Ağır Kitaplar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Ağır Kitaplar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

23.1.23

Haftaya Dair.... biten kitaplar.

 Selammmmm 🪷

Moda Parkından gökyüzü 


Yeni yıla bu senede hasta girdim 😬

Yeni yıl haftası öncesi babam geldi. Dönecekti ki Umay kız " dedoş, nolur gitme beraber girelim yeni yıla" deyince .. eee torunlarda baldan tatlı olunca 🤭 beraber girdik yeni bir seneye.... Önce babam,.sonra ben sonra da beyim hasta oldu. Allah'tan iki güne toparladım da, soframizi kurup kayınvalidemleri de çağırıp, güzel bir akşam yemegi ile yeni yıla "merhaba" dedik .... 

Sonrasında arkadaşı ile döneceğinden, bir hafta daha kaldı babam ve giderken görmeniz lazımdı.... Nasıl mutluydu İstanbul'dan gideceği için... Canım benim yaaa; kızım siz beni anlamıyorsunuz daralıyorum İstanbul'da diye diye gitti.... Haklı tabi, burada eve kapanıp kalıyor, oysa ki Ortaca'da olsa, sabahtan kahveye ,ordan çarşıya ordan Dalyan'a, hafta da bir gün pazarını yaparken hafta bitiyor... En azından arkadaslari ile çay içip sohbet ediyorlardı. Evet burası da evladinin evi ama onu çok iyi anliy.... Hepimize iyi geldi bu buluşma diyerek vakit geçti bitti.☺️💫

Yarı yıl tatiline de hızlı giriş yaptık... Onuda artık başka sefere anlatırım ☺️



Bu sene okuma grubumuzla tekrardan Kurtlarla Koşan Kadınlar okuyoruz.  Diğer arkadaş grubumuz ile Tanrılar Okulu okuyoruz. Ben artık 3.ye dönüyorum ama bazı kitaplar belirli aralıklarla tekrar okunmalı ve bu kitaplar da o kitaplardan .📖



"Daha önce , dedim, yolunu bulmanın, ilerlemeye duyulan inanca ve geride bıraktıklarınızın yerinin değişmeyeceği varsayımına ne ölçüde dayandığını fark etmemiştim."

🎤 Övgü ile üçleme; erkeklerin açık ve gizli güç gösterileri içinde kadınların nefes alma çabasının giderek daha çok belirginlik fark ediliyor....Faye, çeşitli karakterlerle karşılaştığında onlarla konuştuklarını anlatan kurnaz bir hikâye paylaşımcısıydı. Uçaklarda ve konferanslarda, insanlarla yaptığı konuşmalarla onların hayat hikâyelerini ve sırlarını ortaya döküyor, ancak kendisi hakkında çok az şey anlatıyor. Üçlemenin son kitabı #övgü
🎤 Üçleme hakkında şunu da belirtmek isterim ki; çok sesli koro gibi kitap. Ve anlatılanlardan ara ara kopabiliyorsunuz, o yüzden ara vermeden okumak gerekir. Ve umarım yanlış anlaşılmam söyleyeceğim şey konusunda; bu kitap her okuyucuya hitap etmeyebilir... Tamamen okuma tarzınıza ilgili.....çünkü kim, kimdi olabiliyorsunuz bu incecik kitapta ve bazen konulardan bağımsız başka bir hikaye okuyabilirsiniz....
 Bir kaç alıntı daha paylaşmak isterim:

🎤🎤🎤Fark ettim ki çocukları en çok sevenler onlara genellikle en az saygıyı gösteriyor.....
🎤🎤🎤"İnsanlar hakkında söylenebilecek bir şey varsa," dedi Ryan , "o da, özgürleşmeyi ancak özgürlük kendi çıkarlarına olduğunda tercih edeceklerdir."
🎤🎤🎤 
#gulsahinkitapligi #satirarasiokumalar2023



Jack London tarafından 1910 yılında yazılır #kızılveba 1912 yılında London Magazin’de “tefrika” edilir ve 1915 yılında Macmillan Yayınları tarafından yayımlanır.
Ve kitapta geçen veba salgınının yılı "2073" böyle hayal güçlerine bayılıyorum..... Vebadan kurtulan dedeciğin torunlarına veba öncesi yaşamı ve sonrasını anlattığı hikayemiz, distopya...... 
Kısa ama öz çok şey anlatan kitabı içim ürpererek okudum... 
Arka kapakta şöyle der;
Yıl 2073. Kızıl Veba’nın, dünya nüfusunun neredeyse tamamını yok etmesinin üzerinden altmış yıl geçmiştir. Geçmişe dair tüm yaşanılanlar büyük ölçüde unutulmuş, insanlığın binlerce yıldır sürdürdüğü gelişmeler tarih olmuştur. O günleri sadece bir kişi hatırlar: İhtiyar James Howard Smith. Batıl inançlarla dolu bu vahşi gelecekte, torunları ondan salgından önceki hayatı anlatmasını ister… anlattıklarına her ne kadar inanmasalar da.
 
Bu edisyonda “Kızıl Veba” ile birlikte Çin’in süpergüç, biyolojik savaşın tek çözüm olduğu başka bir gelecek tahayyülü sunan bilimkurgu öyküsü “Görülmemiş İstila” da kendine yer buluyor.



25.10.22

Biten Kitaplarım.....


 🪟 Sonunda kendi çöplerinin arasında oturuyor buluyorsun kendini.......🪟

Serinin 2.kitabinda Faye iki oğluyla Londra'ya taşınır....
Ve daha önce de orada bulunduğundan tanıdıklari ile karşılaşır....
Anladığım kadarı ile kitaplar da süreklilik yok... Yani anlatıcı Faye aynı ama bir sonraki kitapta devam gibi değil de daha çok akışına bırakmis gibi yaşananları. İşte,  bu anlatım çok hoşuma gitti.
Hatta Faye'den çok karşısındakilerin yaşamlarına, yaşadıklarına tanıdık oluyoruz.... Anlatandan çok dinleyen biri Faye...
Altını çizdiğim, çok fazla varoluş üzerine cümleler vardı.
Mesela;
🪟🪟 "Kader, dedi, doğal durumu içindeki gerçektir sadece. İşleri kadere bırakırsan uzun zaman alabilir, dedi, ama kaderin yürüttüğü süreçler kesindir ve acımasızdır..." 🪟🪟
🪟 Acı gerçek şu ki, diyordu, bu içinde bulunduğumuz bilim ve inançsızlık çağında, önemli olduğumuz duygusunu kaybettik. Kendimize ve başkalarına karşı acımasız olduk, çünkü sonuçta bir değerimiz olmadığına inanıyoruz..."🪟

Çok fazla kader, kadın, mecburiyetler üzerine cümleler vardı, çok  düşündüm okurken....
#gulsahinkitapligi #rachelcusk 

 


 Ayrıntı Yayınları'nın "Ağır Kitaplar" serisinden #insanlığınmahremtarihi
Kitapta daha çok insanların bu kadar teknoloji içindeyken bile duygularında, davranışlarında nasıl da hâlâ çok eski çağlardan kalma hislerle hareket ettiğine dair bölüm bölüm mücadelesini anlatıyor...
Zeldin'in unutulmuşlar tarihi, insanların hayata ve kendilerine ezelden beri bugünkü gibi bakmadıklarını göstermekle kalmıyor, umudun tükenmeye yüz tuttuğu noktada insanlığın imdadına yetişen şeyin her zaman yeni bakış açıları, yeni düşünce biçimleri ve yeni yaklaşımlar olduğunu da

👫🏻👫🏻 Okurken roman gibi değilde bölüm bölüm okursanız daha iyi ilerliyor. 25 bölümden oluşuyor kitap.
👫🏻 Her kuşak yalnızca kendisinde var olmadığını düşündüğü şeyleri arar ve yalnızca önceden bildiği şeyleri kabul eder. İşte bu düşünceden yola çıkıyor kitap....
Zevklerimiz ve köklerimiz nereye dayanıyor? Önemli bir soru?
Kitap bugünün insanının kafasında yaşamını sürdüren geçmişi ele alıyor ve özellikle kadınlar aracılığı ile anlatıyor.... Çünkü hem değişime çok daha açık kadınlar ve en çok kadınlar toplum tarafından elestirilip, baskıya uğruyor.....

 ARKA KAPAK;

İnsanlığın Mahrem Tarihi, insanlık hafızasını tazelemeyi amaçlayan bir unutulmuşlar derlemesi, tarihe geçenlerden çok geçmeyenlerin tarihi.Zeldin, insanlığın unutulmuş anılarını gün ışığına çıkararak, köşeye sıkıştığı noktalardan çıkış yolları bulabilmesi için insanoğlunun ufkunu genişletmeyi ve modern zihinlere yerleşmiş yanılsamaları yıkmayi deniyor.Zeldin'e göre her kuşak, tıpkı kendisinden önceki sayısız kuşak gibi, dünyaya kendi çağının gözlüklerinden bakarak binlerce yıllık insanlık deneyimini boşa harcıyor. Kendi atalarının sınırlı ve kolay kolay değişmeyen hafızasını kullanmayı tercih ederken, geçmişin karanlığına gömülüp giden koca bir insanlık hafızasından yararlanma fırsatını kaçırıyor. Bu fırsatta yatan en değerli hazine, hayatın kendi çağımızın ışığıyla aydınlanmış görüntüsünün değişmez bir son durak değil, beklenmedik dönüşler yaparak ilerleyen insanlık tarihinin rastgele bir noktası olduğunu keşfetmek. Zeldin'in unutulmuşlar tarihi, insanların hayata ve kendilerine ezelden beri bugünkü gibi bakmadıklarını göstermekle kalmıyor, umudun tükenmeye yüz tuttuğu noktada insanlığın imdadına yetişen şeyin her zaman yeni bakış açıları, yeni düşünce biçimleri ve yeni yaklaşımlar olduğunu hatırlatıyor.Kayıp insanlık hafızasının içinde kolayca tarihe gömülen bu zikzaklı geçmiş, Zeldin'e göre, insanlığın gelişiminde her zamankinden daha umutsuz olmamızı gerektiren bir noktada durmadığımıza işaret ediyor.İnsanların tarih boyunca aşka, dostluğa, sekse, korkuya, mutluluğa, zamana ve yalnızlığa karşı pek çok farklı bakış açısı geliştirdiğini, iyimserlikle kötümserlik, merhametle acımasızlık, hoşgörüyle bağnazlık, diğerkâmlıkla bencillik, merakla uyuşukluk arasında her zaman gidip geldiğini bilmek, çağın gözlüklerinden kurtularak yeni gözlükler edinme fırsatını hazırlıyor. İnsanoğlunun duygular dünyasında keşfe çıkmaya her zamankinden daha istekli olduğu bir çağda Zeldin, duygular tarihinin kuytularına ışık tutarak, insanlık hafızasını tazeliyor.Son iki yüz yılın etkileyici teknolojik patlamasına rağmen insanoğlu, özel hayat kulvarında pek çok bakımdan hâlâ emekleme çağını sürüyor.Zeldin bize kıyamete doğru sürüklenmekte olmadığımızı, bildik insanlık mücadelesini sürdürdüğümüzü haber veriyor ve özel hayata yönelik yeni bakış açıları, insanlar arası ilişkilerde yeni bağlılıklar, amaç duygumuzu yeniden kazanmakta kullanabilecegimiz yeni yöntemler öneriyor.Kötümserliğe direnenler İnsanlığın Mahrem Tarihi'ni sevecekler.



Ne yazacağımı düşünürken, kitabın arka kapak yazısının tam da ne okuduğumun, ne anladığımın özeti olduğunu fark ettim... Gerçek bir hayat hikâyesinden yola çıkarak yazılma bir kitap #sonnyboy
Acı, kaçış, ayrımcılık doku bir yaşamda hayatta kalma mücadelesi, sevgisinden vazgeçmeyip direnen bir kadın Rika ve sevdiği siyahi adamın, çocuklarının hikâyesi.....

Orta sınıfa mensup, hayatı düzgün akıp giden dört çocuk sahibi Rika, kocasından ayrılır ve kendi işini kurup ekonomik bağımsızlığını kazanır.
Yine de “sıradan” sayılabilecek hayatı, Surinamlı, kendinden çok genç Waldemar’a âşık olmasıyla, üstelik ondan bir “gayri meşru” çocuk sahibi olmasıyla rayından çıkar. Bu çocuk aslında Avrupa’nın bir metaforudur: Halkların büyük bir savaşla birbirini yok etmeye hazırlandığı, ırkçılığın herhangi bir bireysel farka tahammül edemediği bir dünyada, bir yandan Avrupa içinde gelişen alternatif hayatların bir simgesi, daha sonraki yılların büyük göç dalgalarıyla kıtanın melezleşmeye başlamasının belki ilk mütevazı işareti olan müthiş aşk çocuğudur Sonny Boy.
Rika ve Waldemar’ı hapishaneler ve toplama kamplarında geçen zorlu aylar, geride bıraktıkları Sonny Boy’u ise çok zor bir hayat bekler.

8.10.19

Marcel Proust Kayıp Zamanın İzinde Swann'ların Tarafı ...






Ve" Marcel Proust Kayıp Zamanın izinde" serisinin birinci kitabını 3 arkadaş okuduk.
Aslında tek kelime ile söyleyebileceğim "edebi bir şölendi" kitap.... ve bundan sonra ki kitap seçimleri hep bir üst seviye olması gerekecek.....
Kitap bitti ama Swann ve anlatıcının yaşamı, hayata bakışı hala beynimin içinde.
Nette çok fazla detaylandırmışlar. Ben kendi yazımda daha çok hissettiklerimi, bende bıraktığı izleri paylaşmak istiyorum açıkçası.

Aslında uzun zamandır okumak istediğim bir seri idi kitap. Sırada "Dante/İlahi Komedya, Tutunamayanlar, Niteliksiz Adam, Faust" var.... ve artık çok bekletmek istemiyorum.
Arkadaşım bu seriye başlayacağını paylaşınca "bende okumayı çok istiyorum aslında" deyince, "beraber okuyalım" dedi.
Bende hemen "oluuurrr" dedim.  :)

Okuması, okunması geçekten de zor bir kitap. Aslında yazar çok fazla yabancı kelime kullanmamış lakin öyle uzun cümleleri ve anlatımı var ki aklım hayran kaldı kendisine...... tabi böyle deyince gözünüz korkmasın.....tadı damağınızda kalacak bir seri kitap....

Örneğin büyük annenin an'ın tadını çıkarttığı sahnelerin anlatımı, anlatıcının bir çay ve bisküvi yerken ki anılarını ve kendisinde bıraktığı izleri anlatımı......

Tabi bunda Proust'un yaşamı da çok etkili sanıyorum. Sonuçta hastalık dolu günleri olmuş, ailesi köklü bir aile...babası bir çok başarıya imza atmış.....

Kitapta geniş aile modeli de yaygındır. Bir de o dönemin sanata bakışı, evler de piyano çalınması, sanattan, resimden ve müzikten konuşulması, davetler... bolcana var.
Tabi geriye döneüşler, zamanın değeri, anlık olaylar ve bazı detaylar hem satır arasına hem de detaylarca anlatılmış.
En çok dikkatimi çeken ailelerin kibri, kendilerini yüksek görmeleri....yargılamak deseniz "oooo" ama bunlar öyle bir anlatılmış ki, yazıya öyle bir dökmüş ki yazar aklınız hayret ediyor.

Böyle işte....çıktık bir yola...... :)

"1871 Temmuz'un da dünyaya gelen ve Kasım 1922'de geçirdiği zatürre sonucu akciğer apsesinden hayatını kaybeden, tam adı Marcel Valentin Eugene Georges olan Proust kimileri için parlak kimileri için ise okunması güç bir yazardır."
devamı için tıktık...bu sayfadan alıntıdır
zamanı-saçma-sapan-kullanmayın-listelist

Evet evet aynen böyle demiş. Gazetelerde iki cümleye sığdırılan intihar haberlerini hiç sevmezmiş. Kim bilir o intiharın arkasında ne tetikleyici sebepler vardır diye düşünüp, utanmasa her haber üzerine bir kitap yazacakmış. Proust için bir kurabiyenin ağızda dağılması bile bir hikaye olabilecekken bizler için bir intihar haberi iki cümlede son bulabiliyor ve biz mi zamanı iyi kullanan oluyoruz, bırak allasen. Proust’un deyimiyle “yaptıkları iş ne kadar aptalca olursa olsun, o işi yapmaya ‘hiç zamanları yok’muş gibi davranıp bundan tatmin olan ‘meşgul’ insanlar”ız. Ölümünün son anına kadar Kayıp Zamanın İzinde’yi yazmış ve bu kitabında (çetrefilli bir yolla olsa dahi) zamanı boşa harcamayı boşverip hayattan nasıl keyif alırız onu göstermeye çalışmıştır.

Kayıp zamanın izinde

kayıp-zamanın-izinde-listelist
20.yy’ın en önemli eserlerinden kabul edilen, dile kolay 17 senede yazılmış, yarı-otobiyografik, 7 ciltlik bir Proust şaheseri. Dünyanın en uzun mektubu diyebiliriz. Bir kurabiye yerken diliyle damağı arasındaki o hissiyattan yola çıkıp çocukluğundaki kahvaltılar üzerine ya da derin uykuya geçiş gibi hayatımızdaki küçük detaylar için sayfalar ayırmıştır. Kimine göre geçmiş zamanı kimine göre boşa geçmiş zamanı işler bu kitap. Proust, algı hafızası sayesinde çocukluk, ergenlik, orta yaş ve yaşlılık dönemlerinden istediğine kendini ışınlayıp en ince detaylarına kadar o günlere geri dönebiliyor ve kayıp zamanı bize betimliyor. Proust tarafından bu koca kitabın okunmadığı da bir rivayettir.









12.8.19

Haset Ve Şükran / Melanie Klein

Selam.
Metis Yayınlarının "Ötekini Dinlemek" serisi adı altında çıkan ağır kitaplardan. Kitap isimleri çok önemli bence.... Bazı tiyoları da veriyor biz okuyucuya.
☘ Kitapta bahsedilen "Haset Ve Şükran" duygularının nasıl da doğum öncesi, doğum ve sonrası anne ile olan ilk temasa ve devamına dayandığını anlatıyor.

☘☘ Hatta okurken dedim ki; eğer bu kitabı "İri Memeler Geniş Kalçalar" ı okumadan önce okusaydım orada ki çocuğun meme bağımlılığını daha iyi anlardım.....
☘☘☘Hayatlarımıza, kendi kişisel deneyim alanımıza, ana babalarımıza, onlarla ilişkilerimize, zor büyüme yıllarımıza dair bir bilgi birikimi var kitapta.
👩‍👧 Annelerimizin hayatımızda ki rolleri çok önemli. Okurken kendinizi sorguluyorsunuz.
Bazı kavramları asıl anlamlarından nasıl da farklı kullanıyoruz. Mesela; Haset ile kıskançlığı birbirine karıştırmamız gibi....
Günlük hayatımız da çoğunlukla "haset" olan duygumuzu "kıskançlık" duygusu ile dile getiriyoruz....
Benim tek sıkıntım yazın okunmamalı biraz ağır ilerliyor çünkü bahsettiği şeyler önemli kuramlar. Freud,  Freud'un kızı ile çalışmış bir yazar. Özellikle Psikiyatri ve psikanaliz alanında yüzyıl boyunca yazılmış temel yapıtlara dayanıyor anlatılanlar.
👩‍👧 #melanieklein  Nesne İlişkileri Okulunun kurucusuymuş.

2.7.19

Huzur Ahmet Hamdi Tanpınar

Aslında uzun zamandır elimde olan bir kitap "HUZUR/ Ahmet Hamdi Tanpınar"......

Daha önce " Saatleri Ayarlama Enstitüsü"nü okumuş ve hayran kalmıştım kalemine...
Arkadaşım bahsetmiş ve bende "okumalıyım" demiştim Huzur kitabı için. Sonra aldı bana da sağ olsun. 😊

Başladım kitaba lakin yaz dönemine denk gelmesi sekteye uğrattı pek tabi...
Çünkü artık tüm gün evde bizim çitlembik ve zamanım onula keyifle geçiyor. Evet ara ara yorucu oluyor,  çünkü parklarda ve dışarıda çok uzun saatler kalıyoruz... Ee vakitte keyifle geçiyor. Derken akşam da ertesi gün okul olmadığından biraz daha geç yatıyor.
Bana kalan zamanda ya eşimle dizi- film izliyoruz yada bazen sessizlikte balkonda oturuyorum.
Tabi böyle olunca da daha yavaş okuyorum.
Bunda Huzur kitabının dili de etkili oldu. Okurken daha yavaş ve sakin okudum.
📕 Türk Klasikleri kitaplarımıza biraz ön yargılıyım. Çünkü aklımda kalan,  ortaokul yıllarımızda okuduğumuz Kemalletin Tuğcu tarzı hep acıklı hikâyeler oluşu. Okurken hem çok daralır hem çok üzülürdüm. O yüzden Türk Klasikleri eksiğim fazladır.
 Ahmet Hamdi Tanpınar ise tam anlamıyla ruha işleyen bir yazar.
Hele o kullandığı kelimeler,  cümleler ve bakış açısı yok mu?
🍃 Kitapta neler yok ki.... Hele o eski İstanbul sokakları,  insanları, muhabbetleri.. Okurken size de geçiyor.
Konusuna gelince; Mümtaz'ın  hayatı, hayata bakışı,  aşkı Nuran , dostları,  sohbetleri, muhabbetleri....
Hele o kelimeler üzerine yapılan sohbetleri, fikir alışverişleri.....
İsminden de anlaşılacağı üzere temel nokta kahramanımız Mümtaz'ın huzura kavuşturacak iç nizami araması baz alınmış. Tabi bu aranırken aydın olma yolunda ilerlemeleri, ileryememeleri üzerine hayâl kırıklıkları... Derken o kadar özendim ki o sohbetlere.....
Arka kapakta şöyle der:

Huzur'un kahramanlarından Mümtaz, roman boyunca kendisini "huzur"a kavuşturacak bir "iç nizam"ı aramaktadır. Eserde hastalık, ölüm, tabiat, kozmik unsurlar, medeniyet, sosyal meseleler, çeşitli ruh halleri ve estetik fikirler iç içe verilir. Ancak bütün bunların üzerinde romana hakim olan Mümtaz'la Nuran'ın aşklarıdır. İstanbul, bu aşkın yaşandığı çevre olmaktan çıkarak, adeta bir roman kahramanı gibi ele alınır.


Okurken sık sık hissettiğim,  evet her zaman huzur, mutluluk, keyif yok yaşamda. Olmamalı zaten de. Yoksa bu kadar düşünce, sabır,  yol bulma çabaları ortaya çıkmazdı. Her ne kadar olaylar sevgi çevresinde dönse de bir döneme tanıklık ediyoruz.
Çok sevdim çok Huzur kitabını.

16.4.19

Kün Sezgin Kaymaz ve Mine Söğüt kitaplarım....

 Bir kaç sene evvel listeme eklemiştim "KÜN SEZGİN KAYMAZ" kitabını. Hatta Handan Abla da önermiş baktım geçmiş yorumlara  😊

Sonra okuma grubumuzun Nisan ayı kitabı idi. Ve bu vesile ile kitabı alıp okudum  
Tabi listede bir tık daha atmanın keyfi de başka oluyor. Liste uzun daha alınıp  okunacak kitap çooook ..... 

Bakele "Öykü" kitabını okumuş ve kitaba ismini veren öykü dışında sevmemiştim. Tabi bunda benim öykü okuyamama durumumda etkili.

Nasıl anlatsam nereden başlasam ...
Kitap grubunile okuduk ve herkes çok sevdi kitabı. Geçen gün arkadaşımla konuşurken dedi ki ; kapak fotoğrafı ve ismi aslında çok da konuyu anlatmıyor  Gerçekten de düşünce öyle.
Çünkü biraz araştırma yaptığın da "KÜN" birçok anlama geliyor dedi.

Benim fikrime gelince..... Kitabı çok beğendim. Hele o şive ve konuşmalar yok mu? Hele o başlangıçtan ki o sperm ve döllenmeye dair anlatım, okurken kelimeleri iğreltmeden anlatması
Evet kitapta bolca küfür, belden aşağı sövme var ama yazar öyle ustaca yazmış ki sanki oradasınız ve o şive ile normal, olağan konuşuyorlar.
Yer yer çok güldüm köpek Çeto ile Hüdai Ağanın konuşmasına ..... Sonlarında gözlerim yaşarsa da... Vermek istediği duyguyu çok güzel anlatmış 
Mesela dini kullanarak nasıl da bir halkı hele hele okumamış, köy halkını nasıl da kandırabiliyorsunuz... Nasıl da inandırıcı olabiliyorsunuz.
Bir yandan da cami imamı ile inancı daha az olan birinin hayata bakışı, duruşu  ahlakı ve yardımseverliği öyle güzel anlatılmış ki......

Aklımda öyle yer etti ki kitap anlatamam.....


Sonrasın da Mine Söğüt okudum  Yine içim dağlandı.....

Anladım ki üstüste okumamak gerek... Çünkü kelimeleri öyle güçlü ki...... Hele Deli Kadın Hikayeleri'nde ki çizimler harikaydı ..... Hikayeleri demiyorum bile.....

Şahbaz'ın Harikulade Yılı 1979"u okurken ... Çok hüzünlendim yer yer.... İçim bazen öfke ile doldu, ara ara gözyaşlarım aktı .....


Öyle işte.....

22.2.19

Gergedan 🦏 Mine Söğüt

Selam.

İlk  "Beş Sevim Apartmanı" ile tanıdım kendisini. Ve resmen kelimelerine ve bakış açısına hayran kaldım.
Zaten böyle güçlü kadınlara ayrı bir hayranlığım vardır.
Sonra Madam Arthur'da daha fena hayran kaldım kendisine. Sıra da "Deli Kadın Hikayeleri" var.
Sanıyorum Mine Söğüt'ü de seven çok seviyor yada sevemiyor  Çünkü yazıları, hikayeleri hep gerçeklere dair ve biraz da böyle insanın kafasına kafasına  yüreğine vuruyor ....
Farkındalığı daha da arttırıyor ...


İşte böyle..... Okumadıysanız bir şans verin derim.

Ne desem nasıl desem, nasıl anlatsam!
#minesöğüt #gergedan #büyükküfürkitabı kitabı ile yine yapmış yapacağını..... Dün geceden beri aklımın içinde dolaşıyor cümleler... Örnekler....
🦏 🦏 Kitabın bana hissettirdiğine gelirsek; hüzün, sinir ve evet ya insanoğlu böyle işte... Cümleleri oldu. Gerilimli bir kitap... Gerçekler bir bir kısa kısa ama tamda yerinde cümlelerle anlatılmış. Zati kalemine hayranım bu kadının şimdi daha bir hayran kaldım.
🦏 Tek bir cümle ile son vereyim çünkü yeni çıkan bir kitap ve uzun uzun anlatmak okuyacak olanlar için iyi olmaz....
🦏🦏🦏🦏🦏🦏🦏
"Öyle kolay pes etmez küfrü duasından büyük olanlar."

18.6.18

1984 Georgia Orwell Kitabı...

Geçtiğimiz ay okuyup bitirdiğim bir kitaptı "1984"
Çok etkilendiğim, bazen de okurken zorlandığım, sıkıldığım bir kitap oldu. Öyle durumlarda da okumayı bırakıp başka bir kitap okudum yada müzik dinledim.
Daha önce "Hayvan Çiftliği" kitabını okumuş ve bakış açısına hayran kalmıştım Orwell'in.
Tabi bu kitabı ağır biraz hatta ön sözünü yazan çevirmen, hayatının belirli zamanlarında bir kaç kez okıdığunı ve her okuyuşunda farklı bakış açıları kazandığını yazmış. İnternette de buna benzer yorumlar okudum.
Tabi çok da hayal diyemiyorsunuz okuduklarınıza. Her ne kadar distopya tarzı bir kitap olsa da zaman zaman ülkelerin benzer şeyler yaşadıklarına şahit oluyoruz.
Düşündüğüm de gerçekten de bir şeyi ne kadar çok tekrarlarsak tekrarladığımız şeye inanma olasılığımız artıyor.....
Tıpkı 1984 kitabında olduğu gibi...

.



14.3.18

Biten Kitaplar Ve Günce....

Bahar yorgunluğu geldi çattı beni de buldu 😳
Elim kolum kalmıyor.... Nasıl bir tembellik var üstümde anlatamam.
Ama gelsin bahar, açsın çiçekler, cıvıldasın kuşlar. :) ( sabah sabah şiir gibi oldu yahu)
Bu aralar pek sıkılganım, keyfim de yok o yüzden direk okuyup bitirdiğim kitapları anlatayım size.
Belki okuyanınız vardır yada okumayanınız...
 Gece sinema kanallarında gezinirken Hemingway Ve Gellhorn filmine denk geldim ve izledim. Gerçekten de yazar çok zor bir karaktermiş aslında....Bir kadın olarak en zoru da çapkınlığı ve içki alışkanlığıdır diye düşündüm....



 HEZEYAN/ LAURA RESTREPO 
Hezeyan kitabı biraz yorucu oldu benim için. Konusuna gelince işsiz bir Profesörün iki günlüğüne çocukları ile tatile gitmesi ve dönüşte de telefonunda bir mesaj ile karşılaşması....
 Eşi yine bir kriz geçiriyordu ve otel odasındaydı. Gelip onu almasını istiyordu telefonda ki ses...
Sonrası olaylar başlıyor.
Kadın yine bir hezeyan atağı geçiriyordu ve ağzını bıçak açmıyordu.
Okurken daraldım, korktum ve ne zor bir karakter ve yaşam dedim. Ve eminim gerçek dünyaya döndüğümüzde ruhları hasta olan kişiler yok mudur? 
Kitapta yer yer eskiye sıçramalar da var ve aslında kadının dedesinin de bu şekilde buhranlar geçirdiğini öğreniyoruz...
Ara ara aile yaşamı ara ara da kadının günlük yaşamınına dair anlatıyor kitap. Tabi bu arada ülkenin yaşadıkları, olanlar, olaylar da vurgulanıyor.
Yarın hayat hikayesine baktığımda aslında yazdığı kitap normal dedi.
Arada kaldığım bir kitap oldu.
Bir de Ayrıntı Yayınları'nın çevirdiği eserleri kaliteli buluyorum, tek sıkıntım romanları " düz yazı" mantığın da çevirmeleri...
Okurken yorucu oluyor zaman zaman.

KİTAP TANITIM YAZISI;

Laura Restrepo, gerçeklikle düşselliği, tarihle haberciliği bir araya getiren tarzıyla tam da Güney Amerika edebiyatının büyülü gerçeklikle kirli gerçeklik arasındaki sınırında duruyor.  Kurmacanın verdiği özgürlükle, gerçekleri kendi yorumlarını katarak genişleten Restrepo romanlarının ikili bir karakteri var: Katı bir gerçekçiliğe karşı zengin bir hayal dünyası. Restrepo, bu romanında, klasik tragedyalara özgü temaları kullanmış. Ön planda okuru hemen içine çekecek bireysel dramlar; gizem, aşk, ihanet, karmaşık ilişkiler yer alıyor. Arka planda ise Kolombiya’nın çatışmalı ve acılı tarihi...Hezeyan, savaş ve yolsuzluk nedeniyle zarar görmüş bir ülkenin çaresiz insanlarının hayatta kalmak için verdiği gündelik mücadeleyi anlatıyor. Umudunu hiç yitirmeyen insanlar bunlar; önlerindeki engelleri aşmaya yetecek kadar güçlü bir iradeye sahipler. Başarmak için ihtiyaç duydukları yegâne duygu ise yakınlarının sevgisi... Kolombiyalı yazar, gazeteci ve aktivist Laura Restrepo, Hezeyan adlı romanında bir kadının hezeyanlarla darmadağınık olmuş bilincinden ülkesi Kolombiya'nın tarihine bakıyor. 

E-Kitap olarak okuduğum bir kitap oldu Küçük Şeylerin Tanrısı


Başta anlayamadım biraz ama sonra okudukça okudukça..... nasıl muhteşem bir kitaptı. özellikle ikizlerin gözünden farklı bakış açıları ile hem ailevi hem toplumsal olayları okumak...
Öfkeye boğan, sorgulatan ve aynı zamanda hüzünlendiren bir roman arıyorsanız Küçük Şeylerin Tanrısı’nı ellerinize bırakıyorum. Başlamadan önce Hindistan’ın toplumsal yapısı ve tarihçesi hakkında az da olsa bilgi sahibi olmak, okumayı daha keyifli hale getirecektir.
Rahel ona hiç yazmadı. Yapılamayacak şeyler vardır; tıpkı insanın kendinin bir parçasına mektup yazması gibi. Kendi ayağına ya da saçlarına. Ya da yüreğine.
 Bu trajediyi okurken, çocuk olmanın hafifliğini sert bir darbeyle üzerlerinden atıp aniden büyüyen iki kardeşe üzüldüğüm kadar kimseye üzülmedim. Çünkü ne Ammu ne de Velutha, küçük Rahel ve Estha kadar çaresizdi. Hatta Ammu’ya bu sebeple kızdığımı bile söyleyebilirim. Asıl suçlunun o değil, sistem olduğunu bilmeme rağmen hem de. Ammu sadece, kadının değersiz olduğu bir toplumda, tacizin, istismarın ve değersizliğin çemberinden çıkamıyordu.
Sevdiğim bir kitap oldu.
Son kitabım da;

KAYIP ROMANLAR/ VEDAT TÜRKALİ

 Daha önce yazarın "Bir Gün Tek Başına" romanını okumuş ve o özgün Türkçe'sine bayılmıştım.
Kullandığı kelime ve cümleler etkileyiciydi.
Bu romanın da biraz Turgut Özakman'nın romanlarına benzettim.
Tabi yazar çok donanımlı ve iyi bir yurttaş olmak istiyor bana göre.
Bir dönem ve şimdi-geçmiş-gelecek gibi bu kitabı....
Tabi kitapta bir aşk hikayesi de var. Özellikle 80 yaşında olan doktorun yirmili yaşlarında olan Esme ile aşk yaşaması... tartışılır ama düşündüğüm de aynı dava d görüyorlar kendilerini ve boşlukları çok fazla.
Onun dışında böyle bir aşk çok zor ve yaş farkı çook fazla..........
Bir solukta okuduğum kitaplardan oldu bu roman da...

Yazım biraz uzun oldu idare edin artık beni, birikti paylaşacaklarım. :)
Selamlar,

12.6.15

Kurtlarla Koşan kadınlar kitabına dair....

Bu kitabın tanıtımını ilk Gülben Ergen'in İnstagram hesabında paylaştığı bir fotoğrafta gördüm.
Sonra biraz araştırdım ve enteresan bir kitap olduğunu fark ettim. Biraz daha araştırınca almaya karar verdim.

Gerçekten de kitapta çok ilginç, enteresan ve detaylı kadınlara, kadınların psikolojisine ve psişesine dair mitolojik öykülerle anlatımlar bulunuyordu. Yazar bu kitabını yazmak için 20 sene araştırma yapmış, öyü ve mitolijik öyküler dinlemiş, kendi ailesinden de öykülerle birleştirmiş. Tabi bu kitabı yazarken önce kendi içindeki kadına ulaşmış bence yazar. Kurtlarla kadınların benzer özelliklerinden de dem vuruyor yer yer. Çok alıntı yaptım kitaptan ve altını çok çizdim cümlelerin. Masallarla öyle güzel betimlemiş ki kadına dair özellikleri.
Kesinlikle kadınların okuması gereken bir kitap. Hele hele farkındala başladıysanız yaşamınıza dair, psikolojinize dair okumalısınız. Kitap biraz ağır. Konuları öyle okuyup geçemiyorsunuz. Roman gibi değil de başlıklar altında sindirerek okumak gerek.
Her konu başlığı altında bir öykü/masal anlatılıyor ve sonrasında yorumlara geçiliyor. Tabi bu masallar yer yer mitolojiden de alınıyor. Ama tasvirler, bakış açıları çok iyi. Zaten düşündüğünüzde ve özellikle dişi kurtlara baktığınız da kadınlarla benzer özellikleri çok fazla.  Çok fazla yazmak isterdim detay ama hangi birini yazacağımı şaşırdım.
En iyisi mi okuyun derim bu kitabı; yavaş yavaş, sindire sindire....


***********************
Ece Temelkuran çok güzel özetlemiş kitabı;



   
Yağmurlar, gemiler, düşler

       
Clarissa P. Estes'in yazdığı "Kurtlarla Koşan Kadınlar"ı, özellikle geleceği hayal ederken kendilerini tek kişilik maceralarda gören kadınlara şiddetle tavsiye ediyorum
    ---
   
    Kimi kadınlar, düşlerinde kendilerini yalnız görürler; bir başlarına. 16 yaşındayken mesela, henüz hayata yeni başlarken, sonradan fark edersiniz ki, o günlerde geleceğe ilişkin kurduğunuz düşlerde yalnızsınızdır. Çok kadın tanıdım böyle. İlk gençlik yıllarında gelecek hayalleri kurarken tek başına Kızıldeniz'e dalarken görmüştü kendini; bir evde bir sürü kediyle tek başına yaşadığını görmüştü; bir yük gemisine binip, siyah bir gocuk giyip tam güvertenin ucunda filtresiz sigara içerken görmüştü kendini. Kendilerini böyle hayal eden kadınlar sonra adamları ve çocukları nereye koyarlar? Neyse...
    Belki sonra unuturlar, rüyalarını "düzeltirler" ama aklı ve kalbi olan kadınlar gelecek düşlerinde kendilerini hep tek başına bir maceraya atılırken görürler. Sonra olaylar gelişir, belki bütün bunların pek de iyi bir fikir olmadığına kanaat getirirler. Ya da "bir gün mutlaka"dır işte, bilirsiniz...
    Siz o ilk düşünüzde, kendinizi yalnız başınıza hayal ettiğinizde nasıl görmüştünüz kendinizi? Sizin maceranız nasıldı? Ne zaman unuttunuz o hayali resmi?
   
    Kurtlarla Koşan Kadınlar
    Bütün tanıdığım kadınlara aynı kitabı öneriyorum iki haftadır. Israrla, neredeyse bıktırırcasına tavsiye ediyorum. "Sevgilim şöyle böyle bir adam. Ama onu terk edemiyorum. Suçlu hissediyorum" kendimi diyene... "Herif bana kazık attı. Şimdi duyarsız görünmem lazım değil mi? Öyle yaparsam çok gülünç görünürüm, değil mi?" diye çaresizce bir yanlışın içinde debelenene... "Şu işi çok yapmak istiyorum. Ama kesin tökezleyeceğim bir yerinde. Başlamasam daha mı iyi acaba?" diye sorana... "Hayatım kusursuz ama yine de mutlu hissetmiyorum kendimi. Bende bir yanlışlık mı var acaba?" diye düşünene... "Çocuk yapmak istiyorum ama beceremem diye düşünüyorum. Yani ya iyi bir anne olamazsam?" diye kuruntular üretene...
    Bu soruların hepsine iyi gelecek bu kitap, biliyorum. Bütün bu kadınlar, kendilerinde olan ama var olduğunu unuttukları, unutmaya zorlandıkları bir gücü anımsayacaklar "Kurtlarla Koşan Kadınlar" kitabını okuduklarında.
   
    Gizli bir kadın dayanışma örgütü
    Kitaplardan öğrenilmiş bir feminist manifestodan, katır kutur bir feminist jargondan bahsetmiyorum. Anneannelerimizden, onların anneannelerinden beri biriken bir kadınlık bilgisinden ve sezgisinden söz ediyorum. Elleriyle bu dünyayı yapan; çocukları, yemekleri ve işleri yapan kadınların biriktirdikleri bilgelikten ve kudretten... Bize unutturulmuş hayat/ölüm/hayat döngüsünden... Kendisine uzaklaştırılmış, ne kadar güçlü olduğu unutturulmuş ve birbiriyle dayanışması türlü yalanlarla engellenmiş bir cinsiz biz. Öyle güçlüyüz ki hatta çok korkutabiliriz herkesi. Zaten belki korktukları için en başlarda sakatlamışlardı bizi. Kitabın meselesi sakatlayanlardan intikam almak değil, en önemli yanı bu. Kitabın meselesi yeniden nasıl ayağa kalkıp, tamamlanmış bir kadın olarak nasıl yaşayacağımız ve nasıl kendimizi güçlü hissedeceğimiz.
   
    Jung, masallar ve kızlar
    Psikiyatri okuyup, Jung üzerine doktora yapıp sonra bütün dünyayı kadın masalları arayarak dolaşmış bir kadın, Clarissa P. Estes tarafından yazılmış kitap. Ayrıntı Yayınları'ndan çıktı. Biraz pahalı ama en kötü ihtimalle birkaç arkadaş birleşerek alabilirsiniz, almalısınız. Estes eski masalları yeniden okuyarak kadınların yazılmamış tarihine ve bu tarihten öğrenilmesi gereken hasletlere dikkat çekiyor. Yaralarınızı kendi kendinize nasıl saracağınızı söylüyor ve bunu yapmak için sizde yeterinden fazla gücün zaten bulunduğunu anlatıyor.
   
    Erkekler neden okumalı?
    Ortalıkta "kadın dünyasını yazan erkek yazar" furyası var ve hakikaten kadınların bunlara içtenlikle inandığını sanmıyorum. Sadece biraz çekici buluyorlar belki, belki biraz da erkeklerin kadınları nasıl gördüğünü, nasıl gördüğünü sandığını anlamak için okuyor olabilirler. Oysa kadınlarda anlaşılması gereken bir şey olmadığını, sadece onlarla birlikte "akılması" gerektiğini daha henüz hiçbir erkek yeterince anlayabilmiş gibi gelmiyor bana. Yaptıkları bir nehri durdurup debisini ölçmeye çalışmaya benziyor; nehirle birlikte akmak ise çok daha büyük bir güç gerektiriyor. Erkeklerin de işte, bu kitabı ne tür bir nehirle birlikte akabileceklerini anlamak için okumaları gerekiyor.
    Kendi içinizde şefkatli ve ılık bir yolculuğa çıkmak için bulunmaz bir fırsat! Şiddetle tavsiye ediyorum... Bilhassa geleceği hayal ederken kendilerini tek kişilik maceralarda gören kadınlara! Her yaştan kadına...


Kitap Hakkında

İnsanlık tarihi boyunca bastırılmış ve örselenmiş kadınların durumunu sosyal, kültürel ve ekonomik açıdan ele alan çok sayıda inceleme yapıldı. Her inceleme, kadınları ''tanımlama ve çözme'' açısından çok farklı yöntemler önerdi. Bu önermelerin ne ölçüde kadınların doğasını ilişkin isabetli ve farklı alternatifler olduğu ise tartışmalı.Clarissa P. Estes, Kurtlarla Koşan Kadınlar’da gerçekten farklı bir önermede bulunuyor, kadınlar için yalın, uygulanabilir ve doğal çözümler öneriyor. XIX. yüzyılla birlikte insanlığın doğadan kopuşu ve duygulara yer vermeyen kapitalist bir endüstri çarkının içinde kayboluşundan yola çıkarak, kadınların yapması gereken ilk şeyin içindeki doğal sesi keşfetmek olduğunu söylüyor ve kadınların içlerinde yatan sınırsız güç ve yaratıcılığın, kurtların doğal yabanıllığında yattığı savını ileri sürüyor. Kadınların çoğu zaman farkında olmadan içselleştirmek zorunda bırakıldıkları eziklik ve yetersizlik duygusuna, bastırılmış cinsel güdülerine çok değişik bir malzemeden yaklaşıyor: Masallar! İnsanlığın ortak bilinçaltının aynaları olduğunu düşündüğü masallar aracılığı ile kadın psişesinin derinliklerine iniyor ve birçok açmazdan kurtulmalarına yardımcı olacak masal tadında terapiler uyguluyor.Estes’e göre, kurtlarla kadınlar arasında, vahşilikleri, zerafetleri ve içinde yaşadıkları topluluğun üyelerine duydukları bağ açısından psişik bir benzerlik vardır. Kurtlar ve kadınlar arasındaki bu benzerlik, Vahşi Kadın arketipinde ortaya çıkar. Estes’in ilginç örneklerle betimlediği bu arketip, doğayla bağını kopartmamış ve seçimlerini yaparken duygularını temel alan kadınları içeriyor.Kitaptaki farklı kültürlerden derlenen masallar, kadınların ilişkileri, kişisel imgeleri ve hatta bağımlılık gibi temalar çevresinde gelişiyor. Örneğin Afrika kökenli bir öykü, kadının ikili doğasını yansıtıyor. Ortadoğu’ya ait bir masal, sıradan bir kilim gibi görünen büyülü bir halının toplumun önyargılarını ve görünüşe ne kadar kolay aldandığını ortaya koyuyor.Yayımlandığında büyük övgüler almış bu sıra dışı kitap, kadınları vahşi derinliklerine doğru heyecanlı bir yolculuğa çağırırken, kadın psişesinin bugüne dek hazırlanmış en büyük sözlüğü olarak da okunabilir. Kurtlarla Koşan Kadınlar, kadınlarla vahşi bir noktada buluşmak isteyen erkekler için de vazgeçilmez bir rehber özelliği taşıyor. “Gülme, kadın cinselliğinin gizli tarafıdır; fizikseldir, temeldir, tutkuludur, hayat vericidir ve bu yüzden uyarıcıdır. Jenital uyarılma gibi bir hedefi olmayan bir cinsellik türüdür. Sadece o an için, bir sevincin cinselliğidir; özgürce uçan, yasayıp ölen ve kendi enerjisiyle yeniden yaşayan hakiki ve şehevi bir sevgidir. Kutsaldır çünkü fazlasıyla iyileştiricidir. Şehevidir çünkü bedeni ve onun duygularını uyandırır. Cinseldir çünkü heyecan vericidir ve haz dalgalarına neden olur. Tek boyutlu değildir, çünkü gülme, insanın kendisi kadar başkalarıyla da paylaştığı bir şeydir. Bir kadının en vahşi cinselliğidir. ” Clarissa P. Estés“İnsanlar binlerce yıldan bu yana, zor öğrenilen bilgileri edinmek ve sınırsız olasılıklar içeren düşler kurmak için büyük ateşlerin çevresinde oturmuşlardır. Günümüz dünyasında bu bilgelik yalnızca ‘gerçekler’le sınırlanmıştır. Estés, kitabında bu bilgelik ateşini yeniden yakıyor, hepimiz için.” Gloria Steinem