiydim ki o hastaların neler çektiğini çok iyi anladım. Allah yardımcıları olsun. Nefes alamamak hele hele sağlıklı nefes alamamak o kadar kötü bişey ki....
Aslında " deli misin ilaç alsana" diyebilirsiniz ...malum emzirmeden dolayı iki senedir hiç bir ilaç kullanamıyorum ve böyle çekiyorum. Herşey Umay'ın sağlıklı süt emmesi için.
Yoksa yaklaşık bir ay bu mevsimlerde hap alıyorum ve normal hayatıma devam ediyorum. Son 20 gündür devamlı yanımda havlu kağıt-poşet ikilisi ile dolaşıyorum resmen kanki olduk havlu kağıt ile.
En kötüsü de uzun süre eğer kitap okursam göz kaşıntım daha bir artıyor... Gündüz sokağa işim yoksa çıkamıyorum, hapşuruk, burun akıntısı ve göz kaşıntısı yüzünden eve tıkılmış durumdayım.
Hoş ara ara kaçamak yapıyorum herşeye rağmen.
Tek ümidim geçen sene çok fenaydım ama çektim, dayandım ve bu sene daha hafif atlatıyorum. Acaba diyorum seneye daha da hafif atlatabilir miyim? Ne dersiniz? Umut dünyası ne yapayım işte...
Aslında tek sorun insan bir şekilde çekiyorda çocuk olunca zor oluyor; tam bişey istiyor yada bişey gösterecek yavrucak, annesi burnunu silmeden, yandaşlarını yanına almadan gidemiyorum yanına...
Televizyonlar da ve netten okuduğum kadarınile artık hemen hemen her üç çocuktan biri alerji ve ilaç kullanıyor. Çünkü doğayı katlediyoruz ve bize geri dönüşümü fena oluyor. Klimalı ortamlar da tetikleyicisi alerjinin. Bu sebeple kendinize iyi bakın ...
Gamze senin de alerjin vardı yanlış hatırlamıyorsam. Sen ne alemdesin?
14.3.16
Ankara, Günlerden karanlık bir gün.....
Artık nasıl da mutluluklarımızı an'lık yaşar olduk...... Gülmek, sohbet etmek... Görüşürüz deyipte teröre kurban gitmek....
Dün yoğun bir gündü bizim için. Umay için alışverişe Brandium'a gittik, hadi dedik gitmişken biraz da dolaşalım. Derken akşamı buldu dönüşümüz...
Sonra benim kafamda okuduğum enfes kitabın yorumunu bu sayfalara ayzmak vardı...
Mutfaktaydım eşim " Ankara'da patlama olmuş" dediğinde... içim cız etti yine........
Şimdi hangi evin ocağının can'ı yandı acaba dedim? Ve birgün bizim başımıza da gelmeyeceği ne malum...
Evet ölüm hak, hepimizin başına gelecek. Annem " gelin girmeyen ev olurmuş da ölüm girmeyen ev olmazmış" derdi...
Ama böylesine haince bir ölüm çok acı......
Birde üstüne yayın yasağı olunca insan daha bir sinir oluyor.....
İkidir Ankara'da oluyor patlamalar, yarın öbürgün burda olmayacağı ne malum...
Birde Doğu var içimizi yakan.... sanki iç savaştayız gibi görüntüler var hergün televizyonlar da... Sokağa çıkma yasağı, evinden barkından kopan aileler, göç yollarına düşünler....
Birde bize göç eden Suriyeliler...
Hangi birine yanmayalım.....
Evet hayat devam ediyor, bazen yine kahveli, kitaplı fotoğraflar paylaşıyoruz ama lütfen tanımadan yargılamayın..... kimse kimsenin içini, yaşadığını ve yaptığı yardımı bilemez.....
Değil mi? birde böyle tipler var; "millet orda ölüyor siz burda çakır keyif fotoğraf yayınlıyorsunuz" gibi yorumları da okuyoruz......
Başımız sağolsun Türkiyem...............................
7.3.16
Nedim Gürsel, Doğum Günü ve yeni bir hafta....
Veee kızım artık 2 yaşında. Bir çocuğun, evladının büyüdüğüne tanık olmak o kadar muhteşem bir duyguymuş ki anlatamam. Ki evladı olanlar ve büyütenler daha iyi anlar beni sanırım ;)
Bu sene küçük, çekirdek ailemle kutladık yaş gününü. Annneanne, babaanne, dede, amca, dayı, yenge, kuzenlerle pasta kestik. Sonrasında ufak tefek hazırlık yapmıştım, masayı da açtık, sohbet eşliğinde çay içtik.
Çocuklar da ay ve hafta o kadar fark ediyor ki gelişimlerinde.... Örneğin bundan bir iki hafta öncesine göre Umay daha bir durağan. Bazı şeleri daha iyi anlıyor ve tepkisini ona göre veriyor.
Yine dışarı çıkınca ipi koparılmış gibi koştıruyor ama kapalı ortamlar da daha bir fark ediyor hareketleri.
Aslında ben bir ara da bebeğim ilgili yazı yazayım.
Bu ayın ilk kitabı da bitti. Yüzbaşının Oğlu/Nedim Gürsel
Arka kapak yazısına bakıp da aldanmayın sakın, çünkü yazar arakdaşının annesi ile yaşasığı aşkı ve cinselliği o kadar güzel aktarmış ki. Ki kitap daha çok yaşlı bir gazetecinin kızının tavsiyesi üzerine yaşadıklarını, ses bandına alması üzerinden anlatılıyor. Aynı zaman da bir dönem kitabı da diyebiliriz. Arada günümüze dönüp siyasi analizlerini ve yorumlarını da yine rahatsız etmeden anlatıyor. Okumadıysanız okuyun derim. Film olarak da epeydir merak ettiğim bir filmi izledik. Ejderha Dövmeli Kız Aynı zaman da üçleme kitabın ilkine film çekmişler. O kadar çok bahsini ve övgüsünü duymuştum ki... Ki film bayağı bir puan da almış. Hak etmiş de. Başlarda biraz sıkılıyor gibi oluyorsunuz ama sonra bir açılıyor film bu seferde sonunu merak ediyorsunuz. :)
Yeni haftaya başladık, herkese iyi haftalar....
1.3.16
Mart Ayı, Selim İLeri, Nedim Gürsel, Satır Arası Günlük
Hoşgeldin Mart.... Zamannın nasıl hızla ilerlediğinin bir kanıtı gibi, sankim baharmış gibi göz kırparak geldin bugün; yine de Hoşgeldin...
Bu ay aynı zamanda kızımın doğduğu, bize merhaba dediği ay. O yüzden başımın üstünde yerin var Mart kıskanma hemen. ;)
Espirisi bir tarafa bahara giriş yaptık bugün itibari ile. Evet her ne kadar " Mart kapıdan baktırır, kazma kürek yaktırır" diyerek doğruyu da söylemiş olsalar büyüklerimiz, eee mevsim yapacak yapacağını ama dimi.... Gerçi artık mevsimler de doğanın katledilişiyle beraber yapması gerekeni yapamıyorlar. ... Sonumuz hayr olsun demekten öteye gidemiyorum, ki bir de doğayı korumak için elimden ne geliyorsa yapmaya çalışıyorum.
Bu sene kızımın doğum günün ufak, çekirdek ailemizle yapmaya karar verdik. Ananler, babaneler, amca dayı ve biz olarak.
Nedense ruhen de gücüm yok bu sene....
Artık seneye de kısmet olursa, kreşe giderse orada arkadaşları ile kutlarız. :)
Sanırım bu ufak geçirdiğim rahatsızlık, elimi kolumu bağladı. Dün dip köşe evi temizledim demiştim ya size, bugün ise hiçbir şeye halim yok. Tam iyileşemediğimden diye düşünüyorum....
Geçtiğimiz gün Selim İLeri kitabına başlamıştım ama bir türlü ilerlemedi, sanırım hastalığında verdiği birşeyle kitabın başlarında olmama rağmen adapte olamadım. Bende zorlamamamk adına kendimi; kitabı tekrardan okunacak kitapların arasına bıraktım. Uygun zamanda tekrar okuyacğım dedim kendime. Çünkü yazarın duruşu, tavrı, konuşmaları hep etkilemiştir beni ve yazdıklarını okumak da istiyorum... O yüzden es geçmemek adına, sırf okumuş olmamak adına tekrar rafa kaldırdım.
Siz okumuş muydunuz bu kitabını?
Bende bir diğer kitabıma başlayayım dedim." Yüzbaşının Oğlu/Nedim Gürsel" O kadar hızlı ilerliyor ki kitap, dün akşam başlamama rağmen yarıladım kitabı.
Konusunu bittikten sonra yazayım dimi ama ;)
Bu ay aynı zamanda kızımın doğduğu, bize merhaba dediği ay. O yüzden başımın üstünde yerin var Mart kıskanma hemen. ;)
Espirisi bir tarafa bahara giriş yaptık bugün itibari ile. Evet her ne kadar " Mart kapıdan baktırır, kazma kürek yaktırır" diyerek doğruyu da söylemiş olsalar büyüklerimiz, eee mevsim yapacak yapacağını ama dimi.... Gerçi artık mevsimler de doğanın katledilişiyle beraber yapması gerekeni yapamıyorlar. ... Sonumuz hayr olsun demekten öteye gidemiyorum, ki bir de doğayı korumak için elimden ne geliyorsa yapmaya çalışıyorum.
Bu sene kızımın doğum günün ufak, çekirdek ailemizle yapmaya karar verdik. Ananler, babaneler, amca dayı ve biz olarak.
Nedense ruhen de gücüm yok bu sene....
Artık seneye de kısmet olursa, kreşe giderse orada arkadaşları ile kutlarız. :)
Sanırım bu ufak geçirdiğim rahatsızlık, elimi kolumu bağladı. Dün dip köşe evi temizledim demiştim ya size, bugün ise hiçbir şeye halim yok. Tam iyileşemediğimden diye düşünüyorum....
Geçtiğimiz gün Selim İLeri kitabına başlamıştım ama bir türlü ilerlemedi, sanırım hastalığında verdiği birşeyle kitabın başlarında olmama rağmen adapte olamadım. Bende zorlamamamk adına kendimi; kitabı tekrardan okunacak kitapların arasına bıraktım. Uygun zamanda tekrar okuyacğım dedim kendime. Çünkü yazarın duruşu, tavrı, konuşmaları hep etkilemiştir beni ve yazdıklarını okumak da istiyorum... O yüzden es geçmemek adına, sırf okumuş olmamak adına tekrar rafa kaldırdım.
Siz okumuş muydunuz bu kitabını?
Bende bir diğer kitabıma başlayayım dedim." Yüzbaşının Oğlu/Nedim Gürsel" O kadar hızlı ilerliyor ki kitap, dün akşam başlamama rağmen yarıladım kitabı.
Konusunu bittikten sonra yazayım dimi ama ;)
23.2.16
Anne, Baba Ve Diğer Ölümcül Şeyler Yalçın Tosun, Emine Uşaklıgil Bir Şehri Yok Etmek
Geçen gün Umay ile televizyon da sinema kanallarını karıştırırken bu filme denk geldik. Casper Ve Emma'nın Arkadaşları filmin ismi. Fena olmayan, özellikle çocuklar için; arkadaşlığın ve oyuncakların çocuklar üzerinde ki etkisini anlatan bir izlenimlik filmlerdendi. :)
Cumartesi günü Can'ım geldi kızıyla. Uzun zamandır görüşemiyorduk; karşıda oturuyor olamsı, çalışıyor olması bide çocuklu olmak olunca işin içinde; öyle ha deyince çıkamıyoruz tabi dışarı. Havalar da şansına ne zaman gelmeye kalkışsa hep yağmurlu oldu.
Neyse ki bu hafta kavuştuk, dertleştik, güldük, sohbet ettik derken akşam oldu....ve arayı bu sefer çok açmamak üzere sözleştik.
Hani sık görüşemezsiniz, daha çok telefonlaşırsınız ve bir araya geldiğinizde de sanki her hafta görüşüyormuşsunuz hissi olurya aranızda... İŞte bizimki de öyel bir dostluk Zerrin'imle..
Seviyorum böyle arkadaşlıkları, dostlukları....Kızlarımız da oynadılar, koşturdular. İnşallah ilerde de büyüdüklerinde iyi bir dost olurlar bizim gibi..
Bunların dışında size belki bildiğiniz belki de benim gibi yeni tanıdığınız bir yazardan bahsedeceğim.
Özellikle genç bir yazar ve ilk kitabı "Anne, Baba Ve Diğer Ölümcül Şeyler" kitabı ve ödül almış bir kitap ki hak etmiş bence de... Birbirinden bağımısz gibi olsa da sanki iç içe olan bir hikaye okuyorsunuz bu kitap da.
İnsana, dünyaya, çevresine, dahası kendi içine eğilip bakma gözü pekliğini gösterirken dostluğu, sevgiyi, mutluluk arayışını da hüzünle dillendiriyor. Dile gelmeyen, onun kaleminde incelikli bir kurguyla, alttan alta duyuruluyor...
Hep diyorum benim aram hikaye ve öykü kitapları ile daha yeni yeni barışmaya başladı, daha çok roman seviyorum...
Ama böyle harika, duyguları ve derinlik psikolojisini ön planda tutanikaye kitabıysa çok seviyorum. :)))
Diğer kitaplarını da listeme ekledim. Artık elimde ki kitaplar azalsınd a alayım bende :) yoksa dağ gibi bir kulem olacak. Ki o görüntüyü de çok seviyorum :))))
Ara ara bildiğiniz üzere D&R'da özellikle Can Yayınları kitaplarında kampanyalar oluyor. Hiç kaçırmam bu fırsatı laf aramızda. ;)
Bu kitabı da öyle bir kampanya zamanı almıştım. Şehir üzerine detaylı bir inceleme kitabı. Mahalle kavramının yok edilmesini özellikle çok güzel vurgulamış. Eee tabi birde Kentsel Dönüşüm adı altında bir şehrin nasıl yok edildiğini belgelerle anlatmaya çalışmış Emine Hanım.
Hani ben şimdi böyle yazıyorum ya sakın sanmayın "yazar şehirlerin, hele de İstanbul gibi bir kozmopolit bir şehrin" değişimine karşı değil. Ama bazı değerlerimizin, yapıların ve sokakların hatta mahallelerin değiştirilmesine, yok edilmesine karşı....
İnceleme olarak iyi bir kitaptı. Varsa elinizin altında göz atın derim.
Bu haftaya başladık. Havalar da güzel, her ne kadar gündem kötü ve acımasız olsa da....
Bizi yoğun bir hafta bekliyor, ara ara girip yine bloğumu yazacağım ama... İhmal etmeye gelmemeli blog...
Hepimize iyi haftalar... :)
Neyse ki bu hafta kavuştuk, dertleştik, güldük, sohbet ettik derken akşam oldu....ve arayı bu sefer çok açmamak üzere sözleştik.
Hani sık görüşemezsiniz, daha çok telefonlaşırsınız ve bir araya geldiğinizde de sanki her hafta görüşüyormuşsunuz hissi olurya aranızda... İŞte bizimki de öyel bir dostluk Zerrin'imle..
Seviyorum böyle arkadaşlıkları, dostlukları....Kızlarımız da oynadılar, koşturdular. İnşallah ilerde de büyüdüklerinde iyi bir dost olurlar bizim gibi..
Bunların dışında size belki bildiğiniz belki de benim gibi yeni tanıdığınız bir yazardan bahsedeceğim.
Özellikle genç bir yazar ve ilk kitabı "Anne, Baba Ve Diğer Ölümcül Şeyler" kitabı ve ödül almış bir kitap ki hak etmiş bence de... Birbirinden bağımısz gibi olsa da sanki iç içe olan bir hikaye okuyorsunuz bu kitap da.
İnsana, dünyaya, çevresine, dahası kendi içine eğilip bakma gözü pekliğini gösterirken dostluğu, sevgiyi, mutluluk arayışını da hüzünle dillendiriyor. Dile gelmeyen, onun kaleminde incelikli bir kurguyla, alttan alta duyuruluyor...
Hep diyorum benim aram hikaye ve öykü kitapları ile daha yeni yeni barışmaya başladı, daha çok roman seviyorum...
Ama böyle harika, duyguları ve derinlik psikolojisini ön planda tutanikaye kitabıysa çok seviyorum. :)))
Diğer kitaplarını da listeme ekledim. Artık elimde ki kitaplar azalsınd a alayım bende :) yoksa dağ gibi bir kulem olacak. Ki o görüntüyü de çok seviyorum :))))
Bu kitabı da öyle bir kampanya zamanı almıştım. Şehir üzerine detaylı bir inceleme kitabı. Mahalle kavramının yok edilmesini özellikle çok güzel vurgulamış. Eee tabi birde Kentsel Dönüşüm adı altında bir şehrin nasıl yok edildiğini belgelerle anlatmaya çalışmış Emine Hanım.
Hani ben şimdi böyle yazıyorum ya sakın sanmayın "yazar şehirlerin, hele de İstanbul gibi bir kozmopolit bir şehrin" değişimine karşı değil. Ama bazı değerlerimizin, yapıların ve sokakların hatta mahallelerin değiştirilmesine, yok edilmesine karşı....
İnceleme olarak iyi bir kitaptı. Varsa elinizin altında göz atın derim.
Bu haftaya başladık. Havalar da güzel, her ne kadar gündem kötü ve acımasız olsa da....
Bizi yoğun bir hafta bekliyor, ara ara girip yine bloğumu yazacağım ama... İhmal etmeye gelmemeli blog...
Hepimize iyi haftalar... :)
18.2.16
Terör, Gündem, Sonra Hayat Yeniden Başlar, Seyrek Yağmur....
Dün şöyle bir Twitter'a bakayım dedim ve, o da ne ... yine terör saldırısı..... Yemin ederim artık sokağa çıkmaya korkar hale geldik.... Yada kalabalık yerler de çalışan yakınlarımızın evine sağ salim dönmelerini diler haldeyiz........
Artık ekranımı karartmaktan, lanet yağdırmaktan uandım... içimin yanması bitmiyor elbet ama tepkim bu şekilde vermemeye karar verdim.........
.................
Geçen akşam otururken; hadi dedik öyle derin olmayan bizi güldürecek, keyiflendirecek bir film izleyelim. Ne zamandır vardı bu filde elimizin altında. İzleyelim dedik. Gerçekten de bir izlenimlik, keyifli bir filmi.
Son bir kaç yıldır çok fazla Robert DeNiro filmi var dikkat ettiniz mi hiç... Sanırım iyi oyuncu olmak böyle bir şey.
Emekli, eşi ölmüş ,yalnız ve evde pineklemekten hoşlanmayan bir adamın bir kıyafet sitesine stajyer olarak başvurması ile başlar film.... sonrasında ise çalışanların ve patronun da kendisini sevmesi, engin tecrübelerinden yaralanması ile devam eder.
Beni en çok güldüren şeyse ki hem komik hem trajikomik; gençlerin ceket mendilini garip karşılamaları ve hergün işe gelirken takım elbise giymesini sorgulamalarıydı...
İzleyin derim... ;)

"Sonra Hayat Yeniden Başlar/Mustafa Mutlu" kitabı da bitti. En çok ismi etkilemişti beni başlarda... Ki okurken içinde ki cümleler de vurgun etkisindeydi. Bir ailenin içinde ki yaşadıkları, duyguları, hayata bakışları ve...Konu sıradan gibi ama okurken çok özel şeyler hissediyorsunuz.... Alıntı yaptığım yandaki uzun cümleyi de bir okuyun derim. Okurken kafanızı sallamaktan, ne kadar doğru bir analiz demekten kendinizi alı koyamayacaksınız..
Bir de baştaki şu cümleyi de çok sevdim;
" Bazen çocukken çıkar karşına o kör karanlık, bazen ellili yaşlarda bulur seni... Ama mutlaka çıkar! Ne yapacağını, nereye gideceğini bilemezsin.
Yapman gereken tek şey, karar vermektir...
Sonra hayat, öyle ya da böyle...Yeniden başlar!"

Bir de üstüne Seyrek Yağmru/Barış Bıçakçı" bitirdim....
Özellikle uzun zamandır böyle iyi bir öykü kitabı okumamıştım. Rıfat'ın kesinlikle dünya ile, yaşam ile insanlar ile, doğa ile, davranışlarımız ile sorunları var ama öyle daraltan değil... sorgulayan ve doğru tespitlerle....
Okumadıysanız notunuz alın ve okuyun derim....
Bir de üstüne salı günü canımmmın içi kuzenimin 32.yaş gününü kutladık bizde. Ma aile toplaştık, yedik içtik, pastasını kestik ve hopp yeni yaşa merhaba dedik.
Tekrardan canımın içi yeni yaşın yeniliklerle gelsin...
Artık ekranımı karartmaktan, lanet yağdırmaktan uandım... içimin yanması bitmiyor elbet ama tepkim bu şekilde vermemeye karar verdim.........
.................
![]() |
| stajyer |
Son bir kaç yıldır çok fazla Robert DeNiro filmi var dikkat ettiniz mi hiç... Sanırım iyi oyuncu olmak böyle bir şey.
Emekli, eşi ölmüş ,yalnız ve evde pineklemekten hoşlanmayan bir adamın bir kıyafet sitesine stajyer olarak başvurması ile başlar film.... sonrasında ise çalışanların ve patronun da kendisini sevmesi, engin tecrübelerinden yaralanması ile devam eder.
Beni en çok güldüren şeyse ki hem komik hem trajikomik; gençlerin ceket mendilini garip karşılamaları ve hergün işe gelirken takım elbise giymesini sorgulamalarıydı...
İzleyin derim... ;)
![]() |
| sonra hayat yeniden başlar |

"Sonra Hayat Yeniden Başlar/Mustafa Mutlu" kitabı da bitti. En çok ismi etkilemişti beni başlarda... Ki okurken içinde ki cümleler de vurgun etkisindeydi. Bir ailenin içinde ki yaşadıkları, duyguları, hayata bakışları ve...Konu sıradan gibi ama okurken çok özel şeyler hissediyorsunuz.... Alıntı yaptığım yandaki uzun cümleyi de bir okuyun derim. Okurken kafanızı sallamaktan, ne kadar doğru bir analiz demekten kendinizi alı koyamayacaksınız..
Bir de baştaki şu cümleyi de çok sevdim;
" Bazen çocukken çıkar karşına o kör karanlık, bazen ellili yaşlarda bulur seni... Ama mutlaka çıkar! Ne yapacağını, nereye gideceğini bilemezsin.
Yapman gereken tek şey, karar vermektir...
Sonra hayat, öyle ya da böyle...Yeniden başlar!"

Bir de üstüne Seyrek Yağmru/Barış Bıçakçı" bitirdim....
Özellikle uzun zamandır böyle iyi bir öykü kitabı okumamıştım. Rıfat'ın kesinlikle dünya ile, yaşam ile insanlar ile, doğa ile, davranışlarımız ile sorunları var ama öyle daraltan değil... sorgulayan ve doğru tespitlerle....
Okumadıysanız notunuz alın ve okuyun derim....
![]() |
| can'ımın içi |
Bir de üstüne salı günü canımmmın içi kuzenimin 32.yaş gününü kutladık bizde. Ma aile toplaştık, yedik içtik, pastasını kestik ve hopp yeni yaşa merhaba dedik.
Tekrardan canımın içi yeni yaşın yeniliklerle gelsin...
3.2.16
Yeni alınan kitaplar....
Bu aralar havalar güzel gidiyor sanırım doğa, okul tatili bulunanlara destek oluyor. :)
Bizde değerlendirelim diyoruz bu güzel havaları beyimle. Bizim evde en çok Umay'ın işine yarıyor bu güzel havalar. Çünkü soluğu hop dışarıda park da alıyoruz.
O kadar mutlu, keyifli oluyor ki... Sloganımız neydi; çocuklar mutlu biz mutlu. :))
( bu arada bıkacaksınız bu sloganı okumaktan ama napayım öyle hissediyorum.:) )
Tabi anneler çok iyi bilir bu durumu, genel de eğer bisikletini götürdüysek parka; Umay muhakkak bisikletini de gezdirir. :))))
Ne de olsa biz aslında onun için geldik parka....
Şuan için çok sosyal bir kızımız var. Yanından geçenlere muhakka bir el sallar. İnşallah büyüdüğün de sosyal bir birey olur.
Tabi sallar ama arada da insan seçer; kendisini seven bir ablasına, abisine yada yaşça daha yaşlısına bazen hiç pas vermez. Çok prensiblidir kendisi...
Tabi öyle olunca hayal etmeye çalışıyorum; acaba diyorum büyüdüğünde nasıl bir kişiliği olucak, okumayı sevecek mi? gezecek mi? sonrasın da huyu suyu nasıl olacak...?
Aklıma daha ne sorular geliyor bir bilseniz.......................
...............
....
............
Bu aralar fena sardık karı koca çekirdek olayına. Birde bir huyum var ki ; bilmem sizde de çekirdek yerken oluyor mu? illa tabağımda ki çekirdekleri bitiricem. Sanki zorum ne? dimi ama. Bırak sonra yersin. Olmaaazzzzz bitirmem lazımmm. :)))
Neyse ki biraz ara verdik bir iki gündür yoksa durumlar fena...
Bugünü kendime ayırdım. Kızımız babasıyla takıldı. Ara ara yapıyoruz böyle beyimle. Bana,ruhuma, bedenime çok iyi geliyor. Başta çok üzülüyordum, hemen eve dönüyordum. Eşimle devamlı telefon irtibatı kuruyordum, mesaj atıyordum. Sonra dedim ki kendime; Gülşah bi dur sakin ol... sonuçta sen onları terk etmedin ki, altı üstü biraz nefes almak için dışarı çıktın. Ayrıca sen annesiysen oda babası. Bir anlamaz, iki anlamaz ama birlikte vakjit geçirdikçe birbirilerinin dilinden anlar.
Tabi benim en büyük şansım, eşim bu konuda çooook iyiiii. Gözünüz kapalı bebek, çocuk emanet edebilirsiniz. Vallahi bak, eşim diye demiyorum.
Bugün de sık sık telefonuma baktım, sanırım bu içgüdüsel oluyor; ya bişey olurda ararlarsa ulaşamazlarsa psikolojisi hep üstümde olacak sanırım.
Kadıköy'ü çok ama çok seviyorum. Daha eşimle tanışmamışken bile hep derdim ki; evlendiğim zaman ya Kadıköy'de yada Üsküdar'da otururum inşallah. Çünkü bu iki ilçenin ruhu çok başka...
Hiçbir şey almasam da, yapmasam da inip bir havasını solumak, gezmek, o Bahariye Caddesinden Moda'ya doğru çıkıp denize karşı oturmak o kadar iyi geliyor ki.
Bugün gerçi daha çok kitap evlerini gezdim. Uzun zamandır, yeni çıkan bir kitabı hemen almıyordum daha doğrusu, ha deyince sokağa çıkamadığımdan alamıyordum. Birde evdeki okunacak kitaplar da çok etkili oluyor bu duruma. Bugün biraz farklı oldu ve yeni çıkan kitabı aldım. :)
Fazıl Bey Kahveci'ne gidip bir çay söyledim kendime ve kitaplarıma baktım, dokundum, inceledim. :)
Anlayacağınız güzel hemde çok güzel birgün geçirdim.
Bakalım bu gece Orhan Pamuk kitabına başlayacaktım ama blog da yazı yazmak daha cazip geldi. Artık yarın başlarım herhal. :)))
İyi geceler blog.
Bizde değerlendirelim diyoruz bu güzel havaları beyimle. Bizim evde en çok Umay'ın işine yarıyor bu güzel havalar. Çünkü soluğu hop dışarıda park da alıyoruz.
O kadar mutlu, keyifli oluyor ki... Sloganımız neydi; çocuklar mutlu biz mutlu. :))
( bu arada bıkacaksınız bu sloganı okumaktan ama napayım öyle hissediyorum.:) )
Tabi anneler çok iyi bilir bu durumu, genel de eğer bisikletini götürdüysek parka; Umay muhakkak bisikletini de gezdirir. :))))
Ne de olsa biz aslında onun için geldik parka....
Şuan için çok sosyal bir kızımız var. Yanından geçenlere muhakka bir el sallar. İnşallah büyüdüğün de sosyal bir birey olur.
Tabi sallar ama arada da insan seçer; kendisini seven bir ablasına, abisine yada yaşça daha yaşlısına bazen hiç pas vermez. Çok prensiblidir kendisi...
Tabi öyle olunca hayal etmeye çalışıyorum; acaba diyorum büyüdüğünde nasıl bir kişiliği olucak, okumayı sevecek mi? gezecek mi? sonrasın da huyu suyu nasıl olacak...?
Aklıma daha ne sorular geliyor bir bilseniz.......................
...............
....
............
Bu aralar fena sardık karı koca çekirdek olayına. Birde bir huyum var ki ; bilmem sizde de çekirdek yerken oluyor mu? illa tabağımda ki çekirdekleri bitiricem. Sanki zorum ne? dimi ama. Bırak sonra yersin. Olmaaazzzzz bitirmem lazımmm. :)))
Neyse ki biraz ara verdik bir iki gündür yoksa durumlar fena...
Bugünü kendime ayırdım. Kızımız babasıyla takıldı. Ara ara yapıyoruz böyle beyimle. Bana,ruhuma, bedenime çok iyi geliyor. Başta çok üzülüyordum, hemen eve dönüyordum. Eşimle devamlı telefon irtibatı kuruyordum, mesaj atıyordum. Sonra dedim ki kendime; Gülşah bi dur sakin ol... sonuçta sen onları terk etmedin ki, altı üstü biraz nefes almak için dışarı çıktın. Ayrıca sen annesiysen oda babası. Bir anlamaz, iki anlamaz ama birlikte vakjit geçirdikçe birbirilerinin dilinden anlar.
Tabi benim en büyük şansım, eşim bu konuda çooook iyiiii. Gözünüz kapalı bebek, çocuk emanet edebilirsiniz. Vallahi bak, eşim diye demiyorum.
Bugün de sık sık telefonuma baktım, sanırım bu içgüdüsel oluyor; ya bişey olurda ararlarsa ulaşamazlarsa psikolojisi hep üstümde olacak sanırım.
Kadıköy'ü çok ama çok seviyorum. Daha eşimle tanışmamışken bile hep derdim ki; evlendiğim zaman ya Kadıköy'de yada Üsküdar'da otururum inşallah. Çünkü bu iki ilçenin ruhu çok başka...
Hiçbir şey almasam da, yapmasam da inip bir havasını solumak, gezmek, o Bahariye Caddesinden Moda'ya doğru çıkıp denize karşı oturmak o kadar iyi geliyor ki.
Bugün gerçi daha çok kitap evlerini gezdim. Uzun zamandır, yeni çıkan bir kitabı hemen almıyordum daha doğrusu, ha deyince sokağa çıkamadığımdan alamıyordum. Birde evdeki okunacak kitaplar da çok etkili oluyor bu duruma. Bugün biraz farklı oldu ve yeni çıkan kitabı aldım. :)
![]() |
| bi foto da benden olsun. :) |
Fazıl Bey Kahveci'ne gidip bir çay söyledim kendime ve kitaplarıma baktım, dokundum, inceledim. :)
Anlayacağınız güzel hemde çok güzel birgün geçirdim.
Bakalım bu gece Orhan Pamuk kitabına başlayacaktım ama blog da yazı yazmak daha cazip geldi. Artık yarın başlarım herhal. :)))
İyi geceler blog.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)










































