Monokl Yayınları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Monokl Yayınları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28.1.25

Melankoli 1-2 ve günlük haller

 Yeni yıl öncesi Kadıköy'de gezerkene :) hemen Bahariye'nin girişinde, sağ kolda pasaj vardır, çantacılar ve ayakkabıcıların olduğu ( adını unuttum pasajın 🙈 sık gitmediğimden sanırım) pasaj... Oraya çanta tamiri için gitmiştik.

Hadi dedik çantalara bakalım. Her dükkanda turuncu rengi cüzdanlar vardı. Meğerse bu senenin rengi turuncu imiş ve bolluk, bereketi simgeliyormuş, dükkan sahibi öyle dedi. :) 

Bide kendi kendimize değil arkadaşımızın bize alması gerekiyormuş. Bizde birbirimize beğendiğimiz cüzdanları aldık, te Allah'ım ya🙈😂😂😂😂 neyse çocuklarda vardı yanımızda onlarada da şenlik oldu.

Filmlerden "Kardeş Takımı 2" yi izledik. Umay hastası ikilinin ☺️ çocuklar için fena değildi.

Dizilerden de "succession" izliyoruz. Böyle dizilere bayılıyorum. Sanki çevremde oluyor olanlar ve izliyorum gibi... Çekimin kalitesi, oyunculuk bir harika. Dizi, küresel medya ve eğlence şirketi Waystar RoyCo'nun sahipleri olan Roy ailesini ve ailenin reisinin sağlığıyla ilgili belirsizliğin ortasında şirketin hakimiyeti için verdikleri mücadeleyi konu almaktadır. Dizi, 28 Mayıs 2023'te dördüncü sezonunda final yapmıştır. Brian Cox aile reisi Logan Roy'u canlandırıyor. Diye yazıyor internette.

Bu ay iyi kitap okuyorum, başlarda böyle oluyor. Umarım yıl içinde de böyle devam eder ☺️


Yazar ile tanışma kitabım oldu #melankoli1 #melankoli


Başlarda tekrarlar sıksada , grupta ( 1nobel1klasik grubumuzun bu ay ki okuma kitabı idi) konuştukca ve bilgilendikçe, aslında kitaptaki tekrarların olması gerektiği gibi olduğunu anladım. O zaman kitapta ki anlatım anlamlı gelmeye başladı.

Fosse, bu romanla hem bir sanatçının yaratım sürecini hem de melankoli, yalnızlık ve delilik temalarını anlatmaya çalışmış....

Yalnızlık, hayal kırıklıkları ve melankolinin derinlemesine tasvir edildiği bölümde, Lars’ın sanatını ve yaşamını anlamlandırma çabası ön plandadır. Jon Fosse, bu bölümde Lars’ın iç dünyasına daha derin bir şekilde inerek okuyucuya yoğun bir psikolojik yolculuk sunar.

Roman, bilinç akışı tekniğiyle yazılmış olup, Lars’ın düşüncelerini, anılarını ve hayallerini katman katman işler.


‼️ Yalnız bu kitabı herkes sever mi? Bence sevmez, hatta sıkılabilirsinizde. Ama eğer yukarıda yazdığım bilgilerle okursanız, neden o şekilde tekrarlar olduğunu anlar ve devam edersiniz. 

#gulsahinkitapligi #gulsahreads #monoklyayınları #jonfosse




Bir evladın gözünden #hasanâliyücel ailesi ve hayatı.... Ülkesi için verdiği mücadele, yaptıkları, ön ayak olduğu girişimler... Kızının nehir söyleşi ile kağıda dökülenler.... İlgiyle okudum.

Gelsin yeni kitaplar.🪷 

Selam ederim 🤗 🙋🏻‍♀️

9.11.20

Bir Hikaye ve Kavgam Serisi....




 Aslında Boris Pasternak'tan " Doktor Jivago" kitabını okumak istiyordum. Ama her zaman ki gibi YKY Kadıkoy'e inince ve diğer kitabı değilde bu kitabı bulunca aldım. :)

Aslında iyi de oldu. Yazarın anlatımını tanımış oldum. Ve bir gerçek var ki bir donem savaş görmüş, yokluk çekmiş yazarlar daha içli ve daha detaycı anlatabiliyorlar.  Hatta az öz cümle ile bir sürü şey anlatıyorlar.

Yazarımız entellektüel bir çevrede yaşamış, ve hayat hikayesi şöyle;





1930’lu yılların başı Pasternak’ın SSCB edebiyatında etkin rol aldığı bir dönem oldu. 1934 yılında Yazarlar Birliği’nin ilk kongresinde yaptığı konuşma, Lunaçarski’nin onu SSCB’nin en iyi şairi ilan etmesini sağladı. 1935 yılında Paris’te Uluslararası Barış Kongresi’ne katıldı. Pasternak’ın 1945-1955 yılları arasında yazdığı “Doktor Jivago” adlı roman hayatının dönüm noktası oldu. SSCB içinde yayımlanmayan bu roman, onun 1946’dan başlayarak Nobel Edebiyat Ödülü adayları arasında anılmasını sağladı. 1958 yılında Nobel Edebiyat Ödülü’ne layık görüldü, fakat Pasternak SSCB yetkililerinin onaylamaması nedeniyle ödülü kabul etmedi.

Akciğer kanserine yakalanarak 30 Mayıs 1960 günü, Peredelkino ’da öldü.

"Bir Hikaye" kitabı kısa bir  düz yazı şeklinde yazılmış bir öykü. Ablasının yanına gelen, arada geri dönüşler yaşayan bir adamın öyküsü... 39 yaşındayken yazar bu eseri ve amacı; Devrimi ve 1.Dünya Savaşı öncesini anlatmaktır. 

Ve özellikle Rusça çevirisi Yapı Kredi yayınlarından çıkan bu eser.

Kısa ama öz, dopdolu bu kitapla yazarı tanıdığıma sevindim.


 
 
 
 
Daha sonrada bundan bi 6 sene evvel D&R'dan kampanyadan 3 ciltlik seri kitap olan " Kavgam, Aşık Bir adam ve Çocukluk Adası/ Karl Ove Knausgaard" kitaplarını almıştım. Birinci kitaba başladığımda o uzun anlatımlar biraz sıkmıştı beni. Bende hiç kendimi zorlamadan kaldırmıştım. Sonra bu senede bana öyle melun melun bakıyordu kitaplıktan. Dur hele başlayayım bakayım yine aynısı olursa bu sefer tamamen bırakırım dedim kendime :))
Aaaaa bi baktım su gibi akıyor kitap. İlk kitap olan "Kavgam"da cocukluğu, okul yılları, gençlikde ki yaşadığı içe dönük haller...babası ile olan ilişkisi, annesinin sıcaklığı... okul zamanı.... tabi her detay var kitabında. Betimlemeler biraz fazla ara ara durağanlaştırıyor okumayı ama dayanırsanız sonrası tekrar akıyor anlatım...
okurken en çok düşündüğüm; biz yeri geliyor en yakınımızla bile sorunlarımızı konuşurken; hem ailevi hem kişisel...acaba bu kadar cesur olur muyduk? gerçekten de öyle bam teli yerleri, duyguları anlatmış ki... sizde kendi hayatınızda o günlere gittiğinizde kendinize itiraflara başlarken buluyorsunuz kendinizi :)

Bir röportajında şöyle demiş;
'Yazmak utançtan kurtulmanın bir yoludur. Yazdığınızda tüm fikir özgürleşir. Bence utanç sosyal hayatta gerekli bir mekanizmadır. Her şeyi düzenler. Ama bende bundan çok fazla var, aşırı dozda.’ 

Seri altı ciltten oluşuyor, sonradan son üç kitapta Monokl Yayınları tarafından basıldı.Diğer üç kitabı hemen alır mıyım bilmiyorum ama elimdekileri okumak istiyorum.
2.kitapta da yazma serüveni, çocukları ile yaşadıkları, karısı ile olanlar ve yazma serüvenini anlatıyor. Hele o cocukları ile olanları okuduğunuzda, yalnız olmadığınızı hissediyorsunuz...


8.7.18

Cumba, Kanguru Defteri Ve Kumların Kadını

Bu hafta iki kitap bitirdim. Bir tanesi; "Cumba/Karin Karakaşlı" ya aitti. Daha önce de Can Kırıkları adlı kitabını okumuş ve kelimelerini sevmiştim
Bu kitabın da yazarın gazetede yazdığı köşe yazılarından derleme yapmışlar.
Tabi biraz hüzün biraz umut vardı yazılarında. Beni etkileyen yazılarından bir tanesi de kitaba da ismini veren "Cumba  oldu. Özellikle Hrant Drink ile tanışması, ve o acı olay...
Daha  önce bilmezdim oysa ben Hrant Drink'i. Ta ki öldürülene kadar. Dini, mezhebi veya nereli olduğu pek bağlamaz beni kişilerin. Mesela ilk tanıştığım birine" nerelisin/iz? " diye sormam... Sanki sorarsam ve öğrenirsem memleketine göre davranılacakmış gibi bir his verir bu soru bana.
O yüzden konu içinde geçmezse sormam karşımdakine.
Bir ara bu konuda da yazayım  😊


🖋 🖋️🖋️🖋️

Bir diğer kitabım ise;
          KANGURU DEFTERİ KOBO ABE

Bu kitabı Dr indirim kampanyasında görmüş ve almıştım  Biraz yazarı araştırınca da Japonya'nın ünlü yazarşaronsan biri olarak geçiyor. Hatta biraz Kafkaeski diye de tabir kullanmışlar
Bu kitabını sevemedim. Daha doğrusu hiçbir şey anlamadım...
Şirkette çalışan bir adam bir sabah uyanır ve bacaklarında Turp Filizleri çıktığını görür, hastaneye gider delen yarı gerçek yarı fantastik olaylar akışı  başlar.......
Ondan sonrası yok bende...
Sonrası "KUMLARIN KADINI" kitabını okuyayım dedim. Daha çok o kitabı ile ünlenmiş.
Yarısına kadar okudum ama gitmiyor inanın gitmiyor  Eksik bir şey var sanki .. Anladım ki anlatım dili bana göre değil.
O yüzden tavsiye konusunda kararsız kaldığım yazarlardan biri oldu Kobo Abe ...
Efenim yine yazımı yazmış ve yayınlayamadığım o arada Kobo Abe'nin "KUMLARIN KADINI" kitabını da Pdf olarak okumaya çalıştım. Ama yok hiç bana göre değilmiş yazar. İyicene emin oldum.
Okuyanın iız varsa bana da anlatırsa çoook sevinirim.
Böyle okurken sanki bir şey eksik geliyor, bir de kelimeleri ilerlemiyor...

24.4.18

Biten Kitaplar...İmkansızın Şarkısı, Kavgam Serisi Ve Vejetaryen

Geçtiğimiz haftalar da elimde ki kitapları da okuyup bitirdim. Geceleri daha çok okudum. malum havalar güzelleşince parklar bizi bekliyor ve uzun saatler de kalıyoruz dışarıda/parkta.

Dün kızımızın ilk 23Nisan Ulusal Egemenlik Ve Çocuk Bayramı gösterisi vardı. Okulda kutlandı ve çok güzeldi.

İçim/iz pırpır idi. Kendi okul zamanlarım geldi. Kreşe gitmemiştim ama ilkokul ve orta okulda gösterilere katılır ve statlar da yapılırdı kutlamalar. Okuldan topluca çıkar, sıra halinde, önde bando ile giderdik stada. :)

Artık kutlanmasa da statlar da kalbimiz de hep olacak bu coşku, sevinç. Asla ve asla Atam'ızı n ve ona inanan halkın, şehitlerimizin bizim için verdiği mücadeleyi...hep minnetle, saygıyla hatırlayıp kutlayacağız.


🎊🎈🎉🎊🎈🎉🎊🎈🎉🎊🎈🎉🎊🎈🎉🎊🎈🎉🎊🎈🎉🎊🎈🎉


 Bu kitabını çok sevdim Haruki Murakami'nin.
37 yaşındaki ana kahraman Toru Hamburg’a yaptığı uçak yolculuğu sırasında Beatles’in “Norwegian Wood” -Türkçe isme de ilham kaynağı olan- şarkısını dinlemesi ile başlar.
Anılar onu 20 yıl öncesine, üniversite yıllarına götürür. En yakın arkadaşı Kizuki intihar etmiştir. Kizuki’nin kız arkadaşı Naoko -ki ablası da aynı yaşlarda intihar etmiştir- ise bu trajik olayın travmasını yaşamaktadır. Aynı acıyı paylaşan Watanabe ve Naoko birbirlerine daha da yaklaşırlar ve birlikte olurlar. Bu olaydan sonra Naoko, kendi isteğiyle sanatoryuma yatar.  
Tabi bundan sonra bir geriye dönüşler bir günlerine doğru dönüşlerle anlatılır.
Aslında gerçekten de büyük bir travmadır bence en yakın arkadaşının, kardeşinin intihar etmesi.
Daha sonra hayatı sorgulama başlar kahramanlarımız, arkadaşlar arası diyaloglar, hayata bakış açıları, yaşam biçimleri bizim gençlerin yaşam biçimlerine göre farklı.
Okurken düşündüm; lise çağında ki hangi gencimiz tek kalıyor yada arkadaşları ile kalıyor, çalışıyor para kazanıyor. Elbet çalışan, çalışmak zorunda kalan gençlerimiz var.
Bir diğer konu da ; Ölüm de aşk kadar önemli bir konu kitapta ama genel kullanılan anlamının çok ötesinde. “Ölüm yaşamın karşıtı olarak değil, parçası olarak vardır” cümlesinde de dendiği gibi ölümü trajik, hayatı kesintiye uğratan bir öğe olarak değil; akışın bir parçası. Bu yüzden de farklı ölümler ve intiharlar, imkan verdikleri başka olaylara açılan kapılar gibi bir izlenim bırakıyor insanda.

 🎊🎈🎉🎊🎈🎉🎊🎈🎉🎊🎈🎉🎊🎈🎉🎊🎈🎉🎊🎈🎉🎊🎈🎉

 Geçen sene almıştım seriyi. Çok ses getiren kitaplardan bu seri. Ve okuyan herkes de çok beğenmiş.
Anlatı kitabı bir nevi günlük gibi.  Çocukluğundan, ailesinden, yaşamındaki mahallesinden, anne-babasının ilişkisinden, kendisi-babası ilişkisinden detaylı bir biçimde anlatıyor.
Belki bu kadar ince detaylara girmese daha çok severdim kitabı. Çünkü anlatı kitaplarını severim.
Ve gerçekten de zordur aslında kendi hayatını anlatmak. Ki yazarın ailesi de kendisini dava etmişler; her bir şeyi detaylı anlatıp ifşa ettiği için.
Okudum ve "tavsiye eder miyim?" kısmında karasız kaldım. Çünkü gereğinden fazla uzun anlatılmış geldi bana ve yer yer sıkıldım.
Onun dışın da karar size ait....


 Uzun uzun anlatmak isterdim, nette biraz bakındım o kadar çok detaya giriş yaparak anlatmışlar ki kitabı..... Ben sadece hissetiğim kadarını paylaşmak istedim.

  🎊🎈🎉🎊🎈🎉🎊🎈🎉🎊🎈🎉🎊🎈🎉🎊🎈🎉🎊🎈🎉🎊🎈🎉

 Son kitabım da "Vejetaryen"

Han Kang, 2016 başında yaptığı bir söyleşide vejeteryanlığın “İnsanların şiddetini, masumiyet olasılığını sorgulamak, aklı ve deliliği tanımlamak, başkalarını anlama imkanı, son sığınma ya da son kararlılık” gibi boyutları olduğunu anlatmış. Vejeteryanlığın, veganlığın felsefi boyutuyla tartışmasını yaparken “insan olmayı”, “insanının yarattığı vahşeti” tartışmış oluyor aynı zamanda. İnsan olmaktan vazgeçmek bir tercih olarak mümkün müdür, üzerinde konuşmaya, yazmaya değer.

 Demiş. Kitap çok etkiledi beni. Çünkü içeriğinde ki sorgulamala, içsel hisler ve yaşama dair bakış açısı çok samimi idi.
Aslında sert bir kitap. O yüzden okurken yer yer rahatsız olabilirsiniz. Ama bu olumsuz anlam da anlaşılmasın.
Her şey evli, tek düze ama sorunsuz giden bir çiftin bir sabah karısının uyanıp buzdolabında ki tüm et ve türevlerini çöpe atması ile başlıyor.
"Bir rüya gördüm" diyor kadın ve daha fazla anlatmıyor...
Tabi merak ediyorsunuz ve başlarda ilk 50 ayfayı neredeyse soluksuz okudum. Üç bölümden oluşuyor ve modüler kitap gibi düşünün, hepsi birbirine bağlanıyor sonunda. Sonra da sizi ters köşe ediyor.

Okumadıysanız not edin derim, iyi kitaplardandı.

YAZAR HAKKINDA;

Vejeteryan’ın yazarı Han Kang Güney Koreli. 1970’te Gwangju'da doğmuş. On yaşındayken Seul'e taşınmışlar. Yonsei Üniversitesi'nde Kore edebiyatı okumuş. Annesi ve kardeşi de yazar. Yazarlığa şiirle başlamış. 1993’te şiirleri, daha sonra da öyküleri yayımlanmış. Öyküleri ile çeşitli ödüller kazanmış. İlk kitabı 1995’te çıkmış. Beşi roman altı kitabı var. 2013 Yazı’ndan beri Seul Sana Enstitüsü’nde yaratıcı yaratıcı yazarlık dersleri veriyor ve şu anda altıncı romanı üzerinde çalışıyor. Vejeteryan 2007’de Kore’de yayımlanmış, yirmi binin üzerinde satmış. Sinemaya uyarlanmış. Dokuz dile çevrilmiş. İngilizce’de yayımlanan ikinci romanı. Kitap 2015’te İngiltere’de, 2016’da ABD’de çıkmış. NYTimes Book Review 2016’nın en iyi on kitabından biri olarak seçmiş.