Ziyaret etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Ziyaret etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

31.1.18

Uçurtma Müzesi, Aziz Mahmud Hüdayi Hz. Ziyaret...

Selamlar.

Dün hava güzel olunca, kahvaltıdan sonra "ne yapsek acep" derken aklıma Uçurtma Müzesi'ne gitmek geldi. Uzun zamandır aklımdaydı. Zamanın birinde gazete de yazısını görmüştüm ve telefonuma gidilip-görülecek yerler listeme eklemiştim.
sitenin adresi için tıktık-Uçurtma Müzesi Sitesi

 1986 yılından itibaren Mehmet Naci Aköz tarafından toplanan Uçurtmalar ve sonrası ilavelerle Türkiye'nin ilk Uçurtma Müzesi imiş.

Giriş ücretsiz, sadece çocuklarla etkinliğe gittiğinizde randevu alırsanız iyi oluyor. Birde çocukların yaptığı uçurtmanın malzeme parasını alıyorlar. O da 18 TL, sonunda da katılım belgesi veriyorlar çocuklarımıza. Umay çok keyif aldı hala anlatıp duruyor.
Çocukken çok severdim ama öyle çok uçurtma uçurmuşluğum yoktur.
Geçen sene biraz sahilde uçurduk, bu sene Umay ile daha bir keyifli olacak hissediyorum. :)

















Özellikle Çin ve Kore uçurtmalarını çok beğendim. Sanırım bunda o ülkelerin yaptıkları uçurtmalara yükledikleri simgelerin anlamı da etkili oluyor.
Yolunuz düşerse Üsküdar'da olan bu mini müzeye uğramayı ihmal etmeyin.

Biz biraz erken gitmişiz. 45 dakika vaktimiz vardı. napalım  napalım derken aklıma Aziz Mahmud Hüdai Hz.'lerine ziyarette vardı. Hazır vaktimiz var hemde yakını da gidelim mi? dedim, Merter'de gidelim dedi, bir şey de soracaktık onuda sorar aklımızda kalmaz dedik.

 Çok kalabalıktı, içine girmeden dua ettim/k bu sefer. Tabi Umay ilk defa geldiği için anlamaya çalıştı. Neden kafamı örttüğümü sordu. Bende anlayacağı dilde izah ettim. Ben dua ettikten sonra ona da "kızım Bismillah" der misin? dedim. dedi. Allah kabul etsin.
İnanıyorum ki benim dediğim onca Bismiallah'dan daha çok kabul olmuştur.
Sever misiniz bilmem ama ruhuma çok iyi geldiğine inanıyorum büyük Zat'ları ziyaret etmenin huzurunun...
Gerçekten de duru görü, öngeri, sezi ne derseniz, nasıl isimlendirirseniz isimlendirin; bazı insanların kalp gözü açık ve başka bir gözle bakıyorlar insanlığa, Allah'a( C.C), dünyaya.....
Ve gerçekten de yaşarken hem bedenimizi, aklımızı hemde ruhumuzu beslememiz gerekiyor. Yaşam döngüsü enerji ve dengeden oluşuyor.
Tabi bu inanç meselesi ve herkes kendi inandığı, öğrendiği şekilde yapar ibadetini.
Kimi bir kez der Allah kimi bin kez der anca yerini bulur. O yüzden kimsenin kimseyi yargılamaya, sorgulamaya hakkı yok. Ama en çok beni üzen şey; karşımızdakini, küçümsemek, bilmeden yargılamak.
Hayat bana birşey öğretti; hiç bir şey göründüğü gibi değil.

Hiç meditasyon yaptınız bilmiyorum ama muhakkak deneyin derim. İçimizde ki ve aklımızda ki düşünceleri susturmak o kadar zor ki.... o birkça saniye surdurmayı başarabilirsek... her şey işte o birkaç saniyede....
Uzun zamandır aslında bu konuda yazmak istiyorum, bakalım doğru zaman ne zaman gelecek.
Taasavuf çok önemli hayatımız da aslında. Farkındalık, hayatı farkında yaşamak... bu meseleler önemli.
En iyisi konuyu dağıtmayayım ve uygun zamanda da yazayım.

Böyle güzel bir günden güzel ve keyifli kareler kaldı bize....

Selamlar, sevgilerrrr .🙋

6.9.17

Aya Yorgi Gezisi....BüyükAda...

Ne zamandır aklımdaydı ada turu yapmak. Tabi sokak sokak gezemdiysem/k  de çocukla ( çok yorucu açıkcası gezi, hem bastonu it  hem sorumlulukları çok fazla oluyor. Ama onu da bırakmak istemediğimizden yanımızda götürdük. En nihayetinde alışsın gezmeye dimi ama :))   )

  Bayramın 3.günü eşim ve kızımızla BüyükAda'ya gittik. Sabah erken saatte gitmemize rağmen çok kalabalıktı ada.
Özellikle Arap turist çoktu.

Vapurda çay-simit-karper peynir üçlüsü ile kahvaltımızı afiyetle yaptık. Çok lezzetli oluyor 😋👪😊

Yalnız o atların hali nasıl içler acısı anlatamam. Yine de göz göre göre biniyorlar ya faytona aklım almıyor. Nasıl bir kuyruk var sırada anlatamam size....
Nasıl gözleri görmez bu insanların pes yani.....

Elbet biz binmedik. .... Yürüyerek önce Aya Yorgi Tepesi yokuşuna çıktık. Orada sorduğumuz biri Kadıyoran yolundan giderseniz hem kestirme hem de faytonlar geçmediğinden daha rahat gidersiniz dedi ki öyle de oldu.




Her ne kadar o yolu çıkarken soluğu neremizden 😬aldığımızı bilemesek de tabanlara kuvvet yürüdük.

Eski Rum Yetimhanesi yolundan devam ettik. Yalnız nasıl kasvetli bir tarihi yer anlatamam. Resmen korku filmlerinde ki sahneler gibi geldi ....... Tabi kapıları kapalı, ziyarete açık değil çünkü resmen yıkılıyor bina. Ne olur bakım yapsalar, içini gezebilsek... O kadar üzülüyorum ki yok olup gien tarihimize....

Yetimhane ile ilgili http://listelist.com/buyukada-rum-yetimhanesi/
 bilgiye burdan da bakabilirsiniz.  Zamanında Avrupa’nın en büyük, Dünya’nın ise ikinci büyük ahşap binası olduğu söylenen yapı Büyükada’nın Manastır tepesinde 1898-1899 yıllarında bir Fransız şirketince otel yapılmak için inşa edilmiştir.

Sonra sı dönemin padişahı ülkemizin örf ve adetlerine uygun olmaz diyerek açılışa izin vermemiş. Daha sonra da Adanın tepesindeki bu ahşap bina, yarım kalan haliyle Balıklı Rum yetimhanesinin kullanımı için dönemin en zengin Rum ailelerinden olan Andreas Syngros Vakfı tarafından 15 bin Osmanlı lirası karşılığında satın alınır.

Sonra yangın çıkar, burada ki çocuklar Heybeliada'ya sevk edilir ve bina da çürümeye terk edilir..................
............. Çok üzücü....

Neyse efenim Çıktık tepeye. Daha önce iki kez çıkmış ama bir türlü kilisenin ziyaret saatlerine denk gelemediğimden, dedim ki içimden "eğer bu sefer de kapalı ise daha da çıkmayacağım".
Vee açıktı. Hele birde manzara enfes.....

İnternette yazan rivayetlere göre hiç konuşmadan çıkarsanız yokuşu dileğiniz gerçek olur. Tabi biz böyle batıl inançlara inanmadığımız için ziyaretimizi yaptık indik aşağı.

Eşimin deyimi ile zaten bu yokuşu çıkarken konuşmak ne mümkün nefesi zor alıyorken.😬😬😬



















 NOT: BU SİTEDEN ALINTIDIR. TIKTIK


İnanışa göre önce burayı ardından da İzmir'de bulunan Meryem Ana'yı ziyaret eden Hristiyanların Hacı oldukları.
İnternette bir sürü rivayet dolaşıyor, bazıları birbirinin aynısı bazıları değişik.
Önemli olan bana göre dönemin en eski mimari yapılarını, ülkemizde bulunan kozmopolit yaşamın kaynağı ve karışık yaşanmışlıkları simgeleyen yapıları gezmek, bilmek görmek gerek.
Tarih önemli çünkü.

  Patrikhane kayıtlarından elde edilen bilgilere göre Aya Yorgi Manastırı'nın inşa ediliş tarihi 1751’dir. Bu tarihte inşa edilmiş olan küçük kilise, şapel ve dua yeri eski kilise olarak bilinir ve iki katlı, kiremit örtülü küçük bir yapı olma özelliği taşır. Tepede çan kulesinin arkasındaki kesme taştan yapılmış olan kilise ise yeni Aya Yorgi Kilisesi'dir ve 1905 yılında inşa edilmiş, 1909 yılında kullanıma açılmıştır.
Hıristiyan inanışına göre, Aya Yorgi'ye yürüyerek çıkan insanlar "yarı hacı" sayılırlar. (Efes'teki Meryem Ana Kilisesi'nin ziyareti ile "Tam Hacı"lık gerçekleşir.)
Rumlar tarafından Aya Yorgos olarak anılan kilise, zaman içinde Aya Yorgi olarak anılagelmiştir. Kilisenin en çok göze çarpan motifi, denizden çıkan canavarı mızrağı ile öldüren Saint George ikonasıdır. Çeşitli yazılarda bu ikonun aslında birçok ruhsal anlam taşıdığı ifade edilir. Bu ikonalar hakkında anlatılan ve kiliseyi önemli bir ziyaret & adak merkezi haline getiren bir efsane vardır.
  Aya Yorgi Kilisesi Efsanesi
Anlatılanlara göre; Bizans döneminde işgal altında kalan Aya Yorgi kilisesindeki ikona ve kutsal cisimleri kurtarmak isteyen papazlar söz konusu cisimleri toprağa gömüp üzerini kapatmışlar. Aradan geçen uzun yıllardan sonra aziz Aya Yorgi, bir çobanın rüyasına girmiş ve kiliseye uzanan yolu tırmanmasını, çan sesi duyduğu yerde durup kazmasını söylemiş.
Olayı fazla dikkate almayan çoban, aynı rüyayı üç gece üst üste görünce çıplak ayakla ve hiç konuşmadan kiliseye uzanan uzun yolu tek başına tırmanır. Çıplak ayaklarıyla yokuşu tırmanan çoban gerçekten tepeye yakın bir yerde çan seslerini duyar ve bulunduğu yeri kazmaya başlar... Saint George'un denizden çıkan bir canavarı mızrağı ile öldürdüğü bir ikona bulur. Bizans döneminde işgal edilen Prinpiko adasının papazları bu ikona ve diğer bazı kutsal eşyaları buraya gömmüşlerdir. Çobanın bulduğu bu ikona şimdi kilisede sergilenmektedir. Kapısında yazan bilgiye göre; söz konusu kilise, ikonların ilk saklandığı kilise değil, onun yerine yenilikçi bir papaz tarafından yaptırılan ve zaman içinde restore edilen iki kilisenin yenisiymiş yani toplamda üç kilise söz konusuymuş.


2.8.17

Gittim geldim...Bide Kaplumbağa tarafından Isırıldım :)

Ay sonu döndük evimize.....

İlk birkaç gün elimi hiçbir şeye süremedim. 
Ama en zor sınavımı geçtim sayılır. Kapıdan girerken ve babamla oturup annemden konuşurken "ağlamadım"... tabi bu gözyaşımı içime akıtmadığım anlamına gelmez...............................

Sonra "kalk Gülşah babana da yazıki toparlan ve annenin eşyalaını hazırla" dedim ve hurçlara doldurdum....
Dalaman'da ihtiyacı olan birine verdik herşeyini... hepi topu bu kadarmış dedim.... aslında yaşadıklarımızmış yanımıza kar kalan.
Annem o kadar çok şeyi "bir gün zamanı gelince kullanırım" " misafir gelince çıkartırız" diye saklardı ki... 

Nolur böyle yapanınız varsa yapmayın.... o zaman şimdi ki zaman. Bizim yaşadığımız her dakika değerli ve anlamlı. Ki bizde özeliz. İlla ki misafire gerek yok eşyalarımızı kullanmak için.


Tabi sonraki günler denize gittik. Malum bizim kız hergün istiyor denize gitmeyi...bizde istemez yan cebimize koy drumları... :)



 Son 4-5 senedir babamlara gidiyoruz, yazlık yerde yaşadıkları için uğramadan olmaz :)
Babamda bizi sağolsun tekne ile İzTuzu plajına götürüyor ve akşama kadar orada yüzüyoruz.
Biz genel olarak plajın arka tarafında yüzüyoruz. Çünkü İzTuzu plajı çok dalgalı ve sığ. Ama güneşlenmek ve uzanmak için plajı bir harika. Dünyanın sayılı plajlarından biri. 7 Km uzunluğunda kumsala sahip.

Tabi birde Carettaa Caretta'ları ile meşhur.


Bu sene Twitter'da okumuş ve gülmüştüm "kaplumbağalar ısırıyor dikkat" diye ...
Ve bendenizin de  başına geldi bu olay.
Dönmemize iki gün kala kuzenlerle yine gittik. Bu sefer 400-500 metre geride girdik denize. Daha sakin diye... yan tekneden de balık vs gibi yemekler attıkları için karaya yakın mesafeye gelmişler.
Ki birçok tur teknesi yemek atıyor ki yanaşsın kaplumbağalar ve turistler fotoğraf çeksinler diye.
 Bilgilendirme yapılıyor plajda "tekneden yemek atmayın, onlar sadece yengeç ve balık ile besleniyorlar" diye ama nafile...

Neyse efenim.... Bende biraz açılmış denizde yatıyordum. Ayağımı bişey "kart" diye ısırdı, önce yengeç sandım... bağırdım ve ayağımı salladım gitsin diye... sonra baktım ikinci kez daha ısırdı...
Tabi bende ki korkuyu sormayın denizden nasıl karaya çıktım anlatamam.
Babam yengeçtir diyor yan tekneden başka bir adam kaplumbağa o beni de ısırdı az önce dedi...

Velhasıl ayağımın üstü sağlama ezildi. Şimdi daha iyiym tabi. Allah'tan dişleri yokmuş bide olsa halim nice olurdu.
Gerçi kaplumbağa çenesi bilmem kaç ton basıyormuş, eğer insan etinin tadını biliyor olsa o ayağı hayatta kurtaramazsın dediler.
Aslın da beyaz tenlileri ısırıyorlarmış genelde..aslında hayvanlar da ne yapsın yemek atıyorlar ve ayaklarımızı yemek sanıyorlar. Yalnız beni ısıran kaplumbağa tavuk karası idi sanırım... bu kadar kara bi ayağıda beyaz et sanıp ısırdığına göre.. :)))))

Tabi uzun bir süre ayakta fazla kalınca ayağım şişiyor, ayakkabı giyemedim ve ağrıdı. Şimdi daha iyiyim... az kaldı tamamen geçmesine...

Sağolsun eşim günde iki kere kas gevşeticiler sürdü de ağrısı azaldı.

Tabi tatil dönüşü beni bekleyen bir badana sonrası temilik ve ev yerleştirme vardı.
O da bir sonra ki blog yazısında.

Azıcık da sizleri okuyayım, ben kaçar.





6.7.17

En zor sınavım...

Sanıyorum yaşamım boyunca vereceğim büyük sınavlardan biri benim için ana ocağına gitmek......

Salı akşamı Ortaca'ya uçuyoruz ana kız, Merter evin badanası bittikten ve ev toparlandıktan sonra  gelecek....

Bir tarafım kabul ediyor artık anacığımın en güzel yere gittiğini ama bir tarafım var ki fena kanıyor....
Fark ettim ki kendimde; annemin arkadaşları ile fazla konuşamıyorum... sanki onlara konuşmak, eskiyi yad etmek herşeyin sonu gibi geliyor...
Oysa ki daha ne kadar herşeyin sonu olabilir ki...

Her ne kadar kabul etsemde bazı şeyleri henüz hazır mıyım bilmiyorum....

Sonuçta annemin yokluğundan beri babamın yanına gitmedik, babam hem mevlüde hemde daha sonra bizi ziyarete geldi...
Babam bizim karşımız da güçlü durmaya çalışıyor bizde babamın karşısında...
Oysa ne zormuş güçlü durmak/olmak....

Mesela devamlı kafamın içinde kurup duruyorum kapıdan giriş sahnemi... ve için için ağlarken buluyorum kendimi.
Aslında gitmek iyi gelecek bana ve babama. O kapının kapanmadığının bir nevi göstergesi gibi olacak bizim için.

ama nasıl anneciğimin eşyalarını toplayıp vereceğimi inanın bilmiyorum.
Zormuş o kadar zormuş ki kabullenmek, kabul  etmek ve yola devam etmek...
Birkaç gün evde annemin en yakın komşularının ziyareti ile geçer diye düşünüyorum, sonrasıda biz denize gideriz.
Annemin burada İstanbul'da olduğu kadar Ortaca'da çok fazla arkadaşı ve sevdiği komşuları var.
Onlar gelmek isteyecekler... Gelsinler elbet...

Gitmek lazım, devam etmek lazım/mış ki... Yaşama tutunalım.....









30.9.15

Kavim Ahmet Ümit, Cinderella, Hızlı Ve Öfkeli 7, Kung Fu Jungle veee bizzzzz... :)

Veee Sonbahar tatlı tatlı yüzünü gösterdi. Şikayetçi miyim? Aslaaaaaaaaaaaaa.
Üşümeyi, üstüme bir şey alıp dışarı çıkmayı özlemişim. :)

Yağmurlu ve serin havayı seviyorum. Yağmurun sesini dinledim dün balkonumda. Kızçem uyuyunca kitap, kahve ikilisini yanıma alıp kendimi balkonuma atıyorum. Ve esen hava da kah gözlerimi kapatım içimi dinliyorum havanın sesi ile birlikte kah kitabımı okuyorum. Eğer böyle ufak kaçamaklar yapmazsam günler zor geçer benim için sanırım. Çünkü şu aralar havalardan dolayı pek dışarı çıkamıyoruz kızçemle, birde bunları yapmazsam çok sıkılır içim çokkkk.....

Bayramı da geçirdik çekirdek ailemle. Sabahtan kayınvalideye kahvaltıya gittik. Öğlen de kardeşimgiller geldi. Güzel bir sofra kurduk el birliği ile ve keyifle akşamı ettik. Çok seviyorum böyle toplanmaları....
Ertesi gün de gidilecek bir kaç yer vardı onları ziyaret et, komşularımızı da ziyaret ettik elbette. Yoksa bayram havasını nasıl aşılardık kızımıza. Büyüklerimize gitmek, secdiğimiz görüştüğümüz, arkadaşlarla, komşuları ziyaret etmek çok keyifli. Çalınan kapılarımız hiç susmasın bence. :))

  Umay'ı ikinci gün Bostancı Lunapark'ına götürdük. Akşam üzeri götürdük ki o renkli ışıkları görsün. :)
Açıkcası içten içe biraz tereddütlerim vardı; acaba ürker mi, korkar mı? Ağlar mı? binmek istemezse ya korkupta... diye...
Ama nerdeeeeeee. Akıllı kızım benim ya. Etrafını " aaaaaa" diye diye bakınıp durdu. Bineceği hepi topu üç şey vardı onlara da ma aile bindik. Çoook keyifliydi Umay, tabi onunla bizde keyiflendik. Seneye daha bir keyifli olur lunapark artık bizim için. Çook kalabalıktı. Eee tabi ki bayram çocuklar için benceeeee.

 Kitaplardan da Kavim/ Ahmet Ümit kitabı bitti. Valla çok heyecanla ve keyifle okudum kitabı. Ama bu ara üst üste o kadar çok A.Ümit kitabı okudum ki aa vermemin zamanı geldi sanırım. Birde evet polisiye romanında usta bir yazar, katili saklamayı ve ters köşe yapmayı okura çok iyi biliyor. Ama bence biraz ara vermeli polisiye romanlarına. Çünkü artık yazım dili çok aynı olmuş... Bu kitabında da dinler adı altında işlenen ama asıl amacı farklı olan bir cinayeti anlatmış yazar. Ve tarihi romanlar konusunda daha çok kitabı olmalı sevgili Ahmet Ümit'in. Çünkü hiç sıkmadan işliyor konuları.
Kitabın konusunda daha fazla bilgi gelmiyo benden biliyorsunuz. :) Tek diyebileceğim okuyun güzel bir kitap.



Filmlerden de bir klasik olan Cinderella'nın yeni çekimini izledik. Hikaye bildik olunca fazla birşey beklemeden bir izlenimlik film olarak ara fil diye izledik.
 Veee serini son filmi olan Hızlı Ve Öfkeli7 yine benim için tabi çok keyifliydi. Görsel sahneler ve yarışlar çok heyecanlıydı. Nedense bu seriyi çok sevdim :))

Dün izlediğimiz bir diğer film ise Kung Fu Jungle idi. Özellikle sizde uzak doğu filmlerini ve öğretilerini seviyorsanız bu filmi beğenirsiniz.
Çok istiyorum uzak doğuya gitmeyi. Öğretilerini kendime çok yakın bulduğumdan sanırım. Bu filmde de dövüş sanatında uzman olan bir öğretmen dövüş sırasında karşısında ki kişiyi istemeden öldürür ve hapse girer. Başka bir dövüş sanatı konusunda uzman olan kişi de kafayı bizim bu ustaya takar ve dışarı çıkması için şantaj yapar. Amacı büyük ustayla dövüşmek ve onu öldürüp kendisinin usta olduğunu kanıtlamak. hapisteki öğretici de polisle iş birliği yapıp dışarı çıkar ve olaylar gelişir.
Kung Fu harika bir dövüş sanatı. O hareketler, o içe dönüşler  çok önemli.... Araştırıyım da öyle detaylı yazayım dimi ama blog. :))

Öyle işte eylül ayını bitirdik neredeyse. Bizde haberler böyle, sizden naber blog?.