Ev Hali etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Ev Hali etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16.12.23

Yıl Biterken!

 Yine günnnlerrrrr  geçmiş ve ben yazmamışım. Tabi  bunda biraz İg'in de suçu var.🙈

Kasım ayı biraz hüzünlü geçti... hem annemin vefat ettiği ay olması sebebi hem de ailevi bazı durumlardan dolayı tam bir hüzün ayı oldu.......

Aralık ayınada hızlı bir giriş yaptık. kayınpederim rahatsızdı, doktor kontrolleri sonrası tedavisi önce kemo, sonra ışın ve sonra da ameliyat ile devam edilecek diyerek tedaviye başlanıldı.

Üstünede önce Umay grip oldu, üç gün ateşlendi, sonrası burun tıkanıklığı, öksürük... ve kaçınılmaz son...ben de hasta oldum. 3.günün sonunda sesimde kısıldı.... resmen grip evrim geçirmiş bambaşka bir şey olmuş. agrılarımızı ve tedavi yöntemi olarak parol çok iyi geldi... tabi bizde böyle. Hatta bu hafta sınıfta 14 çocuk aynı şikayetlerden dolayı gelmemiş........öğretmenimizde cuma günü rahatsızlanmış ve son ders çıkmak zorunda kalmış... diyeceğim o fena salgın var....

Bu hastalık sürecinde hızır giibi canım arkadaşım yetişti, tarhana çorbası yapmış. sonraki gün sınıf veli arkadaşım Umay'ın sevdiği kurabiyelerden yapmış, getirdi, cuma günü de yine sevdiğim başka bir arkadaşım hasta çorbası yamış şifa niyetine hemen kapıdan bıraktı..... nasıl dua ettim anlatamam...  hani hep diyoruz ya "Allah iyi insanlarla karşılaştırsın" diye... çok şükür yolum hep iyi arkadaşlıklarla dolu.... o kapının çalması, sizi arayan soranın olması öyle kıymetli ki....🙏

Bir sürü kitap okudum, bazen hiç okuyamadım... derken bu yıl çok az dizi ve film izlemişim... seneye daha çok izlemek istiyorum... daha çok gezmek ve sokaklarda olmak istiyorum..elimde biriken kitapları bitirmek istiyorum o yüzden yeni kitap almıyorum. Kütüphaneye üye oldum, çok okumak istediğim ama bende olmayan bir kitapsa, kitüphaneye bakıyorum. Varsa alıp okuyorum yoksa bekliyorum. 

Bu hafta "Blue Eye Samuraı" yetişkin anime diziyi bitirdim. Ve çok beğendim..... Konusu; Edo dönemi Japonyası'nda dışlanmasına yol açanlardan intikam almaya yeminli genç bir savaşçı kendine kanlı bir yol çizer.


Bu haftayı böyle bitirdim....... 

Bir selam vermek ve özet gibi bir yazı yazmak istedim......

iyi geceler...


7.6.23

Nerde Kalmıştık?

 Bir şekilde devam ediyor hayat..... 

Hayatımızda ki en büyük yenilik " yavru kedi"sahiplendik. Umay Kız çok istiyordu sahiplenmeyi. Kuzenim de 6 yavru kedi bulmuş evinde onlara bakıyordu. Bu arada kuzenimin kendisinin 11'e yakın kedisi ve köpeği var. Hepsi de sokakta muhtaç olarak bulduğu ve bırakamadığı kedileri.... Ama ev artık almadığı için 🫣 bulduklarni iyileştirilip ya da yavruysa birz büyütüp sokağa bırakıyor. İşte biz de o dönem çok kararsızdık... Ama aklımızın bir köşesinde vardı... Gittik ve Umay'a bıraktık hangi kedinin bizle geleceği seçimini...  Tek kriterimiz " dişi kedi" 🐱 olması idi ☺️


Adını "Mıncır" koydu. Çok tatlı bir kız Mıncır, tam bir sevgi arsızı, tabi bunda bebek olmasınında verdiği bir tepkiymis. Yalnız devamlı oyun istiyor, oynuyor, yiyo- iciyo-mıçıyo yatıyor 😂

Benim tek kriterim; mutfağa girmeye alışmaması. O yüzden mutfak kapısı hep kapalı.. 

Onun dışında rutin hayatıma devam. Okuyorum, geziyorum, izliyorum......


23.11.22

Kasım Dökümü...

 Aslında aklımda bambaşka bir yazı vardı... lakin sabah deprem haberi ile uyandık.

Hissetmemiştik. Ama hisseden de bir çok arkadaşım var.......Geçmiş olsun hepimize...

Bir kaç önce deprem çantası hazırlamıştık eşimle, şimdi içice kalan bir kaç eksiğide eklemek gerek....

Doğanın kendini hatırlatması olarak bakıyorum deprem gibi olaylara... düşünsenize, elinizden gelen bir şey yok, müdahele edemiyorsunuz.... Tabi kadercilik ile bağlamayın bu sözümü. Tedbir almak, hazır olmak da bir o kadar elimizde.....demek istediğim, kendini bilmezlerin doğayı katletmesi, doğada yaşayan canlılara duyulmayan saygı, varlıklarını yok saymak v.b....


Bu ay hem mutlu anlarla dolu hem de hüzün....... Eşimin bir yaş daha aldığı bir ay kasım.... İnşallah daha sağlıklı, uzun yıllar birlikte yaş alırız sevgilim... Pazar gününe de antreman koyunca kızın hocaları, sabahtan bir kahvaltıya gittik, orada mumları üfledi :) Happyıde börtday dedik :))) Sonrası hop kızı antremana götürdü....


Bir tarafımda çok buruk; annemin kaybını yaşadığım bir ay.....hayat ne garip.... kutlama yapıp, mum üflerken, bir kaç gün sonrada annemin mezarını ziyaret ettik..... Biraz içimden sohbet ettim  ziyaretimde, anlattım, ağladım, güzel anılarla anmaya çalıştım.... koskoca 6 yıl nasıl geçti bilmiyorum...... tabiki ilk gün gibi değilim, daha dirayetliyim artık... İçimin bir yanı hep eksik, hani diyorlar ya o kadar hissediyorum ki o duyguyu; annen ölünce büyüyorsun... işte bunu yaşayarak hissetmek ne fenaymış..... evet hepimizin yaşayacağı bir an... ama yinede erkenden olmasın hayatlarınız da.....

İşte böyle.... içimde ki gelgitlere şaşıyorum bazen... bildiğim bir şey varsa, anne olmak daha da bir güçlü yaptı beni.... 

Onun dışında ara tatilde de kızçenin anteramanlları ful idi... o yuzden cuma ve cumartesi arkadaşları ile planlar yapıp, çocukları yemeğe, oradanda sinemaya götürdük. Keyifleri yerindeydi.  Cumartesi günüde yakın arkadaşının annesi ile haberleşip, kızları Akasya Lunapark'a götürdük. Biraz ufak ama çocuklar için çok çok iyi. Sadece çocuklara özel o yüzden de sakin... tadına vara vara, rahat rahat biniyolar aletlere...

Kore dizileirne başladım :))) fenada değiller,  ama favorım olan başka bir diziden bahsetmek isterim....


"House Of The Dragon" tek kelime ile heyecan ve görüntülerle müthişti.... Bize Game Of Throns'da geçen ejderja hanesinin öncesini anlatıyor...... Game Of Throns'u yeniden izlemek istedim.... :)

hadi birazda okuduğum kitaplarımdan bahsedeyim:))



Bayan Caliban......
İçerik olarak bir canavara aşık olan kadının romanı gibi ( canavarı tırnak içinde belirtmek isterim) okusak da öyle değil..... Bir kadının  kısıtlanması, yaşadığı duyguları bastırması, aynı şeyi yaşayan erkeğin ise kendine bir çok şeyi hak görmesinide okuyoruz aynı zamanda....
Kitabın arka kapak yazısında "Anglo-Amerikan Edebiyatının gömülü kalmış cevherlerinden biridir kitap" yazıyor... Biraz araştırdım. O zaman daha net oturdu kafamda detaylar .... Tabiki savaş ve savaş sonrası ruhsal çöküntüler yaşan toplum ve yazarların anlatımı da o yönde olacaktir.... O yüzden buradaki canavar ile ilskiye giren, içinde ki boşluğu doldurmaya çalışan Dorothy'i bu sekilde değerlendirmek gerekir.
🦎
Mesela kitapta dikkatimi çeken cümlelerden biride; ....her şeyi halı altına süpürmek daha kolay  olmuştu; başka hiçbir şey yapamayacak kadar tükenmişlerdi. İşte böylece sürüp gitmişti; suskunluklar, uzaklaşmalar, işe yaramayacağını bildikleri konuşmalar yapmaya çalışmanın verdiği umutsuzluk..."
Bu cümle yaşadıkları kayıplar üzerine geçiyor.... Anne baba olarak evlatlarının kaybını yaşamak ve erkeğin bu süreçte kadınla olan ilişkisini değiştirmeye başlaması... Aldatması, sadece görev gibi kağıt üstünde süren evlilikleri.....

Velhasıl kısa, öz bir kitaptı Bayan Caliban... Sonunu da Yeşilçam sonuna bağlamasa iyiydi :⁠-⁠[
Zelisim'le beraber okuduk Prospero Serisinden 5.kitabi.... 🙏🏻  sırada diğer kitaplar var serinin...
Ve çevirmene de ayrı bir teşekkür, akıcılığı bozmadan bize aktardığı için,🙏🏻💐  #gulsahinkitapligi


 

 

 
💫İyi oyuncu olduklarını gördüm tüm kibirlilerin: oynuyorlar ve beğenilerek seyredilmek istiyorlar- tüm tinlerini kaplamıştır bu istem.

💫💫: vicdan yarası yaralamayı öğretir insan....

Bir nevi diğer yarımızla yüzleşme kitabı gibi Zerdüşt... Hani kimseye göstermediğimiz, hatta bazen kendimize bile dile getirmediğimiz yönlerimiz... Mesela;  toplum içinde ki tavırlarımiz, başkası ne der diye yaptıklarımız, iyi kötü davranışlarımız... O kadar çok şeyi sorguladım ki... İkinci okuyuşum Zerdüşt'ü. Naçizane tavsiyem ilk okumada sadece okuyun, sorgulamadan, ne dedi, neden dedi, ne demek istedi demeden okuyun . Sonra da bir süre sonra tekrar okuyun, o zaman taşlar yerine oturacak.
Kitapta bahsedilen "Üstinsan" kavramı vardır. Sürekli tekrar edilen...
Tabi arada Hristiyan dünyasına da eleştiriler vardır. Tabi bunlari biraz da kendi yaşamında yaşadığı olaylar sebebiyle de der Nietzsche....
Ve en çok da eylemlerimiz sorumluluklarını almamızdan bahseder ... Dünyevi şeylere nasıl da bağlandığımızdan...
O kadar çok duygu var ki anlatmak istediğim kitaba dair......
Bunları yazıyorum ama gözünüzü korkutmasın.... Zamanı geldiğinde, kitap sizi çağırdığında alın ve okuyun. Elbet bir yerde size de geçecek anlatılanlar...
Ekim ayı okuma kulübümüzün kitabı idi Zerdüşt. O ay yetistiremedim okumamı... Ama acelesi de yoktu. Amaç okuma sayısı değil, kitabın bize ne anlatmak istediği... Dimi 😉
🙏🏻💫

 

25.10.22

Ve ilk maçımız....

 Selaaammmmm :)

Güzel haberlerim var :)

Bu hafta sonu Umay kız kulübü ile Zonguldak Minikler Masa Tenisi Turnuvası'na gittiler. Tabi bizler de peşlerinden. 

İlk defa ayrı kalıyoruz ve iyi bir tecrübe olacaktı kızımıza da. Onlar cuma sabahtan yola cıktılar ve otele yerleşip, sonrası antreman yaptılar. Bizde cumartesi sabaha karşı yola çıktık ve haftasonu maça yetiştik. Öğretmen Evi'nden yerimizi  ayırtıp doğru Kozlu Spor Salonunun yolunu tuttuk.

Tabi bizde kalper pır pır; nasıl olacaktı? tamam kızlar bir odada, erkekler diğer odada kalacaklar ama ufaklar daha demeye kalmadı, gittiler bile...😬

Artık bir çok şeyi kendi yapıyordu Umay ama anneliğin getirdiği bir duygusallıkla bakıyorum sanırım yaşananlara.... gördüm ki; Umay hazırdı her şeye ama ben hazır değildim. Aslında bana da iyi bir tecrübe oldu bu maç.  :))) Ayrıca çok da keyif almışlar, akşamları odaya çekildiklerinde, oyun oynamışlar, sohbet etmişler :)

İlk gün biraz daha kolaydı rakipler,  pazar günü ise çok dişli idiler... Oraya gidip görünce anladım ki, oynadığın kulüp ve antronör çok önemli... Diğer gruplardan kafalarında renkli taç takan mı ararsınız, giyim olarak uyumsuzluk mu ararsınız, hepsi vardı. Elbet kulüp olarak takım giyinenler de vardı. Ama göze batanlar daha fazlaydı. İşte orda anladım Melis Hoca'nın ne kadar disiplinli olduğunu. Oje sürmek, renkli dikkat çekecek toka takmak, takı yasak bizim kulüpte... İlla maça çıkarken değil, her gün gittikleri antremanda da öyle.....

Hepsi Fenerbahçe formaları ile, beraber takılarak ve uyumlu idiler. Aralarında da o enerjiyi yakalamışlar, bu da ayrı bir mutlu etti. Burdan bir kez daha Vahed Hocamıza ve Melis Hocamıza teşekkür ederim, bize bu onuru ve mutluluğu yaşattıkları için.🙏

Gelelim sevincimize....  😊

Ufak bir süpriz ile Umay'da çiftler grubunda oynadı ve namağlup olarak maçı aldılar. pazar günü ferdi maçta oynamadı. İnşallah bir sonraki maçlara hazır olacak. nasıl heyecanlandık anlatamam.......

Ve iki günde takım namağlup olarak bölge birinicisi oldular. 👏🎉🎾



Pazar gecesi Zonguldak'tan sevinçle döndük.  :)

Her çocuk imkanları dahilinde bir enstürüman çalmalı, bir spor dalı ile ilgilenmeliymiş bunu daha iyi anladım. Gerçekten de şimdiki zamanda imkanlar daha iyi, artık bir çok belediyenin de bu imkanları sağladığını biliyorum... O yüzden çocuklar şanslı. Tabi ebeveynlere çok iş düşüyor.... bu süreçte Umay kadar bizde bir çok şeyden faragat ediyoruz, söylenmeden, of demeden... biz keyifle peşinden koşturunca, kızçemden bi off demiyor....

Evet yorucu ama şimdi bir şeyler yapmazsa ileride çok zor spora yönelmesi, elbette imkansız değil ama lisans alması, devam ettirmesi bir yaşdan sonra maalesef olmuyor....


Yol uzun.. biz hazırız kızım... Başarıların/ız daim olsun 🙏

29.8.22

yeni yaşım...biten kitaplarım...

 Yorgun bir sabahtan tunaydın....

Bu ay yoğun bir doğum günleri ile geçti... ve çok seviyorum doğum günlerini... :)

Çünkü en çok sevdıkleriniz hatırlar bu özel günü. Kendi doğum günüm de bu ay idi. 42 bitirip 43'den gün almanın heyecanı ve şaşkınlığı içindeyim... Ne zaman bu yaşa geldim diye düşünerek geçirdim bir zaman....


Öyle güzel dostluklarım, arkadaşlıklarım olmuş ki... şükür ile geçirdim o günü..... 

Onun dışında bu sene gerçektende nasıl bitti yaz hiç anlamadım. Masa Tenisi epey zamanımızı aldı. Hoş Umay için çok iyi oldu. 6 gün gidiyor ve ilerleme kaydetti..... Tabi biraz yorucu oluyor. Bir çok gezmeyi ya akşam ya da pazar günleri yapıyoruz ve o günlerde de dinlenmek istiyoruz ma aile.....

Kalan zamanlarda önceliğimizi Umay'a göre planlıyoruz. Ve bugünlerin ileri ki yaşamı için basamak olacağını bilmek bu yorgunlukları alıyor açıkcası.  

Onun dışında cumartesi akşamı Kadıköy Dorockxl'da  Feridun Düzağaç konserine gittik.  Sahnesi çok güzeldi..... Duruşu, tarzı çok klastı.... (Çok seviyorum konseri, kültürel etkinlikleri.... aşırı motıve ediyor.....) Bu aralar eski cdlerimi çıkartıp dinliyorum.... en sevdiğim şarkılarda da sesi açıyorum, eşlik ediyorum.... özlemişim müzik dinlemeyi son ses 😏😉 kitap okurken de çoğunluk Radyo Voyage dinliyorum.... Hele geceleri balkonda, o gecenin sessizliğin de müziğişn tınısına hayranım...

Ve yeni yaşımla 21 günlük meditasyona başladım/k arkadaşlarımla.... dün 1.günümdü. Başak Sayan'nın başlattığı ve Youtube sitesinde ki çalışmadan faydalanıyoruz..... bu sefer sonunu getirmeye kararlıyım.  Daha sonrası için de planlar yaptım ama şimdilik bana kalsın. biraz sabır isteyen ilerlemeler ve daha yolun başındayım.

Hadi okuduğum kitaplardan bahsedeyim.... çünkü en sevdiğim şey kitaplardan yazmak, konuşmak..... :)))

 


Canterbury Hikâyeleri, 14. yüzyılda Geoffrey Chaucer tarafından yazılan eserdir. İngilizce'nin yazılı ilk eserlerinden biri olması bakımından büyük önem taşımaktadır. Hatta Ingilizce'ye bu kitap ve yazar sayesinde kelimeler eklendiği bile yazıyor bazı yerlerde....

☑️Ortaçağ dönemin de bir grup hac yolculuğuna çıkarlar ve bu yolculuk esnasında anlatılan hikâyelerden oluşur kitap. İçerisinde her çeşit anlatı vardır ; ve tüm hikayelerin özeti "erdemli, iyi, ahlaklı insan olma" temaları idi.

⚖️ ⚖️ Şiir tarzında, belirli kafiyelerle, orijinal ceviri ile basmış YKY Yayınları... Can Yayınları'da düz yazı şeklinde basmış. Benim elimde olan YKY' dendi ve çok da keyifli idi... Bol bol laf söyleme ve atasözlerini kullanmış yazar ve öyle bir yer de kullanmış ki cuk yerine oturmuş. Ara ara gülümseyerek okudum/k. 🤭
📍 Güzel, kıymetli bir eseri #mineilebirlikteokuyoruz canım grubumuzla okumak da ayrı bir keyifti....
Veee tabi ki bu kitabı orjinal dilinden ceviren ve akıcılığı bozmadan, dilimize ceviren Sayin Nazmi Ağıl'a teşekkürü bir borç bilirim 🙏🏻 

 


 Kitap dört kuşağı birbirine bağlayarak anlatmış. Başlarda biraz sıkılır gibi olmuştum fakat sonra sonra elimden bırakmadan okudum.
Hitler dönemi kaçırılan açık tenli mavi gözlü çocukların dramı ve arayışını anlatıyor... o arada da aslında nasılda genlerimizde yoluyla bazı davranışlarınıza aktarıldığını okudum...
Mesela başta anlatılan torunun yeme sorunu,Mode bulantısı sorunu, olaylara tavrı...sonra sonra büyüklerinin hikayesini okuyunca daha bir oturdu kafamda.
❗️ tek rahatsız olduğum durum, 5 yaşında ki çocuğun tahrik olup, odasına kapanmak istemesi. Evet o yaşta çocuklar vücutlarının ve bazı duygularının farkına varmaya başlıyor. Ama yazarın yazdığı kadar olduğunu düşünmüyorum.....
#gulsahinkitapligi
#satirarasiblogger

Arka kapak

 Fay Hatları, bir ailenin dört kuşağı üzerinden, etkisi günümüze kadar uzanan karanlık bir sırrı anlatıyor. Altı yaşında çocukların gözünden 2004'ten geriye doğru 1982'ye, 1962'ye ve 1944'e gidiyoruz kitap boyunca. İlk anlatıcımız Amerikalı olmanın gururunu taşıyan, annesinin titiz denetimine rağmen internetin tüm vahşi sitelerinde gezinen, dünyaya bir armağan olduğundan kuşkusu olmayan Sol. Onun aile içinde sezdiği tuhaflıklara dair ipuçlarını, ikinci anlatıcı olan babası Randall'ın çocukluk öyküsünde bulmaya başlıyoruz. Roman Sol'un babaannesi Sadie ve büyük büyükannesi Kristina'nın anlatılarıyla sürdükçe, kirli sırlar gitgide aydınlanıyor. Amansız bir kötülüğe karşı aşkla, müzikle, inançla hayata tutunmaya çalışanların direnişini de izliyoruz.


 🕯 "kulağını kalbine yakın tut..."

🕯 Sonuçta insanı uzun vadede mutsuz eden şeyler kelimeler değillerdi. İnsanı mutsuz eden anılardı, sormak bilmeyen,yerinden oynamayan karanlık anlar.....

🕯 kimlik, aidiyet, bellek ve göç konuları, “insan geçmişini gerçekten de geride bırakabilir mi?” sorusuyla anlatımları iç içe geçmiş gibidir kitapta... asıl okurken düşündüren şey beni; sığınmacı \ mülteci olmak, bildiğin yerleri, sokakları, komşularını bırakıp başka bir ülkede yaşamak...eminim çok ama çok zordur..... konusu itibari ile sessizleşen anne - baba... cevapsız bırakılan sorular..yaşananlar.. hikâye çok iç burkan bir hikâye...tabi bunları okurken o dönemin Zinzabar'da ki yönetim biçimini, toplumsal ve siyasal durumlarınıda okuyorsunuz ....
Öyle bir yönetim şeklinde yaşarken, köşeye sinmek mi dik durmak mı daha iyi oluyordu??? Diye kendime yer yer çok sordum...

❗️ "Dünyada bazı insanlara ihtiyaç var, bir kalabalığa girip başını sallaması kadar küçük bir ihtiyaç bile olsa. Bazı insanlaraysa yok." Diye bitiyor kitap...........

10.8.22

Gece yazısı....

Sıcak bir yaz gecesinden selam....😬
 Saat sabaha karşı 4 gibi uyandım sıcaktan. 
Uzun zamandır blog yazmadığım aklıma düştü . :)
Dün akşam üstü Beşiktaş'a geçtim, canım arkadaşımla buluştuk...  
Gece o güzelim dolunay eşliğinde İstanbul çok güzeldi...denizin sesi,havanın hafif esintisi, bulutların gölgesi...
B Blok diye bir cafeye götürdü. Filtre kahvesi çok iyiydi, tatlıları da öyle 🤭🙈

Sohbet ettik, biraz deniz kenarına inip, dolunaya baktık,  hayata dair konuştuk...


Aslında bu aralar içim bir garip..çok sevdiğim bir iki arkadaşımın eşinden ayrılacak olması biraz üzüyor tabi. Elbette bir sorun varsa ve düzeltilemiyorsa ve ayrılık kararı alındıysa bana göre en doğrusu bu...lakin yine de can sıkıcı bir durum....  
 
Bunların dışında bu sene ev- masa tenisi arasında geçiyor zamanımız, arada da havuza kaçıyoruz.... nedense bu sene sabahlayamadim..çok çabuk yoruluyorum ve gece de belirli bir saatte uykum geliyor, alıklaşıyorum  sonra da doğru yatağa...😬

Velhasıl gecenin bu saatinde benden bu kadar 😀 

İyi geceler blog.....




29.6.22

Biraz Günlük Biraz Kitaplarım :)

 Selammmmmm :)

Tatile hızlı bir giriş yaptık. Okulların kapandığı hafta okulda neredeyse hemen her gün bir etkinlik vardı...En son sınıf pikniği düzenlendi ve çocuklar kadar biz de şendik :))

İp atladık, top oynandı, sofralar kuruldu, çaylar demlendi..... pasta kesildi ve senenin yorgunluğu atıldı. Artık 3.sınıfa hazırız dedik.....

Umay, öğretmenin isteği üzerine Bilsem sınavına girdi. İlk sınavı bir yanlış ile kazandı. Bu hafta başında da ikinci sınava girdi, sonucu henüz açıklanmadı. Eğer kazanırsa ( müzik bölümünden girdi sınava) seneye okul sonrası alanında eğitim görecek..... Bakalım nasıl olacak sınav sonucu?

Onun dışında masa tenisi devam ediyor, hatta okul kapalı olduğu için kamp tarzında full her güne antreman koydular. Şimdilik hiç şikayet etmeden devam ediyor. Antreman olmadığında ya da erken çıkışlarda muhakkak keyif alacağı bir şeyler yapıyoruz ki, çocukluğunu da yaşasın. Akşamları bizim burda ki parka devam ed

ioruz üç arkadaş... termosa kahveleri yapıp, gidiyoruz. Onlar oynarken biz de sohbet ediyoruz... Bu sene Fethiye'ye gidemiycez..... tabi biraz üzülüyor Umay. Gidemiyoruz çünkü masa tenisin de ara belki bir hafta olacakmış, o da tam net değil.... Bide üstüne malum ekonomik şartlar.... her şey ateş pahası. Evet çok şükür geçiniyoruz... ama her şey el yakıyor.......

Onun dışında rutin ev halleri devam ediyor..... Fırsat buldakça okumalara devam.. :)

 bu sefer okunacak çok kitabım birikti elimde... ara ara oluyor böyle ben de... sanıyorum çok üst üste okuyunca aslında; hem ruhen hem zihnen bedenim uyarıyor "es ver gülo" diye :)

 Aynı zaman da bu ay evlilik yıl dönümümüz vardı. 13.yılımıza başladık :) gerçekten de zaman nasıl geçti anlamadım. Ve artık üç kişilik kutlamalar çok hoş.... Evde yemek yiyip, cadde üzeriniz de dondurmalarını çok sevdiğim mekana gittik, dondurmalarımızı yedik. Sonra eve gelip, abur cubur sofrası hazırlayıp sohbet ettik, dans ettik. Umay kızın çok hoşuna gitti :))

Dün "Dr. Strange" son filmini izledik. Resmen hastasıyım Dr'un :) o mimikler , o karaktere uyumu on numara beş yıldız kendi adıma. :)




Tabi öncesin de "Wanda Vision" izledik. O zaman daha net oturdu karakterler kafam da... Ve neyi neden yaptığı... Zati böyle filmleri, dizileri çok severim. Bunlara da bayıldım. Bu aralar ezoterizm de okuduğumdan, çoklu evren, kuantım, başka yaşamlar derken... filmleri de o gözle izlediğimden, anlamlar  kafamda oturuyor......

Uzun zamandır aklım da Faruk Duman okumak vardı. Hatta " Sus Bartabus" okumak istiyordum... Elim de " VE BİR PARS, HÜZÜNLE KAYBOLUR" olunca bununla başladım....

Kısacık kitapta, azcık kelimelerle dünyayı anlatmış resmen Faruk Bey. Özellikle o alt metinde işlenen aile, küçük bir yer de yaşamanın getirileri, götürüleri.... Masal tadında ormanın o en ince detaylarını aktarmış kelimelere ve siz de okurken bunu çok hissediyorsunuz.....
🐯
"Ve Bir Pars, Hüzünle Kaybolur'un kahramanı, yüksekokulu yarıda bırakmış, askerliğini yaptıktan sonra, annesinin ölümü üzerine çocukluğunu geçirdiği kasabaya dönmek zorunda kalmış bir genç. Günlerini ormanda gezintiler yaparak, tüm dikkatiyle doğanın sesini dinleyerek geçiriyor. " der ARKA Kapakta....
#gulsahinkitapligi


 Arkadaşlarım bu kitaba başlayınca, hiç ertelemeyeyim dedim ve ben de okudum... Beynim yandı mı? yandı :)

Bir söz nasıl da hayatımızın yönünü değiştirebiliyor... Otelde bagaj taşıyıcısi olan Gustav, müşterisinin bir lafı ile nasıl da işine yön verdiği anlatıldığı kısım.. Çok iyi.

✔️ Olaylar bundan sonra başlıyor kitapta. Çoklu anlatım tekniği ile yazıyor yazar. Günden Kalanlar kitabında da başlarda noluyor demiştim, biraz durağan gidiyor demiştim. Ama sonra olaylar oturunca ilerliyor kitap.
#Avunamayanlar da da
ünlü bir piyanist olan Mr. Ryder'ın dününü ve bugününü okuyoruz aslında... Ve o arada olanları.... Tabi herkesin bir beklentisinin olması, herkesin kendisinden bir ricada bulunması ve Mr. Ryder'ın kırmadan o ricaları yerine getirirken nasıl da kendi hayatından, zamanından çaldığını okuyoruz... Ara ara öfke patlamaları da bundan sanırım....

✔️ İyi bir şeyler yapmaya çalışırken çuvallamak... Resmen kitabı okurken bunu hissettim ana karakter için.... İşinde iyi yerlere gelmek için verdiği mucadele,başarısını anne babasına kanıtlama isteği ve geçişler...
Evet kitap başta sizi zorluyor, noluyor şimdi diyorsunuz... Nerden nereye geçti de diyebilirsin... Ama çok sorgulamadan devam ederseniz o günlük olaylar ile iç yaşamında ki acıları, yaşanmamışlıkları, yarım kalmışliklari... Bir seçim yaparken nelerden vazgeçtiğini daha iyi anlıyorsunuz....

✔️ Bu kitabı okumama vesile olan Can'ım Mine'me teşekkür ederim 🙏🏻 🌸 ❤️ Veeee beraber okuduk; Mine, Zelis, Ümran ve ben... 🙏🏻 ❤️


Veeee Dickens serisinde sona doğru geliyoruz. Bu ay ki #mineilebirlikteokuyoruz etkinliğimizin kitabı "David Copperfield" idi. Kelimelerle umut yazan bir yazar #charlesdickens
David Copperfield ile hem yalnızlığı, hem ayakta kalmayı, hem dostluğu, vefayı hem de hayatta iyi şeyler de oluyor hissini yakalıyorsunuz.....
Her ne kadar hayatının daha başındayken annesiz-babasız kalmanın zorluğunu okurken içiniz üzülseniz de, sonrasında hayatına giren kişilerle, doğru yöne ilerleyen bir yaşam okudum.

✔️ Ve bence "İki Şehrin Hikayesi" nden sonra bu kitap muhteşemdi... Evet hacim olarak çok kalın ama okurken sayfalar nasıl da akıyor anlamıyorsunuz bile....

26.4.22

Bahar temizliği....

 Yazımı yazarken balkondan içeri dolan kuş seslerinin cıvıltılarının verdiği huzuru, keyfi, mutluluğu anlatamam. Hele sabahları kalktığımda pencereyi açtığımda duyunca.. Resmen mest oluyorum. Şükür sebebi 🙏🏻

23 Nisan'ı yoğun geçirdi çocuklar bu sene. Tabi o eskiden stadlarda kutlandığı gibi bir hava olmuyor ama olsun, artık okullar da bayağı etkinlik yapıyor. Biz şanslıyiz okulumuz açısından. Müdürümüz çok idealist ve elinden geleni yapıyor. Bu sene okul bahçesine platform koydurttu ve tüm gösteriyi çocuklar o sahne de yaptılar..... Hem onlar hem de veliler olarak bizler coştuk o gün. 😁

Sonrasında arkadaşlarla çocukları yemeğe götürdük... 

Hafta sonu da hava mis gibiydi. Lale Festivali başlamıştı İstanbul'da. Biz de Goztepe Parkına gittik. Nasıl güzel  çiçeklerin görüntüsü anlatamam. 



Biraz yürüyüş biraz da park derken akşamı ettik. 😊

Bu hafta Bahar temizliğine de başladım. 😬 Klasik yazlık-kışlık olayını hallettim. Mutfağı temizledim. Bi kaldı camlar. Yavaş yavaş da onları sildim mi.. Oh missss gibi hazırız yaza.... 

Sizde ne var ne yok? 


4.4.22

Zamanımızın Kahramanı / günlük

 


Hoş geldi sefa getirdi Ramazan Ayı. Bilinçlendikce, okudukça daha farklı bir gözle bakmaya başladım oruca ve Ramazan ayına... Hep derim, hep de diyeceğim sanırım ; ruhu beslemek önemli. Eğer boşlukta kalırsa, vesvese, daralma, devamlı negatif düşünceler daha ön planda olabiliyor....

Bu aralar havalar güzel gitti, bizde kızın sınıfından arkadaşlarla çocukları okul çıkışı alıp pikniğe veya yemek yemeğe götürdük. Sınıftan iki arkadaş ile çok uyuştuk ve neredeyse haftada bir görüşür olduk. Kafa dengi olmak çok önemli hele bu saatten sonra daha da önemli.... Oturup konuşmaktan keyif  almak, zamanının nasıl geçtiğini anlamamak... Ne kadar önemli....biz de dört arkadaş yakaladık bu enerjiyi. Hoş kızımın şansına cocuklari erkek ama buda Umay'ın şansı ;))

Perşembeden bu perşembeye kadar antrenmanı olmayınca bizde değerlendirelim dedik. Öbür türlü bir çok şeye katılamıyor tabi kızçem. Arada onların maçı olması bize yarıyor. Hem dinlenmiş oluyor hem de okulda tam zamanlı etütde kalıyor. Çıkışta da parka götürüyorum... İstediği şey de bu. 😁

Onun dışında bir iki kitap okudum, onları da paylaşayım dimi... Paylaşayım paylaşayım :))



Uzun zamandır elimde olan bir kitabı, bir solukta okudum. 

🌿🌿🌿🌿🌿🌿🌿🌿🌿🌿🌿🌿🌿🌿🌿🌿🌿🌿🌿🌿


"İnsanoğlu işte! Hepsi böyledir. Bir eylemin bütün kötü yönlerini önceden bilirler, yardım ederler, akıl verirler ve hatta başka çıkış yolu kalmadığını görünce eylemi onaylarlar bile. Sonra ellerini yıkar ve öfkeyle, olayın bütün sorumluluğunu ve yükünü üstlenme cesareti gösteren kişiye sırtlarını çevirirler. Hepsi böyledir, hatta en iyi yüreklileri, en zekileri bile!.. 

der kitabın bir yerinde ❗ 


#zamanımızınkahramanı

⚔ Sevgili Mihail Lermontov, döneminde ve sonrasında bir çok yazara ilham olmuş bir yazar. Çok genç yaşta vefat etmiş.... Kitabın sonunda Sevgili çevirmen Nuri Yıldırım detaylı bir şekilde yazarın dönemini, yazı akımını ve hayatını da anlatmış.

Lermontov bu kitabında bir kaç akımı birden kullanarak yazmış. Her ne kadar bölüm sonunda ve sonrasında başka bir hikâye gibi başlasa da bölüm.

Hepsi birbirini takip ediyor ve taşlar yerine oturuyor. Bu kitapta da "psikolojik, ruhsal, toplumsal, sosyol ve aşka dair" konuları bütünleştirmis.

Özellikle kahramanımızın kendine dair analizleri ve davranışlarının aktarımı müthişti..... Ayna niteliğin de, anti-kahraman Peçorin ve onun hikayesini okudum.....

⚔️ Aynı zamanda Rus Edebiyatında psikolojik roman tütününün ilk örneği olarak da yazari ve kahramanını ölümsüz kılmıştır...





8.3.22

Biraz biz Biraz Kitaplar....

 Selam :)

Bugün "Dünya Kadınlar Günü" , kutlu olsun günümüz....

Böyle günleri kutlamayı sevdiğim söylenemez.... sınıflandırma gibi geliyor bana. Anneler, babalar, sevgililer günü de öyle...😬 ( aman yanlış anlaşılmasın; kutlayan kişilere saygım sonsuz)

03 Mart kızımın doğum günüydü. Perşembe günü babanesi, dedesi ile aile içi ufak bi pasta kestik. Sonrası en yakın arkadaşı Umay'a "Zülfü Livaneli/ Sevdalım Hayat" konseri hediye etti. Anneler ve kızları olarak konsere gittik. Tek kelime ile coook güzeldi.

Sonrası da cumartesi de üç yakın arkadaşı ile evde kutlama yaptık. Havalar ısınıca da, parkta tüm sınıfı çağırdığı bi kutlama yapacağız... Anam şimdiki çocuklar da çok şanslı... :)

Tabi henüz kendisini ve müziğini bilmiyordu, güzel bir tanışma oldu. Ufak tefek komikliklerimiz de oldu.


Mesela;

Umay Kız; anne anlattıklarından bir şey anlamıyorum ama herkes alkışladığı için alkışlıyorum :)  ( anlattığı anıları için diyor)😄

Ben de " evet annecim şuan sana uzak geliyor bazı şeyler ama ileride, biraz daha büyüdüğünde anlayacaksın" dedim... 

Bazı sanatçıları sahnede izlemek çok büyüleyici ve bence Livaneli'de öyle...... 


Onun dışında hayat aynı devam ediyor bizim için. Haberler de olan olaylar dışında..... düşündürücü ve iç sıkıcı haller içinde oluyorum zaman zaman. Sonrada.... enseyi karatma Gülo diyorum.....

Dün markete gittim.... napsın kadınlar, ellerinde yağ şişeleri.... 4-5 Lt bitmiş 2 lt alıyorlar........İçimden dedim ki; stoklamak da nereye kadar.....bunun sonu ve çözümü bu değil ki...........

Dün Kadıköy'e indim sabahtan, nasıl sessiz sakin idi... en güzl anlarıydı bence :) üstüste binmeden dolaşabilmek, rahat rahat bakınabilmek dükkanlara..

Klasik uğrak yerim Penguen Kitap Evi'ne uğradım. Kitaplara doyasıya baktım.... kahvemi alıp, kitaplar arasında " Semenderlerle Savaş/ Karel Çapek" kitabımı okudum. Prospero Serisinden 8.kitap olur kendileri. Biraz fantastik, biraz hayal gücü ve kurgu ile anlatılan; ayaklanma, silahlanma, distopya tarzı bi kitap.......

Bitirdiğim kitaplara gelirsek de;


Çok sevdiğim bi yazar olan #aminmaalouf ve uzun zamandır da okumayı bekletiyordum #empedoklesindostları kitabını. 😔 Açıkçası, yani yazarken be üzülüyorum ama gerçekten de... Hiç Amin Maalouf kitabı gibi değildi. Tabii illaki hep aynı tarz, tür de yazacak diye bir şey söz konusu değil. Lakin..... Biraz nette "Empedokles" kimdir, felsefesi nedir diye araştırdım. Konu çok güzel ama işleyiş fenaydı. Sanki yazarın ilk kitabı gibiydi 😬🙈 Velhasıl... Öyle işte... Siz okumuş muydunuz?
📍 📍 📍 📍 📍 📍
Empedokles M.Ö. 490-430 yılları arasında yaşamış antik Yunan filozofudur. Kendisinden önceki arkhe tartışmalarına katılmış ancak onlardan farklı olarak çoğulcu bir anlayışortaya koymuştur. Nesnelerin özünde dört unsur olduğunu ileri sürmüştür. “Dört unsur teorisi” içerisinde yer alan hava, su ve ateş kendisinden önceki filozoflar tarafından tekil arkhe olarak savunulurken, Empedokles bu ilkelere toprağı da ekleyerek çoğulcu yaklaşım ortaya koymuştur. Empedokles’e göre evrendeki herşey dört unsurun farklı oranlardaki karışımlarından oluşmaktadır. Evrendeki oluş ve bozuluş, budört unsurun birleşmesi ve dağılmasından kaynaklanmaktadır.Empedokles’e göre bu unsurları bir arada tutan sevgi, ayrılmasını sağlayan ise nefrettir. Empedokles’in sevgi ve nefret kavramlarını kullanım şekli yaşam içerisindeki karşılıklarıyla metaforik bir bağ taşımalarına rağmen,anlamı kavramı aşan niteliktedir. Empedokles’e göre bu evrene sadece sevgi veya nefret hâkim olduğunda değişim durmaktadır. Değişimin varlığı bu iki gücün temel unsurlar üzerinde etkili olmasına bağlıdır. Nefret gücü, evren ve evrendeki bütün nesneleri dağılma ve yok oluşa sürüklemektedir.
📍 📍 📍 📍 📍

Empedokles, bilgisinin doğal güçleri denetlemek için anahtar olduğunu, bilgisiyle insanların rüzgarları durdurabileceğini, yağmur yağdırabileceğini ve hatta ölüleri Hades ülkesinden geri getirebileceğini ileri sürmüştür. Bu düşünceleri nedeniyle kendisinin büyücü olduğu söylentisi ortaya çıkmıştır.

Diğer kitabım ise;

Öyle içten ve yaralayıcı bir kitaptı ki... #gölgelerisahiplenenkadın
Yerli kabileleri ve halkların çektiği sıkıntıları yer yer rüyaları ile, yer yer büyüklerden anlatılan masallarla aktarılan yaşanmışlıklar.... Ve hepsi de "size daha iyi bir yaşam surmeniz için" başlığı altında sunulan, yargılanan ve dışlanan halk....... Arka kapak yazısı da bir çok şeyi anlatıyor..
⚖️ ⚖️ ⚖️ ⚖️ ⚖️ 🏕

Gölgeleri Sahiplenen Kadın Amerikan yerlisi bir kadın tarafından bir Kızılderili kadın hakkında son elli yılda yazılmış ilk kitaptır. Kitap tüm dünyanın Kızılderilileri bıraktığı yerde, yani ölümün kıyısında başlar. Ephanie Atencio, içinden zorlukla çıkabileceği bir bunalım içindedir. Kocası tarafından terk edilmiştir ve çocuklarına bakacak halde değildir. Yaralarını sarmak için el yordamıyla da olsa geleceğini aramak zorundadır. New Meksiko'dan ayrılıp San Francisco'ya gider. Orada anımsama ve kendi parçalarını doğru yere koyma süreci başlar. Bir Nisei olan Thomas Yoshuri ile evlenir. Thomas ona, gereksinim duyarsa kendisinin de arzu ettiği yapıya kavuşacağını düşünür. Kocasını hem tanır hem de tanımaz. Ve onun aracılığıyla kendini tanıyamaz. Giderek beyaz kadın arkadaşı Teresa ile daha fazla zaman geçirmeye başlar. Teresa ile bile bir yere kadar konuşabildiklerinin farkına varır. Daha sonra bir yazı tek başına geçirir ve orada son anımsamaya ve geleceğe giden yola ulaşır. Kendini erkeklerin içinde aramaktan vazgeçer. Artık en önemli bağlantısının kendi halkından olan kadınların ruhları ve kendi dünyasının kadınları ile olduğunu keşfetmiştir.
#gulsahinkitapligi #imgekitabevi

Bir diğeri de;



 Kısacık ama dolu dolu bir romandı #mtsenskliladymacbeth
Öyle fazla detaylarla, uzatmalara sizi boğmayan, ara ara güldüren ara ara "yok artık" dedirten bir roman. Kocasını çeşitli entrikalarla aldatan bir kadındır Katerina. Kitabın ismide Shakespeare'in Macbeth kitabında ilerleyen entrikalardan dolayı almaktadır....
👩🏻 Arzu, günah ve bu duyguların sizi yönlendirmesi... Evli bir kadının arzularının peşinden günaha girmesi.... İnce detaylarla işlenmiş. #birkutukitap sayesinde kitap ile tanıştım. Kendilerine de teşekkürler.
Bir de kitabı Rusça aslından çeviren #uğurbüke ye de teşekkürler 🙏🏻

📍 "Leskov, kökleri en derin biçimde... halkın içinde olan, bütün yabancı etkilerinden uzak kalan yazardır.”
Maksim Gorki

31.1.22

Biraz Günlük Biraz Kitapalarım :)

Cuma karneleri aldı çocuklar ve hop tatil başladı :)

 


Cuma gecesi babam ile Toprak Cem geldiler bir haftalığına, evde bir bayram havası... İlk bir kaç gün evden çıkmak istemediler. Zaten hava da soğuktu, bide üstüne kar yağdı.... çok güzel oldu... gece açtık tülü, lapa lapa yağan karı izledik. Oynadık, güldük, gece geç yattık derken zaman nasıl geçti anlamadık.

Bir Kadıköy turu yaptık, yemek yedik, alışveriş yaptık. Canım oğlumda benim gibi kitap kurdu :) halasının kuzusu sonuçta. :)

İlk durak Penguen Kitapevi, sonra Tudem Kitapevi'ne götürdüm. Bayıldı oraya, "hala bundan sonra benim mekanım burası" deyip durdu. Eee haklı tabi, çocuk kitapları üzerine ben de tek geçerim Tudem'i. Orada çalışan bayan da çok güler yüzlü ve çok yardımcı oluyor. 

Sonrası Gazhane'ye gittik, müzeleri gezdik. Skooterle kaydılar, kek yedik, Kalamış'a "Buzz Festivaline" gittik... derken.... sayılı günü bitirdik...

Dün yolcu ettik, gece Umay başladı ağlamaya ben Toprak Abimi özledim diye, sabah babamla konuştum, gece Toprak'da ağlamış; halamı ve Umay'ı özledim diye. ben de her ikisine dedim ki; hiç gelememektense bir haftalığına da olsa geldiniz ve vakit geçirdik kuzucuklarım. İyi tarafından bakın dedim....

Tabi gönül daha fazla gezdirmek isterdi lakin covid vakalarının artışı ve havanın soğuk olması biraz bizi engelledi....

Gece geç yatıp, sabah erken kalkmanın dinlenmesi bu haftaya kaldı.

Bu ay merak ettiğim kitapları okumaya çalıştım. Onlardan bir tanesi de; ZÜRAFANIN BOYNU/ jUDİTH SCHALANSKY


 

Zürafanın Boynu" çok enteresan bir kitaptı.... Bir kere evet içinde biyoloji, hayvan bilimi, oluşumu hakkında kısa bilgiler de var ama alt metin öyle değildi.
🚸 Kapanmak üzere olan bir okul. Dönemin solcu diye anılan öğretmenleri, okul kapanmasın diye verilen mücadele....
🚸 küçük bir kasabada öğretmen olan Lohmark'ın iç konuşmalarına ve olaylara daha çok içinden verdiği sesleri, konuşmaları okuyoruz kitapta.... Kısa bir kitap lakin sağlam bir dikkat ve sessizlik istiyor. Öyle çok ara vermeyede gelemeyecek kitaplardan. 😁
Özellikle duygu durumlarını ve olayları birbiri ile baglamasını çok beğendim. Ara ara zorlasada, ki bir nevi beyin jimnastigi de yaptırmış oluyor bence böyle kitaplar.... Olay örgülerine bakış açısını çok sevdim yazarın. Fazla detay yazmak istemiyorum yoksa kitabı anlatmış olurum 🙈
📍 📍📍📍📍📍📍📍📍"İnanılmaz derecede öğreneceği çok şey olduğundan o kadar uzun yaşar İnsan....."
📍 Diğerlerinin ölümünde yaşam bulmak aslında tüm yaratıkların yaptığı şeydir. Ne denli gelişmiş olurlarsa olsunlar, yaşayan tüm varlıklarda temel prensiptir. Ama tabudur. Kimse kabullenmek istemez.

 

Bir diğer kitabım ise İmge Kitapevi'nden çıkan; KADIN VE KUKLA/  PİERRE LOYUS



yer yer vay be dediğim, yer yer gülümsediğim bir kitap oldu #kadınvekukla
🤭
Bir kadın düşünün ki kendisini izlemeye gelen erkekleri parmağında oynatıyor. Tabi okurken o dönemin bakış açısı ile de okumayı ihmal etmeyin derim. Gerçekten de kadınlar çok akıllı. İstedikleri anda, akıllarına koydukları anda yapamayacaklari bir şey yoktur. 😁 Kısa ve öz olarak bir kaçan kovalanıra benzer lakin edebi olarak da estetik bir hikaye "Kadın Ve Kukla" İmge Yayınevinden çıkmış ve çeviriyi de #tahsinyucel yapmış.

📍 📍 📍 📍 📍 📍 📍 📍 📍 📍 📍
Pierre Louÿs (1870-1925), hem romanları, hem şiirleriyle büyük ilgi uyandırmış bir yazın adamıdır. Afrodit'le (1896) ünlü olmuş, genellikle başyapıtı olarak nitelenen Kadın ve Kukla'yla (1898) bu ünü doruğuna çıkarmıştır. Ünlü yazar burada bir yandan İspanya'nın kendine özgü havasını yansıtırken, bir yandan da bedensel güzelliği dışında pek bir üstünlüğü bulunmayan sıradan bir kadının, bir adamı nasıl bir oyuncağa dönüştürüp aşağılayabileceğini gösterir. Buna bir de Pierre Louÿs'in kendine özgü anlatımı eklenince Conchita'yla Mateo'nun öyküsü bir başyapıta dönüşür.

Ve son kitabım; BİR KIŞ GECESİ EĞER BİR YOLCU/ İTALO CALVİNO


 

Biraz araştırdığımda zor bir kitaptı. Aslında zorluğu hikayelerini on farklı teknikle yazmış olması. Her bir hikaye farklı bir teknikle yazmış ve döneminin ve sonrasının bir çok yazarına örnek olmuş. Post Modern bir anlatım tekniği olduğu için pek bana hitap etmedi. Anladım ki ben kurgusu olan, olay örgüsü devam eden romanları daha da çok seviyorum. Lakin sizi yanıltmasın kitap okunmayı hak ediyor. İyi ki okudum dedim ama iyi ki tek okumadım da dedim 🙈
İkinci bir okunmayı istiyor kitap. Çünkü okurken sanki hiç bir şey anlatmıyormus hissine kapılıyorsunuz ve bu his gelince de yarım bırakmayın kitabı. Kapağını kapatınca, her bir öykü birbirinin hem devamı gibi hem değilmiş gibi geliyor ve taşlar yerine oturuyor.
Veeee bu güzel çeviri için Eren Hn. Sonsuz teşekkürler 🙏🏻 🌸
📍📍📍📍📍📍📍📍📍📍📍
Bir Kış Gecesi Eğer Bir Yolcu”

“Italo Calvino’nun Bir Kış Gecesi Eğer Bir Yolcu adlı yeni romanını okumaya başlamak üzeresin. Rahatla. Toparlan. Zihnindeki bütün düşünceleri kov gitsin. Seni çevreleyen dünya bırak belirsizlik içinde yok oluversin” cümlesiyle başlayan, Calvino’nun yazarlık dehasını konuşturduğu, Calvino’nun Calvino’yu okuduğu, okurluk ve yazarlık üzerine bir başyapıt olan Bir Kış Gecesi Eğer Bir Yolcu, ilk kez özgün dilinden apılan çevirisiyle Türkçede…

19.1.22

Biraz bizden biraz kitaplardan.... :)

 Selam...... :)

Yeni yıl sonrası covid oldum/k. Aslında her şey güzel başlamıştı. :)

 Yeni yıl öncesi perşembe günü üşüttüğümü düşünüp, hafif bir kırgınlıkla yeni yılı karşılamıştık. Fakat 4.günün donunda tat ve koku gidince, bide üstüne hafif bir sırt ağrısı hissedince " ahanda ben covid oldum sanırım" dedim...... sonrası malum test ve pozitif. Koku kaybı sonrası ikinci gün koku ve tat geri geldi lakin beşinci gün test yaptırıp " negatif" sonucunu görene kadar yata odasında takıldım. Vallahi hiç yatağımdan bu kadar sıkılacağım aklıma gelmemişti ;))

Sonrasında Merter'de grip oldu gibi oldu ve o da pozitif cıktı. lakin onun daha uzun sürdü. 5.gün testi de pozitif cıktı, bu sefer onu kapattık odaya.

Nasıl zor geldi Umay'a dokunamamak, öpüp koklayamamak.....😒 neyse geçti bitti diyeyim. Sanırım biz Omicron olduk cünkü üşütme gibi gelip geçti.... 

bi on gün evdeydik ma aile, sonrası okullu okuluna ben de evde kahve kitap keyfime.

Bu sene yei yıl coşkusundan hiç bir şey anlamadım. Oysa ki çok severim yeni bir yılı karşılamayı.... Buna da şükür deyip başladık bakalım. 

Çok uzun zamandır grup okumalarına katılmıyordum. Sonra İnstagram'da severek takıp ettiğim Mine'nin paylaşımına denk geldim. Çok düşündüm ( aslında niye bu kadar düşündüm onu da anlamadım ama neyse) sonra kitaplara baktım ve "hadi bakalım" deyip katıldım. İyi ki de katılmışım. O kadar tatlı arkadaşlıklarım oldu ki... En önemlisi de aynı dili konuştuğum canım kadınlara çok teşekkür ederim. Çünkü ortak paylaşımlar olmadı mı sohbetde keyifli olmuyor.

Mesela bugün Proust toplantısı vardı. O kadar değişik bakış açıları ile dinledim ki Can'ım Proust'u, bir sürü kapılar açıldı zihnimde. Gelelim okuduğum kitaplara;

Caım Isabel Allende'mden okudum yine. "AŞKTAN VE GÖLGEDEN" tabiki çok beğendim yine. Sadece aşk yok... Yaşanan gerçeklerden yola çıkarak kurgulanmış bir hikaye var...Askeri bir diktatörlük ve sonrası yaşananlar, gizlice gömülenler ve sonrası....

AŞK VE POLİTİKA

Allende’nin Aşktan ve Gölgeden romanı ilk bakışta klasik bir aşk romanı gibi görünse de büyülü kurgusu ve yazarın sarsıcı sözcükleriyle ise aslında politikanın insanlara yaşattığı acının anlatıldığı, bıçak gibi keskin bir yapıt.

Roman, gazeteci Irene ile fotoğrafçı Francisco’nun üç bölüme yayılan çarpıcı öyküsünden oluşuyor. Irene gazeteciliğinin yanında annesi ile birlikte bir huzurevinin sahibi. Francisco ise İspanya İç Savaşı’ndan kaçıp bu ülkeye gelen kalabalık bir ailenin üyesi. Savaştan kaçan aile burada da darbeye yakalanıyor ve evi olarak gördükleri bu ülkede kaderin yazgısına razı oluyorlar.

Ayrıca huzurevi sakinleri, sirkte çalışan bir sanatçı, mucizeler gösteren bir kız, askerler, köylüler, hizmetçiler ve din adamlarının yer aldığı geniş karakter skalasıyla bir ülke panoraması sunuyor.

Irene ve Francisco, bir azize olarak görülen Evangelina ile röportaj yapmak üzere onun evine gidiyorlar. Bu sırada evi askerler basıyor. Böylece olay örgüsünün fitili ateşleniyor.

ÜLKEDE MAYALANAN KIZGINLIK

Ülkede siyasi yapı son derece kırılgan, her yerde polis ve asker var. Halk arasında muazzam bir uçurum söz konusu, çok zengin bir kesimin karşısında fiyatların artması ve ortalığı kasıp kavuran kıtlıkla birlikte hep mucize arayan insanlar sarmış dört bir yanı:

“Askerler gerçeğin üzerine sımsıkı bir kapak örtmüşlerdi, şimdi bu ülkede vahşi bir kızgınlık mayalanmaktaydı, kapak patladığı zaman da ortada bunu denetim altına alacak sayıda tank, asker olmayacaktı.”

Evangelina’nın askerlerce götürülüp kendisinden bir daha haber alınamamasıyla Irene ve Francisco için röportaj, bir polisiyeye / araştırmaya dönüşüyor. Ülkede sadece Evangelina değil yüzlerce kayıp olduğu ortaya çıkıyor.


"Erkeklerin ve kadınların errores'i olur-hataları, kabahatleri, günahları, faltas," İnsanoğlu kendi tasalarının tohumlarını eker ve yanıltıcı hayal gücünün yarattığı kayalarda tökezler, hayat zor ve zorludur....." der kitapta....
Yeraltı Edebiyatın da yazan bir yazar #jackkerouac normal de pek okuyamam ama yazarın "Yolda" kitabını çok merak ediyordum. Sonra #1yayınevi1kitap etkinliğinde bu ayın yayinevi Siren Yayınları olunca, başlangıç yapayım dedim.
Seveni olduğu kadar sevmeyeni de var kitabın. Başta anlatım tarzı garip gelmişti. Sonra biraz araştırınca, kitap daha anlamlı gelmeye başladı. Yazar dönemin Beat yazım tekniğini kullanan ve öncü olan yazarlarındanmış, hatta Proust, Joyce gibi yazarlarin da kendisinden etkilendiği yazıyor. 😊 Aşağıda biraz paylaştım. Bunu bilipte okuduğumda kitabın anlatmak istediği daha bir net oldu kafamda. 

🍂 🍁 🍁 🍂 🍁
Beat Kuşağı'nın ortaya çıkışı, sonu gelmeyen yolculuklara ve yer değiştirmelere dayanır.
Beat Kuşağı yazarları ve şairleri, alışıldık edebiyatçıların ötesinde bir kişiliğe sahiptiler. Onlar için edebiyat hareket halindeyken, yolda üretilen bir şeydi. İçlerinde bazıları ise bir şeyler yazmak yerine hayatlarını romanlara yaklaştırmayı tercih ettiler. Bir Beat gibi yaşayan Jim Morrison da 27'sine dek yapılabilecek her türlü çılgınlığı yaparak ölümü kucaklamayı seçer. Peki "yol" neden Beat Kuşağı için böylesine kutsal bir anlam kazanmıştır? Bunun birkaç nedeni vardır. Yol, sonu gelmeyen arayışın simgesidir ve Beat Kuşağının felsefi özü olan Zen, dinamik meditasyon yöntemleriyle bu anlamı bulma üzerine kuruludur. Oysa anlam bir hedef olamaz. Anlam arayışın kendisindedir. Bu coşku onları Kuzey Afrika'ya, Viyana'ya, İstanbul'a, Uzakdoğu'ya, Paris'e ve dünyanın en uç köşelerine dek götürür.


James Joyce'un yarı otobiyografik bu romanı, genç Stephen Dedalus'un bir sanatçı olabilme arzusuyla, hayal gücünü boğan ve yaratıcılığını sindiren kiliseye, okula ve topluma başkaldırışını anlatıyor....
🤴 Eğer daha önce hiç Joyce okumadıysanız "Sürgünler" ya da "Ben Deniz James Joyce" kitabıyla başlayın derim.
Bu kitabında din, aile, kendi yaşamak istediği hayat, şartlar ve sunulunlari çok iyi ifade etmiş Joyce....
Kaldı "Ulyess" bu kitap için çok heyecanlanıyorum ve çok da merak ediyorum... 😁
Fuat Bey'e de çevirisinden ötürü teşekküru borç bilirim 🙏🏻

29.12.21

Güne dair....

 Geldik son haftaya.... Bu sene sıkıcı, üzücü ama aynı zamanda da dolu dolu bitiyor. Okulların tam zamanlı açılması Umay kız ve çocuklara o kadar iyi geldi ki.... Evet hastalık bitmedi, hep bi tedirginlik var lakin ruh sağlıkları için çok iyi oldu.

Masa tenisini haftada üç günden beş güne çıkarttılar, hatta ilerleyen zamanlar da altı, yedi bile olabilir dedi hocası.... 😬

Umay Kızın yorumu ; anne çalışan kadınlar gibiyim. Altı gün yoğun bir pazar kalıyor bana... Diye 🙈 🤣 

Bu senenin söyle bir analizini yapinca çok da iç açıcı değildi kendi adıma. Resmen bu pandemi içimi sömürdü diyebilirim. İşin garibi o en yoğun dönemler de moralim ve umudum çok yükseklerde idi. Ama son bir kaç aydır bakıyorum, o dönemin acısı şimdilerde çıkıyor.... Artık bir çok şeye bakış açım değişti, yorumlarım, duygularım çok yoğun. Hemen her şeye göz yaşım doluyor.... Neyse fazla uzatıp yeni yıla bir kaç gün kala olumsuz yazıp, konuşmayayım dimi...... 

Sınıftan arkadaşlarla geçen akşam yeni yıl yemeği yedik. 6 kişi idik. Anladım ki çekirdek Bi grup okusuyir ve sonrası hep onlar bir araya geliyor. ( tecrübeli okul anneleri beni anlayacaktır)

Bunun dışında hayatımda her şey aynı.... Hem iyi bisey hem de kötü bence....

Hadi birazda okuduğum kitaplardan bahsedeyim. Öncesi ise yeni yıl hepimize, dünyaya barış, ekonomik kalkınma, umut getirsin. Bide sevdiklerimizle dağa uzun zamanlar geçirelim :)) amin 🙏🏻


Hepsini çok büyük keyif ile okudum. Tabi bir kaçının hikayesi acıklı idi lakin anlatım dili muhteşemdi.


11.10.21

Biraz biz biraz kitaplar.....

 Selam.

Yine iki haftayı bulmuş yazmamışlığım.... 

Çok şükür kızın sınıfında henüz covid vakası nedeni ile kapanma olmadı... Tabi havaların değişmesi ile çok fazla grip, öksürük haberleri alıyoruz. Bizim kızda nasibini aldı. Nezle oldu, tek şansımız ayakta geçirmesi ve günlük aktivitesine devam etmesi....  Bu hafta sonu covidden beri ilk düğünümüze gittik...biraz garip olduk... iki günümüz açık hava düğünlerde geçti... totom dondu resmen..😬 ama yine de sevdiklerimizin özel gününde yanlarında olmanın verdiği duyguyu anlatamam...

Bunların dışında rutin okul hayatı devam ediyor.... akşam yat sabah kalk, beslenme hazırla.... sonrası için çorba yap...  veeee kız okuldan gelene kadar kitap-kahve ikilisi ile aşk yaşa :)))) tabi radyoda da "Radyo Voyage"....

Bir anımıda yazayım burada kalsın;

Az önce blog yazmak için oturunca bizim kız sordu:

anne sen neden hep akşamları blog yazıyorsun?

ben de cevap hazır..... gündüzleri fırsatım olmuyor evladım ..... gerçekten de gündüzleri zaman nasıl geçiyor anlamıyorum.....

📣📚📙📌📣📚📙📌📣📚📙📌


Veee Prospero Kitaplığı Serisinin 2.kitabını da okumuş bulunmaktayım. :)
Biraz hayatını okuduğumda üzüldüm...çok genç yaşta "28 yaşında "hayatını kaybetmiş yazar.... Bir süre de yatağa bağlı yaşamış. Bu kitabı da o süreçte tamamlamış....
Sanıyorum belirli bir dönem yalnızlık çekince, hele de yaşamın baharında, yatağa bağlı yaşadıysan... yazdıkların da hatta hayata bakışın da pek iç açıcı olamıyor.....
#acilgerçekdışılıktamaceralar kitabında da yazar bunları hissettiriyor....
"Ruhun belli derinliklerinde sıradan sözcüklerin hükmü yoktur. İşte buradayım ve yaşadığım krizlerin doğru bir tanımını yapmaya çalışıyorum, ama bulabildiğim tek şey imgeler." Demiş........ Ne çok şey anlatıyor değil mi?
Zihinsel buhranlarının anlatıldığı romanı okumak pek kolay olmadı. Neresinde zihninde neresinde gerek yaşamda yer yer karıştı....o yüzden ara vermeden okumak gerekiyor bu kitabı.... kopukluk olmaması adına.
Kitabın başında ki ön sözler sonrası okuması biraz daha kolaylaşıyor..... #maxblecher

Elia Kazan'a ait romanı yarım bırakmak zorunda kaldım. Başlarda ki mekanik bir anlatım dili okumamı yavaşlatmakla birlikte, okurken rahatsız da edici oluyor.... Biraz daha okuyayım ileriki sayfalarda açılır dedim. Ki ilerleyen sayfalarda daha rahat okumaya başladım ..... Ama ..devamlı iki kadın arasında kalan erkek hikayesi okumak biraz beni sıkıyor 🙈😬😒 evet hayata dair sözler de vardı güzel ve anlamlı olan...lakin o kadar sayfa, " iki kadınımı da çok seviyorum, napcam ben, ya ben nolucam, benim kararlarim, isteklerim, yapmak istediklerim nolcek" edebiyatı beni sıkıyor... .
Bu sebeple yarım bıraktım......arka kapak yazısı;
🚦🚦🚦🚦🚦🚦🚦🚦🚦🚦🚦
Artık bir şey yapmam için bir neden olmadığına göre, bir şey yapmamam için de bir neden yoktu. Değer yargılarını ve sonuçları düşünemeyecek kadar zom ve mutluydum. Sadece ve sadece dürtülerimle ve arzularımla alakadar olmak istiyordum…

#EliaKazan bu unutulmaz romanı konforlu hayatların iç dünyasına, zenginliğin ve kurumsallığın saçmalığına ve çağdaş iş yaşamının nasıl bir hapishane olduğuna yöneltilmiş bir hançer adeta. Romanın kahramanı Eddie, Türkiye’den Amerika’ya göç etmiş Yunan kökenli bir ailenin oğludur.

Amerika’da yeni isimler almak, yeni hayatlar kurmak aileyi yalnızca bir yere kadar mutlu etmiştir…

Eddie, yıkıcı aşkı tanıdığı zaman, aile, para, ün, kariyer, bir anda değersizleşir…

Elinizden bırakamayacağınız, güçlü, sarsıcı bir roman…

📣📚📙📌📣📚📙📌📣📚📙📌




Uzun zamandır kurmaca roman okumamıştım ve #kyanınşarkısöylediğiyer kitabı çok iyi geldim. Konusu hüzünlü, içe dokunan olsa da iyi geldi ... Okurken hep aklıma; ne kadar ön yargılı olduğumuz geldi. Bataklık Kızı'nı sırf yaşadığı yerden dolayı eleştiren ve aralarına almayan bir kasaba ..bir olay olduğunda "kesin Bataklık Kızı yapmıştır" düşüncesi.. ve en dokunaklı kısmı ailesinin birer birer gitmesi...ardlarinda kalan küçük kızı düşünmemeleri...sonra hikâyeyi okudukça kim haklı kim haksız anlamını yitirmesi...ve en güzeli de verilen mücadele.....soluksuz okumaların arasında tam bir ara kitap oldu bana......
🕸️🕸️🕸️🕸️🕸️🕸️🕸️🐠🦠🦀🦟🦗

Kalbini Ne Kadar Koruyabilirsin?

Yıllar boyunca, Kuzey Carolina kıyısında sessiz bir kasaba olan Barkley Cove'da "Bataklık Kızı" ile ilgili söylentiler dolaşmaktadır. O yüzden 1969'un sonlarında, yakışıklı Chase Andrews ölü bulunduğunda kasaba halkı, hemen "Bataklık Kızı" dedikleri Kya Clark'tan şüphelenir.

Ancak Kya onların anlattıkları gibi biri değildir. Hassas ve zeki olan Kya yıllardır, evi olan bataklıkta martılarla arkadaş olmuş, kumdan dersler alarak tek başına hayatta kalmıştır. Yıllar sonra Kya'nın, dokunulmak ve sevilmek istediği dönem gelir. Kya'nın vahşi güzelliği, kasabadan iki genç adamın ilgisini çekince Kya, kendini yeni bir hayata açar, ta ki akla gelmeyecek bir şey olana kadar.
                                                         📣📚📙📌📣📚📙📌📣📚📙📌




Bu aralar kısa ama özünde hep acılar çekmiş, savaş dönemine denk gelmiş ve yaşadıkları travmalar, yoksulluk vb.. duyguları aktaran kitaplar okudum.
#sonsenfoni de ünlü müzisyen, besteci, orkestra şefi Gustav Mahler'in hayatına dair bir roman.... Yazarın daha önce "Tütüncü Çırağı" kitabını okumuş ve anlatımını sevmiştim. Bu kitapta da o hissi size veriyor ... Tabiki Çevirmene de çok teşekkürler.... Dilimize çeviri önemli.🙏🏻
‼️Gustav Mahler, New York’tan Avrupa’ya giden bir geminin güvertesinde oturuyor. Dünyanın en ünlü, en büyük müzisyeni, ama vücudu artık dünyanın yükünü taşıyacak güçte değil, ağrıları her zamankinden de güçlü şimdi. Mürettebat onun el üstünde tutmaya çalışırken, o kendini bir ömrün hatıralarına teslim ediyor: Son yıllardan kalanlar, dağlardaki yazlar, hayaline düşen kızı Maria’nın ölümü, New York Filarmoni macerası, onu bekleyen diğer kızı Anna, besteleri, hastalıkları, onu çılgına çeviren hayatının aşkı Alma... Herkes, her şey -hem burada onunla, ama aslında bir o kadar da uzakta: Bu onun son yolculuğu.
Son Senfoni, geçmişle yüzleşen yorgun bir sanatçının, kristal berraklığındaki dokunaklı portresi.
“Onun özel bir üslubu var… Seethaler, cümleleri süsleyip püslemeden fazlalık gibi görünecek ne varsa soyup atıyor ve özü ortaya çıkarıyor.”

Der Spiegel