Remzi Kitapevi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Remzi Kitapevi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30.7.23

Biraz Biz biraz kitaplarım...

Çok hızlı bir karar ile okullar kapanır kapanmaz Ortaca'ya hem tatile hem de babamgilleri görmeye gittik. :) Tamamen aile ziyareti idi🙈🤭 deniz bahane demek isterdim... Aklıma Instagram'da bir paylaşım vardı o geldi. Tatil bölgesinde yaşayan akrabaları ziyaret ile ilgili 🙈🙈🙈

Tabi bizim planımız cuma akşamından çıkmaktı lakin kızın antremanı vardı ve pazar sabaha karşı çıktık yola. Bayramın 3.günü de döndük. Çok keyifli bir tatil ve yol yolculuğu oldu. Geçen sene Umay'ın izni olmayınca, burada havuzda geçirmiştik yaz ayını🙈

Çok güzel, keyifli bir yolculuk ile gittik, geldik. Dönüşte de Toprak Cem'i de getirdik 🎉🎉🎉🎉

Bu sene uzun zamandan beri ilk defa yaz tatilinde yanıma kitaplar almadım. E-Okuyucu'yu aldım lakin ondan da bir iki sayfa okumuşumdur. Ruhumun dinlenmeye daha çok ihtiyacı vardı ve içimdeki sesi dinledim....

Bazı dönemler çok tetikleyici oluyor hayatta...deprem ve ülke gündemi gibi... 

Uzun zamandır haberlere bakmıyorum daha doğrusu her gün takip etmiyorum artık... Arada gündemden kopmamak için bakıyorum...

Okuduğum bir iki kitabın da yorumunu bırakıp, kaçayım. Yeni yazılarda görüşürüz 🙏🏻🪷🎉📖📚


 ...Şimdi hissedilenler, birileri tarafından yüzyıl önce de hissedildiler. Onlarca asır önce de. Zaman, deli bir pervane gibi etrafımızda dönüp dururken, geçmişten gelen bilgiyi de taşır. İnsanın iradesi ancak düğümleri görüp, kabul etmeye yeter. Olmuş olanı yok etmeye değil. O halde, kaç neslin bilgisi akmıştır hücrelerimize kimbilir. Kaç kuşağın gözyaşı, mutluluğu, acısı...”🏘️

"İnsan, sürekli anlam peşinde koşar, değil mi? Özellikle, yaptığı her şeye geçerli bir neden bulma çabasını entelektüel insanın çilesidir. Sanki her eyleminde mutlaka bir değer, bir farkındalık olmak zorundaymış gibi. "

"Kimbilir, belki biz her şeyi yanlış biliyoruz. Belki yarım kalmış hayat yoktur. Sadece ömrü o kadardır..."

🏘️ Çok güzel bir roman okudum; Botter Apartmanı.

Birbirini etkileyen, zaman kavramını sanki nesilden nesile iyileşmeleri için aktaran bir hikâyeydi anlatılanlar.

Hayatımıza giren hiç kimsenin tesadüf olmadığını bir kez daha okudum satırlarda. Kimi ders olur kimi nasip.... 

Canım arkadaşım Tuğba ile okuduk bu güzel kitabı 🙏🏻🪷💞


Bu topraklarda yaşanan tarihi olayları, geçmişimizi, ya da başka halkların geçmişlerini okumayı önemsiyorum... Yezidi halkının çektiği sıkıntıları anlatan bir kitap.... Yazar kısa kısa bir dönem yaşananları onlardan dinleyerek, notlar tutarak anlatmış... Üzüldüğüm yerler de oldu, katılmadığım yerlerde oldu.... 


🦚Sabiha Banu Yalkut, Ezidiler üzerine çalışmaya 1979 yılında bir arkeoloji öğrencisi olarak gittiği Mardin'in Midyat ilçesinde karar verdi. Yıllarca onların izini sürdü; Almanya'da, diaspora koşullarında yaşayan Ezidilerle düzenli bir biçimde görüştü.

Melek Tavus'un Halkı Ezidiler, artık sayıları birkaç yüze inmiş olan Türkiyeli Ezidilerin, göç etme nedenlerini, göçün yarattığı dönüşümü ve diaspora koşullarında varolma ve varkalma mücadelelerini göstermeyi amaçlıyor.



5.2.18

Biten Kitaplar; Zaman Makinesi Ve İki Devir İki Kadın...

Ocak ayı hızla başladı benim için. Bakalım şubat ayı okumalarım nasıl olacak.
Okudukça çok mutlu oluyorum. 👀😍
Şubat ayı kitap kulübümüzün kitabı idi" İki Devir İki Kadın/ Ülker Banguoğlu Bilgin"
Gerçek bir hayat hikayesi. Aslında yazar annesinin anılarını dinlerken ve kitaplaştırmak isterken bakmış ki ananesinin de hikayesi kitap olacak kadar kıymetli.
Bir döneme tanıklık ediyoruz aslında, içinde Atam var yaverleri, halk var hemde bir hayat var.  İyisi ile kötüsü ile ama en çok yaşanan zorluklar, bir kadının ayakta durmaya çalışması... takdire şayan bir kitaptı. Nasıl hayatlar varmış diyorum okurken ve keşke bende ailemin geçmiş geçmiş hikayesini bilebilseydim.
‘İki Devir İki Kadın’ı yazmak uzun süre düşündüğünüz bir şey miydi?
Süreci başlatan 2012 yılında, babamdan kalan evrakları derleyip onun biyografisini yazmam oldu. Onların çok değerli olduğunu düşünüyor ve kaybolmalarını istemiyorduk. Türkiye’nin yakın tarihine ve siyasi hayatına ışık tutan üç büyük kutu evrak vardı. Başta bunları derlemek için başka bir yazar arıyorduk. Ama içimde bunu yapabileceğime dair bir his vardı. Ben yazarsam babamın insan olarak da anlatılmış olacağını düşünüyordum. O kitap daha çok belgesel bir eser oldu. Sonra da annemi de anlatsam mı diye bir fikir geldi...
Kitapta hem kurgulanmış bölümler hem de gerçek olaylar var. Bu bilgiler size nasıl aktarıldı?
Annem, bilhassa hayatının son dönemlerinde eskiye ait çok şey anlattı. Ondan önce de geniş ailede dayımlar falan, ailenin özelliklerini bazı tanıklıklarla aktarırlardı. Ama bu kopuk kopuk anıları bir araya getirirken bir arka plan oluşturmam gerektiğini de hissettim. Araştırma yaptıkça onları ve yaşadıklarını daha iyi anlıyordum. Bir yapbozun parçaları gibi hepsi bir araya gelmeye başladı. Onların anlattıkları anlam kazanmaya başladı.
 Yukarıda ki alıntı yazarın Hürriyet gazetesine verdiği röportajdan.


Uzun zamandır rafda bekliyordu bu kitap. Alırken biraz bakmış ve dönemin neredeyse bir numaralı kitaplarından biri olarak adlandırılıyordu.
Zaman Makinesi- Wells 
Benim aldığım yayınevi Kırmızı Kedi yayınevi. Ama nette bakındığım da İthaki yayınlarının da var ve bu yayınevinin çevirileri de çok iyi.
Kırmızı Kedi Yayınevi çevirisi de iyiydi.
Okurken hep aklıma Geleceğe Dönüş filmi ve oradaki çılgın mucit geldi. :)
Çok da istemezdim ben zamanda çoook ileriye gitmeyi... Düşünsenize olacakları, yaşamın nasıl olduğunu biliyorsunuz. O zaman da yaşam amacınız azalır, hüsran fazlalaşır ve nasılsa böyle olacak demeler başlar...

Tabii hala insanlığın en büyük isteklerinden biridir herhalde zamanda yolculuk yapmak. Zaten yabancı dizilere baktığımız da hep gelecekte geçiyor....
Bu kitapta da aslında profesör  biraz da okuyucuyu muallakta bırakıyor. İster rüya de ister gerçek san diyor sonunda olanlara....
Benim gibi geç kalmayın bu dönemine göre çok iyi hayal gücü olan kitabı okumaya....


12.9.17

Tarık Tufan, Hıfzı Topuz, Aeden...


 Geçtiğimiz haftalar da konuşmasına denk geldiğim ve kitabını da imzalattığım Tarık Tufan kitabından bahsetmek isterim.
Daha önce yazmışımıdır belki burdan ama tekrar yazmak istiyorum; toplumsal sorunlara da değinen bir yazar. ( tabi İnsatgram'da da bahsetmiş olabilirim bazen burdan çok orada paylaşıyorum kitap yorumlarımı)

Bir Adam Girdi Şehre Koşarak kitabında da yine o sizi hüzne boğan, üzen cümleleri var.
Zaten duyarlı olanlar için değil ama düşünemeyenler için belki bir pencere açar cümleleri diye düşünüyorum...
 Yazar her şey hızla akarken, yavaş gidenleri, yorulanları, rekabete güç yetiremeyenleri ve onların mekanlarını anlatıyor.
Bir nefeste okunan kitaplar listesinde yer almaktadır.

Televizyonda da severek takip ediyordum ve okuduğum ilk kitabı ile de beni yanıltmadı.





Sahafta karşıma çıktı Hıfzı Topuz Devrim Yılları kitabı...

Kitap bir dönem kitabı... İçinde kimler yok ki.
En önemlisi bana göre; okurken bu ülkenin Cumhuriyet'i, Demokrasi'si kolay kurulmadı. Kimler canını feda etti gerekirse...
Ki kitap klasik tarih kitapları gibi değil. Bilenler biliyordur yazarın anlatım dilini.... Özellikle bir kez daha Atam'a hayran kaldım. Nasıl bir vatan sevgisidir bu böyle.

Sevgili Mustafa Kemal Atatürk ve kendisi ile birlikte bu ülke için kanlarını hiç düşünmeden akıtan şehitlerimizin ruhlar tekrardan Şad olsun... Huzur ile uyusunlar...

Kitap  Cumhuriyet'in kuruluşuna, evrim yıllarına tanıklık eden Samim Rıza( gazeteci) ile Fransız Sosyalist Gazeteci kadın ile aralarında geçen aşkı, sülkeye dair analizleri ve diğer kişilerle olan yazıları anlatıyor.
Ayrıca fotoğraflarında  olması kitabı daha bir özelleştiriyor. Hiç yazarı okumadıysanız lütfen not edin ve okuyun.




Daha önce Kobo yüklediğimi ve bazı kitapları E-Kitap olarak aldığımız sizinle de paylaşmıştım.
Aeden Bir Dünya Hikayesi kitabını da E-Kitap olarak almıştım indirimden.
Daha önce nette yazarın söyleşisini dinledim. Güzel konuşuyor ve anlatıyor. Herşeyden öncce hayatı farkında ve ciddi yaşıyor bu çok belli konuşmasından.

Belki kendiminde farkında yaşamamdan ötürü seviyorum böyle karakterleri.

Kitaba gelirsek efenim sanırım tek beğenmeyen benim gibi hissettim nette bakarken...
Konusu ve bakış açısı gerçekten de çok güzel. Altını çizdiğim çok iyi cümleler de vardı... O kadar...

🖋 "Çi'den gel, Çi'ye dön.Potansiyeline doğ, kaderinin efendisi ol. Olmaktan, doğmaktan, dönüşmekten yoksunma."
🖋"çıkarları için fırsat oluşturmaya çalışanlar sonunda mutlaka hırpalanırlardı!"
🖋 "İnsan sevdiği birine duyduyu öfkeyi nefrete çevirmeye çalıştığında, altında ezileceği bir yük alırdı sanki sırtına."
🖋Deneyim, bilginin bedende aldığı hal, ryhta bıraktığı izdi.
🖋 Neyi, nasıl merak ettiğine dikkat et. Evren, merakla harekete geçer, düşünceyle genişler, korkuyla küçülür, analizle büyür, yargıyla son bulabilir. Merak ettiğin her şey senin kim olacağına yön verir."

Aslında kitap bana biraz Tanrılar Okulu'nu anımsattı. Fantastik ve kurgusu iyi bu kitabın ama uzatmalar çok fazla ve dili akıcı değil.
O yüzden yarım bıraktım. Belkide sıkılmamda zamanında çok fazla Kişisel Gelişim kitabı okumam ve artık hayatımı farkında yaşıyor olmam.

Çünkü yazarın amacı insanları farkındalığa yöneltmek doğa ile, kendimiz ile uyumla yaşamımızı öğretmek...

Velhasıl uzun lafı kısası tercih size kalmış....



29.3.17

Emre Kongar, bizim çocuklar derken günden Kalanlar

Dün gece yeni yazı sayfası açtım ama bir türlü nerden başlayacağımı bilemedim. Uzun zamandır böyle oluyor bende. Bir türlü aklımdan geçen,  yazmak istediğim konulara dair başlangıç cümlesi kuramıyorum. İşte tam da bu sebepten her gün blog yazmak istememe rağmen hep gecikmeli oluyor yazılarım.....
Hayır yani sanırsınız ki roman yazıcam öyle bir havadayım yani ki kkimbilir belki bir  gün oda olur....
                   Bu hafta kardeşimgillerdeyiz,  annem kontrol için evine gitti bende kuzumun yanında kalmaya geldim. Tabi bizim kızın keyfi benden daha da iyi.  Artık çok daha iyi anlaşıyorlar Toprak Cem ile.  Devamlı peşinden "anne topak nerdee?"  diye ddolanıyo. Oynuyorlar, koşturuyorlar, akşam olunca da Sevdoş işten gelince hemen oonları parka götürüyo. Sağolsun  öyle iyi geliyor ki park çocuklara. Geldikleri gibi banyo sonrası yemek yediriyoruz , sonrada saat 9,5 on gibi yatıyorla.
Düşünün meme düşkün  kızım  sabah saat altıya kkadar deliksiz uyuyor.  Hani biraz daha  kalsak kesin biz emzirmeyi bırakırız.  :))  hoş bana kalsa biraz  daha emziririm ama tecrübelilerin demesi; büyüdüğünde daha zor bırakıyorlarmış. Bide dişlerine pek yararlı değil diyorlar da diyorlar. Büyük sözünü yabana atmamak gerek daha doğrusu tecrübelerini.  :)
                Aslında düşününce her çocuk başlı başına bir tecrübe. Ve her çocuk kendi karakteri,  huyu ile geliyor. Bence bize düşen evladımızı iyi gözlemleyip,  onun bir bebek,  çocuk olduğunu kabullenmek. Çocuklardan bbüyüklermiş gibi davranmalarını beklemek onlar için büyük bir hhaksızlık.... Bu konu hiç bitmez..
Kitaplardan da "Hoca Efendi'nin Sandukası /Emre Kongar" İn romanını okudum. Allah uzun ömür versin de hep yazsın Emre Bey bence.
Kitabın konusuna gelince; gerçek bir eski el yazması kitaptan Roman yazmış yazar.  Taaa eski zamanlar da Sultan Emet zamanında casusluk yapan bir adamın el yazması kitabından uyarlanmış bir kitap. Okuyunuz efendim  şaşıracağınız çok şey okuyacaksınız..

11.4.16

oprah winfrey in yeni kitabı, gündem,Biten kitaplar..


Dün kızı babaannesine bırakıp, Kadıköy'e birkaç ödeme yapmaya deyip evden çıktık ve taaaa akşamına döndük. Nedense bi inişimizde de çarşıya birkaç saatte döndüğümüzü hatırlayamıyorum. :) Şikayetçi miyim? Asla....
Biraz dolaştıktan sonra ki ele ele dolaşmayı çook özlediğimizi fark ettik bayağı bir önce beyimle, bu dolaşmalar o yüzden bize çok iyi geliyor.
Efendime söyliyeyim tabi dolaş dolaş sonra midemiz sinyal veriyor; acıktık yemek yeee... :)
Bizde bayadır gidelim bie deneyelim dediğimiz küçük esnaf lokantasına gittik. İyi ki gitmişiz, enfes bir lezzetli bir yemek oldu.
Gittiğimiz yer Kadıköy'de ara sokak da küçük bir yer olan Menemenci. Her daim kalabalık oluyor. Nasıl olmasın ki menemen-çay ve ekmek üçlüsünden daha gzel bir karın doyurmaca olur muydu? Velhasıl eğer yolunuz düşerse es geçmeyin, uğrayın.
Ara ara böyle yerleri keşfedelim dedik beyimle, çünkü küçük ama lezzetli o kadar çok esnaf lokantası var ki... Mekanın yeri de KAdıköy'de rıhtım da Osmanağa Camisi vardır. Hemen oracıkta bir de Altınoğlu Pastanesi vardır. Heh işte pastanenin yanında ki sokaktan girin yokuş yukarı çıkın sağda göreceksinizdir efenim Memenenciyi. :)



Tabi karnımız bir güzel doyunca hava da mis gibi olunca biz yine sokaklara daldık ve yürüdük.. Almak istediğim bir kitap vardı; Oprah W. yeni kitabı "Artık Biliyorum" Penguen Kitapevi ilk durağımızdır her zaman bizim. Çünkü orada ki çalışanlar hem kitaplar hakkında bilgilidir daha doğrusu onlar da birer okuma sevdalısıdır hemde güleryüzlüdür... Orada olmayınca hadi dedik Nezih'e de bir soralım. Daha önce tanıtımını görmüş ama tarihi tamamen unutmş olmamıza rağmen denk geldik çook sevgili Emre Kongar'ın imza gününe. Yanım da kitabı yoktu ama sorunda değildi. Hemen oracıktan okumadığım bir kitabını aldık ve hem imzalattık, hem sohbet ettik hem kendisinin sohbetini dinledik. :)

 Bugün de evdeydik elbet dünün yorgunluğu anca çıkar değil mi? Dün gezerken Can'ım canı ev keki istemiş birde gece onu yaptım. Bugüne bize de kaldı çok şükür :)))))))
Kahve yanına iyi bir lezzet oldu, kitap olarak da klübümüzün bu ayki kitabı olan Senelerce Senelerce Evveldi/Selçuk Altun okuyorum.

Ayasofya'nın Gizli Tarihi/Pelin Çift Erhan Altunay. kitabı da bir solukta bitti. Kitabın güzel yanı çok fazla detaylarla sizi boğmuyor ama detayları da az olan bir kitap değil. Elinize alıp Ayasofya'nın içini gezeerken de kitaptan bilgi alabilirsiniz. O kadarda yalın, sade yazmışlar kitabı. Hep aklımızda olan sorularla ve daha önce başka bir yerde görmediğimiz fotoğraflarla hazırlanmış kitap.