Blogger etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Blogger etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15.7.16

İstanbul Gezisi ve Salı pazarı Turu...

Geçtiğimiz hafta arkadaşlar aradı ve hadi gelin Eminönü'ne geçelim dedi. Bende neredeyse 1 yıldır geçmemiştim... Aslında bir ara tam gezi palnı yapıyordum ki kendime Taksim'de ki patlama olunca herşeyi ertelemiştim.. Ki hala bazı yerlere gitmek tedirgin ediyor beni.... Çocuk olduktan sonra bu tedirginlik daha fazlalaştı... 

Neyse velhasıl biz geçtik karşıya... Öncelik elbette olmazsa olmazımız Mısır Çarşısından geçmek oldu... Tabi alışkın olmadığımız bir görüntü vardı; poliler vardı her yerde ve arama yapıyorlardı... Elbet güvenliğimiz için ama tedirgin olmadan edemiyoruz...

Ordanda Tahtakale Cad.sinden yukarı neredeyse bütün takıcıları geze geze hatta bir sürü takılar alarak yukarı ŞarkHan'a çıktık.
Bilmeyenleriniz varsa muhakkak uğrayın bu hana. Aslında bundan 4-5 sene evvel daha güzeldi içi ama şimdide de görülmeye değer. Daha çok uzak doğu eşyaları ve kıyafetleri var...Birçok şeyi toptan yada tek tek alabiliyorsunuz ve fiyat olarak da çok uygun.
Efenim şapka da pek renkli pek güzeldi ama anca poz verecek kadar taktım... :))
 Eve dönüş yolunda yokuşun orda ki otoparktan harika bir İstanbul manzarası mevcuttu...
Boşuna İstanbul adına şiirler, romanlar, hikayeler yazılmıyor... Özellikle metropol bir şehir olması bir harika... Cami de var, kilise de... hanlar da var apartman daireleri de....

Bu hafta da bir Tarihi Salı Pazarı yapalım dedik beyimle...
Sever misiniz bilmem ama? Çok severim pazarı gezmeyi..
Aradığım bir çok şeyi bulduğumda hele daha bir keyifli oluyor pazar...
Şimdi sıra da cumartesi günleri Pendik'te kurulan pazar var, neredeyse 10 yıldır gitmiyorum... bi gideyim göz atayım dimi ama .... özlemişlerdir beni... :)))

Dün acı bir olay yaşandı Fransa'da.... Terör artık tüm Dünya'nın sorunu ama ülkeler kendi başlarına gelmeden anlamıyorlar sanırım... Oysa ki Dünya'da barış için elele vermek gerek... ayırım yapmadan, beslemeden bu olayları.........
Acı düşen evlereRabbim sabır versin....

Hayırlı Cumalar... keyifli haftasonunuz olsun efenim.









18.6.16

Umay'lı günlerden bir gün...

Uzun zamandır Umay'lı ev hallerimizden  bahsetmiyorum. Ve biraz yazayım istiyorum. İlerde hem ona hem bana anı olarak kalır...
26. ayının içindesin artık annem.. Her şeyi ama herşeyi o kadar iyi anlıyorsun ki..
Özellikle duygularını ifade edişin çok iyi.
Şöyle bir baktığım da diğer annelerin dediği gibi gerçekten de belirli bir zamandan sonra günler çok hızlı ilerlemiş.
Çünkü sende ki davranışlar büyüdüğünün büyüme yolunda ilerlediğinin işareti.
O kadar çok şey öğrendim ki anne olunca.
Bir annenin evladını gözlemlemesi çok önemli. Çünkü çocuklar siz onu iyi dinler ve gözlemlerseniz sizi doğru yolda ilerletiyorlar.
En azından kendi çocuğumda bunu deneyimledim.
Örneğin; eğer siz kendi hayatınız farkında yaşıyorsanız inanın çocuğunuzun da hayatının farkında oluyorsunuz.
"bebektir, çocuktur ne anlar" demek yerine ona bir "birey" gibi davranırsanız, dışarı çıktığınız da sizi dinler.

En çok gözlemlediğim şeylerden biri bu oldu. Örneğin AVM lerde çok görüyorum, çocğuyla kibar konuşuyor önce bakıyor çocuk dinlemiyor başlıyor bağırmaya. "bak çocuğum beni dışarda bağırtma" gibi sözler düşünsenize çocuk için başkalarının bakması çok da önemli değil ki...
O zaman anladım işte evde siz eğer sağlıklı iletişim kurar, dinlerseniz dışarda da ufak tefek akslikler dışında bağırmak zorunda kalmazsınız diye düşünüyorum.
Elbet şunu kabul ediyorum; gerçekten de çok zor olan, uyumayan, ne yaparsanız yapın hareketli, laf dinlemeyen çocuklar da var.
Bizim şansımız, Umay iyi huylu bir çocuk... Genlerimiz sağolsun ;) ::)))))

Evet biz hiç mi sorun yaşamadık, herşey güllük gülüstanlık değildi elbet.
Yeri geldi sokakta elimiz bıraktı, ki hala önce tutuyor sonra koşmak istiyor. Yavaş yavaş sabırla anlattım, hala anlatıyorum. Bizim kaldırımdan gitmemiz gerektiğini, araba çıkıp bize çarpabilir diyorum.
Ve bakıyorum ki son zamanlar da elimi tutuyor ve bıraksa bile"kaldırıma çık annem " dediğimde hemen çıkıyor. Aslında düşünsenize çocuk da haklı koşmak, dokunmak, keşfetmek istiyor. Onu bu dürtüleri yüzünden kısıtlamamak gerek.. Bazen sabrtemek o kadar zor oluyor ki...


Yeri geldi 2 yaş sendorumunu bağırarak atlattı. Geçerdi karşıma çığlık atardı. Ama öyle böyle değil.
Bende karşısında dikilir hiçbir tepki vermezdim, bir süre sonra da yanından ayrılırdım. Bİraz mıkırdanır sonra susar yanıma gelirdi. Sımsıkı sarılırdım.
BAktım ben ona "neden bağırıyorsun, sus" gibi tepkiler vermeyince oda birkaç gün sonra bıraktı bağırmayı.


Sonrasında da herşeyi "anne men " yapıcam dönemi başladı. Onda da onun dökmeyeceği yada dökerse de sorun olmayacağı şeylerde bana yardım etmesine izin verdim. O da geçti...
Bazen suyunu yada elinde ki başka birşeyi dökebiliyor. Hemen yanıma gelip korkmuş bir şekilde " anne bak suyu döktüm" diyor, o zaman o ifadesini görünce çok üzülüyorum. Çünkü dökmesi kadar normal birşey yok ki... biz büyükler hiç mi dökmüyor, kırmıyoruz...
Böyle durumlar da da göz hizasına inip; annecim olabilir dökebilirsin. Lütfen üzülme bir daha kine dikkatli olursun. Tamam mı annem
tamam anne deyip hemen gülüüyor... :)

İŞte o zaman bende mutlu oluyorum, çünkü dökücek, kırıcak, anlamaya çalışıcak.
Bide bu aralar bez değiştirmek istememe gibi bir sorunumuz var. kakasını yaptıktan sonra "anne ben kaka yapamıyorum" diyor ve bez değiştirmemem için kırk takla atıyor.
Bende inatlaşmasın, inatlaşmayı öğrenmesin diye " tamam annecim, sen ne zaman istersen değiştirelim ama değiştirmezsek popon acıyabilir" diyorum. Bi bir iki dakka sonra aa Umay gel barbi  bebeğin altını silelim bezini değiştirelim derken kendi de istiyor.
Evet sabır istiyor, evet daha çok sabır istiyor çocuk büyütmek. Hele bu aşamalar daha bir sabır istiyor.
Benim kendimce avım; sonuçta aile olmayı, bebeğimiz olmasını biz istedik, kısmet oldu bebeğimiz oldu. Şikayet etmeye gerek yok. Bu bir süreç ve geçecek.
Diyerek kendime söylüyorum.
Çünkü anladım ki eğer bebeğiniz vars size destek olan, yardımcı olan biri daha mutlaka ama mutlaka  olmalı.


Ben çok bilirim ilk zamanlar daraldığımı, bunaldığımı, tüm gün evde olmanın dışarıya pat diye çıkamamamnın verdiği sıkıntıyı...
Eşimi kollardım izin günlerinde o bakardı ben biraz hava almaya çıkardım. Allah razı olsun hala da çok destektir bana bu konuda...

tabi bunlar yaşadığımız bir süreçti,
Artık zaman daha keyifli geçiyor Umay'la.
Bu ara en büyük hobisi suluboya ile resim yapmak.
Sabah Bismillah daha gözünü açıyor, yüzünü yıkıyoruz; anne ben suluboya yapıcam diyor.
Çizerken de anlatıyor; anne bak kedi yaptım, uçak yaptım, anne bak bu sen...
Yakında kişisel sergisini açarız Umay Hanımın. :))))

İŞte böyle blog, şimdilik aklıma gelen bunlar, gelmeyenlerin yada bazı anıların bende kalmasını istediğim kadar ile günler böyle geçiyor bizde....

30.5.16

Akıllı Telefonların bizdeki bağımlılığı ve Fathers And Daughters Filmi...


Sabahtan kahvaltı haberlerini izliyorduk ki bir haber hem dikkatimi çekti hemde düşündürdü...
Araştırmalara göre; günümüz insanında yeni bir kaygı durumu yaşanıyormuş.  Oda "Şarjım bitiyor,  biterse"  kaygısymış ve durum bildiğimizden de ciddiymiş.Sokak röportajında soruyorlar;
----------Şarjınız biterse naparsınız?
  "Hemen eve giderim, bitmeden şaj ediyorum, fulluyorum" vs...
diyenler çoğunluktaydı.
Ve artık psikologlar bunun üzerine çalışıyormuş...
Bağımlılık helede aşırısı olan bağımlılığın her türlüsü kişinin kendi yaşamından çalınan bir şey....
Hakikaten de düşününce o kadar bizim, bedenimizin bir uzvu gibi oldu ki şu cep telefonları....
Aradığımız kişi biraz geç açsa yada o an cevap veremese... telaşlanıyoruz, aklımıza binbir türlü şeyler geliyor yada acaba bir şey oldu bak hala dönüş yapmadı polemiğine bile girenler oluyor....
Kendimden biliyorum, ailemden biri aradığından geç açıyorsam yada o an müsait değilsem meşgüle veriyorsam hemen bir telaş oluyorlar... Ne oldu neden açmadın vb.. şeylerle karşılaşıyorum..
Keza bende de o huy var sanırımm :)  Törpüledim amaaa boşuna içe dönük kitaplar okumuyoruz ... :)
Sanırım genç olsam yada bekar olup sevgilim olsa daha bir sinir olurdum herhalde açmadığında... Allah'tan o dönemleri geçtik ;)

Hani esprisi bir yana düşünün öyle değil mi? Ne kadar bağımlı olduk akıllı telefonlara ve sosyal ağlara...
Ben geçen sene kendimde bir deneme yaptım ve bir süre Facebook'a giriş yapmadım... ve baktım ki aslında biraz bakınayım, gezineyim ne var ne yok diye giriş yaptığımda o kadar çok zamanımı alıyormuş ki internet...
Gerçekten de saatlerin nasıl geçtiğini anlamıyordum... Ve ara ara yine uyguluyorum kendime... Sonuçta Facebook'ta gezinmemek yada diğer ağlarda,  bir kayıp değil... var diye bakıyorum olmasa ne olacak değil mi ama?
Ki ben zamanımı daha çok kitap okumaya ayırıyorum... daha büyük bir keyif benim için keyifle, özenle aldığım kitabı okumak....

Dün akşam eşimle izlediğimiz ve gözyaşlarıma hakim olamadığım bir filmden bahsetmek istiyorum. Sanırım bunda anne olmanın da etkisi var...
fathers and daughters

Fathers And Daughters...  Geçen sene çekilmiş bir film... Gerçek bir yazarın hayatından yola çıkılmış filmde.... Trafik kazasında ölen anne, baba da kalan beyinde ki sinirlerde ki hasar ve tetikleyici ataklar... küçük bir kız çocuğu....
Rabbim kimseyi anasız babasız bırakmasın küçük yaşta... Elbet ölüm Allah'ın emri ama zamansız erken gelen ölümler çok acı yahu.....

İŞte filmde de baba kızın yaşamından kesintiler var. Yer yer flash back denilen durum oluyor, geri dönüşler, sonra şimdiki zaman......
Film güzeldi izleyin derim...

Hadi bana müsade hazır kızım uyuyorken yazımız da yazmışken yeni kitabım olan Golem Ve Cin kitabımı okuyayım. :)

İyi haftalar. :)
 

23.2.16

Anne, Baba Ve Diğer Ölümcül Şeyler Yalçın Tosun, Emine Uşaklıgil Bir Şehri Yok Etmek

 Geçen gün Umay ile televizyon da sinema  kanallarını karıştırırken bu filme denk geldik. Casper Ve Emma'nın Arkadaşları filmin ismi. Fena olmayan, özellikle çocuklar için; arkadaşlığın ve oyuncakların çocuklar üzerinde ki etkisini anlatan bir izlenimlik filmlerdendi. :)


Cumartesi günü Can'ım geldi kızıyla. Uzun zamandır görüşemiyorduk; karşıda oturuyor olamsı, çalışıyor olması bide çocuklu olmak olunca işin içinde; öyle ha deyince çıkamıyoruz tabi dışarı. Havalar da şansına ne zaman gelmeye kalkışsa hep yağmurlu oldu.
Neyse ki bu hafta kavuştuk, dertleştik, güldük, sohbet ettik derken akşam oldu....ve arayı bu sefer çok açmamak üzere sözleştik.
Hani sık görüşemezsiniz, daha çok telefonlaşırsınız ve bir araya geldiğinizde de sanki her hafta görüşüyormuşsunuz hissi olurya aranızda... İŞte bizimki de öyel bir dostluk Zerrin'imle..
Seviyorum böyle arkadaşlıkları, dostlukları....Kızlarımız da oynadılar, koşturdular. İnşallah ilerde de büyüdüklerinde iyi bir dost olurlar bizim gibi..
 Bunların dışında size belki bildiğiniz belki de benim gibi yeni tanıdığınız bir yazardan bahsedeceğim.
Özellikle genç bir yazar ve ilk kitabı "Anne, Baba Ve Diğer Ölümcül Şeyler" kitabı ve ödül almış bir kitap ki hak etmiş bence de... Birbirinden bağımısz gibi olsa da sanki iç içe olan bir hikaye okuyorsunuz bu kitap da.
İnsana, dünyaya, çevresine, dahası kendi içine eğilip bakma gözü pekliğini gösterirken dostluğu, sevgiyi, mutluluk arayışını da hüzünle dillendiriyor. Dile gelmeyen, onun kaleminde incelikli bir kurguyla, alttan alta duyuruluyor...

Hep diyorum benim aram hikaye ve öykü kitapları ile daha yeni yeni barışmaya başladı, daha çok roman seviyorum...
Ama böyle harika, duyguları ve derinlik psikolojisini ön planda tutanikaye kitabıysa çok seviyorum. :)))
Diğer kitaplarını da listeme ekledim. Artık elimde ki kitaplar azalsınd a alayım bende :) yoksa dağ gibi bir kulem olacak. Ki o görüntüyü de çok seviyorum :))))


Ara ara bildiğiniz üzere D&R'da özellikle Can Yayınları kitaplarında kampanyalar oluyor. Hiç kaçırmam bu fırsatı laf aramızda. ;)
Bu kitabı da öyle bir kampanya zamanı almıştım. Şehir üzerine detaylı bir inceleme kitabı. Mahalle kavramının yok edilmesini özellikle çok güzel vurgulamış. Eee tabi birde Kentsel Dönüşüm adı altında bir şehrin nasıl yok edildiğini belgelerle anlatmaya çalışmış Emine Hanım.
Hani ben şimdi böyle yazıyorum ya sakın sanmayın "yazar şehirlerin, hele de İstanbul gibi bir kozmopolit bir şehrin" değişimine karşı değil. Ama bazı değerlerimizin, yapıların ve sokakların hatta mahallelerin değiştirilmesine, yok edilmesine karşı....

İnceleme olarak iyi bir kitaptı. Varsa elinizin altında göz atın derim.

Bu haftaya başladık. Havalar da güzel, her ne kadar gündem kötü ve acımasız olsa da....

Bizi yoğun bir hafta bekliyor, ara ara girip yine bloğumu yazacağım ama... İhmal etmeye gelmemeli blog...

Hepimize iyi haftalar... :)

21.1.16

Emzirme, anne ve bebeği hakkında birkaç kelam...

Bu aralar nette,  Bloglar da o kadar çok emzirme ile ilgili yazılar görüyorum ki (sanırım benim ki biraz da algıda seçicilik oluyor)....  Özellikle yorumları okuduğumda bazen okuduğum yoruma inanamıyorum.....
Emzirmek çok çok çok önemli, hele de sütünün geliyorsa kesinlikle anne bebek bağı açısından harika bir duygu.
Ben şanslı annelerdenim. Bir de ben  gebeliğim süresince çok fazla olumlama  yaptım. Doktoruma konuştuğumuzda da bir kaç hastasının da yaptığını ve geri dönüşlerin gayet iyi olduğunu söyledi.
Mesela nasıl mı? Otururken,  yatarken uyku öncesi hep hayalimde Umay'ı emziririm,  sütümün geldiğini,  yettiğini hayal ederdim, sakin bebek olduğunu,  uyku sorunu yaşamadığımızı hayal eder ve mutlu olurdum. Gerçekten de Umay sakin bir bebek ve biz aşı dönemleri dışında uykusuzluk hiç çekmedik. Tabi bunda Umay'ın da yaradılışının da,  günlerinin de payı büyük. 
Umay ilk altı ay hiçbir ek gıda,  mama almadı. Hatta biz ek gıdaya başladığımız da muhallebi tarzı mamaları da kabul etmedi. Hala çok tatlı şeyleri yemiyor. Bir tek çikolatayı koşulsuz yiyor. Bir görseniz biri ona çikolata ikram ettiğinde,  nasıl hızlı elinden alıp yemek istiyor. Allah'tan biz onun yanında yemiyor ve almıyoruz.
Evet biliyorum elbet birgün yiyecek ama ne kadar geç olursa bu zaman o kadar iyi olur, bağışıklığı için,  sağlığı için.
Neyse ben yazının konusunu dağıtmayayım dimi ama...  :)
Bazen bana da diyorlar "yeter nasıl olsa artık sütünün bir faydası yok"  diye. Oysa ki bana kalsa ben daha uzun bir süre emziririm. Gerçekten de çok keyif alıyorum kızımı emzirirken. Onunla göz göze gelmemiz,  ellerini hissetmek harika bir duygu.
Birde ne   olursa olsun, kalitesi ne kadar düşerse düşsün en 2 yaşına kadar emzirmekten yanayım. Doktorumuz da aynı şeyi öneriyor.
Evet son üç yıldır o kadar çok şeyden vazgeçtim ki... Sırt bel ağrılarımı söylemeyeyim bile. Ama herşeye değer....
Evet geceleri deliksiz uyumuyoruz muhakkak gecenin ortasında "anne aç" diye uyanıyor ve bende aramıza alıp Umay'ı öyle emziriyorum ve o şekilde uyuduğumuzdan artık kızçem bizimle uyuyor oluyor. Ki ben anne olmadan önce çok ahkam kesiyordum bu ve benzeri şeyler üstüne. Öğrendim ki; anne olunca asla asla dememek gerekmiş. Her çocuk bir kişilikle doğuyor ve birbirinize uyum sağlıyorsunuz. Bir de sabah uyandığım da yanımda varlığını hissetmek kokusunu duymak çok mutlu ediyor... Bu zamanlar geçecek ve zaman hızla ilerliyor...
Etrafımda, arkadaşlarım arasında da emziremeyen,  ve bu duruma çoook üzülen arkadaşlarım oldu. Onları o kadar iyi anlıyorum ki.. Süt gelme olayı tamamen bünye ve genlerle alakalı. O yüzden ne olur yeni anneler ve anne adayları kendinizi üzmeyin,  suçlamayın.  Birşey olmuyorsa çok fazla zorlamanın anlamı yok. Kendinizi yıpratmaktan öteye geçmiyor çünkü...
Şimdi gelelim okurken inanamadıklarıma ;
Bir kere ne olursunuz ama ne olursunuz gebe bir kadına ve yeni doğum yapmış bir anneye; yeni düzeni ile ilgili olumsuz şeyler söylemeyin. Yok şunu yapmayacaksın,  yok şöyle yok böyle, yok keyifle yaptığın şeyleri uzun süre yapmayacaksın demeyin,  demeyin güzel kardeşim.
Evet dediklerinizin gerçek payı yok  mu var...  Evet en az 2 sene bir çok şeyi erteliyorsunuz, evden ha deyince çıkamıyorsunuz ama bunlar hep geçici ve siz yeni doğum yapmış hele de ilk annelik deneyimi ise kadının,  düşünsenize psikolojisini...
Bana da diyorlardı; görücez seni bakalım eskisi gibi kitaplarını okuyabilecek misin? Unut artık v. s....  Diye. Ki selam olsun aynı hızda olmasa bile okuyabiliyorum kitaplarımı,  hatta film bile izliyorum /z.
Bu tamamen anne bebek arasında ki ilişkiye ve bebeğinizi nasıl yetiştirdiğinize bağlı.
Sonra anneye bebeği için "ay ne kadar zayıf yada ne kadar şişman bebeğiniz" demeyin,  üzmeyin anneyi. Her bebeğin bir yeme alışkanlığı ve kilo alma durumu var....
Bu liste uzar........  
Ama benim kız uyuyorken biraz da kitap okumam gerek o yüzden sizin varsa ekleyeceğiniz şeyler yorum kısmından benimle paylaşırsanız çok sevinirim. 
:))  iyi geceler  

21.12.15

Kreutzer Sonat Tolstoy ve günlük...


Bu hafta hep ince kitaplar okudum, özlemişim birkaç saat içinde bir kitabı okuyup bitirmeyi....

Daha önceki yazımda yazmıştım birkaç yerde duyduğum bir kitaptı Kreutzer Sonat/ Tolstoy. 

 Kitap İsmini Bethovenin 9.Sonatından (Kroyçer Sonat)müziğinden alıyor. Ve tren yolculuğu sırasında, aynı vagonda bulunan yolcular arasında geçer. Rusya'nın sıkıntılı dönemlerinde geçer biraz da konu.
Biraz araştırma yaptımda, yazarın bu kitabı yazarken kendi evliliğinden de etkilendiği, çünkü yazarın karısından şüphelendiği, kıskandığı yazmaktadır.
Konu olarak da ahlak, evlilik ve yaşam üzerine felsefi bir roman. Her görüşe katılmasam da düşündürücü cümleler ve sorular var. Çünkü kitapta ahlak ve evlilik birbirine bağdaştırılmış, genelde insanların aldatmaya meyilli olduğu vurgulanmıştır.
Tabi kitapta sık sık erdem, insanların kişilikleri ve şiddete eğilimleri üzerine yorumlar var.
Dediğim gibi felsefi romanları seviyorsanız bu kitabı da seversiniz.
Kitaptan alıntılar;
 &&& Mutsuz insanların kentte yaşamaları daha iyidir. İnsan kentte yüz yıl yaşar da çoktan öldüğünün ve çürüdüğünün farkında bile olmaz. Bunu kendiliğinden anlayacak zamanı yoktur, hep meşguldür.
&&& Neden kumar oynamak yasak da, kadınların fahişeler gibi şehvet uyandıran elbiseler giymeleri yasak değil? Onlar bin kat tehlikeli!
&&& Herhangi bir konuda kendisinden daha kötüsünü bulamayacak, bulunca benden daha kötüsü de var diyerek gurururlanıp, kendinden hoşnut olmayacak tek bir alçak yoktur........
............................
.....


Bu hafta beni bekleyen bir süpriz vardı.2 Balık 1 Kedi bloğunun yılbaşı etkinliğinden gelen hediye kitap ve kartpostal.
Kitabı hiç görmemeiştim gezindiğim sayfalarda ama ismi ve konusu ilginç. Elimde ki kitap bitsin okuyacağım.
Sonra da sizinle de paylaşırım elbet. :)

Böyle işte blog bu hafta da bitti. Herkese iyi geceler, iyi haftalar.


15.12.15

Kitap, film, bizden haberler ....

Geçtiğimiz hafta havalar güzel gidiyorken değerlendirelim dedik ve Üskadar'da bulunan Validebağ Öğretmen Evi'ne gittik.
Köşkün için de bir de Hababam Sınıfı Müzesi yapmışlardı. Merak da ediyordum, hem sınıfı gezeriz hem soluklanır bir bardak çay içeriz dedik ve gittik.
Tam bir hüsrandı benim için. Evet koru, köşk bir harika. Zamanın da ne güzel mekanlar yaptırmış sultanlar....
Ama içinde ki düzen ve bahçedeki düzensizlikler çok rahatsız ediciydi.
Mesela müzede ki balmumu heykelleri o kadar kötü yapmışlar ki, zaten toplasanız hepi topu iki üç heykel var bari biraz daha iyisini yaptırsalarmış. En azından sanata, sanatçılarımıza saygılarından dolayı....
Yine de yolunuz düşerse gidin ve o bahçedi ki temiz havayı ve ortamı soluyun derim, gidilmeyecek kadar da kötü bir mekan değil. Arkadaş kahvaltıya gitmişti ve çok beğenmişti. Biz henüz kahvaltıya gitmedik ama fırsat olduğunda gitmek istiyorum...

                                                                                                                                                                                                                            
 Yeni yıl kartları da hazırlanmak üzere, sevdiklerime, tanıdıklarıma, sadece burdan tanıdıklarıma gönderilmek üzere yola çıkacaklar. Çok keyif alıyorum bunları hazırlarken. Ki 2Balık 1Kedi bloğunun da bu seneki etkinliğine katıldım. Blog sahibinin kartı elime ulaştı, diğerleri de eli kulağında gelirler. O kadar keyif ve mutluluk veriyor ki posta kutusunda beni bekleyen zarfı görmek. :))))
.  


Yine İskender Pala kitabı ile aralığı kapatıcam sanırım. Bülbülün Kırk Şarkısı/Hz Muhammed kitabını okuyorum geceleri. Gündüzleri ise daha ince kitapları okuyorum. Onlardan biri de Kreutzer Sonatı-Tolstoy.  Okuduğum bir kaç kitap ta ve sevdiğim yazarların söyleşilerini dinlediğim de bu kitaptan çok bahsediyorlardı. Bende okuyayım bakalım dedim ve başlangıç olarak iyi gidiyor. Bittiğinde burdan yorumumu yazacağım için fazla detay vermeyeyim. :) 

 Bizim kız bu aralar bir çok şeyi hem kendi yapmak istiyor hemde kendi karar veriyor giyeceği kıyafetlere. Altta gördüğünüz fotoğrafta da, iki ayrı çorabı giymek istedi ve çift olarak giydi. O kadar tatlı oluyor ki bana bunları giydirirken. Her anını beynime kaydediyorum umarım ilerde de tek tek hatırlarım. :)))

Uzunnnnnnn bir aradan sonra saç rengimi küllü tonuna boyattım. Ayna da baktığımda çok hoşuma gitti renk. Yüzüme bir renk geldi bence/izce. :) 
Çok atlayarak yazılan bir yazı oldu ama idare edin artık beni, fırsat bulmuşken herşeyden biraz bahsedeyim biraz istiyorum. O zaman da ortaya böyle bir yazı çıkıyor.
Y

Son olarak da bugün "Her Çocuk Özledir" filmini izledik. Bu film her ebeveynin ve öğretmenin izlemesi gereken filmler arasında yer alıyordu. Bizde uzun zamandır şzlemek istiyorduk. Ma aile izledik. Görsel görüntüler olarak Umay'un da hoşuna gitti ve oda bizimle izledi, her ne kadar aralarda ufak fireler verse de. :)
Konusu olarak da Disleksi ir çocuğun evde, ailesinde, çevresinde ve okulunda yaşadığı zorlukları ve aştığı şeyleri anlatıyor.
Mutlaka izleyin diyebileceğim filmlerden oldu.

Bizde böyle işte blog. Herkese iyi geceler, iy haftalar. :)

22.11.15

Livaneli Bir Kedi, Bir Adam, Bir Ölüm... Ev hali...

Aslında ne yazmak istediğimi biliyorum ama bir türlü düşündüklerimi yazıya dökemiyorum...
Olcak olcak zamanla oda olacak...

Yine uzun zamandır yazamadım... 
Bugün eve adadım kendimi, süpür, sil,toz al, iki makine çamaşır yıkansın, asılsın, toplansın, sonra akşamına ütüüüü yapılsın...

Yemek derseniz... bol yeşillikli salata içine haşlanmış makarna, galete ununa bulanıp kızartılan tavukları ekleyip güzel bir sosla servis... çok doyurucu oluyor tavsiye ederim. :)

Kapı kitabından hemen sonra filmini izleyeyim dedim, hatta eşim sağolsun filmi tabletime kaydetti.... ben mi? İzledim mi? hala izleyeceğim..........

Bir kitap daha bitirdim, yeni kitaba başladım, hatta yeni kitaplar aldım, hediye kitap da geldi.....

Okunacak çok kitap var zaman yetmiyor, buda canımı sıkıyor.... daha az uyuyp daha çok okumak istiyorum ama bu aralar imkansız bir istek bu benim için... 


Şuan bile uykusuzum ,çok uykum var...blogda yazmak istediğimden pc karşısında size, kendime bu satırları yazıyorum.... bide üstüne kitap okuyacağım... Sloganımız ne " OKUMADAN ASLA"

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

Bu aralar ikinci el kitaplar da aradıklarımı, sevdiğim yazarları ve almak istediğim kitapları bulmak çok keyifli....
Bu kitap da onlardan biriydi.

Zülfü Livaneli bu kitabı neredeyse 29 yılda tamamlamış ve yayınlamış, hatta son baskısına ilave de eklemiş. ÇÜnkü kitabın yazıldığı tarihden o kadar çok zaman geçmiş ki yayıncısı biraz daha ilaveler yapmasını rica etmiş. Livaneli de ilaveler ile tamamlamış kitabı. Bir çok kitabı gibi bu kitap da birçok ülke için çevrilmiş.

Konu olarak bir dönemler Sami gibi ülkesinden kaçmak zorunda kalan.kişlerin hikayesi.. Tabi kitapta tarihlerden çok olaylara ve yaşananlara değinilmiş ve duygu değişimi, hissedilenler, vatan hasreti, sindirilemeyen duygular, haksızlıklar...öyle güzel aktarılmış ki okuyucuya....
Kahraman kendi ağzından olayların neden böyle olduğunu dile getirmiş. Bunu dile getirirken de bence asıl şunu göstermiş, insan ne kadar çabalarsa çabalasın içinde yaşadığı toplum denizi onu istemediği yerlere mutlaka sürükleyecektir.
Sonrasın da kader bu ya öc almak istediğiniz kişi ile aynı hastanede yatarsınız ama o kişi ölmek üzeredir ve artık siz nasıl düşüneceğinizi şaşırırsınız. Bir yanınız o kişi ölsün, intikamımı alayım der öbür yanınız da "adam zaten ölecek, son günleri boş ver değmez" der... ve muallak sizi yer bitirir....

Kitap da böyle işte.....

10.11.15

Kapı Magda Szabo ve biten kitaplar...

Neyse ki gecikmeli olarak saatlerimizi geri alabildik. Sosyal medya da epey bi "saat kaç?"  geyiği döndü durdu. 😁
E tabi en çok da şu akıllı telefonların otomatik olarak kendini ayarlaması işleri,  düzenimizi bozdu. Duvarda ki saate bakınca başka telefona bakınca başka bir saat görünce olmuyor kardeeeşşşimm.... 
Bunların dışında bizde vaziyet aynı blog.  Kızımla hergün yeni güne yeniliklerle yeni davranış yada sözcüklerle başlamak hem keyifli, hem biraz da yorucu.... 

Bunun dışında pek yaptığım bişey yok. Geceden kafamda planlar  kuruyorum,  program yapmalar.....  Sonrası mı evde rutin hallere devam....  Bazen diyorum ki zaman hızla ilerlese kızım biraz daha büyüse..... Sonra böyle düşündüğüm  için üzülüyorum içim cız ediyor..... Çünkü öyle iyi huylu kızımıza var ki.....  Ona haksızlık  ediyormuşum gibime geliyor.... 

Rutin ev işleri sonrası ama bide Umay uyuduğu zaman Kapı Magda Szabo kitabını okudum ve bitirdim.
 Ve yazarın anlatım dilini, bakış açıını ve kurgusunu sevdim. Diğer kitapları da alınacak diye aklıma notumu da düştüm. Konu olarak her ne kadar sıradan, basit gibi gözüksede sanki olaylar yanı başınızda, sizin mahalleniz de geçiyor gibi hissediyorsunuz. Seviyorum böyle kitapları. Özellikle Hizmetçi ve evin hanımının diyologları, bakış açıları ve analizleri çok iyiydi. Okurken cümleleri, yorumları sizde düşünüyorsunuz onlar hakkında...







Bitirdiğim bir diğer kitapta İtalyan Edebiyatına ait, yazarı Italo Calvino'nun Sandık Görevlisinin En Uzun Günü kitabıydı....
Sanırım yazarın yanlış kitabı ile başladım. Çünkü bu kitap nasıl desem sarmadı. Tamam siyaseti pek sevmem ve ilgilenmem ama içinde ki anlatım dili sıkıcı geldi biraz bana. Yazara haksızlık etmemek adına başka bir kitabını daha almaya karar verdim.


Aslında bu yazı size geçtiğimiz hafta yazıldı ama ancak bugün yayınlama fırsatı bulabiliyorum. İdre edin artık beni ve bölük bölük yazılarımı.
En kısa zamanda kafamdakileri daha iyi yazıya dökmeyi düşünüyorum...

Şimdilik bana müsade....

İyi geceler blog....

16.10.15

Üç Aynalı Kırk Oda Murathan Mungan...

Bu ara çok ama çok yorgunum çünkü Umay'ın diş çıkarma dönemi. Gece çok sık ağrı ve ağlamakla uyanıyor ve sabah da erkenden kalktığımızdan hiç dinlenemiyorum .  Tabi diş ağrısı olduğundan devamlı emmek istiyor,  yemeklerini çook az yiyor.
Bu arada bende tabi ruh gibiyim biraz. Olduğumdan daha çok sabır gösteriyorum çünkü ağrısı oluyor bebeğimin... Birkaç güne toparlar diye düşünüyorum. Bide bu arada diş çıkarttığı için öksürük ve hafif bir burun akıntısı var.  İnternette araştırmıştım ki tecrübeli anneler de bilir bu durumu ; takip etmek gerekiyor. Çünkü tam hastalık havası ve diş öksürüğümü yoksa hastalık belirtisi mi çok iyi takip etmek gerekiyor...
Çok şükür şimdilik diş çıkartma belirtileri.
Böyle böyle büyüyecek sanırım.... ☺
Bu arada gece okumalara devam.., gündüz daha çok film izleyebiliyorum ama kitap okuyamıyorum. (sorun değil buda geçecek geçecek geçecek)
Üç Aynalı Kırk Oda /Murathan Mungan kitabını büyük bir hayranlıkla okuyarak bitirdim. Hani bazı yazarlar vardır hep yazmalı ama hep. İşte Murathan Mungan'da benim için o yazarlardandır. Örneğin Şairin Romanı kitabını da hiç unutmayacağım ve şiddetle tavsiye edebileceğim bir romanıdır. Okumadıysanız edinin ve okuyun.
Bu kitabının türü hikaye. Ama Roman tadında hikayeler.
Olaylara bakış açısı ve örneklendirmesi çok şaşırtıyor. Öyle örneklerle anlatıyor ki; aaa evet aynen de böyle,  böyle hissetmiştim. "diyorsunuz.
Beni en çok vuran,  etkileyen ve düşündüren hikayeleri sonda yer alan ve ayna ile olan ilişkilerimizi örneklendirmesi, hikayelendirmesi ve doğru tespitler yapması......
Hikayeler biraz iç burkucu ama sıkıcı değil. Ben bir tek ilk Hikayesi olan Alice Star'ı beğenmedim, sıkıldım biraz ama sonrası... İyiydi...
Okuyun mutlaka okuyun derim.  

21.9.15

Uçurtma Avcısı Filmi...





Dün gece sinema kanallarını gezerken "Uçurtma Avcısı" filminin başlayacağına denk geldim. Sevinmedim desem yalan olur.
Çünkü kitabını okumuş, hatta yer yer bazı paragraflarda göz yaşı akıtmış ve bir solukta okumuştum kitabı. Hatta blogda yazdığımda " filmini izle" diye yorum yazanlar olmuştu.
Bir türlü kısmet olmamıştı. Ve dün görünce de çok sevindim. Ve saatimi ayarlayıp filmi bekledim.

Tabi biraz beklentim yüksekti filmden. Çok fazla detaylar yoktu mesela. Kitapda olan ama filme yansımayan çok kare vard. tamam diyeceksiniz ki kitap ile film çekimi aynı olmaz diye ama öyle değil. Film de bir kareyi o kadar çok dakika işlemişler ki diğer konulara zaman kalmamış gibi... Bilmem izleyeniniz var mı? Varsa ne düşünüyor?

Oysa kitapta anlatılan arkadaşlık, sadakat, ihanetden çok Emir'in gözünden kendi yaşadıkları ve kendi psikolojisi anlatılmış. Kitapta ikisinden de parçalar çoook fazlaydı.
 İzledim ve yine bazı sahnelerde gözyaşımı tutamadım........ Bir kere izlenecek filmlerden oldu. Eğer kitabı okumadıysanız önce kitabını okuyun bence.


Tabi filmi izlerken Afgan halkının çektikleri, çocukların ve kadınların özellikle yaşadıkları içler acısı.... Ne kadar zor bir yaşam sürüyor Ortodoğu'da ki insanlar..... Eminim hala geçerli olan şeyler vardır sadece filmde olanlar değil daha gözümüzün görmediği ne yaşam biçimleri vardır. Allah yar ve yardımcıları olsun. 


 İşte böyle noktaladım dün geceyi.... Filmden karelerle yattım gece ve hep düşündüm orda ki yaşamı, hayatı, çaresizliği, molla yönetimini...

14.9.15

İzlenesi filmler....

İyi haftalar blog.

Sonbahar kendini ne güzel de hissettirdi değil mi? çok severim esen havayı ve yağmuru. Tabi camdan izlemesi de ayrı bir keyif. Gündüzleri değil ama akşamları kız uyuduktan sonra camdan içeri dolan esen havanın kokusunun hissettirdiği tarifi anlatamam.....


 Eee tabi ruhumun bir tarafı hüzün olduğu için de seviyorum bu mevsimi galiba.....

Bu aralar eşimle uzun zamandır film izlemediğimizi fark edip, hatta ne kadra özlediğimizi anlayıp kendimizi evde sinema izlemeye adadık diyebiliriz.  :)))

Ya kızçemiz uyuduğunda izliyoruz geceleri, yada gündüz ayaktaysa biraz filmi bitiş saatinden yarım saat kırk dakka uzatmalı izliyoruz. :)))
Fark ediyorum ki Umay ne kadar çabuk büyüyor. Biz film izlerken yanımıza gelip oturuyor ve izliyor yada oyuncaklarıyla oynuyor. :)

Neyse lafı uzatmayayım dimi....

İlk filmimiz; Stephen Hawking'in okul dönemi, sonrası ve evliliğini anlatan bir filmdi. 2014 yılı yapımı The Theory of Everything - Her Şeyin Teorisi filmi.


Özellikle filmdeki S.Hawking'i canlandıran çocuk çok başarılıydı.
İzlerken ve film bittiğinde anlıyorsunuz ki, kişi isterse imkansız diye birşey yok..... Belki biz olsak bu harika bilim adamının yerinde çoktan hayattan vazgeçmiştik.
Gerçi boşuna olmamış S.Hawking.... azmi, hırsı, başarma azmi, vazgeçmemesi, zaman teorisi..... İzlemdiyseniz izleyin derim. 


Diğer film ise
Interstellar/YıldızlarArası/ 2014 yapımı bir film. 

Tabi artık böyle filmler izledikçe bilim adamlarının, bazı kuruluşların başka gezegende hayat, yaşam aradıklarını düşünmem iyicene pekişiyor. Çünkü Dünyamızı biz insanoğlu yok etmek için herşeyi yaptığımıza göre, bir gün tükenecek dünya, doğa ve yaşam için başka yer gerekecek...

Filmin senaryosu Fizikçi Kip S. Thorne'nun evrendeki 'Solucan Delikleri' teorisinden ilham alıyor...
Güzel bir film izleyin derim.


İşte böyle blogger. Yazımı yazdım, tabi yazıdan önce evi temizledim, kızçemi uyuttum ee yeni yazı da geldi, şimdi sıra balkonda esen havanın tadını Patasana/Ahmet Ümit okuyarak çıkartayım dimi. :)))

İyi haftalar... :)



10.8.15

Yanlış Alarmmış...

Ve bizim diş ateşi sandığımız  ateş bizi kandırmış.
Meğersem bizim kız rüzgar almış ve kulak ve boğaz iltihabı varmış.
İnternette okumuştuk ki birçok anne de yazmış. Eğer diş ateşi sandığınız ateş bir iki güne geçmiyorsa doktora götürün diye. Bende/izde takibe almıştık. 4.günün akşamı Umay'da öksürük başladı ve sesi çatallaştı.
Tabi bizde kıllandık acaba başka bir şey olabilir mi diye? Ki iyi ki işkillenmişiz...
Aslında bizi yanıltan Umay'ın hiçbir şekilde hastalık belirtileri olan keyifsizlik, uyku hali yada kulağını tutma durumlarının olmaması. Hatta hani sebepsiz ağlasa ağrısı olduğunda bağırsa koştururduk doktora. Sadece gece ateş olması ve diş çıkarma ayında olması  bizi engelledi.
Hoş doktoru ilk günlerde getirseydiniz belli olmayabilirdi dedi.  Bizde dedik ki ilk günler öksürük olmayınca biz hiç hastalıktan şüphelenmedik.
Neyse ki kızın huzurunu kaçırmadı bu durum.
Anlamış oldum ki bebeği yada çocuğumuzu çok iyi gözlemlemeliyiz. 
Cuma kontrol var bakalım kulak ve boğaz  ne durumda?
Tabi bizim kızın keyfi yerinde olunca hop Bursa kaçamağı yaptık arkadaşlara. İnsanın yanında rahat olduğu, kasmadığı dostlarının olması çok önemli. Gittiğimiz ev bahçeli olunca amanın Umay'a gün doğdu hep bahçedeydi hoş bir tek o mu bizde hep bahçedeydik. Bi yatmaya girdik eve.
Umay da kovalarıyla toprakta oynadı. Bide hamak keyfi yapmaktan vazgeçmedi. Bu kızın keyifli huyu aynı ben. 😂😂😂😂
Bilenler biliyordur Bursa'da; bizi ikidir Dobruca Kaya Tesisleri diye dere kenarı bir mekana götürüyorlar ki harika bir yer. O suyun sesi, o yeşillikler içinde ki masa da semaverden çay içmenin lezzeti.... Anlatamam size. Tabi masadaki dost sohbetini yazmama gerek bile yok.
Yolunuz Bursa'ya düşerse muhakkak gidin. Yemekleri de çok lezzetli.
Bugün öyle güzel bir doğa dan eve dönmek zordu ve blog.....
Kız uyudu,  bloğumda yazdım haydin bana müsade.
İyi geceler iyi haftalar olsun.

30.7.15

Kadın Olmak....



 Ne demek "Kadın halinle sen bir sus".....

Ki bunu diyen kişi hayatı, maneviyatı kendince sofu olarak yaşayan biri. En azından davranışlarından, konuşmalarından bunu anlıyoruz. Ki saygım sonsuz herkes ibadetini kendi yaşam biçiminde yaşar. Bana da asla laf söylemek düşmez. Konuyu nereye bağlayacaksın derseniz; Peygamber Efendimiz bile hep eşleri ile dertleşirken, fikirlerini sorarken bir beyfendinin böyle demesi ne kadar ayıp.

Ayrıca ben, biz kadınız diye neden SUSACAKMIŞIZ EFENDİM....

Kadınım diye hep ezilen olmak zounda değilim.
Sadece kocasının ev ve yatak işini görmek için yaratılmış da değiliz.
Evet fiziki olarak farklılıklarımız, kas kuvvet ve sayılarımız farklı olabilir ama fiziksel olarak,  yoksa akıl olarak farkımız yok. 
Kadınım diye pısırık olmak zorunda değilim.
Evet kadınım ama bir erkekten daha fazla sorumlulukları taşıyorum/z...
Veee kadınım diye SUSTURULMAK hiç hoşumuza gitmiyor......

Hani klişe bir laf var ya bu zihniyette erkekler yüzünden Dünyada kadın olmak hakikaten zor çok zor... Liste uzar gider boşlukları sizler doldurun.
Kimse de kusura bakmasın susamam... Hele haksizlık, adaletsizlik varsa bir yerde sırf kadınım diye ASLA susmam.....

22.7.15

Bizden haberler

Selam blog.  Son bir haftadır tatildeydik aileck.
Bir senenin yorgunluğuna o kadar iyi geldi ki deniz, kum, güneş ve aile ziyareti.
 Umay'da da keyifler pek bi yerindeydi. Başta hep kıyıda oynadı ve akşam üstü denize girdi. O da eğer etrafında denizde oynayan çocuklar varsa hemen denize girmek istedi. Gelmemize birkaç gün kala da sabahtan başladı denize girmeye ve çıkmak istemedi. Demek ki dedik biraz daha kalsak kesin su kuşu olup çıkacaktı yavrum.
Biz gittiğimizde kuzen de vardı annemlerde ve hep beraber gittik denize. Özellikle İz Tuzu Plajını tavsiye ediyorum. Bide biz tekne ile plajın arka tarafında denize girdik, su bir harikaydı. Caretta Caretta'larla yüzdük. Plaj fazla kalabalık olmadığında teknenin yanına kadar geliyorlardı Deniz Kaplumbağları.


 Onun dışında pek bi değişiklik yok bizde.


Ülke olarak yaşadığımız sıkıntılı dönem çok can sıkıntısı. Bir anne olarak yavrunu, doğur, büyüt, okut sonra gelsin bir terör saldırısı alsın hayatını elinden................

Oysaki ......... İçimden geçenleri başka bir yazıda anlatmak istiyorum...


Böyle işte blog ses vereyim istedim.

4.6.15

Yeni yasa hakkında.......Dini nikah serbestmiş ya hani........................

Şu güzel ülkem acep ne zaman gelişmiş ülkeler kadar ileri olabilecek; merak ediyorum....
" Daha çok beklersin" der gibisiniz, haklısınız da ama benim hala umudum var.....

Bilenler bilir fazla televizyon izlemediğimden gündemi biraz da geriden takip etmiş oluyorum. Zaten gündemde olanlardan da daha çok Facebook yada İnstagram hesabımdan görüyorum sonra da tv de bakıyorum...

Mesela şu yeni yasa ile "Dini Nikahta Resmi Nikah Şartı"nın kalkması gibi... Nasıl bozuldum, üzüldüm anlatamam. Çünkü zaten ülkemiz de kadınların adı yok bide bunu resmileştirdiniz mi iş tamam......

Evet sonuçta bir kesim var ki; evli olup da dini nikah yapıyor ikinci eşi adı altında,
Evet bir kesim var ki ; resmi nikah da neymiş diyor...
Evet bir kesim var ki; özellikle doğuda çok eşli yaşamı meşrulaştırmak için dini nikahı kullanıyor... kadının remi nikahı olmasa da olur... kadın dediğin nedir ki; evinin işini yapsın, çocuklarının anası olsun, gerekirse çalışsın... bir de üstüne gece olunca yatak da kadınlık görevini yerine getirsin ( nede olsa kadın için bu bir görev, kadınların cinsel istekleri, duyguları, hazları aslaaaa olamaz)
eğer görevini yapmazsa, kocasının gönlü edilmezse üstüne sopayı kesinlikle hak etsin.... vs...

Bu liste uzar...... Yasa aşağıdaki gibi olmuş artık. Varın siz düşünün artık küçük yaşta kızların nasıl evlendirileceğini ve bunu yasal hale uyduracaklarınıııı......................

Anayasa Mahkemesi, resmi nikah öncesi dini nikah yaptıranlara ceza verilmesini içeren Türk Ceza Kanunu'nun (TCK) ilgili madddesini iptal etti. Mahkemenin kararı, 4'e karşı 12 oyla alındı. Mahkeme, karara gerekçe olarak, düzenlemenin din ve vicdan özgürlüğü ile özel hayatın korunması ilkelerine aykırı olmasını gösterdi. Resmi nikah olmadan dini nikah kıyan imam ile çiftlere 2 aydan 6 aya kadar hapis cezası verilmesi öngörülüyordu.


Belki şehirde yaşayan, okuyan birçok kadın evet nikahsız oturmaz erkeğiyle...( Ama doğuda ki kadınları düşüelim.. zaten hiçbir hak talep edemiyorlar bu yasa ile herşeyleri ellerinden alınmış olacak. Ki resmi nikahlıyken erkekler boşanmak isteyen kadınlara neler yapıyor, hiçbir hakkını vermiyor... Hal böyleyken neler gayri yasal olur düşünün....

Çok kötü bu yasa çoookkkkkk.......................
Evet nikah belki bir tercih meselesi olabilir, evet kendi isteğiyle ister dini nikahlı ister nikahsız birlikte yaşayabilir çiftler. Asla yadırgamıyorum.
Benim derdim kadın haklarıyla ilgili, yasada bile kadın hakkını zor savunuyorken bu yasa ile hepten hak savunamayacak olması ile ilgili....
Yoksa isteyen elbet başka hayatları rahatsız etmeden istediği gibi yaşayabilir...

Vs..... işte böyle aklım kızdı bu işe burdan da paylaşmak istedim.....