Han Kang etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Han Kang etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16.4.20

Günlük Haller....Kitaplığım


Sağ yüzük parmağımda dolama çıktı. Bir haftadır mahvetti beni. Ve kızım devamlı "anne bana diyorsun ama bak sen tırnak etini kopartmışsın noldu? Bir daha yapma!"
Tabi söylerken birde tipini görseniz...😬
Hem haklı hem bıdırık....
Neyseki dün artık baktım hem ateş gibi yanıyor hemde patlamak üzere... Ama patlayamıyor. Kara merhem yoktu evde,  netten baktık tiremesin midir nedir iyi geliyormuş, bir kaç gündür onu sürüyordum  
Bide aksi gibi ber defasında o parmağımı çarpıyorum iş yaparken. Ha kesin patladı diyorum bir bakıyorum tık yok. Yahu nerden nereye geldim 😁
İşte dün akşam eşimin ısrarı ile ılık suda beklettim, sonrası iğneği ısıtıp patlattık, irini akıttık. Aman dünyalar varmış beya dedim 😬😁
Bugün daha iyi parmağım,  en azından zonklama yok....
Kız akşam uykusuna geç gittiğinden bizim filmler yalan oldu.       Anca bir iki bölüm  
"Grace&Frankie" izliyoruz. Bayılıyorum onlara bayılıyorum 😍 Ve o aralarındaki koşulsuz dostluk, birbirlerini olduğu gibi kabul etme ve samimi esprileri beni benden alıyor. Heekesin böyle dostu olmalı...... 
Birde arkadaş söyledi "Girlmore Girls" dizisine başladım. Anne kızın hikayesi. Ben nasıl kaçırmışım dedim bu diziyi. 2 bölüm izledim ve devamıda gelir artık.
Tabi dizileri izlerken fena bir şekilde çekirdek çitletmeye dadandık 😁 Markete gittiğinde Merter'e yedeğini sipariş ediyorum. Bugün film izlerken yine paket açtım ve ne göreyim son paketide bitirdik.... Almayalım düşüncesindeyim....ara verelim dimi ama, çit çit nereye kadar....
Ev hallerimiz böyle işte....yine bitirdiğim iki kitabıda paylaşayım istiyorum
Biri; "ÇOCUK GELİYOR\ HAN KANG"


Uzun süredir okumayı ertelediğim bir kitaptı #çocukgeliyor ...... Lakin bu ay okuduğum kitapların bir çoğu yüreğe dokunan, bitince ne diyeceğimi bilemediğim kitaplardandı....... #hankang ı daha önce "Vejetaryen" kitabını okumuş, yine kişi psikolojisi ile kalbimden vurmuştu.
☘ Bu sefer yazarın işlediği konu başka..... Sanıyorum insanların olduğu her zamanda bunlar olacak...Konusuna gelince; 18 Mayıs 1980 Gwangju/Kore... 1979 yılında 9 gün süren protesto ve gençlerin ortadan kaybolduğu,  binlerce ölümün olduğu günler....
Kitapta yazar daha çok gençlerin gözünden ve o döneme tanıklık eden, konuşabildiği bir kaç kişinin gözünden yaşananları anlatıyor.....
Uzun süre aklımdan çıkmayacak detaylar. Okurken yüreğimin daraldığını resmen hissettim.....
☘☘☘☘☘☘☘☘☘☘☘☘☘☘☘☘☘☘☘☘☘☘☘☘☘☘☘☘
Bak Coınğ Hi'ye 1979 yılında gerçekleştirilen suikastın ardından yeni iktidar yönetime geçmek üzere harekete geçti. Kore halkı demokrasinin daha fazla zarar görmesini istemiyordu, ülkenin dört bir yanında gençlerin başını çektiği protestolar başladı. Ordu iktidara el koydu. Amaçlarının öğrenci ve işçi eylemlerini bastırmak olduğunu söylediler. Silahsız eylemcilere ateş açıldı, işkence edildi, sayısız insan tutuklandı.Dokuz gün süren olaylar ardında binlerce yaralı ve hâlâ sayısı tam belirlenememiş yüzlerce ölü bıraktı. Olaylar Gwangju Ayaklanması ismiyle demokrasi tarihine geçti.

Han Kang, ölülerle, geride bıraktıkları yaşayan ölüler arasındaki ince çizgiden yazıyor. Alacakaranlık kuşağına korkusuzca dalıyor,adalet ve demokrasi tarihinin kanlı bir sayfasını,günümüzdeki yansımalarının ışığında evrensel bir hikayeye dönüştürüyor

Diğeri ise; Marcel Proust/ Sodom Ve Gomorra


Serinin 4.kitabını da bitirdim. İsmini kitaba konuolan olaylardan dolayı vermiş Sevgili Proust. Çünkü bu kitapta artık cinsel hayatlar ve tercihleri daha ön planda. Tabi öyle rahatsız edici kelimlerle anlatmıyor. Daha çok toplum içinde cinsel tercihlerini saklamaları gerekirken aslında nasılda kendilerini ele  verdiklerine de değiniyor yazar. Tabi her kitabında olduğı gibi aslında daha çok duygulara, saklanan duygulara, anıların bizi nerelere götürdüğüne şahit ediyor....
Böyle işte.....
Bana müsaade yeni kitabımı okumaya gideyim.
Sağlıklı günlerimiz olsun 🙏🏻🎈🍀

24.4.18

Biten Kitaplar...İmkansızın Şarkısı, Kavgam Serisi Ve Vejetaryen

Geçtiğimiz haftalar da elimde ki kitapları da okuyup bitirdim. Geceleri daha çok okudum. malum havalar güzelleşince parklar bizi bekliyor ve uzun saatler de kalıyoruz dışarıda/parkta.

Dün kızımızın ilk 23Nisan Ulusal Egemenlik Ve Çocuk Bayramı gösterisi vardı. Okulda kutlandı ve çok güzeldi.

İçim/iz pırpır idi. Kendi okul zamanlarım geldi. Kreşe gitmemiştim ama ilkokul ve orta okulda gösterilere katılır ve statlar da yapılırdı kutlamalar. Okuldan topluca çıkar, sıra halinde, önde bando ile giderdik stada. :)

Artık kutlanmasa da statlar da kalbimiz de hep olacak bu coşku, sevinç. Asla ve asla Atam'ızı n ve ona inanan halkın, şehitlerimizin bizim için verdiği mücadeleyi...hep minnetle, saygıyla hatırlayıp kutlayacağız.


🎊🎈🎉🎊🎈🎉🎊🎈🎉🎊🎈🎉🎊🎈🎉🎊🎈🎉🎊🎈🎉🎊🎈🎉


 Bu kitabını çok sevdim Haruki Murakami'nin.
37 yaşındaki ana kahraman Toru Hamburg’a yaptığı uçak yolculuğu sırasında Beatles’in “Norwegian Wood” -Türkçe isme de ilham kaynağı olan- şarkısını dinlemesi ile başlar.
Anılar onu 20 yıl öncesine, üniversite yıllarına götürür. En yakın arkadaşı Kizuki intihar etmiştir. Kizuki’nin kız arkadaşı Naoko -ki ablası da aynı yaşlarda intihar etmiştir- ise bu trajik olayın travmasını yaşamaktadır. Aynı acıyı paylaşan Watanabe ve Naoko birbirlerine daha da yaklaşırlar ve birlikte olurlar. Bu olaydan sonra Naoko, kendi isteğiyle sanatoryuma yatar.  
Tabi bundan sonra bir geriye dönüşler bir günlerine doğru dönüşlerle anlatılır.
Aslında gerçekten de büyük bir travmadır bence en yakın arkadaşının, kardeşinin intihar etmesi.
Daha sonra hayatı sorgulama başlar kahramanlarımız, arkadaşlar arası diyaloglar, hayata bakış açıları, yaşam biçimleri bizim gençlerin yaşam biçimlerine göre farklı.
Okurken düşündüm; lise çağında ki hangi gencimiz tek kalıyor yada arkadaşları ile kalıyor, çalışıyor para kazanıyor. Elbet çalışan, çalışmak zorunda kalan gençlerimiz var.
Bir diğer konu da ; Ölüm de aşk kadar önemli bir konu kitapta ama genel kullanılan anlamının çok ötesinde. “Ölüm yaşamın karşıtı olarak değil, parçası olarak vardır” cümlesinde de dendiği gibi ölümü trajik, hayatı kesintiye uğratan bir öğe olarak değil; akışın bir parçası. Bu yüzden de farklı ölümler ve intiharlar, imkan verdikleri başka olaylara açılan kapılar gibi bir izlenim bırakıyor insanda.

 🎊🎈🎉🎊🎈🎉🎊🎈🎉🎊🎈🎉🎊🎈🎉🎊🎈🎉🎊🎈🎉🎊🎈🎉

 Geçen sene almıştım seriyi. Çok ses getiren kitaplardan bu seri. Ve okuyan herkes de çok beğenmiş.
Anlatı kitabı bir nevi günlük gibi.  Çocukluğundan, ailesinden, yaşamındaki mahallesinden, anne-babasının ilişkisinden, kendisi-babası ilişkisinden detaylı bir biçimde anlatıyor.
Belki bu kadar ince detaylara girmese daha çok severdim kitabı. Çünkü anlatı kitaplarını severim.
Ve gerçekten de zordur aslında kendi hayatını anlatmak. Ki yazarın ailesi de kendisini dava etmişler; her bir şeyi detaylı anlatıp ifşa ettiği için.
Okudum ve "tavsiye eder miyim?" kısmında karasız kaldım. Çünkü gereğinden fazla uzun anlatılmış geldi bana ve yer yer sıkıldım.
Onun dışın da karar size ait....


 Uzun uzun anlatmak isterdim, nette biraz bakındım o kadar çok detaya giriş yaparak anlatmışlar ki kitabı..... Ben sadece hissetiğim kadarını paylaşmak istedim.

  🎊🎈🎉🎊🎈🎉🎊🎈🎉🎊🎈🎉🎊🎈🎉🎊🎈🎉🎊🎈🎉🎊🎈🎉

 Son kitabım da "Vejetaryen"

Han Kang, 2016 başında yaptığı bir söyleşide vejeteryanlığın “İnsanların şiddetini, masumiyet olasılığını sorgulamak, aklı ve deliliği tanımlamak, başkalarını anlama imkanı, son sığınma ya da son kararlılık” gibi boyutları olduğunu anlatmış. Vejeteryanlığın, veganlığın felsefi boyutuyla tartışmasını yaparken “insan olmayı”, “insanının yarattığı vahşeti” tartışmış oluyor aynı zamanda. İnsan olmaktan vazgeçmek bir tercih olarak mümkün müdür, üzerinde konuşmaya, yazmaya değer.

 Demiş. Kitap çok etkiledi beni. Çünkü içeriğinde ki sorgulamala, içsel hisler ve yaşama dair bakış açısı çok samimi idi.
Aslında sert bir kitap. O yüzden okurken yer yer rahatsız olabilirsiniz. Ama bu olumsuz anlam da anlaşılmasın.
Her şey evli, tek düze ama sorunsuz giden bir çiftin bir sabah karısının uyanıp buzdolabında ki tüm et ve türevlerini çöpe atması ile başlıyor.
"Bir rüya gördüm" diyor kadın ve daha fazla anlatmıyor...
Tabi merak ediyorsunuz ve başlarda ilk 50 ayfayı neredeyse soluksuz okudum. Üç bölümden oluşuyor ve modüler kitap gibi düşünün, hepsi birbirine bağlanıyor sonunda. Sonra da sizi ters köşe ediyor.

Okumadıysanız not edin derim, iyi kitaplardandı.

YAZAR HAKKINDA;

Vejeteryan’ın yazarı Han Kang Güney Koreli. 1970’te Gwangju'da doğmuş. On yaşındayken Seul'e taşınmışlar. Yonsei Üniversitesi'nde Kore edebiyatı okumuş. Annesi ve kardeşi de yazar. Yazarlığa şiirle başlamış. 1993’te şiirleri, daha sonra da öyküleri yayımlanmış. Öyküleri ile çeşitli ödüller kazanmış. İlk kitabı 1995’te çıkmış. Beşi roman altı kitabı var. 2013 Yazı’ndan beri Seul Sana Enstitüsü’nde yaratıcı yaratıcı yazarlık dersleri veriyor ve şu anda altıncı romanı üzerinde çalışıyor. Vejeteryan 2007’de Kore’de yayımlanmış, yirmi binin üzerinde satmış. Sinemaya uyarlanmış. Dokuz dile çevrilmiş. İngilizce’de yayımlanan ikinci romanı. Kitap 2015’te İngiltere’de, 2016’da ABD’de çıkmış. NYTimes Book Review 2016’nın en iyi on kitabından biri olarak seçmiş.